www.cihansalim.net

 Web Yazıları
   
"Yüzlerdeki Korku"

Eflatun Kasket/22 Haziran 2000

Geçen pazar nam-ı değer
tıklayın, destekleyin:
büyük sınav için erkenden uyanıyoruz. Saat 9:30'da ki sınav öyle bir heyecen yaratıyor ki tüm hane halkında saat tam 7:45'de evden çıkıyoruz. Hem de sınava gireceğim yer taş çatlasa yarım saatlik yolda. Ama dedik ya herkes panikte, "Aman erken gidelim", "Birşey unuttuk mu, bir daha bak sınava giriş kartına, nüfus cüzdanına", "Suyunu, çikolatını aldın mı", "Tamam onlar bende". Yoldayız, annem bir öğretmen olarak taktik veriyor, ben hiç oralı değilim. Genelde kendime güvenen birisiyimdir, ayrıca hayatımda hiçbir sınav için de panik yapmamışımdır. "Aman ne olacak, girip çıkacağız" düşüncesi hakim, hem bilgime hem de özgüvenime dayanarak "Ben yapamazsam kim yapacak ki" diye kendimi avutuyorum.

Sonunda İTÜ Maslak Kampüsü'ne varıyoruz, kapılar kapalı, zaten saat sekizi çeyrek geçiyor gibi, daha bir saatten fazla var. Ama tabii ki etrafı incelemeden edemiyoruz. 'Rakiplerime' bakıyorum, onlar da pek panikte değil gibi, açık havada arkadaşlarıyla muhabbetteler. Hafiften yağmur başlıyor. Bir hareketlenme oluyor 8:40'a doğru, meğer binanın içine almaya başlamışlar yağmur yağıyor diye. Bende giriyorum içeri, bizimkiler de eve...

İçeride hava bambaşka, polisler, görevliler etrafta, birisi "Biraz öne ilerleyin orada durmayın, sınıflara 15 dakika kala gireceksiniz" diyor.

Zaman geçtikçe içerdeki hava değişiyor, suratlarda yavaş yavaş durgunlaşıyor, somurtmaya başlıyor. Birşey unutup unutmadığından emin olamayanlar var, onları böyle yapan iki yıllık hazırlığın verdiği heyecan. "Vay be 18 Haziran geldi, sınava şurada yarım saat kaldı!" İşte bunu aklından geçirmek büyük stres. O büyük güvenim diğer yüzlerce adayın suratını göre göre yok oluyor. Benim de kalbim hızlı atıyor artık. Dile kolay, artık telafisi yok, "oldu oldu, olmadı olmadı" bile diyemiyorsun. Olmazsa diye düşünmek titretiyor. Ve sonunda vakit geliyor, herkes son hızla sınıflara yöneliyor, koşanlar bile var. İşte bu da stresin bir göstergesi, sınıf uzakta falan değil ama panikten gençler koşuyor.

Şimdi sınıftayız, işte bende de heyecan şimdi baş gösteriyor. Sınav sorumlusunun daha hızlı olmasını istiyorum, geç kalıyoruz diyorum kendi kendime, adımı yazıp kodluyorum, sonra kaç kere kontrol ettiğimi bile hatırlamıyorum. Diğer suratlarda da acayip bir hal almış, belki hayatları boyunca böyle bir ifade olmayacak suratlarda...

Sorular dağıtılıyor, ama ben size kelimelerle anlatamıyorum o anı, çünkü o sınıfta olup görmek lazım etrafı, ya kötü geçerse korkusu tam şimdi başlıyor. Bu da en kötü korku! Hem kendi gelecekleri etkilenecek, hem de eve gidip velilerine hesap verecekler. O 180 soruıdan bir taneciğini yapamanın verdiği moral bozukluğu çocuğun ruh halini uzun süre etkileyecek boyutta. Saate bakılıyor, kaç dakikam var kaldı diye diye. Sonunda dakika makika kalmıyor. "Kalemleri bırakın!"

Çıkışta ağlayan birini görüyorum ve düşünüyorum bu stres daha kaç yıl sürecek, daha kaç yıl çocuklar eğitim görebilmek için bu yükün altına girecek. O sırada aklıma birşey geliyor, geçenlerde okuduğum bir yazıda Alman yüzme antrenörleri şöyle diyor: "12-16 yaş arası, Türkiye'de muhtaşem çocuklar yetişiyor, devam etseler rekorlar kırabilecek bu çocuklar niye bir anda yok oluyor, anlamıyoruz?" Cevap ÖSS! İki yıllık kamptan sonra zaten çocuk 'bitiyor'.

Size o stresi tam olarak anlatamadımsa da sonuç olarak şunu çıkarıyorum şahsen: Bu sınav sistemi 20 yıl daha sürerse, 20 yıl boyunca sağlıksız nesillerimiz olacak.
 

 


-Eğitim ile ilgili 2 resmi link:
Biri Milli Eğitim Bakanlığı,
diğeri de ÖSYM.

- Web yazılarına geri dönmek için tıklayınız