Gerçek Bir Korku Hikayesi!
Buraya aldığımız olayı korku hikayesi mi,
yoksa fıkra olarak mı sunmam gerektiğine karar veremedim. Ama ilgi çekici olduğu kuşkusuz. Ardından ise gerçekten hoş üç yeni fıkramız var...Kendisi Bünyan'lı olmayan, politikayla da
uğraşmış ve halen Kayseri'de işadamı olan birisi, Bünyan kıyıcığında,
Kayseri-Malatya kara
yolu üzerinde, lokantası olan bir benzin istasyonuna
gider ve yemek yer. Dönüşte yürüyüş
mesafesindeki Bünyan'a
gitmek için meyhanemsi lokantadan çıkar ki, dışarısı
hem zifiri
karanlık
hem de korkunç bir kar-tipi fırtınası başlamıştır.
Benzin istasyonuna
yaklaşık 300 metre mesafedeki Bünyan'a dönüş için yol
kenarına varır.
Oradan geçen bir arabaya binip, Bünyan'a ulaşma
derdindedir. Fırtına
daha
da şiddetlenir, birkaç adım ötesini bile
görememektedir. Gelip geçen
bir
araba da yoktur. Nihayet karanlıklar içerisinde,
hayalet gibi yavaş
yavaş
yaklaşan bir arabanın farlarını fark eder. Arabanın,
tam önünde
yavaşlamasıyla birlikte hemen arka kapıyı açar ve
arabaya biner.
Kapıyı
kapatır, araba yeniden hareket eder. İçeridekilere
merhaba demek ister
ama
o da ne? Araba da kimse olmadığı gibi, direksiyonda
da kimse yok.
Birden
paniğe kapılır. Korkuyla, hemen arabadan atlayıp,
oradan koşarak
uzaklaşmak
ister ama hem araba hızlanmış, hem de korku ile
dizleri bağlanmış,
hareket
edemez hale gelmiştir. Araba keskin bir viraja doğru
yaklaşır. Adam
dua
etmeye başlar. Tüm günahları için tövbe eder. Arabayı
durdurması için
Allah'a yalvarır. Tam bu esnada, pencereden bir el
uzanır ve
direksiyonu
kıvırarak, sert virajdan arabanın doğru yola
dönmesini sağlar. Her
tehlikeli dönemece yaklaştıkça, Allah'a yalvarış ve
yakarışı artar ve
her
seferinde de bir el dışarıdan uzanıp, direksiyonu
çevirir.
Sonunda
kendisini biraz toparlar, ayaklarını
kımıldatır. -Ya Allah koru beni...- deyip, kapıyı
açıp kendisini arabadan dışarı atar. Bir kaç takla
attıktan sonra,
şarampolde kendisine gelir.Defalarca üç Külfü-bir
Elham okuyarak,
Bünyan'a
yürüyerek ulaşır ve kahvehaneye girer. Üstü başı ıslak
ve şok
halindedir.
Kendisini tanıyanlar hemence sobanın başına alırlar.
Eline bir çay
verirler. Bir müddet sonra kendisine gelip, sesi
titreyerek, başına
gelen
doğa üstü ve korkunç olayı anlatır. Olayı dinleyenler
inanmak
istemeseler
de,anlatan kişinin akli başında ve toplumsal
sorumluluk taşıyan bir
pozisyonda olduğunu bildiklerinden, herkeste derin
bir sessizlik
oluşur.
Yaklaşık yarım saat sonra, ayni kahvehaneye
Koyunabdal Köyü'nden iki
kişi
girer.Bir masaya oturur ve iki duble çay söylerler.
Bu arada,
gelenlerden
birisi, diğerine şunları söyler :
"-Hasan Yıldız baksana, şu sobanın başında oturan
çılgın bizim
araba
yolda kalınca biz arabayı iterken, arabaya binip inen
adam değil mi?"
Damat Kimin Tarafında?
Üç kızına özenle damat seçen ve kızlarının mutluluğundan emin olan kayınvalide, yıllar geçtikçe damatların kendine karşı gerçek düşüncelerini daha çok merak eder olmuş.
Önce en büyük damatla bir hafta sonu görüşmüşler ve sahil yolunda kayınvalide-damat yürüyüş yapmışlar. Kadın ayağını bir taşa takmış, kendini denize düşürmüş. Kadının yüzemediğini bilen damat hemen suya atlayıp kayınvalidesini kurtarmış. Bir gün sonra büyük damat, evinin önünde bir Mercedes otomobille karşılaşmış, kayınvalidesinin "Hayatımı kurtaran sevgili damadıma" şeklindeki notuyla.
Kadın bir dahaki hafta ortanca damatla buluşmuş, yine kaza geçirmiş, yine kurtarılmış, yine Mercedes.
Bu kadar tesadüf olmaz dedirtmemek için en genç damatla yapılacak yürüyüş birkaç ay sonra gerçekleştirilmiş. Fakat kadın denize düşünce genç damat kılını dahi kıpırdatmamış.
Ertesi gün, adam evinin önünde bir Porsche otomobille karşılaşmış. Arabayı teslim eden kişinin uzattığı notta ise:
"Evladım, hayatımı kurtardın, minnettarım. - Kayınpederin"
Dine Geldi...
Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafındaki güzelliklere bakıyormuş. "Evrim ne güzellikler yaratıyor!" diye düşünüp mest oluyormuş. Birden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu
kovalamaya başlamış. Adam bütün gücüyle kaçıyormuş ama her arkasına bakışta ayının daha yaklaşmış olduğunu fark ediyormuş.
Dakikalarca süren bir kaçısın sonunda
adamın ayağı yerdeki dala takılmış, ayı adamın üzerine
atlamış,
pençesini kaldırmış.
Tam vurmaya hazırlanırken adam "TANRIM!!!" diye
bağırmış.
Bir anda zaman durmuş, ayı donmuş, ormandaki nehir
bile akmaz olmuş.Bir anda orman kararmış ve gökyüzünden
bir ışık huzmesi
adamın üzerine parlamış.
Çok derinden gelen ilahi bir ses adama:
"Yıllarca bana inanmadın,
yaratılışı kozmik bir kazaya bağladın, sana bu durumda
yardim
etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu
saymalıyım?"demiş.
Adam utanç içinde:
"Biliyorum bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem
haksizlik,
ama belki AYIYI dindar yapabilirsiniz." demiş.
Ses: "Peki." diye karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş.
Nehir tekrar akmaya başlamış. Her şey eski haline dönmüş.
Ayı pençesini indirmiş, iki pençesini de göğe doğru
çevirmiş, ve
konuşmaya başlamış:
"Tanrım, senin rızkınla orucumu açıyorum, ham dolsun
verdiğin nimetlere."
Silikon Madeni!
Öğretmen sınıfta madenleri ve ne kadar değerli olduklarını
anlatıyormuş. Dersin bitiminde çocuklara sormuş:
- "Çocuklar! Kim hangi madene sahip olmak ister?"
Önce Davut cevap vermiş:
- "Platin, öğretmenim. Onunla kendime bir Porsche alırdım."
Ardından Mehmet cevaplamış:
- "Altın, öğretmenim. Altınlarımla kendime son model bir Cadillac
alırdım."
En son Küçük Cenk yanıtlamış:
-"Silikon, öğretmenim. Ablamda iki tane var, kapının önündeki
arabaları hayal bile edemezsiniz."