www.cihansalim.net

 Web Yazıları
   
"Kararnamenin Geçmişi, Geleceği (KHK Krizi)"

Eflatun Kasket/25 Ağustos 2000

Geçen hafta, güvenlik
tıklayın, destekleyin:
birimleri tarafından elde edilen bilgiler ışığında hazırlanıp sunulan raporda, 253 kaymakamın irticai faaliyet içinde olduğu ya da bu faaliyetlere destek verdiği ileri sürüldü. Bu kaymakamların özellikle 37 ilde yoğunlaştığı belirtildi. Ve bu araştırmanın, dün, Milli Güvenlik Kurulu toplantısının hemen ardından açıklanması, KHK'nın gündemdeki yerini koruyacağı şeklinde yorumlandı. Söz konusu kaymakamların, irtica ile mücadeleyi aksattıkları; irtaci vakıf ve derneklerle gizli toplantılara katıldıkları gibi, irticai faaliyetlerin üzerine giden personele baskı uygulamakta, cuma namazlarına gitmeleri için personeli zorlamakta oldukları belirtiliyor. Bu kaymakamlar içinde irticai vakıflara bina tahsis eden, namazlarını Süleymancı ve Nurcu öğrenci yurtlarında kılanlar bile bulunmakta. Milli bayramlara rapor alarak katılmamak, içkili toplantılarda bulunmamak, bayanlarla el sıkışmamak karakteristik özellikleri olarak belirtiliyor. İşte bu gibi verilerin ortaya çıkması da genelgeye güç ve destek sağlıyor.

Öte yandan geçmişe bakıldığında, benzeri KHK'nın Demirel döneminde 9, Özal döneminde 7 ve Evren döneminde tam 11 kez geri çevrildiği görülüyor. Bu da Ecevit'in "kriz çıkar" söylemlerini yalanlıyor. Ne de olsa önceki yıllarda, genelge daha cumhurbaşkanı okumadan geri çevriliyordu. Demirel döneminde 2 kez, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından "Cumhurbaşkanına arz edilme ihtiyacı duyulmamıştır" yazısıyla geri çevrilen taslağın hep geri çevrilmesinin nedeni de şöyle açıklanıyordu: "Anayasaya aykırılık, yetki yasalarının kapsamı dışında kalması, yasayla düzenlenmesinin daha doğru olacağı, içerik yönünden yerinde görülmemesi ve yetki yasalarının iptal edilmesi." Yani Çankaya, kararnamenin geri gönderilmesini son derece doğal karşılıyor ve geçmişi örnek göstererek "normali budur" diyor.

Peki şu anda elimizde neler var? Şu anda Ecevit'in ve MGK'nın hazırlanan metin üzerinde tam bir görüş birliği içinde olduğu belirtiliyor. Ayrıca TBMM'de halen beklemekte olan mevcut tasarılar yer alıyor. Ama yine de şu anda ortaya çıkan tablo, yeni tasarının TBMM'de görüşüleceğinin, bu konu ile ilgili TBMM'de bulunan bütün tasarılar ile birleştirilmeyeceğini düşündürüyor. Ayrıca bu konu ile ilgili Bakanlar Kurulu'nda bir komisyon oluşturulmadığı açıklandı. Ve bunun bir yargısız infaz olmadığı vurgulandı. Şimdi düşünülen şey ise söz konusu kararname kanunla düzenlenip düzenlenemeyeceği, düzenlenmesi halinde de Anayasa'ya aykırı olup olmayacağı. Bunu 1402'nin yeniden getirilmesi olarak değerlendirenler var. Bu konuda hükümet sadece "bizim de hukukçularımız var" demekle yetiniyor.

Yine bugün gelinen durum bir ay öncekinden farksız ve A.N. Sezer'in istediği gibi. Peki bundan sonra neler olacak? Hükümet meclisi olağanüstü toplamayacak, yasama yılını yani 1 Ekim'i bekleyecek. 1 Ekim'de tasarının öncelikle ele alınması bekleniyor fakat başkanlık seçiminin olması kararnameyi ay sonuna kadar atabilir. Ama 350 sandalyeli hükümetin, tasarıyı er ya da geç, çok zor da olsa yasalaştıracağı ufukta görülüyor. Tabii eğer tartışmalar uzamaz, polemikler veya çok daha önemli ve acil konular oluşmazsa. Ama şu da bir gerçek ki ANAP ve MHP ciddi fireler verebilir ve DSP'de de iç muhalefet oluşabilir...