Tüm Yazılar
Evet artık herkes küresel finans krizini anlamaya çalışıyor. Ama uzmanlardan, ekonomistlerden, siyasetçilerden, sanayicilerden farklı sözler geliyor, hem de hiçbiri net ve açık değil. Genel hatlarıyla ne oluyor, bizi nasıl etkiler ve ne zaman rahatlarız biraz düşünelim…
Müşteri sadakati erirken eldeki müşteriyi tutmak, yeni müşteri elde etmekten ucuz da olsa, gittikçe zorlaşıyor ve pahalılaşıyor. Peki yeni, deneyimsel pazarlama yöntemlerini Türkiye’de niye yeteri kadar göremiyoruz? “Türk tüketicisine fazla gelir” inancı mı var? Türkiye’den güncel örnekler, yeni haberler ve uygulamaları tartışıyoruz
Günümüz dünyasında bireyselleşmeden yalnızlaşmaya doğru ilerleyen yaşam tarzıyla paralel giden diğer tehlike “aidiyet” hislerinin körelmesi. Davranışsal olarak yapabileceklerimiz var, ama heyecan verici bir haber daha: Meğerse kucaklaşma kimyasalı, güven iksiri, aşk hormonu gibi adlar verilen bir kimyasal varmış; “oksitosin”.
TCMB’yi suçlamak kaçak dövüşmek, çünkü TCMB’nin birincil ve tek hedefi fiyat istikrarı yani enflasyonu düşürmek ise, ona bu görevi veren kim bilmiyor muyuz? Ama günü kurtarma peşindeki meslek ve sanayi odaları oldukça biz her hafta gazetelerde aynı haber ve demeçleri daha uzun yıllar okuruz, aman sıkılmayın…
Hiç de iyi başlamadığımız Çin’deki olimpiyatlar “Türkiye’de ne yanlış yapılıyor” sorusunu yine gündeme getirdi. Ama önceki olimpiyatlarda olduğu gibi bir sorun üzerine 15 gün düşünmek o sorunu çözmeye yetmiyor. Türkiye her konuda olduğu gibi sporda da farklı hareket etmeye başlamalı
Dünyanın en çok turist çeken şehirlerinden Paris’te görülecek onca yer arasında vakit paylaştırmak zor. Bir hafta içinde gördüklerime göre naçizane önerilerimi, neyin neden görülmesi ya da görülmemesi gerektiğini anlatarak yazı dizisine başlıyorum.
ÖSS sonuçları geride bıraktığımız hafta açıklandı. Bu yıl sonuçlarla ilgili haberler geçmiştekilerden farklıydı. Çünkü “tanıdık yüzler” yine dereceye girdi, 2007 sınavında 1., 2. ve 6. olan öğrenciler, belki çok daha fazlası, 2008 sınavına da bir okul kazanmak için değil kişisel tatmin, derece, ödül, vb. için bir daha girdi. Peki üniversite derslerine ve sonrasına yatırım yapacaklarına geçmişten kopamayan gençler mi yetiştiriyoruz?
OnPunto hakkındaki yazımı oldukça detaylandırdım ve genişlettim. Ayrıca RSS hakkında özet bir rehber yazı da hazırladım.
Doğan Online Medyanet şemsiyesi altındaki OnPunto.com kapandı. Blog yazarlarını geleceğin gazetecileri olarak olabildiğine öne çıkarmaya çalışan girişimin kapanmasının ardında gizli nedenler aranıyor. Ama görünen o ki, OnPunto sanılanın aksine Hürriyet Gazetesi’nin desteğini almadı, istenen büyüklüğe ulaşamayıp gelir elde etmeye başlamaması da kapanma ile sonuçlandı. Tabii ki açıklamasız, ani bir kapanma tepki çekti ve çekiyor…
Yeni genişbant İnternet olarak her yerde reklam edilen VDSL2, 32 Mb/s hız vaat ediyor. Fakat şimdiden ciddi çekinceler mevcut. Neden ADSL2+ tercih edilmedi, neden yeni modem almak gerekecek, neden 32 Mb download karşılığında sadece 1 Mb upload hızı veriliyor? Ve Türkiye’de kaç kişinin bu hızda İnternet’i ödeme gücü var…
AKP’nin kapatılmasına yönelik iddianameye karşılık hazırlanan savunmada, iddianame hazırlanırken İnternet’ten faydalanılması eleştirilerek “Bu adeta ‘Google Davası’dır” yakıştırması yapılması İnternet’i nasıl gördüğümüz hakkında tarihe düşülmüş acı bir not
Paris’te gördüğüm bazı Türk restoranları, camlarındaki büyük döner resimlerinin üstüne “Grec” yani “Yunan” kelimesini yazmıştı. Fransa’da Yunan kebabı olarak anılmaya başlanan kebabı Türk girişimcilerin de “Türk” adıyla sunmaması çok önemli ve derin tartışmalara neden açacak bir konu değil mi?
Geçen hafta Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım YouTube’a erişimin engellenmesi hakkındaki sorulara şaşırtıcı cevaplar verdi: “3. Dünya ülkesi site kapatıyor demek fiyaka. Buraya gelip güvenlik, yetki belgeleri almaları gerekiyor. Diğer ülkelerde yapıyorlar, burada yapmıyorlar.” Uzmanlığı, geçmişi, siyasi ve ideolojik yaklaşımı ne olursa olsun bir Ulaştırma Bakanı’nın web sitelerine erişime izin vermek için güvenlik, yetki belgesinden bahsetmesi, [...]
İstanbul’da alternatif, “özel”, bağımsız kültür sanat mekanlarının yeşermesi ümit verici. Büyük bir kazanç olan Pera Müzesi’ni ziyaretimden sonra Garaj İstanbul’da dinlediğim konserin gecikmesi ise “kültür” kavramını yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor
Tarihi Süreyya Opera Binası 2 yıl süren restorasyon sonrası İstanbul Anadolu yakasının tek, Türkiye’nin 6. operası olarak hizmet vermeye başladı. Nispeten küçük sahnesine özel hazırlanan “Bale Gala” ve de binanın restorasyon sonrası hali görülmeye değer
Web’in gelişiminde bloglardan önce önemli rol oynayan kişisel sitelerin çoğu ‘blog’a dönüşmeye başlamıştı. Şimdiyse blog yazmak için verilen özen ve zaman bile zorlayıcı geldiğinden Facebook, Twitter gibi sosyalleşme platformlarında 2-3 cümle ile kendimizi anlık şekilde ifade etmeyi tercih eder olduk. Flickr’da fotoğraflarımızı, YouTube’da videolarımızı yayınlamaya alıştık, web sitemize, blogumuza içerik bırakmadık. Peki kişisel markamızı bölmek için bir “doğru oran” var mı?
Yazılarımı RSS beslemesine abone olarak, web üzerinden siteme hiç uğramadan okuyanların dikkatini çekmek istedim. Birkaç hafta önce sorunlar yaşadığım ‘blog’umu yeniden ayağa kaldırırken tasarımını da değiştirdim. cihansalim.net/blog adresine girip yeni şablonu gözden geçirip anasayfadan yazılara, kategoriler, arşiv gibi alanlara ilişkin her konuda önerinizi bekliyorum; ki böylece daha rahat kullanabileceğiniz bir arabirim oluşturmaya çalışayım.
Önceki haftanın önemli haberi “GAP’ı İşsizin Parası Bitirecek” idi. Türkiye’nin en büyük kalkınma hamlelerinden biri olan GAP’ı bitirmek için hala çok büyük bir kaynak gerekiyor. Kaynak bulma çalışması devletin kasasında farklı amaçlarla toplanan fonlara göz dikilmesine neden oldu. İlk akla gelenlerden biri de, çalışanlardan yapılan kesintilerle oluşturulan İşsizlik Sigortası Fonu.
Daha Başbakan “Ayaklar/Başlar” yaklaşımını sergilememiş olduğundan Aysun Kayacı’nın “vergisini vermeyenle oyum niye bir olsun” haklı serzenişine saldırmak için kırdığı “dağdaki çoban” potunu suistimal ediyorlardı. O ara Hürriyet’te Yurtsan Atakan konuya işte böyle yaklaştı: “Tecavüzcüyle aynı oy hakkına sahip olmak“
Ulusal değerlerimizi, toplumumuzu bir arada tutan ortak paydaları aşındıran bir olay, demeç, habersiz gün geçmiyor ama bugün yazmadan edemedim. Galatasaray-Fenerbahçe maçı törenler yüzünden kötü zeminde oynanacakmış! Bir de törenlerde tribünde oluşturulan sloganları çıkar amaçlı kullanmaya başlamadık mı…