<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>H. Cihan Salim - Günce... Blog... &#187; vizyon</title>
	<atom:link href="http://www.cihansalim.net/blog/category/vizyon/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cihansalim.net/blog</link>
	<description>www.cihansalim.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 11 Aug 2010 12:56:45 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Sanal Kimlikler Sayesinde Birbirini Besleyen Paralel Yaşamlar, Paralel Evrenler</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/sanal-kimlikler-sayesinde-birbirini-besleyen-paralel-yasamlar-paralel-evrenler/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/sanal-kimlikler-sayesinde-birbirini-besleyen-paralel-yasamlar-paralel-evrenler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Aug 2010 12:55:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1042</guid>
		<description><![CDATA[Lost gibi diziler, sinema filmleri bizleri farklı zaman dilimleri, evrenler, boyutlar arasında dolaştırırken izlenme rekorları kırıyor. Bu ilginin güçlenmesi ise, son yıllardaki İnternet ve iletişim aracı kullanım şekillerimizin bizleri toplumdan izole etmektense farklı şeyleri bir arada yaşamaya itmesinden kaynaklanıyor olabilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Milyonlarca kişinin heyecanla beklediği Lost dizisinin 6. ve son yılının final bölümü bazılarında hayal kırıklığı, bazılarında memnuniyet yarattı. Son on yılın en popüler TV yapımlarından biri olan dizide kahramanların geçmişleri ve geleceklerine sıklıkla gidiliyor, izleyiciler de aradaki gelişmeleri tahmin etmeye çalışıyorlardı. Son sezonda ise kahramanların, daha önce anlatılan geçmiş veya geleceklerine uymayan öğeler içeren farklı bir hayat yaşadıkları yeni bir zaman dilimi ekrana gelmeye başladı. Geniş izleyici tabanını düşündüğümüzde, dizinin takip edilmesini, anlamlandırılmasını zorlamaya başlayan bu açılımı yapımcılar göze almış, tercihi bilinçli yapmıştı.</p>
<p>Yine son dönemin güçlü ve popüler TV dizilerinden Fringe, alternatif evreni temel alan hikayesinde iki taraf arasındaki geçişler, bilim ve teknolojideki gelişmelerle iki evrenin yakınlaştırılması, hatta bunların birbiri üstüne çökmesi olasılıklarını işleyen hikayesiyle ilgi çekmeye devam ediyor.</p>
<p>Bu iki örnek, hikayesi büyük ölçüde paralel zaman veya boyutlarda geçen diziler. Ama tabii ki bir veya birkaç bölümde bu konulara değinen daha pek çok dizi ve film var. Özellikle son dönemde bu temanın daha sık karşımıza çıktığını da gözlemliyoruz. Paralel zamanlarda veya boyutlarda aynı karakterlerin farklı yaşamlar sürmesine dair olan bu kurgu yapımların daha çok ilgi çekiyor olmasının başlıca nedenlerinden biri de, yüz milyonlarca insanın İnternet kullanım eğilimleriyle benzerlikler taşıması.</p>
<p><strong>“Eğlence için İnternet” Kullanımı Derinlik Kazanıyor</strong><br />
İnternet kullanımı içinde eğlence ve rahatlamaya yönelik ayrılan zamanın payı son yıllarda ciddi oranda yükseliş gösterdi. İnternet’in yaygınlaşması ile bilgisayarlar ve oyun konsollarına yönelik üretilen profesyonel oyunlar “çok oyunculu”, bol etkileşimli programlara dönüştü. Devasa boyutlarda sanal dünyalarda fantastik karakterler seçerek rol yapma üzerine kurulu oyunlar on milyonlarca kullanıcının hayatlarının ciddi bir bölümünü buna zevkle ayırmasını sağlıyor.</p>
<p>Ama sadece World of Warcraft gibi kendi başına kurulması gereken profesyonel oyunlar değil, Facebook gibi sanal ağlar üzerinde oynanan basit oyunlar da benzer temalar barındırmaya başladı. Farmville, Cafe World, Texas HoldEm, Mafia Wars gibi popüler oyunların üreticisi Zynga’nın oyunlarını ayda 235 milyon farklı kullanıcı oynuyor. Günde ortalama 65 milyon oyuncunun giriş yaptığı Zynga oyunlarından örneğin FarmVille’in yaklaşık 83 milyon oyuncusu var ve bu rakam büyümeye devam ediyor.</p>
<p>Sosyal medya tabanlı bu tip oyunlar doğal olarak kendilerini “sürekli” veya “profesyonel” oyuncu olarak tanımlamayacak, fırsat bulduğunda sisteme girenler tarafından oynanan, bu nedenle de geçtiğimiz dönemde çok daha masum görünen programlar idi.</p>
<p>Fakat FarmVille örneğinde olduğu gibi, bu “rasgele” oyuncu tabanının aslında nasıl “sürekli”, fanatikçesine oynayanlara dönüşebildiğini görmeye başladık. Sosyal medya platformlarında geçirilen süreler her ay beşer onar dakika artarken bu oyunlara daha mı çok zaman ayrılmaya başlandı, yoksa bu “genellikle” ücretsiz oyunları oynayabilmek için mi daha çok sosyal paylaşım siteleri ziyaret edilmeye başlandı, bu çok önemli bir soru.</p>
<p>Çünkü gittikçe daha fazla kullanıcı “bugün çiftliğimi sulamadım”, “bugün balıklarıma yem vermedim” gibi düşüncelerle oyuna girme fırsatı kollarken aslında bir yandan da günlük hayatlarına farklı bir boyut katmış oluyorlar.</p>
<p><strong>Farklı Kimlikleri Farkında Olmadan Yaşamak</strong><br />
Evet, İnternet’i bir kaçış fantazisini gerçekleştirmek için kullananlar hiç de az değil. Ama hayır, şu anda irdelediğimiz bu kaçış fikri değil, farklı dünyalar yaşayanlardan bahsetmiyoruz, bu nedenle de Lost, Fringe gibi örnekler üzerinden giriyor, Alice Harikalar Diyarı gibi hepimizi etkileyen alternatif gerçeklik, farklı dünyalar temalarından bahsetmiyoruz, “İnternet kitleleri yatıştıran, uyuşturan bir kaçış evrenidir” demiyoruz. Bilinçli veya bilinçsiz, bu amaçla İnternet’i kullananlar var. Fakat günümüzde çok daha fazla insan, İnternet sayesinde kendilerini farklı bir paralellikte, farklı bir karakterde, farklı değerler ve hedeflerle yaşatıyor.</p>
<p>Yılda bir iki kere karşılaştığınız pek de samimi olmadığınız eski bir sınıf arkadaşınız, eski işinizdeki şefiniz, belki de bir zamanlar muhabbetinizin limoni olduğu bir tanıdığınızın çiftliğine yeni mahsuller gönderir, ona traktör hediye ederken; ondan gelen benzer bir gönderiye çok mutlu olur, onun çiftliğininin ne durumda olduğunu merak ederken aslında karşıdaki kişiyle bildiğiniz ilişkinizi bırakmış oluyorsunuz.</p>
<p>Sandığınızdan çok daha fazla kişi, o an gerçekten ekinlerine, mahsullerine çok değer veren, emek ve çabasıyla bir şeyler ortaya koyduğuna, ürettiğine inanan amatör çiftçilere dönüşüyor. Bu, balkonda, terasta saksı içinde veya arka bahçede 2-3 metrekarede maydonoz, domates yetiştirmenin, uzaktaki tanıdıklarla paylaşılarak yapılması gibi bir şey. Hem de karşı tarafın da yaptığınızı gönülden takip ettiğini, ilgileniyormuş gibi yapmadan ilgilendiğini bilerek.</p>
<p>Sosyal paylaşım ağlarında sadece oyunlar değil, kullanıcı profilleri de, arkadaşlarla paylaşılan İnternet haberleri, videoları, kişisel fotoğraflar da pek çok kişi için farklı özelliklerini, isteklerini paylaşabilme, farklı bir “ben” yaşayabilmenin sadece diğer yolları. Her gün masabaşında yaptığı iş ile kendini ifade edemediğine inanan sayısız insan, akşamları ise işinin içeriğiyle bağlantısı olmayan bambaşka bir sektörün haberlerini, videolarını paylaşıp üstüne kendi yorumunu eklerken Facebook’ta arkadaşlarının, FriendFeed ve Twitter’da tanımadığı takipçilerinin gözünde farklı bir ‘ben’i sunmanın rahatlatıcı konforunu yakalıyor, ta ki ertesi sabah yeniden mesai için masasına oturup kendinden beklendiğine inanan rolünü oynamaya tekrar başlayana kadar.</p>
<p>İnternet, ister oyunlarla olsun, ister Facebook’ta paylaşılması tercih edilen ve edilmeyen fotoğrafları sizin insiyatifinize bırakmasıyla olsun, aynı anda farklı kimliklerin tadını yaşama imkanı ve artan etkileşim araçları sunuyor. Hem de 90’lar ve 2000’lerin başında sıklıkla itham edildiği “kopuk sanal kaçışlar sağladığı, bireye temeli güçsüz hayaller yaşattığı” iddialarını geçersiz kılarak!</p>
<p>Hala TV, cep telefonu ve İnternet için notebook kullanarak üç ekrandan hayatımızı sürdürürken, İnternet henüz “hava” gibi hayatımızın her anına, alanına entegre olmamışken bu paralel yaşam tarzının kuvvetlenmeye devam edeceğini tahmin etmek zor değil, aynı paralel yaşamlarında farklı şeyler yaşayan kahramanları olan dizilerin de izleme rekorları kırmaya devam edeceği gibi! İnternet her an her hareketimizin parçası olduğunda ise “ben”i konuşurken bambaşka şeyleri tartışıyor olacağız&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/sanal-kimlikler-sayesinde-birbirini-besleyen-paralel-yasamlar-paralel-evrenler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YouTube yasağını Google&#8217;ın Vergi Borcu ile Açıklıyorsak Ülkeye Yabancı Dergi de İthal Etmeyelim, Hatta Google&#8217;ı Engelleyelim</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/youtube-yasagini-googlein-vergi-borcu-ile-acikliyorsak-ulkeye-yabanci-dergi-de-ithal-etmeyelim-hatta-googlei-engelleyelim/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/youtube-yasagini-googlein-vergi-borcu-ile-acikliyorsak-ulkeye-yabanci-dergi-de-ithal-etmeyelim-hatta-googlei-engelleyelim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 18:08:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1027</guid>
		<description><![CDATA[Ne zaman YouTube yasağı sorulsa yetkililer "Google'ın da vergi borcu var", "YouTube Türkiye'de ofis açmalı" diyor. "İnternet'teki tüm siteler her ülkeye vergi ödemeli, vergi ödemeyenler sansürlenmeli" gibi bir kanun olsa bile(!), niye Google sansürlenmiyor o zaman? Ve küreselleşen dünyada reklam gelirlerini ayrıştırmak ne mümkün!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tatile gittim, geldim, hala <a target="_blank" href="http://www.youtube.com">YouTube</a>&#8216;a erişim engellenmesi haberlerini yanlış tartışıyoruz, hala Ulaştırma Bakanı ve bazı başka yetkililer, hatta sadece ilgililer, örneğin bazı gazeteciler cevap olarak, &#8220;Google&#8217;ın vergi borcu var&#8221; diyor. Öncelikle bilmeyenler için kısaca özetleyelim, YouTube&#8217;un da sahibi olan Google bugün dünyanın en çok reklam geliri kazanan kurumu veya birkaç kurumundan biri. Birçok hizmeti ücretsiz verebilmesinin altında, örneğin Google arama sonuçlarının, Gmail&#8217;deki e-posta mesajlarının yan tarafında, Google Maps Haritalar uygulamasında harita üstünde veya etrafında, YouTube videolarinin altında reklam gösterebilmesi yatıyor. Buna ek olarak, hem okumakta olduğunuz benimkisi gibi kişisel web siteleri, hem de NTVMSNBC gibi dev web platformları da reklam gösterirken Google ile ortaklık yapıyorlar. Yani örneğin Google reklam sistemine &#8220;futbol ayakkabısı&#8221; reklamı veren bir kurum varsa, o kurumun reklamlarını kendi sitelerinde mesela spor ile ilgili sayfalarda Google sayesinde otomatikman gösterip bunun karşılığında elde ettikleri gelirden Google&#8217;a komisyon veriyorlar.</p>
<p>Tabii ki Türk şirketleri de hem Türkiye sınırları içinde, hem de dışardaki potansiyel müşterilere ulaşmak için Google&#8217;a bol bol reklam veriyor. Fakat kesilen faturalar, sadece Türkiye&#8217;de değil, onlarca ülkede Google İrlanda ofisinden kesiliyor, yani Google İrlanda bir gelir kazanıyor, vergisini İrlanda&#8217;da ödüyor, siz ister sadece Türkiye&#8217;de, isterseniz de Fransa&#8217;da reklam veriyor olun. Bu da sadece Türkiye&#8217;nin değil pek çok başka ülkenin de tepkisini çekiyor. Örneğin Fransa, <a target="_blank" href="http://www.maximumpc.com/article/news/france_considering_google_tax_online_ads">Google gelirlerini vergilendirebilmek için daha geçtiğimiz hafta yenilikçi yöntemler arayışında olduğunu belli etti</a>.</p>
<p>Ama gerek web sitemde, gerekse de bilişim yayınlarında yıllardır yakındığım üzere, maalesef İnternet&#8217;in nasıl işlediğini, kurallarını tam olarak anlayamayan ve içselleştiremeyen kamu ve özel sektör yöneticilerinin çoğunlukta olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İnternet&#8217;te sınırların belirsizleştiği, engellemelerin zorlaştığı, bireyin kendi tercih ve süzgeçlemesinin önem kazandığını öğrenemiyor veya kabullenemiyoruz.</p>
<p><strong>Sorun YouTube Değil Google&#8217;ın Vergi Vermemesi ise Google&#8217;a Erişilmesin(!)</strong><br />
YouTube yasağının nedenleri olan uygulamalardan Cumhurbaşkanı Gül, Twitter gibi platformlar da dahil olmak üzere farklı ortamlarda &#8220;düzeltilmesi gerekir&#8221; imasıyla bahsediyor, Başbakan Erdoğan &#8220;Ben girebiliyorum&#8221; diyor. Ama buna rağmen YouTube&#8217;ın sadece bir örneği olduğu sansür artık iki yılı da aşan süredir devam ediyor.</p>
<p>Google&#8217;ın sahibi olduğu YouTube yasağı ile ilgili sorularda iki cevap en çok duyulanlar. Bir tanesi, &#8220;YouTube Türkiye&#8217;de ofis açsın&#8221;. İşte İnternet&#8217;in işleyişini kavrayıp bunu içselleştirebilme sıkıntısından bunu kast ediyorum, eğer her ülkede bir ofis açılacaksa İnternet üzerinden iş yapabilmenin ne kadar avantajı kalıyor? İnternet&#8217;in hayatımıza getirdiği en büyük kolaylık mekandan bağımsızlık sunması ve mesafeleri yok etmesi değil mi?</p>
<p>İkinci cevap ise, <a target="_blank" title="Google'ın itirazıyla ilgili Hürriyet haberi" href="http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/14990128.asp">Google&#8217;ın vergi borcu olduğu iddiası</a>. Diyelim ki gerçekten de İnternet şirketleri her ülkeye ayrı ayrı vergi ödemek zorunda. Peki vergisini ödemeyenlere erişimin engelleneceğine dair bir kanunumuz var mı? Hayır. Peki diyelim ki, vergi ödemeyen her İnternet sitesine erişim engellenir, sansürlenir. Peki o zaman YouTube yerine neden Google engellenmiyor, sansürlenmiyor?!</p>
<p><strong>Türkler&#8217;in Gördüğü Reklamları Yayınlayan Her Kurum Türkiye&#8217;ye Vergi Öder mi&#8230;</strong><br />
Bugün Ulaştırma Bakanı&#8217;na bağlı bir kurum olan Türk Hava Yolları, Türkiye&#8217;den izlenen CNN, BBC gibi pek çok yabancı TV kanalına ve de Economist gibi ülkemizde artık pek çok bayide satılan yabancı yayınlara reklam veriyor. Diyelim ki CNN&#8217;in hedef kitlesi Türkiye&#8217;deki Türkler değil, ama Economist ve diğer pek çok dergi biz Türkler alsın, okusun diye ithal ediliyor. Ve biz bunlarda sadece THY değil Akbank, Garanti, İş Bankası gibi Türk bankalarının ve başka uluslararası şirketlerimizin reklamlarına maruz kalıyoruz.</p>
<p>Bu reklamlar için THY, bankalar ve diğer şirketlerimiz yayıncı kurumlara ciddi reklam harcamaları yapıyor. THY&#8217;nin Barcelona spor kulübüne sponsorluğunu duyurduğu reklamlar çok ciddi bir meblağ tutmuş olmalı. Ama yayıncı kurumlar, hem bir Türk şirketinden aldıkları, hem de Türkiye&#8217;de de gösterime soktukları reklamlar için Türk Maliyesi&#8217;ne vergi ödüyorlar mı&#8230; Ödemelerini istesek ne olur?</p>
<p>Lafı fazla uzatmaya gerek yok. Burada sadece en çok duyulan iki cevaba azıcık eğilmeye çalıştık. Ama konu daha da derin. Sadece vergi kazanmak, ofis açtırmak değil, tartışılabilecek çok şey var. Sansürün bu kadar kolay olması kimlerin işine geliyor gibisinden&#8230;</p>
<p><strong>Kanun Değişmeli, Kullanıcılar da, STK&#8217;lar da!</strong><br />
Bir önceki hükümet döneminde, AKP&#8217;nin hazırladığı, CHP&#8217;nin de desteklediği 5651 numaralı kanun değiştirilmeli, güncellenmeli. Ama görünen o ki, statükoyu korumaya çalışanlar hiç de az değil.</p>
<p>Peki sorumluluk sadece siyasi partilerde mi? Biz İnternet kullanıcıları, sansürü ülkemizde gerçekten etkili biçimde protesto etmek yerine Google Haritalar uygulamasında sanal yürüyüşler yapıp dünya medyasının ilgisini çeker, yabancı medyadan medet umarsak; gerek ilgili medya kurumları, daha da önemlisi bilişim alanında faaliyet göstermek üzere yıllar önce kurulmuş, &#8220;adı bilinen&#8221; sivil toplum kuruluşları gıkını çıkarmazken sizce statükonun değişmesi kolay mı?</p>
<p>Peki ne yapmalı? Bir yerden başlamalı! Bu Cumartesi, 17 Temmuz&#8217;da saat 17&#8242;de Taksim&#8217;de sansüre karşı bir yürüyüş yapılacak, detaylar için <a href="http://sansurekarsiyuruyus.com/" target="_blank">SansureKarsiYuruyus.com</a></p>
<p>Sansür çok ciddi bir konudur. Kontrolü kaçırıldığında insan hakları ihlalidir. Vergiydi, ofisti&#8230; gibi bahanelerle açıklanamaz, bugün Türkiye&#8217;de en az 4-5 bin sitenin erişime engellendiği söyleniyor&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/youtube-yasagini-googlein-vergi-borcu-ile-acikliyorsak-ulkeye-yabanci-dergi-de-ithal-etmeyelim-hatta-googlei-engelleyelim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkler&#8217;in Ortak Fikri: İnternet Erişimi -yani bilgilenme ve haberleşme- Temel İnsan Hakkıdır! Haydi O Zaman, İnternet Yayılmalı, Ucuzlamalı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/turklerin-ortak-fikri-internet-erisimi-yani-bilgilenme-ve-haberlesme-temel-insan-hakkidir-haydi-o-zaman-internet-yayilmali-ucuzlamali/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/turklerin-ortak-fikri-internet-erisimi-yani-bilgilenme-ve-haberlesme-temel-insan-hakkidir-haydi-o-zaman-internet-yayilmali-ucuzlamali/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 21:41:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=938</guid>
		<description><![CDATA[BBC'nin 26 ülkede yaptırdığı araştırmada "İnternet'e erişim temel bir insan hakkıdır" görüşü, İnternet kullanmayanlar tarafından bile büyük oranda sahiplenilen bir düşünce olarak ortaya çıktı. Türkiye ise %91 ile Avrupa'da ilk sırada yer aldı! Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler tüm ülkeye genişbant, hızlı İnternet'i yaymak için projeler açıklayadursun, bizler ise hala mobil ve ADSL erişiminde akıl almaz fiyatlar ve vergiler ödeyerek İnternet'e erişebiliyoruz. Haydi artık İnternet'in vergisi düşsün!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde İnternet kullanımı ile ilgili yapılan anketler faydalı bulgular sunuyor, ama bazen yöntem, kapsam ve soruların paylaşılmaması sonuçlara çekinceyle yaklaşmama neden olabiliyor. Bir de gerçekten kaç milyon İnternet kullanıcımız olduğu hakkında bir türlü güvenilir veri alamadığımızdan, sürekli hanehalkı üzerinden tahminde bulunulan veriler açıklandığından &#8220;Türk İnternet kullanıcılarının yüzde şu kadarı A hizmetini kullanıyor, bu oran da İtalya&#8217;dan fazla&#8221; gibi çıkarımlarda bulunmak, sonra bunları temel alıp büyük projelere girmek pek bilimsel olmuyor.</p>
<p>Eğer hedef ülke performansını yorumlamak ise çok ülkeli araştırmalar çok faydalı oluyor. Bu nedenle <a href="http://news.bbc.co.uk/2/hi/technology/8548190.stm" title="BBC'nin sitesinden haberi okuyabilir, aynı zamanda PDF formatındaki raporu indirebilirsiniz">dün İngiliz yayın kuruluşu BBC&#8217;nin sonuçlarını açıkladığı, GlobeScan tarafından 26 ülkede 27 bin kişiyle yapılan anket</a> beni heyecanlandırdı. Ankete katılanların sadece yarısı aktif İnternet kullanıcısı, diğer yarısı ise &#8220;hiç&#8221; veya &#8220;çok az&#8221; derecede kullanan insanlar olmalarına rağmen katılımcıların %79&#8242;u İnternet&#8217;e erişimin bir temel insan hakkı olduğunu düşünüyor. İnternet kullanmayanlar arasında bu görüşe katılanlar %70 gibi yüksek çıkmış.</p>
<p>Temel insan hakları denince örneğin fikirlerini söyleyebilmek, oy verebilmek, mal/mülk sahibi olabilmek, evlenebilmek, mahremiyetini koruyabilmek gibi özgürlükler akla geliyor. İnternet de pek çoğu tarafından bugüne kadar ki en etkin aydınlanma aracı olarak tanımlanıyor. İnternet hem bilgi edinme ve öğrenme, hem de bir iletişim aracı. Öğrenmek ve de diğer insanlarla iletişim kurmak temel insan hakları arasında yer alıyor ise bunu son derece kolay, ucuz ve etkin bir şekilde mümkün kılan İnternet erişimi de kitlelere yaygınlaştırılmalı. Zaten Estonya ve Finlandiya İnternet erişimini temel insan hakkı olarak kabul ediyorlar.</p>
<p><strong>Türkiye, Avrupa&#8217;da &#8220;İnternet temel insan hakkıdır&#8221; ve &#8220;Devlet müdahelesi olmamalı&#8221; diyen 1. Ülke</strong><br />
Dünyanın en &#8220;bağlı&#8221; ülkesi olarak kabul edilebilecek Güney Kore&#8217;de ankete katılanların %96&#8217;sı da aynı yönde görüş bildirmiş. Ama beni asıl etkileyen, Avrupa&#8217;da araştırmaya dahil edilen 7 büyük ülke içinde, İnternet&#8217;in bir temel hak olduğuna dair en büyük inancın %91 ile Türkler tarafından dile getirilmiş olması.</p>
<p>Türkiye&#8217;de Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Erzurum, İstanbul, İzmir, Konya, Samsun ve Zonguldak&#8217;ta toplam 1000 kişi ile görüşülmüş. Ve yine Türk katılımcılar, 7 Avrupa ülkesi arasında &#8220;İnternet hiçbir şekilde bir devlet kurumu tarafından gözetim ve kontrol altında tutulmamalı&#8221; düşüncesini en çok destekleyenler olmuş, %54 ile.</p>
<p>Öte yandan İnternet kullanımının yarattığı çekince ve olumsuzluklar sorulduğunda Türkiye&#8217;dekiler sanılanın aksine dolandırıcılık veya tehlikeli ve ahlaksız içerikten dert yanmaktan önce kişisel bilgileri ve İnternet&#8217;teki mahremiyetleri hakkında sıkıntılı olduklarını gösteren şıkka öncelik vermişler, ki bu da önemli bir mesaj.</p>
<p><strong>İnternet de Elektrik, Yol, Su Gibi Bir Hizmet Olmalı</strong><br />
Gittikçe daha fazla ülke tüm vatandaşlarını, genişbant, hızlı İnternet&#8217;e erişebilir kılmak için projeler açıklıyor. İnternet&#8217;in öncüsü, İnternet ile ekonomik büyümesini hızlandırmış ABD&#8217;de Başkan Obama bile daha geniş alana ekonomik İnternet erişimi sunmak için yatırım planlarını göreve geldiği ilk aylarda açıklamışken benzer şekilde İngiliz Hükümeti de 2012&#8242;de tüm ülkede genişbant hizmeti sunulmasını hedefliyor. Yine Avrupa Birliği&#8217;nin ve de gelişmekte olan bazı Asya ülkelerinin de aynı yönde planları açıklandı, açıklanıyor.</p>
<p>Ülkemizde teknoloji kullanımında farklı bir durum söz konusu. <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%E2%80%99de-e-ticaret-nereden-nereye%E2%80%A6-online-ticaret-hacmi-tahmini-beklentiler-ve-basari-faktorleri/">Bir önceki yılı 6 milyonun altında bilgisayar ve İnternet aboneliği ile kapatan Türkiye</a>&#8216;de cep telefonu sahipliği ve kullanımı, kişisel bilgisayar ve İnternet kullanımına göre çok çok ağır basıyor.</p>
<p>Bir yandan da gerek Türkiye Bilişim Sanayicileri, Türk yazılım endüstrisi ve hükümetler bilişimle kalkınma, yazılımda büyüme hedefleri açıklıyorlar. Ama bunun için güçlü bir iç pazar çok önemli. Fakat 5-6 milyonluk İnternet aboneliği ile bugün çok büyük ölçekte hacimlere ulaşıp dünyada belli bir konuma ulaşmak sanıldığı kadar kolay değil. Türkiye&#8217;nin önündeki asıl fırsat cep telefonunu baz alan mobil platformlara yönelik mobil uygulamalarda atılım yapmak. Ama bu uygulamaların geniş kitlelerce kullanılarak daha da geliştirilmesi, üretici firmaları yurtdışıyla rekabette daha rahat ettirecek gelir akışının oluşabilmesi için de cep telefonundan İnternet&#8217;e erişimin çok daha yüksek oranlarda olması gerekiyor.</p>
<p>Fakat bugün on milyonlarca cep telefonu abonesinden sadece birkaç milyonu cepten İnternet&#8217;e bağlanıyor. Halbuki 2009&#8242;da satılan telefonların önemli bir kısmı 3G destekli, gelişmiş akıllı telefonlardı, yani işin cihaz/donanım kısmında bir sorun yok. Ama sorun İnternet erişim fiyatlarında ve tabii bununla beraber de yüksek mobil İnternet erişim vergilerinde.</p>
<p>Tabii sadece mobil tarafta değil, telefon altyapısıyla ister çevirmeli bağlantı, ister ADSL erişimde, isterseniz de kablo TV şebekesinden kablo İnternet erişiminde çok ciddi vergi oranları söz konusu. Dünyada İnternet erişimini yaygınlaştırmak için devletler büyük yatırımlar, vergi teşvikleri yaparken bugün ülkemiz maalesef İnternet kullanıcılarını büyük bir vergi kapısı olarak görüyor.</p>
<p>Yıllardır aklımda olan, &#8220;Haydi Türkiye&#8217;de İnternet&#8217;in KDV&#8217;si %1 olsun&#8221; kampanyasını bir türlü başlatamadım. Ne de olsa Türkiye gerektiğinde vergi düzenlemelerini yapabilen bir ülke, mesela çok tartışıldığı gibi, <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/internet%e2%80%99in-vergisi-ine-ine-2-lira-indi-ama-pirlantada-kdv-yok-hala-en-pahali-internet-turk-mali-internet/">pırlantanın ÖTV&#8217;si var ama KDV&#8217;si 0</a>! Hedefim gerek geleneksel, gerek sosyal medyada bir ilgi yaratıp bu konunun gündeme gelmesini sağlamaktı. Şimdilerde de çok ciddi zaman darlığı yaşıyorum, ama bu yazı en azından bir fikir versin, Türkiye&#8217;de İnternet&#8217;e erişimin ucuzlaması gerektiğini bir kez daha hatırlayalım.</p>
<p>Türk halkı, Avrupa&#8217;nın önünde bir oranla, &#8220;İnternet erişimi temel insan hakkıdır&#8221; diyor! Bunu unutmayalım. Aynı araştırmadaki diğer sonuçlar da dikkat çekici, onlara da eğileceğiz. Ama şimdilik, haydi siz de İnternet&#8217;in vergisini sorgulayın, sorgulatın!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/turklerin-ortak-fikri-internet-erisimi-yani-bilgilenme-ve-haberlesme-temel-insan-hakkidir-haydi-o-zaman-internet-yayilmali-ucuzlamali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gelişmiş Ülkeler Gökdelenlerden Vazgeçerken Gelişmemişler Bayılıyor, Demek ki Aynı &#8216;Şeyin&#8217; İşlevi Coğrafi Fark Gösteriyor. İstanbul ise Gökdelenlerde Dünya 7.si Olmasına Rağmen Özeniyor&#8230;</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/gelismis-ulkeler-gokdelenlerden-vazgecerken-gelismemisler-bayiliyor-demek-ki-ayni-seyin-islevi-cografi-fark-gosteriyor-istanbul-ise-gokdelenlerde-dunya-7si-olmasina-ragmen-ozeniyor/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/gelismis-ulkeler-gokdelenlerden-vazgecerken-gelismemisler-bayiliyor-demek-ki-ayni-seyin-islevi-cografi-fark-gosteriyor-istanbul-ise-gokdelenlerde-dunya-7si-olmasina-ragmen-ozeniyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Jan 2010 10:29:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[doğa, çevre ve gezi]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[şehir turizmi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Burj Dubai]]></category>
		<category><![CDATA[Burj Khalifa]]></category>
		<category><![CDATA[Dubai Kulesi]]></category>
		<category><![CDATA[gökdelen]]></category>
		<category><![CDATA[gökdelenler]]></category>
		<category><![CDATA[kümelenme]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi çalışma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=891</guid>
		<description><![CDATA[Burj Dubai ya da resmi adıyla Burj Khalifa 818 metrelik yüksekliğiyle bu hafta açılışını yaparken, İstanbul'da Dubai Kulesi'nin düşündürdükleri üzerine eskiden yazdıklarımı paylaşmak istedim: Gelişmiş ülkelerde kümelenme, bir arada çalışma ihtiyacı azaldığından yeni rekor gökdelenleri yapılmazken gelişmemiş ülkeler sırf turistik amaçla büyük yatırımların altına giriyor]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugüne kadar yapılmış en yüksek bina, ilk bilinen adıyla Burj Dubai, resmi adıyla Burj Khalifa, Dubai&#8217;de bu hafta açıldı. Anten kulesiyle 828 metrelik yüksekliğe ulaşarak Tayvan&#8217;daki Taipei 101&#8242;in 508 metrelik yüksekliğinin çok daha ötesine geçen bina belki de bugüne kadar en çok tartışılan, sorgulanan gökdelen projesi oldu ve olacak. Ben de hiç adetim olmasa da yaklaşık dört sene önce yazdığım bir yazıyı virgülüne dokunmadan izninizle tekrar paylaşmak istedim.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p><em>30 Ekim 2005</em><br />
Endüstrileşmiş ülkelerin iş dünyası belli bir zaman evresinde maliyet kısmak, sermaye birikimi, kümelenmek, vb. pek çok teori tarafından açıklanan şekilde bazı birimlerini belli şehirlerde topladılar. Gökdelenler de, bu şirket, ekonomi ve ülkelerin simgesel bir gösterişi olduğu kadar işlevsel olarak da inşa edildi. Zira birbirine yakın olmak, haberleşmenin, ulaştırma ve iletişim hizmetlerinin henüz gelişmemiş olduğu dönemlerde çok önemliydi. Bu kadar ciddi masraflar yaparak sadece görsel bir güç gösterisinde bulunmak ekonomik olarak mantıksızken bu kadar çok girişimcinin ve şirketin gökdelen inşa etmesi mutlaka bir mantık barındırmalıydı!</p>
<p>Fakat gelişmiş ülkelerde bir devrim oldu, belki de yeni bir çağ başladı. Daha hızlı ulaşım, haberleşme, farklı noktalarda rekabet edebilmek için operasyonların bir bölümünün taşınması, kısacası merkezileştirme sürecinin tersine dönüp yetkiyi dağıtma dönemine girdik. Yurtsan Atakan&#8217;ın geçtiğimiz günlerde yazdığı gibi, bu gelişmeler gelişmiş ülkelerde öbekleşmenin önemini azalttı. Ama maalesef bu gelişmeleri okuyabilenlerin sayısı Dünya&#8217;da bile az iken ülkemizde hemen hemen yok denecek kadar küçük. Artık insanlar farklı noktalarda çalışıp İnternet üzerinden bir araya geliyor, yüzyüze görmedikleri insanlarla yıllarca &#8220;aynı çatı altında&#8221; çalışmış oluyor.</p>
<p>Öte yandan gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeler doğru bir hedef olan &#8220;ülkeyi markalaştırma&#8221; hedefine ulaştırmak için pek çok yolu deniyorlar. Bu yollardan biri de, dünya rekoru kıran bir adet gökdelen dikerek daha alçak da olsa sayısız gökdeleni olan gelişmiş şehirleri &#8220;turistik&#8221; olarak geride bırakmak. Böylesi bir yaklaşım, şehre bir ya da birkaç kule dikerek bunların işlevini turizm ve eğlenceye indirmek demek oluyor. Hele turisti böyle tavlamaya çalışan şehirlerin ilgi çekecek varlık fakiri olduğunu da düşününce gelişmiş ülkeler ile diğerleri arasında gökdelen kavramına bakışta ne kadar büyük fark olduğunu gösteriyor.</p>
<div align="center"><img title="Dubai'deki 818 metrelik Burj Dubai ya da Burj Khalifa yeni inşaat teknikleri açısından öncü oldu, ama Dubai iş alemine katkısı aynı derecede sıradışı olmayacak" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/gokdelen-burj-dubai-khalifa-l.jpg"/></div>
<p>Son günlerde İstanbul&#8217;a dikilecek Dubai Towers yani Dubai Kuleleri ve üstüne Yurtsan Atakan&#8217;ın yazdıkları bana bunları düşündürdü. Ardından İstanbul&#8217;un zaten beton yığını olduğunu düşünerek bununla ilgili bir araştırma olup olmadığına baktım. 90 metre ve üstündeki binaları sayıp bunları puanlayan bir site İstanbul&#8217;u Dünya şehirleri arasında 37. sırada gösteriyor. 12 kat ve 35 metrenin üstündeki binaları sayan Emporis&#8217;in sayfalarında ise çok çarpıcı bir gerçekle karşılaşıyoruz. 35 metre üstünü yüksek bina ve gökdelen olarak listeleyen bu çalışma İstanbul&#8217;u Dünya 7. ilan ediyor. Buna göre İstanbul&#8217;da 35 m. üstünde 2112 bina bulunuyor. İstanbul&#8217;un doğal ve tarihi güzellikleri olduğundan İstanbul&#8217;un ve İstanbullular&#8217;ın büyük bina fantezisinin tek nedeni sayılabilecek büyük bina eksikliği iddiası da böylece geçersiz kalıyor. Yatırım konusu ise bir başka muamma, ona da bir başka gün değiniriz&#8230; </p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/gelismis-ulkeler-gokdelenlerden-vazgecerken-gelismemisler-bayiliyor-demek-ki-ayni-seyin-islevi-cografi-fark-gosteriyor-istanbul-ise-gokdelenlerde-dunya-7si-olmasina-ragmen-ozeniyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Müslüman Ülkeler ve Türki Cumhuriyetler&#8217;in Yıllardır Süregelen Beklentisine Cevap Verebilecek miyiz? Türk e-postası Anaposta ve Türk Arama Motoru</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/musluman-ulkeler-ve-turki-cumhuriyetlerin-yillardir-suregelen-beklentisine-cevap-verebilecek-miyiz-turk-e-postasi-anaposta-ve-turk-arama-motoru/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/musluman-ulkeler-ve-turki-cumhuriyetlerin-yillardir-suregelen-beklentisine-cevap-verebilecek-miyiz-turk-e-postasi-anaposta-ve-turk-arama-motoru/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 22:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=858</guid>
		<description><![CDATA[Bayramda önce çoğumuz şaka sandı, ama değilmiş! Devletimiz artık doğan her bebeğin nüfus cüzdanına Anaposta hizmetinden verilen e-posta adresini yazmayı, ve ayrıca tüm Müslüman ve Türki cumhuriyetlerin tercih edeceği Google'a rakip arama motoru kurmayı hedefliyormuş]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sanırım pek çoğumuz doğar doğmaz her Türk bebeğinin nüfus cüzdanına e-posta adresi  yazılacağı, ayrıca Google ve Yahoo! gibi devlere rakip bir devlet arama motoru yapılacağı haberini ilk duyduğumuzda şaka sandık. Ama <a href="http://www.cnnturk.com/2009/bilim.teknoloji/teknoloji/11/28/e.posta.adresi.nufus.cuzdanina.giriyor/553464.0/">haber saygın yayınlarda sırasıyla yerini aldı</a>ktan sonra sırada “şaşırmak” vardı!</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Bayramın ortasında durup dururken çıkan bu haber üstüne de bilişim yazarları dışında pek kalem oynatan olmadı, ki aslında çok derin anlamları olan bir gelişme idi, hatta bazı yabancı yayınlar bu fırsatla tekrar Türkiye’deki ifade özgürlüğü, devlet kontrolcülüğü, zihniyet gibi kavramları sorgulayan makaleler yayınladılar.</p>
<p>Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı <a href="http://www.cnnturk.com/2009/bilim.teknoloji/teknoloji/11/28/e.posta.adresi.nufus.cuzdanina.giriyor/553464.0/">Tayfun Acarer’in verdiği demeç</a> ile ortaya çıktığı üzere iki büyük proje söz konusu: İlki Anaposta ile 70 milyon Türk vatandaşına 10 GB kotalı e-posta adresi açmak, ki böylece Yahoo! Mail, Microsoft Hotmail, Google Gmail gibi yabancı ve güvenli olmayan posta adresleri ve ağları kullanılmamış olacak ve tam anlamadığım ifade ile “70 milyon kişinin kullanabileceği bir mobil ağ sağlanmış olacak” imiş. Acarer’in demeci aynen şöyle devam ediyor: “İslam ülkeleri ile Türk cumhuriyetleri, Türkiye&#8217;nin posta altyapısını tercih edeceklerinden, uluslararası büyük bir ağ ve internet haberleşme ortamı sağlanmış olacak.&#8221;</p>
<p>İkincisi ise arama motoru kurulması, çünkü Google gibi yabancı şirketler bizim ihtiyaçlarımıza cevap vermedikleri gibi hassasiyetlerimizi de dikkate almıyor ve istenmeyen sonuçları arama sonuç sayfalarında gösteriyorlar. Böyle bir arama motoru da yine aynı şekilde bilgi akışının yurtdışına çıkıp dönmesini engelleyecek ve yine İslam ülkeleri ve Türki cumhuriyetler de bu arama motorunu kullanmayı tercih edecekler beklentisi söz konusu.</p>
<p>Konu hakkında Serdar Kuzuloğlu’nun dün yayınlanan <a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=967860">“ERKE&#8217;yi unutun, Milli Motor geliyor!” yazısı</a>nın özellikle 2. bölümünde de dikkat çektiği üzere yabancı arama motorlarının ihtiyaçlarımıza cevap vermemesi çok tartışılabilecek bir iddia. Bugün arama motorlarından tabii ki istediğimiz bilgiyi istediğimiz kolaylıklta edinemiyoruz, ama bu sadece bizim sorunumuz değil İnternet’in tüm dünyada kabul gören başlıca sorunu, bilgiyi organize edip sunmada verimsizlikler söz konusu. Fakat herhangi bir arama motoru için “Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap veremiyor” diyemeyiz. Ancak ve ancak bu ihtiyaç ve talepler ülkeyi yönetenlerin, İnternet kullanıcısı halkın ihtiyaçlarından farklı ise bu söz konusu olabilir. Yani sansür, engelleme amacına hizmet edemiyor olabilir Google ve diğerleri.</p>
<p>Bizim yaşadığımız sıkıntı herhalde Çin gibi ülkeler Yahoo! ve Google’ı yola yani dize getirebilirken bizim neden Google’a işimize gelmeyen sonuçları göstermemeye ikna edemediğimiz! Ama bunu böyle ifade etmeye henüz cesaret edemiyor sanırım Türkiye’de İnternet’in geleceğini elinde tuttuğuna inananlar.</p>
<p>Yine konu hakkında yazan Yurtsan Atakan’ın “<a href="http://www.aksam.com.tr/2009/12/01/yazar/15361/yurtsan_atakan/evrensel_internet_e_yerel_guduk_versiyon.html">Evrensel İnternet&#8217;e yerel güdük versiyon” başlıklı makalesi</a> ise başlığından da anlaşıldığı üzere hala İnternet’in ne olduğunu anlamayanlar ya da anlamasına rağmen İnternet’i kendilerine göre yontabileceklerine inananlar tarafından yönetiliyor olduğumuzu vurguluyor.</p>
<p>Atakan’ın yazısında da yer verdiği fikirlerimi kısaca açacak olursam, ülkemizin yine doğru vizyonu ortaya koymadığını çünkü bugün &#8220;esas&#8221; olanın doğru veya yanlış bilgiye ulaşıp ulaşamama değil, ulaşılan onlarca farklı kaynağı işleyip doğru anlam ve sonuç çıkarabilme yeteneği olduğunu söylemeliyim.</p>
<p>Çünkü arama motorunun eksik, hatalı, taraflı bilgi sunması söz konusu bile olsa(!), bunu engellemeye harcanak çabanın sağlayacağı fayda, sadece İnternet&#8217;te değil hayatın her alanında söz konusu olan yanlış, eksik bilgileri doğru bilgilerden ayırabilmeyi öğretecek çabanın sağlayacağı faydanın yanında küçücük kalır.</p>
<p>Siz istediğiniz kadar işinize gelmeyen haber ve yorumları engelleyin, erişime kapatın, olmadı yalanlayın, siyasetçiler, spor yöneticileri, vd. işlerine gelmeyen bilgiyi üretenleri &#8220;şerefsizlik&#8221; ile itham etsin, günümüzde &#8220;demokrasiyim&#8221; demeye yüzünüz birazcık tutacaksa günün sonunda bir yerden bir şekilde istemediğiniz bilgi, haber, yorum yayılacaktır.</p>
<p><strong>Asıl Yatırım Arama Motoru, E-Postaya Değil, Aşırı Pahalı İnternet Erişimine Yapılmalı</strong></p>
<p>Bunun yerine eğitimi, anlama, değerlendirme, sonuca varma ve buna göre doğru çözüm hareketini seçebilme becerisini sadece gençlere değil tüm topluma kazandırmalıyız. Sansür amaçlı algılanan projelere para dökmektense ülkede İnternet erişimini yaymalıyız. Bakın <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%E2%80%99de-e-ticaret-nereden-nereye%E2%80%A6-online-ticaret-hacmi-tahmini-beklentiler-ve-basari-faktorleri/">bir önceki yazımda Türkiye&#8217;de İnternet aboneliği sayısının nasıl bilgisayar sayısına ulaşıp bu noktada yeni abone sayısındaki büyümesinin neredeyse durduğunu anlattım</a>. Ülkede bilgisayar, vb. cihazlar erişilebilir olmalı, ucuzlamalı ya da herkese fırsat sunan ortak kullanım alanları kurulmalı ki halk bilgi teknolojilerinden faydalanabilsin.</p>
<p>Bilişim cihazlarına ulaşım kadar önemli olan diğer şey ise İnternet erişiminin yaygınlaşması. Ülkede İnternet erişimi, ister bilgisayardan, ister cep telefonundan olsun çok daha ucuz olmalı. <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/en-pahali-adsl-hala-bizde-4-mbit-hiz-neyimize-4-mblik-hattimiz-var-mi/">Türkiye, OECD ülkeleri içinde en pahalı İnternet erişimi sağlanan ülke</a>. Neden mi? Birinci neden İnternet erişiminde sabit hat tekelinin sürmesi, ikincisi ise İnternet&#8217;ten alınan vergilerin yüksekliği. <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/internet%E2%80%99in-vergisi-ine-ine-2-lira-indi-ama-pirlantada-kdv-yok-hala-en-pahali-internet-turk-mali-internet/">İnternet&#8217;in vergisi sadece 2 Lira inerken ülkemizde pırlantanın KDV&#8217;si yok</a>. Eskiden <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/internet%E2%80%99in-vergisi-ine-ine-2-lira-indi-ama-pirlantada-kdv-yok-hala-en-pahali-internet-turk-mali-internet/">en ucuz ADSL paketi ile ayda 9 saatte kotanızı doldurup 29 Lira ödeme riski varken</a> artık 8 Mbit hızla 27 TL&#8217;lik paket ile, bir ayda sadece 87 dakika İnternet kullanarak 27 TL ödemeniz gerekebilir!</p>
<p>İşte 70 milyon kişiye açılacak e-posta hesabı için alınacak donanım, altyapı yatırımı, ithal ürünlere aktarılacak kaynaklar ve Google ya da Yahoo!&#8217;ya rakip olması pek mümkün olmayan bir devlet arama motoruna aktarılacak vergi gelirlerini, üst paragrafta bahsettiğim sıkıntıların çözümü için çok daha faydalı ve verimli alanlara aktarmalıyız.</p>
<p>Bugün ülkemizde insanlar cep telefonundan dinlendiği korkusuyla yaşarken devletimizin verdiği e-posta adresini kullanmaktan da maalesef çekinecek, Mynet veya Yahoo, Hotmail kullanmaya devam edecektir.</p>
<p>Öte yandan devlet, anaposta olarak adlandırılan bu hizmeti resmi hizmet olarak kabul edeceğinden belediye olsun, ticari işler olsun, vatandaşlık işleri olsun pek çok konuda anaposta kullanılmaya çalışılacak ama şifresini unutanların devlet dairelerine nüfus cüzdanlarıyla gitmeleri, hatta sistemde ortaya çıkabilecek güvenlik açıkları gibi sorunlar baş ağrıtmaktan da öte kişi ve kurumlara kayıplar yaşatabilecektir.</p>
<p>Acarer &#8220;Bu ölçekte geliştirilecek bir projenin uygulamaya sunulması ve ulusal bir e-posta altyapısının kurulması, teknik, ekonomik ve soysal açıdan ülkemize büyük prestij ve kazanımlar sağlayacak&#8221; sözüyle kapatmış sanırım. Ben de şunu söylemeden geçemeyeceğim, bugün sadece Google, Yahoo, Microsoft değil dünyanın dört bir yanında onlarca şirket milyonlarca kullanıcıya aynı anda e-posta hesabı sunuyor. Bir devletin bunu yapmakla kazanacağı prestij, ülkeyi gerçek bir İnternet ülkesine çevirmenin, vatandaşlarının, 1-2 ülkenin denemeye başladığı gibi, bedavaya, olmadı çok çok ucuza İnternet&#8217;e erişmesini ve hakkıyla kullanmasını sağlamaktan kazanacağı prestijin yanında hiç kalır&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/musluman-ulkeler-ve-turki-cumhuriyetlerin-yillardir-suregelen-beklentisine-cevap-verebilecek-miyiz-turk-e-postasi-anaposta-ve-turk-arama-motoru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Berlin Duvarı&#8217;nın, Doğu Bloku&#8217;nun Yıkılışının 20. Yılı: Buna Değdi mi? İktisadi Olarak Hayır, İnsani Olarak Evet!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-blokunun-berlin-duvarinin-yikilisinin-yirminci-yili-buna-degdi-mi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-blokunun-berlin-duvarinin-yikilisinin-yirminci-yili-buna-degdi-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 16:15:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=822</guid>
		<description><![CDATA[Komünist Blok'un dağılışının 20. yıldönümünde geriye baktığımızda çok farklı sonuçlar çıkıyor. Kapitalist serbest pazar ekonomisinin beklentinin aksine tüm ülkelere refah getirmediğini, ama faşizme varan baskının ortadan kalkmasıyla insanların hayatlarından daha mutlu olduğunu görüyoruz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Berlin Duvarı’nın, demir perdenin yıkılışının ve Komünist ya da Doğu Bloku’nun parçalanmasının 20. yıldönümündeyiz. Doğu Bloku’nun parçalanmaya başlama süreci daha önceden de başlamış olsa, hatta Macaristan’ın Avusturya sınırını 89’un ilkbaharında açmasıyla geri dönülmez süreç başlasa da, tarihi bir sembol olarak Berlin Duvarı’nın kitlelerce aşıldığı 9 Kasım 1989 önemini koruyor ve koruyacak.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Ay’a ayak basışın 40. yıldönümü de olan 2009’da geriye dönüp son on yıllarda insanlığın ne kadar ilerlediğini bol bol tartışır olduk. Özellikle bugünlerde komünist devlet yönetim modelinin yıkılmasının ardından kapitalizmle kucaklaşan Doğu Bloku ülkelerinin hali merak edilir oldu. Karşılaştırmalara başlamadan önce yazı sonunda detaylandıracağım bir tespiti paylaşmalıyım; Demir Perde ülkelerini sosyalist blok olarak tanımlamak yanlış ve sosyalizm karşıtı bir değerlendirme olur. Faşizme varan baskılar hissettiren, tek elden kontrolün her kararda etkili olduğu Komünizm’in bir türevinin etkisi altında olan söz konusu ülkelerde demokrasi yoktu, ama ekonomik açıdan ülkeden ülkeye değişen modeller söz konusu idi. Bu nedenle duvarın yıkılışının daha çok demokrasiye geçiş olarak nitelendirilmesine ben de katılıyorum.</p>
<div align="center"><img title="Duvarın üstünde Brejnev ve Honecker'ın samimiyeti gösteren eski bir hatıra" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/berlin-duvar-brejnev-honecker.jpg" alt="Duvarın üstünde Brejnev ve Honecker'ın samimiyeti gösteren eski bir hatıra" /></p>
<p><strong>Halkın Değişime Desteği Düşüyor, ama Daha Mutlular</strong><br />
Eski komünist ülkelerde yapılan anketler çarpıcı sonuçlar sunuyor. <a href="http://pewresearch.org/pubs/1396/european-opinion-two-decades-after-berlin-wall-fall-communism" target="_blank">Pew Research Center’ın Pazartesi günü yayınladığı detaylı sonuçlar</a>a göre 1991’den bugüne Doğu Bloku halkları değişime inancını büyük ölçüde kaybetmiş. (<a href="http://pewglobal.org/docs/?DocID=25" target="_blank">Yanıtların görsel sunumu da şurada</a>)</p>
<p>“Çok partili sisteme geçişi onaylıyorum” diyenler Doğu Almanya’da yüzde 91’den 85’e, Macaristan’da 74’ten 56’ya, Litvanya’da 75’ten 55’e, Rusya’da 61’den 53’e, Bulgaristan’da 76’dan 52’ye, Ukrayna’da 72’den 30’a düşerken Çek Cumhuriyeti’nde 80’de kalmaya devam etmiş, Slovakya ve Polanya’da 1 ve 4 puan artarak 70 ve 71’e ulaşmış.</p>
<p>Lafın kısası “demokrasiye geçişi onaylıyorum” diyenler bu ülkelerde 1991’de en az %61 (Rusya) iken bugün 5 ülkede %56 ve altında rakamlar görüyoruz!</p>
<p>“Kapitalist pazar ekonomisine geçişi onaylıyorum” diyenler ise tüm ülkelerde düşmüş. Doğu Almanya, Çek Cumhuriyeti, Polanya ve Slovakya gibi Orta Avrupa ülkeleri Demir Perde’den kurtulmanın olumlu hissiyatı ve ekonomik faydasını en çok görenler olarak hala %66 ve üstünde olumlu görüş göstermişler. Bulgaristan’da 73’ten 53’e, Litvanya’da 76’dan 50’ye, Rusya’da 54’ten 50’ye, Macaristan’da 80’den 46’ya, Ukrayna’da 52’den 36’ya çok ciddi gerilemeler söz konusu.</p>
<p>Bir diğer soru ise “İnsanların ekonomik durumu komünizm dönemindekine göre nasıl” şeklinde imiş, yanıtlar alttaki grafikte görebileceğiniz gibi Polanya ve Çek Cumhuriyeti hariç oldukça olumsuz.</p>
<div align="center"><img title="Eski demir perde ülkelerinde insanlar iktisadi olarak komünist rejim altında daha iyi olduklarını düşünüyorlar" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/berlinduvari/komunizme-gore-bugun-ekonomik-durum.png" alt="" /></div>
<p>Öte yandan “Hayattan memnuniyeti bir merdivene benzetirsek ve merdivenin 10. basamağını mutlak mutluluk olarak tanımlarsak kaçıncı basamaktasınız” sorusuna 7 ve üstünde cevap verenler ise 1991’dekinden çok daha yüksek çıkmış. Bulgaristan’da bile %8’den %15’e önemli bir yükseliş söz konusu.</p>
<div align="center"><img title="Öte yandan aynı ülkelerde herkes 1991'e göre bugün hayatından daha memnun" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/berlinduvari/hayattan-memnuniyet.gif" alt="" /></div>
<p><strong>İktisadi Refah ise 1989’dan Daha Kötü, Ölüm Oranları Çok Yüksek</strong><br />
Pew’in araştırmasında daha pek çok soru var, ama ilk bakışta dikkat çekici olanlar bunlar. Öte yandan haftalık Economist dergisinin 2008 sonunda hazırladığı “2009’da Dünya” sayısında da konuyla ilgili önemli bir yazı bulunuyordu. Serbest pazar ekonomisinin önemli yayınlarından Economist’in tespitleri de bana vurucu gelmişti. Henüz global resesyon derinleşmeden önce yapılan karşılaştırmada ekonomik durumun göreceli olarak daha kötüye gittiği görülüyordu.</p>
<p>Alttaki grafikte satın alma gücü paritesine göre ülkelerin milli hasılaları gruplanmış. Satın alma gücü paritesi döviz kurlarındaki dalgalanmaları analizin dışına çıkararak gerçekçi bir karşılaştırma yapma imkanı sağlar ve her ciddi çalışmada kullanılması gereken rakamdır. Avrupa Birliği’nin ilk 15 üyesi, yani EU15’in kişi başı geliri satın alma gücüne göre “100” olarak alınmış. 1989’da Baltık Ülkeleri 49,7 endeks değeri ile AB15’e en yakın kişi başına gelire sahipmiş, yani neredeyse yarı yarıya seviyesindelermiş. Orta Avrupa 48,7, Bağımsız Devletler Topluluğu ülkeleri 42,2, Balkan Ülkeleri 37,6 ve tüm bu geçiş ülkeleri (grafikte Transition Economies) ortalamada 43,6 değerindelermiş. 1999’da, yani duvarın yıkılışının 10. yılında tüm ülkeler Avrupa Birliği’nin ilk 15 üyesine göre ciddi kayıplara uğramış, göreceli olarak oldukça fakirleşmiş.</p>
<div align="center"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/resim/berlinduvari/dogu-blogu-kisi-basi-gelirde-degisim.jpg"><img title="Tıklayarak Büyütebilirsiniz - Kişi başına düşen gelir Avrupa Birliği'nin ilk 15 üyesiyle karşılaştırıldığında bugün 20 sene öncesine göre daha kötü" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/berlinduvari/dogu-blogu-kisi-basi-gelirde-degisim.jpg" alt="" width="750" height="229" /></a></div>
<p>2009 tahmini değerleri ise, tahminimce krizin bu kadar kalıcı olacağını öngörmemiş bile olsa yine de durumun hala düzelmediğini gösteriyor. Pew araştırması satır aralarında belirttiğim gibi Orta Avrupa ve Baltık ülkeleri dışında toplamda geçiş ülkeleri, eski Komünist Blok 39,6 değeriyle AB’ye göre göreceli olarak kişi başına düşen gelirde %10’luk bir kayba daha uğramış.</p>
<p>Ve bu analiz 1989 seviyesinin yakalanması için her yıl %4-5 seviyelerinde büyüyerek yaklaşık bir on yılın daha gerektiği yönünde yorumlanıyor Economist yazarı tarafından. Tabii ki tek elden kontrollü bir iktisadi düzendeki refahı tamamen serbest pazarın insafına bırakılmış sonsuz tercihler altındaki refahla karşılaştırmak zor, insanlar bugün istedikleri, ya da en azından istediklerini sandıkları şeyleri daha kolay edinebiliyorlar. Ama elektrik tüketimi gibi göstergeler de yine grafiktekine paralel sonuçlar gösteriyor!</p>
<p>Öte yandan Komünizm’in çöküşünün ardından yaşananların tarihteki en barışçı, en az kanlı büyük devrimlerden biri olduğu söylenir. Ama 1989 sonrası Balkanlar’da iç savaşlarda yine de on binlerce can kaybı yaşandı. Ama savaşlar dışında Doğu Bloku’nda ölümler de çok arttı. Son 20 yılda dünyada nüfus kaybına uğrayan tek bölge Doğu Avrupa, rakam ise 7 milyon! Bu rakam had safhada stresin sonucu olarak yorumlanıyor. Pew araştırmasındaki sonuçlarda dikkat çekici olan gençlerle yaşlıların cevapları arasında oluşan uçurum. Bunu değişime direnmek ve nostalji peşinde olmak şeklinde yorumlamaya kaçmak doğru değil, çünkü kapitalist sisteme geçişle beraber pek çok Komünist ülkede daha önce çok düşük seyreden “işsizlik” azdı, 40, 50, 60 yaşlarındaki insanlar hayatlarında ilk defa sürekli gelirden mahrum kalıp iş kuyruklarına girdiler, şanslı olanları bile çok azalan emekli aylıklarıyla geçinmeye çalıştılar.</p>
<p>Sonuçta Sovyetler Birliği’nin etkisi ve kontrolünün hissedildiği, bazılarının Sosyalist Blok demeyi tercih ettiği, Doğu Bloku’nda değişime değip değmediğini sorduğunuzda farklı yanıtlar alıyorsunuz. Sadece yaşlılar ve gençler arasında değil şehirdekiler ile kırsalda yaşayanlarda bile çok büyük farklar söz konusu. İktisadi olarak “buna değdi(!)” diyebilmek için bile henüz erken.</p>
<p>Öte yandan örneğin Çek Cumhuriyeti’nde dolaşırken halkın üstünde hala etkisini hissedebileceğiniz  Demir Yumruk, faşist komünist yönetimin tarihe karışması kuşkusuz insanlık tarihi ve bölge halkları açısından önemli bir kazanç, nitekim bu yüzden hayatından mutlu olanlar son 20 yılda artmış.</p>
<p>Diğer bloglarda bu konularda neler yazılmış diye göz atarken <a href="http://www.bigumigu.com" target="_blank">Bigumigu</a>’da denk geldiğim <a href="http://www.boston.com/bigpicture/2009/10/the_berlin_reunion.html" target="_blank">“Berlin buluşması” adlı birkaç günlük sanat performansının fotoğraflarına buradan</a> bakmanızı da öneririm. Bu fotoğrafların da hissettirdiği gibi Doğu ile Batı Almanya’nın bütünleşmesi bile fazlasıyla önemli bir insani gelişme oldu&#8230;</p>
<div><!--adsense#linkunit--></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-blokunun-berlin-duvarinin-yikilisinin-yirminci-yili-buna-degdi-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şirketler Asıl Şimdi Bilişimin Gücünü Anlamıyor: Güven Krizi Sürerken Kolektif Zeka Yardıma Hazır</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/sirketler-asil-simdi-bilisimin-gucunu-anlamiyor-guven-krizi-surerken-kolektif-zeka-yardima-hazir/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/sirketler-asil-simdi-bilisimin-gucunu-anlamiyor-guven-krizi-surerken-kolektif-zeka-yardima-hazir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 20:19:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=770</guid>
		<description><![CDATA[İletişimdeki hızlı gelişmeler toplum hayatını fazlasıyla değiştiriyor. 1930'lardan beri yaşanan en büyük ekonomik kriz ile eş zamanlı olarak daha fazla teknoloji kullanımından doğan daha az fiziksel etkileşim güveni birey ve toplum bazında sarsıyor. Her türlü kurumun kulak vermesi, hatta fayda sağlaması gereken yeni kaynak ise mevcut bilişim teknolojileri gibi araçlar değil, bu araçları kullanarak şirketlere, devlete, topluma mesaj vermek isteyen bireylerden meydana gelen dev kolektif zeka!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2009 insanoğlunun Ay’a ayak basışının kırkıncı, Berlin Duvarı’nın yıkılışının ve Çin’de Tiananmen Meydanı olaylarının ise 20. yıldönümü olması açısından önemli bir yıl. Bu olayların ardından geride bıraktığımız son birkaç on yılda ise icat artışının yavaşladığını, uzay teknolojileri bir yana, klonlama, gen ve yapay kalp çalışmaları dışında kısır bir dönemden geçtiğimizi görüyoruz. Google’ın web sitelerini karşılaştırma metodolojisini bile icat olarak sıralayan listelerle karşılaşıyoruz.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>20 yıl sonra baktığımızda, duvarın yıkılmasıyla pazar ekonomisine geçen Doğu Bloku ülkelerinin Avrupa Birliği’nin ilk 15 ülkesinin refah seviyesine göreceli durumunun kötüleştiğini, ihraç gelirleri yükselen ve teknolojik ürün tüketimi artan Arap ülkelerinde işsizliğin arttığını, Çin’de İnternet kontrolünde çarpıcı yaklaşımları izliyor ve 1930’lardan beri en büyük iktisadi bunalımı yaşıyoruz.</p>
<p>Web 2.0 ve sonrasında İnternet’in uzun kuyruğa (“long tail”), yani hizmet edilmesi kar getirmeyecek kadar farklı özellikler sergileyen çok fazla sayıda birey ya da mini topluluğa hizmeti artık mümkün kıldığı sloganına rağmen dijital bölünme kapanmıyor, Asya ve Güney ülkelerinde dijital okuryazarlığı arttıracak cihaz ve çözümler için elini taşın altına koyan olmuyor. Bizlerin burada ve aramızda tartıştığımız “dijital kültür” milyarlarca yaşlı, fakir, eğitimsiz birey için bir şey ifade edemiyor.</p>
<p>Başta genç nüfusu yoğun bizim gibi ülkeler hakkında olmak üzere pek çok ortamda çizilen pembe tabloya doğru bakmak gerekiyor. Toplum ve tüketici boyutunu farklı açılardan incelemek mümkün, örneğin günümüzde teknolojinin kendisini yalnızlaştırdığını kabul eden ve etmeyen iki büyük teknoloji kullanıcısı grup var, bunları da ileriki yazılara bırakalım.</p>
<p><strong>Çalışanlar ve Tüketiciler Değişirken</strong><br />
Gelişmelere kurumsal açıdan bakıldığında, değişen toplum yapısının şirket duvarlarının dışında kalamayacağını görmek gerekiyor. Yavaşlayan teknolojik gelişme, iyileşmeyen küresel ekonomi, her yerden her zaman bağlı olduğu halde yalnızlaşan, hem de gelecekten ümidi azalan bireyler işverenlerin hem çalışan ordusunu, hem de müşterilerini oluşturuyor.</p>
<p>Güven sağlamak zorlaştığı gibi daha da önem kazanıyor. Her dakika yeni bir blog yayına başlar, 5–10 bin kişi Twitter’a yeni bir cümle girerek dünyadaki sohbete katılırken bir kurumun kendisiyle alakalı bir mesajı kontrol etmesi imkansız gibi bir şey. Kurum mesajları ise sadece marka, ürün veya pazarlama amaçlı olmuyor, bu nedenle yeni iletişim kanallarını şirketlerin pazarlama bölümleri dışında görev alanlar da kucaklamalı. “Her yerden her şeye anında erişebilen kullanıcı”nın varlığı, yönetim kurulu toplantılarından “çocuklarımın, torunumun uğraştığı şeyler” diye dışlanmamalı.</p>
<p>Tam yeğenin düğününe gideceği gün saçında felaket(!) yaratıcılık gösteren arka caddedeki kuaförü yermek ya da övmek için yerini Google Haritalar’da işaretleyen, üstüne yorum yazan sürekli müşteriniz sizden aldığı kırtasiye malzemesi veya çanak anten için neden aynısını yapmasın? Temel endüstri kollarından otomotiv sektörünün efsaneleri Chrysler ya da General Motors kendi bayilerinden gelen sıradan taleplerden çok daha faydalı yorumları yıllardır İnternet’ten takip etseydi iflas koruması ve devlet kontrolüne sığınmak zorunda kalmayabilirlerdi.</p>
<p>Her yerde duymaya başladığınız “İnternet’i medya iletişim planının ana bacaklarından biri yapmalısınız, Facebook’tan tüketicilere ulaşmalısınız” önermelerini bir de aksi yönden düşünmeliyiz. Facebook’ta 400 arkadaşı olan biri, kendini bu kitleye ifade etmek, fotoğraflarını göstermek arzusundan daha fazlasını arkadaşlarını takip etmek, öğrenmek ve uyum sağlamak için duyuyor, o yüzden 400 kişiyi arkadaş olarak ekliyor. Çünkü dışarıda, etrafımızdaki sayısal dünyada kitlelerin kolektif birikim ve zekâsı kullanmayı bilenler için bir cevher olarak duruyor. </p>
<p><strong>Şirketler Bilişimi Anlamamaya Başladı</strong><br />
Peki, büyük kurumlarda “IT departmanı” diye adlandırılan bilişim bölümleri artık her ölçekteki şirkette varken neden bu büyük kolektif birikimin farkına varılmıyor, şirketler bilişim dünyasını anlamıyor mu? Bilgi teknolojilerinin önemini kavramış olan kurumlar maliyetleri düşürmek, doğru miktarda dışkaynak kullanımına gitmek, kurumsal yazılımların doğru seçip işletildiği bir IT yönetimi kurmakta sıklıkla başarılı olabiliyor. Ama bilişimin içindeki iletişim ayağının potansiyelini kaçırıyorlar.</p>
<p>Bireyler yönetimin gücünden çalmaya başlıyor, çalışanlar kurum içi, kurumlar arası ve müşterileriyle açık iletişimin faydalarını görüp etkileşimlerini arttırırken izole kalmaya devam ettiğinin farkına varmayan tepe yönetimler değişime ayak uyduramıyor.</p>
<p>Buna bir de çalışanların değişen ve karşılanmaması tercih edilen farklı çalışma yöntemleri gibi talepleri eklenince kurum içi kültür zarar görmeye başlıyor. Genç nesil gün içinde bilgisayarına kendi MP3 çalarını takıp müzik parçalarını düzenlemek, koleksiyonunu zenginleştirmek, kişisel işlerini de yapmak istiyor, ama yine bu genç nesil iş yerinde yönetici rolü olmayan daha yaşlı çalışanların aksine gece 11’de iş yapmaya, e-postalarını yanıtlamaya çok daha yatkın hatta istekli oluyor. Her zaman her yerden bağlı olan, arkadaşlarını, gündemi yorumlayan bu nesil iş yerinde yorum yapamadığını, kendine kulak verilmediğini hissettiğinde özel hayatıyla iş hayatı arasında anlaşılamaz bir dengesizlik oluşuyor, gittikçe daha çoğu böyle bir işte çalışmaktan kolaylıkla vazgeçiyor.</p>
<p>“Açık inovasyon” yaklaşımı gibi güncel yönetim tartışmaları bulgularının da temel aldığı üzere bilginin mutlak sahibi olmak zorlaşıyor ve kurumların sınırları yeniden oluşuyor. Daha az belirgin, daha geçirgen ve esnek sınırlar sayesinde mevcut ve potansiyel müşteriler, rakipler, tedarikçiler, kamuoyu, kamu yönetimiyle etkileşimden gelebilecek fikir ve bilgiler şirketlerin büyümesinde gittikçe daha fazla rol sahibi oluyor.</p>
<p>Tarihteki en yoğun iletişim trafiğini yaşarken her türlü oluşumun bilişim politikalarını gözden geçirip bu yeni döneme uyarlaması gerekiyor. Öte yandan pek çok şirket ve devletin bu dönüşümde zorlanmasının temel nedeninin eski iş yapış modelini katılaştıran mevcut karmaşık IT yönetimi olması da dikkat çekici!</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/sirketler-asil-simdi-bilisimin-gucunu-anlamiyor-guven-krizi-surerken-kolektif-zeka-yardima-hazir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de İntihar Etmek İsteyenler, Hele Kriz Döneminde, Tahmininizden de Hızlı Artıyor!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%e2%80%99de-intihar-etmek-isteyenler-hele-kriz-doneminde-tahmininizden-de-hizli-artiyor/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%e2%80%99de-intihar-etmek-isteyenler-hele-kriz-doneminde-tahmininizden-de-hizli-artiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2009 21:01:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=764</guid>
		<description><![CDATA[10 Eylül dünya intiharı önleme gününün ülkemizde pek duyulmamasının nedeni aslında bizim bir gerçeği yadsıyor oluşumuz. Maalesef Türkiye'de her 8 saatte bir 29 yaş ve altında biri canına kıyıyor. Bu konuda bilinç oluşturmalıyız, çünkü kriz dönemlerinde maalesef artış hızlanıyor!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>10 Eylül dünya intiharı önleme günüymüş, ülkemizde pek duyulmadı, çünkü ben dahil çoğumuz Türkiye’de intihar vakalarının belli sosyoekonomik şartlar altında küçük sayılarda yaşandığını sanıyoruz. Halbuki son 20 yılda 39 bin 300 kişi bu yolla hayatını kaybetmiş ve intihar oranı yine bu süre içinde %85 artmış.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Ya da şöyle desem daha mı etkili olur: Ülkemizde her 3 saatte bir intihardan ölüm yaşanıyor. Belki daha da vurucu olan şu: Her 8 saatte bir 29 yaş ve altında biri canına kıyıyor!</p>
<p>Bu rakamları aldığım yazıyı okuduktan az sonra Facebook’ta “intihar etmeye de yaşamaya da üşenildiğini” İngilizce ima eden bir yazı görünce oturup birkaç satır yazmadan edemedim. Çünkü 2001 yılında, kriz ile birlikte intihar vakaları tam %42 artmış. Bu sene ise 2001’den de büyük bir kriz yaşıyoruz, dünya 1929’dan beri en büyük iktisadi bunalımını yaşarken Türkiye’de 2. Dünya Savaşı’ndan beri en sarsıcı ekonomik şartların altında.</p>
<p>Bilgi çağındayız dememizin temel nedeni bilginin herkese açık olmaya başlaması, fakat bunun farkında olunması ve yorumlanmasının bilinmesinin önem kazanması. Google’daki domuz gribi aramalarının bölgesel yoğunluğu bile önemli bir ipucu veriyordu, aynı şekilde intihar ve ilgili terimlerin Google’da arama eğilimleri de bize ipucu vermeli.</p>
<p>Google’ın kayıtlarına “intihar etmek”, “intihar haberleri”, “intihar resimleri” gibi aramalar için baktığımda durum gerçekten parlak değil, sadece Ağustos ayında sadece intihar kelimesi ülkemizden yaklaşık 165 bin kez aratılmış! Aramalar 2008 sonuna doğru hafif yükselmişken Şubat’ta sıçrama yapmış ve Temmuz’a kadar tepelerde dolaşmış, Ağustos’ta bir gerileme var, fakat hala geçen yılın üstünde rakamlar.</p>
<p>Bayramda Hürriyet gazetesinde Grönland gezi yazılarını okuyanların gözüne çarpmıştır, ülkede intihar oranı az değilmiş, özellikle tacize uğrayan gençler arasında. Ülkemizde töreler ve zorla evlendirmeler dışında intiharın kültürümüzde yer etmeye başladığını söyleyecek bir köken bulmak zor, ekonomik kriz dışında.</p>
<p>Lafın kısası intihar eğiliminde olanları kaybetmemek için toplumda duyarlılık arttırılmalı, işte o yüzden bu yazıyı yazıyorum. İkincisi medya organlarında intihar haberleri detayları tehlikeli olabiliyor, üçüncüsü ve bu dönemde en önemlisi intihar eğilimli olanların kolayca, hemen başvurabilecekleri kriz merkezleri, psikolojik destek ve müdahale merkezi politikaları da artık oluşturulmalı…</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%e2%80%99de-intihar-etmek-isteyenler-hele-kriz-doneminde-tahmininizden-de-hizli-artiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yine Madalyadan Çok Uzaklarda! 12 Dev Adamı ve 20 milyon $ Sponsorluk Gelirini Yönetenler Rahat mı?</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/yine-madalyadan-cok-uzaklarda-12-dev-adami-ve-20-milyon-sponsorluk-gelirini-yonetenler-rahat-mi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/yine-madalyadan-cok-uzaklarda-12-dev-adami-ve-20-milyon-sponsorluk-gelirini-yonetenler-rahat-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Sep 2009 20:01:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=726</guid>
		<description><![CDATA[Belki de uzun yıllar 2010 Dünya Şampiyonası kadar büyük bir organizasyon ülkemize gelmeyecek ama 12 Dev Adam bu kafayla seneye kendi ülkesinde de başarıdan çok uzak kalacaktır. 2005 ve 2007'de 12. sırayı geçemeyen Avrupa'nın sayılı basketbol ülkelerinde Türkiye 2009'da da hayal kırıklığı yarattı!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Biz organize etmezsek katılmamız hayal olan Basketbol Dünya Şampiyonası ve Olimpiyatlar iki yılda bir düzenlendiğinden her iki yazın birinde 12 Dev Adam dinleniyor. Geçen yaz dinlendikten sonra tekrar yeni bir Avrupa Şampiyonası ile ülkemizin en popüler ikinci sporu gündeme oturdu. Polonya&#8217;daki turnuvada 7.-8.lik maçı oynayacak olmamız sanırım büyük bir başarı, çünkü Sırbistan ve Karadağ&#8217;da 2005, İspanya&#8217;da 2007&#8242;deki turnuvalarda 16 takım arasında 12. olmuştuk!</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Peki bu başarı(!) sosyal paylaşım sitelerine nasıl yansımış? Mesela benim Facebook arkadaşlarım arasında şöyle yankılar buldu: &#8220;Sırf kafasızlıktan maç nasıl verilir&#8221;; &#8220;ilk değil, son da olmayacak&#8221;; &#8220;o kadar saçmaladık ki herifler de anlamadı; bir türlü maçı kopartamadılar ulan kesin bi pislik var diye&#8230;&#8221; Twitter&#8217;daki Türk kullanıcıların yorumları da, özellikle Twitter kullanıcı adı ve hesabıyla giriş yapıp aratır ya da buraya tıklarsanız karşınıza bol detayla gelecek, örneğin: <a href="http://twitter.com/#search?q=hidayet" target="_blank">http://twitter.com/#search?q=hidayet</a></p>
<p>Lafın kısası, Avrupa&#8217;nın sayılı basketbol ülkelerinden, bu işe ciddi kaynak ve bütçe ayıran Türkiye yine bir Avrupa Şampiyonası&#8217;nı madalyanın çok uzağında bitirdi. Ben güncemde 2007 turnuvası öncesi &#8220;<a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/hucum-edemeyen-12-dev-adam-ve-gorevde-kalan-yoneticileri-2/">Hücum Edemeyen 12 Dev Adam ve Görevde Kalan Yöneticileri</a>&#8221; başlıklı bir yazı yazmış, maalesef turnuvada çok haklı çıkmış ve turnuva sonrası &#8220;<a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/12-dev-adam-cokmeden-cesaretle-yeniden-yapilanmanin-zamani/">yeniden yapılanmanın zamanıdır</a>&#8221; diye son bir yazı yazmıştım. Birazcık oyuncu değişikliği dışında pek bir değişiklikten söz etmek mümkün değil, ve işte sonuç yine ortada.</p>
<p>Turnuvanın açık ara en zayıf 1. tur grubunu maç başına 88 sayıyı rahatça atarak lider olarak bitirmenin verdiği moral ve de önceki turnuvalardan çok daha yüksek olan istek, motivasyon ile ikinci tur grubumuza da iyi başladık, İspanya&#8217;yı devirdik. Fakat grubun son maçında Slovenya&#8217;ya sonra da İspanya&#8217;nın bügün yarı finalde darmadağın ettiği Yunanaistan&#8217;a çeyrek finalde yenildik. Ardından da klasman maçlarında Fransa&#8217;ya yenilerek 6. bile olamadık, yani seneye Dünya Şampiyonası Türkiye&#8217;de değil başka bir ülkede olsa katılmayı hak etmemiş olacaktık!</p>
<p>2. tur ve sonrasındaki tüm maçlarda ise maç başına sadece 68 sayı atabildik, yani ilk turdaki zayıf rakiplerimize attığımızın tam 20 sayı altında kaldık. İlk grubumuzun zayıf olmadığını iddia edenlere şunu hatırlatmalı ki bizle beraber grubumuzdan 2. tura yükselen Litvanya ve Polonya 2. turda diğer taraftan gelen Sırbistan, İspanya ve Slovenya&#8217;ya karşı oynadıkları toplam 6 maçın hepsini kaybettiler!</p>
<p>Lafın kısası Türkiye basketbolu milli takımlar seviyesinde yıllardır hücum edemiyor. <a href="http://www.eurobasket2009.org" target="_blank">Eurobasket 2009 resmi web sitesi</a>nin <a href="http://www.eurobasket2009.org/en/cid_toT,ovGDH2EaLKL67XnPo2.pageID_Pa55cCHhJ0EVd--2lAo4r2.compID_qMRZdYCZI6EoANOrUf9le2.season_2009.html" target="_blank">takım istatistikleri bölümü</a>nden de görülebileceği üzere ilk turdaki yüksek skorumuz sayesinde hala en çok sayı atan takımlar arasında görünüyoruz, ama bu kadar yüksek sayı ortalamasına rağmen <a href="http://www.eurobasket2009.org/en/default.asp?cid={DF277FCB-940D-4423-A455-45461E1C59CA}&amp;pageID={66414598-C46B-4C03-9F9F-EF82BCAC84D6}&amp;compID={D166E39E-2323-4863-B229-76357A926FA2}&amp;season=2009&amp;statCat=AS" target="_blank">maç başına sadece 12 asist ile 12 takım arasında 9. sıradayız</a>, yani o kadar basket atmamıza rağmen basketlerimizi birbirimize pas vererek, takım oyunu oynayıp bir oyuncunun başka bir arkadaşına pozisyon yaratması ile yaratmıyoruz.</p>
<p><img align="right" title="Takımın en tecrübeli oyuncuları bile her maç hücumda farklı performans gösteriyorsa sıkıştığımızda kullanacak setlerimiz olmalı, ve de savunma yapamasa bile gerektiğinde oyuna girecek gerçek skorerler" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/ktunceri.jpg" alt="Takımın en tecrübeli oyuncuları bile her maç hücumda farklı performans gösteriyorsa sıkıştığımızda kullanacak setlerimiz olmalı, ve de savunma yapamasa bile gerektiğinde oyuna girecek gerçek skorerler" width="343" height="566"/></p>
<p>Asistemiz az, sayımız çok ise bir açıklama şu olabilir: Belki de bize çok faul yapıldı, faul atışlarından bol sayı bulduk, o yüzden asist rakamımız düşük. Hayır, bu da doğru değil, turnuvada <a href="http://www.eurobasket2009.org/en/default.asp?cid={DF277FCB-940D-4423-A455-45461E1C59CA}&amp;pageID={66414598-C46B-4C03-9F9F-EF82BCAC84D6}&amp;compID={D166E39E-2323-4863-B229-76357A926FA2}&amp;season=2009&amp;statCat=FTA" target="_blank">maç başına faul atışı sayımız 18 ve bu sıralamada 12 takım içinde 10.yuz</a>. Aslında bu da rakip potayı zorlamadığımızı, fiziksel mücadeleye hücumda pek girmediğimizi, kolayımıza geleni yapıp orta ve uzun mesafeli şutlarla sonuca gittiğimizi gösteriyor. Yani iyi organize olmadan, sıkışınca bireysel zorlama atışlar yaparak sayı atıyoruz. Atamadığımızda da 2005 ve 2007&#8242;de olduğu gibi iyice rezil oluyoruz.</p>
<p>Kadro oluşturmadan, oyuncu seçiminden, hücum seti tercihine, önemli pozisyonlarda sahadaki beş tercihinden topu kullanacak adama herşey tartışılmalı. Bu turnuvaya gelmeyen pek çok NBA oyuncusu varken, aslında turnuva bu açıdan bize derece elde etme şansı sağlarken biz de kendi All Star oyuncumuz Mehmet Okur&#8217;u ekibe katmıyoruz, arada buzlar varsa bile bunları eritmek için adım atan yok! Bu turnuvada NBA All Star seçilmiş kaç oyuncu var ki? Mehmet&#8217;in pota altında yaratacağı fark ortada değil mi, Kaya Peker&#8217;siz, Kerem Gönlüm&#8217;süz bir takımda! Kaya Peker&#8217;siz demişken Tutku, Serkan gibi hücum yönü çok kuvvetli oyuncularımızın kadroya alınmaması da çok dikkat çekici!</p>
<p>Çok iyi savunma yapan, takıma direnç aşılayan oyuncuların kritik hücumlarda sahada olmasını bırakın topu kullanmaları şok edici değil mi? Sakat sakat, moralsiz oynayan bir Hidayet&#8217;in eline bu kadar bakan bir kenar yönetim ve Hidayet&#8217;in de maçın sonunda bundan cesaret alması normal mi&#8230;</p>
<p>Fazla uzatmaya gerek yok, aynı şeyleri 2007&#8242;de de iki yazı ile yazmışım. Gerçekler istatistiklerle ortada, bugün üç büyüklerin, sponsorlarının da desteğiyle, ve Efes Pilsen ile Türk Telekom&#8217;un katkılarıyla kulüpler bazında ciddi bir basketbol bütçemiz var. <a title="Referans Gazetesi'nin haberi" href="http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=129549&amp;KTG_KOD=4" target="_blank">12 Dev Adam konsepti ile de milli takımın sponsorluk gelirleri 8 yılda 20 milyon dolara ulaşt</a>ı. Peki bu bütçe, bu değer, bu önemi yönetmeyi biliyor muyuz? Milli takım koçu, yöneticileri, basketbol federasyonunun milli takım ile ilgilenen görevlileri mevkilerinde rahatça oturabiliyorlar mı?</p>
<p>Bu ülke dünya çapında başka bir büyük spor organizasyonu düzenleyene kadar daha çok uzun yıllar bekleyebiliriz, bu nedenle 2010 Basketbol Dünya Şampiyonası çok önemli. Ülkemizdeki bu turnuvada ya basketbolu bir kez daha hak ettiği yere çıkaracak ya da tam bir futbol ülkesi olup çıkacağız, ki futbolda da  Dünya Kupası&#8217;na bile katılamıyoruz! Ama başarılı olmamız, yıllardır hücum etmeyi takımına öğretemeyen teknik ve idari yönetimler ile yine hayal olacak. &#8220;İyi savunma, top çalma, mücadele&#8221; muhabbetleri ve ülkenin en saygın gazetelerinde 6. bile olamayan takıma &#8220;çok teşekkürler&#8221; mesajları kimseyi kandıramıyor, bu biline&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/12-dev-adam-cokmeden-cesaretle-yeniden-yapilanmanin-zamani/">12 Dev Adam” Çökmeden Cesaretle Yeniden Yapılanmanın Zamanı</a></li>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/hucum-edemeyen-12-dev-adam-ve-gorevde-kalan-yoneticileri-2/">Hücum Edemeyen 12 Dev Adam ve Görevde Kalan Yöneticileri</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/yine-madalyadan-cok-uzaklarda-12-dev-adami-ve-20-milyon-sponsorluk-gelirini-yonetenler-rahat-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siyasi irade ve Rekabet Kurulu müdahele etmedikçe telekom devlerimiz tüm Türkiye&#8217;nin karlılığının üçte birini alıyor</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/siyasi-irade-ve-rekabet-kurulu-mudahele-etmedikce-telekom-devlerimiz-tum-turkiyenin-karliliginin-ucte-birini-aliyor/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/siyasi-irade-ve-rekabet-kurulu-mudahele-etmedikce-telekom-devlerimiz-tum-turkiyenin-karliliginin-ucte-birini-aliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2009 17:14:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=639</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye'nin en büyük 500 şirketi listesinde ekonomik krizin tüm şirketleri 2008'de nasıl vurduğunu gördük. Ama Turkcell ve Türk Telekom'un 4 milyar dolar, geri kalan 498 şirketin ise sadece 8,9 milyar dolar kar elde etmesi üstünde durmamız gereken bir konu. Her konuşmamızda, her e-mail alışverişinde ülke refahı telekom tekellerine transfer oluyor!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fortune Türkiye dergisi 2008 yılı satışlarına göre Türkiye’nin, finans-bankacılık kurumları hariç, <a href="http://www.milliyet.com.tr/Ekonomi/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&#038;KategoriID=3&#038;ArticleID=1111777">en büyük 500 şirketi listesini yayınladı</a>. Satışların, ihracatın, karlılığın ne kadar düştüğünü haberlerde okuduk ama ortaya çıkan tabloda asıl tartışılması gereken Türkiye’nin büyük şirketlerinin net karlarının nasıl eridiği ve ne kadar az sektörde ne kadar az şirketin kar ettiği. Ve daha da önemlisi telekomünikasyon sektörünün ne kadar yüksek kar elde ettiği.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>500 büyük şirket 2008 yılında toplamda sadece 12,9 milyar ABD Doları kar etti, en çok kar eden şirket 2,31 milyar dolar ile Turkcell, ikinci ise 1,75 milyar dolar ile Türk Telekom oldu. Turkcell ile Türk Telekom’un toplam karı 4,06 milyar dolar oldu, listedeki diğer 498 şirket ise 8,8 milyar dolar kar edebildi. Yani tüm 500 şirketin net karının %32’si iki şirketin oldu.</p>
<p>30 milyar dolarlık satışlarıyla Türkiye’nin en büyük kurumu Tüpraş ve diğerleri çok daha az kar ederken iki telekomünikasyon şirketinin bu kadar dev, orantısız kar elde etmeleri her geçen gün Türk Ekonomisi’nde tüketicilerden ve kurumsal müşterilerden telekoma ciddi kaynak transferi olduğunu gösteriyor. Sadece tüketiciler değil kurumlar da ister sabit hatlardan, ister cep telefonu şebekelerinden konuşurken, İnternet’e bağlanırken, lafın kısası haberleşirken fahiş fiyatlar ödemeye devam ediyor.</p>
<p>Çünkü doğal tekel konumundaki Türk Telekom önce devlet sonra özel tekel konumunda, hala rekabet oluşmayan şehir içi telefon ve ADSL altyapısının kaymağını yiyiyor. Cepten iletişim pazarını ise hükümetler bir türlü rekabetçi hala sokamadı; Turkcell’in mevcut konumu oluşturan faktörler saymakla bitecek gibi değil: 2. lisans sahibi Telsim’de yaşananlar, Telsim’e el konulması, hem Aria hem de Aycell ile fazla lisans verilip pazara fazla oyuncu çekilmesi ama gereksiz yatırımlarla güçsüz oyuncuların rekabetin kalitesini bozması, daha da önemlisi Turkcell’in hakim durumunu kötüye kullandığına dair başvuraların değerlendirilmesinde yaşananlar, baz istasyonlarının paylaşılmasının önünün hala açılmaması&#8230;</p>
<p>Tüm bu yaşananlarda, daha önce sık sık yazdığım gibi Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (eski adıyla Telekomünikasyon Kurumu) ve Rekabet Kurumu’nun payı var, sorumlulukları devam ediyor ve hala yapılabilecekler var. Çünkü her geçen gün tüketicilerin ve tüm müşterilerin cebinden ciddi bir refah birikimi, telekomünikasyonda sabit hatların tekelini elde tutan azınlık payı devletin, çoğunluk payı Suudi Oger Grubu’nun olan <a href="http://www.turktelekom.com.tr">Türk Telekom</a>’a ve hissedar yapısı karmakarışık olan, İsveçli, Rus şirketler ile Çukurova’nın paylaşımındaki <a href="http://www.turkcell.com.tr">Turkcell</a>’e transfer oluyor.</p>
<p><strong>İngiltere GSM Pazarı ve Vodafone ile T-Mobile’ın İngiltere-Türkiye Takası</strong><br />
Yine bugünlerde İngiltere cep telefonu operatörleriyle ilgili haberleri de okuyoruz. İngiltere’de biri sanal şebeke operatörü olmak üzere başlıca 6 operatör var; O2, Vodafone, Orange ve T-Mobile ilk dört operatör. Bu ilk dördün abone pazar payı sırasıyla %25,8, %24,7, %20,9 ve %16,1. Abone gelirleri açısından pazar payları ise şöyle: O2 %27,2, Vodafone %25,3, Orange %21,9, T-Mobile %14,5. Türkiye’de, Turkcell’in web sitesinden paylaştığı 2008 verilerine göre %56 ile pazar Turkcell’in kontrolünde, Avea %19, Vodafone %25 pazar payına sahip.</p>
<p>İngiltere cep telefonu pazarı fazlasıyla rekabetçi, öyle ki operatörler fiyatlama konusunda ciddi sıkıntı yaşıyorlar. Yatırımlarının dönüşü konusunda beklentilerinin oldukça altında kalan Alman telekom devi Deutsche Telekom’un İngiltere’de T-Mobile’ı satması bekleniyor. O2’den sonra Vodafone’un da T-Mobile’ı satın alabileceği haberleri bu hafta Avrupa ekonomi medyasının ana gündem maddelerinden biriydi. Haftanın sonuna doğru ise Vodafone’un Almanya’dan gelecek bir takas teklifine sıcak bakabileceği spekülasyonları bizim medyamızda da yer buldu. Buna göre Alman Deutsche Telekom İngiltere’de sahibi olduğu T-Mobile’ı Vodafone İngiltere’ye devretmek karşılığında Vodafone Türkiye’yi kendi bünyesine katmak istiyormuş. Böyle bir olasılığa pek ihtimal vermediğimi söylemeliyim. Vodafone kendi ülkesinde büyümeye ve karını arttırmaya çok önem veriyor olsa da büyümenin karlı şekilde devam ettiği Türkiye pazarından çıkmak istemeyecektir.</p>
<p><strong>Türk Telekomünikasyon Pazarında Yüksek Karlılık</strong><br />
İngiltere GSM piyasasında “EBITDA” yani Faiz, Vergi ve Amortisman Öncesi Kâr (FAVÖK) miktarının şirket satışlarına oranı 2008 yılında yaklaşık olarak %20-25 seviyelerinde idi. <a title="Türk Telekom'un web sitesinden ilk çeyrek faaliyet raporu (PDF formatında)" href="http://www.turktelekom.com.tr/telekom/eng/pdf/financial_operational/2009/TTKOM-2009-Q1-Press-Release.pdf">Türk Telekom’un FAVÖK oranı krizin kendini hissettirdiği 2009’un ilk üç ayında bile tam %43</a> olarak gerçekleşti. <a title="Research and Markets'ın Türk GSM piyasası rapor özeti" href="http://www.reuters.com/article/pressRelease/idUS174559+19-Aug-2008+BW20080819">Turkcell’in 2010 yılında dahi %40’ın üstünde EBITDA marjını koruması bekleniyor</a>. Bir yanda İngiltere pazarında kıyasıya rekabet sonucu %20’lerde seyreden kar marjları, Türkiye’de ise iki devin %40’ların altına inmeyen karlılıkları ve sonuçta büyük karları.</p>
<p>İngiltere’deki GSM operatörlerinin karlılıkta bu kadar yüksek seviyelere ulaşamamaları onların GSM işini doğru düzgün bilmemesi, yönetememesinden değil sıkı rekabetin sağladığı fiyatlar ve tabii bu avantajları kullanabilen bilinçli tüketiciler.</p>
<p>Tartışmaya açık iktisat teorileri ve politikaları çoktur ama piyasada hakim konumda olan oyuncuların “tekelleşmesi” tartışmaya açık bir iktisadi gerçeklik olamaz. Eğer Türk ekonomisi dünyanın en güçlü, entelektüel üretim kapasitesini sonuna kadar kullanarak son derece yüksek katma değerli ürünler üreten başlıca ekonomilerinden biri olsaydı %40 seviyelerindeki FAVÖK oranlarına başka sektörlerde de bol bol rastlardık. Talebi kriz döneminde bile azalmayan ürünleri üreten, belli hammadde ve diğer girdilere ayrıcalıklı erişim hakkı olan şirketler bile bugün Türkiye’de böyle yüksek karlar elde edemiyorlar.</p>
<p>Türkiye bilgi toplumu olmak istiyorsa, Türkiye refahı olabildiğine eşit dağıtan bir ekonomi olmak istiyorsa buna uygun ekonomi politikaları uygulamak zorunda. Başta telekomünikasyonda olmak üzere, tekel ve “tekel gibi” oyuncuların gücünü korumaya devam ettiği her gün ülkede refahın haksız ve adaletsiz tranferi devam edeceği gibi iletişim alanında zorlanan, yeni hizmet ve teknolojilere geç (örneğin geciken 3. Nesil şebekeler, yavaş İnternet altyapısı) ve pahalı erişebilen toplum bilgi toplumuna dönüşmekte zorlanacaktır. Sorumluluk hem ilgili bürokratik kurumlarda hem de siyasi iradededir&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/siyasi-irade-ve-rekabet-kurulu-mudahele-etmedikce-telekom-devlerimiz-tum-turkiyenin-karliliginin-ucte-birini-aliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resesyon yeni bir modelin kilidini açıyor mu? Daha az sabit maaşla işyerinize ortak olup kar ve zararı paylaşmaya var mısınız</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/resesyon-yeni-bir-modelin-kilidini-aciyor-mu-daha-az-sabit-maasla-isyerinize-ortak-olup-kara-ve-zarara-ortak-olmaya-var-misiniz/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/resesyon-yeni-bir-modelin-kilidini-aciyor-mu-daha-az-sabit-maasla-isyerinize-ortak-olup-kara-ve-zarara-ortak-olmaya-var-misiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 May 2009 17:50:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=608</guid>
		<description><![CDATA[Kriz daralmaya dönüşünce kapitalizm, komünizm, devletçilik gibi mülkiyeti girişimci birey ile devlet arasında ileri geri çekiştiren kısır sohbetlere daldık. Halbuki satışları çakılan, iflasa doğru giden şirketler çalışanlarıyla yeni modeller denemeye başladılar. Avrupa'da işçiler zor günde işlerini korumak, iyi günde kara ortak olmak için şirkete ortak olmayı talep etmeye başladılar bile.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Küresel ekonomik daralma işsizliği insanlığın büyük sıkıntılar yaşadığı dönemlerdeki seviyelere yakınlaştırmaya başladıkça iktisat modeli tartışmaları kuvvetleniyor. Fakat kapitalizm, komünizm, devletçilik, vs. derken mülkiyeti müteşebbis insanlar ile devlet arasında ileri geri çekiştirip duruyoruz.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Fakat bu kısır tartışmayı aşmaya yönelik sohbetler de yaygınlaşmaya başladı. Paydaşların (İng. &#8220;stakeholder” karşılığı olarak kullanıyorum) yani çalışan, müşteri, değer zincirindeki diğer kurumlar, doğal kaynaklar, kamu kurumları, müşterimiz olmayan ama içinde faaliyet gösterilen toplumların da mülkiyetin yönetimi ve kazancına maddi, manevi ortak ve söz hakkı sahibi olması belki de gelecekte yeni bir iktisadi düzenin temel dayanak noktası olacak.</p>
<p><strong>Robot Gibi Üretim Bandı Başında Durup Mesai Bitimini Beklemek Doğamızda Var mı?</strong></p>
<p>Doğayla beraber yaşayarak evrim geçiren insanoğlu vahşi hayvanlar, doğal afetlerin yanında besin bulamama riskiyle de karşı karşıya kalarak bugünlere geldi. Avlanmaya çıktığında eli boş dönebilir, tarlasına ektikleri selle yok olabilirdi. Bu risklerle yaşamaya alışan insan, önce feodal düzende toprak ağasının köle çiftçisi, sonra endüstri devriminde fabrikanın köle işçisine indirgenip pazarlık kuvvetinin yettiği ücretle yetinmeye başladığından beri, “risksiz ücret akışının” rahatlığına, konforuna alıştı. Doğasına aykırı denebilecek bu düzende mavi yakalısı, beyaz yakalısı “maaşım, ücretim az da olsa her ay yatırılsın, şirket zengin de olsa zorlansa da bana ne” ruh haline kapıldı.</p>
<p>Fakat bugün ekonomik krizin, durgunluğa, neredeyse depresyona varacak kadar kuvvetli olması eski kriz dönemlerindeki yaklaşımların bugün çalışmayacağını gösteriyor. “Maaşımdan ve zammımdan vazgeçmem” yaklaşımı büyük şirketlerin bir anda binlerce insanı kapı önüne koymasına neden oluyor, bahane ya da değil&#8230;</p>
<p>Cuma sabahı Sabancı Holding paylaşım toplantılarından birinde INSEAD öğretim üyesi Prof. Enver Yücesan’ın soruları da bu tartışmanın iyice yaygınlaşacağını gösterir gibiydi. “Bir şirket için hissedarlara değer yaratmak, çalışan, müşteri gibi iş ‘partnerlerine’ değer yaratmaktan daha öncelikli midir” sorusuna, tepe yöneticisinden uzman seviyesine her kademeden yaklaşık 150 kişilik çalışanın büyük çoğunluğu “hayır” yönünde yanıt verdi. Aynı soruyu bugün dünyanın pek çok yerinde, pek çok ayrı şirkette sorsak yine benzer oranda “hayır” yanıtı alacağımızı, hele bir de şirket ortamı dışında sokaktaki vatandaşa sorsak daha da yoğun olumsuz dönüş olacağına eminim.</p>
<p><strong>Yoksa Konformizm Bu Kadar mı Ağır Basıyor</strong></p>
<p>Fakat Prof. Yücesan’ın aksi yöndeki yanıtı tabii ki salonda biraz şaşkınlık yarattı. Sonsuz serbesti, “bırakınız yapsınlar”, “serbest ticaret”, “bireysel mülkiyet ve girişimin yüceltilmesi” temaları etrafında gördüğüm içinde yaşadığımız sistemin, toplumlar arası ve içinde eşitsizlikler bu kadar yüksekken insanlık için en verimli sonuçları üretebilecek düzen olabileceğine ihtimal vermeyen biriyim. Öte yandan realist yaklaşıp, bir örneklemini Sabancı Center’da gördüğüm kapitalizmin mevcut işleyişi ve finansal piyasalardaki dalgalı hisse işlemlerinin ardındakilerin tüm önceliklere sahip olmasını gönül rahatlığıyla kabullenemeyen dünya üzerindeki büyük kitlenin de yeni bir ekonomik düzen kurulması için bir girişimde bulunmadığını tespit etmeliyiz. Bu durumda, pek çoğumuzun mevcut düzeni ve içinde “konformizmi” tercih ettiğini, girişimci olup risk almaktansa daha büyük bir organizasyonun maaşlı üyesi olmayı kabul ettiğini söyleyebiliriz.</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center"><img alt="Tüm paydaşların iktisadi teşebbüste söz hakkı olması için çalışan ortaklığı ilk adım olabilir" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/paydas-ekonomi-isci-calisan-ortakligi-l.jpg" title="Tüm paydaşların iktisadi teşebbüste söz hakkı olması için çalışan ortaklığı ilk adım olabilir"/></div>
</div>
<p>Kabaca Türkiye’de bir yıl tarımda nispeten iyi, diğerinde nispeten kötü bir ekin kaldırıldığını söyleyebiliriz. Ama ne kadar iyi ya da ne kadar kötü olacağını tam kestiremeyiz. Gelir beklentisindeki belirsizlik sadece tarımda değil pek çok alanda mevcut. Fakat yürürlükteki ekonomik doktrinin “maaş ve tüm giderler sonrası kar, riskin ödülü olarak tümüyle girişimcinin hakkıdır” iddiasını kalbimiz onaylamak istemese de beynimizle “risk almayalım, kar da zarar da girişimciye kalsın” yaklaşımında olduğumuzu kabul etmek gerekir. Ama kayıplar bugünkü seviyelere çıktığında, fiyatları düşürmesine rağmen satışlar hacim olarak yarı yarıya indiğinde maaş ödemeye bile zorlanan şirketinlerin tümünü işçi çıkartmak için fırsatçı davranmakla suçlamak doğru olamaz.</p>
<p><strong>Avrupa&#8217;da Çalışanlarını Ortak Edenler Artıyor</strong></p>
<p>Nitekim bu düşünceyi kabullenenlerin sayısı artıyor. Belki de kabaca bir yüzyılla sınırlı modern ekonomi tecrübemizle aklımızın alabildiği en ideal, ütopik ekonomi düzeni olabilecek “paydaş” tabanlı ekonomiye yaklaşan anlaşmaların haberleri gelmeye başladı. Amerikan otomotiv devi Chrysler’ın iflas başvurusu sonrası ortaya çıkan yapıda işçiler önemli bir pay aldıktan sonra dün de General Motors’un Avrupa iştiraki Opel yeniden yapılanırken işçiler şirketten %10’luk bir pay aldı. Maaşları korumak bir yana, en olumsuz etkilenen sektörlerde “%5 mi %10 mu maaş indirimi” pazarlığı yapılan <a href="http://www.ft.com/cms/s/0/032623ec-4ad3-11de-87c2-00144feabdc0.html" target="_blank" title="Financial Times'dan bu konuyla ilgili bir yorum yazısı">pek çok Avrupa ülkesinde sendikalar işlerini korumak için bugün feragat ettiklerinin karşılığında şirketin iyi günlerine inanarak geleceğe yatırıp yapıp şirket ortaklığını kabul etmeye başlıyorlar</a>. Son dönemde popüler örneklerini Almanya’da görsek de bu ülkede büyük şirketlerin hisselerinin sadece %1,7’si çalışanların elinde, Fransa’da ise rakam %4,5’lara dayanmış, Avrupa ortalaması ise %2,6.</p>
<p>Bu, tepe yöneticilere indirimli hisse opsiyonu tanımakla tam olarak aynı şey değil. Şirketin sıkıntılı dönemlerine omuz vermeyi göze alan çalışanlar böylece “bizim piyasa süper, şirket paraya para demiyor, ama maaşımız enflasyon kadar bile artmadı” diye yakınmaktan kurtulabilir. İşçilerin şirkete ortaklığının olması ve artması, “uzun vadede şirketin iyiliği aslında sadece işçilerin umrunda&#8221; iddiasını da göz önüne alırsak son derece sağlıklı. Tabii ki şirket yönetiminde ne kadar söz sahibi olunacağı da bir tartışma konusu oluyor. Nitekim bazı şirketler sadece kar payı hakkı veren ortaklık modelleriyle yola devam ediyorlar.</p>
<p><strong>Var mısınız?</strong></p>
<p>Tabii ki işçilerden, çalışanlardan fedakarlık istemek, çalışma saati, maaş ve zamları kesmek, bunun karşılığında hisse vermek şirketleri bugünkü krizden kurtarmaya yetmeyecek. Fakat 2008 resesyonu sonrası ekonomik model tartışmaları sürerken “paydaş” tabanlı bir düzenin ilk adımı olabilecek işçi ortaklığı örneklerinin yaşanması ümit verici. Bilmiyorum siz ne dersiniz, sabit kısmı çok az, değişken kısmı çok olan bir maaşla şirketinize küçük bir ortak olmak ister miydiniz?</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/resesyon-yeni-bir-modelin-kilidini-aciyor-mu-daha-az-sabit-maasla-isyerinize-ortak-olup-kara-ve-zarara-ortak-olmaya-var-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>e-Türkiye olma yolunda kayıp bir yıl 2008! Yüksek vergi ve tekel koşulları ile 2009 da ümit vermiyor</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/e-turkiye-olma-yolunda-kayip-bir-yil-2008-yuksek-vergi-ve-tekel-kosullari-ile-2009-da-umit-vermiyor/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/e-turkiye-olma-yolunda-kayip-bir-yil-2008-yuksek-vergi-ve-tekel-kosullari-ile-2009-da-umit-vermiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2009 19:52:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=471</guid>
		<description><![CDATA[Mevcut kamu sitelerini bir araya toplamaktan öteye geçmeyen türkiye.gov.tr'nin açılışıyla avunmaya çalıştığımız 2008 bilişim sektörü açısından kayıp bir yıl oldu. En küçük, en az kullanıcılı ülkeler İnternet markaları çıkarırken Türkiye 2009'da yeni açılımlar iddiasında, ama iletişim vergileri ve kamunun bilişim vizyonu ne kadar değişecek göreceğiz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de bilişim sektörü üzerine en az yazı yazdığım yılı geride kalırken bu sadece tercihlerimden değil gerçekten de 2008’in bu alanda adeta kayıp bir yıl olmasındandı. Yılı değerlendiren yayınlar, raporlar, dosyalara göz gezdirdiğimizde de ne kadar küçük adımlardan bahsettiğimiz ortaya çıkıyor.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Yılsonuna yetişsin diye aceleyle açılan “Devletin Kısayolu” sloganlı <a href="http://www.turkiye.gov.tr" target=_blank title="resmi kamu hizmetleri portalımız artık türkiye.gov.tr adresinde yayında">www.turkiye.gov.tr</a> ile başlayabiliriz. Hangi yıldan örnek versek ki, mesela CeBIT Bilişim Eurasia 2004’te fuarın seçilen ana temalarında biri e-devlet idi ve birkaç devlet kurumu web sitesi tanıtılmıştı. Sonraki fuarlarda da genelde aynı şeyler oldu. Öte yandan “elektronikleşme” farklı şekillerde gündeme geldi, örneğin <a href="http://www.cihansalim.net/blog/200509.htm#mebtoshzen">2005 sonunda Türkiye’de 2 bin 600 okulumuzda tuvalet yokken, okullara altyapı, tuvalet, İnternet, bilgisayar getireceğimize öğretmenlere birazcık indirimle bilgisayar satın aldırdık</a>, söz konusu firmaya rekor kırdırttık, Dünya Başkan Yardımcısı meraktan buraya geldi, biz de e-devlet ilerliyor sandık!</p>
<p>Her neyse, yıllardır gündemde olan e-devlet portalı, “giriş kapısı” sonunda karşımızda ve bu tanımı hak edercesine zaten yayında olan pek çok kamu kurumunun web sitesini bir çatı altında toplamaktan öteye gitmiyor. Bu da olumlu bir gelişme ama bu kadar gecikmesi, bunun için büyük danışmanlık ücretleri ödememiz ve hala, açılış töreninde Başbakan’ın da itiraf ettiği gibi mevzuatta değişiklik olmadığından bürokratik sayısız işi kağıtla yapmak zorunda oluşumuz e-devlet konusunda çok ağır ilerlediğimizi gösteriyor.</p>
<p>Peki e-devlet hizmetlerinden kimler yararlanabiliyor? Türkiye “e”leşti mi, “e-Türkiye” oluyor muyuz? 2008’de 27-28 milyon İnternet kullanıcısına ulaştığımız iddia ediliyor, işin kötüsü propaganda yapma ihtiyacı değil doğru bilgiyle çalışma ihtiyacı olan bürokratlar, kamu temsilcileri bile buna inanıyor. Halbuki bu istatistik, her İnternet aboneliğini 4 kişinin sürekli kullandığı varsayımıyla ulaşılan abartılı bir rakam. Bu rakamlar çok önemli çünkü dünyanın hızına yetişmek için iletişim, İnternet, bilgi edinme kolaylığı alanlarında treni kaçırma lüksümüz yok.</p>
<p>Zaten çok az abonemiz olduğu için artış hızında dünyada ilk onda olabiliriz ama buna rağmen artış hızı yavaş! Çünkü dünyanın <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/en-pahali-adsl-hala-bizde-4-mbit-hiz-neyimize-4-mblik-hattimiz-var-mi/" title="En Pahalı ADSL Hala Bizde; 4 Mbit Hız Neyimize, 4 Mb’lik hattımız var mı! başlıklı yazım">en pahalı geniş bant İnternet erişimini kullanmaya devam ediyoruz</a>. 2008 boyunca İnternet gibi lüks, zevk için tüketilen(!) bir hizmet için %18 KDV ve %15 ÖİV ödemeye devam ettik. ÖİV’de %5&#8242;e indirim söz konusu ama bu sembolik, halbuki yapılması gereken, eğer sadece devlet “e”leşsin değil, Türkiye e-Türkiye olsun istiyorsak, ÖİV bir yana KDV’yi sıfırlamak!</p>
<p>İnternet’in ucuzlaması, yaygınlaşması sadece “kullanıcı” vatandaşlar için önemli değil, İnternet ve bilişim sektörü için belki daha da önemli. Az önce “doğru bilgiyle çalışma ihtiyacı olan bürokratlar, kamu temsilcileri de 28 milyon abone olduğuna inanıyor&#8221; derken kast ettiklerimden biri de son derece saygın, önemli çalışmalarında üstün performans gösteren <a href="http://www.invest.gov.tr/" title="invest.gov.tr adresinden İngilizce yayın yapan Ajans sitesine ulaşabilirsiniz">Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı</a> Başkanı Alpaslan Korkmaz. Sayın Korkmaz Türkiye’yi Avrupa’nın bilişim üssü yapma konusunda çok iddialı yorumlar yapmış, ama bunun için çok daha fazla abonelik, çok daha bilinçli ve yaygınlaşmış İnternet kullanımı ve böylece de İnternet hizmetleri sunabilen girişimler, çalıştırdıkları işgücü gerekli. Eğer kast edilen “bilgisayar programları”, talebe özel bile üretilse bildiğimiz “yazılım” ürünleri ise maalesef orada da hızla sıradanlaşmaya gidiliyor. Gelecek “platformlarda”, platformlar oluşturma, mevcut platformlarda çözüm sunmakta, yani İnternet tabanlı çözümler, hizmetler geliştirmede. Sayısız örnek verilebilir, mesela Estonya’dan dev bir İnternet markası çıkıyor, Skype, Türkiye’den bir örneğimiz neden yok?</p>
<p>Neden genç nüfusun bu kadar büyük olduğu, tüketme eğilimi düşük olmayan bu ülkeye sigaracısından petrol, benzin dağıtımcılarına, en büyük Avrupa bankalarından en meşhur restoranlara, krizde ABD’li rakiplerinden güçlü kalan Avrupalı otomobil üreticilerinden büyük gıda üreticilerine yabancı sermaye akıtılırken İnternet dünyasının, yazılımcıların devleri yeni yatırım ya da satın almalarla gelmediler, gelmiyorlar? Sadece burada olma kararını zaten çok önceden almış 2-3 büyük yatırımlarını koruyor. Peki onlar gelmiyorsa neden Türk bilişim devleri, dünyaca kabul gören İnternet hizmetleri çıkaramıyoruz?</p>
<p>Hatta neden web girişimlerimiz .com.tr ile biten adresler yerine .com ile biten Amerikan web adreslerini kullanıyor, mesela telekomünikasyon devimiz Türk Telekom yeni yıl kampanyası için neden .com.tr ile biten adres almakla uğraşamıyor? Demek ki biz bilişim konusunda doğru adımları atmıyoruz…</p>
<p>Kötümser olmak istemediğim zor bir dönem ama bilişimin önemini anladığımızı söylemek mümkün değil. 2009’da 3. Nesil mobil iletişim altyapısı kurulacak, tonlarca parayı 3G destekli telefonlara dökeceğiz. Ama bir türlü sabit hat İnternet konusunda rekabet yaratamamaya devam edeceğiz. Üstüne üstlük bu sene şehir içi telefon hizmetleri de rekabete açılacak, yani isterseniz sabit hat konuşmalarınızı Türk Telekom yerine başka bir firmadan yapabileceksiniz. Ama tabii bu yeni yetme firmalar böyle bir ekonomik ortamda yeni kablo döşeyemeyecek, yine Türk Telekom’a kira ödeyecek, hem de Türk Telekom’a rakip olacaklar. Şehir içi telefon hizmetinde ne kadar sağlıklı rekabet edilebileceğini, ADSL altyapısı için TT’ye mecbur olan alternatif ADSL şirketlerinin ne durumda olduğuna bakarak tahmin edebiliriz.</p>
<p>Hem de şehir içinde sabit hat telefon hizmeti sunmak isteyen yeni şirketler ankesörlü telefon ya da İnternet, veri hizmetleri sunma hakkına sahip olmayacaklar. Nerede sağlıklı miktarda, olması gerektiği kadar rekabet yoksa atalet olur, gelişme yavaşlar. İşte Türkiye’nin bilişimde atılım yapamamasının, Alpaslan Korkmaz’ın Avrupa’nın bilişim üssü olma ideallerine bugüne kadar ulaşılamamış olmasının bir nedeni bu, diğeri de vizyonsuzluktu. Umalım ki yeni yıl bu alanda yeni açılımlar getirsin.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/e-turkiye-olma-yolunda-kayip-bir-yil-2008-yuksek-vergi-ve-tekel-kosullari-ile-2009-da-umit-vermiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2008 Olimpiyatları&#8217;nın Gösterdiği Gibi Türkiye Akılcı ve Stratejik Davranmadığı Alanlarda Mağlubiyete Mahkum</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/2008-pekin-olimpiyatlarinin-gosterdigi-gibi-turkiye-akilci-ve-stratejik-davranmadigi-alanlarda-maglubiyete-mahkum/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/2008-pekin-olimpiyatlarinin-gosterdigi-gibi-turkiye-akilci-ve-stratejik-davranmadigi-alanlarda-maglubiyete-mahkum/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Aug 2008 17:08:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=243</guid>
		<description><![CDATA[Hiç de iyi başlamadığımız Çin'deki olimpiyatlar "Türkiye'de ne yanlış yapılıyor" sorusunu yine gündeme getirdi. Ama önceki olimpiyatlarda olduğu gibi bir sorun üzerine 15 gün düşünmek o sorunu çözmeye yetmiyor. Türkiye her konuda olduğu gibi sporda da farklı hareket etmeye başlamalı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2008 Yaz Olimpiyatları Türk sporu açısından hiç de iyi başlamadı. Önceki olimpiyatlarda madalya almış, hatta altına ulaşmış isimler derece yapamayınca moraller de bozuldu. Dünya nüfusunun kabaca %1&#8242;ini oluşturan Türkiye yazıyı yazdığım Çarşamba günü akşamına kadar dağıtılan 225 madalyadan sadece bir gümüş, yani toplam madalyaların %0,5&#8242;inden azını kazanabilmişti. Moğolistan, Zimbabve bizden çok madalya kazananlardan sadece bazıları&#8230;
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Bu başarısızlık yavaş yavaş tartışılmaya başlandı. Konu çok boyutlu ama bir önceki Atina Olimpiyatları&#8217;nda, ondan öncekinde de &#8220;Daha çok madalya almalıyız&#8221; tartışmasını birkaç hafta, bilemediniz bir ay yapmış, sonra da unutmuştuk. Halbuki zihniyet değişimi şart. Kısa vadeli, günü kurtarma, daha da kötüsü bireysel çıkar sağlama odaklı kararlar sporcularda, antrenörlerde, daha önemlisi ilgili federasyonlarda, bürokraside, spor politikasında ağır bastıkça ilerlememiz hayal.</p>
<div align="center"><img alt="" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/pekin08trf.jpg" title="2008 Pekin Olimpiyat Oyunlarının Çin Ulusal Stadyumundaki Açılış Töreninden" width="470" height="271" /></div>
<p>Ama zaten sporu spor olarak görmektense rahatlama, deşarj olma, aidiyet ihtiyaçlarını karşılama aracı olarak kutsayan futbol odaklı bir ülkede biz spor seyircilerilerinin de suçu var.</p>
<p>Olimpiyatlardaki başarısızlıkla ilgili listelenecek nedenlerden sadece biri olsa da değinmeden geçemeyeceğim, gençlerimizin önüne çıkan Öğrenci Seçme Sınavı ve bu sınava aşırı önem yükleyen aileler, eğitimciler, tabii gençler, mevcut sistemde yaptıkları sporu bırakmak zorunda kalıyorlar.</p>
<p>Bu şaşırtıcı da değil, çünkü geçenlerde yazdığım gibi, onlarda iktisadi terimle &#8220;rasyonel bireyler&#8221; ve kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyorlar. ÖSS&#8217;de derece yaparlarsa dershanelerinden binlerce YTL, hatta araba kazanıyorlar. <a title="2007 ÖSS Şampiyonları Zevk, Ego, Ödül için Tekrar Sınava Giriyor, Geleceğe Hazırlanmaktansa Geçmişle Yaşıyor başlıklı yazım" href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/2007-oss-sampiyonlari-zevk-ego-odul-icin-tekrar-sinava-giriyor-gelecege-hazirlanmaktansa-gecmisle-yasiyor/">Bazıları bu nedenle geçen sene derece yaptığı sınava tekrar bile giriyor!</a> Peki aynı olanaklar milli takıma seçilme, yani Türkiye&#8217;de o spor dalında en iyi(lerden biri) olanlara sağlanıyor mu? İkisi de Türkiye birinciliği değil mi! &#8220;Olimpiyatta madalya kazanınca verilen ödüller var&#8221; diye işi karıştırmayalım, o inanılmaz başarı tüm dünya üzerinde o alanda en iyi olmanın ödülüdür&#8230;</p>
<p>Lafın kısası, hızlı ilerleyen günümüz dünyasında daha gelişmiş olduğumuzu sandığımız onlarca ülke kararlı, &#8220;akılcı&#8221;, planlı, programlı ilerliyor. Türkiye ise aynı olimpik sporlarda olduğu gibi, uzun vadeli, planlı davranmadığı her konuda gerilemeye mahkum. Birleşmiş Milletler insani gelişmişlik listesinde 84. sırada olduğumuzu biliyorsunuz&#8230;
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/2008-pekin-olimpiyatlarinin-gosterdigi-gibi-turkiye-akilci-ve-stratejik-davranmadigi-alanlarda-maglubiyete-mahkum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AKP Davası &#8220;Google Davası&#8221;na Dönüşen Ülke</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/akp-davasi-google-davasina-donusen-ulke/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/akp-davasi-google-davasina-donusen-ulke/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2008 17:56:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=212</guid>
		<description><![CDATA[AKP'nin kapatılmasına yönelik iddianameye karşılık hazırlanan savunmada, iddianame hazırlanırken İnternet'ten faydalanılması eleştirilerek "Bu adeta 'Google Davası'dır" yakıştırması yapılması İnternet'i nasıl gördüğümüz hakkında tarihe düşülmüş acı bir not]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ergenekon gözaltılarının yeniden ülkeyi sarstığı bir günde yazı yazma fırsatı denk geldi, her ne kadar konsantre olmak zor olsa da&#8230;</p>
<div align=center><!--adsense--></div>
<p>AKP&#8217;nin kapatma davası iddianamesi ve savunma metni yüzlerce sayfayı aşıyor. Ben metinleri okumadım, anahtar noktalarını medyadan takip ettim. İddianame ve savunma metinleri pek çok web sitesinden bulunabilir, örneğin gazeteci Can Dündar&#8217;ın sitesinde iddianame, dört ayrı cevap metni <a title="Can Dündar'ın sitesinde iddianame ve tüm cevap metinleri bulunabilir" href="http://www.candundar.com.tr/index.php?Did=6894" target="_blank">ayrı ayrı dökümanlar olarak bir arada bulunuyor</a>.</p>
<p>Fakat savunma metinleri içinde <a title="PDF dosya formatında" href="http://www.candundar.com.tr/_media/esasailiskincevaplar.pdf" target="_blank">&#8220;esasa ilişkin cevaplar&#8221; adlı döküman</a>da Google ve İnternet kullanımı ile ilgili dile getirilenler yazılarımın ve benim ilgi alanıma girdiği için belli bölümünü okumadan yazmak istemedim. Okuduklarım ise beni gerçekten hayrete düşürdü.</p>
<p>AKP savunmasında iddianameye cevap verirken ana tezler sunulmuş, örneğin; &#8220;İddia makamının demokrasi ve laiklik yorumu evrensel anlayışla bağdaşmamaktır&#8221; gibi. Bu tezlerin içi alt başlık ve açıklamalarla doldurularak savunma şekillendirilmiş.</p>
<p>İkinci ana tez ise &#8220;Bu davada sunulan delillerin ispat hukuku bakımından delil olma değeri yoktur&#8221;. İşte bu bölümde tam 9 alt başlık bulunuyor ama bunlardan ilki çok düşündürücü.</p>
<p>Çünkü bu bölümde kapatma davasına &#8220;<strong>Google Davası</strong>&#8221; adı yakıştırılmakta. Bunun nedenini gelin beraber okuyalım:</p>
<blockquote><p>&#8220;Yargılama hukukunun temel ilkesi delillerden sonuca gitmek iken, partimiz hakkında açılan davada bu ilke tersine çevrilmiş görünmektedir. Önce dava açmaya karar verilmiş, daha sonra da bunun için delil toplanmıştır. Nitekim iddianameye ek olarak sunulan dosyalarda yer alan gazete haber ve yorumlarının büyük bir kısmı bunların yayınlanmasından <em>yıllarca sonra internet yoluyla derlenmiştir</em>. Bu nedenle bu dava adeta bir <em>“google davası”</em>dır. Başsavcı, çok sayıda haber ve yorumu dava açma tarihine yakın bir zamanda <em>anahtar kelime yazarak “google” arama motorundan arama yapmak suretiyle elde etmiştir</em>. Örneğin, iddianamenin 10, 14, 29, 74, 93, 95, 97, 100 nolu eklerinde yer alan bazı deliller bunlardan sadece birkaçıdır. Bu şekilde internetten elde edilen gazete haber ve yorumlarının 2 Şubat 2008 Cumartesi ve 3 Şubat 2008 Pazar günleri indirildiği<br />
görülmektedir. Bu durum Başsavcılığın partimiz hakkında dava açabilmek için hafta sonu tatilinde bile yoğun bir mesai yaptığını göstermektedir.</p>
<p>(&#8230;) İddianamede delil olarak kullanılan gazete kupürlerinin çok az bir kısmı, ilgili gazetelerden günü gününe kesilen kupürlerden oluşurken, büyük kısmı ise sonradan belli bir zaman diliminde <em>gazetelerin internet sayfalarından arşiv taraması yapılarak çıktı alınmak suretiyle verilmiştir</em>.</p>
<p>(&#8230;) Ses ve görüntü kayıtlarının bile tek başına delil olarak kullanılamadığı bir hukuk sisteminde, <em>internet gibi yalan ve yanlış haberlerin çok yoğun bir şekilde yer alabildiği sanal bir ortamdan delil üretmeye çalışmak</em> bir hukuk garabetidir.&#8221;</p></blockquote>
<p>Delillerin Google&#8217;da anahtar kelime girilip arama yapıldıktan sonra sunulmasına dikkat çekiliyor. Ama zaten bir insan, bir konuda çalışma, araştırma yapmaya önce karar verip sonra da çalışması için bildiği, bilmediği bilgi ve gelişmeleri İnternet&#8217;te arama yaparak bulmaz mı?</p>
<p>İnternet günümüzün ve en azından yakın geleceğin bir numaralı bilgi ve haber kaynağı. Her gün çalışanlar, öğrenciler, eğitmenler iş ve öğrenme amaçlı aramalar yaparken, yüz milyonlarca insan merak, zevk, eğlence, amaçlı aramalaryapıyor. Araştırmalar iki milyara doğru ilerleyen İnternet nüfusunun %84&#8242;ünün düzenli olarak arama yaptığı, aramalarının neredeyse üçte ikisini de Google arama motorundan yaptığını gösteriyor.</p>
<div align=center><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/07/googleakp.jpg" width="470" height="196" class="alignnone size-full wp-image-213" /></div>
<p>İnternet&#8217;ten arama yapılması bir yana, savunmanın dayandığı bir diğer nokta da partinin aleyhindeki deliller olarak sunulan gazete haberlerinin de yine İnternet&#8217;ten, yayımlandıktan daha sonra indirilmiş olması.</p>
<p>Peki bu dönemde evinde gazete küpürü saklayanların çok azaldığını, yayımlandığı gün bile gazeteyi kesmektense İnternet sitesine girip haberi, yazıyı, fotoğrafı bilgisayara kaydetmenin artık akılcı ve mantıklı olduğunu söylemeye gerek var mı&#8230;</p>
<p>Ve maalesef savunmanın bu başlığının sonunda, ülkemizdeki siyasetçilerin, idarecilerin, önemli konumlardaki pek çok insanın İnternet&#8217;e nasıl baktığını bir kez daha görüyoruz: &#8220;İnternet gibi yalan, yanlış haberin yoğun olduğu bir medya&#8230;&#8221; diye uzayıp giden, İnternet&#8217;i hor gören, sıradan, kalitesiz bir kanal olarak nitelendiren demeçlerin bir de savunma metninde tarihe geçmiş olması gelecek nesillere bırakacağımız acı bir ibret cümlesi olacak sanırım.</p>
<p>AKP kapatılır ya da kapatılmaz, konu bu değil. Ülkeyi yönetme hedefindeki siyasi oluşumların çoğunluğu bu vizyonla geleceğe baktıkları sürece, bu zihniyet değişmedikçe kaçırmak üzere olduğumuz son tren, &#8220;bilgi çağı, bilgi toplumu&#8221; treninin en arka vagonunu bile göremeyiz. İşte böyle bir ülkede İnternet yasakları acele hazırlanır, özensiz ve umursamaz tavırlarla İnternet siteleri kapatılır, İnternet&#8217;e erişebilen vatandaş oranı dünya ortalamasının altında kalır, vatandaşımız işini ağır aksak sokaklarda, sıralarda yaptırabilir, zaman, para kaybeder, yabancılara göre daha az bilgi ve donanımla yabancılarla rekabet etmeye çalışır&#8230;</p>
<div align=center><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/akp-davasi-google-davasina-donusen-ulke/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk, Dönerini de Savunmazsa Türkiye Maçlardan Sonra Kimin Aklında Kalır</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/turk-donerini-de-savunmazsa-turkiye-maclardan-sonra-kimin-aklinda-kalir/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/turk-donerini-de-savunmazsa-turkiye-maclardan-sonra-kimin-aklinda-kalir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jun 2008 18:22:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=210</guid>
		<description><![CDATA[Paris'te gördüğüm bazı Türk restoranları, camlarındaki büyük döner resimlerinin üstüne "Grec" yani "Yunan" kelimesini yazmıştı. Fransa'da Yunan kebabı olarak anılmaya başlanan kebabı Türk girişimcilerin de "Türk" adıyla sunmaması çok önemli ve derin tartışmalara neden açacak bir konu değil mi?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir haftalık bir tatil için, ilk kez Paris&#8217;e gittim. Diğer ülkelere oranla hakkında daha çok şey bildiğim bir ülke de olsa bizzat gözlemlemek tabii ki bir kazançtı. Geziyle ilgili kültürel, tarihi, turistik başka yazılar da yazabilirim, ama bugün kısa ve farklı bir gözlemi paylaşmak istiyorum.</p>
<div align=center><!--adsense--></div>
<p>Kaldığım yerin hemen yanındaki &#8220;İstanbul&#8221; adlı restoranda ve şehirde gördüğüm diğer iki Türk restoranında daha tahmin edeceğiniz üzere Türk yemekleri, camlarındaki ifadelerle &#8220;spesiyaliteleri&#8221; sunuluyordu. Fakat bu üçünden ikisinin camlarında yer alan büyük döner resimlerinin üstüne &#8220;Grec&#8221; yani &#8220;Yunan&#8221; yazısı yerleştirilmişti. Yunan kebabı olarak da anılmaya başlanan dönerin müşteri çekmek isteyen Türk girişimciler tarafından da &#8220;Türk&#8221; adıyla sunulmaması çok önemli ve derin tartışmalara neden açacak bir konu değil mi?</p>
<p>Yine yakınımdaki marketlerde belki de tek gerçek gıda &#8220;icadımız&#8221; olarak dünyada kabul gören yoğurtları da &#8220;yabancılaştırılmış&#8221; buldum. &#8220;Yoghurt a la Grecque&#8221; ürününün adı Yunan yoğurdu anlamına gelmese de, Yunan usulü Yoğurt olarak algılanabilir. Ama bunu gördükten sonra daha dikkatli gezdiğim süpermarkette hiç &#8220;Türk usulü&#8221; tarzında etiketli bir ürün göremedim. Paris&#8217;te bazı Kuzey Afrika ve Arap restoranlarının da baklavayı bir güzel sahiplendiğini söylememe gerek yok sanırım.</p>
<div align=center><a href="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/06/grecdoner.jpg"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/06/grecdoner.jpg" alt="Fransa\'da Yunan kebabı, sandviçi, spesiyalitesine dönüşen Türk döneri..." width="470" height="307" align="center" /></a></div>
<p>Bir ülke mutfağının o ülkenin kültürel tanıtımı, &#8220;propagandası&#8221;, dünyaya mirası açısından fazlasıyla önemli olduğunun farkında değilken yemeklerimizi, mutfak birikimimizi önemsememizi beklemek belki de hayal, bilemiyorum&#8230;</p>
<p>Ama işte bu gerçekler bırakın &#8220;<a title="Devlet destekli markalaşma programının resmi web sitesi" href="http://www.turquality.com/">Turquality</a>&#8221; ve sayısız çabayla marka ürün, icat çıkarmayı, ülkeyi markalaştırmayı; elimizdeki değerlerimizi bile koruyamadığımızı bir kez daha gösterdi. Evet bunları belki biliyordunuz, ama Türk restoranlarının da vitrinlerine &#8220;Yunan Kebabı&#8221; yazacağını bilmiyorum kaç kişi tahmin eder.</p>
<p>Oradaki girişimci Türk&#8217;ü buna iten faktörleri iyi düşünmemiz gerekiyor, ama o Türk&#8217;ün de diğer Türkler ile güç birliği yapmakta yetersiz kaldığını, yurt dışındaki soydaşlarımızın lobi faaliyetlerini sahiplenmek bir yana umursamadığı gerçeğini de artık kabul etmeli, bunu kurumsal seviyelerde dikkate alarak politikalar geliştirmeliyiz.</p>
<p>Aksi durumda futbolla yaptığımız reklamdan medet umar, Olimpiyatlar başlayınca 5-6 altın madalya bile alamayınca unutulup gideriz&#8230;</p>
<div align=center><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/turk-donerini-de-savunmazsa-turkiye-maclardan-sonra-kimin-aklinda-kalir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>23 Nisan&#8217;ı Bir Futbol Maçından Önemsiz Görmek, Üstünden Siyaset Yapmak!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/23-nisani-bir-futbol-macindan-onemsiz-gormek-ustunden-siyaset-yapmak/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/23-nisani-bir-futbol-macindan-onemsiz-gormek-ustunden-siyaset-yapmak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Apr 2008 21:03:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=190</guid>
		<description><![CDATA[Ulusal değerlerimizi, toplumumuzu bir arada tutan ortak paydaları aşındıran bir olay, demeç, habersiz gün geçmiyor ama bugün yazmadan edemedim. Galatasaray-Fenerbahçe maçı törenler yüzünden kötü zeminde oynanacakmış! Bir de törenlerde tribünde oluşturulan sloganları çıkar amaçlı kullanmaya başlamadık mı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ulusal değerlerimizi, toplumumuzu bir arada tutan ortak paydaları aşındıran bir olay, demeç, habersiz gün geçmiyor ama bugün yazmadan edemedim. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı&#8217;nı bir çocuk şenliği olarak algılayan ve egemenliğin halkın iradesine geçtiğinin sembolü olduğunu fark etmeyenlerin kırdıkları potlar zarar verici olmaya başladı.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Dünkü Milliyet Gazetesi spor sayfalarının manşet haberi şöyleydi: &#8220;Derbiye 23 Nisan Darbesi&#8221;. Haberde haftasonu oynanacak Galatasaray &#8211; Fenerbahçe maçının tarihinin önceden bilinmesine rağmen Galatasaray yönetiminin 23 Nisan kutlamalarının bu sene Ali Sami Yen Stadyumu&#8217;nda yapılmaması için başvuru yapmayı unuttuğu iddia ediliyor. 23 Nisan törenleri esnasında bozulan zeminin derbi maçta ev sahibi takıma sıkıntı yaşatabileceği varsayımı ile 23 Nisan&#8217;ın büyük maça(!) darbe vurduğu ima ediliyor.</p>
<p>Türkiye bu hale geldiyse, Milliyet gibi basının saygın bir markasında böyle şuursuzca, tartışma, spekülasyon yaratma amaçlı, toplumu gerecek, gereksiz hatta belki çok daha ulvi(!) amaçlarla böyle haberler yapılıyorsa gerçekten bu ülkenin geleceği eskiye göre daha az parlaktır.</p>
<div style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-191" title="23 Nisan stadyum törenlerini de yıpratmayalım" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/04/23ntoren.jpg" alt="" width="380" height="281" /></div>
<p>Ben bir Galatasaraylı olarak her sene olduğu gibi bundan böyle de benim taraftarı olduğum takımın maçlarını oynadığı sahada 23 Nisan, hatta 19 Mayıs, 30 Ağustos törenlerinin yapılmasını Fenerbahçe&#8217;ye karşı maç kazanmaya tercih ederim, hem de 1-2 sene değil, hep, her zaman&#8230;</p>
<p>23 Nisan&#8217;ı yıpratanlarla ilgili o kadar çok söylenecek söz var ki&#8230; Neyse, bir de yıpratmak değil, bu kutsal günden yararlanmaya çalışanlar var. Bu sabah evden çıkarken 20-30 saniye göz attığım Ankara&#8217;daki törenlerde karşı tribünde hazırlanan yazılardan biri şunun gibi bir şeydi:</p>
<p>&#8220;Halkın sevgisinden büyük ödül yoktur.&#8221;</p>
<p>Ulu Önder Atatürk&#8217;ün 23 Nisan gibi bir günde söylemeyeceği, aksine halkın, ulusun iradesinin ve yönlendiriciliğinin önemini vurgulayacağı ortadayken böyle bir günde &#8220;biz halkın sevgisini kazandık, halkın gönlündeyiz&#8221; mesajı verdirtmek sizce masum bir davranış mı? Böyle bir günde &#8220;halkı arkasına almanın verdiği gücü&#8221; hatırlatmak yine 23 Nisan ruhuna aykırı bir yaklaşım, bu güne değer katmak değil, bu gün üstünden siyaset yapmaktır.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/23-nisani-bir-futbol-macindan-onemsiz-gormek-ustunden-siyaset-yapmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İspanya Hükümeti’nin kadın çoğunluğu, kadını toplumdan dışlayan Türkiye ve Pippa Olayı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/ispanya-hukumeti%e2%80%99nin-kadin-cogunlugu-kadini-toplumdan-dislayan-turkiye-ve-pippa-olayi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/ispanya-hukumeti%e2%80%99nin-kadin-cogunlugu-kadini-toplumdan-dislayan-turkiye-ve-pippa-olayi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Apr 2008 11:43:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=183</guid>
		<description><![CDATA[Blog’umu yeniden ayağa kaldırdıktan sonra gerek görünüm gerekse de fonksiyonalite konusunda çok şey yapmadan önce, ne zamandır yazmadığım için, hemen bir yazı yazmak istedim. Bu sefer de pek tarzım olmayan bir yazı fikri aklıma geldi.

Çünkü zaten pek çok medya organında görmüş olacağınız bir konu: İspanya Başbakanı Zapatero yeni bakanlar kabinesini açıkladı. Sanayileşmiş ülkeler içinde en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Blog’umu yeniden ayağa kaldırdıktan sonra gerek görünüm gerekse de fonksiyonalite konusunda çok şey yapmadan önce, ne zamandır yazmadığım için, hemen bir yazı yazmak istedim. Bu sefer de pek tarzım olmayan bir yazı fikri aklıma geldi.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Çünkü zaten pek çok medya organında görmüş olacağınız bir konu: İspanya Başbakanı Zapatero yeni bakanlar kabinesini açıkladı. Sanayileşmiş ülkeler içinde en ciddi etnik, siyasi sorunlar yaşayan ülke İspanya sadece 17 bakan ile yönetilebiliyor ve yeni kabinede dokuz kadın bakan var, yani kadınlar çok az farkla çoğunlukta. Özellikle 37 yaşındaki Carme Chacon’un Savunma Bakanı olarak atanması oldukça dikkat çekici oldu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-185" title="İspanya\'nın yeni hükümetinde kadın bakanlar çoğunlukta" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/04/bakanlaresp.jpg" alt="İspanya\'nın yeni hükümetinde kadın bakanlar çoğunlukta" width="363" height="242" /></p>
<p style="text-align: center;">
<p>Durumumuzu zaten biliyorsunuz, 60. Hükümet’in tam 24 bakanı var. Bu 24′ünden sadece biri kadın, o da Nimet Çubukçu, ki bazen demeçleri ve tutumları ile kadın haklarını pek de iyi koruyamayacağı yönünde tartışmalar yaşanıyor. Zaten TBMM’de de kadın temsilci sayısı çok az, aynı iş dünyasının tepe seviyelerindeki gibi. Topluma, genç kızlarımıza ve tabii erkeklere “ideal kadın” imgesi sunmuyor, bir rol modeli, örnek yaratmıyoruz.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/04/bakanlartr1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-186" title="60. Hükümetimiz\'de ise sadece tek kadın bakan var" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/04/bakanlartr1.jpg" alt="60. Hükümetimiz\'de ise sadece tek kadın bakan var" width="500" height="641" /></a></p>
<p>Aksine sürekli zorluklar çıkardığımız kadınları sosyal hayattan, iş hayatından dışlıyoruz. <a title="İlgili haber" href="http://www.iskanunu.com/haberler/haberler/istihdamda-iyilesme-yasansa-da-kentli-ve-genc-kadina-is-yok.html" target="_blank">2008′in ilk üç ay sonuçlarına göre, istihdam</a>ın %74′ü erkeklerle sağlanıyor. Türkiye genelinde resmi, kayıtlı işsizlik %10′un biraz üstünde dolaşırken şehirlerde yaşayan genç kadınların tam %29′u işsiz!</p>
<p>İstihdam edilmemek bir yana genç kızlarımızın çalışmasını da istemiyor, ya da onları çalışmak istemeyecekleri bir ruh haline sokuyoruz. Çünkü daha önemli bir rakam şu: Genç erkeklerin yarısı işgücüne katılırken, yani çalışmak ister, iş arar, ya da çevrelerinden teklif gelmesi durumunda bunu kabul edecek şekilde beklerken genç kadınların sadece %23′ü işgücüne katılıyor!</p>
<p>Kadınlarımızı toplumdan dışlıyoruz. Özellikle şehirlerde, işyerinde hiç ya da çok az kadınla beraber çalışan erkekler “sakat” bir zihinsel gelişimden geçiyor, işgücüne katılım rakamından ortaya çıktığı gibi yolda normal kadın nüfusuna oranla çok az kadın görüyor, iletişim kurmuyor. Toplumda kadın yok!</p>
<p>Çarpık bakış açısı kök salıyor. Tabii ki toplumun ahlaki değerlerine uygun giyinilmeli ama Başbakan’ın danışmanı “Kadına türbanını çıkar demek donunu çıkar demek gibidir” demeci verirken sokaktaki Türk ve turist kadının nasıl bir zihniyetin tehdidi altında kaldığını görüyoruz. Kadın sıkıca giyinse bile erkeğimizin aklı, yorumu, yaklaşımı bambaşka.</p>
<p>Ve işte bu nedenle ülkemizde tecavüz, kadına yönelik suçlar azalmıyor, bu yüzden <a title="NTVMSNBC Pippa'ya elvada haberi" href="http://www.ntvmsnbc.com/news/442698.asp" target="_blank">İtalyan Pippa hayatını kaybediyor</a>.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/ispanya-hukumeti%e2%80%99nin-kadin-cogunlugu-kadini-toplumdan-dislayan-turkiye-ve-pippa-olayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyal Güvenlikte Düzeltmeleri Engellemek Kardeş ve Çocuklarımızın Geleceğini Çalmaktır</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/sosyal-guvenlikte-duzeltmeleri-engellemek-kardes-ve-cocuklarimizin-gelecegini-calmaktir/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/sosyal-guvenlikte-duzeltmeleri-engellemek-kardes-ve-cocuklarimizin-gelecegini-calmaktir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Mar 2008 13:05:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/sosyal-guvenlik-yasa-tasarisini-engellemek-cocuklarimizin-kardeslerimizin-gelecegini-satmaktir/</guid>
		<description><![CDATA[TBMM Genel Kurulu&#8217;nda görüşmeleri süren, son günlerin önemli gündem maddesi ve önümüzdeki haftalarda yeni eylem, iş bırakmalara neden açacak olan Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı Türkiye&#8217;nin geleceği için sandığımızdan çok daha fazla önemli bir konu. Türkiye&#8217;nin iktisadi açıkları deyince cari açık, sağlık ve emeklilik sistemlerindeki açıklar akla geliyor. Cari açık için ne yapılması gerektiği sürekli gündemde, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TBMM Genel Kurulu&#8217;nda görüşmeleri süren, son günlerin önemli gündem maddesi ve önümüzdeki haftalarda yeni eylem, iş bırakmalara neden açacak olan Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı Türkiye&#8217;nin geleceği için sandığımızdan çok daha fazla önemli bir konu. Türkiye&#8217;nin iktisadi açıkları deyince cari açık, sağlık ve emeklilik sistemlerindeki açıklar akla geliyor. Cari açık için ne yapılması gerektiği sürekli gündemde, gazetelerde, iş dünyasında, piyasalarda tartışma konusu. Sağlık sisteminde de pek çok yenilik söz konusu. Ama kimse emeklilik sistemindeki açığın önemini itiraf edemiyor.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Yılda 30 milyar dolar, yani 39 milyar YTL (39 katrilyon eski TL) açık sosyal güvenlik sisteminde meydana gelmekte. Toplanan vergi gelirlerinin tüm topluma eşitlikçi bir biçimde dönmesi gerektiğine, daha önemlisi &#8220;sosyal devlet&#8221; kavramına gönülden bağlı biri olarak sağlık ve emeklilik sistemlerimizde açık olmasını doğal ve gerekli buluyorum.</p>
<p>Ama hemen de eklemek gerekiyor, yılda 30 milyar dolarlık bir açık aklı başında insanların kabul edemeyeceği bir açıktır, çünkü Türkiye&#8217;de enflasyonun düşmesi, büyümenin güçlenmesinin önündeki başlıca engellerden biri bu büyük deliktir. Devletler iflas etmese de bir anlamda çöküntüye gitmemiz, gelecekte emekli maaşı bile ödeyememiz söz konusu olabilir.</p>
<p>Ciddi yıpranma yaratan meslekleri bir yana bırakalım. Diğer tüm iş kollarında emeklilik yaşının arttırılması, emekli olmak için ödenen prim günü sayısının 7 bin günden çok daha yukarıya çıkartılması gerekiyor. Ama biz çalışanlar bunu kabul edilemez buluyoruz, çünkü benciliz, çünkü bugünü düşünüyor, çocuğumuzu, kardeşimizi, torunumuzu umursamıyoruz!</p>
<p>45-50 yaşlar arasında emekli olanların onlarca yıl emekli maaşı alarak emekli yaşamı sürdüğü ve hatta ikinci bir işte, hem de yine SSK&#8217;ya bağlı olarak çalıştıkları ülkemizde bazı gerçekleri anlamamız gerekiyor. Örneğin bu emekli olanlar sadece 20-25 sene hizmet verdikten sonra bir o kadar süreyi hiçbir şey üretmeden maaş alarak geçiriyorsa ülkenin kaynaklarının buna yetmeyeceği açıktır.</p>
<p>İşte bu nedenle emekli maaşları bu kadar düşük! Genç denecek yaşta emekli olmuş milyonlarca insana maaş ödeyebilmek için çalışmakta olanların aylıklarından bu kadar yüksek prim kesiliyor. Primler bu kadar yüksek olduğundan &#8220;kayıtdışı istihdam&#8221; inanılmaz boyutlara ulaştı. Ve yine bu kadar yüksek primlerle işsizlik %10&#8242;un altına inemiyor, iş aramaktan vazgeçenleri dahil edince ise tam %20!</p>
<p>Bugün asgari ücret olarak ayda 435 YTL alan biri emekli olunca ayda 558 YTL alıyor. İki rakam da Türkiye şartlarında geçinmeye yetmeyecek rakamlar ama bunun nedeni ülkenin bütçesinin bir türlü dengelenemeyişi, dağıtılan kadar para toplanamaması. Emekliliği gelen bir asgari ücretli 560 YTL alarak geçinemeyeceği için tekrar bir işe giriyor ve ikinci bir maaş ediniyor. Halbuki emekliliğine daha geç ulaşsa, daha uzun süre çalışssa ve bu süre boyunca her ay 435 YTL&#8217;den daha yüksek bir maaş olsa! Ama bunu düşünemiyoruz.</p>
<p>Kısır döngüyü büyütüyor, az çalışarak erken emekli olmak istiyoruz. Gelişmiş, zenginleşmiş ülkeler bizim gibi erken emekli edip 20-30 yıl emekli hayatı yaşatarak mı kalkındı sanıyoruz&#8230;</p>
<p>Lafı uzatmaya gerek yok. Yarını görebilmemiz lazım. Annem 50 yaşından önce emekli oldu ve şimdi emekli maaşı alıyor, ömrü boyunca da alacak. Ama annem 50 yaşına gelmeden önce emekli olduğu için ona yapılan ödemelerin mümkün olmasını ben daha uzun süre çalışarak sağlayabileceğim. İşverenimle anlaştığım brüt maaşımdan daha fazla sigorta primi kesilecek. Ama bugün yapılan değişiklik mevcut sigortalıları, yani beni de fazla etkilemeyeceğinden, annem kadar olmasa da, ben de çok geç emekli olmayacağım. Benim emekli maaşımın verilebilmesi için de çocuğum daha ağır şartlarda çalışacak, daha az maaş alarak, daha uzun çalışarak.</p>
<p>Siz bu kadar bencil ve çocuğunuzu, gelecek nesillerinizi umursamaz biriyseniz ben bilemem&#8230; Ama Türkiye bu düzeni sürdürebilir mi sürdüremez mi onu biliyorum.</p>
<p>Yüksek prim ödeyeceğinden işçi almak istemeyen esnaf ve iş sahiplerinin arttığı, işsizler ordusunun büyüdüğü ülkede umutsuzluğa düşen daha çok gencin kapkaç ve gasp gibi suçlara yönelmesinin nedenlerinin sizce bunlarla alakası yok mu?</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/sosyal-guvenlikte-duzeltmeleri-engellemek-kardes-ve-cocuklarimizin-gelecegini-calmaktir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Enflasyon Mikrobuna Alışan Bünyemiz ve Enflasyondan Öcü Gibi Korkan Çin! Çünkü Fakirden Zengine Refah Transferi Enflasyonla Oluyor</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/enflasyon-mikrobuna-alisan-bunyemiz-ve-enflasyondan-ocu-gibi-korkan-cin/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/enflasyon-mikrobuna-alisan-bunyemiz-ve-enflasyondan-ocu-gibi-korkan-cin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Mar 2008 20:33:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/enflasyon-mikrobuna-alisan-bunyemiz-ve-enflasyondan-ocu-gibi-korkan-cin/</guid>
		<description><![CDATA[Bu ülkede her gün başka bir konu üzerine, laf ebeliği falan da yapmadan, elle tutulur şeyler yazmak çok kolay. Tepemize aldığımız idarecilerin tutumları, demeçleri, kararları sürekli malzeme sağlıyor. Bunlardan bazılarını yazmaya gerek bile yok, herkes göreceğini görebiliyor, yorumunu yapabiliyor. Ama bazen de gerçekten popülist sözleri öyle güzel söyleyenler oluyor ki maalesef toplumun geniş kesimleri bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu ülkede her gün başka bir konu üzerine, laf ebeliği falan da yapmadan, elle tutulur şeyler yazmak çok kolay. Tepemize aldığımız idarecilerin tutumları, demeçleri, kararları sürekli malzeme sağlıyor. Bunlardan bazılarını yazmaya gerek bile yok, herkes göreceğini görebiliyor, yorumunu yapabiliyor. Ama bazen de gerçekten popülist sözleri öyle güzel söyleyenler oluyor ki maalesef toplumun geniş kesimleri bu sözlerden olumlu yönde etkileniyor.
<div align=center><!--adsense--></div>
<p>Şubat ayı enflasyon oranlarının açıklanması sonrası enflasyon hedefi tartışmalarının &#8220;enflasyon hedeflenmeli mi&#8221; boyutuna kayması en güncel örnek. Son 12 aylık tüketici enflasyonunun yaklaşık %9,1&#8242;e çıkması ve %4&#8242;lük yılsonu hedefinin artık açıkça ulaşılmaz olduğunun kabullenilmesiyle birlikte enflasyonun nedenlerini tartışmaya başlar gibi olduk. Yükselen enflasyon politikacılara sorulduğunda ise özellikle dışsatımla ilgili devlet bakanı <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/437950.asp" title="İlgili NTVMSNBC haberi" target="_blank">Kürşad Tüzmen&#8217;in &#8220;düşündürücü&#8221; açıklamaları</a> geldi:</p>
<blockquote><p>&#8220;Enflasyonda ciddi oranda yanıldık, sorumlu arkadaşlarımız herhalde gereken açıklamaları yapacaktır. Sadece kurla enflasyonu aşağı çekme politikası izlendi. Türk Lirası&#8217;na aşırı değerlenme imkanı verildi. Doların düşük değerde seyretmesi, enflasyonun aşağı çekilmesinde esas araç olarak kullanıldı. Bu kadar ödün verdik, ithalat patlaması yaşadık.</p>
<p>Ben o zaman söyledim: 1.700’den 1.600’e doğru hareketlenirken, ‘şimdi müdahale edelim, bunu tutalım&#8230;’ Ne olacaktı, enflasyon bundan belki 1-2 puan daha yüksek olacaktı&#8230; Açık söyleyeyim; Yüzde 4-5 tamam, onu biz de görmek isteriz. Ama madem yüzde 4-5 olmuyor, yüzde 9’lara çıkıyor. O zaman yüzde 10’u da yüzde 9’u da gözönüne alarak, Türkiye’nin rekabetçiliğini daha da artıracak, ihracatı güçlendirecek bir ülke platformu sağlanması mümkün olurdu.&#8221;</p></blockquote>
<p>İşte Türkiye&#8217;nin klasikleşen &#8220;enflasyondan zarar gelmez&#8221; düşünce yapısındaki idareci yaklaşımı yine karşımızda. İlk bakışta kulağa hoş geliyor değil mi, iktisat ve piyasalara hakim olmayanların da gerçekten döviz fiyatlarının bilerek alçak tutulduğuna inanası geliyor. Bunlara bugün hiç girmeyelim. Günün konusunu yazmama neden olan kısmı şu: &#8220;%5&#8242;i biz de isteriz ama madem olmuyor, %10&#8242;ları kabul edelim&#8221; yaklaşımı. Diğer bölümler zaten tartışmaya açık, çok speküle edilen konular. Bu arada &#8220;1-2 puan yüksek olsa da olur&#8221; diyebilmek de ilginç, enflasyonda 1-2 puanlık ayarlar yapmak kolay olsa zaten enflasyonu düşürmek dünyada bu kadar zor olur muydu?</p>
<p>Hemen bu noktada sabah <a href="http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2008/03/080305_china.shtml" title="BBC Türkçe'nin haberi" target="_blank">Çin Halk Cumhuriyeti Başbakanı Wen Jiabao&#8217;nun ajanslara düşen enflasyon açıklaması</a>nı okuyalım:</p>
<blockquote><p>&#8220;Yıllık %7,1 gibi yüksek bir enflasyon oranını yıl sonunda %4,8&#8242;e çekmeyi amaçlıyoruz. Bu amaçla büyümemizden feragat etmeyi, sadece %8 büyümeyi hedefliyoruz.&#8221;</p></blockquote>
<p>Son dönemde her yıl önceki yıla göre çift haneli hızda büyüyen Çin ekonomisi son olarak %11,4 büyüdü. Dünya ekonomisindeki enflasyon ateşi Çin&#8217;e de sıçradı, bu hızlı büyüme iç talebi de güçlendirdiğinden enflasyon tahminlerin de üstünde artarak %7&#8242;yi geçdi. Enflasyonun ne kadar tehlikeli bir hastalık olduğunu, enflasyonu çok az süre tecrübe etmiş bir ülke olmasına rağmen Çin iyi biliyor olsa gerek ki Başbakan bu sene daha az büyümeyi, yani daha az yeni iş ve aş yaratmayı hedefleyerek enflasyonu düşürmeyi mutlak amaç olarak öne çıkarıyor.</p>
<p>Peki dünyada hiperenflasyon acısını çekmeden, yani %500-1000 gibi yıllık fiyat artışları görmeden, %60, 90, 100 gibi yıllık enflasyon rakamları ile otuz yılı aşkın süre yaşayan Türkiye neden hala enflasyonun ne yaptığını anlayamadı? İktisat bilenler zaten enflasyonu, enflasyonun nasıl gelir dağılımını bozduğunu, fakirden zengine refah transferi yaptığını, teorisiyle birlikte bilmeli. Kamu yönetimi gibi alanlardan mezun insanlar da bunlara vakıf olmalı.</p>
<p>Ben bu donanıma sahip olmayanlar için enflasyonu bir paragrafta basitçe ele alayım. Sağlıklı işleyen bir ekonomide faiz oranları enflasyon oranından yüksek olur, ancak bu durumda bizler paramızı gidip faize yatırırız, aksi durumda faiz bizi tatmin etmez. Enflasyonu düşüremeyen ülkeler gelişmiş ekonomi olarak nitelendirelemez, gerek dışardakilerin gerek içerdekilerin ekonomiye güveni azalır ve paralarını yatırmak için daha çok faiz isterler. Yani enflasyon yükseldikçe faizler daha da fazla yükselir. Ama dar gelirlilerin tasarruf gücü yoktur, ellerine geçen paradan tasarrufa ayırabildikleri miktar yok denecek kadar azdır. Orta gelirli bir miktar tasarruf yapar ama ortanın üstü ve yüksek gelirliler doğal olarak ellerine geçen parayı tamamen tüket(e)mez, çok daha ciddi bir bölümünü tasarruf eder. Bu tasarruflarını da faizle nemalandırırlar.</p>
<p>Yani lafın kısası, enflasyon <em>düşük gelirlilerden yüksek gelirlilere refah transferini hızlandıran bir mekanizmadır</em>. Düşük enflasyon seviyelerinde ise devlet, şirketler ve özellikle de aile harcamalarından ev almaya kadar tüketimlerini borç alarak yapabilen dar ve orta gelirliler daha ucuza borç alabilirler. Yani yüksek gelirlinin tasarrufu tabana nispeten daha fazla yayılır.</p>
<p>Ama bunu bilmesini normalde beklemeyeceğimiz, iktisat donanımı olmayan politikacılar, bazı iş adamları ve pek çok kişi 30 yıldır Türkiye&#8217;de yaşanan yüksek enflasyondan da mı ders çıkarmadı? Sürekli gündemde olan, dün Tüzmen&#8217;in ağzından yarın başkasının ağzından çıkacak olan &#8220;biraz enflasyondan bir şey olmaz&#8221; yaklaşımı herhalde enflasyonsuz yapamayan bünyemizin kıvranmaya başladığının göstergesi.</p>
<p>Önceki gün açıklanan yıllık %9 enflasyon bu kesimin dediği gibi biraz daha yüksek olsaydı, mesela son 3 yıldır %20 seviyelerine yakın dalgalansaydı 2005&#8242;te 50 YTL&#8217;lik bir market poşetinin aynısını bugünkü gibi 64 YTL&#8217;ye değil, ancak 86,50 YTL&#8217;ye doldurabilirdik. Bayram, düğün hediyesi almak için paramız olmadığında bankadan kredi alırken yıllık %30&#8242;a varan faizler öder, kredi kartında bir ay ödeme geciktirirsek bugünkü gibi %6-7 değil, %17-18 faiz ödemek zorunda kalırdık.</p>
<p style="text-align: center"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/03/yirmimln.jpg" alt="Yirmi milyon TL’lik banknot" /></p>
<p>Ama tüm bunlar bir yana, milletçe utanmamız gereken şey paramızın banknot hali olmalıydı. Üstünde tam yirmi milyon, yani 20 000 000 yazan bir kağıtla alışveriş yapmaktan gurur kırıcı ne olabilir? Maalesef enflasyon lobisi, sadece ihracatla kalkınamayacağımızı bilmediği gibi dış dünyayla ticaret yaparken sattığı malın fiyatını 8-9 sıfırla söylemekten de utanmıyormuş demek&#8230;</p>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/yoksulluk-engellenebilir-hem-de-kolayca-enflasyon-ve-yoksulluk/">Yoksulluk Engellenebilir, Hem de Kolayca! Enflasyon ve Yoksulluk</a></li>
</ul>
<div align=center><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/enflasyon-mikrobuna-alisan-bunyemiz-ve-enflasyondan-ocu-gibi-korkan-cin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ülke Ekonomisi Yerinde Sayarken Türban, Özgürlükten Önce Milyon Oy İçin İmam Hatip Popülizmidir</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/ulke-ekonomisi-yerinde-sayarken-turban-ozgurlukten-once-milyon-oy-icin-imam-hatip-populizmidir/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/ulke-ekonomisi-yerinde-sayarken-turban-ozgurlukten-once-milyon-oy-icin-imam-hatip-populizmidir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Feb 2008 14:34:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/ulke-ekonomisi-yerinde-sayarken-turban-ozgurlukten-once-milyon-oy-icin-imam-hatip-populizmidir/</guid>
		<description><![CDATA[Cuma günü açıklanan 2007&#8242;nin son üç ayının ortalaması Kasım 2007 işsizlik oranı tekrar çift hanelere yükselerek %10,1 oldu. %10, iş arayan, çalışmak isteyenlerin içinde bulamayanların oranı, artık iş aramaktan vazgeçenleri içermiyor. Türkiye gibi işgücüne katılımın %50&#8242;nin altında olduğu bir ülkede %10 çok ciddi bir oran.
Bu arada dünya ekonomilerinin önde gelenlerinde ise bir durgunluk hatta kriz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cuma günü açıklanan 2007&#8242;nin son üç ayının ortalaması Kasım 2007 işsizlik oranı tekrar çift hanelere yükselerek %10,1 oldu. %10, iş arayan, çalışmak isteyenlerin içinde bulamayanların oranı, artık iş aramaktan vazgeçenleri içermiyor. Türkiye gibi işgücüne katılımın %50&#8242;nin altında olduğu bir ülkede %10 çok ciddi bir oran.</p>
<p>Bu arada dünya ekonomilerinin önde gelenlerinde ise bir durgunluk hatta kriz beklentisi var. Bu olasılığı bırakalım ve şuna dikkat edelim; petrol fiyatları 3 yıl önce hayal edemeyeceğiz seviyelere yükseldi, ithal girdiler pahalılaştı, üreticimize kalan kar miktarı daraldı. Az önce İzTV&#8217;de tarihi mekanlarla ilgili bir belgesel izlerken konuksever bir köylümüz mikrofon uzatıldığında ithal tohumun kilosunu 9 YTL&#8217;ye aldığını, kendisine para biriktirme şansı kalmadığını, çocukları doyurmaya çabalamakla yetindiğini söylüyordu.</p>
<p><!--adsense-->Tüm bunların ve Türkiye&#8217;nin mevcut ekonomik durumunun nedeni &#8220;katma değer&#8221; yaratmadaki yetersizliğimiz. Ürettiklerimize bize has kayda değer nitelik katamıyor olmamız. Tohum alıp ekiyoruz, tohumdan çıkan ürünü satıyoruz; hammadde alıp işliyor ihraç ediyoruz, ama yenilik, buluş, inovasyon yapamıyoruz.Çünkü yüzyıllardır bu topraklarda bu şekilde yetiştirildik. &#8220;Başımıza icat çıkarma&#8221; sözü icada, buluşa bakışımızı gösterirken nasıl daha fazla mühendis, bilim adamı, farklı tasarımlar yapan zanaatkar yetiştirebiliriz ki?Ülke çapında belli bir amaç doğrultusunda birbirini tamamlayan parçalardan oluşan bir eğitim stratejisi hazırlamaktansa her hükümet kafasına göre, anlık, dönemsel ve tabii popülist kararlar aldı. Mesleki eğitimin önemini anlamadığımızdan meslek liselerini sadece açmakla yetindik, eğitim kalitesine, endüstri ve iş dünyasının talepleriyle bağlantı, işbirliği olanaklarını düşünmedik. Hatta örnek bir okuldan mezun olanların iş bulabileceği kurumlar var mı, onu bile düşünmedik.Bu teknik liselerde yaklaşık iki yüz ayrı mesleğin eğitimi veriliyor, bazıları çok az sayıda okulda, bazıları ise daha fazla. İstatistikler belli birkaç mesleğin tüm okullar içinde %3 ağırlığa sahip olduğunu gösteriyor. Öte yandan imam ve din adamı yetiştirmesi, dini kurumlarda meslek sahibi etmesi beklenen İmam Hatip okullarının ağırlığının meslek liseleri içinde %7 olduğu açıklanıyor. Nasıl bu kadar yüksek bir oran oluyor sorusunun yanıtı önceki paragrafta bahsettiğim anlık ve popülist kararlar alan hükümetler.</p>
<p>Maalesef ülkenin geri kalan okullarında çocuklarına dinin kurallarına uymayan bir eğitim verildiğini düşünen bir kitle var. Böyle düşünenlerin oyunu almak için siyasilerin tümü daha fazla imam okulu açtılar ve bu ailelere adres göstermiş oldular. Önceki hafta türban tartışmaları ve gelinen noktadan çok sıkıntılı olduğunu açıklayan Süleyman Demirel önce kendi yaptıklarına bakmalı ve oy için ağızlarına bal çaldıklarını hatırlamalı. <a title="CNN Türk dosyası" href="http://www.cnnturk.com/OZEL_DOSYALAR/haber_detay.asp?pid=392&amp;haberid=9269" target="_blank">İmam Hatip açan hükümetler listesi</a>ne baktığımızda Demirel&#8217;in tam 327 okul açtığını, Özal&#8217;ın 90 okulla son derece hızlı davrandığını, Çiller ve Yılmaz bir yana, Bülent Ecevit&#8217;in bile 4 okul açtığını görüyoruz.</p>
<p>En yoğun dönemlerinde 500 bin kız ve erkek öğrenci İmam Hatip okullarında okuyordu. 1-2 ülkede yapılan denemelerin haberlerinin &#8220;provokasyon&#8221; olarak nitelendirildiği ülkemizde asla kadınların imamlık yapamayacağı da ortada iken yüzbinlerce kız öğrenci de imam meslek okullarına kaydedildi. Bunun temel nedeni olarak da bu okulların &#8220;dini bütün&#8221; eğitim vermesi, diğer okulların ise İslam&#8217;a aykırı olarak algılanması idi. Bugün yüzbinlerce imam hatip mezunu kız öğrenci var. Ayrıca bir o kadar da erkek öğrenci. Her yıl bu okullardan mezun olan on binlerin çalışabileceği kadar camii veya dini kurum ise yok. Peki bu kitle ne yapacak; tabii ki başka bir meslek!</p>
<p>Bir insanın anne babası, kardeşleri onun meslek sahibi olması, evine ekmek getirmesini istemez mi! Tabii ki İmam Hatip mezunu gençlerin ailelerini de hesaba katmalı ve bu okulların mezunlarının faydasına yapılacak düzenlemelerin hükümetlere bir milyonun üstünde oy getirme potansiyeli olduğunu görmeliyiz.</p>
<p>İşte bugün üniversitelerde türban ve baş örtüsünün serbest bırakılması girişiminin çıkış noktası budur. Başbakan Erdoğan bir önceki hükümeti döneminde bu konuda pek girişim yapmadıktan sonra önceki ay yurt dışında &#8220;siyasi simge olsa ne olur, yine serbest olmalı&#8221; tarzı açıklama yapar yapmaz MHP olaya dahil olmuş, adeta AKP&#8217;yi peşine katarak &#8220;haydi o zaman&#8221; demiş, süreci başlatmış, hatta AKP&#8217;yi sürecin yönetiminde zor durumda bile bırakmıştır. Bu kadar önemli bir oy potansiyeli MHP&#8217;nin ağzını çoktandır sulandırmıktadır.</p>
<p>Maalesef işin mantığı, matematiği bunu gösteriyor. Çünkü mevcut 8 yıllık ilköğretimde kızlarımızın başı kapalı eğitim alma gibi bir şansları yok. Ancak İmam Hatip okullarına kayıtlı kızlar başları kapalı eğitim almaya başlayabiliyorlar. İşte bugün üniversitede başı kapalı eğitim almak isteyenler de bu öğrenciler ve eski mezunlar. Çünkü mantıken baktığımızda bugün bir muhasebecilik eğitimi veren teknik lisede okuyan bir kızımız ortalama 17-18 yaşında orta öğretimini tamamlamış ve ilk öğretimden beri başını kapatmamış oluyor. Bu kızın başını kapatmaya birden üniversite döneminde başlaması bir olasılık ama düşük bir olasılık.</p>
<p>Demek ki düz mantık, hesap kitap şunu gösteriyor:</p>
<ul>
<li>Türban düzenlemesi &#8220;üniversitede özgürlük&#8221; yaklaşımından çok daha basit bir dürtü ve amaçla gündeme getirilmiştir, bazı aydınlarımız bunu yanlış okusa bile!</li>
<li>Üniversitelerde tesettür serbestisi, zaten tesettürle orta öğretimde eğitim alan İmam Hatip mezunları için yüksek öğretim şansı sağlamaktadır.</li>
<li>Bu şans uzun dönemde İmam Hatip okullarına talebi daha da arttırabilir. Diğer meslek okulları, her türlü lisede İslam&#8217;a uygun eğitim verilmediği kanısında olanların tercihi tamamen imam yetiştirme amaçlı meslek liselerine kayabilir.</li>
<li>Böylece ülkede daha fazla imam okulu açılabilir ve yazının ilk iki paragrafında bahsettiğim ekonomik durumumuzun umrumuzda olmadığını daha da güçlü ilan etmiş oluruz.</li>
<li>Ülkede sanayinin ihtiyaç duyduğu meslek lisesi mezunu azalabilir. Güney Kore&#8217;de 6 yaşındaki öğrencilerin bugün yarıya yakını İnternet kullanabiliyorken küçük yaştan itibaren çocukları mühendisliğe, yenilikçilik ve buluşçuluğa yönlendirme şansımız azalır.</li>
</ul>
<p>Fark edilmiştir, bu yazı duygusal bir şekilde yazılmadı. Elimizdeki gerçek bulgular, veriler, rakamlara dayanarak mantık ve akılcılık çerçevesinde yaklaşmaya çalıştım. İmam Hatip meslek okullarından mezun olanlar odak noktam değil ve olamaz, ülkenin önceliklerini böyle şekillendirenler yazının hedefi. Ailelerinin tercihi yüzünden bu okullara küçük yaşta kaydedilen gençlerin mağdur edilmesinin yolunu açan, bir dönem aynı anda 600&#8242;ün üstünde imam meslek lisesini faaliyette tutan eski siyasiler bunun hesabını vermeli! Geleceğe böyle bir sorunlar yumağı bıraktılar. Bugün o okullarda imamlık ve din adamlığı görevini yapabilmek için mesleki eğitime saatler ayıran kız ve erkek öğrencilerin bir kısmı, o zamanın en azından bir kısmını çok iyi şekilde İngilizce, Rusça, Arapça, Çince ya da başka bir dili öğrenmeye ayırmak istemez miydi, ya da bilgisayar programcılığı, elektronik haberleşme konusunda birikim elde etmeyi?</p>
<p>Bir ekonomist olarak Türkiye&#8217;nin nasıl kalkınabileceği, Türk iktisadi modeli ve Türk sanayisi üzerine okuyan, düşünen biriydim. Ama son dönemde bizzat iş tecrübemle gerçekleri daha da iyi görmeye başladım. Bugün Türk iş aleminin, işletmelerinin en büyük eksiği katma değer yaratma becerisidir.</p>
<p>Ne geçmişten gelen bir sanayi geleneği ne de kurulu kapasite veya sermayemiz varken serbest ticaret rejimine bu kadar şiddet ve hızla geçen, dış ticaret hacmi 200 milyar dolarları çoktan geçen bir ülke olmamız bizi yüksek dış alıma, yani ithalata itiyor. Dıştan aldıklarımızın üstüne ise kendimize has çok az şey ekleyebiliyoruz. Ülke olarak geleceğimizi kurtarmak için nelere dikkat etmemiz gerektiği bu kadar açık ve netken enerjimizi ziyan ediyoruz. Yazmaya gerek görmediğim konular gündemden bir türlü düşmüyor, daha fazla insan kısır tartışmaların içine çekiliyor, kardeş kardeşe, tribün diğer tribüne düşman oluyor&#8230;</p>
<p><!--adsense#linkunit--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/ulke-ekonomisi-yerinde-sayarken-turban-ozgurlukten-once-milyon-oy-icin-imam-hatip-populizmidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geçmişe Götüren Mardin Geleceğimiz İçin, Beraber Yaşamak İçin Örnek</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/gecmise-goturen-mardin-gelecegimiz-icin-beraber-yasamak-icin-ornek/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/gecmise-goturen-mardin-gelecegimiz-icin-beraber-yasamak-icin-ornek/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Jan 2008 19:34:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[doğa, çevre ve gezi]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğrafçılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/gecmise-goturen-mardin-gelecegimiz-icin-beraber-yasamak-icin-ornek/</guid>
		<description><![CDATA[Mardin&#8230; Hakkında söylenecek çok şey var, her biri hakkında sayfalarca yazılabilir. Ama Mardin&#8217;i bir günden biraz uzun görmüş biri olarak daha kısa yazacağım, bu bir günde gördüklerime yüklediğim anlamları&#8230; Söz ettiklerimi ve fazlasını cihansalim.net/galeri altındaki Mardin ve Midyat albümlerinde izleyebilirsiniz.
Aramice kökenli Mardin kelimesi &#8220;büyük kale(ler)&#8221; anlamını taşıyor. Merkezde, kayalık tepenin en üstünde Mardin Kalesi göz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left">Mardin&#8230; Hakkında söylenecek çok şey var, her biri hakkında sayfalarca yazılabilir. Ama Mardin&#8217;i bir günden biraz uzun görmüş biri olarak daha kısa yazacağım, bu bir günde gördüklerime yüklediğim anlamları&#8230; Söz ettiklerimi ve fazlasını cihansalim.net/galeri altındaki <a href="http://www.cihansalim.net/galeri/thumbnails.php?album=8" title="Mardin - cihansalim.net/galeri">Mardin</a> ve <a href="http://www.cihansalim.net/galeri/thumbnails.php?album=9" title="Midyat - cihansalim.net/galeri">Midyat</a> albümlerinde izleyebilirsiniz.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Aramice kökenli Mardin kelimesi &#8220;büyük kale(ler)&#8221; anlamını taşıyor. Merkezde, kayalık tepenin en üstünde Mardin Kalesi göz alabildiğince uzayıp giden, Suriye&#8217;yi gören pürüzsüz ovaya hakim, doruğun altında tepede tarihi yerleşimler &#8220;Mardin Denizi&#8221; diye de adlandırılan bu manzarayı izliyor.</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/galeri/displayimage.php?album=8&amp;pos=1" title="Alacakaranlık vaktinde Mardin Denizi'ne dönüşen Mardin Ovası" target="_blank"><img src="http://www.cihansalim.net/galeri/albums/mardin/normal_P1030053_%28Large%29.JPG" alt="Mardin Denizi!" border="0" height="300" width="400" /></a></p>
<p>Ama bizler için asıl manzara tarihi tepedeki kent. Maalesef beton yapılaşmalar Mardin&#8217;in görüntüsünü de bozmaya başlamış, tarihi taş binalara yapılan ekler özellikle dikkat çekiyor. Gereken özeni göstermeyek bu tarihi zenginliğimizi de kaybetme potansiyelimiz olduğunu gösteriyoruz. Fakat bugünkü haliyle Mardin insanı başka bir zamana götürüyor. Sanki Doğu&#8217;nun gizemli bir kentine, yüzyıllar öncesine gönderilmiş gibi hissediyoruz. Sokakları daracık bırakan yüksek duvarlı avluların içindeki güzellikleri merak ediyor, on metre sonra kesişen bir sokakla bir anda uçsuz bucaksız ovayı görüyor, ilerlemeye devam edince süslü balkon ve kemerlerin karanlıkta bıraktığı bir sokakta duvar işlemelerine hayran kalıyorum.</p>
<p>Daracık sokaklar bir anda çocukların cıvıltılarıyla, oyunlarıyla şenlenebiliyor. Öte yandan, bu duvarlar arasında giden yollarda sığınacak bir kapı açtırmanın imkansızlığı, geçmişin zor dönemlerinde yaşanmış mücadelelerin mekanının tam da bu sokaklar olduğunu düşündürtüyor, ürpertiyor.</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/galeri/displayimage.php?album=8&amp;pos=56" title="Mardin sokakları ve bugününün sahipleri olan çocukları" target="_blank"><img src="http://www.cihansalim.net/galeri/albums/mardin/normal_P1030128_%28Large%29.JPG" alt="Mardin sokakları ve bugününün sahipleri olan çocukları" border="0" height="300" width="400" /></a></p>
<p>Tarihi yerleşimi yaklaşık 3 saat yürürken harika minaresiyle Ulu Camii, Kırklar Kilisesi, Revaklı Çarşı ve daha pek çok yapı birden ortaya çıkıyor. Abdüllatif Camii, Şahtanalar&#8217;ınki gibi ev ve konaklar nispeten daha kolay kendini belli ediyor, tüm yapılar gözümüzü doyuran işçiliğe sahip. Tabii Güneydoğu Anadolu turumun geri kalanının aksine midem de yerel tatlara doyuyor, kubbe de denen yassı içli köfteler, çeşit çeşit pilavlar, işkembe dolması, etli ekmekler, yemeye fırsatım olmayan kaburga dolması gibi mükemmel yerel tatlar diğer bölge şehirlerinin aksine daha ulaşılabilir, daha yaygın gibime geldi Mardin&#8217;de.</p>
<p>Gerek bu açık hava müzesinde gerekse Midyat ilçesinde Müslümanlar, Süryaniler, Yezidiler beraber yaşıyor. Mardin karşılıklı hoşgörü ve anlayışın da ötesinde insanların din ve ırk farkını unutarak nasıl beraber yaşayabileceğini göstermesi açısından Türkiye&#8217;ye büyük bir örnek. İnanç farklılığının yanında ırk olarak da farklılıklara ev sahibi bir bölge, her ne kadar en parlak dönemlerindeki kadar kozmopolit olmasa da&#8230; Geçtiğimiz aylarda fidye için kaçırılan Süryani papazın serbest kalmasına zılgıtlar çekerek sevinen, coşan Müslüman köylü kadınların görüntüleri henüz çok taze.</p>
<p>Midyat da tarihi konakları, yerleşimleri ile bugün unutulan incelik ve zerafeti hatırlatıyor. Süryaniler&#8217;in faal olarak kullandıkları manastırlar dışında tarihi manastırlara da ev sahibi olan ilçe de Mardin merkezi gibi 4000 yıllık bir geçmişe sahip.</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/galeri/displayimage.php?album=9&amp;pos=6" title="Alacakaranlık vaktinde Mardin Denizi'ne dönüşen Mardin Ovası" target="_blank"><img src="http://www.cihansalim.net/galeri/albums/midyat/normal_007_%28Large%29.JPG" alt="Mardin Denizi!" border="0" height="300" width="400" /></a></p>
<p>Anlatacak daha çok şey var, ama belki fotoğraflar kelimeler yerine geçer. <a href="http://www.cihansalim.net/galeri">cihansalim.net/galeri</a> altındaki Mardin klasöründe Deyrulzafaran Manastırı, restore edilmekte olan Kasımiye Medresesi, Midyat klasöründe ise Mor Gabriel Manastırı yazıda bahsetmediğim yapılar. Ayrıca gerek <a href="http://www.mardin.bel.tr" title="Mardin Belediyesi Web Sitesi" target="_blank">Mardin</a> gerekse de <a href="http://site.midyat.gov.tr" title="Midyat Kaymakamlığı Web Sitesi" target="_blank">Midyat</a>&#8216;ın resmi kamu web sitelerinden pek çok tarihi, kültürel bilgi edinebilirsiniz. <a href="Mardinimiz.com" target="_blank">Mardinimiz.com</a> da bir diğer başvuru kaynağı olarak göze çarpıyor.</p>
<p>Mardin&#8217;i görmeli, Mardin&#8217;deki kaynaşmayı ülkemizin her kasabası ve şehrinde yaşamalıyız&#8230;<br />
<center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/gecmise-goturen-mardin-gelecegimiz-icin-beraber-yasamak-icin-ornek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Trenciler Gomünisttir, Arabaya Binenler Önemli&#8221; Zihniyeti Bugün 9 Cana Daha Mal Oldu</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/trenciler-gomunisttir-arabaya-binenler-onemli-zihniyeti-bugun-9-cana-daha-mal-oldu/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/trenciler-gomunisttir-arabaya-binenler-onemli-zihniyeti-bugun-9-cana-daha-mal-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Jan 2008 14:26:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/trenciler-gomunisttir-arabaya-binenler-onemli-zihniyeti-bugun-9-cana-daha-mal-oldu/</guid>
		<description><![CDATA[Pazar günü güzel bir gezi yazısı yazmayı düşünüyordum ama günün ilk haberi hevesimi kırdı. İstanbul-Denizli seferi yapan tren Kütahya&#8217;da devrildi ve kazada 9 kişi hayatını kaybetti. İlk bulgular kaza nedeninin rayların kırılması olduğu yönünde, kazanın olduğu bölgenin köy muhtarı da rayların bakımsızlığına dikkat çekti.
Geçenlerde Avrupa&#8217;da şehirlerarası tren yolculuğuyla ilgili bir sayfa okumuştum ama rakamlar aklımda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Pazar günü güzel bir gezi yazısı yazmayı düşünüyordum ama günün ilk haberi hevesimi kırdı. İstanbul-Denizli seferi yapan <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/433415.asp" title="İlgili NTVMSNBC haberi" target="_blank">tren Kütahya&#8217;da devrildi ve kazada 9 kişi hayatını kaybetti</a>. İlk bulgular kaza nedeninin rayların kırılması olduğu yönünde, kazanın olduğu bölgenin köy muhtarı da rayların bakımsızlığına dikkat çekti.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Geçenlerde Avrupa&#8217;da şehirlerarası tren yolculuğuyla ilgili bir sayfa okumuştum ama rakamlar aklımda kalmamış. Rakamsız da olsa Avrupa&#8217;da çok büyük bir kitlenin tren ile seyahat ettiğini biliyoruz. Fransa, Almanya, İngiltere&#8217;de tren yolculuğu oldukça yaygın, şehirlerarası taşımada raylı ulaşımın daha az pay sahibi olduğu ABD&#8217;de bile New York Merkez Garı havaalanını aratmayan bir yoğunluktadır. Lafın kısası &#8220;serbest pazar&#8221; ekonomisinin önde gelen ülkelerinde raylı sistem hiçbir zaman önemini yitirmedi. Ülkeler bazında bir örnek vermek gerekirse Fransız TGV&#8217;sinin 2003 yılında 1 milyarıncı yolcusunu kutladığını, 2010&#8242;da ise toplam taşınan yolcu sayısının 2 milyara ulaşması bekleniyor! Ve bu rakamın şehir içiyle, metro ile hiçbir bağlantısı yok, tamamen şehirlerarası.</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/5/50/Nagoya_Station%28JR_Central_Towers%29.jpg"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/5/50/Nagoya_Station%28JR_Central_Towers%29.jpg" title="Japon Nagoya İstasyonu Dünyanın En Geniş Alana Sahip Tren İstasyonu" border="0" height="600" width="450" /><br />
<font size="-1">Japon Nagoya İstasyonu Dünyanın En Geniş Alana Sahip Tren İstasyonu</font></a></p>
<p>Ama ülkemizde &#8220;tren gomünist işidir&#8221; yakıştırmasıyla onlarca yıldır hep karayolları yatırımlarına öncelik verildi. Komünist olmamamız için(!) dışardan teşvik gören bu politikayla daha çok otomobil, kamyon gibi motorlu araçlar ithal ettik, tabii bunları çalıştırmak için de benzin. Petrolün varil fiyatının 100 dolarlara tırmandığı bugünlerde kendi petrol kaynakları yok denecek kadar az olan bir ülkede kazandığımız paranın önemli bir kısmı böyle ellerimizden akıyor. Tabii havaya, atmosfere saldığımız karbondiyoksit ile gittikçe dengesi bozulan dünyaya etkimiz de belki asıl korkutucu etki.</p>
<p>Evet, son yıllarda &#8220;hızlı tren&#8221; yatırımları yapıyoruz, ama &#8220;gösteriş&#8221; denecek kadar yetersiz yatırımlar bunlar. Zaten bugünkü haberi duyup da hızlı tren denemesindeki faciayı hatırlamayanımız pek olmamıştır. Öte yandan hala kaynaklarımızı otoyollara ayırıyoruz, 2002 seçimleri döneminde R. T. Erdoğan&#8217;ın önemli sloganlarından biri de &#8220;ülkeyi duble yollarla saracağı&#8221; değil miydi? Evet karayollarımız da ülkenin pek çok bölgesinde ihtiyacı karşılamanın çok altında, fakat ya tren yolları! Onlar iyice geri kalıyor, aradaki makas açılıyor. Bir tek İstanbul-Ankara arası hızlı tren yapma çalışmasıyla medyanın ve nüfusun belli bir bölümünün dikkati çekilebilir, ama ülkenin geri kalanında tren yolculuğu korkulu olmaya devam eder&#8230;</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/trenciler-gomunisttir-arabaya-binenler-onemli-zihniyeti-bugun-9-cana-daha-mal-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başbakan Bahçeli&#8217;yi Türbandan Önce Davos İçin Koluna Taksa, &#8220;Güçlü Ülke ve Ekonomi&#8221; Mesajı Verse!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/basbakan-bahceliyi-turbandan-once-davos-icin-koluna-taksa-guclu-ulke-ve-ekonomi-mesaji-verse/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/basbakan-bahceliyi-turbandan-once-davos-icin-koluna-taksa-guclu-ulke-ve-ekonomi-mesaji-verse/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Jan 2008 21:04:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/basbakan-bahceliyi-turbandan-once-davos-icin-koluna-taksa-guclu-ulke-ve-ekonomi-mesaji-verse/</guid>
		<description><![CDATA[Dünya Ekonomi Forumu 2008 randevusu Davos&#8217;ta başladı. 2007 Davos&#8217;u sonrası yazdığım &#8220;Her Şeye Yukardan Bakmaya Devam, Davos 2007′de Türkiye Kayıptı&#8221; yazımda da vurguladığım üzere mevcut dünya ekonomik düzenine, Davos&#8217;un amacına, konuşulanlara inancımız olmayabilir ama bunları değiştirmek ya da iyileştirmek adına bir şeyler yapmak bir yana, eğer bu düzenin bir dişlisi olmuşsanız bazı şeylerden de geri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.weforum.org" title="Davos WEF Resmi Sitesi" target="_blank">Dünya Ekonomi Forumu</a> 2008 randevusu Davos&#8217;ta başladı. 2007 Davos&#8217;u sonrası yazdığım &#8220;<a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/her-seye-yukardan-bakmaya-devam-davos-2007de-turkiye-kayipti/" rel="bookmark" title="Permanent Link to ">Her Şeye Yukardan Bakmaya Devam, Davos 2007′de Türkiye Kayıptı</a>&#8221; yazımda da vurguladığım üzere mevcut dünya ekonomik düzenine, Davos&#8217;un amacına, konuşulanlara inancımız olmayabilir ama bunları değiştirmek ya da iyileştirmek adına bir şeyler yapmak bir yana, eğer bu düzenin bir dişlisi olmuşsanız bazı şeylerden de geri kalmamanız gerekiyor.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Türkiye&#8217;de mevcut küresel düzene eklemlenmeye çalışıyor, ama böyle bir düzenin parçası olma kararını veren, vereni desteklemiş olan siyasetçiler, çoğu sefer olduğu gibi, sadece bakmakla yetiniyorlar. İş insanları, siyasetçiler, organizasyon ve fikir liderlerinin bir araya geldiği Davos&#8217;a bu yıl Başbakan R. T. Erdoğan katılmıyor.Türkiye&#8217;nin bu foruma neden daha fazla ilgi gösterebileceği, neden katılımını güçlendirebileceği ile ilgili fikirler en başta bağlantı verdiğim geçen yılki yazımdan okunabilir. Ama Türkiye&#8217;nin, ya da siyasilerin neden katılmayabileceği üzerine de pek çok haklı neden sunulabilir. Hele bu yılki forumun daha sönük geçeceği beklentisi varken, pek çok ülkenin devlet başkanları bu sene gelmemişken bu nedenler daha da güçlü olabilir.</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/basbakan-bahceliyi-turbandan-once-davos-icin-koluna-taksa-guclu-ulke-ve-ekonomi-mesaji-verse/davosda-dunya-ekonomi-forumu-2008-basladi/" rel="attachment wp-att-158" title="Davos’da Dünya Ekonomi Forumu 2008 Başladı"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/01/davos08.jpg" alt="Davos’da Dünya Ekonomi Forumu 2008 Başladı" border="0" /></a></p>
<p>Ama katılmama nedenlerinin kabul edilir olabilmesinde Davos&#8217;a gitmeyerek kazanılan zamanda yapılanlar önem kazanıyor. Ya bir başka ülke ile önemli açılımların temeli atılabilir ya da Türkiye&#8217;nin hayati öneme sahip iç meselelerinde, örneğin ekonomi, güvenlik önlemleri gibi önemli çalışmalar yapılabilir.</p>
<p>Maalesef kamuoyuna yansıyan görüntü hiç de öyle değil. Başbakan ve MHP lideri Devlet Bahçeli türbanın yüksek öğretim kurumlarında yer bulabilmesiyle ilgili yoğun olarak çalışıyor, bazen aralarında bazen başkalarıyla medya önünde atışıyorlar.</p>
<p>Son günlerde ise ABD ekonomisinin 2008&#8242;de yavaşlayacağı ve gerçek anlamda bir kriz yaşayabileceği korkusuyla dünya finans piyasaları sallanıyor. Borsalarla beraber şirketler değer yitiriyor, para sığınacak güvenilir liman arıyor, bankalar da yatırımcılar da borç vermekte çok daha seçici davranıyor. Kısa vadede finansal genleşmenin ters döneceği bir gerçek. Bu tablodan Türkiye de etkileniyor, yabancı yatırım ve dış borca bağımlı olan ekonomimiz 2007 yılında yapısal gelişmeler ortaya koyamadığından, en azından 2008&#8242;de dünyaya çok daha güçlü bir mesaj vermek zorunda.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin seçim yılını atlattığı, iktisadi anlamı olan reformlarını sürdüreceği, iç sorunlarını eski dönemlere göre azalttığını göstermesi gerekiyor. İşte bunlar ve ötesi hakkında dünyanın geri kalanının çekincesi olduğundan, daha da kötüsü bizim, Türk halkının korkuları sürdüğünden ülkemize güven az. Güven az olduğu için bugün devletimiz bizlerden ve yabancılardan borç almak için kendi bastığı paraya %15&#8242;in üstünde faiz vermenin maliyetine katlanıyor.</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/basbakan-bahceliyi-turbandan-once-davos-icin-koluna-taksa-guclu-ulke-ve-ekonomi-mesaji-verse/bahceli-ve-erdogan/" rel="attachment wp-att-160" title="Bahçeli ve Erdoğan"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/01/bahcelierdogan.jpg" alt="Bahçeli ve Erdoğan" border="0" /></a></p>
<p>Ülkemize ve dışarıya güven aşılamak, artık işlerin yoluna girmesi için kararlı olduğumuzu göstermemiz gerekiyor. Bunun için diğer ülkelerin aksine sadece başbakanla değil muhalefet partisiyle de Davos&#8217;a katılsak farklılık yaratmaz mıyız? Sayın Erdoğan Sayın Bahçeli&#8217;yi türban konusunda koluna takmadan önce Davos&#8217;ta koluna taksa ve &#8220;ülke olarak biz bütünüz, demokratik ve dinamiğiz&#8221; mesajı verse her şey çok farklı olmaz mı? Ama demek ki öncelikleri bu değil. Demek ki Türkiye ekonomisi ve insanların 2008&#8242;de kriz yaşama, işsiz kalma tehlikelerinden ziyade ülkenin bir numaralı sorunu türban&#8230;</p>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/her-seye-yukardan-bakmaya-devam-davos-2007de-turkiye-kayipti/" rel="bookmark" title="Permanent Link to ">Her Şeye Yukardan Bakmaya Devam, Davos 2007′de Türkiye Kayıptı</a></li>
</ul>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/basbakan-bahceliyi-turbandan-once-davos-icin-koluna-taksa-guclu-ulke-ve-ekonomi-mesaji-verse/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YouTube Yine Engellendi, Ama &#8220;İnternet&#8217;i Nasıl Kullanacağımı Ben Bilirim&#8221; Diyorsanız Buyrun Çözüm Ellerinizde</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/youtube-yine-engellendi-ama-interneti-nasil-kullanacagimi-ben-bilirim-diyorsaniz-buyrun-cozum-ellerinizde/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/youtube-yine-engellendi-ama-interneti-nasil-kullanacagimi-ben-bilirim-diyorsaniz-buyrun-cozum-ellerinizde/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Jan 2008 22:35:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/youtube-yine-engellendi-ama-interneti-nasil-kullanacagimi-ben-bilirim-diyorsaniz-buyrun-cozum-ellerinizde/</guid>
		<description><![CDATA[Dünyanın en popüler video paylaşım sitesi YouTube, kullanıcıların yükledikleri videolar yüzünden mahkeme kararıyla tekrar Türkiye&#8217;de engellenmeye başlandı. YouTube yasağı her şeyden önce teknolojiyi hala anlayamadığımızın kanıtı. Peki anlamayanları o mevkilerde biz tutmuyor muyuz! başlıklı yazımı Mart 2007&#8242;de, o dönemki engelleme kararı üstüne yazmıştım. Aradan zaman geçti, 5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın en popüler video paylaşım sitesi YouTube, kullanıcıların yükledikleri videolar yüzünden mahkeme kararıyla tekrar Türkiye&#8217;de engellenmeye başlandı.<a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/youtube-yasagi-her-seyden-once-teknolojiyi-hala-anlayamadigimizin-kaniti-peki-anlamayanlari-o-mevkilerde-biz-tutmuyor-muyuz/"> YouTube yasağı her şeyden önce teknolojiyi hala anlayamadığımızın kanıtı. Peki anlamayanları o mevkilerde biz tutmuyor muyuz!</a> başlıklı yazımı Mart 2007&#8242;de, o dönemki engelleme kararı üstüne yazmıştım. Aradan zaman geçti, 5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkındaki Kanun” yürürlüğe girdi. Böylece Türkiye’yi yönetenler İnternet’i anlama konusunda mesafe kat etmediklerini resmen göstermiş oldular.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Artık Telekomünikasyon Kurumu altında kurulan <a href="http://www.tib.gov.tr/default.aspx?cid=1" target="_blank">Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı</a> (TİB) adlı birim üyeleri gelen şikayetler doğrultusunda bazı durumlarda web sitelerine erişimi mahkeme kararı olmadan da engelleyebiliyorlar. <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/ihbar-sitemiz-de-acildi-hemen-ihbar-edin-mahkemeye-hakime-gerek-yok-site-kapansin/" title="İlgili yazım">Hatta isteyenler site ihbar ederek</a> son derece hızlı bir şekilde engelleme kararları alınmasını sağlayabiliyor.</p>
<p>Fakat bunlar şaşırtıcı değil, uzunca süredir İnternet&#8217;i zararlı, korunma gerektiren bir &#8220;şey&#8221; olarak algılatmaya yönelik bilinçli ve bilinçsiz bir ortam yarattık. Sonra da bizim için neyin iyi olduğunu bizden iyi bilen bazıları bizim adımıza kararlar almaya başladı. Yıllardır Türkiye ve Türk bilişim dünyası üzerine kalem oynatan, yanlışları ısrarla dile getiren, doğruları alkışlayan biri olarak hep bir umut taşıdım. Vizyon sahibi insanların İnternet olgusunu nasıl yöneteceğimizi doğru bileceklerine yönelik&#8230;</p>
<p>Ama umut beslediğimden ya da ikinci, üçüncü, doksanıncı şans vermek istediğimden yazmadıklarım, dile getirmediklerimden bazılarını artık yazacağım. Çünkü bu ülkenin iyi niyetli, bir şeyler üretmeye ya da bir şeyler öğrenmeye meraklı insanları fazlasıyla mağdur olmaya başladı! 3-5 yıldır web güncesi (blog) yazan, hayatının önemli bir kesitini İnternet&#8217;te tutan biri bir gün kalktığında güncesini ücretsiz yayınlayan dev sitenin tümden engellendiğini gördü. YouTube&#8217;da yabancı dilini geliştirmek, ya da Türkiye&#8217;de izleme fırsatı bulamadığı bir yayını orada yakalayabilmek isteyen biri bunu bugün yapamadı.</p>
<p>Bilinçli insanların İnternet&#8217;i nasıl kullanacaklarına karışılması oldukça tehlikeli. Önemli olan Fatma&#8217;nın, Mehmet&#8217;in gözünü kapatmak, videoyu göstermemek değil, Fatma&#8217;nın, Mehmet&#8217;in o videoyu izlemeyecek olgunluğa ulaşacak eğitimi almasını sağlamak.</p>
<p>Bugün &#8220;artık yazacağım&#8221; dediğim şeylerden biri de bir sayfası yüzünden yüz milyonlarca sayfası yasaklanan bu sitelere nasıl erişilebileceği olacak. Engelleme kararı verildiğinde Türk Telekom&#8217;a iletiliyor. Türk Telekom (TT), örneğin YouTube.com sayfasını yazdığınızda size hangi sayfayı getireceğini DNS adlı sunuculara soruyor. TT&#8217;nin DNS sunucusunda YouTube karşısındaki numaralar değiştiriliyor ve mahkeme kararına yönlendiriliyor. Ama Türkiye&#8217;de zaten pek çok kişi farklı DNS sunucularından faydalanarak istediği siteye giriyor. Ayrıca oldukça fazla kişi de Türk Telekom dışı alternatiflerden İnternet&#8217;e bağlanıyor. Bu kişiler de engellemelerden haberdar bile olmuyor. Yani yasak Türkiye&#8217;de bir grup kullanıcıyı etkiliyor, videoya tüm dünya ve de Türkiye&#8217;nin bir diğer bölümü erişiyor.</p>
<p>Siz de yıllardır yazdığınız blogunuza erişip eski yazılarınıza kavuşup kurtarmak istiyorsanız &#8220;yanlış&#8221; ve &#8220;hatalı&#8221; şekilde tümüyle engellenen sitelerin altındaki yasal içeriğe ulaşmak için TT DNS sunucuları dışında bir DNS sunucu kullanabilirsiniz. Bugün en popüler ücretsiz DNS hizmeti<a href="http://www.opendns.com" title="OpenDNS" target="_blank"> OpenDNS</a>. OpenDNS.com&#8217;a girerek isterseniz sadece bir bilgisayarda, isterseniz modeminizi ayarlayarak tüm bilgisayarlarınızda istediğiniz sürece OpenDNS&#8217;in DNS hizmetinden yararlanabilirsiniz. Nasıl yapacağınızı opendns.com/start adresinden öğrenebilirsiniz. Ama bunu yapmadan önce bu yazının en altındaki <strong>önemli uyarı</strong>yı okumalısınız.</p>
<p>İngilizce kaynak kullanmakta sıkıntı yaşayanlar için kısaca ben bir alternatifi özetleyeyim. Windows&#8217;da Başlat tuşuna basın ve görünüyorsa Denetim Masası&#8217;na, görünmüyorsa Ayarlar altında Denetim Masası&#8217;na tıklayın. Denetim Masası&#8217;nda Ağ Bağlantıları&#8217;nı açın. Burada aktif halde olan &#8220;Yerel Ağ Bağlantısı&#8221;na sağ tıklayın ve Özellikler deyin. Gelen pencerede, &#8220;Bu bağlantı aşağıdaki öğeleri içerir&#8221; başlığı altındaki listede altlarda yer alan TCP/IP&#8217;ye bir kez tıklayın, ardından Özellikler düğmesine basın. Yerel Ağ Bağlantısı Özellikleri adlı pencerenin ikinci bölümünde önce &#8220;Aşağıdaki DNS sunucu adreslerini kullan&#8221; seçeneğini seçin. Ardından ilk DNS satırına 208.67.222.222, ikincisine 208.67.220.220 yazın. (Bu numaralar OpenDNS.com&#8217;un her sayfasının altında var, yılda bir de olsa rakamları kontrol etmeniz iyi olabilir)</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/youtube-yine-engellendi-ama-interneti-nasil-kullanacagimi-ben-bilirim-diyorsaniz-buyrun-cozum-ellerinizde/opendns-dns-sunucularini-kullanmak-icin/" rel="attachment wp-att-156" title="OpenDNS DNS Sunucularını Kullanmak için…"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/01/opendns.gif" alt="OpenDNS DNS Sunucularını Kullanmak için…" border="0" /></a></p>
<p> Tamam ve tekrar Tamam diyerek çıkın. Windows&#8217;unuzu açıp kapamanız gerekebilir, ama artık daha özgür bir İnternet kullanımı için adım atmış olacaksınız. İstediğiniz zaman aynı ekrana gelerek &#8220;otomatik olarak al&#8221; seçeneği ile eski ayarlara geri dönebilirsiniz.</p>
<p>Ülkemiz adına üzücü olan, bu kadar basit yöntemlerle etkisiz kılınacak mahkeme kararları alınması ve de böyle bir yaklaşımla adeta İnternet kullanıcılarını, halkı salak yerine koyanların olması. Yukardaki yöntem pek çoğu arasından sadece biriydi, İnternet alıştıklarınızdan farklı bir ortam. Buna özel çözümler üretmezseniz eski çözümler daha büyük delikler açabilir, sonra yamaması da zor olur&#8230;</p>
<p><strong>ÖNEMLİ UYARI:</strong> T. C. Kanunları&#8217;na muhalefet eden kişilerin faaliyetlerinin sonuçlarına erişmeniz belli şartlar altında suç olarak kabul edilir. Bu sayfada ya da pek çok diğer kaynaktan yararlanarak yasaklanan sitelere erişmeniz halinde tüm sorumluluk bizzat kullanıcıya aittir. Bunu kabul etmeme şansınız olmadığı gibi OpenDNS, vb.lerini, onları tanıtanlarını suçlamanız da haklı bir savunma olmayacaktır.</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/youtube-yine-engellendi-ama-interneti-nasil-kullanacagimi-ben-bilirim-diyorsaniz-buyrun-cozum-ellerinizde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TCMB Başkanı &#8220;İstifa Ederim, Taşınmam&#8221; Derken Başbakan &#8220;Taşırım&#8221; Diyorsa Merkez&#8217;in Bağımsızlığından Şüphe Edilir</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/tcmb-baskani-istifa-ederim-tasinmam-derken-basbakan-tasirim-diyorsa-merkezin-bagimsizligindan-suphe-edilir/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/tcmb-baskani-istifa-ederim-tasinmam-derken-basbakan-tasirim-diyorsa-merkezin-bagimsizligindan-suphe-edilir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Jan 2008 21:23:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/tcmb-baskani-istifa-ederim-tasinmam-derken-basbakan-tasirim-diyorsa-merkezin-bagimsizligindan-suphe-edilir/</guid>
		<description><![CDATA[Bu sabah ekonomi gündeminde ciddi yer kaplayan haber Başbakan Erdoğan&#8217;ın diğer hedeflerin yanında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve kamu bankalarının merkezini İstanbul&#8217;a taşıyacakları yönünde kararlı olduklarını belirten açıklamasıydı. Sıklıkla, gereksiz ve manasız biçimde gündeme aldığımız konulardan biri de bu. İstanbul&#8217;u finans merkezi yapma çabalarına TCMB&#8217;nin taşınmasının katkısı olacağı düşüncesi oldukça tartışmalı. Konu hakkında devlet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu sabah ekonomi gündeminde ciddi yer kaplayan haber Başbakan Erdoğan&#8217;ın diğer hedeflerin yanında <a href="http://www.tcmb.gov.tr" title="TCMB resmi sitesi" target="_blank">Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB)</a> ve kamu bankalarının merkezini <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/432424.asp" title="İlgili NTVMSNBC haberi" target="_blank">İstanbul&#8217;a taşıyacakları yönünde kararlı olduklarını belirten açıklama</a>sıydı. Sıklıkla, gereksiz ve manasız biçimde gündeme aldığımız konulardan biri de bu. İstanbul&#8217;u finans merkezi yapma çabalarına TCMB&#8217;nin taşınmasının katkısı olacağı düşüncesi oldukça tartışmalı. <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/432486.asp" title="NTVMSNBC haberi" target="_blank">Konu hakkında devlet adamları, politikacılar, iktisatçılar, bürokratlar sıklıkla fikir bildirdi</a>kçe bunun sembolik bir faydadan öteye geçmeyeceği fikri ağır basıyor. Ben de benzer şekilde düşünüyorum, yazma nedenim de taşınmanın faydalı olup olmayacağı değil.<br />
<center><!--adsense--></center><br />
Salı günü, belki en başarılı TCMB Başkanımız olan, Süreyya Serdengeçti&#8217;nin küçük bir grupla sohbetine katıldım ve kendisinin de TCMB&#8217;nin bağımsızlığı konusunda ciddi çekinceleri olduğunu yakınen izledim. O günkü sohbeti ve sohbetten sonra düşündüklerimi yazmayacaktım ama daha 3 gün geçmeden böyle bir tartışma oldu. Sabahki haberinin asıl önemi, TCMB Başkanı <a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=199873" title="İlgili Radikal Gazetesi haberi" target="_blank">Durmuş Yılmaz&#8217;ın İstanbul&#8217;a taşınmak yerine istifa etmeyi düşüneceği sinyalini önceden vermiş</a> olmasına rağmen Başbakan ve/veya hükümetinin Banka&#8217;yı taşıma yönündeki kararlılığın Banka&#8217;nın bağımsızlığına tekrar gölge düşürmüş olması.</p>
<p>Para politikasının etkinliği ve &#8220;paracı&#8221; iktisat teorisi tartışmaya açıktır. Hele Türkiye&#8217;de Türk Lirası faizi yatırım ve tüketim kararlarında ana etken değilken, dövizle borçlanma ciddi bir alternatifken, &#8220;TCMB&#8217;nin uğraşı ne kadar sonuç veriyor&#8221; diye düşüncelere dalmak mümkünken&#8230; Ama eğer ülke olarak 2001&#8242;den bu yana sürdürülen ekonomi yönetimi ve seçilen politikaların değiştirilmeyeceği ortadaysa ve hükümetler bunlara bağlılığını sürekli vurguluyorsa, TCMB&#8217;nin tek hedefinin enflasyonu düşürmek olduğunu, bu konuda da bağımsız davranması gerektiğini kabul etmeliyiz.</p>
<p style="text-align: center"><img src="http://cihansalim.net/blog/resim/banknot20k.jpg" /></p>
<p>Serdengeçti döneminde güvenilirlik, inanılırlık (&#8220;credibility&#8221;) konusunda çok büyük başarı elde eden TCMB faiz ayarlamaları bir yana, gelecekteki hareket ve politikalarına yönelik basın açıklamaları, Başkan&#8217;ın ağzından çıkanlarla dahi piyasalara ve ekonomiye yön vermeyi başarabiliyordu. Ama bugün bu güvenilirlik yitirildi. Profesyonelliği ve saygı kazanan tutumuyla son on yılda dünyanın en başarılı başkanlarından olan Serdengeçti, Salı günü bizlerle konuşurken yıllarını verdiği kurumun mevcut etkisi hakkında olumlu konuşmaya gayret etti, bir &#8220;Merkez Bankacı&#8221; olarak yapması gerektiği gibi iyimser göründü. Ama yine de güvenilirlik konusunda kaybedilenleri ince bir dille ortaya koydu.</p>
<p>Enflasyonun düşmemesinden bir nebze, reel faizlerin düşmemesinden ise neredeyse tamamıyla Merkez Bankası&#8217;nın görüntüsünü, algılanışını sorumlu tuttu. İletişimin çok zayıfladığını, etkisiz kaldığını, yerli ve yabancı piyasa oyuncularının para politikalarıyla ve özellikle &#8220;Banka&#8217;nın bağımsız karar alabilme&#8221; yeteneğiyle ilgili ciddi şüpheler taşımaya başladığını Serdengeçti de bizzat gözlemlemiş ve tecrübe etmiş. İyimser bir insan olan, aynı zamanda yıllarını kuruma vermiş biri olarak olumlu konuşmaya gayret eden Serdengeçti&#8217;nin bu sözleri oldukça düşündürücü.</p>
<p>Ayrıca iktisat çevrelerinde bazılarının duymuş olabileceği bazı sözleri o da aktardı, örneğin &#8220;Türkiye&#8217;ye Avrupa&#8217;nın ilk Latin Amerika ülkesi deniyor&#8221; gibi. Ve de Türk hükümetinin dışarda da <em>reform yorgunu</em> gibi görünmeye başladığını, son yıllardaki yapısal değişimlere devam etme isteğinin sorgulandığını, çünkü acı veren iktisat reformlarını yapmak için en uygun dönem olarak bilinen hükümetin ilk 100 gününün çoktan geçtiği gerçeğini sadece burada tartışmadığımızı, dışarda da bunların konuşulduğunu paylaştı. Reform yorgunu bir yönetim bir yana, bu yönetimin bir de faizler, döviz kurları konusunda rahatsızlık hissetmesi ve TCMB&#8217;yi &#8220;sorumlu&#8221; olarak göstermesi oldukça tehlikeli.</p>
<p>Günümüzde enflasyonla mücadelenin inandırıcı olması lazım ki tüm ekonomik birimler, bizler de dahil bu hedefe inanalım. İnandığımızda da Banka&#8217;nın kararlarını destekleyelim, tabii tamamen enflasyon odaklı kararlar alındığını bilirsek. Fakat eğer bu kararlarda hükümetin yönlendirmesi, bazı sektörlerin işine gelecek şekilde kararlar alındığı algısına sahip olanlar artarsa ülke olarak enflasyonla mücadelede başarılı olamayız!</p>
<p>Bu gerçeğe rağmen, Başbakan, &#8220;TCMB Başkanı istifa iması yapmış olsa bile ben bu bankayı taşırım&#8221; der gibi görünüyorsa maalesef faizlerin Serdengeçti dönemindeki seviyelere inmesi için daha çok bekleriz!..</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/tcmb-baskani-istifa-ederim-tasinmam-derken-basbakan-tasirim-diyorsa-merkezin-bagimsizligindan-suphe-edilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
