<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>H. Cihan Salim - Günce... Blog... &#187; web&#8217;de olanlar, olaylar</title>
	<atom:link href="http://www.cihansalim.net/blog/category/web-de-olanlar-olaylar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cihansalim.net/blog</link>
	<description>www.cihansalim.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 11 Aug 2010 12:56:45 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Sanal Kimlikler Sayesinde Birbirini Besleyen Paralel Yaşamlar, Paralel Evrenler</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/sanal-kimlikler-sayesinde-birbirini-besleyen-paralel-yasamlar-paralel-evrenler/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/sanal-kimlikler-sayesinde-birbirini-besleyen-paralel-yasamlar-paralel-evrenler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Aug 2010 12:55:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1042</guid>
		<description><![CDATA[Lost gibi diziler, sinema filmleri bizleri farklı zaman dilimleri, evrenler, boyutlar arasında dolaştırırken izlenme rekorları kırıyor. Bu ilginin güçlenmesi ise, son yıllardaki İnternet ve iletişim aracı kullanım şekillerimizin bizleri toplumdan izole etmektense farklı şeyleri bir arada yaşamaya itmesinden kaynaklanıyor olabilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Milyonlarca kişinin heyecanla beklediği Lost dizisinin 6. ve son yılının final bölümü bazılarında hayal kırıklığı, bazılarında memnuniyet yarattı. Son on yılın en popüler TV yapımlarından biri olan dizide kahramanların geçmişleri ve geleceklerine sıklıkla gidiliyor, izleyiciler de aradaki gelişmeleri tahmin etmeye çalışıyorlardı. Son sezonda ise kahramanların, daha önce anlatılan geçmiş veya geleceklerine uymayan öğeler içeren farklı bir hayat yaşadıkları yeni bir zaman dilimi ekrana gelmeye başladı. Geniş izleyici tabanını düşündüğümüzde, dizinin takip edilmesini, anlamlandırılmasını zorlamaya başlayan bu açılımı yapımcılar göze almış, tercihi bilinçli yapmıştı.</p>
<p>Yine son dönemin güçlü ve popüler TV dizilerinden Fringe, alternatif evreni temel alan hikayesinde iki taraf arasındaki geçişler, bilim ve teknolojideki gelişmelerle iki evrenin yakınlaştırılması, hatta bunların birbiri üstüne çökmesi olasılıklarını işleyen hikayesiyle ilgi çekmeye devam ediyor.</p>
<p>Bu iki örnek, hikayesi büyük ölçüde paralel zaman veya boyutlarda geçen diziler. Ama tabii ki bir veya birkaç bölümde bu konulara değinen daha pek çok dizi ve film var. Özellikle son dönemde bu temanın daha sık karşımıza çıktığını da gözlemliyoruz. Paralel zamanlarda veya boyutlarda aynı karakterlerin farklı yaşamlar sürmesine dair olan bu kurgu yapımların daha çok ilgi çekiyor olmasının başlıca nedenlerinden biri de, yüz milyonlarca insanın İnternet kullanım eğilimleriyle benzerlikler taşıması.</p>
<p><strong>“Eğlence için İnternet” Kullanımı Derinlik Kazanıyor</strong><br />
İnternet kullanımı içinde eğlence ve rahatlamaya yönelik ayrılan zamanın payı son yıllarda ciddi oranda yükseliş gösterdi. İnternet’in yaygınlaşması ile bilgisayarlar ve oyun konsollarına yönelik üretilen profesyonel oyunlar “çok oyunculu”, bol etkileşimli programlara dönüştü. Devasa boyutlarda sanal dünyalarda fantastik karakterler seçerek rol yapma üzerine kurulu oyunlar on milyonlarca kullanıcının hayatlarının ciddi bir bölümünü buna zevkle ayırmasını sağlıyor.</p>
<p>Ama sadece World of Warcraft gibi kendi başına kurulması gereken profesyonel oyunlar değil, Facebook gibi sanal ağlar üzerinde oynanan basit oyunlar da benzer temalar barındırmaya başladı. Farmville, Cafe World, Texas HoldEm, Mafia Wars gibi popüler oyunların üreticisi Zynga’nın oyunlarını ayda 235 milyon farklı kullanıcı oynuyor. Günde ortalama 65 milyon oyuncunun giriş yaptığı Zynga oyunlarından örneğin FarmVille’in yaklaşık 83 milyon oyuncusu var ve bu rakam büyümeye devam ediyor.</p>
<p>Sosyal medya tabanlı bu tip oyunlar doğal olarak kendilerini “sürekli” veya “profesyonel” oyuncu olarak tanımlamayacak, fırsat bulduğunda sisteme girenler tarafından oynanan, bu nedenle de geçtiğimiz dönemde çok daha masum görünen programlar idi.</p>
<p>Fakat FarmVille örneğinde olduğu gibi, bu “rasgele” oyuncu tabanının aslında nasıl “sürekli”, fanatikçesine oynayanlara dönüşebildiğini görmeye başladık. Sosyal medya platformlarında geçirilen süreler her ay beşer onar dakika artarken bu oyunlara daha mı çok zaman ayrılmaya başlandı, yoksa bu “genellikle” ücretsiz oyunları oynayabilmek için mi daha çok sosyal paylaşım siteleri ziyaret edilmeye başlandı, bu çok önemli bir soru.</p>
<p>Çünkü gittikçe daha fazla kullanıcı “bugün çiftliğimi sulamadım”, “bugün balıklarıma yem vermedim” gibi düşüncelerle oyuna girme fırsatı kollarken aslında bir yandan da günlük hayatlarına farklı bir boyut katmış oluyorlar.</p>
<p><strong>Farklı Kimlikleri Farkında Olmadan Yaşamak</strong><br />
Evet, İnternet’i bir kaçış fantazisini gerçekleştirmek için kullananlar hiç de az değil. Ama hayır, şu anda irdelediğimiz bu kaçış fikri değil, farklı dünyalar yaşayanlardan bahsetmiyoruz, bu nedenle de Lost, Fringe gibi örnekler üzerinden giriyor, Alice Harikalar Diyarı gibi hepimizi etkileyen alternatif gerçeklik, farklı dünyalar temalarından bahsetmiyoruz, “İnternet kitleleri yatıştıran, uyuşturan bir kaçış evrenidir” demiyoruz. Bilinçli veya bilinçsiz, bu amaçla İnternet’i kullananlar var. Fakat günümüzde çok daha fazla insan, İnternet sayesinde kendilerini farklı bir paralellikte, farklı bir karakterde, farklı değerler ve hedeflerle yaşatıyor.</p>
<p>Yılda bir iki kere karşılaştığınız pek de samimi olmadığınız eski bir sınıf arkadaşınız, eski işinizdeki şefiniz, belki de bir zamanlar muhabbetinizin limoni olduğu bir tanıdığınızın çiftliğine yeni mahsuller gönderir, ona traktör hediye ederken; ondan gelen benzer bir gönderiye çok mutlu olur, onun çiftliğininin ne durumda olduğunu merak ederken aslında karşıdaki kişiyle bildiğiniz ilişkinizi bırakmış oluyorsunuz.</p>
<p>Sandığınızdan çok daha fazla kişi, o an gerçekten ekinlerine, mahsullerine çok değer veren, emek ve çabasıyla bir şeyler ortaya koyduğuna, ürettiğine inanan amatör çiftçilere dönüşüyor. Bu, balkonda, terasta saksı içinde veya arka bahçede 2-3 metrekarede maydonoz, domates yetiştirmenin, uzaktaki tanıdıklarla paylaşılarak yapılması gibi bir şey. Hem de karşı tarafın da yaptığınızı gönülden takip ettiğini, ilgileniyormuş gibi yapmadan ilgilendiğini bilerek.</p>
<p>Sosyal paylaşım ağlarında sadece oyunlar değil, kullanıcı profilleri de, arkadaşlarla paylaşılan İnternet haberleri, videoları, kişisel fotoğraflar da pek çok kişi için farklı özelliklerini, isteklerini paylaşabilme, farklı bir “ben” yaşayabilmenin sadece diğer yolları. Her gün masabaşında yaptığı iş ile kendini ifade edemediğine inanan sayısız insan, akşamları ise işinin içeriğiyle bağlantısı olmayan bambaşka bir sektörün haberlerini, videolarını paylaşıp üstüne kendi yorumunu eklerken Facebook’ta arkadaşlarının, FriendFeed ve Twitter’da tanımadığı takipçilerinin gözünde farklı bir ‘ben’i sunmanın rahatlatıcı konforunu yakalıyor, ta ki ertesi sabah yeniden mesai için masasına oturup kendinden beklendiğine inanan rolünü oynamaya tekrar başlayana kadar.</p>
<p>İnternet, ister oyunlarla olsun, ister Facebook’ta paylaşılması tercih edilen ve edilmeyen fotoğrafları sizin insiyatifinize bırakmasıyla olsun, aynı anda farklı kimliklerin tadını yaşama imkanı ve artan etkileşim araçları sunuyor. Hem de 90’lar ve 2000’lerin başında sıklıkla itham edildiği “kopuk sanal kaçışlar sağladığı, bireye temeli güçsüz hayaller yaşattığı” iddialarını geçersiz kılarak!</p>
<p>Hala TV, cep telefonu ve İnternet için notebook kullanarak üç ekrandan hayatımızı sürdürürken, İnternet henüz “hava” gibi hayatımızın her anına, alanına entegre olmamışken bu paralel yaşam tarzının kuvvetlenmeye devam edeceğini tahmin etmek zor değil, aynı paralel yaşamlarında farklı şeyler yaşayan kahramanları olan dizilerin de izleme rekorları kırmaya devam edeceği gibi! İnternet her an her hareketimizin parçası olduğunda ise “ben”i konuşurken bambaşka şeyleri tartışıyor olacağız&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/sanal-kimlikler-sayesinde-birbirini-besleyen-paralel-yasamlar-paralel-evrenler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geleneksel Medyanın Dijital Geleceğini Yeniden Tartışma Zamanı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/geleneksel-medyanin-dijital-gelecegini-yeniden-tartisma-zamani/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/geleneksel-medyanin-dijital-gelecegini-yeniden-tartisma-zamani/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Dec 2009 12:05:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=872</guid>
		<description><![CDATA[Krizde batma tehlikesi yaşayan medya devlerinin haberleri sıklaştıkça, dijitalleşmenin getirdiği bolluk ve ucuzluk ile sosyal medya merakı öne çıkıyor. Geleneksel medyanın sıkıntısı sadece bloglar ya da Google News gibi toplayıcı, organize edici hizmetler değil aynı zamanda çok fazla haber kaynağının belli sayıdaki medya tüketicisinin sınırlı vakti için rekabet etmesi. Farkı ne şekilde ve nasıl yaratabileceğini ise hem gazeteciler, hem blog yazarları düşünmeli]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bireysel İnternet yayıncılığı blog platformları sayesinde çok kolaylaştığından beri sıklıkla geleneksel medya ile karşılaştırılmaya başlandı. Özellikle 2007-2008 yıllarına kadar blogların kalitesi, blogların içeriğinin nesnelliği, blogların geleceği tartışılırken dünya ekonomisindeki yavaşlama ile birlikte şimdi de gazeteler ve gazetecilerin geleceğini merak eder, tartışır olduk.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Çünkü dünyanın gittikçe daha fazla ülkesinde geleneksel medya tüketimi azalırken İnternet’te geçirilen zaman artıyor. İnternet’in haberlere ulaşmada sunduğu hız ve maliyet avantajı gazete, dergi satışlarını olumsuz etkiliyor. Son aylarda dünyanın önde gelen basılı yayınlarının zarar ettiği, el değiştireceği, web sitelerinin ücretli olacağı yönünde haberler çoğalmaya başladı. Bir yandan da Google News ve benzeri haber toplayıcı hizmetlere karşı gazetelerin tepkisi artıyor.</p>
<p>Gündemdeki medya tartışmalarının birkaç yıl içinde böyle değişmesinin ardında yatan tek nedenin blog yazarlığındaki artış olduğunu söylemek tabii ki doğru olmaz. Ama gazetelerin geleceğinin sorgulanır hale gelmesi bile “Kral öldü, yaşasın yeni kral blogcular” hissiyatını doğurmuyor değil.</p>
<p>Bu his hem bazı blogcularda, hem de tüketicilerine ulaşmak için en etkin kanal arayışında olan şirketlerin pazarlama departmanlarında güç kazanıyor. Bazı blogcular, geleneksel medya kanallarının can çekiştiği haberlerini aldıkça, biraz haklı da olarak değişime ayak uyduramayan medyanın artık düzlüğe çıkamayacağını, günün kendi günleri olduğunu düşünebiliyor.</p>
<p>Öte yandan medya dünyasının dönüşümünden ziyade bir mesaj iletme aracı olarak faydasıyla ilgili olan pazarlamacı ve halkla ilişkiler uzmanları ise farkında olmadan sosyalleşme platformları Facebook,  Xing, Friendfeed gibi sitelerdeki yükselişi blog yazarları ile birebir eşleştiriyorlar. Blog yazarlarını bu platformların aktif yönlendiricileri olarak varsayıyorlar. Sosyal medyada tek bir fotoğrafla bile olsa içerik üreten birey sohbetin ve enerjinin kaynağı oluyor ama aslında o birey bile fotoğrafla vermek istediği mesajın gelen yorumlar sonrası neye dönüşebileceği üzerinde tasarruf sahibi olamıyor.</p>
<p><strong>Değişim Hem Sosyolojik Hem Teknolojik, ve Haliyle Ekonomik!</strong><br />
Tabii geleneksel medyanın yaşadığı sıkıntılar ile sosyalleşme platformlarının yükselişinin eş zamanlılığını da yakalayarak anlamlandırabilmek lazım. Nielsen’ın bir araştırması son bir yılda sosyal paylaşım sitelerinde geçirilen zamanın toplam İnternet kullanımı içinde aldığı payın üç kat arttığını gösterirken benzeri karşılaştırmalar üç yıl öncesiyle yapıldığında İnternet üzerinden haber tüketimine ayrılan sürede ciddi kayıp yaşandığını görüyoruz. Gittikçe daha fazla insan günlük haberler ve editöryal içeriği takip etmektense arkadaşlarının dediklerini, yaptıklarını, şu anda nerede olduklarını, paylaştıkları fotoğrafları takip etmek istiyor; 2000’lerin ilk on yılında adeta herkes herkesi gözetlemek istiyor.</p>
<p>İşin teknolojik boyutunda ise her 18 ayda bir iki katı performansı aynı fiyata sunan işlemci gücü, buna yakın hızlarda gelişen depolama teknolojisi ve iletişim altyapısının bant genişliği, sayısallaştırılabilen ürünlerin ek bir kopyasını oluşturmanın masrafını, yani marjinal maliyeti sıfıra yaklaştırıyor. Bu da, en başta Google örneğinden gördüğümüz gibi pek çok hizmeti çok düşük ücretlere, hatta bedava almamıza kapı açıyor.</p>
<p>Öte yandan bu ucuzlama, hatta bedavalaşmaya rağmen iktisatın temel dayanağı arz ve talep hala belirleyici. Çünkü kıt olan şeyler hala kıymetli iken fazla bol olan şeyler ucuz kalmaya devam ediyor; ve ucuz kalmaya mahkum olanların belki de başta geleni ise insan düşünceleri, fikirleri, ürettiğimiz ve işlediğimiz veri ve hatta enformasyon!</p>
<p>Çünkü milyonlarca insan gün boyunca gündelik hayat, çevresindekiler, dünya ve geleceğe dair örtüşen şeyleri düşünüyorlar. Veri ve enformasyondan derlenen bilginin değeri ancak çok doğru yerde ve anda paha biçilmez oluyor. Ama diğer her bilgi kolayca paylaşıldığından, hızla yayıldığından aynı kıymeti yakalayamıyor. Özellikle İnternet tabanlı, başarılı “bedava üzerine kurulu” iş modelleri sıradan bilginin ucuzluğunu gerçekten kavramış olanların elinden çıkıyor, ki bu da başka bir yazı konumuz olarak kalsın.</p>
<div align="center"><img title="İnsanlar daha çok uzun bir süre haber ve yorum tüketmeye istekli olacaklar, fakat iletişimin kolaylaşması fark yaratan içeriğin ayakta kalabilmesini mümkün kılıyor" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/gelenekel-medya-gazetecilik-dijital-gelecek-l.jpg" alt="İnsanlar daha çok uzun bir süre haber ve yorum tüketmeye istekli olacaklar, fakat iletişimin kolaylaşması fark yaratan içeriğin ayakta kalabilmesini mümkün kılıyor" /></div>
<p>Geleneksel medya kanalları ve gazete web sitelerinin, gelir kaybının ana faktörlerinin birinin de bu olduğunu görmeleri gerekiyor. Google News gibi toplayan ve derleyen hizmetler ve gazetelere alternatif web siteleri, bloglar tabii ki gelir kaybına neden oluyor. Ama asıl sorun çok fazla rakibin aynı anda kolayca bulunan, “çok bol” olan haberi sunması, fark yaratmakta haklı olarak zorlanması. Bolluk ve dijital teknolojilerin getirdiği ucuzluk geleneksel medyayı zorlayan belki de en büyük faktör.</p>
<p>Nitekim Google da gittikçe daha fazla sayıda geleneksel ve kaliteli medya kanalının finansal zorluklarla boğuşmasını kaygıyla izliyor, çünkü Google sadece kendisinin kar edebildiği bir medya işinin sürdürülebilir olmadığının farkında. “Parasızlaşmasına” yardımcı olduğu hizmetleri verebilmek için para kazandıran yeni inovasyonlar bulmuş olan Google, kaliteli ve güvenilir içerik sağlayan medya devlerinin benzeri yeni iş modelleri bulamadan önce “parasızlaşan”, bedavalaşan hizmetler yüzünden iflas etmelerinden korkuyor, çünkü o zaman endeksleyip bize aratacağı ve güvenle sonuçlar arasında gösterebileceği çok daha az kaliteli içerik olacak!</p>
<p><strong>Bizim Tartışmalarımızın Çözümü Hem Basit Hem Karışık</strong></p>
<p>İşte tüm bu kuvvetler aynı anda etkilerini gösterirken Türkiye’de de tekrar İnternet gazeteciliği tartışmaları önemli kalemlerin ucunda canlanıyor. İki şey tekrar tartışılıyor, ilki ücretli İnternet gazeteciliği, ama bu konuda tartışmaya bile gerek yok. Türk İnternet gazeteciliğini oluşturan ve takip edenlerden birinde bile seviyesizlik zaafı oldukça böyle bir içeriği ücretle sunma şansınız kalmıyor!</p>
<p>İkinci olarak ise blog yazarı ile gazetecinin farkı tartışılır gibi oluyor ama dünyadaki uygulamaları gördükçe yavaş yavaş geleneksel medya temsilcileri de blogcuları meslektaş gibi görmeye sıcak bakmaya başlıyor, zaten artık çoğu da bizzat blogcu, olmadı Twitter kuşu! Diğer yandan blog yazarları ve sosyal platformların aktif içerik üreticileri de bu yakınlaşmaya sıcak bakmalı, çünkü bu tam bir yumurta tavuk döngüsü.</p>
<p>İnternet’i bir zamanlar hor gören uzgörüsüz gazete yazarlarının hataları artık gün gibi ortaya çıkmışken İnternet’in “yerlisi” hissedenlerin de eski tartışmaları unutmaları gerekiyor. Çünkü şimdi de kulaktan kulağa “blogculara lansman yapmak istiyoruz, ama on kişi çağırınca geri kalan yüz kişiyi kızmış buluyoruz” sözleri aktarılıyor.</p>
<p>Halkla ilişkilerciler ve pazarlamacılar, sosyal medyanın üyeleriyle geleneksel medya ve blogcuları ayrıştırma becerisini kazandıkça; ve hepimiz geçimini blog yazmaktan kazananlar dışında kalanları, amatör ve kendisi için yazıp çizenler olarak konumlandırmayı başarırsa önemli bir engeli aşmış olacağız. Bugün Renault Türkiye blogculara harika bir lansman yapıyorken Renault Romanya aynı otomobil için çok daha sıradan bir lansmanı hem blogcu, hem dergici, hem de gazetecilere aynı anda, çok katılımcı bir ortamda yapabiliyorsa almamız gereken bazı dersler olduğu ortada&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/geleneksel-medyanin-dijital-gelecegini-yeniden-tartisma-zamani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyal medya kullanımının ardı kesilmiyor; Gillette yine bloglarda</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/sosyal-medya-kullaniminin-ardi-kesilmiyor-gillette-yine-bloglarda/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/sosyal-medya-kullaniminin-ardi-kesilmiyor-gillette-yine-bloglarda/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 17:33:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=850</guid>
		<description><![CDATA[İnternet ve sosyal medyaya yönelik pazarlama, marka ve halkla ilişkiler çalışmaları güçleniyor. Doğal olarak hızlı tüketim ürünleri de sıklıkla bu mecrada karşımıza çıkıyor. Son olarak Gillette yeni tıraş bıçağı modeli ile karşımıza çıktı, bana da küçük bir maliyet yarattı!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ekim ayındaki bir yazımın girişi aynen böyleydi: &#8220;İnternet kullanımı arttıkça medya tüketiminin daha büyük bir bölümü de web yayınlarına kayıyor. Nitekim reklam verenler de bu eğilimin gücünü özellikle 2009’da daha yakından izleyip test etmeye başladı.&#8221;</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Sosyal medyadaki etkileşime önem verip örneğin bloglara yönelik kampanyalarını arttıranlar özellikle hızlı tüketim malı üreticileri. Nitekim Gillette geçen yıl Fenomen Blogger diye oldukça ilgi çeken bir kampanya yapmıştı. Bu sene yeni çıkan modellerini duyurmak için de yine blogların gücünden faydalanmayı ihmal etmediler. Geçen sene bir grup blog yazarına ürün gönderen Gillette bu sene aynı şeyi daha eğlendiren bir şekilde yaptı, bizzat alıcının adını telaffuz ederek söze başlayan bir konuşan kutu gönderdiler!</p>
<p>Dürüst olmak gerekirse, konuşan kutu eğlencesi bir yana, elime yeni bir Gillette pilli Fusion Power ve tıraş takımı geçtiği için çok heyecanlanmadım, çünkü alttaki karede de görebileceğiniz gibi banyo dolabımızda Gillette ürünlerinden geçilmiyordu. Her ne kadar babam ve benim kullandıklarım böyle iç içe durmuyor olsalar da ben onları bu kareyi çekebilmek için bir araya getirdim. Kısaca ayrıştırmak için genelleme yapacak olursak turuncu ve gri olanlar genellikle benim, maviler onun diyebiliriz! Arkada da 1-2 başka marka tıraş kolonyası eksik değil tabii!</p>
<div align="center"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/resim/gillette-urun-cesitleri-banyo.jpg"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/gillette-urun-cesitleri.jpg" alt="" /></a></div>
<p>Tabii dört kutu tıraş köpüğünden ve iki balmdan birer adedinin geçenlerde bittiğini, ama fotoğraf hatta video çekip Gillette&#8217;in bu interaktif etkileşimine ben de eğlenceli bir katkı yapmak istediğim için bunları sakladığımı da belirteyeyim. Fakat olayın üzücü yanı, konuşan Gillette kutusu gelmeden önce elimde bol olan Gillette ürünlerinden biri değil, son derece kıt olan, yani yeni alınmış bir adet Gillette Arctic Ice after shave&#8217;in düşüp kırılması oldu, söylemeden geçemiyorum. Belli ki bir medya prodüksiyonu oluşturmak gerçekten masraflı olabiliyormuş(!)</p>
<p>Herneyse, iki paragraf önce dediğim üzere, beni heyecanlandıran yeni ürünler edinmek değilse nedir? Şudur:</p>
<ol>
<li>İnternet&#8217;in ve bu örnekte sosyal medyanın daha çok halkla ilişkiler, reklam ve marka harcaması çekmesi; ki bununla ilgili lütfen önceki yazılarıma göz atınız:
<ul>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/sosyal-medyayi-odakli-kampanyalar-gittikce-buyuyor-renault-bursa%E2%80%99da-fabrika-gezdiriyor-gerisi-de-geliyor%E2%80%A6/">Sosyal Medya Odaklı Kampanyalar Gittikçe Büyüyor! Renault Bursa’da Fabrika Gezdiriyor, Gerisi de Geliyor…</a> ve</li>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/musteri-sadakati-erirken-pazarlamacilarin-guncel-acilimlari-ne-asamada-internet-konsept-magazalar-deneysel-pazarlama/">Müşteri Sadakati Erirken Pazarlamacıların Güncel Açılımları Ne Aşamada? İnternet, Konsept Mağazalar, Deneysel Pazarlama&#8230;</a></li>
</ul>
</li>
<li>Sosyal medya ve İnternet çalışmalarında yaratıcı kampanyalar yapılmaya başlanmasıdır, Gillette&#8217;in güncel örneğinde bakınız <a href="http://www.fark-ititresim.com/">Fark-ı Titreşim</a> web sitesi, her gün 10 kişiye yeni Gillette&#8217;i hediye ediyordu.</li>
</ol>
<p>Gillette&#8217;in yeni Fusion Power Stealth modeli için blog kampanyasının diğer bloglardaki etkisini tabii bloglarda arama yaparak ve tabii <a href="http://www.fark-ititresim.com/">Fark-ı Titreşim</a> web sitesinden görebilirsiniz.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/sosyal-medya-kullaniminin-ardi-kesilmiyor-gillette-yine-bloglarda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de e-Ticaret Nereden Nereye… Online Ticaret Hacmi Tahmini, Beklentiler ve Başarı Faktörleri</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%e2%80%99de-e-ticaret-nereden-nereye%e2%80%a6-online-ticaret-hacmi-tahmini-beklentiler-ve-basari-faktorleri/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%e2%80%99de-e-ticaret-nereden-nereye%e2%80%a6-online-ticaret-hacmi-tahmini-beklentiler-ve-basari-faktorleri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 20:40:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=832</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye İstatistik Kurumu'na göre hanelerin %30'u İnternet erişimi sahip. Yani Türk İnternet alemini hedefleyen bir teşebbüsün tam 25 milyon potansiyel müşterisi var! Peki, bu büyük pazardan para kazanan, büyüyen girişim örneği deyince neden bir elin parmağından fazla isim aklımıza gelmiyor, neden e-ticaret ülkemizde palazlanmıyor?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2009 yılı araştırmasına göre Türkiye’deki hanelerin %30’u İnternet erişimine sahip olduğu, buradan hareketle ve yine anketlerle 16-74 yaş arası bireylerin %38’inin İnternet kullanıcısı sayıldığı açıklandı. Yani Türk İnternet alemini hedefleyen bir iktisadi teşebbüsün tam 25 milyon potansiyel ziyaretçisi, hatta müşterisi var! Peki, bu büyük pazardan para kazanan, büyüyen girişim örneği deyince neden bir elin parmağından fazla isim aklımıza gelmiyor, neden e-ticaret ülkemizde palazlanmıyor?</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Ne kadar bilindik bir soru aslında! Belki sizin de sorduğunuz bir soru; belki de yurtdışına okumaya, çalışmaya giden arkadaşınızın günceli merakı veya yabancı bir iş adamının Türk İnterneti’ni anlama çabası karşısında cevap vermeye çabaladığınız bir soru.</p>
<p>Maalesef dijital devrim bazılarının şimdiden vardığımızı sandığı ütopik evresine henüz ulaşmadığından hala bilgi eksikliği, yokluğu hissettiğimiz alanlar var. İşte Türkiye İnterneti ve e-ticareti de bu alanlardan biri. Mantıklı çıkarımlarda bulunmak, doğru hamleleri yapabilmek için doğru veri ve bilgilere sahip olmak olmazsa olmazların başında geliyor. Güvenilir, karşılaştırılabilir veri eksikliği de aslında e-ticaretin palazlanamamasının nedenlerinden biri.</p>
<p><strong>Bilgisayar Sahipliğinde Yavaşlama e-Ticareti Yavaşlatabilir</strong><br />
Öncelikle pazarın potansiyelini ve gerçekleşmeleri tahmin edebilmek için resmi İnternet kullanıcı sayısı, abone sayısı ve bilgisayarlaşma oranlarındaki trendle başlayacak olursak sürekli yükselen eğrilerle karşılaşıyoruz. 2003 yılında 1,2 milyon olan İnternet abone sayısı 2008’de yaklaşık 5,8 milyona yükseldi, öte yandan 2003 yılında 3,5 milyon adet ile İnternet abonesinden çok daha fazla olan kişisel bilgisayar sayısı ise 2008’de aynı şekilde 5,8 milyona dayandı. Yine aynı dönemde İnternet kullanıcı sayısı 25 milyona ulaştı!</p>
<div align="center"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/tr-e-ticaret/2008bilgisayar-internet-kullanici-sayilari.gif" title="2003-2009 arası İnternet ve bilgisayar kullanıcı sayısı ve bilgisayar sayısı" alt="2003-2009 arası İnternet ve bilgisayar kullanıcı sayısı ve bilgisayar sayısı"/></div>
<p>Sadece bu üç rakam bile bize pek çok çıkarımda bulunma şansı veriyor. Bunlardan biri kabaca 6 milyon abonelik ve 6 milyon bilgisayar ile İnternet kafeleri ve iş yerlerindeki kullanımı toplasak gerçekten 25 milyona ulaşır mıyız sorusu? Ulaşsak bile bu 25 milyonun gerçekte ne kadarı e-ticaret potansiyelini meydana koyuyor? İrdelemeye devam edeceğiz.</p>
<p>Bir diğer çıkarım da halkın İnternet’e ulaşımında artık birinci sıkıntının ekonomik İnternet erişimi değil bilgisayarlaşma olduğu. 2008 itibarı ile bilgisayar sayısına ulaşan İnternet aboneliği sayısı yani bilgisayar başına neredeyse %100’lük İnternet penetrasyonu artık bir an önce masaüstü, dizüstü, mini dizüstü, kısaca nasıl olursa olsun bilgisayara erişimin kolaylaştırılması gerektiğini gösteriyor. İşte bu da İnternet kullanıcı sayısında 14. olan Türkiye’nin, İnternet kullanıcılarının toplam nüfusa oranında %30’lar ile neredeyse dünya 60. olmasının nedenini ortaya çıkarıyor.</p>
<p>Mümkünse kendine ait, değilse bile kullanım şartlarında kısıtlama olmayan cihazları kullanarak İnternet’e erişenler e-ticaret hacmini doğrudan etkiliyor. Sosyal bir aktivite olarak arkadaşlarla fiziksel ya da online alışverişe çıkabiliyoruz, ama İnternet kafede tanımadıklarımızın yanında, ekranda kişisel tercihlerimizi yansıtan ürünler arasında dolaşmak pek azımızın hoşlanarak yapacağı bir aktivite olacaktır.</p>
<p><strong>E-Ticaret Hacmini Ölçebilene Aşk olsun!</strong><br />
Bugün Türkiye’ye yatırıma gelen, ana iş kanalı ya da ikincil kanalı İnternet olan küresel oyuncular bile Bankalararası Kart Merkezi (BKM) sanal POS verilerinden e-ticaret hacmine ulaşmaya çalışıyorlar. Sanal POS verilerine e-ticaret sayılamayacak telefon siparişleri, fatura ödemeleri, vb. kalemler de dahil olduğundan çok uçuk rakamlarla karşı karşıya kalıyoruz.</p>
<p>Öte yandan elektronik perakende pazarının üçte biri ila yarısı arasında bir kısmını kontrol ettiği tahmin edilen hepsiburada.com’un açıklamalarından gidersek de pazarı olduğundan küçük gördüğümüze inanıyorum. 2009 tarihli yerli ve yabancı pazar araştırma şirketlerinin sınırlı ama tutarlı rakamlarına ulaşıp yıllardır işim ve merakım gereği belli aralıklarla bir kenarda topladığım rakamların çerçeveleriyle baktığımda şu tablonun kabul edilebilir olduğunu düşünüyorum.</p>
<div align="center"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/tr-e-ticaret/turkiye-2003-2008-eticaret-hacmi-cihansalim.gif" alt="2003-2009 arası seçilmiş kategorilerde, tüketim vergileri hariç Türkiye e-ticaret hacmi" title="2003-2009 arası seçilmiş kategorilerde, tüketim vergileri hariç Türkiye e-ticaret hacmi"/></div>
<p>İkinci el pazaryerleri ve elektrikli ev aletleri, tüketici elektroniği, kitap, film gibi medya ve içerik ile oyun ve eğlence ürünleri, kozmetikler ve evcil hayvan, koleksiyon ürünleri, mücevharat gibi diğer kategorileri içeren fakat gıda, vitamin, hırdavat, giyim gibi kalemleri içermeyen, satış vergileri hariç, toplam e-ticaret hacmi 2008 yılında 1 milyar ABD Doları, ya da 1,3 milyar TL’ye ulaştı. İkinci el pazaryerlerinin büyümesi ve farklı ürün kategorilerinde farklı vergi oranlarının doğurduğu karşılaştırma zorlukları nedeniyle bu alanda araştırma yapanlara da kenara koydukları her rakamı vergili vergisiz not etmelerini tavsiye ediyorum.</p>
<p>Giyim, mobilya gibi saydığım kategorilerde paylaşabileceğim kadar güvenilir verilere ulaşmakta genelde de bir zorluk olduğuna inanıyorum. Bu alanlardaki iş hacminin de eklenmesiyle 1 milyar dolarlık rakamın %15 üstünde bir büyüklükten konuşmak mümkün.</p>
<p>Toplam pazarın neredeyse dörtte birini temsil eden tüketici elektroniği bir zamanlar açık ara önde olduğu online dünyada diğer kategorilerden daha yavaş büyümeye devam ediyor. Ev elektroniği ise e-perakendeciliğin yönünü belirleyecek hacme ulaştı. Öte yandan gerek diğer kategorilerde, gerekse de online perakendeciliğin çok daha niş ürün kategorilerinde hızlı büyüme sürüyor ve hala gidilecek çok yol var.</p>
<p><strong>İnternet’ten Alışveriş Yapan Türk Kullanıcısının Beklentileri</strong><br />
Pazarın demografik ve ekonomik özelliklerini daha detaylandırmak, tahminlerde bulunmak da mümkün ve önemli, ama bu yazıyı bir başlangıç ve genel fikir verebilecek bir rehber gibi konumlandırabilmek için en iyisi söz konusu e-ticaret hacmini yaratan Türk İnternet kullanıcılarının alışveriş tercihlerine de değinmek.</p>
<div align="center"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/tr-e-ticaret/turk-internet-kullanici-eticaret-beklentileri.gif" title="Türk İnternet kullanıcılarının e-ticaret platformlarında öncelikli tercih nedenleri" alt="Türk İnternet kullanıcılarının e-ticaret platformlarında öncelikli tercih nedenleri"/></div>
<p>Gerek az örneği olan kapsamlı tüketim anketleri, gerekse de başarılı ve başarısız girişimleri içerden ve dışarıdan gözlemleyebildiğimiz kadarıyla Türkiye’de e-ticaretin e-perakendecilik tarafında başarı faktörlerinin başında marka ve isim bilinilirliği ve güveni ile lojistik yeterlilik geliyor. Dolandırıcılık ve sahtecilik hala ortalama kullanıcının en büyük çekincesi olduğundan kulaktan kulağa ve İnternet üzerindeki yorumlar belirleyici rol oynuyor.</p>
<p>Genel bir sosyal ihtiyaç olarak konumlandırılabilecek güven ihtiyacından sonra e-girişimin kontrolündeki en önemli faktör kullanıcının yaşadığı yere ürün gönderilip gönderilmediği, kargo masrafı, zamanında teslimatta başarı. Lojistik başarı tekrar alışverişi tetikleyen temel faktörlerden. Gerek lojistik sorunlar, gerekse de alınan hizmet ya da ürünle ilgili olası sorunlarda müşteri ilişkileri, iade, sigorta, tamir gibi konuları da barındıran hizmetler önem sıralamasının yine üst sıralarında.</p>
<p>Kullanıcılara “niye İnternet’ten alışveriş” sorusu yöneltildiğinde bol çeşit, iyi ve detaylı açıklamalar yanıtını almadığımız bir araştırmaya güvenmemiz imkânsız. Doğal olarak başarılı Türk e-ticaret girişimlerinin çoğunun belli bir kategoride farklı ihtiyaçlara cevap verebilen ürün ve hizmetleri aynı anda sunduğunu, ayrıca bunlar hakkında iyi bilgilendirme yaptığını görüyoruz. En önemli 5 faktör listesinin sonunda ise sadece kampanya indirimleriyle sınırlı kalmayan ödeme seçeneklerinin yeterliliği yer alıyor. Çünkü hala online işlemlerde kredi kartını kullanmak ya da hemen havale çekmek istemeyen, teslimatı alırken ödemek isteyen büyük bir kitle mevcut.</p>
<p>Bu liste size gizli bir iksir formülü sunmuyor gibi görünebilir ama geride bıraktığımız 12 ayda Türkiye’nin en popüler e-perakendecilerinden ikisinin kepenk indirmesinin başlıca nedenleri arasında finansal zorluklardan da öte müşteri sadakati yaratamama olduğu gerçeğini daha fazla gizleyemeyiz!</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%e2%80%99de-e-ticaret-nereden-nereye%e2%80%a6-online-ticaret-hacmi-tahmini-beklentiler-ve-basari-faktorleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyal Medya Odaklı Kampanyalar Gittikçe Büyüyor! Renault Bursa’da Fabrika Gezdiriyor, Gerisi de Geliyor…</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/sosyal-medyayi-odakli-kampanyalar-gittikce-buyuyor-renault-bursa%e2%80%99da-fabrika-gezdiriyor-gerisi-de-geliyor%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/sosyal-medyayi-odakli-kampanyalar-gittikce-buyuyor-renault-bursa%e2%80%99da-fabrika-gezdiriyor-gerisi-de-geliyor%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 19:26:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=781</guid>
		<description><![CDATA[Medya tüketiminde İnternet'in artan payı sosyal platformlara ve bu platformların aktif üreticileri blogculara olan ilgiyi de gün geçtikçe arttırıyor. Bugüne kadar hızlı tüketim ürünleri tarafında görülen kampanyalara bir yenisinin Türkiye'nin sanayi devlerinden Oyak Renault tarafından eklenmesi ise gelecek için önemli sinyaller veriyor]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnternet kullanımı arttıkça medya tüketiminin daha büyük bir bölümü de web yayınlarına kayıyor. Nitekim reklam verenler de bu eğilimin gücünü özellikle 2009’da daha yakından izleyip test etmeye başladı. Nitekim 2009’un ilk ayında İnternet reklamlarına TV reklamlarından daha fazla bütçe ayrılan ilk büyük ekonomi Birleşik Krallık oldu. Daha önce de Danimarka’da İnternet reklam hacmi televizyon reklamlarını aşmıştı. 1998’de 19 milyon sterlin büyüklüğünde olan <a href="http://www.guardian.co.uk/media/2009/sep/30/internet-biggest-uk-advertising-sector" target="blank">İngiltere İnternet reklam pastası 2009’un sadece ilk altı ayında 1.750 milyon sterlin değere ulaştı</a>. 2008’e göre %17 daralan TV reklam harcamaları ise 1,6 milyar sterlin seviyesinde kaldı.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>İnternet’te geçirilen zamanın ise gittikçe daha geniş bir kısmı sosyal web olarak adlandırılan bireylerin kendilerini ifade ettiği, arkadaşlarını takip ettikleri sosyalleşme platformlarına kayıyor. Fakat bu platformların bir reklam mecrası olgunluğuna ulaştığını söylemek mümkün değil. Nitekim İnternet reklamlarında en büyük dilimi, örneğin İngiltere’de yaklaşık %60 seviyelerinde payı olan arama motoru reklamları oluşturuyor.</p>
<p>Sosyal medyada ise kulaktan kulağa, dost tavsiyesi, arkadaş tecrübesinin önemi bir hayli fazla. Bu nedenle markalar da potansiyel tüketicilerin aklında olmak ve bahsedilebilmek için çaba harcamaya yöneliyor. Fakat bu yolda de pek çok kritik faktör devreye giriyor. Örneğin kulaktan kulağa yayılan mesajı kontrol etmenin zorluğu, bazı halkla ilişkiler aktivitelerinin sosyal medyanın ruhuna zıt bayağılık ve sıradanlıkta reklamlar olarak algılanması ve gerek bu iletişime doğrudan maruz kalan bireylerin, gerek takipçilerinin buna olası tepkileri, doğru hedef kitleyi bulabilmek diye uzayıp giden bir liste oluşturabiliriz. Fakat daha fazla marka bu yolları aşındırdıkça belli yöntemler kabul görmeye başlıyor, doğru ya da yanlış…</p>
<div align="center">
<div style="width:564px; text-align:center" class="captionfull"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/resim/fluence-blogcular-toplu-resim.jpg"><img title="Oyak Renault Bursa fabrikasında blogcular ve Fluence için tasarladıkları alternatif blog tasarımları bir arada" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/fluence-blogcular-toplu-resim-m.jpg" alt="Oyak Renault Bursa fabrikasında blogcular ve Fluence için tasarladıkları alternatif blog tasarımları bir arada" width="564" height="389" /></a>
<p>Oyak Renault Bursa fabrikasında davetli blogcular ve Fluence için tasarladıkları alternatif blog tasarımları</p>
</p>
</div>
</div>
<p>Türkiye’de de geçtiğimiz yıl özellikle Gillette’in blog yazarlarına yönelik kampanyasıyla belki de ilk geniş çaplı blog iletişimi yapılmış oldu diyebiliriz. Öncesinde ve sonrasında çeşitli etkinlikler düzenlendi, deneme ürünleri gönderildi ama benim takip edebildiğim kadarıyla kayda değer etki yaratanlar bir elin parmaklarını geçmediği gibi kampanyalar da daha çok hızlı tüketim ürünleri ve bilişim hizmetleri çevresinde gerçekleştirildi.</p>
<p>Bu nedenle 3,9 milyar TL cirosu ve 3,2 milyar TL ihracatıyla Türk otomotiv sektörünün en büyüklerinden, aynı zamanda Fransız Renault’un Batı Avrupa dışındaki en büyük iştiraki olan Oyak-Renault’un yeni modeli Fluence’nin blogculara Bursa’da lanse edilmesi bence oldukça kayda değer bir aktivite oldu. Otomotiv gibi farklı dinamikleri olan bir sektörün en büyük oyuncularından birinin ve bu konuda beraber çalıştığı ajansın yaklaşımı, İnternet’e ve bu örnek özelinde sosyal medyaya atfedilen önemin arttığının çok önemli bir göstergesi.</p>
<div align="center">
<div style="width:500px; text-align:center" class="captionfull"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/resim/fluence-blogcular-toplu-beyaz.jpg"><img title="Oyak Renault Bursa fabrikasında blogcular üretimin farklı aşamalarını da yakından izlediler, tabii önce güvenlik kurallarına uyarak" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/fluence-blogcular-toplu-beyaz-m.jpg" alt="Oyak Renault Bursa fabrikasında blogcular üretimin farklı aşamalarını da yakından izlediler, tabii önce güvenlik kurallarına uyarak" width="500" height="259" /></a>
<p>Oyak Renault Bursa fabrikasında blogcular üretimin farklı aşamalarını da yakından izlediler, tabii önce güvenlik kurallarına uyarak!</p>
</p>
</div>
</div>
<p>Megane’nin yerini alacak olan Fluence sadece Türkiye’de üretilecek ve Romanya ile Rusya pazarlarından büyük pay almaya çalışacak. Geçen ayki Frankfurt otomotiv fuarına davet ettiği gazetecilerle bu haberi duyuran Renault, takip edebildiğim kadarıyla, daha sonrasında geleneksel medya kanallarına yönelik ikinci bir çalışma yapmadı. Bu nedenle 3 Ekim’de karikatüristler Selçuk Erdem, <a target="_blank" href="http://www.erdilyasaroglu.com">Erdil Yaşaroğlu</a> ve Radikal Gazetesi yazarı <a target="_blank" href="http://www.sezyum.com">Kaan Sezyum</a> ile yirmiyi aşkın blog yazarının Bursa fabrikasına davet edilmesi ayrıca dikkat çekici idi.</p>
<p>Tabii böyle düşünmemin bir nedeni de hala Türk medyasında İnternet hakkında atılıp tutulması ve blog yazarlarının da buna fazlasıyla tepki duyması sonucu oluşan ayrışmanın hissedilir boyutlara ulaşması. Hala bazı şirketler ve halkla ilişkiler ajansları aynı aktiviteye blogcu da davet edersek gazeteciler bozulur mu diye çekinebiliyor! Hâlbuki örneğin <a target="_blank" href="http://www.rpmgo.com/renault-fluence-officially-launched-in-romania-hitting-the-rest-of-europe-in-2010">Renault’un Romanya’nın başkentinde yaptığı Fluence lansmanı</a>na hem gazeteci hem dergici hem de blog yazarları aynı anda davet ediliyor.</p>
<div align="center">
<div style="width:469px; text-align:center" class="captionfull"><img title="Gezide blogculara eşlik eden Selçuk Erdem, Erdil Yaşaroğlu ve Kaan Sezyum bir arada" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/fluence3lusu.jpg" alt="Gezide blogculara eşlik eden Selçuk Erdem, Erdil Yaşaroğlu ve Kaan Sezyum bir arada" width="469" height="550" />
<p>Gezide blogculara eşlik eden meşhur simalar Selçuk Erdem, Erdil Yaşaroğlu ve Kaan Sezyum bir arada &#8211; Erdil Yaşaroğlu&#8217;nun iPhone&#8217;undan benim çekimim olduğu için izinsiz kullanıyorum!</p>
</div>
</div>
<p>“Renault Fluence bir blog olsa” etkinliğine dönecek olursak Kasım ayında lansmanı yapılacak model için farklı bir online pazarlama yöntemi düşünülmüş. Detaylarını bilmesem de biz davetli blog yazarlarının üretim aşamasını da gördükten sonra 3 dev tuvale hazırladığımız Fluence blog veya web sitesi taslaklarının Fluence satışları başlamadan bir süre önce halk oylamasına sunulacağını, verilen oylarla Fluence web sitesinin netleşeceğini söyleyebilirim. Bursa gezisi ile hedef hemen bir “kulaktan kulağa” etkisi yaratmak değil idi, ama bakalım oylama başlayınca davetliler kendi gruplarının tasarımı kazansın diye web siteleri, bloglarında bir aktivite gösterecek mi? O zaman bir taşla iki kuş vurulmuş olur! (<a target="_blank" href="http://www.fluencebirblogolsa.com/">Fluence Bir Blog Olsa web sitesi açıldı, buraya tıklayarak</a> ziyaret edebilirsiniz)</p>
<p>Pazarlama ve sosyal medyacı gözlüklerimizi kenara bırakıp etkinlikten aldığımız lezzete dönecek olursak öncelikle gezi öncesi vakti olanlara spor ve 4&#215;4 Renault modellerinin test sürüş için gönderildiğini söylemeliyim. Etkinliğe ilk daveti aldığım gün Türk bloglarında bir arama yaptığımda Renault’un sosyal medyada pek yer alamadığını gözlemlemiş, bu nedenle aktiviteyi daha da mantıklı bulmuştum. Aynı şekilde bir algı eksikliğini de spor ve 4&#215;4 araçlarda Renault logosu görmekte yaşadığımı hissettiğimi itiraf etmeliyim. Coupé modelleri test etmek bu önyargıları biraz kırmış olsa gerek.<br />
Megane modelinin yerini alan Fluence’nin detaylı bir incelemesini etkinliğe davetli blogculardan <a target="_blank" href="http://onurkoray.blogspot.com/2009/10/renault-fluence-tantm.html">Onur Koray’ın kaleminden okuyabilirsiniz</a>. Benim ilgimi çeken, küresel resesyon nedeniyle daralan büyük, geniş araç pazarında Renault’un cesaretle, belki risk alarak sınıfının en uzun aracını, en geniş bagaj hacmi ile pazara sunması oldu diyebilirim.</p>
<p>Biraz da blogcu dedikodusu yapacak olursak etkinlikte sadece erkeklerin ya da sadece otomobiller üzerine yazanların olmadığını söylemeliyim. Üretim gezisi esnasında el becerileri geliştirme atölyesinde <a href="http://www.ugurozmen.com/" target="_blank">Uğur Özmen</a>’in çocukken elinin alıştığını söylediği aletleri tekrar eline alıp tornavida sıkmasınu, dönüş yolunda İskender ziyafetimiz esnasında <a href="http://www.sunipeyk.com/" target="_blank">Sunipeyk</a>’in ilk tek porsiyon siparişime “Aa, oldu mu” şeklinde “gaz vermesi” üzerine 2. porsiyondan sonra o bahçedeyken tatlısını bir suç ortağı ile mideye indirmemi ve de Selçuk Erdem’in oyuncak robotunun üretime dahil oluşunu bir süre daha unutmayacağım kesin!</p>
<p>Blog yazarlarına yönelik çalışma ve lansmanlar devam edecek, en az iki aktivite daha önümüzdeki bir ay içinde geliyor! Bence bu aktivitelere katılan ve katılmayan blogcuların fikirlerini de geniş kapsamlı olarak duymanın zamanı geldi, çünkü tek başıma cevap veremeyeceğim kadar çok soru birikti. Yorumlarınızı bekliyorum. </p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/musteri-sadakati-erirken-pazarlamacilarin-guncel-acilimlari-ne-asamada-internet-konsept-magazalar-deneysel-pazarlama/">Müşteri Sadakati Erirken Pazarlamacıların Güncel Açılımları Ne Aşamada? İnternet, Konsept Mağazalar, Deneysel Pazarlama…</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/sosyal-medyayi-odakli-kampanyalar-gittikce-buyuyor-renault-bursa%e2%80%99da-fabrika-gezdiriyor-gerisi-de-geliyor%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şirketler Asıl Şimdi Bilişimin Gücünü Anlamıyor: Güven Krizi Sürerken Kolektif Zeka Yardıma Hazır</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/sirketler-asil-simdi-bilisimin-gucunu-anlamiyor-guven-krizi-surerken-kolektif-zeka-yardima-hazir/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/sirketler-asil-simdi-bilisimin-gucunu-anlamiyor-guven-krizi-surerken-kolektif-zeka-yardima-hazir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 20:19:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=770</guid>
		<description><![CDATA[İletişimdeki hızlı gelişmeler toplum hayatını fazlasıyla değiştiriyor. 1930'lardan beri yaşanan en büyük ekonomik kriz ile eş zamanlı olarak daha fazla teknoloji kullanımından doğan daha az fiziksel etkileşim güveni birey ve toplum bazında sarsıyor. Her türlü kurumun kulak vermesi, hatta fayda sağlaması gereken yeni kaynak ise mevcut bilişim teknolojileri gibi araçlar değil, bu araçları kullanarak şirketlere, devlete, topluma mesaj vermek isteyen bireylerden meydana gelen dev kolektif zeka!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2009 insanoğlunun Ay’a ayak basışının kırkıncı, Berlin Duvarı’nın yıkılışının ve Çin’de Tiananmen Meydanı olaylarının ise 20. yıldönümü olması açısından önemli bir yıl. Bu olayların ardından geride bıraktığımız son birkaç on yılda ise icat artışının yavaşladığını, uzay teknolojileri bir yana, klonlama, gen ve yapay kalp çalışmaları dışında kısır bir dönemden geçtiğimizi görüyoruz. Google’ın web sitelerini karşılaştırma metodolojisini bile icat olarak sıralayan listelerle karşılaşıyoruz.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>20 yıl sonra baktığımızda, duvarın yıkılmasıyla pazar ekonomisine geçen Doğu Bloku ülkelerinin Avrupa Birliği’nin ilk 15 ülkesinin refah seviyesine göreceli durumunun kötüleştiğini, ihraç gelirleri yükselen ve teknolojik ürün tüketimi artan Arap ülkelerinde işsizliğin arttığını, Çin’de İnternet kontrolünde çarpıcı yaklaşımları izliyor ve 1930’lardan beri en büyük iktisadi bunalımı yaşıyoruz.</p>
<p>Web 2.0 ve sonrasında İnternet’in uzun kuyruğa (“long tail”), yani hizmet edilmesi kar getirmeyecek kadar farklı özellikler sergileyen çok fazla sayıda birey ya da mini topluluğa hizmeti artık mümkün kıldığı sloganına rağmen dijital bölünme kapanmıyor, Asya ve Güney ülkelerinde dijital okuryazarlığı arttıracak cihaz ve çözümler için elini taşın altına koyan olmuyor. Bizlerin burada ve aramızda tartıştığımız “dijital kültür” milyarlarca yaşlı, fakir, eğitimsiz birey için bir şey ifade edemiyor.</p>
<p>Başta genç nüfusu yoğun bizim gibi ülkeler hakkında olmak üzere pek çok ortamda çizilen pembe tabloya doğru bakmak gerekiyor. Toplum ve tüketici boyutunu farklı açılardan incelemek mümkün, örneğin günümüzde teknolojinin kendisini yalnızlaştırdığını kabul eden ve etmeyen iki büyük teknoloji kullanıcısı grup var, bunları da ileriki yazılara bırakalım.</p>
<p><strong>Çalışanlar ve Tüketiciler Değişirken</strong><br />
Gelişmelere kurumsal açıdan bakıldığında, değişen toplum yapısının şirket duvarlarının dışında kalamayacağını görmek gerekiyor. Yavaşlayan teknolojik gelişme, iyileşmeyen küresel ekonomi, her yerden her zaman bağlı olduğu halde yalnızlaşan, hem de gelecekten ümidi azalan bireyler işverenlerin hem çalışan ordusunu, hem de müşterilerini oluşturuyor.</p>
<p>Güven sağlamak zorlaştığı gibi daha da önem kazanıyor. Her dakika yeni bir blog yayına başlar, 5–10 bin kişi Twitter’a yeni bir cümle girerek dünyadaki sohbete katılırken bir kurumun kendisiyle alakalı bir mesajı kontrol etmesi imkansız gibi bir şey. Kurum mesajları ise sadece marka, ürün veya pazarlama amaçlı olmuyor, bu nedenle yeni iletişim kanallarını şirketlerin pazarlama bölümleri dışında görev alanlar da kucaklamalı. “Her yerden her şeye anında erişebilen kullanıcı”nın varlığı, yönetim kurulu toplantılarından “çocuklarımın, torunumun uğraştığı şeyler” diye dışlanmamalı.</p>
<p>Tam yeğenin düğününe gideceği gün saçında felaket(!) yaratıcılık gösteren arka caddedeki kuaförü yermek ya da övmek için yerini Google Haritalar’da işaretleyen, üstüne yorum yazan sürekli müşteriniz sizden aldığı kırtasiye malzemesi veya çanak anten için neden aynısını yapmasın? Temel endüstri kollarından otomotiv sektörünün efsaneleri Chrysler ya da General Motors kendi bayilerinden gelen sıradan taleplerden çok daha faydalı yorumları yıllardır İnternet’ten takip etseydi iflas koruması ve devlet kontrolüne sığınmak zorunda kalmayabilirlerdi.</p>
<p>Her yerde duymaya başladığınız “İnternet’i medya iletişim planının ana bacaklarından biri yapmalısınız, Facebook’tan tüketicilere ulaşmalısınız” önermelerini bir de aksi yönden düşünmeliyiz. Facebook’ta 400 arkadaşı olan biri, kendini bu kitleye ifade etmek, fotoğraflarını göstermek arzusundan daha fazlasını arkadaşlarını takip etmek, öğrenmek ve uyum sağlamak için duyuyor, o yüzden 400 kişiyi arkadaş olarak ekliyor. Çünkü dışarıda, etrafımızdaki sayısal dünyada kitlelerin kolektif birikim ve zekâsı kullanmayı bilenler için bir cevher olarak duruyor. </p>
<p><strong>Şirketler Bilişimi Anlamamaya Başladı</strong><br />
Peki, büyük kurumlarda “IT departmanı” diye adlandırılan bilişim bölümleri artık her ölçekteki şirkette varken neden bu büyük kolektif birikimin farkına varılmıyor, şirketler bilişim dünyasını anlamıyor mu? Bilgi teknolojilerinin önemini kavramış olan kurumlar maliyetleri düşürmek, doğru miktarda dışkaynak kullanımına gitmek, kurumsal yazılımların doğru seçip işletildiği bir IT yönetimi kurmakta sıklıkla başarılı olabiliyor. Ama bilişimin içindeki iletişim ayağının potansiyelini kaçırıyorlar.</p>
<p>Bireyler yönetimin gücünden çalmaya başlıyor, çalışanlar kurum içi, kurumlar arası ve müşterileriyle açık iletişimin faydalarını görüp etkileşimlerini arttırırken izole kalmaya devam ettiğinin farkına varmayan tepe yönetimler değişime ayak uyduramıyor.</p>
<p>Buna bir de çalışanların değişen ve karşılanmaması tercih edilen farklı çalışma yöntemleri gibi talepleri eklenince kurum içi kültür zarar görmeye başlıyor. Genç nesil gün içinde bilgisayarına kendi MP3 çalarını takıp müzik parçalarını düzenlemek, koleksiyonunu zenginleştirmek, kişisel işlerini de yapmak istiyor, ama yine bu genç nesil iş yerinde yönetici rolü olmayan daha yaşlı çalışanların aksine gece 11’de iş yapmaya, e-postalarını yanıtlamaya çok daha yatkın hatta istekli oluyor. Her zaman her yerden bağlı olan, arkadaşlarını, gündemi yorumlayan bu nesil iş yerinde yorum yapamadığını, kendine kulak verilmediğini hissettiğinde özel hayatıyla iş hayatı arasında anlaşılamaz bir dengesizlik oluşuyor, gittikçe daha çoğu böyle bir işte çalışmaktan kolaylıkla vazgeçiyor.</p>
<p>“Açık inovasyon” yaklaşımı gibi güncel yönetim tartışmaları bulgularının da temel aldığı üzere bilginin mutlak sahibi olmak zorlaşıyor ve kurumların sınırları yeniden oluşuyor. Daha az belirgin, daha geçirgen ve esnek sınırlar sayesinde mevcut ve potansiyel müşteriler, rakipler, tedarikçiler, kamuoyu, kamu yönetimiyle etkileşimden gelebilecek fikir ve bilgiler şirketlerin büyümesinde gittikçe daha fazla rol sahibi oluyor.</p>
<p>Tarihteki en yoğun iletişim trafiğini yaşarken her türlü oluşumun bilişim politikalarını gözden geçirip bu yeni döneme uyarlaması gerekiyor. Öte yandan pek çok şirket ve devletin bu dönüşümde zorlanmasının temel nedeninin eski iş yapış modelini katılaştıran mevcut karmaşık IT yönetimi olması da dikkat çekici!</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/sirketler-asil-simdi-bilisimin-gucunu-anlamiyor-guven-krizi-surerken-kolektif-zeka-yardima-hazir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sonunda Yahoosoft! Apple da Google&#8217;a sırtını döner mi? Yeni &#8220;düşman dev&#8221; Google mı, yoksa devlerin safları ayrışıyor mu?</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/sonunda-microhoo-veya-yahoosoft-apple-da-googlea-sirtini-doner-mi-google-yeni-dusman-dev-mi-yoksa-devler-yalnizlasiyor-mu/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/sonunda-microhoo-veya-yahoosoft-apple-da-googlea-sirtini-doner-mi-google-yeni-dusman-dev-mi-yoksa-devler-yalnizlasiyor-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Aug 2009 14:27:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=648</guid>
		<description><![CDATA[18 ay önce Yahoo!'yu Microsoft'a satmayan kurucu ve CEO Yang, Google kurucuları ile daha yakındı. Ama bu hafta Microsoft ile Yahoo! arama ve reklam konularında 10 yıllık bir birlikteliğe imza attı. Google CEO'su Schmidt'i yönetim kurulunda tutan Apple ise Google Voice'i bu hafta AppStore'dan çıkardı. Bir haftada Google'a sırtını dönen iki dev bir şeylerin değiştiğini gösterdi!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Şubat 2008’de gün ışığına çıkan Yahoo!-Microsoft flörtü sonunda meyve verdi. <a href="http://www.yahoo.com">Yahoo!</a>’nun ortak kurucularından olan CEO Jerry Yang’ın gönlü şirketini 45 milyar ABD Doları karşılığında <a href="http://www.microsoft.com">Microsoft</a>’a satmaya yatmamıştı. Geride kalan dönemde CEO değişti, küresel resesyon derinleşti, ama diyaloglar devam etti ve geçtiğimiz hafta <a target="_blank" href="http://www.ufukkilic.net/index.php/2009/07/microsoft-ve-yahoo-anlasti/">Microsoft ile Yahoo! arama teknolojileri ve reklamlar konusunda 10 yıllık bir anlaşmaya imza attı</a>.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Özetle bu iki şirket, web aramalarında %70’e yakın payı olan <a href="http://www.google.com">Google</a>’a karşı kuvvetlenebilmek için tek bir arama teknolojisi, Microsoft’un yeniden adlandırdığı <a href="http://www.bing.com">Bing</a>’i kullanacaklar. Arama sonuçlarıyla gösterilen reklamların satış ve yönetimini, müşteri ilişkilerini Yahoo! üstlenecek, Yahoo!’nun geniş web siteleri ağından gerçekleştirilen arama sonucu reklamlarının %88’i de şirkette kalacak.</p>
<p>Böylece reklam verenlerin Google reklam ağına daha güçlü bir alternatifleri olabilecek. Her ne kadar bu anlaşma henüz düzenleyici kurumların onayından geçmemiş olsa da iki şirket de sonunda kendi işlerine odaklanabilecek, bir buçuk yıllık belirsizliği geride bırakabilecekler. Yahoo!’nun yeni CEO’su Carol Bartz geldiğinden beri aramadan ziyade öne çıkardığı Yahoo! web siteleri ağının oluşturduğu geniş medyaya, sadece arama reklamları değil, standart sayfa reklamlarına ve en büyük reklam verenlerle olan ilişkilerine artık odaklanabilecek ve İnternet’te arama sonuçları dışındaki reklamların da bir altın çağ yaşamasına katkıda bulunmaya çalışacak.</p>
<p>Anlaşmanın Yahoo! açısından düşündürücü tarafı ise “semantik web” olarak adlandırılan gelişim yolunda, sadece metni taramanın ötesinde sayfadaki öğelerin anlamını kavrayıp mantıksal sonuçlar çıkarmada, söz konusu üç dev arasında lider olduğu düşünülen kendi arama teknolojisini arkaplana atacak olması ve ilerde de tüketicilerin gözünde Bing ve Google’ın ana seçenekler olarak kalma olasılığı. Fakat Yahoo!’nun arama rakamlarının çoğunluğunun Yahoo! sitelerinde dolaşanların rastgele aramalarından oluştuğu düşünüldüğünde zaten Yahoo!’nun pazar payı kaybetmeye devam edeceğini iddia edenler de vardı.</p>
<div align="center">
<div style="width:320px; text-align:center" class="captionfull"><img alt="Steve Ballmer ve Carol Bartz hissedarlarının uzun süredir beklediği birlikteliğin ilk adımını atmış olmanın mutluluğunu yaşıyor" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/carol-bartz-steve-ballmer.jpg" title="Steve Ballmer ve Carol Bartz hissedarlarının uzun süredir beklediği birlikteliğin ilk adımını atmış olmanın mutluluğunu yaşıyor"/>
<p>Steve Ballmer ve Carol Bartz hissedarlarının uzun süredir beklediği birlikteliğin ilk adımını atmış olmanın mutluluğunu yaşıyor</p>
</div>
</div>
<p>Öte yandan olaya Google açısından baktığımızda bu anlaşma derin anlamlar içeriyor. <a href="http://www.cihansalim.net/yazar/clife01.htm">2000 yılında yazdığım “En iyi değil, ilk olun” başlıklı yazım</a>ın ana fikrini bu hafta Microsoft CEO’su <a target="_blank" title="Ballmer'ın birleşme anlaşmasının iyi anlaşılmadığı ile ilgili yorumu" href="http://www.thestandard.com/news/2009/07/30/ballmer-surprised-markets-reaction-microsoft-yahoo">Steve Ballmer şöyle tekrar etti</a>: “Bu endüstride iktisadi katma değerin en büyük kaynağı doğru işe yeteri kadar başında girmek.” Google’ın neredeyse yarı tekel konumunda olduğu web arama dünyasında hızlı büyümesine katkıda bulunan faktörlerden biri de “mahalledeki yeni çocuğa karşı hoşgörü ve sempati” idi, şirketin “kötü/sinsi olma” olarak görülen iş yapış biçimi ise gittikçe bu algıyı yitiriyor.</p>
<p>Teknoloji, ama özellikle İnternet dünyası dışında karşısına yeni rakipler almaya, gazeteleri, medya kuruluşlarını kızdırmaya başlayan Google’a karşı yine de girdiği, girmeyi düşündüğü alanlarda, Microsoft’un benzer hamlelerine karşı gösterilen tepki ya da çekince veya soğukluk gösterilmiyordu. Google pek çok önemli firmayla ortak hareket ediyordu, örneğin Google CEO’su Eric Schmitd 2006 yılından beri <a href="http://www.apple.com">Apple</a>’ın yönetim kurulu üyelerinden biri idi ve ilk iPhone telefonda Google uygulamaları kendilerine yer bulmuştu. Ama Google kendi cep telefonu işletim sistemi Android’i geliştirmeye başlayıp farklı hedeflere koştuğunu da gösterdi, sonunda yine bu hafta <a target="_blank" href="http://www.teknoblog.com/2009/07/28/appledan-google-voice-ve-gvmobile-uygulamalarina-veto/">Apple, iPhone için mini programların indirilebildiği AppStore’dan Google Voice mesajlaşma programını çıkardı</a>.</p>
<p>Google kurucuları Sergey Brin ve Larry Page yüksek lisans yaptıkları Stanford Üniversitesi’nden ağabeyleri Yahoo!’nun kurucuları Jerry Yang ve David Filo’dan zamanında tavsiyeler aldıkları gibi aralarındaki bağ da güçlü idi. Nitekim geçen sene Yang Microsoft’un 45 milyar dolarlık teklifini reddettikten sonra hemen Google’a dönmüş ve bir işbirliğinin temelleri atılmıştı, ama düzenleyici kurumlar rekabete zarar vereceği gerekçesiyle bu işbirliğine izin vermediler. Ve sonunda bu hafta Yahoo! da Microsoft’a döndü, yani aynı hafta içinde iki kurum Google’a sırtını döndü.</p>
<p>Google gibi dünyanın en büyük arama motoru ve reklam şirketinin geleceğinin aynı haftaya denk gelen bu iki çok da sıra dışı olmayan haberlerle sarsılacağını söylemek güç. Google, Silikon Vadisi dışında kalan, dışlanan, korkulan teknoloji devi Microsoft’un yaşadıklarını henüz yaşamayacak olsa da daha zor ortaklıklar kuracağı günler yaklaşıyor. Teknolojinin İnternet tarafındaki rekabet duvarları, Microsoft’un kendi işletim sistemi etrafına kurdukları kadar sağlam temelli olmayabiliyor.</p>
<p>Nasıl son aylarda Google; Microsoft’un Internet Explorer, Office ve Windows’una karşı kendi ürünlerini geliştirip, pazarda lider olamasa bile Microsoft’un fiyatlama gücünü kırmaya çalışıyorsa Microsoft da aynı cesareti gösteriyor, Google’dan çok daha düşük kar marjlarını kabul edecek bile olsa Google’ın en büyük gelir kapısını biraz daraltmaya çalışıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/sonunda-microhoo-veya-yahoosoft-apple-da-googlea-sirtini-doner-mi-google-yeni-dusman-dev-mi-yoksa-devler-yalnizlasiyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyal Pazarlama Gelişiyor! Kullanıcıların Yarattığı İçeriğe Yer Açmak ve Sosyal Web&#8217;de İçeriği Yönlendirebilmek</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/sosyal-pazarlama-gelisiyor-kullanicilarin-yarattigi-icerige-yer-acmek-ve-sosyal-web-de-icerigi-yonlendirebilmek/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/sosyal-pazarlama-gelisiyor-kullanicilarin-yarattigi-icerige-yer-acmek-ve-sosyal-web-de-icerigi-yonlendirebilmek/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2009 21:29:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=585</guid>
		<description><![CDATA[“Resesyonda insanlar evde, İnternet başında daha çok vakit geçiriyor” yorumu kafamıza kazındı. Cümleyi geliştirmek lazım: "Sosyalleşme platformlarında vakit geçiriyor." Böyle sitelerde, böyle kullanıcılara nasıl pazarlama yapmalı, marka iletişimi nasıl geliştirilmeli; kullanıcı içeriğinden nasıl faydalanmalı, bloglar, wiki'ler, twitt'ler nasıl yönlendirilmeli, işte yeni popüler pazarlama tartışmalarına giriş...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Resesyonda insanlar evde, İnternet başında daha çok vakit geçiriyor” içerikli haberler çıkmadığı hafta yok gibi. Bu yıl reklam harcamalarının İnternet dışında hiçbir kanalda artmayacağı tahmin ediliyor. Anı yaşayan, en sıra dışı algılanan olayları bile 1-2 sene sonra unutan kitlelerin zihninde yerini kaybetmemek isteyen pazarlamacılar, marka iletişimcileri de İnternet’e daha çok önem vermeleri gerektiğini görüyorlar.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>İnternet ise kitlelere yayıldığı ikinci on yılda kullanıcılara çok hızlı, kolay etkileşime geçme imkanını sonunda sunmaya başladı. “Sosyal web”, Web 2.0 gibi isimlerle tanımladığımız bu yeni İnternet kullanım trendi güçlendikçe paylaşım platformlarında geçirilen zaman artıyor.</p>
<p>Bu da marka iletişimcisinin sosyal paylaşım aktivitelerine daha çok önem vermesini gerektiriyor. Ama iş eskiden bir gazete web sitesine verildiği gibi bir sosyalleşme platformuna “banner” reklam vermek, ya da belli bir bölgede, belli yaş grubunda, belli cinsiyette, belli bir hobisini sayfasında açıklamış kullanıcılara “şu reklamı göster” demekle olmuyor. Çünkü bunlar zaten İnternet’in çok uzun süredir sunduğu araçlar.</p>
<p>Yeni bir araştırma, her ne kadar Türk toplumu aynı özellikleri taşımasa da fikir verecektir, <a title="Marketing Charts.com haberi" href="http://www.marketingcharts.com/interactive/socnet-ads-not-relevant-to-81-of-millennials-8200">ABD’de 1977 ile 1994 arasında doğan neslin %84’ünün Web 2.0 sitelerinde reklamları</a> fark ettiğini, ama reklamları %81 oranında kendileriyle alakasız-ilgisiz bulduğunu, bu nedenle dikkate almadığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Özellikle bu yaş grubundakiler, ama genelde tüm İnternet kullanıcıları İnternet’e bağlanmalarının başlıca nedenlerinin arasında ilgilendikleri ürün, hizmetlerle ilgili bilgi almak; sevdikleri, takip ettikleri ünlüleri ve hatta markaları(!) izlemek olduğunu belirtiyor. Bu İnternet kullanım nedeni de pek çok kişinin sosyal paylaşım sitelerinde bir marka, ürün ya da ünlünün hayran, takipçi sayfalarına kayıt olmalarını sağlıyor.</p>
<p><strong>Kullanıcının Yarattığı İçeriği Resmi Sitede Kullanmanın Faydaları</strong><br />
Bu noktada profesyonel iletişimcinin ürün hayran sayfasını nasıl yönlendirmesi gerektiği hayati önem kazanıyor. Bugün hala yok denecek kadar az marka kendi web sitesinde kullanıcı kaynaklı içerik oluşturulmasını mümkün kılıyor. Örnekler çok az olduğu için bu alandaki en iyi uygulamaları tartışmadan önce bu yazıda şimdilik neden bir marka kendi web sitesinde tüketicilerin içerik üretmesine izin vermeli, bunların altını çizelim:</p>
<ul>
<li>Alışveriş kararı insanın konuşmak, tartışmak istediği bir tecrübedir. Zaten bu yüzden İnternet’te bu kadar çok ürün tartışması, yorumu görüyoruz. Ama bu tartışmaların resmi sitede yapılabilmesi tüketicilere markanın kendileri için ne ifade ettiğini doğru yere iletme şansı verecek, marka iletişimcisinin de pek çok site gezerek elde etmeye çalıştığı bilgiyi daha kolay edinmesini sağlayacaktır.</li>
<li>Sürekli yeni kullanıcıların katkıda bulunduğu böyle sayfalar sitenin güncelliğini sağlayarak bir ürün hakkında İnternet araması yapıldığında markanın kendi sayfasının sonuçlar içinde sürekli tepede çıkması şansını da arttıracaktır, çünkü bir arama motoru güncel, sürekli tartışılan sayfaları, içeriği kaliteli de olsa eski olan bir sayfaya tercih etmektedir.</li>
<li>Ürün yorumlarının da yer aldığı bir site hem firmanın şeffaflığa önem verdiği algısını kuvvetlendirecek, hem de olumsuz yorumlar yayınlanırsa markanın kendine güvenini gösterecektir.</li>
<li>Potansiyel tüketici, üstünde yorum yapılan ürünleri, yorum yapılmayan ürünlere tercih edecektir.</li>
<li>Markanın web’inde içerik üreten (yorum, link, öneri…) tüketiciler içeriğin yayınlanıp yayınlanmadığını görmek için web sitesini daha sık ziyaret edecek, böylece markanın tüketiciyi etkileme ve hatta satış yapma şansı da artacaktır.</li>
</ul>
<p><strong>Sosyal Web İçeriğini Yönlendirmek</strong><br />
Listenin öncesinde belirttiğim gibi özellikle ülkemizde daha çok şirket kendi sitelerini kullanıcı içeriğine açtıkça “yöntem” tartışmalarına girmeyi planlıyorum. Resmi sitelerin yanında kullanıcıların fan yani “hayran” sayfalarına kayıt olduğu diğer ortam ise Facebook, Twitter, Yahoo! Groups ve Google’un e-posta grupları gibi şirketlerin bizzat kontrol edemediği paylaşım platformları. Her ne kadar Facebook ürün sayfalarını marka sahibi şirketlerin kontrol etmesini istese ve kontrol/yönetim hakkı verse de aynı ürün için yüzlerce değilse onlarca alternatif grup sayfası da yine Facebook’ta yayında oluyor.</p>
<p>Özellikle Batı’da son derece sıklıkla sosyal web odaklı kampanyalar görmeye başladık. Zaten en etkileyici olay <a title="Obama Türkiye’deydi: Yeni Siyaset, Yeni Değerler, Yeni Savaşlar, Yeni Ortaklar ve İdealler başlıklı yazım" href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/obama-turkiyedeydi-yeni-siyaset-yeni-degerler-yeni-savaslar-yeni-ortaklar-ve-idealler/">ABD’yi ve dünyayı yenileme iddiasındaki Obama</a>’nın ABD Başkanlık kampanyası için topladığı 265 milyon doların 122 milyonunu 200 dolardan düşük mini bağışlarla elde etmesini sağlayan <a title="Yerel seçimlerimiz yaklaşırken “Evet, yapabiliriz” sloganı ile apolitiklerin kanına İnternet’ten giren Obama, Değişen Seçmen ve Müşteri Tercihleri başlıklı yazım için tıklayınız" href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/yerel-secimlerimiz-yaklasirken-evet-yapabiliriz-slogani-ile-apolitiklerin-kanina-internetten-giren-obama-degisen-secmen-ve-musteri-tercihleri/">çok geniş, çok etkili ve iyi yönetilen bilişim ağları ve araçlarından faydalanan kampanyası</a> idi. Yavaş yavaş nelerin çalışıp çalışmadığı hakkında belli gözlem ve fikirler oturmaya başlıyor. Ama hala bir Twitter ya da Facebook uzmanı olduğu iddiasındaki kişi ya da şirketten hizmet almak için fazlasıyla erken!</p>
<p>Çünkü en etkili yöntem hem sanıldığından basit, hem de “deneysel”: Ne markanın tamamen pasif kaldığı, ne de tamamen markanın kontrolünde bir sosyal web kampanyası doğru. Böyle bir yaklaşımın en başarılı örneği ise <a target="_blank" href="http://www.facebook.com/coca-cola">Coca-Cola’nın aslında kendi kurmadığı Facebook’taki sayfası</a> ki, 3 milyondan fazla takipçi ile Obama’dan sonra en popüler Facebook sayfası diyebiliriz. Çok detaya girmeye gerek yok ama kullanıcıların yüklediği yaklaşık 1000 fotoğraf ve tartışma panolarıyla, Coca Cola’nın resmi sitesinde kurmakta zorlanacağı bir hava yakalandığı ortada.</p>
<p>En çok ilgi çeken kampanyalar markanın hafif yönlendirmesi, bireylerin bağımsızca fikir, içerik, yorum katabildikleri ve sürecin yönünü etkileyebildiği durumlar oluyor. Bu aynı zamanda her iki taraf için de deneysel oluyor, çünkü bugüne kadar iletişimciler pasif medyalarda zaten tamamen istedikleri gibi kampanya yönetebildiler. Öte yandan kullanıcılar da zaten yıllardır İnternet’te istedikleri web adresini alarak istedikleri ürün hakkında müthiş karalama ya da övgüler yayınlayabildiler. Şimdilerde gerçek anlamda katılımcı web ile iki taraf bir kampanyada birbirlerine ne kadar yaklaşabileceklerini deniyorlar:</p>
<p>Promosyonun ne kadarı mantıklı, ne kadarı markanın algısına zarar verip heyecanı azaltıyor? Kullanıcı marka hakkında ne kadar çok blog yazısı, twitter güncellemesi, fotoğraf eklerse markaya aşırı dost ya da düşman olabiliyor? Kampanya günün sonunda yapmacık ve etkisiz kalıyor mu? İşte dikkate alınması gerekenlerden birkaçı&#8230;<br />
<strong><br />
Medya Kanalı Olarak “Sosyal Medya”</strong><br />
Öte yandan sosyal web, ya da paylaşım platformlarındaki marka iletişiminin bir diğer boyutu da bu platformlarda çok takip edilen kaynakları etkileyebilmek, markadan söz ettirebilmek. Zira çok takip edilen kullanıcılar, blog yazarları, Flickr fotoğrafçıları da gücün merkezden dağıldığı yeni medyada gazetecilere, televizyonculara alternatif olmaya başladılar. Yazının önceki bölümünde olabildiğince çok kullanıcıya marka ile iletişim ve hatta bir İnternet, cep telefonu, çekiliş, vb. etkinlik sayesinde etkileşim şansı veren “tecrübe”, “deneyim” pazarlamasından bahsettik, ki <a title="Müşteri Sadakati Erirken Pazarlamacıların Güncel Açılımları Ne Aşamada? İnternet, Konsept Mağazalar, Deneysel Pazarlama… başlıklı yazım" href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/musteri-sadakati-erirken-pazarlamacilarin-guncel-acilimlari-ne-asamada-internet-konsept-magazalar-deneysel-pazarlama/">daha önceki bir yazımda bu alandaki başarılı örneklerin fazlasıyla etkili olduğuna, akılda kaldığına dikkat çekmiştim</a>.</p>
<p>İşin medya planlaması tarafına gelirsek, bu dönemde blog yazarlarının da gazeteciler gibi marka iletişimcileri tarafından kabul görmeye başladığını görüyoruz. Dünyada siyasi, ekonomik etkinliklere akredite olabilen blog yazarları artıyor. Ülkemizde de özellikle hızlı tüketim ürünleri alanında blogculara yönelik aktiviteler artıyor. Son olarak önceki hafta davetli olduğum <a href="http://www.axeetkisi.com" target="_blank">Axe</a>’ın düzenlediği parti de, kısılan reklam, pazarlama bütçelerine rağmen İnternet’e sosyal web bir yana, medya kanal planlamasında ilginin artarak sürdüğünü gösterdi. Axe’ın Beyoğlu&#8217;nda seçkin bir mekanda yaptığı parti blog yazarlarının medya gücüne olan inancın pekiştiğinin son göstergesi oldu. Etkinliğin benim kalabildiğim bölümünde ucuz bir promosyon, ürün deneterek tanıtım etkinliğinden ziyade temalı bir parti deneyimi yaşatma amacı taşıdığını düşündüm.</p>
<p>Popüler blogların alternatif, farklı bakış açısı sunduğu için takip edildiği inancını koruyan biri olarak blog medyasına yönelik kampanyaların da az önce bahsettiğim dengeyi korumasıyla başarılı olabileceğini düşünüyorum. Tabii ki markanın iletişim çabası karşılığında medyada yer alma beklentisi var, ama süreç olabildiğince doğal şekilde gerçekleştirilmezse hem blogcular hem de marka en azından o kampanya çerçevesinde inandırıcılığını yitirebilir.</p>
<p>Aslında konuşacak çok şey var… Marka iletişim harcamasının dönüşü ve performans karşılaştırması, blog yazarlarının marka iletişimiyle tanışması ve tutumu, blog yazmayı meslek olarak görenlerle blogu amatör olarak yazanlar, amatör yazanlardan alanında profesyonel olanlar ve olmayanlar… Vakit buldukça tartışacağız, öneri, yorum ve yönlendirmelerinizle…</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/sosyal-pazarlama-gelisiyor-kullanicilarin-yarattigi-icerige-yer-acmek-ve-sosyal-web-de-icerigi-yonlendirebilmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yerel seçimlerimiz yaklaşırken &#8220;Evet, yapabiliriz&#8221; sloganı ile apolitiklerin kanına İnternet&#8217;ten giren Obama, Değişen Seçmen ve Müşteri Tercihleri</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/yerel-secimlerimiz-yaklasirken-evet-yapabiliriz-slogani-ile-apolitiklerin-kanina-internetten-giren-obama-degisen-secmen-ve-musteri-tercihleri/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/yerel-secimlerimiz-yaklasirken-evet-yapabiliriz-slogani-ile-apolitiklerin-kanina-internetten-giren-obama-degisen-secmen-ve-musteri-tercihleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2009 22:15:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[Add new tag]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=487</guid>
		<description><![CDATA[Yerel seçimleri küçümsememeli, İstanbul Belediyesi Koç ve Sabancı'dan sonra ülkenin 3. büyük holdingi. Obama'nın tarihi İnternet kampanyasını ve nasıl başardığını, ilgisiz kitleleri nasıl harekete geçirdiğini görebilen danışmanlar varsa benzer çabaları burada görebilir miyiz?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Birleşik Devletler&#8217;in yeni başkanı Obama hakkında geçen hafta bolca yazılıp çizilmiş olsa da Türkiye&#8217;de yerel seçimler yaklaşırken ABD&#8217;deki süreci okuyup ders almaya çalışmamak hata olur. Sadece siyaset için değil, pazarlama, iletişim alanlarında yeni yönelim ve yöntemleri tartışmak için de&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Yerel seçimleri küçümsemek mümkün değil, örneğin 12 milyonluk İstanbul&#8217;u yönetmek büyük bir görev. Hem de İstanbul Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin 23 şirketinde yaklaşık 30 bin çalışanla 2007 yılını 16 milyar [Yeni] Lira ciro ile geçtiğini düşünürsek bu geminin kaptanı olmak Türkiye&#8217;de Koç ve Sabancı&#8217;nın ardından 3. gelmek; Doğan, Doğuş, Zorlu, Eczacıbaşı ve nice holdingin önünde yer alan bir iktisadi gücü idare etmek demek.</p>
<p>Böylesi büyük kaynakların yönetimine geçmek ise seçimleri kazanmak kadar kolay! Ama &#8220;seçim&#8221; de iletişimle, bunun ötesinde &#8220;pazarlama&#8221; ile &#8220;ürünü satmak&#8221; ile neredeyse aynı şey. Bir imaj oluşturup bu imajı satmak, heyecan yaratmak, müşteri/seçmenleri sadık müşteri/destekçiye çevirmek, imajı, markayı tükettirmek seçimler öncesinde yapılmaya çalışılanlardan ilk akla gelenler. Tabii ki her seçimde bunları rakiplerinden daha iyi yapanlar kazanıyor, fakat Obama markasının başarısının temelinde Amerikan ve belki de dünyadaki tercihlerin ne yöne gittiğini çok iyi anlamak yatıyor. Çünkü artık müşteriler, tüketici ya da seçmen olarak da adlandırabilirsiniz, edilgen değil etken rolde olduğunu hissettiği anda ürün ile arasında bağ kuruyor, bunun olması için de açık ve rahat şekilde iletişim kurmak istiyor.</p>
<p>Zaten İnternet&#8217;e de her gün bunun için girmiyor muyuz? İletişim kurmak, birilerine bağlanmak, birileriyle bir araya gelmek için. İnternet diğer medyalardan işte böyle farklılaşıyor, etkilenme ve etkileme burada mümkün. Böyle bir gidişatta pazarlama iletişimi İnternet&#8217;siz olur mu! Olmaz ve tabii ABD&#8217;de tüm başkan adayları İnternet&#8217;i kullandı, ama Obama İnternet&#8217;i diğer medyaları kullandığı gibi kullanmadı, İnternet&#8217;e özgü imkanlar için İnternet&#8217;i seçti, bunlardan sonuna kadar faydalandı. Yoksa daha az tanınan, az şans verilen Obama nasıl hem kendi partisindeki adayları hem de McCain&#8217;i geride bırakabilirdi?</p>
<p>&#8220;Evet, biz yapabiliriz&#8221; (Yes, we can) sloganı Soğuk Savaş sonrası post modernist ortamda dünyanın her yanında yayılan politikaya ilgisiz insanları, apolitik gençleri yakalamak için çok doğruydu. Değişim için kitlelere, bizlere &#8220;harekete geçmek zorunda olan sizsiniz, izlemekle yetinmeyin&#8221; iması yapıldı. Ama böyle bir sloganın arkasını doldurabilecek olan temel araç da İnternet idi. Facebook, MySpace gibi sosyalleşme siteleri, bizzat <a href="http://my.barackobama.com" target="_blank">my.BarackObama.com</a> kişiselleştirmeye açık kampanya siteleri, YouTube, hatta cepten kısa mesaj gibi dağıtım kanalları ile seçmenler önce siyaset pazarına sonra Obama markasına çekildi, Obama müşterisi, tüketicisi oldu. Çünkü kullanılan araçlar ile seçimleri, politikayı kendilerinden uzak görmektense kişisel bir olay, kendileriyla alakalı, tamamen dahil oldukları bir olgu olarak hissettiler.</p>
<p>1,5 milyon kişi Facebook&#8217;ta Obama fan kulübüne katıldı, <a href="http://racetalkblog.com/2008/08/29/did-social-networking-propel-barack-obama-to-the-democratic-nomination/" target="_blank">Twitter&#8217;da 68 bin kişi an be an Obama&#8217;nın durum güncellemelerini takip etti</a>, İnternet&#8217;te sadece resmi bağış sayfasından değil, destekçilerin adeta yarışırcasına açtıkları kendi &#8220;Obama&#8217;ya bağış&#8221; sayfalarından <a title="Time dergisinin haberi" href="http://www.time.com/time/magazine/article/0,9171,1640402,00.html" target="_blank">en az 10 milyon dolar bağış toplandı</a> ve bunların %90&#8242;u 100 dolardan daha küçük meblağlı bağışlardı. İnsanlar en ilginç bağış toplama yöntemlerini de topluluk sayfalarında birbirleriyle paylaştı, yarıştırdı, çevresindekileri nasıl farklı yöntemlerle 2., 3. kez bağışa yönelttiklerini anlattı, hatta video kayıtlarını İnternet&#8217;e yükledi. Heyecan, eğlence, ama daha önemlisi &#8220;dahil olma&#8221;, insiyatif alma, etkili olma hissi hep oradaydı.</p>
<p>Facebook gibi sosyalleşme sitelerinin sadece gençlere ulaşmakta işe yarayacağı yargısı, bu tip sitelerin çok &#8220;uçuk&#8221;, &#8220;kısa vadeli&#8221; etki bırakacağı tahminleri yerle bir oldu. İnternet, cep telefonu gibi sayısal iletişimin son derece yaygın olduğu gelişmiş ülkelerde pek çok haberi geleneksel medyadan önce cep telefonundan kısa mesajla ya da web&#8217;den duyurmanın daha çok heyecan yarattığı görüldü. Mesela Başkan Yardımcısı adayının Joe Biden olacağı ilk olarak kısa mesajla duyuruldu, işte bu nedenle insanlar cepten de Obama kampanyasının takibini sürdürdüler. Neleri nasıl yaptığı ile ilgili daha fazla örnek isteyenler, <a title="Bildirgeç'te Obama'nın kullandığı araçlarla ilgili kısa bir liste" href="http://www.bildirgec.org/yazi/obama-ya-web-de-basari" target="_blank">Bildirgeç</a>&#8216;ten linklere ulaşabilir.</p>
<p>Lafın kısası İnternet araçları, o apolitik, siyasete uzak insanlara konuyu &#8220;sahiplenme&#8221;, &#8220;mülk edinme&#8221; hissi verdi. Böyle bir dönemdeyken Türk siyasetçisinin, siyasetinin, seçim kampanyası yürütenlerin İnternet&#8217;i bu kadar göz ardı etmesi ne kadar büyük risk taşıyor! Bugün yarın ilçenizde bir bakmışsınız biri sizden ilçe belediye başkanlığını kapmış! </p>
<p>ABD ile aramızda pek çok fark olsa da orada geçerli olanların çoğu burada da geçerli olacak. Genci yaşlısı, darbeler, kısır koalisyonlar sonrası siyasetten elini eteğini çekenler değişimin ancak kendileri insiyatif aldıklarında geleceğini anladıklarında, kendileriyle bu yolculuğa çıkmaya hazır bir aday bulduklarında belki de bizde de değişim başlayacak&#8230;</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/obama-ads-l.jpg"><img alt="EA Sports'un 9 oyununu İnternet üzerinden oynayanlar oyunlardaki reklam panolarında da Obama'dan kaçamadı!" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/obama-ads-l.jpg" title="EA Sports'un 9 oyununu İnternet üzerinden oynayanlar oyunlardaki reklam panolarında da Obama'dan kaçamadı!" /></a>
<p>EA Sports&#8217;un 9 oyununu İnternet üzerinden oynayanlar oyunlardaki reklam panolarında da Obama&#8217;dan kaçamadı!</p>
</div>
</div>
<p>Bu arada Obama sadece İnternet ile buralara geldi diyorum sanılmasın, topladığı mikro bağışlarla 30 milyon doları aşan bütçeye ulaşıp her yerde kendini hatırlattı. Sadece karşılıklı etkileşimi mümkün kılan web sitelerinde yüzünü göstermedi, geleneksel, pasif tüketilen medyada da yer aldı. Hatta bu sayfada gördüğünüz gibi EA Sports&#8217;un NBA oyunundan araba yarışına, buz hokeyinden beyzbola <a title="MSNBC'nin Obama kampanyası oyunlarda haberi" href="http://www.msnbc.msn.com/id/27184857/" target="_blank">dokuz bilgisayar oyununu İnternet&#8217;ten oynayanların gördüğü oyun içi reklam panolarında bile yer aldı</a>!</p>
<p>Tarihe düşülecek bir not da Web 2.0&#8242;nin ilk büyük sonucu oldu. ABD&#8217;de 2000&#8242;lerin başında &#8220;patlayan&#8221; <em>.com balonu</em>ndan sonra tekrar Web 2.0 girişimleri ümit verir olmuş, &#8220;yeni büyük şey&#8221; olarak görülmeye başlanmıştı. Konuyla yakından ilgili okurları tahrik edercesine iddia edebilirim ki bugüne bugün elimizde uzun vadede sağlıklı bir iş modeliyle karlı şekilde ayakta kalacağından emin olduğumuz bir Web 2.0 şirketi örneği göremedik. Ama bence bu normal, Web 2.0 aslında insanların tercihlerinin nasıl değiştiğini, ne yöne gittiğini gösteren bir dönemin adı oldu. Ve belki yıllar sonra Web 2.0 dediğimizde aklımıza gelen en büyük başarı(!) Obama&#8217;nın kampanyası olacak. Çok iyimser olmak mümkün mü bilmiyorum ama belki de &#8220;katılımcı web dünyadaki değişimin tohumunu 2008&#8242;de attı&#8221; diyeceğiz&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/yerel-secimlerimiz-yaklasirken-evet-yapabiliriz-slogani-ile-apolitiklerin-kanina-internetten-giren-obama-degisen-secmen-ve-musteri-tercihleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>OnPunto Kapandı, Gizlisi Saklısı Yok&#8230;</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/onpunto-kapandi-gizlisi-saklisi-yok/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/onpunto-kapandi-gizlisi-saklisi-yok/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jul 2008 17:01:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=215</guid>
		<description><![CDATA[Doğan Online Medyanet şemsiyesi altındaki OnPunto.com kapandı. Blog yazarlarını geleceğin gazetecileri olarak olabildiğine öne çıkarmaya çalışan girişimin kapanmasının ardında gizli nedenler aranıyor. Ama görünen o ki, OnPunto sanılanın aksine Hürriyet Gazetesi'nin desteğini almadı, istenen büyüklüğe ulaşamayıp gelir elde etmeye başlamaması da kapanma ile sonuçlandı. Tabii ki açıklamasız, ani bir kapanma tepki çekti ve çekiyor...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güncenin ana sayfasının alt bölümünde Kısa Kısa başlığı altında duyurduğum &#8220;OnPunto Kapandı&#8221; haberini az da olsa detaylandırmak için ancak vakit bulabildim, ilk yazımı en altta tutuyorum. İlk yazıdan sonra bilişim medyası ve Türkiye&#8217;deki e-iş modelleriyle ilgili çalışan 3-4 arkadaşım telefon ya da e-posta ile yorumlarımı aldı, bir bölümünü burada da paylaşmak istiyorum.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>OnPunto gibi bir yayın platformu kurma fikri daha öncelere dayanabilir ama bu platformu bu şekilde hayata geçirme ideali 2005&#8242;te güçlendi. 2006 yılı başında çekirdek ekip kuruldu ve proje ekibi Doğan Online altında çalışmalara başladı. OnPunto Hürriyet Gazetesi&#8217;nin bir iştiraki değildi, Hürriyet ya da başka bir grup şirketi, &#8220;OnPunto gibi bir iş kurulsun&#8221; demedi. Aksine bu fikir oluşturuldu ve Doğan Online&#8217;a sunuldu, fikir kabul gördü ve destek sözü aldı. 2006 yazında test yayınına başlanırken Doğan Online çatısı altında başka web projeleri, özellikle içerik barındıran portalların da temeli atılıyor ya da geliştiriliyordu, örneğin bigpara.</p>
<p>Doğan Online altında özellikle <a href="http://www.azbuz.com" target="_blank">azbuz.com</a>, daha az bilinen e-kolay&#8217;ın blog platformu, hatta blog sayfası tutma imkanı veren <a href="http://www.gayet.net" target="_blank">gayet.net</a> gibi rakipler varken Doğan Grubu altında Hürriyet&#8217;in <a href="http://sendeyolla.hurriyet.com.tr/anasayfa.aspx" target="_blank">Sen de Yolla</a>, hatta sonrasında <a href="http://yazarkafe.hurriyet.com.tr/" target="_blank">YazarKafe</a> girişimleri, Milliyet&#8217;in <a href="http://blog.milliyet.com.tr/" target="_blank">Milliyet Blog</a>&#8216;u OnPunto&#8217;ya sadece aynı bina altında bile ne kadar rakip olduğunu anlamak açısından önemli. Hele Hürriyet ve Milliyet&#8217;in platformlarının gazetelerin marka gücü ve de yazarın yayınlanma şansı hissetmesi nedeniyle, OnPunto ile aynı kulvarda yarışmıyor gibi görünse de, ne kadar güçlü rakipler olduğunu söylemeye bilmem gerek var mı&#8230;</p>
<p>Lafın kısası, OnPunto&#8217;nun arzulanan popülariteye ulaşmamasının bir nedeni içinde bulunduğu medya grubunda ciddi rekabete maruz kalmasıdır. Bu durumu olumlu ya da olumsuz görmek yaklaşıma göre değişir. Hedef kitle, pazarını az da olsa farklılaştırabilen kurum içi &#8220;rakipler&#8221; pek çok durumda rebaketin sağladığı çeviklik, yenilikçiliği göstererek kurumu dinamik ve başarılı kılabilir, ama bunu başarmak zordur. Genellikle şirket bir ürününün satışını arttırırken diğerinin düşmesini engelleyemez.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/07/onpuntof.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-217" title="onpuntof" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/07/onpuntof.jpg" alt="OnPunto\'nın aniden ve açıklamasız kapanması yeteri desteği alamadığı gibi beklenen düzeye ulaşamamasından da kaynaklandı" width="274" height="55" /></a></p>
<p>OnPunto da test yayınına başladıktan ancak iki yıl sonra Hürriyet gazetesi ilk sayfasına haber taşıyabilmiş, anasayfada haberin devamı (ve belki kaynağı da diyebiliriz) 15 günde bir yayınlanan e.Yaşam ilavesi olarak gösterilmiştir. e.Yaşam ilavesi dışında OnPunto&#8217;nun Hürriyet&#8217;in sayfalarında en fazla 1-2 kez anılmış olması &#8220;Hürriyet&#8217;in desteğine rağmen kapandı&#8221; savının doğru olmadığını göstermektedir.</p>
<p>Ayrıca bugün OnPunto.com anasayfasına gidenlerin hiçbir ima ya da doğrudan yönlendirme ile diğer Doğan Online veya Hürriyet/Milliyet blog girişimlerine de yönlendirilmediğine dikkat edersek OnPunto&#8217;nun grup içinde yalnız kaldığı izlenimine de kapılırız. Bu izlenimi benle paylaşan birkaç kişi oldu, ama ben erken bir safhada projeden ayrıldığım için bu konularda yeteri gözlemim olmadı. Yine de OnPunto&#8217;nun sahiplenilmemiş bir girişim gibi algılandığı yönünde haberler düşündürücü. Ve sonun bu şekilde olmasının da belki temel nedeni.</p>
<p>Tabii ki kapanmanın bir diğer nedeni de arzulanan büyüklüğe ulaşılamaması. İnternet girişimlerinde &#8220;trend&#8221;, &#8220;sürü psikolojisi&#8221;, yükselen değerler önemli rol oynuyor. Rakipleriyle aynı hizmetleri hatta daha bile azını sunan bir e-iş diğerlerinden kat kat daha fazla ziyaretçi ve müşteriye sahip dev bir işe dönüşebiliyor. Bir şans faktörünün olduğuna inananlardanım, ama işte o trafiği, o ilgiyi çekip katlayarak büyütebilmek için de bazı doğruların eksiksiz yapılması gerekiyor.</p>
<p>OnPunto&#8217;nun teknik altyapısının dışkaynak (outsource) kullanımıyla kurulduğu, bu aşamada yüklenici firmanın sistemi teslim etme süresi ve sistemin sorunsuz çalışması konusunda sorunlar yaşadığını söyleyebilirim. Bu konuyu fazla deşmemiştim, dışkaynak kullanım kararının verilmesinde idari bir hata olduğunu hissettiğimi söyleyebilirim. Çok fazla özelleştirme olanağı sunmayan bir teknik altyapı OnPunto editörlerinin ama daha da önemlisi kullanıcıların siteden daha çok verim almasını engelledi. Bugün öncü blog platformunlarının sunduğu esneklik ve özelleştirme olanaklarının sunulamaması, görsel özelleştirme seçeneğinin de sınırlı olması bloguna belli bir emek harcayan önemli blog yazarlarının OnPunto&#8217;ya gelmesini zorlaştırdı. İşte bu olmazsa olmazların eksikliği OnPunto&#8217;nun o şanslı girişimlerden birine dönüşme ihtimalini daha da düşürdü.</p>
<p>Çok da uzatmaya, çok da detaya girmeye, olası sorunları irdelemeye gerek yok. Söz konusu gelişmeler OnPunto&#8217;nun arzuladığı ziyaretçi ve yazar sayısına ulaşmasını engelledi. Ama mevcut kullanıcı sayısıyla da farklı reklam modelleri denenebilir, konu ve temaya göre reklam servisi düşünülebilirdi. Bu konuda da Medyanet ile iyi bir çalışma yapılmadı, nedenini bilmiyorum. Çok uzun süre reklamsız kalan site gelir yaratamayınca, çalışanlara ve sistemlere harcanan para tabii ki bir süre sonra boğazda düğümlenmeye başladı.</p>
<p>Doğan Online&#8217;ın, Medyanet&#8217;in iş modellerinden nakit akış beklentisi, belli aşamalara ne zaman gelinmesinin hedeflendiğini bilemeyiz, ama şu açık ki OnPunto&#8217;nun bir atılım yapması için tanınan süre, ki görünen o ki kısa bir süreymiş, doldu. Ve siteye daha fazla kaynak aktarılmayacağı andan itibaren de sitenin bağımsız şekilde ayakta kalması mümkün olmadı. OnPunto&#8217;da her gün sayfaları düzenleyen, metinleri elden geçirenlerin, manşetlere, yazılara görsel öğeler üretenlerin, elle yedek alan, veritabanını yönetenlerin de aileleri olan bireyler olduğunu düşündüğümüzde bu insanların OnPunto&#8217;yu karşılıksız ayakta tutmasının imkansız olduğunu görebiliriz.</p>
<p>Fakat aniden kapanma, kapanma yöntemi, açıklama yapılmaması üzüntü ve merak oluşturdu. Bugün mevcut yapıda OnPunto&#8217;nun farklı bir şekilde, yeni bir formülle yayına dönmesinin mümkün olmadığını düşünüyorum, bu spekülasyonlara bel bağlanmamasını öneririm. OnPunto markası ve alan adının böyle kolay kaybedilmesi de yine düşündürücü ve şaşırtıcı. Ama asıl tartışma ve tepki, yazan insanlardan, yazarlardan &#8220;bir açıklama duymak hakkımız&#8221; şeklinde geldi. Demek ki OnPunto ciddi bir aidiyet hissi yaratmış, sadık bir yazar, okur kitlesine sahip olmuş ve bu insanları bir aile gibi hissettirmiş. İnternet&#8217;in şaşırtıcı özelliklerinden biri de birbirini görmemiş insanların böyle kaynaşabilmesi, fakat bunu her girişim başaramıyor, bu nedenle OnPunto demek ki bazı şeyleri doğru yapmış diyebiliriz.</p>
<p>Bir ticari girişimin sonuçlandırılması ve devam edilmemesi hakkında bir açıklama yapmak her durumda zorunlu değildir, ama sanırım bu örnekte kısa, belki 1-2 cümlelik bir açıklama yapılması insanları &#8220;daha iyi&#8221; hissettirebilirdi. Fakat yukarda sadece birkaç tanesine değindiğim OnPunto&#8217;nun olası kapanma nedenlerinin de çok düşündürücü olduğunu sanırım fark ettiniz. Tahminim gerçekçi bir açıklamanın bazılarını zor duruma düşürebileceğinin, suya sabuna dokunmayan bir açıklamanın ise okur ve yazarlara faydasının olmayacağının görülmesi sonucu böyle sessiz sedasız bir ayrılık tercih edildi&#8230; Ayrılıklar zor, üzücü ve tartışmalı!</p>
<p>Bugün Blogcu.com, Blogger, Live Spaces, WordPress ve diğerlerinin altında sayısız kişi blog yazıyoruz, ama hepimizin yazıları kendine özel bir adreste. OnPunto sadece blog yazma platformu sunmakla kalmayıp Web 2.0&#8242;nin temel noktalarından olan sanal topluluklardan yeni ve farklı bir tanesini &#8220;yazar ve okur&#8221; topluluğu olarak kurmayı arzuluyordu. Ama bununla da kalmıyor, iki sene önce bizi sarsan &#8220;anaokulunda çocuk dövülmesi&#8221; haberi gibi haberlerin bizzat bizlerden gelerek ulusal ve global medyada yer bulmasını hedefliyordu. Vatandaş muhabirliği ve gazeteciliği güçlenecek, önem kazanacak. OnPunto bu alanda akla gelmeyenleri yapmayı hedefliyordu ama arzuladığını başaramadı ve Türk İnterneti öncü ve benzersiz bir girişimini kaybetti, ayrılığın zor olmasının bir nedeni de bu&#8230;</p>
<p><strong>(9/7/2008)</strong> Kuruluşunda rol aldığım, Türkiye&#8217;nin değil dünyanın benzersiz web projelerinden biri olan <a href="http://www.dol.com.tr">Doğan Online</a> Medyanet şemsiyesi altındaki <a href="http://www.onpunto.com">OnPunto.com</a> kapandı. Konu ile ilgili haftasonu ya da önümüzdeki hafta fırsat bulunca daha uzun yazmayı arzuluyorum. Blog yazarlarını geleceğin gazetecileri olarak olabildiğine öne çıkarmaya çalışan girişimin kapanmasının ardında gizli nedenler aramaya gerek yok. Birkaç blogda yazılanın aksine OnPunto.com Hürriyet Gazetesi&#8217;nin desteğini almadı, Doğan Grubu&#8217;nun &#8220;kişisel yayıncılık&#8221; imkanı sağlayan çok fazla girişimi olduğundan aksine hiç de destek alamadı ve sonunda daha fazla zarar etmek istenmediği için sonlandırıldı. Üzüntüm, projenin çıkış noktası ve nihai hedefi, sorunlar hakkında tekrar tartışmak üzere&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/onpunto-kapandi-gizlisi-saklisi-yok/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>17</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Daha Çok İçerik Sosyalleşme Sitelerine Kayarken Kan Kaybeden Blog ve Kişisel Siteler</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kisisel-site-ve-bloglar-sosyallesme-sitelerine-nereye-kadar-icerik-kaybeder/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kisisel-site-ve-bloglar-sosyallesme-sitelerine-nereye-kadar-icerik-kaybeder/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 May 2008 19:25:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=197</guid>
		<description><![CDATA[Web'in gelişiminde bloglardan önce önemli rol oynayan kişisel sitelerin çoğu 'blog'a dönüşmeye başlamıştı. Şimdiyse blog yazmak için verilen özen ve zaman bile zorlayıcı geldiğinden Facebook, Twitter gibi sosyalleşme platformlarında 2-3 cümle ile kendimizi anlık şekilde ifade etmeyi tercih eder olduk. Flickr'da fotoğraflarımızı, YouTube'da videolarımızı yayınlamaya alıştık, web sitemize, blogumuza içerik bırakmadık. Peki kişisel markamızı bölmek için bir "doğru oran" var mı?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Jeffrey <a title="Jeffrey'nin kişisel sitesi" href="http://www.zeldman.com" target="_blank">Zeldman</a>&#8216;ın önceki hafta yazdığı <a href="http://www.zeldman.com/2008/04/27/content-outsourcing-and-the-disappearing-personal-site/" target="_blank">yazısı</a>yla web, medya ve kişisel yayıncılık üzerine bazılarımızın farkında olduğu bir trend geniş alanda tartışılır oldu. Web yayıncılığının tarihsel gelişiminde güncelerden (blog) önce önemli rol oynayan kişisel web sitelerinin çoğu önce &#8216;blog&#8217;a dönüşmeye başladı. Şimdi ise blog yazmanın gerektirdiği özen ve zaman bile zorlayıcı olduğundan Facebook, Twitter gibi sosyalleşme sitelerinde 2-3 cümle, hatta kelime ile kendimizi anlık şekilde ifade etmeyi tercih eder olduk. Tabii ki Flickr&#8217;da fotoğraflarımızı çoğaltıyor, YouTube ya da Türk video paylaşım sitelerinde video yüklemeye de devam ediyoruz.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Tüm bunlar, kişisel sitelerde daha az içerik yer alması, hem de bunların daha ender güncellenmesi nedeniyle kişisel siteleri zayıflatıyor. Örneğin benim özelimde, fark edebileceğiniz üzere, cihansalim.net alan adı ve &#8220;orada&#8221; yayınladığım web sitemin blog dışındaki bölümleri artık güncellenmiyor.</p>
<p>Bu gibi yüz binlerce kişisel web sitesi ve hatta özelleştirilebilen blog hizmetlerinde yaratılan geniş &#8220;kişisel alanlar&#8221;, Web 2.0 uygulamaları olarak da grupladığımız sosyalleşme sitelerinin yükselişiyle son bir yılda önem kaybetmeye başladı.</p>
<p>Örneğin Facebook&#8217;da kişisel not oluşturabiliyor, istediğiniz metni yazabiliyor, web sitesine link oluşturup yorum yapabiliyorsunuz. Ötesinde fotoğraf, video paylaşıyorsunuz. Twitter&#8217;da şu anda ne yaptığınızı bir cümleyle yazıyorsunuz ve yüzlerce insan bunu web&#8217;den, cepten takip edebiliyor, tabii aynı şeyi Türkler asıl Facebook&#8217;da yapıyor. Radyo/müzik sitelerinde profil yaratıyor, çalma listesi oluşturuyoruz, ama bununla yetinmeyip hangi müzik türü ve müzisyenleri sevdiğimizi, farklı çalma listelerimizi, fotoğrafımızla beraber diğer kullanıcılarla paylaşıyoruz.</p>
<p>Örneklerin sonu yok, Flickr ve diğer fotoğraf sitelerinde fotoğraf; del.icio.us, digg, oyyla, linkibol gibi sitelerde hoşumuza giden web adreslerini paylaşıyoruz. Alışılageldik kariyer.net, yenibiris.com tarzı kariyer sitelerinin ötesinde LinkedIn, cember.net gibi sitelerde özgeçmiş oluşturmanın ötesine geçip iş çevremizi eski, yeni arkadaşlarla geliştiriyoruz. Hatta Sabancı Holding bu yıl deneme amaçlı olarak bazı açık pozisyonlar için <a title="Ekonomist dergisinin haberi" href="http://www.superpoligon.com/haber/2220" target="_blank">LinkedIn&#8217;den yararlanacak</a>.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="vertical-align: middle;" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/sosyalprofiller.png" alt="" width="270" height="231" /></p>
<p>Kritik nokta, ürettiğimiz ya da üretmediğimiz bilgilerden bizimle ilgili olanlardan ne kadarını kendi web&#8217;imizde, ne kadarını Web 2.0 ve sosyalleşme sitelerinde tutmak istediğimiz konusunda kararı düşünerek vermemiz gerektiği. İnternet&#8217;teki varlığımız, izleyiciye sunmak istediğimiz &#8220;&#8216;ben&#8217; markamız&#8221; ne kadar bölünmüş olmalı?</p>
<p>Artan sayıda insan, kişisel web sitesini neredeyse web sayfasına indirgeyip oradan Twitter, Facebook&#8217;daki profillerine &#8220;ben ne yapıyorum&#8221; diyerek, Flickr&#8217;daki profillerine &#8220;albümüm&#8221;, LinkedIn&#8217;deki profillerine &#8220;özgeçmişim/portföyüm&#8221; şeklinde bağlantı vererek tamamıyla &#8220;outsource&#8221; edilmiş, dış kaynak kullanılmış kişisel sitelerle yetiniyorlar. Birkaç ay önce rastladığım iki Türkçe adresi hatırlamadığımdan katı şekilde bu yöntemi kullanan örnek olarak yabancı bir site vereceğim, tasarımı da dikkate değer olan <a href="http://www.jodyferry.com/" target="_blank">Jod Ferry&#8217;nin sitesi</a>.</p>
<p>Bu şekilde içeriğimizi söz konusu sitelerde tutarsak sitemizin ziyaretçileri doğal olarak azalıyor, ama bu her şartta &#8220;olumsuz&#8221; bir şey değil, çünkü bu popüler siteler sayesinde normalde bizi bulamayacak olan insanlar bize ulaşıyor. Ama ya sitemize ulaşanları bu sitelere yönlendirmek ne anlama geliyor? Konu çok geniş, çok detaylı, farklı boyutlara sahip&#8230;</p>
<p>Mesela harika Web 2.0 sitelerinin sunduğu kolaylık ve özellikleri sitemizde sunmamız zor ve &#8220;zaman&#8221; olarak maliyeti yüksek, ayrıca o siteleri kullanan toplulukla belli alanlarda benzerlik, belli alanlarda farklılık göstererek toplumdaki yerimizi de belli etmemizi ya da etmemezi sağlıyor, kişisel bir sitede ise bu lüksümüz yok. Ayrıca çektiğimiz fotoğrafları takip etmeye sevenlere zorla sitemizdeki yazıları okutmuş olmuyoruz, isteyen sadece ilgili sitedeki profilimizi, yaptıklarımızı takip ediyor.</p>
<p>Şu anda oldukça rağbet gören bu sosyalleşme, topluluk, paylaşım sitelerinin orta vadede neye dönüşecekleri trendin nereye kayacağını önemli oranda belirleyecek. Çok fazla site, çok fazla profil, çok rekabet olan bir ortam ile daha az profil ve daha az rakip olan bir ortam bizim kullanım tercihlerimizi de çok etkileyecek.</p>
<p>Ama bugün şu kesin ki, gerek kısa sürede, az çaba göstererek bir şeyler oluşturmanın verdiği keyif ve kolaylık hissi; hem de ev dışında aidiyet hisleri oluşturamadığı için sosyal bir topluluk ile aidiyet hissedenlerin sayısındaki düşündürücü artış kişisel web adreslerine ilgiyi ciddi şekilde düşürüyor.</p>
<p>Bunları Türk medyası, Türk Web 2.0 uygulamaları açısından da sizlerle önümüzdeki dönemde tartışalım. Ama tartışırken de yazı boyunca ele aldıklarımızın da aslında yeni web ve iş modellerinin temellerini attığını gözden kaçırmayın. Bir yandan da kişisel üretiminizi nasıl yönetmek istediğinizi düşünmek için fırsat yaratın&#8230;</p>
<p><strong>Güncelleme, 19/5/2008</strong> &#8211; Geçen hafta, yani yazımdan bir hafta sonra, Google <a title="Google Friend Connect"  href="http://www.google.com/friendconnect" target="_blank">Friend Connect</a> platformunu <a title="Google'ın İngilizce Basın Açıklaması" href="http://www.google.com/intl/en/press/annc/20080512_friend_connect.html" target="_blank">duyurdu</a>. MySpace&#8217;in <a title="TechCrunch'ın haberi" href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;ct=res&amp;cd=1&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.techcrunch.com%2F2008%2F05%2F08%2Fmyspace-embraces-data-portability-partners-with-yahoo-ebay-and-twitter%2F&amp;ei=xq8xSMT8B5meQtz0nP0C&amp;usg=AFQjCNEtHbXxX5zh-ViFflryaVJAeB1log&amp;sig2=V9f1128gMNJzLu7SVwwfzA" target="_blank">Data Availability</a> ve Facebook&#8217;un <a title="Facebook'un açıklaması" href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;ct=res&amp;cd=1&amp;url=http%3A%2F%2Fdevelopers.facebook.com%2Fnews.php%3Fblog%3D1%26story%3D108&amp;ei=LLAxSKWtKKKEwAHx55mjDg&amp;usg=AFQjCNFR50nXQ3yi2_gcZbTUIq0wq1Uq8g&amp;sig2=p1d-_olXbSA2vKFjEMydBA" target="_blank">Connect</a> girişimlerinden daha büyük etki yaratması beklenen Google Friend Connect, yazıda &#8220;sosyalleşme&#8221; imkanı sunamayan &#8220;yalnız kalmış&#8221; kişisel web siteleri ve bloglara sayfa içinde sosyalleşme araçları sunma imkanı sağlayacak. Web sitesi veya blog sahibi alacağı kod sayesinde programlama bilgisi olmadan ve uğraşmadan sitesini istediği miktarda sosyalleşme ortamına çevirebilecek.</p>
<p>Şu anda Facebook, Orkut, Hi5 gibi sosyal ağlardaki kimlik bilgilerinizle, Friend Connect&#8217;ten faydalanan web sitesi ve bloglarda oturum açabilecek, bu platformlardaki hangi arkadaşlarınızın bu blogu okuduğunu görebilecek, mesajlaşabilecek, duvar yazıları yazabileceksiniz. Google&#8217;ın tarafsız ve rakip sitelerden ne oranda destek alacağı Friend Connect&#8217;in bu yeni oyun alanını ne kadar domine edeceğini belirleyecek. Ama eğer bir ya da iki büyük &#8220;Friend Connect&#8221; çıkar ve çok sayıda blog ve web sitesi bu platforma katılırsa bu yazı boyunca ele aldığımız &#8220;kişisel web sitelerinin geleceği&#8221; çok farklı yönlere kayabilir.</p>
<p>Hatta kurumsal, pazarlama, kampanya, satış siteleri de farklı oranlarda bu imkanları sağlayarak farklı bir web tecrübesi yaşamamıza katkıda bulunabilir. Kayda değer gelişmeler oldukça yorumlamaya ve tartışmaya devam edeceğiz.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kisisel-site-ve-bloglar-sosyallesme-sitelerine-nereye-kadar-icerik-kaybeder/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2008 Blog Ödülleri ve &#8216;gündem&#8217; kategorisinde desteğiniz</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/2008-blog-odulleri/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/2008-blog-odulleri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Apr 2008 22:01:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=189</guid>
		<description><![CDATA[Türk bloglarına yönelik ve bloglar arasındaki çalışmalar geçtiğimiz yıl hızlandıktan sonra son dönemde ivme kaybetmeye başlamıştı. Ama geçen yıl ve öncesinde temeli atılan başlıca hizmet ve girişimlerin de hala hayatta olması güzel.

Son zamanların heyecan verici bir gelişmesi ise 2008 Blog Ödülleri oldu. Microsoft Türkiye, MediaCat gibi destekçi ve sponsorları olan girişim ilk yılında on kategori [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türk bloglarına yönelik ve bloglar arasındaki çalışmalar geçtiğimiz yıl hızlandıktan sonra son dönemde ivme kaybetmeye başlamıştı. Ama geçen yıl ve öncesinde temeli atılan başlıca hizmet ve girişimlerin de hala hayatta olması güzel.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Son zamanların heyecan verici bir gelişmesi ise <a href="http://2008.blogodulleri.com" target="_blank">2008 Blog Ödülleri</a> oldu. <a href="http://www.microsoft.com.tr/" target="_blank">Microsoft Türkiye</a>, <a href="http://www.mediacatonline.com" target="_blank">MediaCat</a> gibi destekçi ve sponsorları olan girişim ilk yılında on kategori altında &#8220;yılın blogu&#8221; ödülü verecek. Çeşitli dizinlere ve blog paylaşım platformlarına kayıtlı bloglardan bazılarının aday gösterildiği yarışma tabii ki çok daha fazla blogu kapsayabilirdi ama bu da oylamayı zorlaştırabilirdi. Blog Ödülleri&#8217;nin ilk yıl için iyi bir başlangıç yaptığı ve blog kültürünün yayılması, saygı görmesine de katkıda bulunacağı kanaatindeyim.<a href="http://2008.blogodulleri.com" target="_blank"><img class="alignright" style="float: right;" src="http://2008.blogodulleri.com/gorseller/BlogOdulleriHeaderText.jpg" alt="" width="343" height="37" /></a></p>
<p>Öte yandan blog okurları için de yeni ve başarılı, ilgi çekici bloglar keşfetmeleri için iyi bir liste oluşmuş oldu. Bu nedenle siteyi ziyaret etmenizi öneririm.</p>
<p>Bu arada 15 gündür yaşadığım sorunlar sonrası hala eski haline döndürmeye çalıştığım okumakta olduğunuz güncem de aday gösterildi. Aday gösterenlere teşekkür ediyorum.</p>
<p>Eğer isterseniz, başarılı bulduğunuz diğer bloglarla beraber <a title="Blog'uma oy vermek için tıklayabilirsiniz" href="http://2008.blogodulleri.com/Oylama.aspx?BID=464" target="_self">Günce&#8230; Blog&#8230; yazılarım için de buraya tıklayarak oy verebilirsiniz</a>. Oyların geçerli olması için e-posta adresinizle siteden bir şifre almanız gerekiyor.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/2008-blog-odulleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Artık teknoloji şirketi değiller, Microsoft&#8217;un Yahoo! teklifi medya ve reklamcılığın geleceği üzerine! Ve diğer etkiler&#8230;</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/artik-teknoloji-sirketi-degiller-microsoftun-yahoo-teklifi-medya-ve-reklamciligin-gelecegi-uzerine-ve-diger-etkiler/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/artik-teknoloji-sirketi-degiller-microsoftun-yahoo-teklifi-medya-ve-reklamciligin-gelecegi-uzerine-ve-diger-etkiler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Feb 2008 21:25:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[rekabet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/artik-teknoloji-sirketi-degiller-microsoftun-yahoo-teklifi-medya-ve-reklamciligin-gelecegi-uzerine-ve-diger-etkiler/</guid>
		<description><![CDATA[Geçen hafta Microsoft&#8217;un Yahoo!&#8217;yu bünyesine katmak için 44,6 milyar dolar teklif etmesiyle son dönemlerin en büyük şirket birleşmelerinden birinin meydana gelme olasılığı doğdu. Haber her yerde, yorumlayanlar da hiç az değil, iki firmadan birinin herhangi bir hizmetini kullanan yorum yapmak için bu hizmetle yetinebiliyor.
Girişim çok büyük olduğu için etki alanı da öyle. Bunlardan bazılarının detaylarına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta Microsoft&#8217;un Yahoo!&#8217;yu bünyesine katmak için 44,6 milyar dolar teklif etmesiyle son dönemlerin en büyük şirket birleşmelerinden birinin meydana gelme olasılığı doğdu. Haber her yerde, yorumlayanlar da hiç az değil, iki firmadan birinin herhangi bir hizmetini kullanan yorum yapmak için bu hizmetle yetinebiliyor.<center><!--adsense--></center></p>
<p>Girişim çok büyük olduğu için etki alanı da öyle. Bunlardan bazılarının detaylarına farklı bir bakış açısından bakmayı deneyebiliriz. İlk olarak teklifin özellikle ABD borsasının haftayı olumlu kapatmasını sağlayacak şekilde dünya piyasalarını etkilediğini fark edersek piyasalarda ileriye dönük, olumlu ve cesaret veren açıklama ve adımlara fazlasıyla ihtiyaç duyulan bir dönemde olduğumuzu daha iyi anlıyoruz.</p>
<p><strong>Yatırım ve Parasal Boyut</strong></p>
<p>Ama bu moral elde edildikten sonra tabii ki iki tarafın geleceği, hissedarları açısından ne kadar doğru bir teklif olduğunu hemen tartışmaya başlayacağız. Geçen yıl Microsoft&#8217;un Yahoo! ile ortak çalışmalarının satın alma veya birleşme teklifine kadar ulaştığı söylentileri çıkar gibi olmuş, &#8220;girişimler çok ciddi değildi&#8221; şeklinde yönlendirmeler yapılmıştı. Ama teklifin kamuoyuna açık şekilde geçen hafta yapılması şunu gösterir: Potansiyel alıcı yeteri kadar uğraşmış ama ikna edememiştir, kamuoyu önünde teklifini yenileyerek psikolojik bir savaş başlatır. Yahoo! yönetim kurulunun konuya daha da bir eğilmesi, teklifin sorgulanması için hissedarların baskı yapmasının sağlanması amaçlanır. Ayrıca Yahoo!&#8217;nun belli bir süre içinde kamuoyu önünde cevap vermesi baskısı da yaratır ki böylece Microsoft daha fazla oyalanmak istemediğini göstermiş oluyor.</p>
<p>Bu tip <em>agresif</em> teklifler alıcıya iki seçenek bırakır: Yahoo! kabul etmeye yönelik adımlara başlayacaktır, geri çevirecekse de, örneğin hisse fiyatını daha da değerlendirecek, geleceğine yönelik daha güçlü bir görüntü sergileyeceği ne gibi adımlar atacağını açıklamak zorunda kalacaktır. Nitekim Yahoo!, Google ile ortak bazı girişimlerde bulunabileceğine dair bir açıklama yaptı bile. Tabii şirketin bir başka alıcıya satılmasının mümkün olduğu da açıklanabilir.</p>
<p>Eğer teklif geri çevrilirse Microsoft son olarak hisse toplamaya da çalışabilir ama bir diğer olasılık olan Yahoo!&#8217;nun bir sonraki yıllık hissedarlar toplantısında yönetim kurulu üyelerinin bazılarının değişmesini sağlayacak girişimlerde bulunacağını sanmıyorum.</p>
<p>Tabii asıl önemli nokta Microsoft&#8217;un önce kendi hissedarlarını, ardından da Yahoo!&#8217;nunkileri satışın olumlu sonuçlar getireceğine ikna etmesi. Bir <em>roadshow</em> yaparak Yahoo!&#8217;cuları etkilerken önerilen fiyatın da neden daha yüksek olmadığını açıklamak gerekecek. Fiyat demişken, belki tarif ettiğim tahmini süreçten de çıkarım yapmış olabilirsiniz ama hisse başına mevcut teklif olan 31 doların daha da üstüne çıkılması kuvvetle muhtemel. İlk ve kamuya açıklanan teklif, Yahoo!&#8217;nun çekinceleri, alternatif arayışları, karşılıklı pazarlıklar sonrası büyük olasılıkla yükseltilecektir.</p>
<p>Öte yandan gelecekte doğacak güçlü pozisyonun getirilerini tahmin etmektense bugün ve kısa dönemdeki gelirlere odaklanan yatırım danışmanları Microsoft&#8217;un çok da büyük kazanç sağlamayacağı konusunda birleşiyor. Firmanın &#8220;büyük ama gerçekten kararlı ve güçlü bir hamleyi İnternet&#8217;te kısa vadede yükselecek alanlara yapması, İnternet&#8217;in eski lideri Yahoo!&#8217;yu almasından iyi olurdu&#8221; yaklaşımı genel bakışın iyi bir özeti.</p>
<p><strong>Bir Reklam ve Medya Olayı! </strong></p>
<p>Şirket değerleri ve gelirleri bir yana bırakırsak bu teklifi dev bir teklif olarak algılarken sektör algımızı da yenilememiz gerekiyor. 45 milyar dolar bir yazılım ve donanım şirketinin bir İnternet arama şirketini almasının bedeli değil. İnternet reklam pastası dünya çapında yıllık 40 milyar dolara giderken bugün İnternet&#8217;in en büyük üç markasından birine ödenen bir meblağ. Google, sadece kendi sunduğu hizmet ve içerikten elde ettiği reklam geliriyle güçlenen bir medya şirketine dönüşmekle kalmadı. Şu anda okumakta olduğunuz sayfalar dahil sayısız diğer web sitesinin reklam alanlarını yöneterek, medya planlaması, medya satışı yaparak ve hatta basılı yayınlarda da bunu denemeye başlayarak dev bir reklam şirketine dönüştü.</p>
<p>Microsoft ve Yahoo! İnternet arama pazarında geri kaldıklarından daha az reklam gösterebilen medyalara dönüştükleri gibi reklam satışında pazarın belli alanlarında Google&#8217;ın çok gerisinde kaldılar. İşte bu nedenle Microsoft, MSN Network olarak sahip olduğu ziyaretçi, trafik ve reklam miktarını Yahoo!&#8217;nunkileri de ekleyerek ciddi anlamda büyütmek istiyor.</p>
<p>Aslında bir önceki &#8220;Alemdar’ın İndirimTV tecrübesi, Bloglar ve Ağızdan Ağıza Pazarlamanın Artan Gücü…&#8221; yazımın geniş bir kısmı yeni medya ve medyanın değişiminden de dem vuruyordu. Arka arkaya gelmesi iyi oldu, artık sadece geleneksel medya ve geleneksel medyanın İnternet ayağı reklam almıyor. Çünkü kullanıcıların yarattıkları, inşa ettikleri, bazen sadece birkaç kelime yazdıkları bir içerik dünyası var. Son dönemde Web 2.0 olarak adlandırılan sosyalleşme odaklı iş modelleri ve ortaya çıkan web siteleri medya tüketimini çok etkileyici biçimde sarstı. Fotoğraf ve video paylaşım sitelerinde o kadar fazla zaman geçiriliyor ki reklamları oraya kaydırmamak marka yönetimi adına ciddi bir hata.</p>
<p><strong>Kim Neyde İyi Gibi&#8230;</strong></p>
<p>Gerek <a href="http://www.flickr.com/photos/whadonce/2089933791/sizes/o/" title="Son dönemde üç devin satın almaları görsel olarak bir tabloda yanyana" target="_blank">Microsoft, gerek Yahoo!, gerek Google sürekli yeni satın almalar</a>la Web 2.0 uygulaması sunduğu belirtilen site ve şirketleri bünyelerine toplamaya çalıştılar. Bunlar içinde en başarısız olanı Microsoft, Yahoo! anlaşmasıyla aslında bir nevi bu alandaki açığını da kapatmak istiyor. Çünkü fotoğraf paylaşımı, sosyal etiketleme, sosyalleşme odaklı sitelerde geride kalmış durumda. Bunlara ek olarak Yahoo! ile karşılaştırdığımızda, açılış sayfası ve bilgi bankası olarak sunulan portallarında, İnternet aramasında, ücretsiz e-posta hizmetinde, kullanıcı hesabı yönetiminde de MSN yerine Yahoo!&#8217;nun hizmetleriyle yola devam edilmesi kuvvetle muhtemel. Microsoft online ofis ve üretkenlik araçları ile mobil cihazlarda Yahoo!&#8217;nun önüne çıkabiliyor. Ve iki firma da video paylaşımı, harita ve uydu görüntüleri gibi bazı alanlarda Google&#8217;dan oldukça geride kalmaya devam edecek gibi.</p>
<p>Aslında satın almanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli olmadan iki firmanın tek tek ve beraber durumunu, ne olabileceğini tartışarak fazla zaman kaybetmek istemiyorum. Yazının ilk bölümünde Yahoo!&#8217;nun bir alternatifinin de bir başka alıcı aramak olabileceğini söyleyip bırakmıştım. Adı geçen bir aday, bir süre önce <a href="http://www.myspace.com" target="_blank">MySpace</a>&#8216;i de alan Murdoch&#8217;ın News Corp. şirketi. Kulağa garip gelmemeli, çünkü bir önceki bölümde dediğim gibi, Yahoo! denince söz konusu olan bir İnternet markası, İnternet&#8217;te en çok sayfa gösteren şirketlerden biri, yani en çok tercih edilen zaman geçirme hedeflerinden biri, bir medya şirketi, bir reklam platformu.</p>
<p>Böyle bir cümleyle bitireceğimi yazıya başlarken tahmin etmezdim; Türkiye&#8217;de artık İnternet&#8217;e bakışımızı değiştirmemiz, onun kendi kuralları olan bir medya olduğunu görmemiz gerekiyor. Eski, yeni içerik sağlayıcı da, reklamveren de, düzenleyici kurum ve kuruluşlar da, tüketiciler de&#8230;<br />
<center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/artik-teknoloji-sirketi-degiller-microsoftun-yahoo-teklifi-medya-ve-reklamciligin-gelecegi-uzerine-ve-diger-etkiler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alemdar&#8217;ın İndirimTV tecrübesi, Bloglar ve Ağızdan Ağıza Pazarlamanın Artan Gücü&#8230;</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/alemdar-in-indirimtv-tecrubesi-bloglar-ve-agizdan-agiza-pazarlamanin-artan-gucu/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/alemdar-in-indirimtv-tecrubesi-bloglar-ve-agizdan-agiza-pazarlamanin-artan-gucu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Feb 2008 12:52:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/163/</guid>
		<description><![CDATA[Hafta içinde Mert Alemdar&#8217;ın attığı e-posta ile başından geçen bir alışveriş macerasından geç de olsa haberim oldu. Türk blog küresine &#8220;Mert Alemdar ve İndirimTV.com olayı&#8221; olarak kayıt düşülebilecek olay, Alemdar&#8217;ın indirimtv.com adresinden aldığı cep telefonunun paralel ithalatla getirtilmiş, garantisiz olması ve alışveriş sürecinde yaşananları Alemdar&#8217;ın kişisel web güncesine taşıması olarak özetlenebilir. Sonunda ilgili e-ticaret sitesinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hafta içinde Mert Alemdar&#8217;ın attığı e-posta ile başından geçen bir alışveriş macerasından geç de olsa haberim oldu. Türk blog küresine &#8220;Mert Alemdar ve İndirimTV.com olayı&#8221; olarak kayıt düşülebilecek olay, Alemdar&#8217;ın indirimtv.com adresinden aldığı cep telefonunun paralel ithalatla getirtilmiş, garantisiz olması ve alışveriş sürecinde yaşananları <a href="http://www.hosmuhabbet.com/indirimtv-diye-birsey-var-ama/" title="Mert Alemdar ve indirimtv.com" target="_blank">Alemdar&#8217;ın kişisel web güncesine taşıması</a> olarak özetlenebilir. Sonunda ilgili e-ticaret sitesinin sorumluları da yazılardan haberdar olarak hızla cevap verip gönderdikleri telefonu değiştirmişler.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Bu olay farklı alanlarda tartışılabilecek öğeler içeren bir örnek. &#8220;Medyanın gücü&#8221; açısından konuya bakarak başlayalım. Özellikle son 2-3 yılda medya tüketiminde ciddi değişiklikler görüyoruz, İnternet&#8217;in payı giderek artıyor, basın ve görsel medya gücünü kaybetmiyor ama çok daha <em>dağıtık</em> bir bilgi, haber üretimiyle karşı karşıyayız. Hele Google gibi arama motorları, sayısı sürekli artan blogları basın organlarının web sitelerinden daha önce listeledikçe ve bizlere önerdikçe, blogların <em>rastlantılsal okur</em> sayısı yükseliyor.</p>
<p>Mevcut duruma baktığımızda, halkla ilişkilerini sağlıklı tutmak isteyen kurumlar, reklamverenler ve vermeyenler, web güncelerini ve sosyal topluluk sitelerini de takip etmek zorunda kalıyorlar. Öte yandan çok seslilikle beraber belki medyanın da gücü bölünüyor. İnternet sitesini sadece yüz bin kişinin ziyaret ettiği bir gazeteyi, ya da sadece 3-5 bin okuru olan bir blogu &#8220;etkin güç&#8221; olarak kabul etmek zorlaşıyor.</p>
<p>İşte bu kritik bir nokta. Çünkü hangi haberin ve kaynağın etkin bir güce dönüşeceğini günümüzde kestirmek çok zor. Bu noktada bir diğer alana yavaşça geçmeye başlayayım: Pazarlama, &#8220;kulaktan kulağa&#8221; aktarım, ağızdan ağıza pazarlama İnternet ile beraber çok daha hızlı oluyor.</p>
<p>Mert&#8217;in okurlarına ek olarak özellikle de <a href="http://blogyazarlari.ning.com/" target="_blank">Türk Blog Yazarları platformu</a> sayesinde ulaştığı biz diğer yazarların da konudan bahsetmesi ve yazıya bağlantı vermesi ile etkin bir &#8220;kulaktan kulağa&#8221; yayılma oldu. Ve bu aralar <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=indirimtv.com&amp;btnG=Ara&amp;meta=" target="_blank">Google&#8217;da indirimtv.com araması</a> yaparsanız, sitenin kendisinden sonra çıkan ilk sonuç Mert&#8217;in indirimtv.com ile yaşadıklarını anlattığı ve tecrübesiz kullanıcıları indirimtv.com&#8217;dan uzaklaştırabilecek yazısı. Çünkü Google algoritması verdiğimiz bağlantılara, &#8220;ağızdan ağıza&#8221; yapmamıza önem veriyor ve hatta sıralamada yükselterek ağızdan ağızanın etkisini arttırıyor.</p>
<p>Bu noktada site sorumluları da doğru davranarak görmezlikten gelmeyip hemen o sayfalara yorum ve yanıt eklemiş, çözüm sağlamışlar. Böylesi virütik, salgın pazarlamanın önemi hakkında o kadar çok yazı var ki, söylenecek farklı şey pek kalmadı. Ama bu hafta okumakta olduğum bir iş idaresi kitabının ilgili bir bölümünde olduğumdan konu zihnimde çok taze. Pazarlamasını ve halkla ilişkilerini güçlü tutmak isteyenler için ağızdan ağızanın etkisini nasıl kullanacaklarına dair bir diğer açılım da stratejik fiyatlandırmada yapılmalı. Stratejik ve ilk fiyat belirlenirken günümüz dünyasında &#8220;en başta yüksek tutalım, sonra düşürürüz&#8221; demek zorlaşıyor. Eğer size bir avantaj sağlayan patent ya da taklit edilemez üretim süreciniz yoksa ilk fiyatı yüksek tutmak her zaman sağlıklı sonuç vermiyor, çünkü müşteriye iyi bir fiyat sunarak daha en baştan bir kulaktan kulağa etkisi yaratabilirsiniz. Son dönemde ülkemizde ilk mağazalarını açan bazı uluslararası teknoloji marketleri de ilk açılışlarında düşük fiyatlarla tüketicilerin gözünde &#8220;ucuz&#8221; olduklarına dair bir algılama bıraktılar, ama bugünlerde fiyatların her yerde yakın olduğu algısı yavaşça geri dönüyor.</p>
<p>Tekrar medya boyutuna dönelim. Günce yazarları dünyada saygı görmeye, konferanslarda bir gazete muhabiriyle aynı şekilde karşılanmaya başlandılar. Türk yazarlar da, fazlasıyla yavaş da olsa, ülkemizde etkinliklerini arttırmaya başlıyorlar. Mert&#8217;in olayı iyi bir örnek oldu, ama böyle etkiler elde edebilmek için her seferinde bu kadar çok günce birbirine destek vermeyebilir. Önemli olan daha fazla güncenin konularında uzmanlaşması, kaliteli içerik sunması, belli bir <em>sadık okur</em>, takipçi sayısına ulaşması.</p>
<p>Genç yaşlardan beri ülkenin kendi alanında bir numarası olan aylık dergilerde yazmış, çok kısa bir süre olsa da Hürriyet gazetesi adına da etkinliklere katılmış biri olarak kamuoyunu yönlendirme gücünün çok doğru kullanılması gerektiğini düşünmemi gerektirecek olaylar yaşadım. Ayrıca yaklaşık on yılı aşkın süredir kalem oynattığım kişisel web sitelerimin en popüler olduğu dönemlerde kongrelere katıldığım, sitemde tanıtmam için kitap, vb. yayınlar gönderildiği için de uzun süredir <em>etik yayıncılık</em> üzerine düşünürüm.</p>
<p>Bu çekincelerimle baktığımda Mert yazısında olayı nesnel şekilde aktardığı gibi &#8220;çamur at izi kalsın&#8221; gibi bir yaklaşım olmaması için de çaba göstermiş, genellemeler yapmamaya çalışmış. Bu yaklaşım çok önemli, eğer gün gelip çok daha fazla blog geleneksel medyaya yakın bir güce kavuşacaksa ve tüketici olarak tecrübelerini yansıtacaksa nesnel olmaya, okurlarını yanlış yönlendirmeye özen göstermeli. Bunun için mümkünse tek bir olaydan sonra hemen yazmaktansa bu tecrübenin tekrarlanıp tekrarlanmayacağını bizzat ve çevresinden öğrenmeye çalışmalı, karşı taraf ile de temas kurulmaya çabalamalı, süreç hakkında detaylı bilgi verilmeli. Örneğin benim Aralık&#8217;ta yazdığım &#8220;<a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/e-magazalar-tuketici-haklarini-uygulamayip-sucu-tedarikciye-atacaksa-onlara-kargo-sirketi-demek-daha-dogru-ornegin-hepsiburadacom/" rel="bookmark" title="Permanent Link to ">E-Mağazalar tüketici haklarını uygulamayıp suçu tedarikçiye atacaksa onlara “Kargo Şirketi” demek daha doğru, örneğin hepsiburada.com</a>&#8221; yazım hepsiburada.com ile alışverişimlerimde yıllardır yaşadıklarımdan sonra kaleme alınmıştı&#8230;</p>
<p>Lafın kısası Mert&#8217;in yaptığı &#8220;deney&#8221; bence etkili ve iyi oldu, bize de bunları düşünme fırsatı verdi. Geleceği kestiremem ama bugüne baktığımızda kurumlar için artık web günceleri de dikkat edilecek bir alternatif medya kanalı. &#8220;Blogları da takip edin&#8221; önerisi yapmadan önce daha önemli bir öneri belki fark yaratır: En iyisi müşteriye her zaman saygı gösterin ki &#8220;bu müşteri bizi hangi medya kurumuna şikayet etti acaba&#8221; diye aramakla uğraşmayın.</p>
<p>Bu hafta okuduğum bir haberde şirketini Bridgestone&#8217;a satan bir parlak iş adamının sözleri şuydu:</p>
<blockquote><p>&#8220;Yıllardır çalışanlarıma aşıladığım 1. kural, &#8216;Müşteri her zaman haklıdır&#8217;, 2. kural &#8216;Müşterinin haksız olduğu durumlarda 1. kuralı uygulayın&#8217; idi.&#8221;</p></blockquote>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/e-magazalar-tuketici-haklarini-uygulamayip-sucu-tedarikciye-atacaksa-onlara-kargo-sirketi-demek-daha-dogru-ornegin-hepsiburadacom/" rel="bookmark" title="Permanent Link to ">E-Mağazalar tüketici haklarını uygulamayıp suçu tedarikçiye atacaksa onlara “Kargo Şirketi” demek daha doğru, örneğin hepsiburada.com</a></li>
</ul>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/alemdar-in-indirimtv-tecrubesi-bloglar-ve-agizdan-agiza-pazarlamanin-artan-gucu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İhbar Sitemiz de Açıldı, Hemen İhbar Edin; Mahkemeye, Hakime Gerek Yok, Site Kapansın!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/ihbar-sitemiz-de-acildi-hemen-ihbar-edin-mahkemeye-hakime-gerek-yok-site-kapansin/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/ihbar-sitemiz-de-acildi-hemen-ihbar-edin-mahkemeye-hakime-gerek-yok-site-kapansin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Dec 2007 20:54:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2007/ihbar-sitemiz-de-acildi-hemen-ihbar-edin-mahkemeye-hakime-gerek-yok-site-kapansin/</guid>
		<description><![CDATA[Daha önce de çeşitli maddelerine değindiğim (bkz. yazı sonundaki bağlantılar) 5651 sayılı &#8220;İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkındaki Kanun&#8221; yürürlüğe girdi. Böylece Türkiye&#8217;yi yönetenler İnternet&#8217;i anlama konusunda mesafe kat etmediklerini resmen göstermiş oldular.

İnternet&#8217;te yapılan yayınlarla işlenen suçlara karşı yaptırım girişimlerinin eksiklikleri saymakla bitmiyor. Sayfa yerine site kapatmalar, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Daha önce de çeşitli maddelerine değindiğim (bkz. yazı sonundaki bağlantılar) 5651 sayılı &#8220;İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkındaki Kanun&#8221; yürürlüğe girdi. Böylece Türkiye&#8217;yi yönetenler İnternet&#8217;i anlama konusunda mesafe kat etmediklerini resmen göstermiş oldular.</p>
<p><center><!--adsense--></center><br />
İnternet&#8217;te yapılan yayınlarla işlenen suçlara karşı yaptırım girişimlerinin eksiklikleri saymakla bitmiyor. Sayfa yerine site kapatmalar, engellemeler, aslında bu engellerin herkesi &#8220;engellememesi&#8221;, İnternet&#8217;in doğası gereği yine o sitelere erişimin mümkün olması ve daha pek çok yandan bu girişimler ele alınabilir. Ama hepsinin temelinde yatan gerçek şu, İnternet&#8217;in ne olduğunu, nasıl işlediğini hala anlayamadık!Ama düzenleme, denetim çabaları devam ediyor ve her seferinde daha da şaşırtıcı sonuçlar çıkıyor! Yürürlüğe giren kanun ile artık mahkeme kararı olmadan da kısa sürede web sitelerine erişim engellenebilecek. Telekomünikasyon Kurumu altında kurulan <a target="_blank" href="http://www.tib.gov.tr/default.aspx?cid=1">Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı</a> (TİB) adlı birim üyeleri gelen şikayetler doğrultusunda bazı durumlarda web sitelerine erişimi mahkeme kararı olmadan da engelleyebilecek. Kabaca 8 konuda tehlikeli içerik yayınlayan siteler engellenecek ama sınırlar o kadar muallak, sorumluluk ve süreçler o kadar şaşırtıcı ki&#8230;</p>
<p style="text-align: center"><a rel="attachment wp-att-143" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/ihbar-sitemiz-de-acildi-hemen-ihbar-edin-mahkemeye-hakime-gerek-yok-site-kapansin/erisim-engellenmistir-2/" title="Erişim Engellenmiştir!"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2007/12/erisim1.gif" alt="Bugüne kadar pek çok ünlü web sitesine ulaşmaya çalıştığımızda karşımıza bu ekran çıktı" /></a></p>
<p>Müstehcenlik, sağlık gibi başlıkların açılımları net değil, TİB üyeleri müstehcen buldukları siteyi engelleyebilecek, ama kime neye göre müstehcen&#8230; Bana müstehcen gelen bir sayfa bir başkasına zar zor bulabildiği bir bilgi kaynağı gibi görülebilir. Daha da düşündürücü olan, &#8220;müstehcenlik&#8221; nedeni ile kapatılan sitelerin artması ile artık bunu kanıksama riskimiz ve de zamanla basit bir fotoğraf ya da yazı ile, genelinde  faydalı olan bir siteyi tümden yitirmemiz.</p>
<p>Nitekim bunun yolu da başarıyla açılmış! <a target="_blank" href="http://www.ihbarweb.org.tr">Bilgi İhbar Merkezi</a> adlı ihbarweb.org.tr adresindeki sitede istediğiniz siteyi ihbar edebiliyorsunuz. RTÜK tecrübemiz ortada, canı sıkılan herkes şikayet edecek birilerini, bir şeyleri arıyor, buluyor ve RTÜK çağrı merkezini arıyor. Bunun daha da fazlasını İnternet&#8217;te canı sıkılan, oradan buraya zıplarken saçma içerikle karşılaşan insanların bu site üzerinden yapacağı malum.</p>
<p>Bu durumda TİB üyelerine, ihbar edilen web sitelerini kontrol edecek herkese sabır diliyoruz! Bakalım bu kadar çok müstehcen, zararlı, kumar, intihar, uyuşturucu, fuhuş içerikli site ihbarını değerlendirecek olan kişiler kendi ahlaklarını nasıl koruyabilecek, mesleki yıpranmaya nasıl dayanacak?</p>
<p>Şaka bir yana İnternet&#8217;teki içerikle ilgili yapılması gerekenler var. Ama bunlar çok iyi düşünülmeli, konunun uzmanlarından yönlendirme, danışmanlık alınmalı, dünyadaki örnekler dikkate alınmalı, sonuçta dünyada İnternet&#8217;e bir tek biz bağlı değiliz, ama uyguladığımız teknik yönden komik, sosyal ve politik açıdan ise fazlasıyla eleştiriye açık site kapatma ve engellemelerle artık Çin, İran gibi ülkelerle birlikte anılır olduk. Son olarak Dubai&#8217;de Hürriyet gazetesinin web sitesine erişimin engellendiği yönünde gelen haberleri de hatırlarsak istikametimizin vahametini daha iyi anlarız.</p>
<p>Ve önceki paragraftaki önermelerimden de önce, asıl idealimiz, hedefimiz yayınları tek tek kapatmak değil, bu yayınlardan etkilenmeyen, sorgulayan, her okuduğu ve gördüğüne sualsiz inanmayan, akılcı bireyler yetiştirmek olmalı&#8230;</p>
<p><em>İlgili Yazılar:</em></p>
<ul>
<li><a rel="bookmark" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/yeni-internet-kanunu-mucizeler-iceriyor-kimlik-gizleyerek-gunce-blog-yazmak-mumkun-olacak-mi/" title="Permanent Link to ">Yeni İnternet Kanunu ‘Mucizeler’ İçeriyor: Kimlik Gizleyerek Günce (Blog) Yazmak Mümkün Olacak mı?</a></li>
<li><a rel="bookmark" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/simdi-de-eksisozluke-erisim-engelleniyor-peki-sozluk-tepki-olusturabilecek-aidiyet-yaratti-mi-yoksa-sadece-oturup-elestiri-yazma-mekani-mi/" title="Permanent Link to ">İnternet Kanunu Mucizeleri-2: Link Verdiğin Site Yüzünden Suç İşlemek</a></li>
<li><a rel="bookmark" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/internet-kanunu-mucizeleri-3-tehlikeli-icerik-kanununa-duzeltme-hakki-neden-eklendi/" title="Permanent Link to ">İnternet Kanunu Mucizeleri-3: Tehlikeli İçerik Kanununa Düzeltme Hakkı Neden Eklendi</a></li>
<li><a rel="bookmark" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/simdi-de-eksisozluke-erisim-engelleniyor-peki-sozluk-tepki-olusturabilecek-aidiyet-yaratti-mi-yoksa-sadece-oturup-elestiri-yazma-mekani-mi/" title="Permanent Link to ">Şimdi de EkşiSözlük’e Erişim Engelleniyor. Peki Sözlük Tepki Oluşturabilecek Aidiyet Yarattı mı? Yoksa Sadece Oturup Eleştiri Yazma Mekanı mı…</a></li>
<li><a rel="bookmark" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/tanimadiklarinizla-konusmayin-siki-giyinip-ailenizle-dolasin-internetin-gercekliginden-bu-kadar-uzak-yoneticiler-bir-tek-turkiyede/" title="Permanent Link to ">“Tanımadıklarınızla konuşmayın, sıkı giyinip ailenizle dolaşın” &#8211; İnternet’in gerçekliğinden bu kadar uzak yöneticiler bir tek Türkiye’de</a></li>
<li><a rel="bookmark" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/youtube-yasagi-her-seyden-once-teknolojiyi-hala-anlayamadigimizin-kaniti-peki-anlamayanlari-o-mevkilerde-biz-tutmuyor-muyuz/" title="Permanent Link to ">YouTube yasağı her şeyden önce teknolojiyi hala anlayamadığımızın kanıtı. Peki anlamayanları o mevkilerde biz tutmuyor muyuz!</a></li>
</ul>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/ihbar-sitemiz-de-acildi-hemen-ihbar-edin-mahkemeye-hakime-gerek-yok-site-kapansin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>E-Mağazalar tüketici haklarını uygulamayıp suçu tedarikçiye atacaksa onlara &#8220;Kargo Şirketi&#8221; demek daha doğru, örneğin hepsiburada.com</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/e-magazalar-tuketici-haklarini-uygulamayip-sucu-tedarikciye-atacaksa-onlara-kargo-sirketi-demek-daha-dogru-ornegin-hepsiburadacom/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/e-magazalar-tuketici-haklarini-uygulamayip-sucu-tedarikciye-atacaksa-onlara-kargo-sirketi-demek-daha-dogru-ornegin-hepsiburadacom/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Dec 2007 14:45:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[rekabet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2007/e-magazalar-tuketici-haklarini-uygulamayip-sucu-tedarikciye-atacaksa-onlara-kargo-sirketi-demek-daha-dogru-ornegin-hepsiburadacom/</guid>
		<description><![CDATA[Bir ay önceki Garanti süresi geçen ürüne tam destek veren Çizgi ve tüketici sadakatinin önemi yazımla, uzun zaman önce çaba harcadığım bir konu olan tüketici hakları ile ilgili tekrar yazmaya başlamış oldum. Artık olumlu ve olumsuz örnekleri, yeterli sayıda kişiden duyduktan sonra, fırsat buldukça yazacağım.
İnternet kullanıcı sayısındaki artış yavaş yavaş İnternet üzerinden ticaret hacmine de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir ay önceki <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/garanti-suresi-gecen-urune-tam-destek-veren-cizgi-ve-tuketici-bagliliginin-onemi/" title="Garanti süresi geçen ürüne tam destek veren Çizgi ve tüketici sadakatinin önemi">Garanti süresi geçen ürüne tam destek veren Çizgi ve tüketici sadakatinin önemi</a> yazımla, uzun zaman önce çaba harcadığım bir konu olan tüketici hakları ile ilgili tekrar yazmaya başlamış oldum. Artık olumlu ve olumsuz örnekleri, yeterli sayıda kişiden duyduktan sonra, fırsat buldukça yazacağım.</p>
<p><center><!--adsense--></center>İnternet kullanıcı sayısındaki artış yavaş yavaş İnternet üzerinden ticaret hacmine de yansımaya başladı, bugün <a href="http://www.hepsiburada.com" target="_blank">hepsiburada.com</a>, <a href="http://www.estore.com.tr" target="_blank">estore.com.tr</a>, <a href="http://www.ideefixe.com" target="_blank">ideefixe.com</a> ve aklınıza gelecek diğer pek çok e-mağaza yüksek cirolar yapıyorlar. Ama daha da fazla ciro yapmak için özellikle toplumumuzun sosyal ve kültürel özelliklerine dikkat etmek, müşteriye, tüketiciye daha yakın olmak gerekiyor. Yoksa müşteri memnuniyetsizliği baş gösteriyor, hemen şikayetler kulaktan kulağa ve medya organlarına yansıyor. Tabii müşteri sayısı ve ticaret hacminin artmasıyla şikayet sayısının artmasını da doğal karşılamak gerekiyor.</p>
<p>Fakat bugün ülkemizde en fazla ciro yapan e-mağaza olan hepsiburada.com hakkında ortalamanın üstünde seyreden şikayet miktarının aslında basit nedenleri var. Bu şikayetleri yakın çevremde de izledikten sonra kısa süre önce bizzat ben de yaşadığımdan gözlemlerimin istisna olmadığını, bunların yazılması gerektiğini hissettim.</p>
<p>İlk olarak hepsiburada.com ve bazı diğer e-mağazalarımız kendi ticari kimlikleri üzerinden bizlere satış yapıyor, fatura kesiyor olsalar da müşteriyle muhatap olmamaya çalışıyorlar. Ürünün ithalatçısı ve/veya dağıtımcısının insiyatifine bırakılan arıza, iade, değişim taleplerinin kabul görmemesi fazlasıyla mümkün. Halbuki artık hepsiburada.com ve bazı diğer e-mağazalarımızın kendi ticari kimliklerini güçlendirmeleri, sattıkları ürünün arkasında durmaları gerekiyor.</p>
<p>Arkadaşlarımın aldığı fazlasıyla kullanılmış dizüstü bilgisayar, fotoğraf makinelerinden sonra bizzat benim yaşadığım son olayda aldığım RAM bellekten memnun kalmayıp tüketici haklarımdan birini kullanarak hemen ertesi gün ürünü iadeye gönderdim. Ama 2 kez gidip gelen bellek hepsiburada.com tarafından iade alınmadı, nedeni ise şuydu: &#8220;Distribütör bu ürünün paketinde bozulma olduğu iddiasında, geri almıyor.&#8221; Maalesef bu tüketicilerin kabul edeceği bir bahane değil, ürünü aldığımız, muhatap olduğumuz firma hepsiburada.com iken hepsiburada.com&#8217;un sorumluluğu başka firmaya atması ya da atıyor gibi olması müşteri güvenini sarsıyor. İnternet&#8217;ten alışveriş konusunda fazlasıyla çekincesi olan bir toplumda takınılması gereken tutum ise e-mağazaların tedarikçileriyle daha sıkı ve sağlam bağlar kurması, müşterinin haksız olmadığı durumlarda insiyatif almaları&#8230;</p>
<p>Şikayetlerin fazlalığın bir diğer başlıca nedeni ise hepsiburada.com ve bazı diğer e-ticaret sitelerine ulaşmanın zorluğu. Örneğin sitesinde hiçbir telefon, danışma ve çağrı merkezi numarası vermeyen hepsiburada.com, müşterilerinin kendisine ulaşmasını engellediğinden belki de 2 dakikalık bir telefon konuşması ile çözülebilecek bir sorunun çözümsüz kalmasını sağlıyor. Evet çağrı merkezi kurmanın, orada eleman çalıştırmanın maliyeti var ve bu da e-ticaretin maliyet kısma ve bunu tüketiciye yansıtma mantığına uymuyor, ama çok ciddi satış miktarlarına ulaşan hepsiburada.com&#8217;un bundan kaçınma lüksü artık yok. Hatta daha da üzücü olan hepsiburada.com&#8217;un (0 216) 633 10 00 numaralı bir çağrı merkezi numarası olması, yani zaten küçük de olsa yatırımını yapmış olması ama sitesinde bunu adeta gizlemesi!.. Halbuki, yeni girişimlere şans vermek adına denediğim <a href="http://www.weblebi.com" target="_blank">Weblebi.com</a>&#8216;un karşılaştırılmayacak bir çağrı merkezi var. Son alışverişimde kredi kartıyla &#8220;taksitli&#8221; değil &#8220;tek sefer&#8221; ödeme seçeneğini yanlışlıkla seçtiğimi fark eden Weblebi.com çalışanları beni arayıp isterlerse siparişi 12 taksite çevirebileceklerini söylediler!</p>
<p>Bu noktada rekabetin önemi de bir kez daha ortaya çıkıyor. Hayatın her alanında, her anlamda tek bir kaynağa, kişiye, sisteme, kuruma bağımlı kalmak zamanla ahlaki aşınma yaratıyor. O tek, ya da çok güçlü kurum ya da kişinin karşısındakilere daha az değer, önem biçmesi mümkün oluyor. Rekabetin olduğu, hiçbir oyuncunun haksız yere kayrılmadığı ortamda ise kazanan müşteri oluyor. İşte size weblebi.com ve pek çok &#8220;yeni&#8221; ya da &#8220;eski ama küçük&#8221; e-mağaza. Müşteri olarak siz de bazen 1-2 YTL fazla vermeyi göze alıp belki de o pazardaki en güçlü, en yerleşmiş ve artık çok fazla artan müşterilerine daha az önem veren mağaza yerine daha saygılı hizmet alabileceğiniz mağazaları seçenekler arasına eklemelisiniz ve bunu her sektörde yapmalısınız ki müşteriye saygının önemini karşı tarafa aktarabilin, eğer siz kendi müşteri haklarınıza saygı duyuyorsanız tabii&#8230;</p>
<p align="left"><strong>Donanım Ürünlerinin İadesi ve Değişimi </strong></p>
<p>Bizzat yaşadığım olay sonrası artık bu konuda yazmaya karar vermemin bir nedeni de bilişim ürünlerinin iadesi ve değişimi konusundaki bilgilerim idi. cihansalim.net&#8217;te yazdığım konularla ilgili yıllardır e-posta ile sorulan soruların kayda değer bir bölümü de bilişim hukuku, bilişim ürünleri alan müşterinin hakları üzerine olduğundan ben de konuyu araştırıyordum. Son olarak bilgilerimin güncelliğini kontrol etmek için bilişim hukuku konusunda başarılı isimlerden Avukat M. Gökhan Ahi ile temasa geçtim ve bugün bu yazının son kısmında onun cevaplarından faydalanacağım.</p>
<p>Sayın Ahi bana öncelikle ilgili mevzuatı hatırlattı:</p>
<p>Mesafeli Sözleşmeler Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik</p>
<p><u>Cayma Hakkı</u></p>
<p>Madde 8 &#8211; Tüketici; mal satışına ilişkin mesafeli sözleşmelerde, teslim aldığı tarihten itibaren yedi gün içerisinde hiçbir hukuki ve cezai sorumluluk üstlenmeksizin ve hiçbir gerekçe göstermeksizin malı reddederek sözleşmeden cayma hakkına sahiptir. Hizmet sunumuna ilişkin mesafeli sözleşmelerde ise, bu süre sözleşmenin imzalandığı tarihte başlar. Sözleşmede, hizmetin ifasının 7 günlük süre dolmadan yapılması kararlaştırılmışsa, tüketici ifanın başlayacağı tarihe kadar cayma hakkını kullanabilir. Cayma hakkının kullanımından kaynaklanan masraflar satıcı veya sağlayıcıya aittir.</p>
<p>Elektronik ortamda anında ifa edilen hizmetler ve tüketiciye anında teslim edilen mallara ilişkin sözleşmeler cayma hakkı ve kullanımına ilişkin hükümlere tabi değildir.</p>
<p>Malın teslimi sözleşmeye taraf olan tüketici dışında bir kişiye yapılsa dahi tüketici cayma hakkını kullanabilir. Bu durumda satıcı malı 9 uncu maddenin dördüncü fıkrası hükmü uyarınca üçüncü kişiden teslim alır.</p>
<p>Tüketicinin özel istek ve talepleri uyarınca üretilen veya üzerinde değişiklik ya da ilaveler yapılarak <strong>kişiye özel hale getirilen mallarda tüketici cayma hakkını kullanamaz</strong>. Ayrıca tüketici, niteliği itibariyle iade edilemeyecek, hızla bozulma veya son kullanma tarihi geçme ihtimali olan mallar söz konusu olduğunda cayma hakkını kullanamaz.</p>
<p>(Değişik fıkra: 09/10/2007 &#8211; 26668 S. R.G. Yön./5. md.)(*) Satıcı veya sağlayıcının 6 ncı veya 7 nci maddede belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde, satıcı veya sağlayıcı en geç otuz gün içerisinde eksikliği giderir. Bu durumda yedi günlük süre, söz konusu eksikliğin giderildiğine dair bilginin yazılı olarak tüketiciye ulaştırıldığı tarihten itibaren başlar. Aksi takdirde, tüketici cayma hakkını kullanmak için yedi günlük süre ile bağlı değildir.</p>
<p>Tüketicinin ödediği bedel kısmen veya tamamen satıcı veya sağlayıcı tarafından ya da satıcı veya sağlayıcı ile kredi veren arasındaki anlaşmaya dayanılarak karşılanıyorsa, cayma hakkının kullanılması halinde, kredi sözleşmesi de hiçbir tazminat veya cezai şart tutarını ödeme yükümlülüğü söz konusu olmaksızın kendiliğinden sona erer. Ancak bunun için, cayma bildiriminin kredi verene de yazılı olarak iletilmesi gerekir.</p>
<p>Sayın Ahi&#8217;nin dikkat çektiği nokta yönetmeliğin 8/4. maddesi, buna göre; tüketicinin özel talepleri uyarınca üretilen veya üzerinde değişiklik ya da ilaveler yapılarak kişiye özel hale getirilen mallarda (örneğin baskılı tişört, toplama bilgisayar) ve niteliği itibariyle iade edilemeyecek (örneğin sabit disk, mp3 çalar, paketi açılmış film), hızla bozulma veya son kullanma tarihi geçme ihtimali olan mallar (örneğin çiçek, gıda maddesi, süreli yayın) söz konusu olduğunda cayma hakkını kullanamaz.</p>
<p>Çoğu kişinin tahminlerinin aksine sabit disk vb. ürünler üzerine veri yazıldığından ve bu veri normal silme işlemiyle tam olarak yok olmadığından bu ve flash disk gibi benzeri donanımların iadesi kabul edilmiyor. Fakat işlemci, fan, RAM bellek, ses, TV, video yakalama vb. genişleme kartları gibi donanım ürünlerinin iadesinde hiçbir sakınca yok, satıcı bu tür cayma taleplerinden kaçınamaz.</p>
<p>Fakat dikkat edilmesi gereken bir konu da ürünün paketinin orjinal haline getirilmesinin mümkün olup olmadığı. Tablet bilgisayar ve dizüstü bilgisayar ile aksesuarları özel olarak paketlenmişse, açılmış olduğu takdirde aynı şekilde paketlenmesi mümkün olmayacaksa bu ürünün 2. kez satılması imkansız hale geliyorsa iade şansınız da pek olmuyor. Diğer örneklerden bazıları film CD ve DVD&#8217;leri olarak hemen akla geliyor.</p>
<p>Bu sebeple özel paketli ürünlerde cayma hakkının kullanılamaması gerekir. Özel paket yoksa veya paketli olduğu halde, açıldığı zaman paketi orijinal hale döndürülebilen ürünlerde cayma hakkı tabii ki kullanılabilir. Paket konusunda emin değilseniz ürünü açmadan önce şunu kendinize sorun: &#8220;Bu ürün iade edilmiş olsa ve 2. kez bana satılmış olsaydı, şu etiketin burada olmadığını, ya da yırtık olmadığını gördüğümde ürünü almayı kabul eder miydim?&#8221; Kendinize &#8220;hayır&#8221; yanıtını veriyorsanız iade alınmayacağını da tahmin edebilirsiniz.</p>
<p>Tüketici haklarınızla ilgili yaşadığınız sorunlar için kaymakamlığınızda bulunan ilgili birime, genellikle tüketici beyaz masalarına danışabileceğinizi, destek alabileceğinizi de unutmayın&#8230;</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/e-magazalar-tuketici-haklarini-uygulamayip-sucu-tedarikciye-atacaksa-onlara-kargo-sirketi-demek-daha-dogru-ornegin-hepsiburadacom/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğa ve Çevre Üzerine Yazın; Bir Elin Nesi Var, İki Elin&#8230;</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/doga-ve-cevre-uzerine-yazin-bir-elin-nesi-var-iki-elin/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/doga-ve-cevre-uzerine-yazin-bir-elin-nesi-var-iki-elin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Oct 2007 20:13:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2007/doga-ve-cevre-uzerine-yazin-bir-elin-nesi-var-iki-elin/</guid>
		<description><![CDATA[15 Ekim Pazartesi günü yaklaşık 15 bin günce (blog) doğal çevremiz üzerine yazacak. Eğer siz de günce yazıyorsanız “Blog Action Day”e katılın, okurlarınızın dikkatini çekin. “Bir sayfa, birkaç okurdan ne çıkar”, “ya da ne yazabilirim ki” diye düşünmeyin, birlikten güç doğar!

Çoğu yazar güncelerine önem veriyor, kendine fırsat yaratıp yeni bir şeyler yazmak istiyor. Ben de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>15 Ekim Pazartesi günü yaklaşık 15 bin günce (blog) doğal çevremiz üzerine yazacak. Eğer siz de günce yazıyorsanız <a target="_blank" href="http://site.blogactionday.org/about/2007-the-environment/">“Blog Action Day”e katılın</a>, okurlarınızın dikkatini çekin. “Bir sayfa, birkaç okurdan ne çıkar”, “ya da ne yazabilirim ki” diye düşünmeyin, birlikten güç doğar!</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Çoğu yazar güncelerine önem veriyor, kendine fırsat yaratıp yeni bir şeyler yazmak istiyor. Ben de böyle bir fırsatı İDO Yenikapı-Bandırma feribotunda bulacağımı umuyordum. Ama yılda 2-3 kez kullandığım feribotta tabii ki yine kablosuz ağa bağlanmak mümkün olmadı. İDO’nun sorunsuz şekilde veremediği, ama veriyormuş gibi yapmayı sürdürdüğü bu servis her seferinde bir deste yolcunun ümitle dizüstü bilgisayarlarında İnternet tarayıcısını açmasına neden oluyor. Hayal kırıklığı sonrasında kolektif tepki veremeyen vatandaşlarımız bir film izlemeyi tercih ediyorlar. Siz siz olun feribottaki İnternet’e güvenmeyin. Sonra üstteki ilk paragrafı benim gibi 2 gün gecikmeli yazarsınız.</p>
<p>Ve biz “biz” olalım, artık kolektif tepki vermeyi öğrenelim. Haydi Pazartesi günü çevre sorunları üzerine yazalım.</p>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/dogal-kaynaklarimizi-tuketiyoruz-ilk-tehlike-suda-lutfen-tasarruf-edin/">Doğal Kaynaklarımızı Tüketiyoruz, İlk Tehlike Suda, Lütfen Tasarruf Edin</a></li>
</ul>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<p>[Tags]Doğa, çevre, günceler, bloglar, Blog Action Day, İDO, feribot, Yenikapı-Bandırma[/tags]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/doga-ve-cevre-uzerine-yazin-bir-elin-nesi-var-iki-elin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Facebook Çılgınlığı: İnternet&#8217;in Geleceği Değil, Günümüz Şartlarında Bir Uygulama</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/facebook/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/facebook/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Oct 2007 19:58:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2007/facebook/</guid>
		<description><![CDATA[İlk web sayfalarımı erken denebilecek bir dönemde yayınlamaya başlamamın bir nedeni de kısa süre içinde fazlasıyla kişinin web sitesinin olacağı tahminimdi. İlk trenin bir vagonuna tutunmak istemiştim, sonraki trenlerin daha konforlu olacağını, binenlerin kolayca web sitesi sahibi olacağını da tahmin ediyordum.
2000&#8242;lere geldiğimizde &#8220;tam&#8221;/geniş siteler yerine &#8220;blog&#8221; olarak adlandırılan basit, sade kişisel sayfaların çoğaldığını gördük. Bunların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İlk web sayfalarımı erken denebilecek bir dönemde yayınlamaya başlamamın bir nedeni de kısa süre içinde fazlasıyla kişinin web sitesinin olacağı tahminimdi. İlk trenin bir vagonuna tutunmak istemiştim, sonraki trenlerin daha konforlu olacağını, binenlerin kolayca web sitesi sahibi olacağını da tahmin ediyordum.<br />
<center><!--adsense--></center>2000&#8242;lere geldiğimizde &#8220;tam&#8221;/geniş siteler yerine &#8220;blog&#8221; olarak adlandırılan basit, sade kişisel sayfaların çoğaldığını gördük. Bunların da bir nevi web sitesi olduğunu, ikisi arasında bir tercih yapmaya gerek olmadığını düşündüm, hala da düşünüyoruz. Mevcut web sitemde mevcut web yayınlama altyapımla blog yazmaya başladım. Erken blog yazmaya başlamış ama blog yazılımı/yayınlama platformu kullanmaya geçmemiştim! Hem de çok uzun bir süre.İnsanların kendini yazarak ifade etme merakından sonra &#8220;sosyalleşme&#8221; sitelerinin gelmesi çok sürpriz olmadı, hatta Türkiye&#8217;de böyle girişimleri özendirmek için çalıştım, bana web projesi fikri soranları bu alana yönlendirdim. Ve ötesinde ciddi bir sosyal oluşturma girişiminde görev aldım. Ama o proje de blog odaklı idi, çünkü insanların yazmak için gereken efor karşısında bu kadar üşeneceklerini tahmin etmemiştim.Ama kitleler blog sahibi olmakla uğraşmaktan ziyade daha eğlenceli, basit bir şekilde kendilerini bu tip platformlarda göstermek istiyordu. Sadece fotoğraf paylaşmak, arkadaşlarını yeniden bulmak için kullanılan sitelerin kullanıcı sayısında patlama oldu. Ben bazı girişimcileri bu iş modeline de özendirmeme rağmen kendim aktif olarak kullanmadım. Öyle ki yılın web olayı olan <a href="http://www.facebook.com" target="_blank">Facebook</a>&#8216;a bile henüz kısa süre önce katıldım.</p>
<p>Benim yaşadıklarımdan çok daha fazlasını yaşamış, İnternet yayıncılığını yönlendirmiş Jeffrey <a href="http://www.zeldman.com/2007/09/18/facebook-considered-harmless/" target="_blank">Zeldman&#8217;ın Facebook&#8217;a üye olmasıyla ilgili yazısı</a>nda yazdıklarıma fazlasıyla benzer tecrübelerini okuduktan sonra ben de bu gelişmelerin içinde olmama rağmen şaşkınlığımı ve &#8220;kendimi&#8221; korumamı, sonunda da bu girişimlerin üreticisi olmakla yetinmeyişimi yazmaya cesaret ettim!</p>
<p>Ama bugün Facebook yazmamın asıl nedeni artık Facebook&#8217;u doğru konumlandırmamız için uygun bir dönem olması. Facebook geniş kitlere 2006 Eylül&#8217;ünde açıldı, yaklaşık bir yıl geride kaldı, son dönemde de Türk web siteleri, bloglar, günlük gazetelerde fazlasıyla yer bulmaya, her şekilde yorumlanmaya, haber yapılmaya başlandı.</p>
<p>Bilmeyenler için Facebook, arkadaşlarınızla, çevrenizdekilerle bağlantınızı korumanızı sağlayan, onların ne yapmakta olduklarını takip etmekle yetinmeyip uygulamalarla ortak hareket etmenizi sağlayan, tüm İnternet&#8217;te ve Türkiye&#8217;de en çok ziyaret edilen 10 siteden biri. Kısaca tanıttığım Facebook hakkında dikkat çekici birkaç bilgi vermenin de tam yeri. Facebook şu anda sadece buna odaklanmış tüm sitelerin önünde dünyanın en büyük fotoğraf paylaşım sitesi. Kullanıcılarının yarısından fazlasının her gün ziyaret ettiği, gün boyunca 20 dakikadan fazla zaman harcadığı site toplumbilimcilerin incelemesi gereken bir merak yarattı. Daha önce ayrı ayrı sitelerin sunduğu hizmetlerden güzel bir paket hazırlayan Facebook benzerlerinin de önüne geçerek her yaş, eğitim ve meslek grubundakilere yönelik olmayı başardı.</p>
<p>Bu ilgi Facebook&#8217;un değerini de oldukça yükseltti. Geçen yıl <a href="http://tr.yahoo.com" target="_blank">Yahoo!</a>&#8216;nun teklifini geri çeviren Facebook şimdilerde de <a href="http://www.microsoft.com" target="_blank">Microsoft</a>&#8216;un %5 hisse için 500 milyon dolarlık teklifi ile karşılaştı. Bu da hızla değer kazanan girişimin <a href="http://www.google.com">Google</a> gibi firmaların geçmişiyle karşılaştırılmasını hatta kısa vadede &#8220;Web&#8217;in Geleceği&#8221; olarak tanıtılmasına kadar değişik yorumlara neden oluyor.</p>
<p>Peki Facebook bu yüksek trafiği korumak bir yana arttırabilecek bir yapıya bürünebilecek mi? Elde edilen başarı sonrası büyütülen hedefler sitenin bir başlangıç/açılış sayfasına dönüşmesini, insanların İnternet&#8217;te yapabilecekleri daha fazla şeyi Facebook üstünden yapar hale gelmesini hedefler arasına soktu. Acelesi olanlara detaylara girmeden önce şaşırtmayacak yanıtı verebilirim: Facebook&#8217;un yeni dev olması tamamen insanların tercihlerine bağlı, çünkü teknik ve uygulama olarak İnternet&#8217;te, Web&#8217;de bir adım ileri gitmemizi sağlamıyor.</p>
<p>Neden mi? Çünkü Facebook kapalı bir sistem, eğer Facebook kullanıcı hesabınızla siteye giriş yapmazsanız herhangi bir hizmetten faydalanamazsınız. Tüm üyelerin yayınladığı içerik Facebook içine özel, <a href="http://www.flickr.com" target="_blank">Flickr</a>, <a href="http://www.youtube.com" target="_blank">YouTube</a> gibi sistemlerin aksine &#8220;kapalı&#8221;. Sunulan ürüne baktığımızda bu bir zorunluluk gibi görünüyor, çünkü iletişim bilgileriniz, arkadaşlarınız, onlarla nerede tanışdığınız, şu anda ne yaptığınız ve çok daha fazlasını Facebook&#8217;ta paylaşıyorsunuz. Ama aslında Facebook&#8217;un sunduklarını, uğraşmayı ve biraz daha fazla zamanda yapmayı göze alırsanız pek çok araç ve rakip mevcut. Zaten milyonlar Flickr&#8217;da fotoğraflarını tanımadıklarına, YouTube&#8217;da aile videolarını herkese, <a href="http://www.myspace.com" target="_blank">MySpace</a> gibi sitelerde kişilikleri hakkında çok daha fazlasını istedikleri gruplara açıyorlar.</p>
<p>Facebook ve Facebook platformu gerçekten özel ve çok başarılı. Ama büyük şirketlerde çalışanların belki de her gün kullanmak zorunda kaldığı, VPN bağlantısıyla ulaşabildikleri bir İntranet, kurum içi web sitesine benziyor. Uygulama geliştiriciler, 3. partiler, mevcut ve potansiyel iş ortakları Facebook platformunda yer alabiliyor, gelir elde edebiliyorlar, ama Facebook platformuna uygun uygulamalar yazarak. Yani böyle geniş bir kullanıcı tabanına sahip çoğu girişim gibi Facebook da kendi arabirimini, platformunu, kullanıcı veritabanı ve hizmetini kendine özel, tescillediği sistemiyle sunuyor.</p>
<p>Ya daha fazla büyük platform bu yolu seçerse? YouTube, Flickr, MySpace, <a href="http://www.last.fm" target="_blank">Last.fm</a> ve çok daha fazlası uygulama geliştiricileri kendi platformlarını öğrenmeye ve buna özel çalışmaya iterse? Her bir sistem için ekstra maliyet, hem iş ortakları için hem de platformlar için gelir kaybı söz konusu olur, zaten mevcutta işletim sistemleri arasında platform rekabeti varken, &#8220;Windows mu, MacOS mu, Linux mu&#8221; derken, hatta PC&#8217;ye alternatif çokluortam sistemleri, oyun konsolları platformları çoğalırken bir de her büyük web girişimi için yeni maliyetler çıkarılması İnternet ticaretinin doğasına pek uymuyor.</p>
<p><a href="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2007/10/faceofis.jpg" title="Facebook merkez ofis duvarları"></a></p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2007/10/faceofis.jpg" title="Facebook merkez ofis duvarları"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2007/10/faceofis.jpg" alt="Facebook merkez ofisinin duvarları..." title="Facebook merkez ofisinin duvarları..." border="0" /></a></p>
<p>Çünkü bizim zaten bir ortak platformumuz var, o da İnternet&#8217;in kendisi. Herkese açık araçlar, protokol ve arabirimlerle girişimciler istedikleri uygulamayı geliştirebiliyor. Facebook&#8217;un da agresif hedeflerini koruması durumunda çok fazla seçeneği yok gibi. Er geç sistemini açmak, iç dış ederek kıymetli veritabanındaki bilgilerin bir bölümünü erişilebilir kılmak istediği büyümeyi sağlayabilir. Hatta Facebook verileri ve uygulamalarından faydalanan yeni uygulamalar geliştirilmesine izin vermesi bile başarısını arttırabilir. Böylece insanlar yeni ve başka uygulamaların içinde Facebook&#8217;da tuttukları bilgilerinden faydalanabilir.</p>
<p>Ama sözkonusu olan insan ve davranışları olunca formüller, doğrusal tahminler geçersiz kalıyor. Belki de Facebook mevcut yapısıyla tüm dünyayı kendine &#8220;aşık&#8221; tutmayı becerir ve hedeflerine daha da yaklaşır. Yine de unutmamız gereken İnternet&#8217;ten bahsettiğimiz, burada hep ileriye adım attığımız. Ne var ki kapalı bir sistem ve içine uygulama geliştirmek ise adeta bir &#8220;geri adım&#8221;.</p>
<p>Facebook büyük bir karar aldığında belki yine burada değerlendiririz ama en azından geçen bir yıldaki başarıyı geleceğin teminatı olarak almadan önce üstteki gerçeklere de dikkat etmeliyiz. Sizlerin de yorumlarını bekliyorum.</p>
<p>Son olarak Zeldman&#8217;ın yazısından bir alıntı yapmadan edemeyeceğim: Bu tip web girişimlerinin başarısının arkasında yatan bir neden de işten sıkılınca oyalanmak; çoğu iş yerinde masanızda mastürbasyon yapamazsınız ama bunun yerine geçecek bir şey bulabilirsiniz&#8230;</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/facebook/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sadece Hürriyet Değil Milliyet, Mynet, Sabah da Dünya Devlerini Geçti! Türk Haber Sitelerinin Dev Ziyaretçi Kitlesi&#8230;</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/sadece-hurriyet-degil-milliyet-mynet-sabah-da-dunya-devlerini-gecti-turk-haber-sitelerinin-dev-ziyaretci-kitlesi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/sadece-hurriyet-degil-milliyet-mynet-sabah-da-dunya-devlerini-gecti-turk-haber-sitelerinin-dev-ziyaretci-kitlesi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jul 2007 19:59:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=107</guid>
		<description><![CDATA[Aynı konuyu üst üste iki kez işlememeye dikkat ediyorum ama bugün Hürriyet İnternet sitesinde bir haber tam da son yazımın üstüne sanki bir cevap gibi geldi. &#8220;Gurur tablosu&#8221; adlı haber Alexa.com sitesinin istatistiklerine dayanarak Hürriyet gazetesinin web sitesinin ABD&#8217;nin The New York Times ve The Washington Post, Almanya&#8217;nın Der Spiegel, Bild, İngiltere&#8217;nin The Guardian gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aynı konuyu üst üste iki kez işlememeye dikkat ediyorum ama bugün <a target="_blank" href="http://www.hurriyet.com.tr">Hürriyet İnternet sitesi</a>nde bir haber tam da son yazımın üstüne sanki bir cevap gibi geldi. <a target="_blank" href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6988777.asp?gid=180&amp;a=966276" title="Hürriyet'in Alexa istatistikleriyle ilgili haberi">&#8220;Gurur tablosu&#8221; adlı haber</a> Alexa.com sitesinin istatistiklerine dayanarak Hürriyet gazetesinin web sitesinin ABD&#8217;nin <a target="_blank" href="http://www.newyorktimes.com">The New York Times</a> ve <a target="_blank" href="http://www.washingtonpost.com">The Washington Post</a>, Almanya&#8217;nın <a target="_blank" href="http://www.spiegel.de">Der Spiegel</a>, <a target="_blank" href="http://www.bild.t-online.de">Bild</a>, İngiltere&#8217;nin <a target="_blank" href="http://www.guardian.co.uk">The Guardian</a> gibi önemli gazetelerinin web sitelerine oranla daha çok okunduğunu duyuruyordu.</p>
<p><center><!--adsense--></center><a target="_blank" href="http://www.alexa.com" title="Alexa.com">Alexa</a>&#8216;nın ne kadar güvenilir bir kaynak olduğunu <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/daha-cok-reklam-icin-seviye-dusurenler-cogaliyor-alexa-ziyaretci-sayisi/">&#8220;Daha çok ziyaretçi, yüksek Alexa sırası hedefi: Daha çok reklam almak için marka değerini düşürenler çoğalıyor&#8221;</a> yazımda, sanki bir gün böyle bir haber yapılacağını öngörmüş gibi, sorgulamıştım. Bilgisayarla haşır neşir olmam dolayısıyla pek çok arkadaşımın bilgisayarında belli sıkıntılara, ayarlara yardımcı oldum ve bugüne kadar bir tekinde bile Alexa araç çubuğu görmedim. Ama İnternet&#8217;te de böyle başka bir başvuru ve karşılaştırma kaynağı sıkıntısı çekilmesi Alexa balonunu Türkiye&#8217;de şişirdikçe şişiriyor. Aslında gittikçe daha fazla sitenin kullandığı <a target="_blank" href="http://analytics.google.com">Google Analytics</a> ile <a target="_blank" href="http://www.google.com">Google</a> dünya İnternet trafiği hakkında bilgisi gittikçe artıyor, ellerindeki verilerin açıklanması pek çok şeyi altüst bile edebilir.</p>
<p>Alexa&#8217;nın referans olup olamayacağını bırakıp bu yazımdan hemen önce yazdığım &#8220;<a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/porno-filtrelerine-takilir-hale-gelen-gazete-siteleri-kendilerinin-ve-internet-reklamciliginin-gelecegini-baltaliyor/">Porno Filtrelerine Takılır Hale Gelen Gazete Siteleri Kendilerinin ve İnternet Reklamcılığının Geleceğini Baltalıyor&#8221;</a> başlıklı yazımda vurguladığım konuya dönmek istiyorum. Daha çok web sayfası göstermek için hem kalite düşürülüyor, hem de tıkladığınız haber hemen gelmiyor, arada ya özet haber geliyor, ya da o haberin ana kategori sayfası geliyor. Yani bugün örneğin Hürriyet ana sayfasında tıkladığınız bir ekonomi haberi çoğunlukla sizi ekonomi haberlerinin bir arada olduğu ekonomi sayfasına götürüyor, orada haberi tekrar arayıp bulup tıklıyorsunuz. Maalesef sadece Hürriyet değil bazı diğer sitelerimiz de bunu yapmaya başladılar.</p>
<p>İşte bu yöntem ile bir haber için ziyaretçi dolaştırıldıkça dolaştırılıyor, sayfa gösterim sayısı artıyor, teoride ziyaretçi sitede daha çok sayfa gezmeyi tercih etmiş oluyor. İlk paragrafta verdiğim bağlantıdan haberi okuyanlar, son yedi günlük istatistiklere dayanarak Hürriyet&#8217;in yabancı büyük gazeteleri ziyaretçi sayısında değil okunan sayfa sayısında geçtiğini iddia ettiğini göreceklerdir. Umarım gelecekte İnternet kullanıcı sayımız artar, Hürriyet ve diğerleri yabancı gazeteleri ziyaretçi sayısında da geçerler, ama şu anda rakamları doğru sunmak gerekiyor.</p>
<p>Birinci soru işareti Hürriyet&#8217;in ayda 30-35 milyon, diğer devlerin en fazla 26 milyon sayfa gösterdiği bilgisinin kaynağı hakkında. Çünkü &#8220;Alexa bizim aylık 30 milyon sayfa gösterişimizi XYZ rakamı olarak gösteriyor&#8221; deyip 30 milyon bölü XYZ işlemi ile katsayı bulup rakiplerin sayfa gösterimini buna göre hesaplamak imkansız. Zira her sitenin farklı bir sayfa ve sunuş yapısı var, ayrıca her ülkede aynı oranda Alexa kullanıcısı yok!</p>
<p>İkinci ve bu yazıyı yazmama neden olan soru işareti ise başarı sayfa gösterimi midir? Yani ayda 3 milyon ziyaretçisi olduğu tabloda ifade edilen NY Times neden sadece 13-16 milyon sayfa gösterebiliyor, Hürriyet üçte biri ziyaretçiye 35 milyon sayfa gösterirken? Yoksa yabancılar gazete sitelerine bir girip çıkıyor, &#8220;tasarımı değişmiş mi&#8221; diye bakmakla mı yetiniyorlar? Hiç sanmıyorum. Haber okutmak için haberin en olmadık yerinden tutup manşetler yapmak, habere ulaşmak için fazladan sayfa atlatmakla istatistiklerin çarpıtılması mümkün, bunu geçen sefer de zaten ima etmiştim.</p>
<p>Haydi tüm bunları bir anlığına unutalım ve Hürriyet&#8217;in yaklaşık 1 milyon aylık ziyaretçisi olduğunu söz konusu habere dayanarak veri kabul edelim. Yine Alexa&#8217;dan, bu sefer benim aldığım, sizin de ana sayfasından 30 saniyede kolayca elde edebileceğiniz istatistik ve grafiğe göre, son 3 aya baktığımızda <a target="_blank" href="http://haber.mynet.com">Mynet haber</a> bölümünün ve <a href="http://www.milliyet.com.tr">Milliyet.com.tr</a>&#8216;nin de hurriyet.com.tr&#8217;ye yakın sayıda ziyaretçisi olduğunu görüyoruz. Demek ki bu siteler de Hürriyet gibi ayda bir milyon ziyaretçiye sahip denebilir.</p>
<p align="center"><img align="middle" width="613" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/alexa01.gif" height="384" /></p>
<p>Hürriyet, 1 milyon ziyaretçiye 30 milyon sayfa gösterdiğini haberinde belirtiyor. Biz de yine Alexa&#8217;dan bakıyoruz, alttaki çizim bu sitelerdeki günlük sayfa gösterimini gösteriyor. Yine 3 site birbirine çok yakın, demek ki sadece Hürriyet değil Milliyet, Mynet Haber de Hürriyet kadar çok sayfa gösterimine sahip. Yani 30-35 milyon sayfa gösteriyorlar ve Hürriyet&#8217;in geride bıraktığı dünya devlerini onlar da geride, tozların arasında bırakıyorlar. Hatta tabloda 0.03 rakamında gruplanan ilk 3&#8242;ü takip eden <a href="http://www.ekolay.net/haber">e-kolay.net Haber bölümü</a> ve <a target="_blank" href="http://www.sabah.com.tr">Sabah gazetesi</a> de 0.01 rakamında, bu da habere dayandırdığım tahminimce ayda 10-12 milyon sayfa gösterimi demek. Yani e-kolay.net Haber ve Sabah gazetesi de Washington Post ve diğer pek çok ünlü yayını geride bırakıyor.</p>
<p align="center"><img align="middle" width="608" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/alexa02.jpg" height="384" /></p>
<p>Gurur duymamak elde değil. İşte Türk İnternet haberciliğinin geldiği nokta, ayda 30-35 milyon sayfa gösterimi yapan 3 büyük haber sitesi ve de Sabah, e-kolay, vatanim.com.tr, haber7.com gibi nice 10 milyonları aşan sayfa gösterimi yapan Türk haber sitesi. Türk İnterneti aldı başını gidiyor, önüne çıkmayın&#8230;</p>
<p>Not: Bu arada hurriyet.com.tr&#8217;nin gazete sitesi olmayı çoktan aştığını, bir portal olduğunu kabul etmeliyiz, bu nedenle Mynet, NTVMSNBC gibi sitelerle karşılaştırabiliriz. Sadece gazetelerle karşılaştırabilmemiz için hurriyet.com.tr&#8217;nin de en azından bir gazete sitesi gibi görünmesi lazım, mesela The Washington Post ve yukarda adı geçen diğer siteler gibi ve de içeriğinin de bir gazete sitesinin bu kadar ötesinde olmaması lazım&#8230;</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center><br />
<em>İlgili yazılar:</em></p>
<ul>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/porno-filtrelerine-takilir-hale-gelen-gazete-siteleri-kendilerinin-ve-internet-reklamciliginin-gelecegini-baltaliyor/">Porno Filtrelerine Takılır Hale Gelen Gazete Siteleri Kendilerinin ve İnternet Reklamcılığının Geleceğini Baltalıyor</a></li>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/daha-cok-ziyaretci-yuksek-alexa-sirasi-hedefi-daha-cok-reklam-almak-icin-marka-degerini-dusurenler-cogaliyor/">Daha çok ziyaretçi, yüksek Alexa sırası hedefi: Daha çok reklam almak için marka değerini düşürenler çoğalıyor</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/sadece-hurriyet-degil-milliyet-mynet-sabah-da-dunya-devlerini-gecti-turk-haber-sitelerinin-dev-ziyaretci-kitlesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Porno Filtrelerine Takılır Hale Gelen Gazete Siteleri Kendilerinin ve İnternet Reklamcılığının Geleceğini Baltalıyor</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/porno-filtrelerine-takilir-hale-gelen-gazete-siteleri-kendilerinin-ve-internet-reklamciliginin-gelecegini-baltaliyor/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/porno-filtrelerine-takilir-hale-gelen-gazete-siteleri-kendilerinin-ve-internet-reklamciliginin-gelecegini-baltaliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jul 2007 20:38:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=106</guid>
		<description><![CDATA[Bir süre önce bazı büyük, önemli günlük gazetelerimizin web sitelerinin bir Arap ülkesinden erişilemediğini okumuştum. Erişilememe nedeni ise teknik değil, ülkenin İnternet çıkışında etkili olan filtrelerin bazı site ve sayfaları engellemesiyle ilgili idi. Haberin doğruluğunu araştıramadım ama bugün Türkiye&#8217;nin en çok satan gazetelerinin web sitelerinin pek çok filtreye takılıp kalabileceği zaten tartışılmayacak bir gerçek. 15 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir süre önce bazı büyük, önemli günlük gazetelerimizin web sitelerinin bir Arap ülkesinden erişilemediğini okumuştum. Erişilememe nedeni ise teknik değil, ülkenin İnternet çıkışında etkili olan filtrelerin bazı site ve sayfaları engellemesiyle ilgili idi. Haberin doğruluğunu araştıramadım ama bugün Türkiye&#8217;nin en çok satan gazetelerinin web sitelerinin pek çok filtreye takılıp kalabileceği zaten tartışılmayacak bir gerçek. 15 gün önce bunlardan birinin günlük ilavesinin web sayfalarında sağlıklı yaşam ile ilgili bir makale okurken sol tarafta sadece göğüs uçları kapalı, tangalı bir kadın fotoğrafı ve altında &#8220;haber&#8221; bağlantısı o kadar büyüktü ki porno, vb. siteleri engelleme amaçlı, çocukların sağlıklı gelişimini koruma odaklı filtre yazılımların o sayfayı engellememesi düşük bir olasılık diye düşündüm.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Cinsellik artık gazete sitelerinin ana sayfalarında da fazlasıyla yer almaya başladı. Ama bu sitelerin son aylardaki olumsuz değişimi bununla sınırlı kalmıyor. Her ne kadar İnternet&#8217;ten gazete okumayı tercih etmesem de, haber ihtiyacımı <a href="http://www.ntvmsnbc.com" target="_blank">NTVMSNBC</a>, <a href="http://www.nethaber.com/Default.aspx" target="_blank">NET Haber</a> gibi haber portallarından karşılasam da gazete web sitesi ziyaretlerim gittikçe daha sıkıcı ve yorucu olmaya başlıyor. Benim sıradan ve markayı basitleştirdiğini düşündüğüm pek çok uygulamadan bugün ele alacağım üç gereksiz uygulama bunlar:</p>
<ul>
<li>Her haberi fotoğraflarla, animasyonlarla sunmak</li>
<li>Haberlere tıklayınca gelen sayfaların da bir &#8220;ara sayfa&#8221; olması, &#8220;okumak için tıklayın&#8221; denerek tekrar yeni bir sayfaya geçilmesi</li>
<li>Her haberi eksik, dikkat çekici, yanlış yönlendirici başlıklarla vermek.</li>
</ul>
<p>Haberlerin aşırı görselleştirilerek verilmesinin uç örnekleri sürekli aynı politikacıların farklı yöne bakarken çekilmiş fotoğraflarının altına 2 satır yazı serpeştirip sahte fotoromanlar oluşturmak olarak verilebilir. Bugün son 4,5 yılda faiz, borsa, döviz ve altındaki gelişmeleri ele alan 20 fotoğraflık bir haberi okumak için harcadığım çaba elde ettiğimin kat kat üstündeydi. Hem de 20 görüntüdeki yazı bir normal sayfa etmeyecek boyutta idi.</p>
<p>Bu yönelim insanları okumaktan daha da uzaklaştıracak, habere değil görüntüye odaklanılmasını sağlayacak, o görüntü bin kelimeye bedel değilse de zaman ve efor kaybı yaşanacak. Bu uygulamanın sosyolojik etkileri başka bir konu, İnternet kullanımı açısından bakıldığında ise İnternet&#8217;in henüz TV ya da gazete olmadığını unutmamalıyız. İnternet&#8217;te okumayı özendirmemek, askine bundan soğutmak uzun vadede bu İnternet sitelerinin okur sayısı ve profilini de olumsuz etkileyecektir. Bu uygulamanın İnternet reklamcılığı konusundaki olumsuz sonucu ise sayfalardaki dev fotoğraf-haberlere odaklanan okurların bu görüntü, animasyon ve renkler karşısında zaten normalde yeterli dikkat çekmeyen reklamları fark etme olasılığının azalması. Yani reklam veren açısından dönüş alma şansının azalması.</p>
<p>Bu noktada kariyerimin başında medyada yer almış, daha sonra da medya planlaması yapmış, reklam veren konumuna geçmiş birisi olarak gelişmeleri olabildiğine tarafsız ve İnternet &#8220;medyasının&#8221; gelişmesi açısından ele almaya çalıştığımı belirtmek isterim. İnsanların çaba harcayarak, hem edebi hem sanatsal eforla bir araya getirdiği içerik, haber, sunu az sayıda insana ulaştığında, reklam alamadığında o yayını sürdürmenin amatör heyacanı maddi giderler karşısında ezilmeye başlar. Reklam veren açısından da sınırlı bütçe ile en doğru mecrayı kullanma kaygısı sürekli bir sorgulama ve değerlendirme eforu gerektirir. Bu ilişkinin sağlıklı olması için iki tarafın da diğerini aldatmaması gerekir ki uzun vadede iki taraf da kazansın.</p>
<p>Ama son dönemde gazete web sitelerinin adeta aldatıcı uygulamalarından biri de habere tıkladığınızda gelen sayfanın haberin ilk paragrafını ya da özetini içermesi ve altında kırmızı yazılarla &#8220;Devamını okumak için tıklayın&#8221; ibaresinin bulunması. Bu uygulama tamamen ziyaretçiye gösterilen sayfa sayısını arttırma amaçlı. Böylece Alexa gibi sağlıksız istatistikler platformalarında (bkz. Şubat ayındaki <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/daha-cok-reklam-icin-seviye-dusurenler-cogaliyor-alexa-ziyaretci-sayisi/">&#8220;Daha çok ziyaretçi, yüksek Alexa sırası hedefi: Daha çok reklam almak için marka değerini düşürenler çoğalıyor&#8221; yazım</a>) daha yüksek sonuçlara ulaşmak hedefleniyor. Diğer hedef ise bin adet gösterim başına alınan ücretlerin daha çabuk &#8220;kazanılması&#8221;. Reklamınızın bin kez gösterilmesi için verdiğiniz ücretle aynı okura daha çok reklamınız gösteriliyor, ama okur habere ulaşma çabasında iken reklamları büyük olasılıkla dikkate almıyor. Gazete sitesi ise söz verdiği gösterim miktarına ve karşılığında aldığı ücrete daha çabuk ulaşıyor.</p>
<p>İşte bu şekilde siteler kendi geleceklerini baltalıyorlar. Daha önce pek çok yayın kuruluşundan gelen teklifleri değerlendiren ve genel bir plan oluşturma görevinde olan biri olarak bazı durumlarda medya kuruluşu ile ciddi pazarlık şansının olduğunu sık sık tecrübe etmiştim. Eğer gazeteler 1 kişiye 3 sayfa yerine 6 sayfa gösteriyorsa, bu kişi için reklam veren iki katı fazla gösterim ücreti ödüyor ama geri dönüşte bu oranda artış sağlamıyorsa &#8220;bin görüntüleme karşılığı&#8221; ücretlerin düşmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu durumda ise kaybeden sadece bu gazete web siteleri değil diğer içerik üreticileri de olacaktır, çünkü reklam veren gazete sitelerini referans alacak, aynı hileleri uygulamayan sitelere de daha düşük bin gösterim ücretleri teklif edecektir.</p>
<p>Üçüncü ayıplı uygulama ise haber bağlantısında olabildiğince dikkat çekici, meraklandırıcı ifadeler kullanarak aynı kıymette olmayan haberleri de çok fazla okutma amacı. &#8220;Fenerbahçe&#8217;nin bombası ne?&#8221; diye soruyla verilen bağlantı sonrası gelen haberde Fenerbahçe&#8217;nin henüz 100. yıl bombasını patlatmadığı, bir ay sonra patlatacağı gibi bir bilgi ile karşılaşmak haber yayıncısına güveni sarsıyor. Ve bu konuda maalesef pek çok site yanlış örnek alıyor, benzer yöntemler kullanıyor. Reklam platformu açısından hile yine aynı amaca yönelik, daha çok sayfa okutmak.</p>
<p>Üç ana uygulamayı açmak oldukça yer kapladı. Aslında yazımın başına otururken reklamcılıkla, etikle ilgili biraz daha detaylı yazabileceğimi düşünmüştüm. Şimdilik İnternet reklamcılığının ülkemizdeki kritik önemine dem vurmakla yetinelim. Google Türkiye, gerek tepe yöneticisi ile gerek çalışanları ile hep ortalama bireyin medya tüketiminde İnternet&#8217;in yükselen payını gösterdikten sonra reklam pastasından İnternet&#8217;in aldığı düşük miktarı gösterip geleceğe yönelik çıkarımlarda bulunurdu, sanırım hala da bulunuyordur. Zaten bu çıkarım İnternet&#8217;in önemini anlayan insanları şaşırtmayacak bir beklenti. Ama eğer yayıncılar platformlarını modiye ederlerse, reklam vereni etkilemek için sadece sayfa gösterimine odaklanırlarsa, kullanıcı deneyimi, kullanılabilirlik gibi konuları görmezden gelirlerse İnternet reklam pastasından hak ettiği büyüklükteki dilimi almakta daha da zorlanacaktır.</p>
<p>Bu gazete sitelerinin ve bazı diğer sitelerinin böylesi hilelere girişmesinin reklam pazarındaki rekabetle ilgisini şimdilik fazla irdelemiyor, bazı başarısızlıkları ele almak için erken diyorum. Ama en azından okura veya tüketiciye ya da müşterilerine saygısızlık yaptıklarının bilince olmaları gerekiyor. Panayır web siteleri, kocaman kırmızı manşetler, çıplak kadın resimleri&#8230; Türk medyasının ulaştığı nokta bu mu! Tüm reklam verenler sizce böyle bir çizgi roman okuruna mı seslenmek ister&#8230;</p>
<p><em>İlgili yazılar:</em></p>
<ul>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/daha-cok-ziyaretci-yuksek-alexa-sirasi-hedefi-daha-cok-reklam-almak-icin-marka-degerini-dusurenler-cogaliyor/">Daha çok ziyaretçi, yüksek Alexa sırası hedefi: Daha çok reklam almak için marka değerini düşürenler çoğalıyor</a></li>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/sadece-hurriyet-degil-milliyet-mynet-sabah-da-dunya-devlerini-gecti-turk-haber-sitelerinin-dev-ziyaretci-kitlesi/">Sadece Hürriyet Değil Milliyet, Mynet, Sabah da Dünya Devlerini Geçti! Türk Haber Sitelerinin Dev Ziyaretçi Kitlesi…</a></li>
</ul>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/porno-filtrelerine-takilir-hale-gelen-gazete-siteleri-kendilerinin-ve-internet-reklamciliginin-gelecegini-baltaliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Blog Yazarlarının Pırıl Pırıl İstanbul Buluşması</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/turk-blog-yazarlarinin-piril-piril-istanbul-bulusmasi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/turk-blog-yazarlarinin-piril-piril-istanbul-bulusmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jul 2007 19:31:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet girişimleri]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet projeleri]]></category>
		<category><![CDATA[blog yazanlar]]></category>
		<category><![CDATA[blog yazmak]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Blog Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Blog Yazarları İstanbul buluşması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=103</guid>
		<description><![CDATA[Program çakışması nedeniyle son bölümüne yetiştiğim Türk Blog Yazarları sosyal ağı İstanbul buluşması beni oldukça mutlu etti. İnanması zor da ola ilk defa bir İnternet grubunun fiziksel olarak(!) bir araya gelişine katılmış, günlük yaşam döngüsü içinde tanıyamacağım insanlarla bir araya gelmiş oldum.
Memnuniyetimin asıl nedeni ise bir araya gelen, içerik oluşturan, İnternet&#8217;in sunduğu olanakları olabildiğine kullanarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Program çakışması nedeniyle son bölümüne yetiştiğim <a href="http://blogyazarlari.ning.com/" target="_blank">Türk Blog Yazarları</a> sosyal ağı İstanbul buluşması beni oldukça mutlu etti. İnanması zor da ola ilk defa bir İnternet grubunun fiziksel olarak(!) bir araya gelişine katılmış, günlük yaşam döngüsü içinde tanıyamacağım insanlarla bir araya gelmiş oldum.</p>
<p><!--adsense-->Memnuniyetimin asıl nedeni ise bir araya gelen, içerik oluşturan, İnternet&#8217;in sunduğu olanakları olabildiğine kullanarak yeni bir şeyler üretmek isteyen bu kardeşlerimin (asla bir &#8216;abi&#8217; iması değil, haddime düşmez zaten, sevgi ve bağlantı hissetmiş olmamın dışa vurumu olarak okunmalı) ne kadar motive ve enerjik olduğunu görmekti.Ben sanırım tanışma faslını kaçırdığımdan çoğunlukla beyin fırtınası yapılan sohbetin içine düştüm ve zevkle dinledim. Mevcut çalışmalarını iyileştirmek, yeni projeler üretmek isteyen katılımcılar Türkiye&#8217;den yeni İnternet başarı hikayeleri çıkacağını müjdeler gibiydi. İnternet&#8217;in sunduğu ortam herkesin yarışa aynı çizgide olmasa da birbirine yakın başlamasını sağlıyor. Bu da pek çok kişiyi heyecanlandırıyor. Bu heyecanlanan insanların olabildiğine çoğuna destek olunabildiğinde ise mutlaka güzel sonuçlar alınabiliyor. Ülkemizde birikmiş sermaye sıkıntısı İnternet sektörü yatırımlarında da hissediliyor, kuluçka, melek yatırımcı sistemlerine ciddi şekilde ihtiyaç var. İnternet projelerinin ortalama maliy<a href="http://blogyazarlari.ning.com/" target="_blank"><img src="http://api.ning.com/files/pQD0sk9jsZbLPt8Y98PelvvIXK32gl4LVJMDkXXk*8A=?width=296&amp;height=117&amp;xn_auth=no&amp;type=png" alt="" width="296" height="117" align="right" /></a>etinin diğer sektörlere giriş yapmak için gereken ortalama sermayenin de bir hayli altında olduğunu unutmamak gerek.</p>
<p>Bir buluşma dönüş yolunda bunları düşündürdü. Lafın kısası, zaten varolan İnternet girişimcileri ve adaylarının arkası kesilmiyor, bir de bu kişilerin bu tip buluşmalarla fikir ve destek alışverişine girmeleri ümit verici&#8230;</p>
<p>Türkiye&#8217;de İnternet yaygınlaştıkça, kullanıcı sayısı arttıkça bu ortamın önemi artacak ve o zaman bazıları &#8220;ilgilenmedik&#8221; diye değil &#8220;doğruyu yapamamışız&#8221; diye üzülecek. Özellikle bu alan ve yan sektörlerde faaliyet gösteren sermayeder ve yöneticilere tavsiyem İnternet projeleri sorumlularını doğru seçtiklerinden emin olmaları, araştırmayı seven, yenilikleri takip eden insanlara kapılarını açmaları, bilişim sektöründe pek çok köşeyi kapan süslü etiketlere sahip uzmanların anlattıklarını iki kez düşünmeleri.</p>
<p><em>İlgili Yazılar:</em></p>
<ul>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/turk-gunce-blog-yazarlari-bir-arada/">Türk Günce (Blog) Yazarları Bir Arada</a></li>
</ul>
<p><!--adsense#linkunit--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/turk-blog-yazarlarinin-piril-piril-istanbul-bulusmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu Güncenin Adresi 173 Bin Dolar Eder mi? Türkiye&#8217;de İnternet Kaç Paralık!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/bu-guncenin-adresi-173-bin-dolar-eder-mi-turkiyede-internet-kac-paralik/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/bu-guncenin-adresi-173-bin-dolar-eder-mi-turkiyede-internet-kac-paralik/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 May 2007 11:25:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=93</guid>
		<description><![CDATA[İnternet çalışmaları ve araştırmaları yapan birkaç yıllık bir okurum bana hal hatır sorma amaçlı e-postasında kibarlık yapıp web güncemin değerli olduğunu belirtip bir web adresi vermiş. Google sayfa sıralaması ölçen sitelerden biri olan GooglePageRankChecker.com, aynı zamanda sorgulanan web adresinin parasal değerini de hesaplıyor.

&#8220;cihansalim.net/blog&#8221; adresinin 173 bin dolar değerinde olduğunu da bu siteden öğrenmiş oldum! Pazar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnternet çalışmaları ve araştırmaları yapan birkaç yıllık bir okurum bana hal hatır sorma amaçlı e-postasında kibarlık yapıp web güncemin değerli olduğunu belirtip bir web adresi vermiş. Google sayfa sıralaması ölçen sitelerden biri olan <a href="http://www.googlepagerankchecker.com/" target="_blank">GooglePageRankChecker.com</a>, aynı zamanda sorgulanan web adresinin parasal değerini de hesaplıyor.</p>
<div align=center><!--adsense--></div>
<p>&#8220;cihansalim.net/blog&#8221; adresinin 173 bin dolar değerinde olduğunu da bu siteden öğrenmiş oldum! Pazar pazar böyle hafif bir yazı yazarken bir yandan da &#8220;bu adresi bu değere satabilseydim&#8230;&#8221; düşüncesini kafamdan atmaya çalıştım. Tabii bu işin şakası, yıllardır İnternet&#8217;te karşılıksız, Türkçe içeriğe katkıda bulunma ideali ile yayın yapıyorum. Hatta cihansalim.net şeklinde .net ile sonlanan web adresimin .com ile biten halinin de birileri tarafından kötü niyetle kullanılıyor olmasını da hiç beklemiyordum, ama şu anda bunu da dert etmiyorum&#8230;</p>
<p>Fakat şaka bir yana, gerçekten de İnternet gittikçe daha büyük parasal değerler ifade ediyor, fakat biz bu büyüyen gerçekliği kendimize göre yontmaya, şekillendirmeye, daraltmaya çalışıyoruz. Web üzerinde yapılan işler dünyada artık &#8220;e-ticaret&#8221; gibi kavramlara sıkıştırılmıyor, alışılageldik kurum ve girişimlere rakip gelecek vaat eden işler olarak kabul ediliyor. Bizde ise web girişimleri işsiz gençlerin oyunları olarak algılanabiliyor&#8230; Birkaç iyi fikir ve doğru uygulama geliştiren gencin dünya çapında web işleri yapmasını, bu yoldan servet edinmesini bu nedenle ülkemizde tecrübe edemedik, hala da edemiyoruz!</p>
<div align=center><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/bu-guncenin-adresi-173-bin-dolar-eder-mi-turkiyede-internet-kac-paralik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Güncelerinden Seçmeler Blogkazani.com&#8217;da</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/turk-guncelerinden-secmeler-blogkazanicomda-2/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/turk-guncelerinden-secmeler-blogkazanicomda-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 May 2007 14:12:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=89</guid>
		<description><![CDATA[Türk İnterneti sosyal topluluk kurma konusunda hızlı ve öncülerden biriydi, ama bu durum alışılageldik ve klasik içerik üretimine yansımadı. Ciddi, geniş çaplı, konuya özel/uzman, farklı içerik üretimi sınırlı kalsa da, bireysel olarak sesini duyurmak isteyenler günce (blog) yazmayı sevdi, Türkçe günceler hala hızla artıyor.

Günce yazarlarının kaynaşması, hem yazar hem okurların daha çok günceden haberdar olması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türk İnterneti sosyal topluluk kurma konusunda hızlı ve öncülerden biriydi, ama bu durum alışılageldik ve klasik içerik üretimine yansımadı. Ciddi, geniş çaplı, konuya özel/uzman, farklı içerik üretimi sınırlı kalsa da, bireysel olarak sesini duyurmak isteyenler günce (blog) yazmayı sevdi, Türkçe günceler hala hızla artıyor.<br />
<center><!--adsense--></center><br />
Günce yazarlarının kaynaşması, hem yazar hem okurların daha çok günceden haberdar olması için girişimler de bu duruma paralel olarak artıyor. Ne zamandır yazmak isteyip fırsat bulamadığım bir girişim de <a href="http://www.blogkazani.com" target="_blank">Blog Kazanı</a>. Blog Kazanı iki açıdan dikkatimi çekiyor. Eskiden beri günce okumaya fazla zaman ayıramayan biriyim, takip ettiğim günce sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor, hatta işlerim yoğunlaştıkça bunları da daha ender okuyabiliyorum. Benim gibi günce aramaya, tüm yazılarını okumaya zaman ayıramayanlar, Blog Kazanı&#8217;nın seçtiği günce yazıları ve olaylarını okuyarak gündemi takip edebilirler.İkinci olarak da, medyada uzun yıllar farklı yer ve kollarda çalışmış biri olarak medya kurum ve çalışanlarının birbirini ne kadar yakından izlediğini biliyorum. Dedikoduları, yorumları, rakiplerin ve arkadaşların son yazılarını, haberlerini merakla takip ettiklerini, ettiğimizi hatırlayıp örneğin <a href="http://www.medyatava.com" target="_blank">Medyatava</a> gibi sitelerin popülerliğini anlayabiliyorum. Aynı yoğunluk ve anlamda olmasa da, benzer bir izleme hissi günce yazarlarında da var. Blog Kazanı, yazarlardan ve güncelerden son haberleri ve duyduklarını da aktarıyor. İşte bu da, bir merakı, gözleme isteğini tatmin edebilir&#8230;</p>
<p>Blog Kazanı da tüm Türkçe içeriği öne çıkarmak isteyen girişimler gibi hayırlı olsun&#8230;<br />
<center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/turk-guncelerinden-secmeler-blogkazanicomda-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Google Türkiye Genel Müdürü Değişirken &#8220;Bize Logo Yapsana&#8221; Yanlış Zamana Denk Geldi</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/google-turkiye-genel-muduru-degisirken-bize-logo-yapsana-yanlis-zamana-denk-geldi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/google-turkiye-genel-muduru-degisirken-bize-logo-yapsana-yanlis-zamana-denk-geldi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Mar 2007 13:17:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=79</guid>
		<description><![CDATA[Google arama motorunun karşılama sayfasında, özel günlerde, günün anlamına uygun şekilde Google logosu süslenir, değiştirilir. Bazen bir ressamın ünlü tablosuna benzetilir logo, bazen günün tarihini doğrudan öne çıkarır.

Google logosunun Türkiye için anlamlı günlerde de özelleştirilmesi için bu hafta başlayan kampanya  &#8220;Google Bize Logo Yapsana&#8220;. Kampanya doğal olarak fazlasıyla ilgi çekiyor ve önerdiği bazı örneklerle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Google arama motorunun karşılama sayfasında, özel günlerde, günün anlamına uygun şekilde Google logosu süslenir, değiştirilir. Bazen bir ressamın ünlü tablosuna benzetilir logo, bazen günün tarihini doğrudan öne çıkarır.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Google logosunun Türkiye için anlamlı günlerde de özelleştirilmesi için bu hafta başlayan kampanya  &#8220;<a href="http://www.googlebizelogoyapsana.com/" target="_blank">Google Bize Logo Yapsana</a>&#8220;.<img title="Google Bize Logo Yapsana kampanyasının örnek çalışmalarından biri" src="http://farm1.static.flickr.com/174/434086863_328fa25be8_o.jpg" alt="Google Bize Logo Yapsana kampanyasının örnek çalışmalarından biri" width="318" height="300" align="right" /> Kampanya doğal olarak fazlasıyla ilgi çekiyor ve önerdiği bazı örneklerle de heyecanı arttırıyor. Hatta şimdiden pek çok büyük haber sitesinde yer aldı bile&#8230;Türkiye, Google&#8217;ın arama konusunda en az küresel rekabetle karşılaştığı, en büyük pazar payına sahip olduğu ülkeler arasında yer alıyor. Google hizmetlerinin yerelleştirme çalışmaları da belli bir tempo ile devam ediyor. Ama tabii ki, dünyanın en büyük reklam firmasına dönüşen Google, burada da İnternet reklam pazarını büyütmeye ve gelirlerini arttırmaya odaklanmış durumda. Google&#8217;ın pek çok hizmeti henüz yerelleştirilmemişken, logoya sıra gelir mi pek çok kişi merak ediyor.</p>
<p>Bunu merak eden bir arkadaş, soruyu benim yanımda Google Türkiye Genel Müdürlüğü&#8217;nden, (doğrulanmıştır) <a title="Arda Kutsal'ın haberi (doğrulanmıştır)" href="http://www.webrazzi.com/2007/03/27/google-turkiye-genel-muduru-istifa-etti/" target="_blank">bu hafta istifa eden</a> Erem Karabey&#8217;e geçen Haziran ayında sormuştu. Karabey&#8217;den o gün aldığım bilgileri de 5 Haziran&#8217;da yine <a href="http://www.cihansalim.net/blog/200606.htm#googletrgmduny6" target="_blank">burada yorumlamıştım</a>. Karabey, Google logolarını hazırlayan, şu anda adını anımsayamadığım tasarımcının belli aralıklarla ülkeler için logolar hazırladığını, kendilerinin de Türkiye için logo isteyeceklerini söylemişti. Yani verdiği bilgiler, Google&#8217;ın logo konusunda belli bir süreci işlettiğini, bir sanatçının bunları ürettiğini ve de başkasına logo yaptırılmadığı şeklindeydi.</p>
<p>İlk olarak, &#8220;Google Bize Logo Yapsana&#8221; kampanyasındaki örneklerin Google tarafından alınıp kullanılmayacağını söyleyebiliriz.</p>
<p>İkinci olaraksa, bu güzel istek ve çalışma, Google Türkiye&#8217;nin Google merkezi ile zaten politik konulardaki temaslarının yorgunluğunun ertesine denk geldi. Spekülasyon yapmayı doğru bulmadığımdan, bugün ve ilerde genel müdürün istifa nedeni bu sayfalarda yorumlanmayacak. Sadece, Karabey&#8217;in istifası ile Google Türkiye ofisinin sıra dışı ve yorucu bir hafta yaşadığını bildiğimi, logo kampanyasının böyle bir döneme denk gelmesinin şansızlık olduğunu söyleyebilirim.</p>
<p>Kaldı ki, Türkler&#8217;e özel bir şeyler hazırlamak, Türk kullanıcısının kalbini almak için ve daha önemlisi medyada yer almak için önemli ve etkili bir yöntemdir. Medyamızda, herhangi bir gelişmenin içinde Türk varsa, o dış haber bir anda çok önemli bir habere dönüşür. Ya da yabancıların bizi öven sözleri sayfaların en üstüne çıkar. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye&#8217;ye logo hazırlamanın Google Türkiye için etkili bir halkla ilişkiler çalışması olacağı kesin diyebiliriz. Ve etkisinin, logonun gösterileceği tek günün ötesine geçeceği de garantidir.</p>
<p>Kampanyayı ise, Türk kullanıcısının yerelleştirme talebinin güzel bir göstergesi olarak yorumlamak mümkün. Fakat maalesef aynı talebi diğer İnternet uygulamalarında hiç göstermeyişimiz düşündürücü. Türkçe&#8217;den vazgeçip miğde bulandırıcı şekilde v yerine w kullananlar, Yahoo!, Hotmail, Gmail gibi e-posta hizmetlerini bile Türkçe kullanmıyor. Bunların nasıl Türkçeleştirildiği bu günce sayfalarında sık sık yer aldı, zaten artık herkes de bunu yapmayı bir şekilde bulabiliyor. Türkçe&#8217;ye ve kültürümüzün diğer öğelerine İnternet&#8217;te sahip çıkmamız çok önemli, bu konuda yazmaya devam edeceğim.</p>
<p><strong>2008 Yorumu</strong> &#8211; 04/01/2008: Yazıyı yazdıktan yaklaşık 1 yıl sonra ek not düşmek hiç adetim değildir ama 23 Nisan&#8217;da Google logosunun değiştirilmesi gazeteler ve İnternet medyasında öyle yer buldu ki ben de yorumlamak istedim. Logonun sadece Google.com.tr adresinde gösterilmesi Türk&#8217;ün Türk&#8217;e reklamından öteye geçmiş olmuyor. Tabii ki hiç olmamasından iyidir ama bugüne kadar onlarca yabancı önemli günün logosunu Türkiye Google anasayfasında da gördükten sonra 23 Nisan logosunun Google.com&#8217;da değil sadece Google.com.tr&#8217;de yayınlanması sizce bu kadar ilgiyi hak ediyor mu?</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/google-29-ekim-logosunun-tasarimi-bir-yana-rengi-nasil-bir-yesil/">Google 29 Ekim logosunun tasarımı bir yana rengi böyle kırmızı olamaz mıydı</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/google-turkiye-genel-muduru-degisirken-bize-logo-yapsana-yanlis-zamana-denk-geldi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Günce (Blog) Yazarları Bir Arada</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/turk-gunce-blog-yazarlari-bir-arada/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/turk-gunce-blog-yazarlari-bir-arada/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Mar 2007 12:54:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=30</guid>
		<description><![CDATA[Mert Ulaş&#8216;ın Ning üzerinde oluşturduğu yeni topluluk, Türk günce (blog) yazarlarından oluşacak. blogyazarlari.com adresinden erişeceğiniz topluluk, diğer günce listeleyen sitelerden farklı olarak, bu sefer kalemi tutanı, daha doğrusu tuşlara vuranları listeliyor.
Böylece, her ne kadar günce yazarları arasında sohbet zaten almış başını gidiyor olsa da, hoşunuza giden ya da gitmeyen yazıların sahipleriyle aynı ortamda bulunarak etkileşimi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://mertulas.blogspot.com/" target="_blank">Mert Ulaş</a>&#8216;ın <a href="http://www.ning.com" target="_blank">Ning</a> üzerinde oluşturduğu yeni topluluk, Türk günce (blog) yazarlarından oluşacak. <a href="http://www.blogyazarlari.com/">blogyazarlari.com</a> adresinden erişeceğiniz topluluk, diğer günce listeleyen sitelerden farklı olarak, bu sefer kalemi tutanı, daha doğrusu tuşlara vuranları listeliyor.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Böylece, her ne kadar günce yazarları arasında sohbet zaten almış başını gidiyor olsa da, hoşunuza giden ya da gitmeyen yazıların sahipleriyle aynı ortamda bulunarak etkileşimi arttırmanın tadını alabilirsiniz. Kendini afişe etmekten çekinmeyen ama hala etmemiş olan günce yazarlarına öneririm.</p>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/turk-blog-yazarlarinin-piril-piril-istanbul-bulusmasi/" title="Türk Blog Yazarlarının Pırıl Pırıl İstanbul Buluşması">Türk Blog Yazarlarının Pırıl Pırıl İstanbul Buluşması</a></li>
</ul>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/turk-gunce-blog-yazarlari-bir-arada/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
