www.cihansalim.net

 Kitap
 
  Adını Unutan Adam
Aralık 2001
  Adını Unutan Adam
Mehmet Eroğlu
Everest Yayınları / 152 sayfa

"Size komik ve anlamsız gelse de dünyaya aşıktık biz; insanın biyolojik bir varlık olmaktan öte, soyut kavramlara karşı özel sorumluluğu olan bir varlık olduğuna inanıyorduk. İnsansanız bazı şeylere aşık olmak zorundasınız çünkü. Mesela gülmeye, mesela güneşe, mesela Amcam'ın nedensiz özverisine, mesela direnmeye, mesela marul gibi ekili şeylere..."

Bu roman 1969'da Ölüdeniz ile Şeria lrmağı arasındaki bir tepede adını unutmak zorunda kalan, ama belleğini kaybetmeye de inatla direnen bir politik eylemcinin serüvenidir. Unutmak, kahramana ölüm gibi gelir, ama adını da unutmak zorundadır. Üç kişi, ölümün eşiğinde, birbirlerine söz vermişlerdir çünkü. Hatta kimin öleceğine karar vermek için kura çektiklerinde; ölümü gözünü kırpmadan iki cebine de taş koyarak hile yaparcasına kucaklayacak tipte insanlardır onlar.

"En büyük kusuru kusursuz olmak" olan Petra! En az roman kahramanları kadar gerçek olması gereken Petra! Peki, belleği ve anıları olmayan bir kadın ne kadar gerçektir? Bunu Adını Unutan Adam bilmiyor. On sekiz yıl gerideki o gecenin içinde yere uzanmış yatan üç genç adam da...

Gülümsemelerinin ardında ise, bütün dünyayı kavrayacak kadar güçlü bir inanç vardır. Sonra da hep birlikte yürürler ölümün üstüne. Mehmet Eroğlu, "Auschwitz'den sonra Tanrı öldü, "çığlığını yineler burada: "Tanrı parmağını bile kıpırdatmadı; seyretmekle yetindi."

"Gökyüzünde başıboş bir aydınlatma fişeği, onun sağ yanında omzunu kaşıyıp duran Ali, solunda ise gecenin soğuğu vardı. Ben! Hatırlıyorum; ben O'nun birkaç metre..." Mehmet Eroğlu'nun dördüncü romanı olan Adını Unutan Adam, aslında devrimci romantiklere, 1968 kuşağına yakılmış bir ağıt; bu kitabın öyküsü de unutulan adların hikayesidir.

 
  Ateş Ortasında
Kasım 2001
  Ateş Ortasında - Bir Savaş Muhabiri Anlatıyor
Vedat Yenerer
Ümit Yayıncılık / 486 sayfa

ABD'de Dünya Ticaret Merkezi'ne ve Pentagon'a yapılan saldırılar sonrası ilk hedef haline gelen Afganistan'a ilk giren savaş muhabiri Vedat Yenerer, Güneydoğu'da, Kuzey Irak'ta, İran'da, Çeçenistan'da, Eritre'de, Afganistan'da, Bosna'da, Balkanlar'da, Cezayir ve Endonezya'da çatışmaların tam ortasında görev yaptı. Bu ülkelerde gözlemlediği ilginç olayları ve izlenimlerini kitaplaştırdı.

Sadece Türkiye'de değil tüm dünyada ilgi çekebilecek bir içerik sunan "Ateş Ortasında - Bir Savaş Muhabiri Anlatıyor" sadece savaş ve etkilerini anlatmakla kalmıyor. Ne kadar büyük olduğunu anlayamadığımız Dünyamızın bizden uzak noktalarındaki hayatların aslında oldukça farklı yaşandığını da gözler önüne seriyor. Bambaşka hedefler, küçük mutluluklar, devamlı bir dramın artık kanıksanan bir biçimselliğe dönüşerek insanı insandan ayırması çoğu kişinin zihinsel ihtiyaçlarını doyuracaktır.

 
  Cumhuriyet Çocuğu
Ekim 2001
  Cumhuriyet Çocuğu
Nihal Yeğinobalı
Can Yayınları / 253 sayfa

Bu ay yeni bir kitap değil, çok değerli ve yeniden basılan bir kitabı tanıtıyorum. Okurken çok etkilendiğim ve özellikle gençlerin okuması gereken bir eser.

Osmanlı'nın son günlerinde, küçük bir Ege kasabasında "Gelin olmak istemiyorum. Öğretmen olmak istiyorum!" diye direnen, ancak savaşlar ve düşman işgali yüzünden öğretmen olamayıp, çaresiz, gelin olmaya boyun eğen Gördesli Feride'nin kızıdır Nihal Yeğinobalı'nın. Bu anılar kitabında neler yok ki. Eski Gördes'te görmeden nişanlandığı, adamı tanıyabilmek için hizmetçi rolü oynayan Sıdıka. Şeyhülislam olacakken Jön Türk olan Yörük kökenli laik Yeğinobalı Asım Molla. Evli bir Türk genciyle yasadığı yasak aşk, Türk komşularının yaktığı hazin türküde yaşayan Rum kızı Eleni. Manisa'da, Yunan yangınında Türkleri diri diri yanmaktan kurtaran Fransız rahibeler. Tatar güzli, 'kötü kadın' Hediye. Yoksul göçmen kızı, vakur ve idealist öğretmen Memnune. Yaşayan efsane Manisa Tarzanı. Devrim şehidi Kubilay'ın boğazına dayanan kör bıçak. Mustafa Kemal'in kibarlığı. Çevresine aşk ve şiir dağıtan yoksul ve yakışıklı şair. Kan dökmeye 'evet', müziğe ve yaşama sevincine 'hayır' diyen örümcek kafalı Hafız ve daha niceleri... Otuzlu yılların başında, o yılların bütün coşkusunu, yoğunluğunu, aydınlığını Manisa'da doyasıya yaşayan bir Cumhuriyet Çocuğu'nun, bir romancı kaleminden çıkmış anıları.

 
  Yeryüzündeki Tanrı-Devlet
Eylül 2001
  Yeryüzündeki Tanrı-Devlet
Şemsettin Orhan
Berfin Yayınları / 312 sayfa

"Kırım, katliam ve soykırımları; işkence, hapishane ve darağaçlarını; talan, zulüm ve zorbalığı; yasak, soygun ve sömürüyü; dayatma, kuşatma ve yok etmeleri; pislik, yolsuzluk ve rüşveti, ahlaksızlık, kirlenme ve kokuşmuşluğu; hırsızlık uyuşturucu ve fuhuş; üçkağıtçılık, onursuzluk ve rezilliği; suiistimal, hainlik ve dumura uğratılan ahlaki değerleri bir bütünsellik içinde, diyalektik bir yöntemle ele aldığım -10 yıllık- bu çalışmamda, öncelikle devlet olgusu üzerinde durmak istedim. Beğenileceğine içtenlikle inandığım, bir çeşit tarihin sorgulaması olan bu çalışmamla; soyut anlatımlar yerine var olan gerçek devleti tanımlamaya, özyapısını ortaya koyup, ne zaman, ne şekilde ve hangi ihtiyaçtan ortaya çıktığını açıklamaya; kökenini irdeleyip, tarih içindeki uygulamalarını gözler önüne sermeye; tüm ekonomik, sosyal, siyasal, sınıfsal, hukuksal, dinsel ve metafizik konulardaki yanlışları inceleyip sorgulamaya ve bunların üstünü örten sis perdesini aralamaya çalıştım" diyor Şemsettin Orhan...

 
  Uykusu Sakız
Ağustos 2001
  Uykusu Sakız
M. Sadık Aslankara
Can Yayınları / 166 sayfa

Ege'nin küçük kentleri... Ellili yıllar... Hayata tutunmaya çalışan insanlar; görünmez çizgilerin içine hapsolmuş, yüzeyde durağan, derinde alabildiğine kaynayan hayatlar. Öykülerin çoğunun kahramanı, küçük bir erkek çocuğu. Olaylar bir çocuğun gözünden, çocuk duyarlılığı ve içtenliğiyle, son derece yerinde kullanılan ayrıntılarla verilmiş. Babanın genellikle uzak, sessiz ve silik kaldığı, baskın kişilikli dayıların, eniştelerin boy gösterdiği, kadın egemen aileler; anneler, teyzeler, yengeler, ablalar arasında geçirilen alabildiğine tasasız çocukluklar. O yaşlarda yeni keşfedilen ve kadınlar arasında beslenen çocuk cinselliği.; çocukluk denilen ülkenin uçsuz bucaksız toprakları, Uykusu Sakız'ın öne çıkan temaları.

Kitaptaki öykülerin çoğunda kişinin geçmişe dönerek kendisiyle ve en yakın bildikleriyle arasında hesaplaşma var; babayla, anneyle ya da en yakın arkadaşla. Duyguların, derine işlemiş yaraların yıllar sonra yeniden gerçek değerlerine oturtulması var. Küçük yalanlarla, kan kardeşliklerle beslenen, küçük bir çikolatayla mutluluğa boğulan çocukluğun büyülü, masalsı, şiirsi dünyası var ve bu dünyanın düşleri... Her şeyin olduğundan farklı, büyük, inanılmaz, olağanüstü görünüşü... Çocuklukla yetişkinliği ayıran ya da birleştiren o gizemli çizgide gezinmeyi ustaca başarıyor M. Sadık Aslankara. Ve yılların gerisinde kalmış engin bir dünyanın kapılarını aralıyor.

 
  Arasta
Temmuz 2001
  Afrika Rüyası
Che Guevara
Çeviren: Saliha Nazlı Kaya
Everest Yayınları / 280 sayfa

"Yürüdüğüm yol boyunca kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim." Che, Kongo'dan ayrılmak üzere Tanganika Gölünü'nü son defa geçerken bunları yazıyordu günlüğüne. Che'nin Kongo'da savaşarak geçirdiği yedi ayda tuttuğu bu savaş günlüğü, bir rüyanın, emparyalizme karşı mücadeleyi, dünyanın başka köşelerindeki ve Latin Amerika'daki devrimci dalgayı Afrika'ya yayma rüyasının öyküsüdür. Fakat Che'nin kendi sözleriyle, bir "başarısızlığın öyküsü" haline de dönüşen bir rüyadır bu.

Yine de Che bu deneyime çok büyük bir önem atfediyor; Kongo'da karşılaşılan zorlukların, gelişme düzeyi düşük ülkelerin devrimci hareketleri açısından paha biçilmez bir önemde bir örnek oluşturduğunu, gelecekteki hareketlerin bu derslerden mutlaka yararlanmaları gerektiğini düşünüyordu. Hatta buradaki ilkel durumu, Küba'da devrim yürüyüşü ilk başladığında Sierra Maestra'ya çıktıkları zamanki duruma benzettiğini söylüyordu. En çarpıcı olanı da, Küba Devrimi'ni zafere taşıyan, 'Yankee emparyalizmine' tavizsizce kafa tutan, bütün dünyanın efsanevi gerilla lideri sıfatıyla selam durduğu Che'nin, bu kadar geri bir ülkedeki deneyimi sonrasında, kendine yönelik eleştirel tutumunun samimiliği ve kendisiyle hesaplaşırken kelimelerden yansıyan çocuksu acemilik...

Che'nin Kara Kıta'da geçirdiği yedi ayın kaleminden aktardığı öyküsü olan Afrika Rüyası, otuz beş yıl sonra, dünyayla aynı zamanda, Türk okuyucunun karşısında...

 
 

- Daha önce tanıttığımız kitaplara ulaşmak için diğer kitaplar sayfamıza gidebilirsiniz.

- Çok beğendiğiniz, ya da burada yayınlanması isteyeceğiniz kitapları bana e-mail atın.

- Türkçe kitap siteleri gün geçtikçe artıyor. Biz size Idée Fixe'i öneriyoruz.