www.cihansalim.net

  Web Yazıları
   
" Bebek sağlam doğacak mı? "

21 Mayıs 2002

Bu yazı, Bilişim Cumhuriyeti'ndeki köşemde yayınlandı.

"Türkiye potansiyeli çok yüksek olan bir ülke", "Türkiye akıllı hamlelerle
tıklayın, destekleyin:
2050'de dünyanın en önemli 6-7 ülkesinden biri olabilir", vs. Büyüklerimiz bu sözleri bazen kendimizi rahatlatmamız için söyleyler ama yalnız değiller ki, tüm bunları bizden daha iyi bilenler aslında yabancılar. Bu sözleri gerek medyada yabancılardan duyuyoruz, gerekse de bizzat karşı karşıya konuşurken içtenlikle söylüyorlar.

Peki bu elli yılda en tepedeki sektörler neler? Geleceği söylemek güç olsa da en azından 2025'e kadar bilişim ve genetik, diğerlerine oranlar büyük gelir getirecek. İkincisi sadece insan sağlığı açısından değil yiyecekten gündelik hayatta kullandığımız eşyalara kadar çok geniş anlamlar ifade eden bir konu. Örneğin bir tür soğuk su balığının genlerini taşıyan domatesler, Hepatit aşısı yerine geçecek genetik değişime uğratılmış muzlar. Ama maalesef bu alanda oldukça geriyiz.

Peki ya ilk saydığım sektör? Evet, hani "bilişim" denilen şey, hani halkın kafasında hala açıkça ne olduğu bilinmeyen teknolojik gelişmeler? Hani maliyetlerin kısılmasını sağlayan, verimli ve etkili çalışmaya sağlayan şey?

Hayır mı, bilişim demek bu değil mi? Bilişim erkeklerin teknolojik oyuncaklar alması mı demek sizce? Artistlik taslamaya yarayan, arada bir kullanılan yüksek maliyetli lüksler mi sizce?

Siz lüks olduğunu düşünmeseniz bile toplumumuzun önemli bir kesmi öyle düşünüyor maalesef. Krizlerde maliyetleri azaltmak, verimli olmaya çalışmak değil midir amaç? Ama bizde bilişim, dijital oyuncaklar demek, lüks demek, o yüzden krizde bu lüksten uzak durmak lazım. Tabii bu nedenle de her krizde en çok zarar gören sektör Bilişim sektörü oluyor. Bazılarına göre %60 diğerlerine göre %80 küçülmüş, iyice cılız olmuş, kemikleri meydana çıkmış genç kızımızın.

* * *
2000 yılının ikinci yarısından itibaren küresel durgunluk iyice hissedilmeye başladı. Her ülke, her sektör, her örgütlenme kendini konsolide etmeye çalışıyor bir süredir. Türkiye zaten kriz çıkışında böyle bir çabada. Neredeyse her alanda atılım yapmaya çalışıyoruz ama en önemlilerinden biri bilişim. Sektör kendini artık daha iyi tanıtmaya çalışıyor, "krizler ülkesinde" başka türlü bir geleceği olmayacağını artık anladı. Hükümet AB kriterleri için çalışırken e-Avrupa+ için uğraşıyor.

Ve son dönemde sektör atılım yaparken herkesin ağzı tatsız. Çünkü uğultu bu sefer çok yükseldi. Bu uğultu genç neslin başka hiçbir alanda çıkaramadığı sesi, en iyi bildiği bilişim konusunda çıkarmasıyla oluşuyor. Bu uğultu öyle rahatsız edici ki yaşını başını almış çoğu kişinin başı ağrıyor, çünkü onlar bu yeni teknolojiyi tam anlamıyla özümseyememiş.

"Ben bunu doğru biliyorum, artık bunlar düzeltilsin ki geleceğe güvenle bakayım" diyen genç bilişimciler hiç olmadığı kadar büyük tartışmaların olmasında yapıcı rol oynuyorlar. Tüm bunların nedeni sektörün çok sancılı bir dönemden geçmesi, her şey yeniden düzenleniyor, kurallar belirleniyor, yeni güçler ortaya çıkıyor, kısacası taşlar yeniden yerlerine oturmaya başladı.

İşte bu nedenle Türk bilişim sektörü tarihinin en önemli sürecinden geçiyor. Bugün oturan taşların bazıları o kadar sağlam olacak ki yıllar boyu yerlerinden kıpırdatılamayacaklar. Bazıları ise yine düşecek, parçalara ayrılacak.

Bilişim sektörünün kıvrandığı bu dönemde bilişim medyası da çok önemli bir noktada. Dev şirketler ve medya gelecekte hakim olacak. Hükümetler ve eski güç odaklarının çoğu etkinliğini kaybedecek. Türkiye'de İnternet konusunda yol gösterici olması beklenen kurumları önemseyenler bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda. Yol gösterici olsun diye "üst"ten, "kurul"ması istenen ve biz alttakilerin kurulmasında etkin olamadığımız yeni yol göstericiler dahi etkisiz kalıyor. O zaman şimdiden güç merkezi olmaya başlayan medya yol göstericilik görevini biraz olsun üstlenmeli ve de tarafsızca bildiğini savunmalı.

Bazı etkinlikler sadece ürün, teknoloji sunumuna dönüşüyor. Bu konferansların, şuraların içeriğini değil varlığını tartışıyoruz. İnternet'i artık düzenlemeye, bazı kanunlar hazırlamaya çalışıyoruz. Ama her seferinde trajikomik gelişmelerle karşı karşıya kalıyoruz. Bir İnternet, Bilişim Bakanlığı kurulsun mu diye tartışıyoruz. Parlementoda aynı partiden iki vekilin "karşı" fikirleri savunduğunu, Allah'a şükür ki, görüyoruz. Ama dışardan birileri yorum yapınca "Vay, sen nasıl böyle dersin" diye tepkiler gösteriyoruz.

90'ların Türkiye'sinde kimsenin fark etmediği derecede kaynayan Satranç dünyamızda en az tepki çeken Federasyon başkanlarından biri olan Emrehan Halıcı kendini ifade etmekte zorlanıyor, eleştirildikçe küsüyor, küsünce de bir zamanlar kazandığı artı puanlar yavaş yavaş siliniyor.

Aslında tüm bunlar temelde yeni bir yasa yüzünden olmuyor. Artık ülkede sabırlar taşmak üzere, ama bilişim tüm alanlar içinde sunduğu olanaklar nedeniyle en tartışılan, en çok etkileşim yaşanılanı. Sabırsız insanların ülkesinde en küçük yanlışa bile tahammül yok, her hata tepki topluyor. Ama bilişim gerek istihdam ettiği insan miktarının sayısının çok fazla olmaması, gerek tüm bu insanların son derece sıkı bir ilişki içinde olması, her gelişmeyi ilgiyle takip etmeye çalışması nedeniyle, tepkisini en iyi dile getiren sektör. Bir turizm sektöründe birbirinden kopuk binlerce tatil köyü, çıkarları çatışan gruplar söz konusu. İşte birincisi, bu nedenle her bilişim hatası çok büyük tepki çekiyor; ikincisi bu ülkenin aydınlık gençliği kendi geleceklerinin nasıl düzeleceğini çok iyi biliyorlar.

* * *
Vizyon sahibi insanların buluştuğu yerde anlamamız gereken, kimsenin kendi çıkarını kollamaya çalışmadığı. Bir sekör, yeni bir ekonomi modeli, neredeyse sıfırdan yeniden kuruluyor. Herkes en sağlam temeli atmak istiyor, bu yeni oluşumun içinde olmanın verdiği heyecanla insanlar bazen kırıcı olabiliyor. Ama sektörle uzaktan yakından ilgisi olanların bugün yapması gereken yapıcı olmak, eleştirilere sinirlenmemek, bunlardan ders çıkarmak, eleştiriler haksızsa da bunu kavga, tehditle değil, yaptıklarının aslında ne kadar yararlı, yaratıcı olduğunu ortaya koyup diğerlerini de motive ederek kanıtlamak.

İlk çocuğumuz on yaşlarına geldi, onu iyi tanıyamadık, isteklerini yerine getiremedik. İyi gelişemedi ama yine de iyi bir abla olacağı kesin. Zaten aslında anne ve babası olarak biz de biraz çelimsizdik ve daha da önemlisi tecrübesizdik. O yüzden 2001'in baharında artık yeteri kadar tecrübe kazandığımızı fark ettik. Yeni bir heyecan sardı bedenimizi, yeni birşeyi meydana getirecektir.

Bu aralar bebek doğmak üzere, ama çok dikkatli olmalıyız. Bizim zaten etimiz budumuz belli, ablası zaten çok narindi, hastalık hastası oldu. Şimdi ebeveyn olarak çok dikkatli olmalıyız ki, yeni bebeğimiz sakat doğmasın, kurallarla eli kolu bağlanmasın, aile içi kavgalar yaşayıp sorunlu bir çocukluk geçirmesin...

 


- Diğer web yazılarıma ulaşmak için tıklayın

- Fikirlerinizi paylaşmak için bana e-posta atın.