<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>H. Cihan Salim - Günce... Blog... &#187; Türkiye</title>
	<atom:link href="http://www.cihansalim.net/blog/category/turkiye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cihansalim.net/blog</link>
	<description>www.cihansalim.net</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 09:52:57 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Yerli Otoyu Bırak, Tableti e-Kitaba İndirgeme; Bilgi Üret</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/yerli-otoyu-birak-tableti-e-kitaba-indirgeme-bilgi-uret/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/yerli-otoyu-birak-tableti-e-kitaba-indirgeme-bilgi-uret/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 10:32:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Esintiler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1658</guid>
		<description><![CDATA[Fatih projesi, okullarda öğrencilere tablet bilişim cihazı dağıtma planı ekonomi gündeminin sıcak konularından. Bir diğer konu da, otomobilde yerli üretim. Birine odaklanıp daha büyük kazançlar elde etmek gerekiyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye gibi her hafta büyük başka lafların konuşulup hızla gündemden düştüğü bir ülkede konuları gündemde tutmanın faydası önemli olduğuna inanıyorum. “Türkiye, yerli bir marka ile de otomobil üretmeli” kararı ülke ekonomisinde zaten kıt olan tasarrufların en verimli şekilde kullanılmamasına neden olur.</p>
<p>Okullarda tablet bilişim cihazı dağıtmayı hedeflerken kırsala eğitimi yaymakta zorlanan Hindistan’da bunun ne kadar ucuza, yaklaşık 85 TL’ye gerçekleştirileceğini duyduk mu? Biz bu fiyatlara ulaşamıyorsak 1900’lerin endüstri koluna yatırım yapacağımıza bilişime odaklanmalı değil miyiz? Yazılımlar ve enformasyonu bilgiye çevirmek bilgi çağının temeli.</p>
<p>Yerli kaporta, motor yerine o araçların yazılımını dünyaya ihraç etmeyi hedeflemeliyiz. Hele tablet konusunda, önemli olan cihaz değil, artık içine konacak kitaplar da değil, eğer ki o tabletler sadecenie bir e-kitap okuyucu olmanın ötesine geçsin istiyorsak eğitmenleri geliştirmeli, çocuklarımıza sadece teknoloji değil, bununla birlikte soru sorabilme, yorum yapabilme becerisi kazandırmalıyız.</p>
<p><strong>‘Turkce’ Umrumuzda mı!</strong><br />
Bu yazıyı otomatik yazım kontrolü kapalı bir tablet bilgisayarda aceleyle yazıyor olsam Türkçe kelimesini bile çıkaramayacaktım. Türkiye’de yüz binlerce akıllı telefon sahibi ekranda çıkan sanal klavyelerinde bazı modellerde ‘s’ye uzun bastıklarında ş harfini kullanabiliyorlar örneğin. Sony dışında tabletler de Türkçe harfleri sağ kenara itmiş olan uyduruk Türkçe Q klavyeyle bile gelmiyor.</p>
<p>Zaten Türke F klavye dersen de dalga geçiliyor. 0,99 dolara uygulama almayı biliyoruz, bu basit şeyi zorlayacak gücümüz yok mu? Yunanlılar, Ruslar, Asyalılar, Araplar da İngilizce klavyeye mi mecbur! Don’t you care?!</p>
<p><em>Digital Age Kasım&#8217;11 sayısı köşe yazısının 2. bölümüdür, <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2011/yogunlasan-rekabette-kazanmak-icin-oyun-sahani-tani/">ilk bölüm için buraya tıklayabilirsiniz</a></em></p>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Fyerli-otoyu-birak-tableti-e-kitaba-indirgeme-bilgi-uret%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/yerli-otoyu-birak-tableti-e-kitaba-indirgeme-bilgi-uret/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Canlı deprem takibi için web siteleri</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/canli-deprem-takibi-icin-web-siteleri/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/canli-deprem-takibi-icin-web-siteleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 Oct 2011 19:44:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Esintiler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[doğa, çevre ve gezi]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1625</guid>
		<description><![CDATA[Deprem ülkesindeyiz, her yıl korkular atlatıyoruz, kişisel önlemlerimizi almamız gerekiyor. Peki İnternet'te depremle ilgili güvenilir bilgileri hangi kaynaklardan hızlıca temin edebiliriz, diye küçük bir liste bu yazıda.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemiz ciddi deprem riski taşıyan bir coğrafyada. Yıl içinde birkaç tane kayda değer sarsıntı yaşıyoruz. Tabii ardından da TV ekranlarına, Twitter&#8217;a dönüp deprem hakkında daha fazla bilgi almaya çalışıyoruz.</p>
<p>20 Mayıs 2011&#8242;de Kütahya merkezli 5,9-6 şiddetinde bir deprem yaşadığımız anlarda alttaki linkleri bir araya getirmiştim. Artık insanlar hemen İnternet üzerinden yaşadıklarını veya duyumlarını yazıyorlar. Tabii TV&#8217;lerden önce sosyal medyada yoğun bir şekilde deprem haberleri paylaşılmasına bu gidişle de alışıyoruz.</p>
<p>Fakat Google gibi arama motorlarında İstanbul depremi gibi arama terimlerinden hemen etkin sonuç almak zor. Bu nedenle canlıya yakın, çok az gecikmeli deprem kayıtlarını takip edebileceğiniz bazı web sitelerini sizle paylaşmanın faydalı olacağını düşündüm:</p>
<p>Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi: <a href="http://www.koeri.boun.edu.tr/sismo/map/en/index.html" target="_blank">http://www.koeri.boun.edu.tr/sismo/map/en/index.html</a></p>
<p>ABD hükümetinin deprem takip kuruluşu: <a href="http://earthquake.usgs.gov/">http://earthquake.usgs.gov/</a></p>
<p>Bu sitede bugünkü Kütahya depreminin kaydı: <a href="http://earthquake.usgs.gov/earthquakes/recenteqsww/Maps/10/30_40.php">http://earthquake.usgs.gov/earthquakes/recenteqsww/Maps/10/30_40.php</a></p>
<p>Aynı sitedeki verileri de Google Maps ile entegre ederek canlı sunan; <a href="http://www.oe-files.de/gmaps/eqmashup.html">http://www.oe-files.de/gmaps/eqmashup.html</a></p>
<p>Global Incidents: <a href="http://quakes.globalincidentmap.com/">http://quakes.globalincidentmap.com/</a></p>
<p><a href="http://quakes.globalincidentmap.com/"> </a>Iris Sismic Monitor: <a href="http://www.iris.edu/seismon/">http://www.iris.edu/seismon/</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sizinle faydalı ve detaylı güncel deprem verisi paylaşımı yapan siteleri paylaşmaya devam edeceğim, önerilerinizi bekliyorum, bu listeyi beraber güncel tutabiliriz.</p>
<p>Fakat önemli bir tavsiyem var, bir deprem olduğunda Twitter başına veya bu sitelere bakmadan önce, büyük bir artçı deprem olasılığına karşı anahtar, cüzdan, cep telefonu, pet şişe suyunuzu hazırlayın. Ardından bilgisayar başına oturun.</p>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Fcanli-deprem-takibi-icin-web-siteleri%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/canli-deprem-takibi-icin-web-siteleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sanayileşme treninden sonra bilişim treni de kaçmak üzere</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/sanayilesme-treninden-sonra-bilisim-treni-de-kacmak-uzere/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/sanayilesme-treninden-sonra-bilisim-treni-de-kacmak-uzere/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 May 2011 10:30:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1510</guid>
		<description><![CDATA[2011’de ekonomi sayfalarında en çok karşılaştığımız kavram ‘cari açık’. 2010’da patlayan ithalat hız kesmiyor, dış ticaret açığı daha da büyümesin diye Merkez Bankası ekonomiyi soğutmaya çalışıyor. “Sanayileşme treninini kaçırmış olabiliriz ama bilişim trenine yetiştik” söylemine her geçen gün artan Facebook kullanıcı sayımızla(!) tam da inanıp huzura kavuşmak üzereyken, zamanında “One minute” dediğimiz Dünya Ekonomik Forumu’nun yayınladığı yeni rapor bize “One minute” dedi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2011’de ekonomi sayfalarında en çok karşılaştığımız kavram ‘cari açık’. 2010’da patlayan ithalat hız kesmiyor, dış ticaret açığı daha da büyümesin diye Merkez Bankası ekonomiyi soğutmaya çalışıyor. Tüketici tüketmekten imtina etsin diye kredi faizleri yükselsin isteniyor, bunun için bankaların munzam karşılık olarak ‘kenara’ daha fazla para ayırararak,daha az kredi vermeleri yönünde kararlar alınıyor.</p>
<div align="center"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6758407155973721";
//blog-orta-468
google_ad_slot = "3758895704";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//--></script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>
<p>Petrol ve enerjide dışa bağımlılık bir yana, Türkiye’nin imalat sanayi hammadde, yarı mamul alımı ve tüketim malları ithalatının arkasında en basit tanımıyla sanayileşme trenini yakalayamaması, kendi modelini de bir türlü oturtamaması geliyor.</p>
<p>“Sanayileşme treninini kaçırmış olabiliriz ama bilişim trenine yetiştik” söylemine her geçen gün artan Facebook kullanıcı sayımızla(!) tam da inanıp huzura kavuşmak üzereyken, zamanında “One minute” dediğimiz Dünya Ekonomik Forumu’nun yayınladığı yeni rapor bize “One minute” dedi.</p>
<p>10. kez yayınlanan <a href="http://j.mp/WEF-Rapor" target="_blank">Küresel Bilgi Teknolojisi raporu 2010-11</a>’de değerlendirilen ülke sayısı 139’a yükseldi. Raporun ana tablosu olan Networked Readiness, yani ‘bilgi toplumuna hazır olma’ veya  ‘e-dönüşüm’ listesinde, Türkiye 7 üstünden 3,8 puanla tam 71. oldu! 5 yıl önce 3,9 puanla 52. sırada iken aynı puanlarla yerimizde sayarak yaklaşık 20 ülke tarafından geride bırakıldık.</p>
<p>WEF’in raporunda puanlama, her biri altında 3 ayrı sütun olan 3 ana başlıkla yapılıyor: Ülkenin altyapı ve ekonomik, hukuki olarak inovasyon ve bilişim teknolojilerine (BT) yakınlığı; bireyler, özel ve kamu sektörlerinin BT’yi günlük hayat ve işlemlerinde kullanmaya hazır ve istekli olmaları; ve bir ülkenin başlıca toplumsal aktörlerinin BT’yi kullanma oranları.</p>
<p>Bu 3 başlık altındaki toplam 9 sütunu puanlamak için bu yıl tam 71 adet değişken kullanılmış. Bunların bazıları başka çok uluslu araştırmalardan alınmışken yarıdan fazlası bu çalışma için, ülkelerdeki ekonomik aktörler, karar alıcılara doğrudan sorulmuş ve ülkelerini her soru için 1-7 arası puanlamaları istenmiş.</p>
<p>71 değişkenden, basın özgürlüğünde 135, vergilerin etkinliği ve iş dünyasına yük olmasında 117, fikri hakların korunmasında 116. sırayı almışız. Şirketlerin telefon faturaları, mobil iletişim maliyetlerinde de çok gerideyiz.<br />
Bilişim treni, sanayileşme yarışından farklı olarak hammadde, sermaye gibi erişimi kısıtlı, hakimiyet sağlaması zor kaynaklar üstünden hız kazanmıyor. Bireysel ve toplumsal girişimcilik, yaratıcılık ve inovasyonun önünü açabildiğimiz ölçüde iktisadi ve kültürel refaha ulaşmak mümkün oluyor. Bir an önce bilişim trenine son vagonundan bindiğimiz yanılsamasından uyanıp bizden az gelişmiş ama atik ülkeleri tekrar yakalayıp aşmalıyız!
<div align="center"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6758407155973721";
google_alternate_color = "FFFFFF";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
google_ad_format = "468x15_0ads_al";
//2007-10-01: linkunit
google_ad_channel = "8438864729";
google_color_border = "32527A";
google_color_bg = "FFFFFF";
google_color_link = "0000FF";
google_color_text = "000000";
google_color_url = "008000";
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
  src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Fsanayilesme-treninden-sonra-bilisim-treni-de-kacmak-uzere%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/sanayilesme-treninden-sonra-bilisim-treni-de-kacmak-uzere/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Web adreslerine yeni şok yasaklar mı geliyor: Hikaye, Gizli, Haydar, Yerli, Etek ve daha fazlası&#8230;</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/web-adreslerine-yeni-sok-yasaklar-mi-geliyor-hikaye-gizli-haydar-yerli-etek-ve-daha-fazlasi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/web-adreslerine-yeni-sok-yasaklar-mi-geliyor-hikaye-gizli-haydar-yerli-etek-ve-daha-fazlasi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Apr 2011 20:02:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1371</guid>
		<description><![CDATA[Bugün Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından hosting  firmalarına gönderildiği öğrenilen ‘yasaklı sözcükler’ listesi oldukça büyük ses getirmek üzere&#8230; İnternet&#8217;te özgürlük bakımından sicili gittikçe kötüleşen  Türkiye görenleri şaşkınlığa uğratan yeni bir ‘yasaklı sözcükler’  listesiyle karşılaştı.
NTVMSNBC’nin haberine göre bugün servis sağlayıcılara ve hosting firmalarına Telekomünikasyon   İletişim Başkanlığı’ndan gönderilen ve gönderici hanesinde   [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından hosting  firmalarına gönderildiği öğrenilen ‘yasaklı sözcükler’ listesi oldukça büyük ses getirmek üzere&#8230; İnternet&#8217;te özgürlük bakımından sicili gittikçe kötüleşen  Türkiye görenleri şaşkınlığa uğratan yeni bir ‘yasaklı sözcükler’  listesiyle karşılaştı.</p>
<p><a title="ntvmsnbc" href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25207341/" target="_blank">NTVMSNBC’nin haberine</a> göre bugün servis sağlayıcılara ve hosting firmalarına Telekomünikasyon   İletişim Başkanlığı’ndan gönderilen ve gönderici hanesinde   <em>yersaglayici@tib.gov.tr</em> adresinin yer aldığı tebligatta, günlük yaşamda   kullanımından vazgeçilemez pek çok ‘sıradan’ sözcüğü deiçeren yasak   listesi bulunuyor.</p>
<p>Bildirime göre, bu sözcükleri içeren alan adı tahsis edilemeyecek,  kullanılamayacak, mevcut olanlara erişim de kapatılacak. Örneğin  SicakEvYemekleri.com veya .com.tr ile bir web siteniz varsa, Türk  İSS’leri bu siteyi yayında tutarsa cezalandırılacak. Bu da daha fazla  maddi kaynağın zaten zayıf olan Türk İSS ekosisteminden çıkıp yabancı  hosting firmalarına akması demek.</p>
<p>Mektupla birlikte gelen listedeki sözcükler arasında şaşkınlık verici  derecede sıradan sözcükler bulunuyor. Bu sözcüklerden bazıları şöyle:</p>
<p><strong>31, Adrianne, Animal, Hayvan, Baldiz, Beat, Buyutucu, Ciplak,  Citir, Escort, Etek, Fire, Girl (İngilizce’de ‘kız’ demek, Ateşli,  Frikik, Free, Gey, Gay, Gizli, Got (ingilizce ‘get’ fiilinin geçmiş  zaman ya da geçişli hali), Hatun, Haydar, Hikaye, Homemade (ev yapımı  demek), Hot (İngilizce’de ‘sıcak’ anlamında geliyor), İtiraf, Liseli,  Nefes, Nubile (?), Partner, Pic (İngilizce’de ‘picture’ın (resim,  fotoğraf) kısaltmasi), Sarisin, Sicak, Sisman, Teen (İngilizce’de 13-19  yaş grubunda genç), Yasak, Yerli, Yetiskin,  Xn, XX…<br />
</strong></p>
<p>Çok daha uzun olan, içinde küfür ve ahlaksız terimlerin yanında “zoo”  (hayvanat bahçesi) gibi terimler içeren tüm listeyi, bu yazının  altındaki bağlantıdan görebilirsiniz.</p>
<p>Sansür listesinin etkisi, bazı ‘müstehcen’ sözcüklerin içinde  geçtiği  diğer sözcükleri de kapsadığından, erişim engelinin kapsamı  inanılmaz  boyutlara çıkacak. Örneğin içinde iki ya da üç kelimelik  ‘müstehcen’  sözcüklerle çakışan harfleri içeren sözcükler de yasaktan  nasibini  alacak.</p>
<p><a href="http://www.tknlj.com/" target="_blank">Tknlj.com</a>‘da   sıralanan bazı ‘talihsiz’ sitelerden örnekler: Degisikmezeler.com,   herkesokusundiye.com, sokmarket.com, bayramcikolotasi.com,   bilgisayarakademisi.com, sanaldestekunitesi.com, forzabesiktas.com,   tiklayarak.com, donanimalani.org, bakireklam.com, citirkurabiyem.com,   kredikartiborcunubitir.com, burcunubil.com, globaldizayn.org,   casperminishop.net, anlayarakokuma.com…</p>
<p>Hosting  hizmeti veren Ontek firmasının sahibi Murat Deligöz, bu  sansürlü  sözcüklerle sınadıkları sitelerden en az 90 binin bu yeni  yönetmelikle  ‘hemen’ yasaklanabileceğini söyledi.</p>
<div align="center">
<div style="width:450px; text-align:center" class="captionfull"><img title="Artık pek çok web adresi yasaklı mı olacak..." src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/sansur.jpg" alt="Artık pek çok web adresi yasaklı mı olacak..." />
<p>Artık pek çok web adresi yasaklı mı olacak&#8230;</p>
</div>
</div>
<p>Yönetmeliğin iletildiği TİB mektubu şöyle:</p>
<p>“Sayın YETKİLİ,</p>
<p>Bilindiği üzere, 04/05/2007 tarih ve 5651 sayılı “İnternet Ortamında  Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla  Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun”a dayanılarak çıkarılan  “Telekomünikasyon Kurumu Tarafından Erişim Sağlayıcılara ve Yer  Sağlayıcılara Faaliyet Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar  Hakkında Yönetmelik”, 24 Ekim 2007 tarihli ve 26680 sayılı Resmi  Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>İnternete açık hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri  sağlayan/işleten gerçek veya tüzel kişiler yer sağlayıcıdır. Yer  Sağlayıcılığı hizmetini ticari olarak yapmasa bile web sitelerini kendi  sunucularında barındıran gerçek veya tüzel kişilerin Yönetmelik  gereğince Yer Sağlayıcılığı Faaliyet Belgesi almaları  gerekmektedir.İlgili Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasında;  “26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; İntihara  yönlendirme (madde 84), Çocukların cinsel istismarı (madde 103, birinci  fıkra), Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma  (madde 190), Sağlık için tehlikeli madde temini (madde 194),  Müstehcenlik (madde 226), Fuhuş (madde 227), Kumar oynanması için yer ve  imkân sağlama (madde 228) suçları ile 5816 sayılı Atatürk Aleyhine  İşlenen Suçlar Hakkında Kanunda yer alan suçlar,” erişimin engellenmesi  konusu olabilecek suçlar olarak katalog halinde sayılmıştır. İlgili  Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında ise;</p>
<p>Yayınlar; a) İnsan onuruna, temel hak ve hürriyetlere saygılı  olmalıdır. b) Gençlerin ve çocukların fiziksel, zihinsel ve ahlakî  gelişimini zedeleyecek türden içeriklere yer vermemelidir. c) Ailenin  huzur ve refahını sağlayan hususlara zarar verecek nitelikte  olmamalıdır. ç) Kişileri, uyuşturucu madde bağımlılığı, fuhuş,  müstehcenlik ve kumar gibi kötü alışkanlıklara teşvik edici olmamalıdır.</p>
<p>Şeklindedir.</p>
<p>Buna göre barındırdığınız alan adlarında İlgili kanun ve yönetmeliğe  aykırı içeriklerin bulunmaması gerekmektedir. Aşağıda İlgili kanun ve  yönetmeliğe aykırı içerik bağlamında değerlendirilebilecek kelime  gurupları verilmiştir. Bu kelime guruplarını barındıran içeriklerin  çıkarılması ile ilgili alan adlarının hizmetine son verilmesi ve son  durumun mail ile tarafımıza iletilmesi gerekmektedir. Bu yükümlülüklerin  yerine getirilmemesi durumunda ilgili CEZAİ müeyyideler ile karşı  karşıya kalınabileceği unutulmamalıdır.</p>
<p>Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı”</p>
<p>Hatırlanabileceği üzere, BTK Başkanı Acerer geçtiğimiz hafta Zaman  Gazetesi’nde yer alan demecinde; “Kimi zaman ben bile herkesin ortasında  İnternet’e girmeye çekiniyorum; ya karşıma aniden istemediğim bir şey  çıkarsa!” ifadesini kullanmıştı. 2011′de Türk İnterneti’nde daha fazla  düzenleme göreceğimizin sinyallerini böylece almış olmuştuk, ama bu  kadar etkili kararın bu kadar çabuk gündeme gelmesini sektör çalışanları  da beklemiyordu.</p>
<p>Mektubun taranmış halini de <a href="http://www.scribd.com/doc/54049096/Alan-Ad%C4%B1-Yasaklar%C4%B1" target="_blank">buraya tıklayarak</a> görebilirsiniz.</p>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Fweb-adreslerine-yeni-sok-yasaklar-mi-geliyor-hikaye-gizli-haydar-yerli-etek-ve-daha-fazlasi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/web-adreslerine-yeni-sok-yasaklar-mi-geliyor-hikaye-gizli-haydar-yerli-etek-ve-daha-fazlasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Avea, TT ve Telsim gitmişken Turkcell&#8217;in Türk kalması gerçekten önemseniyor mu</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/avea-tt-ve-telsim-gitmisken-turkcellin-turk-kalmasi-gercekten-onemseniyor-mu/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/avea-tt-ve-telsim-gitmisken-turkcellin-turk-kalmasi-gercekten-onemseniyor-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 15:43:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1347</guid>
		<description><![CDATA[Orta Doğu&#8217;nun en büyük GSM operatörü Turkcell&#8217;in dün yapılan kritik genel kurulunda şirketin yönetim yapısı değişmedi. Bu da medyada &#8220;zafer yine Karamehmet ve Çukurova Grubu&#8217;nun olarak&#8221; verildi. Karamehmet&#8217;in Turkcell&#8217;deki büyük ortağı İsveç merkezli, İsveç ve Finlandiya GSM pazarının lideri Telia Sonera. Karamehmet&#8217;in TMSF&#8217;ye olan borçlarını ödemek için kaynak sıkıntısına girdiği bir dönemde yapabileceği hamle Turkcell&#8217;deki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Orta Doğu&#8217;nun en büyük GSM operatörü Turkcell&#8217;in dün yapılan kritik genel kurulunda şirketin yönetim yapısı değişmedi. Bu da medyada &#8220;zafer yine Karamehmet ve Çukurova Grubu&#8217;nun olarak&#8221; verildi. Karamehmet&#8217;in Turkcell&#8217;deki büyük ortağı İsveç merkezli, İsveç ve Finlandiya GSM pazarının lideri Telia Sonera. Karamehmet&#8217;in TMSF&#8217;ye olan borçlarını ödemek için kaynak sıkıntısına girdiği bir dönemde yapabileceği hamle Turkcell&#8217;deki hisselerinin bir bölümünü satmaktı.</p>
<p>Fakat Telia Sonera ile yapılan, çok ortaklı pek çok şirkette de benzeri bulunan anlaşmaya göre, Çukurova Grubu, Turkcell hissesi satışına karar verdiğinde önceliği ortağı Telia Sonera&#8217;ya vermeliydi. Bu da İsveçli şirketi Turkcell yönetiminde hakim konuma getirecekti. Karamehmet bunun yerine Turkcell hisselerini teminat gösterip rehin ettirerek Rus Alfa Grubu&#8217;ndan borçlandı ve TMSF&#8217;ye ödemesini yaptı. Alfa&#8217;ya borcu da tabii ki nakden ödemektense rehin edilen hisselerden vazgeçerek kapattı. Telia Sonera buna itiraz etse de birkaç yıllık süre içinde çabalarına bir sonuç alamadığı gibi, Rusya&#8217;nın en büyük 3. operatörü MegaFon&#8217;un yönetiminde Alfa Grup ile ortak olduğundan Turkcell&#8217;de yeni ortağını kabullendi diyebiliriz.</p>
<p><strong>Turkcell Hisse Yapısı</strong><br />
Turkcell&#8217;de şu anda Murat Vargı Holding&#8217;in yüzde 2,3; Alfa&#8217;nın yüzde 13,2; Çukurova&#8217;nın yüzde 13,8; Telia Sonera&#8217;nın ise yüzde 37,1 hissesi bulunuyor. Turkcell hisselerinin %33&#8242;ü ise İMKB ve NYSE borsalarında halka açık ve el değiştiriyor. Yabancı büyük ortaklardan Alfa Grubu Rusya kökenli, Telia Sonera&#8217;da ise İsveç devletinin / hazinesinin %37, Finlandiya&#8217;nın ise %13 payı bulunuyor.</p>
<p><strong>Turkcell Yönetim Kurulu Üye Yapısı</strong><br />
İcra Kurulu&#8217;nun bağlı olduğu, şirket hissedarlarını temsil etmesi amaçlanan Yönetim Kurulu ise 7 üyeli. Bu 7 üyeden 2&#8217;si Telia Sonera, 2&#8217;si ise Alfa&#8217;yı temsil ediyor. (Telia Sonera adına Tero Erkki Kivisaari ve Karin Eliasson; Alfa adına Oleg Malis ve Alexey Khudyakov)</p>
<p>Geriye kalan 3 üyeden 2&#8217;si Karamehmet&#8217;i temsil eden Mehmet Bülent Ergin ve Gülsün Nazlı Karamehmet Williams; 1&#8242;i de bağımsız olarak Yönetim Kurulu Başkanı Colin Williams. Turkcell Yönetim Kurulu&#8217;nda kararlar 4&#8242;e 3 değil, 5&#8242;e karşı 2 oyla alınabiliyor. Bu nedenle de İsveçli ve Rus şirketleri 4 üyeleriyle istedikleri kararları aldırmaya muvaffak olamıyorlar.</p>
<p><strong>Sanayi Bakanlığı Komiseri İtirazı Gündeme Almadı</strong><br />
Nitekim dün yabancı ortaklar toplantı gündemine ek madde olarak, bağımsızlığını kaybettiğini öne sürdükleri Williams&#8217;ın azledilmesi ve yönetim kurulu üye sayısının arttırılmasını teklif etti. İşte bu noktada, divan başkanı olarak Williams bu ek maddenin görüşülmesinin uygun olup olmadığını kurula katılan Sanayi Bakanlığı komiserlerine sordu. Komiserler ise Ticaret Kanunu&#8217;nun 369. maddesince genel kurul toplantısından önce duyurulmayan maddelerin toplantı gündemine alınamayacağını belirtmişler. Tabii burada itirazlar geldi ve belki süreç tekrar mahkemelik olacak, çünkü yüzde 5 üstünde hissesi olan hissedarların ek gündem isteme hakkı bulunduğu öne sürülüyor. </p>
<p>Turkcell Hisselerinin Yüzde 20&#8217;si Türk!<br />
22 Nisan Cuma günü seans kapanışında İstanbul Menkul Kıymetler Borsası&#8217;nda el değiştiren Turkcell hisselerinin yüzde 88&#8242;inin Citibank ve Deutsche Bank&#8217;ın neredeyse tümü yabancı müşterilerinde olduğunu görüyoruz. ABD&#8217;de NYSE&#8217;de el değiştiren Turkcell hisselerinde ise Türk yatırımcı olmadığını varsayabiliriz. Bu durumda yüzde 33,5&#8242;luk halka açık kısmın çok küçük bir bölümü Türk bireysel ve kurumsal yatırımcılarda. Çukurova ve Murat Vargı&#8217;yı eklersek Turkcell&#8217;in yüzde 20&#8217;sine yaklaşıyoruz.</p>
<p>Kısacası Turkcell çoktan bir Türk şirketi olmaktan çıktı, çok uluslu ortaklık yapısı olan bir şirkete dönüştü. Ağırlıklı olarak da İsveç merkezli Telia Sonera&#8217;nın olduğunu, en azından karların yüzde 37&#8217;si üstünde hak sahibi olduklarını görüyoruz.</p>
<p>Bu durumda medyada yer aldığı gibi acaba dün Sanayi Bakanlığı Komiseri siyasi bir müdahele mi yaptı, yoksa sadece Türk Ticaret Kanunu&#8217;na uygun mu davrandı?</p>
<p><strong>Telsim, Avea ve Türk Telekom da Yabancılaştı</strong><br />
Bildiğiniz gibi Uzanlar ile yaşanan süreç sonunda Telsim&#8217;e el konmuş, Türkiye&#8217;nin en büyük 2. operatörü TMSF kontrolü altındayken aslında olabilecek en iyi performansı sergilemiş ve İngiliz Vodafone en yüksek teklifi vererek şirketi satın almıştı.</p>
<p>Ardından Aycell ile Aria&#8217;nın birleşimiyle oluşan Avea&#8217;ya dönersek, İş Bankası&#8217;nın Avea&#8217;da yüzde 19 paya sahip olduğunu görüyoruz. Geri kalan yüzde 81 Türk Telekom&#8217;un. Türkiye&#8217;nin sabit hat telefon tekeli Türk Telekom da 2006&#8242;da özelleştirildi. Saudi Oger Grubu&#8217;nun %55 hissesine sahip olduğu Türk Telekom&#8217;un %30&#8242;u hala kamunun elinde. Yüzde 15&#8242;lik hisse ise yine İMKB&#8217;de el değiştiriyor. Bugünkü kayıtlara baktığımızda yine yabancı aracı kurumlar Citibank ve Deutsche Bank&#8217;ın müşterilerinin halka açık kısmın yüzde 85&#8242;ine sahip olduğunu görüyoruz. Yani Türk Telekom&#8217;un üçte ikisinden fazlası yabancı hissedarların.</p>
<p>Bazı ülkelerde stratejik öneme sahip görülen telekomünikasyon pazarı görüldüğü gibi Türkiye&#8217;de oldukça yabancı ağırlıklı. Ülkenin en büyük mobil operatörü Turkcell&#8217;in hissedarlarının çoğu yabancı iken yönetim kurulunun Türk hissedarların istemediği kararları almaması ise oldukça kritik.</p>
<p><strong>Turkcell Stratejik Varlık mı?</strong><br />
Turkcell altyapısının savunma açısından önemli olduğu, Silahlı Kuvvetler&#8217;in de özel bir ağ ile bu altyapıdan yararlandığı bu nedenle siyasilerin de Turkcell yönetimi üzerinde kafa yorduğu, dünkü kararda etkili olduğu speküle ediliyor.</p>
<p>Eğer öyleyse, bize şunu dilemek kalıyor; çoğunluğu yabancı olan Turkcell&#8217;in ülke savunması açısından kritik olabilecek varlıkları varsa bunların yönetimi umalım ki profesyonelce yapılsın, veri hırsızlığı, sisteme saldırı gibi olasılıklara karşı çağın gereklerini yerine getiren önlemler alınmış olsun.</p>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Favea-tt-ve-telsim-gitmisken-turkcellin-turk-kalmasi-gercekten-onemseniyor-mu%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/avea-tt-ve-telsim-gitmisken-turkcellin-turk-kalmasi-gercekten-onemseniyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>14 milyon Türk erkek İnternet kullanıcısı var, 9 buçuğu sosyal medyada, en çok haber için İnternet&#8217;teler</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/14-milyon-turk-erkek-internet-kullanicisi-var-9-bucugu-sosyal-medyada-en-cok-haber-icin-internetteler/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/14-milyon-turk-erkek-internet-kullanicisi-var-9-bucugu-sosyal-medyada-en-cok-haber-icin-internetteler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Apr 2011 12:44:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1304</guid>
		<description><![CDATA[infografik - IAB Türkiye İnternet ölçümleme araştırmasına göre Türkiye'de 13,8 milyon Türk İnternet kullanıcısı var. Bunlardan 9,4 milyonu Facebook gibi sosyal medya platformlarını kullanıyor. Özellikle bu rakam, Türkiye'deki çok yüksek Facebook hesap sayısıyla "sosyal medya her yere girdi" düşüncemizi sorgulamamızı gerektiriyor]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>IAB Türkiye İnternet ölçümleme araştırmasına göre Türkiye&#8217;de 13,8 milyon Türk İnternet kullanıcısı var. Bunlardan 9,4 milyonu Facebook gibi sosyal medya platformlarını kullanıyor. Özellikle bu rakam, Türkiye&#8217;deki çok yüksek Facebook hesap sayısıyla &#8220;sosyal medya her yere girdi&#8221; düşüncemizi sorgulamamızı gerektiriyor, zira dört buçuk milyonluk fark, hala sosyal medya kullanımının doyuma ulaşmaktan çok uzak olduğunu gösteriyor.</p>
<div align="center"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6758407155973721";
//blog-orta-468
google_ad_slot = "3758895704";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//--></script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>
<p>Erkek İnternet kullanıcılarının %69 ile yaklaşık üçte ikisi, her gün veya haftada birkaç kez İnternet&#8217;e giriyor. Bu da haftada bir veya daha az İnternet&#8217;e giren erkek kullanıcı sayısının 4 milyonun üstünde olduğunu gösteriyor.</p>
<p>33 ülkede faaliyet gösteren IAB (Interactive Advertisement Bureau) tüm dünyada interaktif reklamcılığın gelişmesi için çalışıyor. Bu istatistikleri yayımlayan <a target="_blank" href="http://www.iab-turkiye.org">IAB Türkiye</a>&#8216;nin bugün 119 üye firması var.</p>
<p>İstatistikleri daha net görebilmek için resme tıklayıp tam ekran olarak görebilirsiniz.</p>
<div align="center">
<div style="width:606px; text-align:center" class="captionfull"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/resim/iab_newsletter-Nisan.jpg"><img width="606" height="768" title="IAB Türkiye erkek İnternet kullanıcıları araştırması sonucu infographic" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/iab_newsletter-Nisan.jpg" alt="IAB Türkiye erkek İnternet kullanıcıları araştırması sonucu infographic"/>
<p>IAB Türkiye erkek İnternet kullanıcıları araştırması sonuçları</p>
<p></a></div>
</div>
<div align="center"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6758407155973721";
google_alternate_color = "FFFFFF";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
google_ad_format = "468x15_0ads_al";
//2007-10-01: linkunit
google_ad_channel = "8438864729";
google_color_border = "32527A";
google_color_bg = "FFFFFF";
google_color_link = "0000FF";
google_color_text = "000000";
google_color_url = "008000";
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
  src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2F14-milyon-turk-erkek-internet-kullanicisi-var-9-bucugu-sosyal-medyada-en-cok-haber-icin-internetteler%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/14-milyon-turk-erkek-internet-kullanicisi-var-9-bucugu-sosyal-medyada-en-cok-haber-icin-internetteler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yedikule Barınağı&#8217;nı ziyaret ettim&#8230; Size yakın barınağa gidip 5-10 kafa okşarsanız o hayvancıklar mutlu olacak</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/yedikule-barinagini-ziyaret-ettim/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/yedikule-barinagini-ziyaret-ettim/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Mar 2011 22:52:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[doğa, çevre ve gezi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1243</guid>
		<description><![CDATA[Maalesef sokağa mahkum hayvanların durumu ülkemizde hiç de iç acıcı değil. Hem sayıları hızla artıyor, hem şiddete maruz kalıyorlar. Toplandıkları barınaklarda da şartlar iç acıtıcı. En güzel barınaklardan olan Yedikule'ye uğradım, siz de verecek en güzel şeyinizi, sevginizi vermek için uğrayın.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Karşısındaki insan bir yana kendine bile gerekli saygı ve değeri göstermekte zorlanan pek çok bireyden oluşan bir toplumuz. (Kendine yeteri kadar saygu duymamanın en basit göstergesi örneğin <a title="Hayır diyemediğin her sefer bir dahaki 'hayır'ın şiddeti artar, hem sen hem karşındaki için... başlıklı eski yazımı okumak için tıklayabilirsiniz" href="http://www.cihansalim.net/blog/2010/hayir-diyemedigin-her-sefer-bir-dahaki-hayirin-siddeti-artar-hem-sen-hem-karsindaki-icin/">&#8220;Hayır&#8221; diyememek!</a>) Böyle bir toplumda bir hevesle plansızca alınan evcil hayvanlara da tabii gerekli özen ve saygı gösterilmeyip sıklıkla sokağa atılıyorlar. Geçtiğimiz haftalarda İstanbul&#8217;un en büyük barınaklarından <a target="_blank" href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=17098007&#038;p=2">Hasdal ile ilgili Ayşe Arman birkaç yazı kaleme aldı</a>.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Hasdal&#8217;ı görmedim, ama  Avrupa yakasında işlerin çok daha iyi gittiğini bildiğimki bir barınak var: Sirkeci-Bakırköy sahilyolu üstünde, Zeytinburnu&#8217;nda tarihi surların sınırında, surların iç kısmında yer alan <a target="_blank" href="http://www.fatihbelediyesiyedikulehayvanbarinagi.com/">Fatih Belediyesi Yedikule Hayvan Barınağı</a>.</p>
<div align="center">
<div style="width:448px; text-align:center" class="captionfull"><img title="Yedikule Hayvan Barınağı sahil yolunda Sirkeci istikametinden gelirken surların bitişinden hemen önce sağa ilk çıkış. Bu fotoğraf ise sahil yoluna geri dönerken çekildi" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/y-barinak/yedikule-barinak-surlar.jpg" alt="Yedikule Hayvan Barınağı sahil yolunda Sirkeci istikametinden gelirken surların bitişinden hemen önce sağa ilk çıkış. Bu fotoğraf ise sahil yoluna geri dönerken çekildi"/>
<p>Yedikule Hayvan Barınağı sahil yolunda Sirkeci istikametinden gelirken surların bitişinden hemen önce sağa ilk çıkış. Bu fotoğraf ise sahil yoluna geri dönerken çekildi</p>
</div>
</div>
<p>Cumartesi yarım saatliğine uğrayabildim. Ben gittiğimde barınağın kurucusu, gönüllü yöneticisi Meral Olcay ziyaretçi üniversite öğrencilerine bilgi veriyordu. Ben de onu dinledim. Ardından az da olsa getirebildiğim kartonları, gazeteleri, eski birkaç köpek bakım aksesuarı, bez olsun diye bir tişörtü verdim. Sonra da Meral Hanım müsait olduğunda, aile ve de arkadaşlarımdan topladığım bir miktar parayı makbuz karşılığı kendisine ilettim.</p>
<div align="center">
<div style="width:448px; text-align:center" class="captionfull"><img title="Özellikle hafta sonları ziyaretçileri hiç de az değil! Orada yeni arkadaşlıklar kuruluyor, kahvaltı, brunchlar yapılıyor" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/y-barinak/yedikule-barinagi-misafir-alani.jpg" alt="Özellikle hafta sonları ziyaretçileri hiç de az değil! Orada yeni arkadaşlıklar kuruluyor, kahvaltı, brunchlar yapılıyor"/>
<p>Özellikle hafta sonları ziyaretçileri hiç de az değil! Orada yeni arkadaşlıklar kuruluyor, kahvaltı, brunchlar yapılıyor</p>
</div>
</div>
<p>Şu anda barınakta yaklaşık 3 bini aşkın köpek var. Bunların bazıları sokağa atılan cins köpekler, bazılarıysa sokakta doğmuş veya yıllardır sokaklarda yaşamak zorunda kalmış, ama artık bunu başarmakta zorlanan sokak köpekleri. Eğer her canlının bu dünya üzerinde en az insanlar kadar yaşama hakkı olduğuna inanıyorsanız, acı çektirilmelerine, o kafeslere kapatılmalarına, göz yummuyorsanız vakit yaratın ve size yakın bir barınağa gidip o sevgiye, ilgiye aç yavrucakları biraz okşayın. Ailenizdeki küçüklere hayvan sevgisini de orada böylece aşılayabilirsiniz.</p>
<div align="center">
<div style="width:448px; text-align:center" class="captionfull"><img title="Kendiniz veya çevrenizde köpek sahibi olma düşüncesi varsa, Yedikule'de ve diğer barınaklarda sağlığı yerinde ve ruhen de oldukça iyi durumda cins, ve hatta yaşı küçük, yavru köpekler var. Ve tabii terbiyeliler. Onlardan birine ev kazandırmanız çok daha güzel olacaktır" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/y-barinak/yedikule-barinaginda-cins-kopekler.jpg" alt="Kendiniz veya çevrenizde köpek sahibi olma düşüncesi varsa, Yedikule'de ve diğer barınaklarda sağlığı yerinde ve ruhen de oldukça iyi durumda cins, ve hatta yaşı küçük, yavru köpekler var. Ve tabii terbiyeliler. Onlardan birine ev kazandırmanız çok daha güzel olacaktır"/>
<p>Kendiniz veya çevrenizde köpek sahibi olma düşüncesi varsa, Yedikule&#8217;de ve diğer barınaklarda sağlığı yerinde ve ruhen de oldukça iyi durumda cins, ve hatta yaşı küçük, yavru köpekler var. Ve tabii terbiyeliler. Onlardan birine ev kazandırmanız çok daha güzel olacaktır</p>
</div>
</div>
<p>Tabii ki imkanı olan yardım da yapsın, örneğin Yedikule Barınağı&#8217;nın ihtiyaçlarını ilgili <a target="_blank" href="http://www.fatihbelediyesiyedikulehayvanbarinagi.com/yardim-etmek-istiyorum/">&#8220;yardım etmek istiyorum&#8221; sayfası</a>ndan görebilir, daha da iyisi gitmeden önce telefon açabilirsiniz; 212-633 58 57&#8242;den. Barınak 10:30-15:00 arası ziyarete açık. Ben o gün vaktim az olduğundan içeriyi 5-10 dakika gezebildim, paylaşmak için de birkaç fotoğraf çektim.</p>
<div align="center">
<div style="width:448px; text-align:center" class="captionfull"><img title="Yedikule Barınağı web sitesinde hem yardım edin bölümünde hem de diğer sayfalarda, bu dönemde barınağın bayat ekmek, gazete bile bulmakta zorlandığını okuyabilirsiniz. Okumazsanız da bu köpeğin önündeki kuru ekmek için diğer arkadaşlarını korkuttuğunu söylemem belki yeterli olur" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/y-barinak/bir-kuru-ekmek-bile-kiymetli.jpg" alt="Yedikule Barınağı web sitesinde hem yardım edin bölümünde hem de diğer sayfalarda, bu dönemde barınağın bayat ekmek, gazete bile bulmakta zorlandığını okuyabilirsiniz. Okumazsanız da bu köpeğin önündeki kuru ekmek için diğer arkadaşlarını korkuttuğunu söylemem belki yeterli olur"/>
<p>Yedikule Barınağı web sitesinde hem yardım edin bölümünde hem de diğer sayfalarda, bu dönemde barınağın bayat ekmek, gazete bile bulmakta zorlandığını okuyabilirsiniz. Okumazsanız da bu köpeğin önündeki kuru ekmek için diğer arkadaşlarını korkuttuğunu söylemem belki yeterli olur</p>
</div>
</div>
<p>Sosyal sorumluluk hissinizi, sivil toplum örgütlerine katkıda bulunma arzunuza, veya yıllık zekat, sadaka harcamalarınızı nereye yönlendirsem gibi düşüncelerinize bir cevap olabilir barınaklar. Ve unutulmamalı ki, istedikleri maddi katkı değil, onlarla ilgilenecek insanlar, sevecek, besleyecek, vakit ayıracak, hijyenik bir ortam olmasına katkıda bulunacak, hatta barınağın web sitesini tasarlayacak, tesisin daha iyi bir yer olmasına katkıda bulunacak gönüllüler&#8230;</p>
<div align="center">
<div style="width:448px; text-align:center" class="captionfull"><img title="Sahil yolunun, surların içinde enkaz halindeki İETT otobüslerinin olduğu garajın hemen yanında barınak" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/y-barinak/yedikule-barinagi-yaninda-iett-enkazi.jpg" alt="Sahil yolunun, surların içinde enkaz halindeki İETT otobüslerinin olduğu garajın hemen yanında barınak"/>
<p>Sahil yolunun, surların içinde enkaz halindeki İETT otobüslerinin olduğu garajın hemen yanında barınak</p>
</div>
</div>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Fyedikule-barinagini-ziyaret-ettim%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/yedikule-barinagini-ziyaret-ettim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TT Arena Açılışı&#8217;nda Yaşananlar Taraftarı Yıpratıyor! Eskiden &#8216;Liseli&#8217; muhalefeti yapanlar &#8220;aman Liseliler yönetse daha iyi olurdu&#8221; dememeli</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/tt-arena-acilisinda-yasananlar-taraftari-yipratiyor-eskiden-liseli-muhalefeti-yapanlar-aman-liseliler-yonetse-daha-iyi-olurdu-dememeli/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/tt-arena-acilisinda-yasananlar-taraftari-yipratiyor-eskiden-liseli-muhalefeti-yapanlar-aman-liseliler-yonetse-daha-iyi-olurdu-dememeli/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 Jan 2011 10:10:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1165</guid>
		<description><![CDATA[Galatasaray'ın yeni stadyumu sonunda açıldı, ama kulübe kısa vadede yarar mı zarar mı getirdi düşünderecek kadar derin tartışmalara neden olarak. Galatasaraylı, Aslantepe yollarında bir dahaki maç seyahatini gözünde büyüttü bile! Protestolar ise aslında hayal kırıklığı yaratan pek çok bileşenin bir sonucuydu.
Ama daha da dikkat çekici olan, Adnan Polat yönetimine karşı duyulan sıkıntının, tekrar liseli-liseli değil ayrımı sözleriyle dile getirilmeye başlanmış olmasıydı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2011/rakipleri-sehir-merkezinde-kalmaya-devam-ederken-seyrantepeye-itilen-galatasaray-ve-galatasarayli-nelerden-vazgectiginin-farkinda-mi/">&#8220;Rakipleri şehir merkezinde kalmaya devam ederken Seyrantepe’ye itilen Galatasaray ve Galatasaraylı nelerden vazgeçtiğinin farkında mı&#8221;</a> yazımı belki de okudunuz. Galatasaray&#8217;ın şehrin merkezinden uzaklaştığını, belki de uzaklaştırıldığını, bunun aslında kulüp için uzun vadede riskler taşıdığını düşündüğümü söylemiştim. Nitekim, henüz açılış maçı olsa da, Galatasaray &#8211; Ajax maçı için Seyrantepe&#8217;ye ulaşımın ne kadar zor olduğunu herkes tecrübe etti.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Öncelikle taksilere yapılan anonslar ile Türk Telekom Arena&#8217;ya gitmek isteyen yolcuların kabul edilmemesi istendi. Şehirlerarası yol kenarına dikilmiş, henüz ara bağlantı yolları yetersiz olan bu stadyumun önünde bir trafik izdihamı oluşmasından korkulmuş olmalı. Ama otopark kapasitesi de 2500 araçlık idi.</p>
<p>Bu durumda metroya, Sanayi Mahallesi durağından aktarma ile eklenen Seyrantepe hattı test edilmiş oldu! Taraftarların çok erken saatlerden itibaren &#8220;Ali Sami Yen Spor Kompleksi&#8221; içinde (!) yer alan Türk Telekom Arena&#8217;ya gitmeye başlaması ile stres testi geceye kaldı.</p>
<p><strong>Maç Çıkışında Havai Fişekler Olmasa, Hava Kötü Olsaydı Polis Bariyerleri Önünde Kavgalar Çıkabilirdi</strong><br />
Binlerce taraftar aynı anda stadyumu terk edince, stadyumun önünde, Aslantepe&#8217;de, metro girişi önünde polis bariyeri ile karşılaştık. İstasyonda izdiham olmaması için gruplar halinde taraftarlar içeri alındı. Stadyumdan çıktıktan tam 50 dakika sonra Seyrantepe istasyonunda metro vagonuna kendimizi atabildik, ama akbil turnikelerinde az daha ezilmeler, yaralanmalar yaşanacaktı.</p>
<p>Bu yaşananlar hiç mi beklenmiyordu? Bilemiyorum ama önemli olan şu ki, ilk günden çok büyük bir taraftar kitlesi Türk Telekom Arena&#8217;ya gidip gelmekten gözü korkmuş olarak evine döndü. Bu ulaşım şartları ile Galatasaray&#8217;ın stadyumu doldurması gerçekten zor görünüyor. Maç günlerinde, maç saatleri boyunca çok daha fazla sefer yapılmalı, otopark kapasitesi en azından ilk aşamada 2 katına çıkmalı. Sert geçen Şubat ayı gelirken insanlar İETT otobüslerine ulaşmak için bir hayli uzun mesafe de yürüdüler, veya oradan şehirler arası yoldan hayatlarını tehlikeye atarak karşıya geçmeye kalktılar.</p>
<p><strong>Protestolar, Yuhlamalar</strong><br />
Bu konuda tüm Türkiye konuşuyor neredeyse, fikir beyan ediyor. Türkiye&#8217;de stadyumlarda geçtiğimiz yıllarda çıkan olaylar, ölümler, sahaya girmeler, futbolcu ve hakem yaralamaya kadar giden hadiseler, toplumun bir kesiminin stadyuma nasıl bir motivasyonla gittiğini gösteriyor.</p>
<p>Bunları göz ardı ederek analiz yapılamaz. Buna ek olarak stadyuma çok erken saatlerde gelenler, şehir merkezinden izole, kopuk bir nokta olan Seyrantepe&#8217;de, çöp kutuları bile hazır olmayan bir stadyumda ne yapacaklarını bilemediler. Açılış şovunun sadece yeşil zemin üzerine ışık efektleri uygulanan 10-15 dakikalık kısmı beklentiler seviyesindeyken ne Kenan Doğulu ne de dans performansları ilgi çekti. Zaten felaket ses performansı ile tribünler şarkıları, müzikleri, çoğu konuşmayı anlamakta zorlandılar. Aşırıya kaçmak üzere olan Türk Telekom markasının vurgulanması, şovun beklentilerin altında kalması, stadyumun dışında havai fişek gösterisi yapılması seyirciyi iyice sıktı.</p>
<p>Bunun üstüne TOKİ Başkanı&#8217;nın eski bir kulüp başkanı ile ilgili kabullenilmesi, yutulması imkansız sözleri tabii protesto yarattı. Ama sanılmasın ki tüm stadyum protesto etti, 5-10 bin kişinin sesi, TT Arena&#8217;nın da Ali Sami Yen gibi etkileyici bir akustiği olduğunu gösterdi!</p>
<p>Zaten stadyuma girerken, stadyumda sigara içerken, içecek alırken taraftar stadyuma gelmenin zor olduğundan dem vuruyor, Ali Sami Yen anıları, esprileri, Mecidiyeköy&#8217;de geçmişte olanları konuşuyorlardı. Galatasaray taraftarı, Seyrantepe&#8217;ye itilmekten hiç memnun değil. Evet, stadyum herkesi etkiledi, ama insanlar karda kışta bu stadyuma gelmek ve tıkışıp kalmak fikrinden memnun değil. Bu nedenle de yüz milyonlarca liralık yatırım pek bir şey ifade etmiyor.</p>
<p>Taraftar Mecidiyeköy&#8217;e dev plazalar yapılacağının, TOKİ&#8217;nin oradan ciddi bir gelir elde edeceğinin farkında ve kurban edilmişlik hissi, hele stadyum çıkışında çok fazla kişinin dilinden dökülüyordu&#8230;</p>
<p><strong>Eskiden Muhalifken &#8220;Böyle Olacağına Kulüp, Lise&#8217;nin Arka Bahçesi Olsun&#8221; Dememeli!</strong><br />
Liseli-Liseli Değil Ayrımına İnananlar, &#8220;Kulüp Liseliler&#8217;e kalsa hakkaten daha iyi olurmuş&#8221; demeye başlamasın!<br />
Galatasaray Lisesi mezunu olarak çevremde yok denecek kadar az kişinin kulübün yönetimi Liseliler&#8217;in insiyatifinde olmalı dediğini söyleyebilir. Bu ayrıma inanmamı gerektirecek kadar kişi görmedim ve bunun medyada popüler bir konu olarak öne çıkarıldığı için inandırıcı olmaktan öteye gitmediğini düşünüyorum.</p>
<p>Kulübün tüzüğü eski ve değişiyor. Evet, yapılması gereken şeyler var, ama bunlar yapılacaktır. Nitekim Faruk Süren, Adnan Polat gibi Galatasaray Liseli olmayanlar kulüp başkanı olabiliyorsa, ve gerçekten dengesizlikler olduğuna inanıyorlarsa bunlaru düzeltmek için insiyatif almalılar.</p>
<p>Türk Telekom Arena&#8217;da yaşananlar, Adnan Polat&#8217;ın yuhlanması, icraatlerin hoşnutsuzluk yaratması gittikçe daha fazla Galatasaray taraftarının yeni bir yönetim istemesine neden oluyor. Fakat bu noktada farklı bir söylemi de son günlerde hem stadyumda, hem İnternet&#8217;te, hem de medyada duyar olduk.</p>
<p>Liseli-Diğerleri ayrımına inanan, geçmişte &#8220;Kulüp&#8217;te Liseli etkisi azaltılmalı&#8221; diyenlerden bazıları &#8220;böyle yönetileceksek, Mecidiyeköy&#8217;deki arsadan vazgeçip buralara gelmemize rağmen stadyum bize sadaka verilmiş gibi yüzümüze vuruldukça başkanımız teşekkür edecekse, varsın Kulüp Liseliler tarafından onurlu şekilde yönetilsin&#8221; diyorlar.</p>
<p>Bu çok kritik ve bence yanlış. Temel yanlış bence bu kulüpte olmayan bir ayrıma katı katıya inanmak.</p>
<p>Ama güncel yanlış ise şu:<br />
Bugün Galatasaray yönetiminin yaptıklarını, transfer ve teknik direktör seçimini; stadyum için TOKİ&#8217;ye, Başbakan&#8217;a teşekkür edilmesini doğru bulan pek çok Galatasaray taraftarı, sempatizanı var. Var ki Adnan Polat bunu okuyarak, görerek devam edebiliyor.<br />
Polat&#8217;tan memnun olmayanlar ise, &#8220;Galatasaray böyle olacağına Liseliler&#8217;e kalsın, onurumuz korunsun&#8221; derken, aslında beğenmedikleri, istemedikleri 3. sınıf bir Galatasaray taraftarının ve kültürünün kulübü etkisi altına almasından korkuyorlar.<br />
Ve adeta, &#8220;Galatasaray&#8217;ı kral soyundan gelenler yönetsin; bizler aristokratlar, bürokratlar, oligarklar olarak payımıza düşenlerle yetinmeyi bilelim, kralı devirmeye yeltenmeyelim, ama halk da konumunu, yerini bilsin, Kraliyet&#8217;i değiştirmeye kalkmasın&#8221; demiş oluyorlar.</p>
<p>Hayır, Galatasaray, geçmişinden ders ve örnek alıp akılcılık felsefesine sıkı sıkı sarılıp, birlik olarak tek parça olarak tekrar ayağa kalkmalı. Liseliler, liseli olmayan ama kulüp idaresinde etkin olmak isteyenler ve de sadece taraftar, Galatasaray seyircisi olanlar ortak değerler ve hedefler çevresinde toplanabilir. Yeter ki herkes birbirini kucaklamayı, Galatasaray için bu zor günlerde yapıcı olmayı ve taşın altına elini koymayı göze alsın.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2011/rakipleri-sehir-merkezinde-kalmaya-devam-ederken-seyrantepeye-itilen-galatasaray-ve-galatasarayli-nelerden-vazgectiginin-farkinda-mi/">Rakipleri şehir merkezinde kalmaya devam ederken Seyrantepe’ye itilen Galatasaray ve Galatasaraylı nelerden vazgeçtiğinin farkında mı</a></li>
</ul>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Ftt-arena-acilisinda-yasananlar-taraftari-yipratiyor-eskiden-liseli-muhalefeti-yapanlar-aman-liseliler-yonetse-daha-iyi-olurdu-dememeli%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/tt-arena-acilisinda-yasananlar-taraftari-yipratiyor-eskiden-liseli-muhalefeti-yapanlar-aman-liseliler-yonetse-daha-iyi-olurdu-dememeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;Dolaylı özelleştirme&#8217;: Petrol Ofisi&#8217;ni Doğan satmak zorunda kaldı, Avusturyalı aldı; akaryakıtın %70&#8242;i yabancılara geçti</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/dolayli-ozellestirme-petrol-ofisini-dogan-satmak-zorunda-kaldi-avusturyali-aldi-akaryakit-sektorunde-cogunluk-yabancilara-gecti/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/dolayli-ozellestirme-petrol-ofisini-dogan-satmak-zorunda-kaldi-avusturyali-aldi-akaryakit-sektorunde-cogunluk-yabancilara-gecti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Oct 2010 18:12:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1133</guid>
		<description><![CDATA[Tarihimizin en büyük vergi cezasına çarptırılan Doğan Grubu varlıklarını satmak zorunda kalıyor, Türkiye'de akaryakıtın devi Petrol Ofisi'ndeki hisselerini de Avusturyalı OMV alınca böyle önemli bir sektörün büyük çoğunluğu yabancılara geçmiş oldu. Peki devlet hazinesine para koymanın en sağlıklı yolu doğrudan veya dolaylı özelleştirme mi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sanırım Cumhuriyet tarihinin en büyük vergi cezalarından birinin verildiği Doğan Grubu&#8217;nun kararın iptali için başvurduğu hukuki süreç devam ediyor. Ama grup, borsaya açık olduğundan ve de şeffaf yönetim ilkeleri izlemesi gerektiğinden bu vergi cezasını ödeme olasılığı için ciddi bir parayı &#8220;ayırmak&#8221; zorunda. Bakalım sonuç ne olacak.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Fakat bu yükün altında ezilen grup varlıklarını satmak zorunda. Son olarak da Avusturyalı enerji devi OMV ile ortak bir şekilde yönettiği Petrol Ofisi&#8217;ndeki hisselerini de Avusturyalı şirkete sattı. Petrol Ofisi denizcilik yakıt türlerinde Türkiye&#8217;de tüm satışları yaptığından %100, havacılık yakıtlarında %96 pazar payına sahipti. Bu kadar kuvvetli olan bir şirketin de yabancı hakimiyetine geçmesi tabii çok sağlıklı değil.</p>
<p>Benzin türlerinde %23, motorin ve fuel oil türlerinde %25 pazar payı ile toplam pazarın %32&#8217;sine sahip PO&#8217;nun ardından %18 pazar payı ile bir dünya devi Shell geliyor. Ardından OPET ve BP&#8217;nin %10&#8242;ar payı. Şu yapıda, Türk akaryakıt sektöründe %70 yabancı ağırlığı oluşmuş oldu.</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img title="OPET dışında ilk 5 içinde çoğunluğu Türk olan bir akaryakıt şirketi kalmadı, ayrıca Rus Lukoil de bu listeye son eklenen yabancı büyük oldu" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/akaryakitta-4-buyuk-yabanci-l.jpg" alt="OPET dışında ilk 5 içinde çoğunluğu Türk olan bir akaryakıt şirketi kalmadı, ayrıca Rus Lukoil de bu listeye son eklenen yabancı büyük oldu" />
<p>OPET dışında ilk 5 içinde çoğunluğu Türk olan bir akaryakıt şirketi kalmadı, ayrıca Rus Lukoil de bu listeye son eklenen yabancı büyük oldu</p>
</div>
</div>
<p>Liberal piyasa, iktisat teorilerini okuyarak, bazılarını çok doğru bularak geçirdiğim lisans eğitimimden sonra lisans üstü eğitimimde bunları sorgulama başladık. Bugün ise, 2008&#8242;den beri yaşananları görerek serbest piyasanın, sürekli özelleştirmelerin ne kadar doğru olduğunu tüm dünya, özellikle de bizim gibi gelişmekte olan ülkeler sorguluyor.</p>
<p>Özelleştirme dışında bu örnekte olduğu gibi özel sektörün de varlıklarını, kendilerini tatmin edecek fiyatlar ile yabancı devlere sattıklarını tecrübe ediyoruz. Bu örnekte ise bir nevi özelleştirme yaşandı diyebiliriz, çünkü PO&#8217;nun satışı için OVM&#8217;den alınacak para, ceza ödemeye kullanılacak gibi. Bu durumda da devletin kasasına yeni taze yabancı para girmiş olacak.</p>
<p>Fakat devletler, özellikle günümüzde tüm dünyada faizler çok çok düşmüşken aslında kolay ve çok ucuza borçlanabiliyorlar. Özelleştirme gibi yöntemler ise kritik sektörlerde stratejik varlıkların kaybı anlamına geliyor&#8230;<br />
Lafın kısası, ben Doğan Grubu&#8217;nun, Türkiye&#8217;nin borsaya açık en büyük gruplarından biri olarak vergi kaçırmaya çalışmış olabileceğine ihtimal veremiyorum. Gerçekten öyle bir durum söz konusu ise Türkiye&#8217;de gerçekten çok güvensiz bir iş ortamı olduğunu düşünmek zorunda kalırız. Aksine, Maliye ile bir iletişim kopukluğu, belki evraklar, belki kanunların yorumlanmasında sorun olabilir gibime geliyor.</p>
<p>Ama günün sonunda bir başka Türk şirketi daha yabancı olmuş oldu&#8230; Bakalım dünya kısa sürede ütopik bir şekilde tüm ekonomik sınırları kaldıracak, millet ve sınırların olmadığı bir iktisadi düzene geçip benim bu yazdıklarımı manasız kılacak mı!</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2010%2Fdolayli-ozellestirme-petrol-ofisini-dogan-satmak-zorunda-kaldi-avusturyali-aldi-akaryakit-sektorunde-cogunluk-yabancilara-gecti%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/dolayli-ozellestirme-petrol-ofisini-dogan-satmak-zorunda-kaldi-avusturyali-aldi-akaryakit-sektorunde-cogunluk-yabancilara-gecti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnternet Hızımız Artıyor, Ama Dünyada İlk 50&#8242;de Bile Değiliz! Bağlantı Kalitesizliği de Cabası.</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/internet-hizimiz-artiyor-ama-dunyada-ilk-50de-bile-degiliz-baglanti-kalitesizligi-de-cabasi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/internet-hizimiz-artiyor-ama-dunyada-ilk-50de-bile-degiliz-baglanti-kalitesizligi-de-cabasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Oct 2010 20:45:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1118</guid>
		<description><![CDATA[İnternet kullanıcı sayımızın, İnternet erişim hızımızın yükseldiğini bol bol gazetelerde okuyoruz. Ama speedtest sitesinin sonuçlarına göre, Türkiye veri indirmede, göndermede ve de veri transferi kalitesinde dünyada 54 ila 61. sıralar arasında yer alıyor!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnternet erişim hızını ölçmek için farklı yöntemler denemek mümkün. Tabii profesyonel ve karşılaştırılabilir sonuçlar için istemci cihaz ile indirilen veriyi barındıran sunucu arasındaki mesafenin belli bir uzaklığı aşmaması, veri hızını ölçmek için tüm bant genişliğinin buna seferber edilmesi gibisinden pek çok değişkeni göz ardı etmemeli.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p><a href="http://www.speedtest.net">Speedtest.net</a> dünya genelinde popüler olan bir hız ölçme sitesi, özellikle ülkemizde de çok kullanılıyor. Öyle ki, IP adresleri sayısına göre dizildiğinde speedtest.net’te en çok download yani indirme testi yapılan 14. şehir İstanbul. </p>
<p>Speedtest bu kadar çok kullanılınca, dünya İnternet erişim hızı, kalitesini karşılaştırmak için değerli bir veri kaynağına da sahip olmuş oldu. <a href="http://www.Netindex.com">Netindex.com</a> adresinde de son 30 gündeki ortalama rakamları yayınlamaya başladı. İstemci ile sunucu arasında 480 kilometreden daha kısa mesafe olan testler dikkate alındığında ve de ilk ona girebilmesi için bir ülkeden en az 100 bin test yapılması zorunluluğu koyulduktan sonra, evlerinden en hızlı İnternet kullananların, çoğumuz için şaşırtıcı olmayacak olsa gerek, Güney Kore’de olduğu ortaya çıktı. Saniyede ortalama 36 Mbit, yani yaklaşık 4,5 megabayt veri indirebilen G. Koreliler’i Letonyalılar ve Litvanyalılar 25 Mbit/s hızlar ile takip etti.</p>
<p>Test yapan hane halklarının ortalama hızı Romanya’da 22, Japonya’da 20, ABD’de 10, Gana’da, İngiltere’de 9 Mbit/s olarak görünüyor. Türkiye’miz ise hız sıralamasında dünyada 61. sırada, 5,05 Mbps ile. Bunda da son dönemde artan 1-8 Mbit arası değişken hızlı tarifeye geçişen büyük etkisi olduğunu göz artı etmemeli. Fakat hala eskiden ADSL açtırıp artık abone alınmayan 1 Mbit hız kullanımının da çok yaygın olduğunu buradan anlıyoruz. Dünya ortalaması ise 8,1 Mbps.</p>
<p>Upload yani dosya yükleme, dosya gönderme hızımıza baktığımızda da tabii benzer bir durum söz konusu. 1,3 Mbps yani saniyede yaklaşık 163 Kilobayt veri gönderimi yapabiliyoruz.</p>
<p>Sitedeki bir diğer istatistik ise, bağlantının kalite endeksi olarak tanımlanan, transfer edilen veri paketlerinin karşı tarafa ulaşma hızı, kaybolan paket oranı, cevap vermede hız gibi bileşenleri dikkate alan çalışma. <a href="http://www.flukenetworks.com/fnet/en-us/supportAndDownloads/kb/IT+Networking/protocol+expert/What_is_an_R-Factor.htm">R faktörü</a> denen, özellikle İnternet üzerinden sesli görüşme -VoIP- kalitesini ölçmede de kullanılan değerin 80’in üstünde olması arzu ediliyor, 70-80 arası kabul edilebilir olarak sınıflandırılıyor. Türkiye’den bağlananların ortalama değeri 73,6 ve de dünyada 54. sıradayız. Veri indirme ve gönderme hızımızdan bağımsız olarak bu konuda da bu kadar gerilerde olmamız, bugün gittikçe daha fazla uygulama İnternet tabanlı olurken gerçekten kritik. İster eğlence, ister iş amaçlı olsun, ister bir oyunda rakiplerin hamlelerine cevap vermede, isterseniz gelişmiş finansal işlemler yaptığınız bir borsa işlemi için, bağlantı kalitesi çok büyük önem taşıyor.</p>
<p>Net Index sitesinde, tüm bu istatistiklerin derlenip gruplandırdığı <a href="http://www.netindex.com/source-data/">ham verilere de ulaşabilir</a>, inceleyebilirsiniz. Sektör çalışanları için bu faydalı olabilir.</p>
<p>Ayrıca sitede Türkiye&#8217;ye tıklayarak şehirlerimiz arasında ve de İnternet servis sağlayıcılar arasındaki farkları da, veri alma ve gönderme sayfaları ayrı ayrı inceleyebilirsiniz. Örneğin son bir ayda Avea kullanıcılarının ortalama hızının Turkcell ve Vodafone 3G kullanıcılarından daha yüksek olduğunu görmek dikkat çekici, her ne kadar test sayısı daha az olsa da&#8230; (Test sayılarını siyah i harfleri üstüne gelip görmek mümkün)</p>
<p>Özetlemek gerekirse, her ne kadar “İnternet ucuzluyor, hızlar artıyor”, “Türkiye en hızlı büyüyen İnternet ülkelerinden” gibi açıklamaları gazetelerimizde görsek de, dosya indirme, gönderme ve de bağlantı kalitesinde dünyada 54 ila 61 arasındaki sıralarda yer alıyoruz. Bu tip karşılaştırmalar ödediklerimiz karşılığında aldığımız hizmeti sorgulamak için gerçekten önemli. Bu da tabii ülkemize yakışan bir sonuç değil.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2010%2Finternet-hizimiz-artiyor-ama-dunyada-ilk-50de-bile-degiliz-baglanti-kalitesizligi-de-cabasi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/internet-hizimiz-artiyor-ama-dunyada-ilk-50de-bile-degiliz-baglanti-kalitesizligi-de-cabasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YouTube yasağını Google&#8217;ın Vergi Borcu ile Açıklıyorsak Ülkeye Yabancı Dergi de İthal Etmeyelim, Hatta Google&#8217;ı Engelleyelim</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/youtube-yasagini-googlein-vergi-borcu-ile-acikliyorsak-ulkeye-yabanci-dergi-de-ithal-etmeyelim-hatta-googlei-engelleyelim/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/youtube-yasagini-googlein-vergi-borcu-ile-acikliyorsak-ulkeye-yabanci-dergi-de-ithal-etmeyelim-hatta-googlei-engelleyelim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 18:08:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1027</guid>
		<description><![CDATA[Ne zaman YouTube yasağı sorulsa yetkililer "Google'ın da vergi borcu var", "YouTube Türkiye'de ofis açmalı" diyor. "İnternet'teki tüm siteler her ülkeye vergi ödemeli, vergi ödemeyenler sansürlenmeli" gibi bir kanun olsa bile(!), niye Google sansürlenmiyor o zaman? Ve küreselleşen dünyada reklam gelirlerini ayrıştırmak ne mümkün!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tatile gittim, geldim, hala <a target="_blank" href="http://www.youtube.com">YouTube</a>&#8216;a erişim engellenmesi haberlerini yanlış tartışıyoruz, hala Ulaştırma Bakanı ve bazı başka yetkililer, hatta sadece ilgililer, örneğin bazı gazeteciler cevap olarak, &#8220;Google&#8217;ın vergi borcu var&#8221; diyor. Öncelikle bilmeyenler için kısaca özetleyelim, YouTube&#8217;un da sahibi olan Google bugün dünyanın en çok reklam geliri kazanan kurumu veya birkaç kurumundan biri. Birçok hizmeti ücretsiz verebilmesinin altında, örneğin Google arama sonuçlarının, Gmail&#8217;deki e-posta mesajlarının yan tarafında, Google Maps Haritalar uygulamasında harita üstünde veya etrafında, YouTube videolarinin altında reklam gösterebilmesi yatıyor. Buna ek olarak, hem okumakta olduğunuz benimkisi gibi kişisel web siteleri, hem de NTVMSNBC gibi dev web platformları da reklam gösterirken Google ile ortaklık yapıyorlar. Yani örneğin Google reklam sistemine &#8220;futbol ayakkabısı&#8221; reklamı veren bir kurum varsa, o kurumun reklamlarını kendi sitelerinde mesela spor ile ilgili sayfalarda Google sayesinde otomatikman gösterip bunun karşılığında elde ettikleri gelirden Google&#8217;a komisyon veriyorlar.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Tabii ki Türk şirketleri de hem Türkiye sınırları içinde, hem de dışardaki potansiyel müşterilere ulaşmak için Google&#8217;a bol bol reklam veriyor. Fakat kesilen faturalar, sadece Türkiye&#8217;de değil, onlarca ülkede Google İrlanda ofisinden kesiliyor, yani Google İrlanda bir gelir kazanıyor, vergisini İrlanda&#8217;da ödüyor, siz ister sadece Türkiye&#8217;de, isterseniz de Fransa&#8217;da reklam veriyor olun. Bu da sadece Türkiye&#8217;nin değil pek çok başka ülkenin de tepkisini çekiyor. Örneğin Fransa, <a target="_blank" href="http://www.maximumpc.com/article/news/france_considering_google_tax_online_ads">Google gelirlerini vergilendirebilmek için daha geçtiğimiz hafta yenilikçi yöntemler arayışında olduğunu belli etti</a>.</p>
<p>Ama gerek web sitemde, gerekse de bilişim yayınlarında yıllardır yakındığım üzere, maalesef İnternet&#8217;in nasıl işlediğini, kurallarını tam olarak anlayamayan ve içselleştiremeyen kamu ve özel sektör yöneticilerinin çoğunlukta olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İnternet&#8217;te sınırların belirsizleştiği, engellemelerin zorlaştığı, bireyin kendi tercih ve süzgeçlemesinin önem kazandığını öğrenemiyor veya kabullenemiyoruz.</p>
<p><strong>Sorun YouTube Değil Google&#8217;ın Vergi Vermemesi ise Google&#8217;a Erişilmesin(!)</strong><br />
YouTube yasağının nedenleri olan uygulamalardan Cumhurbaşkanı Gül, Twitter gibi platformlar da dahil olmak üzere farklı ortamlarda &#8220;düzeltilmesi gerekir&#8221; imasıyla bahsediyor, Başbakan Erdoğan &#8220;Ben girebiliyorum&#8221; diyor. Ama buna rağmen YouTube&#8217;ın sadece bir örneği olduğu sansür artık iki yılı da aşan süredir devam ediyor.</p>
<p>Google&#8217;ın sahibi olduğu YouTube yasağı ile ilgili sorularda iki cevap en çok duyulanlar. Bir tanesi, &#8220;YouTube Türkiye&#8217;de ofis açsın&#8221;. İşte İnternet&#8217;in işleyişini kavrayıp bunu içselleştirebilme sıkıntısından bunu kast ediyorum, eğer her ülkede bir ofis açılacaksa İnternet üzerinden iş yapabilmenin ne kadar avantajı kalıyor? İnternet&#8217;in hayatımıza getirdiği en büyük kolaylık mekandan bağımsızlık sunması ve mesafeleri yok etmesi değil mi?</p>
<p>İkinci cevap ise, <a target="_blank" title="Google'ın itirazıyla ilgili Hürriyet haberi" href="http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/14990128.asp">Google&#8217;ın vergi borcu olduğu iddiası</a>. Diyelim ki gerçekten de İnternet şirketleri her ülkeye ayrı ayrı vergi ödemek zorunda. Peki vergisini ödemeyenlere erişimin engelleneceğine dair bir kanunumuz var mı? Hayır. Peki diyelim ki, vergi ödemeyen her İnternet sitesine erişim engellenir, sansürlenir. Peki o zaman YouTube yerine neden Google engellenmiyor, sansürlenmiyor?!</p>
<p><strong>Türkler&#8217;in Gördüğü Reklamları Yayınlayan Her Kurum Türkiye&#8217;ye Vergi Öder mi&#8230;</strong><br />
Bugün Ulaştırma Bakanı&#8217;na bağlı bir kurum olan Türk Hava Yolları, Türkiye&#8217;den izlenen CNN, BBC gibi pek çok yabancı TV kanalına ve de Economist gibi ülkemizde artık pek çok bayide satılan yabancı yayınlara reklam veriyor. Diyelim ki CNN&#8217;in hedef kitlesi Türkiye&#8217;deki Türkler değil, ama Economist ve diğer pek çok dergi biz Türkler alsın, okusun diye ithal ediliyor. Ve biz bunlarda sadece THY değil Akbank, Garanti, İş Bankası gibi Türk bankalarının ve başka uluslararası şirketlerimizin reklamlarına maruz kalıyoruz.</p>
<p>Bu reklamlar için THY, bankalar ve diğer şirketlerimiz yayıncı kurumlara ciddi reklam harcamaları yapıyor. THY&#8217;nin Barcelona spor kulübüne sponsorluğunu duyurduğu reklamlar çok ciddi bir meblağ tutmuş olmalı. Ama yayıncı kurumlar, hem bir Türk şirketinden aldıkları, hem de Türkiye&#8217;de de gösterime soktukları reklamlar için Türk Maliyesi&#8217;ne vergi ödüyorlar mı&#8230; Ödemelerini istesek ne olur?</p>
<p>Lafı fazla uzatmaya gerek yok. Burada sadece en çok duyulan iki cevaba azıcık eğilmeye çalıştık. Ama konu daha da derin. Sadece vergi kazanmak, ofis açtırmak değil, tartışılabilecek çok şey var. Sansürün bu kadar kolay olması kimlerin işine geliyor gibisinden&#8230;</p>
<p><strong>Kanun Değişmeli, Kullanıcılar da, STK&#8217;lar da!</strong><br />
Bir önceki hükümet döneminde, AKP&#8217;nin hazırladığı, CHP&#8217;nin de desteklediği 5651 numaralı kanun değiştirilmeli, güncellenmeli. Ama görünen o ki, statükoyu korumaya çalışanlar hiç de az değil.</p>
<p>Peki sorumluluk sadece siyasi partilerde mi? Biz İnternet kullanıcıları, sansürü ülkemizde gerçekten etkili biçimde protesto etmek yerine Google Haritalar uygulamasında sanal yürüyüşler yapıp dünya medyasının ilgisini çeker, yabancı medyadan medet umarsak; gerek ilgili medya kurumları, daha da önemlisi bilişim alanında faaliyet göstermek üzere yıllar önce kurulmuş, &#8220;adı bilinen&#8221; sivil toplum kuruluşları gıkını çıkarmazken sizce statükonun değişmesi kolay mı?</p>
<p>Peki ne yapmalı? Bir yerden başlamalı! Bu Cumartesi, 17 Temmuz&#8217;da saat 17&#8242;de Taksim&#8217;de sansüre karşı bir yürüyüş yapılacak, detaylar için <a href="http://sansurekarsiyuruyus.com/" target="_blank">SansureKarsiYuruyus.com</a></p>
<p>Sansür çok ciddi bir konudur. Kontrolü kaçırıldığında insan hakları ihlalidir. Vergiydi, ofisti&#8230; gibi bahanelerle açıklanamaz, bugün Türkiye&#8217;de en az 4-5 bin sitenin erişime engellendiği söyleniyor&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2010%2Fyoutube-yasagini-googlein-vergi-borcu-ile-acikliyorsak-ulkeye-yabanci-dergi-de-ithal-etmeyelim-hatta-googlei-engelleyelim%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/youtube-yasagini-googlein-vergi-borcu-ile-acikliyorsak-ulkeye-yabanci-dergi-de-ithal-etmeyelim-hatta-googlei-engelleyelim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yatırımlarımızın %4&#8242;ü Tarıma Giderken Et Fiyatlarını Suni Olarak Düşürmek Çözüm Olamaz</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/yatirimlarimizin-4u-tarima-giderken-et-fiyatlarini-suni-olarak-dusurmek-cozum-olamaz/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/yatirimlarimizin-4u-tarima-giderken-et-fiyatlarini-suni-olarak-dusurmek-cozum-olamaz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 20:28:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=983</guid>
		<description><![CDATA[Et fiyatları bir yılda %30'lardan fazla pahalılaşırken bunun nedenini piyasayı manipüle eden dev şirketlere bağlamak mümkün olmuyor. Çünkü aksine, son 7 yılda Türkiye'deki tüm yatırımların %4'ünü bile alamayan tarım sektörü bırakın devler çıkarmayı, küçülüyor, büzülüyor, üretemiyor. Azıcık üretim de haliyle kıymetli oluyor!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her hafta farklı konuların gündeme geldiği, bir anda derin tartışmaların yaşanıp geçen haftaki konunun unutulduğu bir ortamdayız. Böylesi hızlı değişen gündem, kamuoyunda doğru bilgiyi öğrenememe, öğrenilse de hazmedemeden, anlık tepkilerle yaşama eğilimini arttırıyor. Et fiyatlarının son bir yılda %30&#8242;ların üstünde pahalılaşması ile ilgili değerli fikirler tartışıldı. Ortaya konan iddialardan biri de tarım ve hayvancılığa yeteri kadar yatırım yapılmamış olmasıydı. Ama bunu böyle söylemek yeterli olmuyor, sayısal ve güvenilir verilerle karşılaştırma yaparak sonuca ulaşmak gerekiyor.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Alttaki tabloda 2002-2009 yılları arasında Türkiye&#8217;de yapılan yatırımların yüzdesel dağılımını görüyoruz. Mustafa Sönmez&#8217;in <a target="_blank" href="http://mustafasnmz.blogspot.com/2010/04/asyalasma-her-seyi-carptyor.html">&#8220;Asyalaşma Her Şeyi Saptırıyor&#8221; yazısı</a>nda kullanmak için DPT ve TÜİK verilerinden derlediği tablonun en alt satırında geride kalan yaklaşık 7 yıllık dönemde toplam yatırımların %16&#8217;sının kamu yani merkezi ve yerel yönetimler tarafından yapıldığı görülüyor. Ulaştırma, hizmetler, enerji ve eğitim kamunun en çok yatırım yaptığı alanlar. Tarım ve hayvancılık ise, devletin toplam %16&#8242;lık yatırım harcamasının sadece %8&#8242;ini alabilmiş. Özel sektörün %84&#8242;lük yatırım ağırlığını kendi içinde dağıttığımızda ise tarım %2,5&#8242;ta kalmış. Yani Türkiye&#8217;de 7 yıllık dönemde kamu ve özel sektörün tarım ve hayvancılığa yatırımlarının toplamı, tüm yatırımların %4&#8242;ü bile edememiş!</p>
<div align="center">
<div style="text-align:center"><img width="262" height="270" title="2002-2009 yılları arasında Kamu ve Özel Sektör Yatırımlarının Dağılımı" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/yatirim-dagilimi-2002-09.jpg"/></div>
</div>
<p>İktisat biliminin tartışılan kuramları çoktur, ama her şeyin temelindeki arz ve talep dengesizliği hayatın her alanında geçerli değil midir? Fakat Türkiye&#8217;de sadece arz-talep denklemini kullanarak bile her gün kayda değer yazı yazmak mümkün! Bir mal veya hizmete yönelik talep, o malın arzı, yani piyasada bulunabilen miktarından daha hızlı artıyor ise o mal veya hizmet kıymetlenecek, pahalılaşacaktır. Yeni bitirdiğim çok ilginç bir kitap olan <a target="_blank" href="http://www.superfreakonomicsbook.com/">SuperFreakonomics</a>, hayatta pek çok şeyin arz ve talep dengesiyle ilgili örnekler vermeye, daha ilk bölümde, fuhuş sektörünü ele alarak başlıyor. Yıllar boyu hayat kadınlarının yakalanıp hapse atılmasıyla aslında arzın suni olarak kısılmasına, ama erkeklerinin talebinin aynı kalması nedeniyle fiyatların artmasına neden olduğu iddia ediliyor. Tartışmaya açık bu gibi örnekler için kitabı okuyabilirsiniz.</p>
<p>Ama şu bir gerçek ki, Türkiye gibi bir ülkenin tarım ve hayvancılığa, toplam yatırımlarının sadece %4&#8242;ünü yönlendirmesi kabullenilemez. Bırakın nüfus artışına yetişmeyi, sürekli gerileyen hayvancılık, piyasaya sunulan et arzında daralma, doğal olarak fiyatların artmasına neden olacaktı. Maalesef ithalat çözüm değil.</p>
<p>Bugün örneğin <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/siyasi-irade-ve-rekabet-kurulu-mudahele-etmedikce-telekom-devlerimiz-tum-turkiyenin-karliliginin-ucte-birini-aliyor/" title="'Siyasi irade ve Rekabet Kurulu müdahele etmedikçe telekom devlerimiz tüm Türkiye’nin karlılığının üçte birini alıyor' başlıklı yazımı okumak için tıklayınız">Türkiye&#8217;nin en büyük karını elde eden GSM ve sabit hat iletişim sektörlerinde, hakim konumlarını sürdüren Türk Telekom ve Turkcell&#8217;in piyasadaki fiyatları etkileme gücü çok yüksek</a>. Ve söz konusu bu nedenle artan kullanım fiyatları olsaydı kamu müdahelesi, mümkünse ithalat veya alternatif kanallardan rekabetçi ürün/hizmetler sunmak doğru olurdu.</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img width="470" height="175" title="Türkiye'de tarım ve hayvancılıkta sadece çiftçi, çoban değil hayvan nüfusu da azalıyor" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/siyah-beyaz-coban-l.jpg"/>
<p>Türkiye&#8217;de tarım ve hayvancılıkta sadece çiftçi, çoban değil hayvan nüfusu da azalıyor <font size="-1">/ Harika fotoğraf, <a target="_blank"  href="http://www.flickr.com/photos/nuran/3005260428/">Flickr&#8217;da Nuran</a>&#8216;dan, blog ana sayfama sığması için üstten alttan kesmek zorunda kaldım</font></p>
</div>
</div>
<p>Fakat Türk hayvancılığında böylesi hakim konumda, yarı tekel veya tekel bir kurum, şirket yok. Aksine, yurtdışından aşırı ucuz ithal edilebilecek düşük kalite ve orta kalite etler ile düşen et fiyatları sonucu hayvancılık sektörü darbe yiyecek, çünkü zaten yıllardır yatırım yapılmadığından verimli olamayan, maliyetleri sürekli artan bu sektörün ayakta kalması, hele suni olarak düşürülmüş fiyatlarla çok zor olacak.</p>
<p>Bugüne kadar sıklıkla tekel konumundaki piyasa, sektör ve şirketleri ele aldığım için hiç sıra gelmeyen bir şeyi söylemenin şimdi zamanı: Önce üretici hakları gelir, sonra tüketici hakları&#8230;
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2010%2Fyatirimlarimizin-4u-tarima-giderken-et-fiyatlarini-suni-olarak-dusurmek-cozum-olamaz%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/yatirimlarimizin-4u-tarima-giderken-et-fiyatlarini-suni-olarak-dusurmek-cozum-olamaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkler&#8217;in Ortak Fikri: İnternet Erişimi -yani bilgilenme ve haberleşme- Temel İnsan Hakkıdır! Haydi O Zaman, İnternet Yayılmalı, Ucuzlamalı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/turklerin-ortak-fikri-internet-erisimi-yani-bilgilenme-ve-haberlesme-temel-insan-hakkidir-haydi-o-zaman-internet-yayilmali-ucuzlamali/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/turklerin-ortak-fikri-internet-erisimi-yani-bilgilenme-ve-haberlesme-temel-insan-hakkidir-haydi-o-zaman-internet-yayilmali-ucuzlamali/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 21:41:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=938</guid>
		<description><![CDATA[BBC'nin 26 ülkede yaptırdığı araştırmada "İnternet'e erişim temel bir insan hakkıdır" görüşü, İnternet kullanmayanlar tarafından bile büyük oranda sahiplenilen bir düşünce olarak ortaya çıktı. Türkiye ise %91 ile Avrupa'da ilk sırada yer aldı! Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler tüm ülkeye genişbant, hızlı İnternet'i yaymak için projeler açıklayadursun, bizler ise hala mobil ve ADSL erişiminde akıl almaz fiyatlar ve vergiler ödeyerek İnternet'e erişebiliyoruz. Haydi artık İnternet'in vergisi düşsün!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde İnternet kullanımı ile ilgili yapılan anketler faydalı bulgular sunuyor, ama bazen yöntem, kapsam ve soruların paylaşılmaması sonuçlara çekinceyle yaklaşmama neden olabiliyor. Bir de gerçekten kaç milyon İnternet kullanıcımız olduğu hakkında bir türlü güvenilir veri alamadığımızdan, sürekli hanehalkı üzerinden tahminde bulunulan veriler açıklandığından &#8220;Türk İnternet kullanıcılarının yüzde şu kadarı A hizmetini kullanıyor, bu oran da İtalya&#8217;dan fazla&#8221; gibi çıkarımlarda bulunmak, sonra bunları temel alıp büyük projelere girmek pek bilimsel olmuyor.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Eğer hedef ülke performansını yorumlamak ise çok ülkeli araştırmalar çok faydalı oluyor. Bu nedenle <a href="http://news.bbc.co.uk/2/hi/technology/8548190.stm" title="BBC'nin sitesinden haberi okuyabilir, aynı zamanda PDF formatındaki raporu indirebilirsiniz">dün İngiliz yayın kuruluşu BBC&#8217;nin sonuçlarını açıkladığı, GlobeScan tarafından 26 ülkede 27 bin kişiyle yapılan anket</a> beni heyecanlandırdı. Ankete katılanların sadece yarısı aktif İnternet kullanıcısı, diğer yarısı ise &#8220;hiç&#8221; veya &#8220;çok az&#8221; derecede kullanan insanlar olmalarına rağmen katılımcıların %79&#8242;u İnternet&#8217;e erişimin bir temel insan hakkı olduğunu düşünüyor. İnternet kullanmayanlar arasında bu görüşe katılanlar %70 gibi yüksek çıkmış.</p>
<p>Temel insan hakları denince örneğin fikirlerini söyleyebilmek, oy verebilmek, mal/mülk sahibi olabilmek, evlenebilmek, mahremiyetini koruyabilmek gibi özgürlükler akla geliyor. İnternet de pek çoğu tarafından bugüne kadar ki en etkin aydınlanma aracı olarak tanımlanıyor. İnternet hem bilgi edinme ve öğrenme, hem de bir iletişim aracı. Öğrenmek ve de diğer insanlarla iletişim kurmak temel insan hakları arasında yer alıyor ise bunu son derece kolay, ucuz ve etkin bir şekilde mümkün kılan İnternet erişimi de kitlelere yaygınlaştırılmalı. Zaten Estonya ve Finlandiya İnternet erişimini temel insan hakkı olarak kabul ediyorlar.</p>
<p><strong>Türkiye, Avrupa&#8217;da &#8220;İnternet temel insan hakkıdır&#8221; ve &#8220;Devlet müdahelesi olmamalı&#8221; diyen 1. Ülke</strong><br />
Dünyanın en &#8220;bağlı&#8221; ülkesi olarak kabul edilebilecek Güney Kore&#8217;de ankete katılanların %96&#8217;sı da aynı yönde görüş bildirmiş. Ama beni asıl etkileyen, Avrupa&#8217;da araştırmaya dahil edilen 7 büyük ülke içinde, İnternet&#8217;in bir temel hak olduğuna dair en büyük inancın %91 ile Türkler tarafından dile getirilmiş olması.</p>
<p>Türkiye&#8217;de Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Erzurum, İstanbul, İzmir, Konya, Samsun ve Zonguldak&#8217;ta toplam 1000 kişi ile görüşülmüş. Ve yine Türk katılımcılar, 7 Avrupa ülkesi arasında &#8220;İnternet hiçbir şekilde bir devlet kurumu tarafından gözetim ve kontrol altında tutulmamalı&#8221; düşüncesini en çok destekleyenler olmuş, %54 ile.</p>
<p>Öte yandan İnternet kullanımının yarattığı çekince ve olumsuzluklar sorulduğunda Türkiye&#8217;dekiler sanılanın aksine dolandırıcılık veya tehlikeli ve ahlaksız içerikten dert yanmaktan önce kişisel bilgileri ve İnternet&#8217;teki mahremiyetleri hakkında sıkıntılı olduklarını gösteren şıkka öncelik vermişler, ki bu da önemli bir mesaj.</p>
<p><strong>İnternet de Elektrik, Yol, Su Gibi Bir Hizmet Olmalı</strong><br />
Gittikçe daha fazla ülke tüm vatandaşlarını, genişbant, hızlı İnternet&#8217;e erişebilir kılmak için projeler açıklıyor. İnternet&#8217;in öncüsü, İnternet ile ekonomik büyümesini hızlandırmış ABD&#8217;de Başkan Obama bile daha geniş alana ekonomik İnternet erişimi sunmak için yatırım planlarını göreve geldiği ilk aylarda açıklamışken benzer şekilde İngiliz Hükümeti de 2012&#8242;de tüm ülkede genişbant hizmeti sunulmasını hedefliyor. Yine Avrupa Birliği&#8217;nin ve de gelişmekte olan bazı Asya ülkelerinin de aynı yönde planları açıklandı, açıklanıyor.</p>
<p>Ülkemizde teknoloji kullanımında farklı bir durum söz konusu. <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%E2%80%99de-e-ticaret-nereden-nereye%E2%80%A6-online-ticaret-hacmi-tahmini-beklentiler-ve-basari-faktorleri/">Bir önceki yılı 6 milyonun altında bilgisayar ve İnternet aboneliği ile kapatan Türkiye</a>&#8216;de cep telefonu sahipliği ve kullanımı, kişisel bilgisayar ve İnternet kullanımına göre çok çok ağır basıyor.</p>
<p>Bir yandan da gerek Türkiye Bilişim Sanayicileri, Türk yazılım endüstrisi ve hükümetler bilişimle kalkınma, yazılımda büyüme hedefleri açıklıyorlar. Ama bunun için güçlü bir iç pazar çok önemli. Fakat 5-6 milyonluk İnternet aboneliği ile bugün çok büyük ölçekte hacimlere ulaşıp dünyada belli bir konuma ulaşmak sanıldığı kadar kolay değil. Türkiye&#8217;nin önündeki asıl fırsat cep telefonunu baz alan mobil platformlara yönelik mobil uygulamalarda atılım yapmak. Ama bu uygulamaların geniş kitlelerce kullanılarak daha da geliştirilmesi, üretici firmaları yurtdışıyla rekabette daha rahat ettirecek gelir akışının oluşabilmesi için de cep telefonundan İnternet&#8217;e erişimin çok daha yüksek oranlarda olması gerekiyor.</p>
<p>Fakat bugün on milyonlarca cep telefonu abonesinden sadece birkaç milyonu cepten İnternet&#8217;e bağlanıyor. Halbuki 2009&#8242;da satılan telefonların önemli bir kısmı 3G destekli, gelişmiş akıllı telefonlardı, yani işin cihaz/donanım kısmında bir sorun yok. Ama sorun İnternet erişim fiyatlarında ve tabii bununla beraber de yüksek mobil İnternet erişim vergilerinde.</p>
<p>Tabii sadece mobil tarafta değil, telefon altyapısıyla ister çevirmeli bağlantı, ister ADSL erişimde, isterseniz de kablo TV şebekesinden kablo İnternet erişiminde çok ciddi vergi oranları söz konusu. Dünyada İnternet erişimini yaygınlaştırmak için devletler büyük yatırımlar, vergi teşvikleri yaparken bugün ülkemiz maalesef İnternet kullanıcılarını büyük bir vergi kapısı olarak görüyor.</p>
<p>Yıllardır aklımda olan, &#8220;Haydi Türkiye&#8217;de İnternet&#8217;in KDV&#8217;si %1 olsun&#8221; kampanyasını bir türlü başlatamadım. Ne de olsa Türkiye gerektiğinde vergi düzenlemelerini yapabilen bir ülke, mesela çok tartışıldığı gibi, <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/internet%e2%80%99in-vergisi-ine-ine-2-lira-indi-ama-pirlantada-kdv-yok-hala-en-pahali-internet-turk-mali-internet/">pırlantanın ÖTV&#8217;si var ama KDV&#8217;si 0</a>! Hedefim gerek geleneksel, gerek sosyal medyada bir ilgi yaratıp bu konunun gündeme gelmesini sağlamaktı. Şimdilerde de çok ciddi zaman darlığı yaşıyorum, ama bu yazı en azından bir fikir versin, Türkiye&#8217;de İnternet&#8217;e erişimin ucuzlaması gerektiğini bir kez daha hatırlayalım.</p>
<p>Türk halkı, Avrupa&#8217;nın önünde bir oranla, &#8220;İnternet erişimi temel insan hakkıdır&#8221; diyor! Bunu unutmayalım. Aynı araştırmadaki diğer sonuçlar da dikkat çekici, onlara da eğileceğiz. Ama şimdilik, haydi siz de İnternet&#8217;in vergisini sorgulayın, sorgulatın!
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2010%2Fturklerin-ortak-fikri-internet-erisimi-yani-bilgilenme-ve-haberlesme-temel-insan-hakkidir-haydi-o-zaman-internet-yayilmali-ucuzlamali%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/turklerin-ortak-fikri-internet-erisimi-yani-bilgilenme-ve-haberlesme-temel-insan-hakkidir-haydi-o-zaman-internet-yayilmali-ucuzlamali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayır diyemediğin her sefer bir dahaki &#8220;hayır&#8221;ın şiddeti artar, hem sen hem karşındaki için</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/hayir-diyemedigin-her-sefer-bir-dahaki-hayirin-siddeti-artar-hem-sen-hem-karsindaki-icin/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/hayir-diyemedigin-her-sefer-bir-dahaki-hayirin-siddeti-artar-hem-sen-hem-karsindaki-icin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 18:22:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=919</guid>
		<description><![CDATA[Bizimkisi gibi toplumlarda çevresinin bin bir fedakarlığıyla büyüyen, bunu içselleştiren bireyler kendine yetmenin zorluğunu geç öğreniyor. Aynı fedakarlığı devam ettirme görevi veya mahcubiyet gibi hislerle başkasını eli boş göndermekten çekinirken aslında kendi ruh sağlıkları ve ilişkilerinin fay hattına stres yüklediklerinin farkına varmayabiliyorlar!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tecrübelerim, yaşananlar ve yaşantılar üzerine pek yazmam güncemde, yakın takipçilerim bilir. Ama belki de arada bir yazmalı, yazıp öğrenmeli, ne de olsa öğrenmenin yaşı yok.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Toplumların &#8220;bireyselleşme&#8221; söz konusu olduğunda farklı gelişmişlik düzeyleri vardır. Bu aralar çok uzaklardan yazıştığım bir arkadaşımla iki toplumu karşılaştırırken bunu sık sık fark ediyorum. Bizimkisi gibi toplumlarda çocuklarımız için her şeyi o daha istemeden yaparken sadece onun sorun çözme yeteneğini değil, eksiklikler ve kısıtlar içinde kendine yetme becerisini geliştirmesini de geciktiririz.</p>
<p>Kendine yetmenin zorluğunu gören birey bazı şeyleri yapamayacağını öğrendiğinde kendisinden her isteneni de yapamayacağını fark eder. Ama içinde büyüdüğü ortam gerçekten kahraman anne veya babaların sonsuz fedakarlıklarıyla inşa edilmiş ise veya sosyal çevresinde mahcubiyet, &#8220;başkası ne der&#8221;, &#8220;başkası da ister&#8221; algıları kuvvetli ise fedakarlık yapamayacağını dile getirmek nasıl da zorlaşır, imkansızlaşır.</p>
<p>Mesela ne mi olur? İyi bir arkadaşıyla ne zamandır ilk defa buluşmaya, bir şeyler yemeye gittiğinde onu kırmamak için tercihlerine uyum sağlar. Hatta 2 saat bir şey yememesi gerekir, çünkü dişçiye gitmiş, dolgu yaptırmıştır. Ama sevgili arkadaşının baskısıyla bir şey içmese bile ağzının diğer tarafından 3-5 lokma bir şey atıştırır. 1-2 gün sonra dolgunun çok da sert olmadığını fark eder, üstünde meteor delikleri gibi yuvacıklar oluşmuştur! Başka bir dişçiye daha gider, &#8220;malzeme iyi değil, veya iyi hazırlanmamış&#8221; cevabını alır ama sorun olmadığını öğrenir. Fakat yine de malzemeden mi yoksa hayır diyemediğinden mi dolgunun vaktinde sertleşmediğinden emin olamaz!</p>
<p>Üstünden birkaç ay daha geçer, bu arkadaş çok önemli bir ricada bulunur. Ricayı yerine getirmek ise zordur, çünkü bazı başka arkadaşları veya dostları ile değer verdiği ilişkilerin zarar görmesinden korkar. Ama arkadaşına bugüne kadar pek de &#8220;hayır&#8221; diyemediği için bu sefer ilk &#8216;hayır&#8217;ını, hele böylesi önemli bir konuda söylemek zor gelir. Sonunda mecburen arkadaşına olumsuz cevap verir, ama onunla ilişkisi eskisi gibi midir merak eder.</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img width="470" height="175" title="Küçükken hayır demek ne kadar kolaydı, değil mi!" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/hayirci-bebek-l.jpg"/>
<p>Küçükken hayır demek ne kadar kolaydı, değil mi!</p>
</div>
</div>
<p>İşte bu hikayeye benzer hikayeler yaşamamak, hatta daha sıkıntılı olanlarını tecrübe etmemek için hayır demeyi öğrenmeli! Ülkemizde hayır diyebilenler çok az, hatta bırakın &#8220;hayır&#8221;ı, hakim olduğu bir konuda bir büyüğüne, yöneticisine bilgilendirici bir yorum yapmaktan çekinenler bile çok fazla, bakınız <a title="Eski yazımı okumak için tıklayınız" href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/ucak-kazalari-kokpit-icindeki-%e2%80%9cguc-mesafesi%e2%80%9d-havaalanina-kalan-mesafeden-fazla-olur-mu-ya-toplum-icindeki/">&#8220;Uçak Kazaları: Kokpit İçindeki “Güç Mesafesi” Havaalanına Kalan Mesafeden Fazla Olur mu? Ya Toplum İçindeki?&#8221; adlı yazım</a>a.</p>
<p>Hayır diyemediğin insana hayır dediğinde onun ne hissettiğini düşünmek, &#8220;acaba hep benden istediklerini almaya alıştı mı&#8221; gibisinden onlarca düşünceye kapılmak mümkün. Ama geciken her hayır bir sonraki depremin şiddetini arttırabilir. Denk ve insan olarak kıymetinizi, değerinizi koruyan ilişkiler için neyi ne kadar verebileceğinizi öğrenmeye çalışmaya başlamanın zamanı geldi de geçiyor!</p>
<p>Bu arada bu demek değil ki &#8220;işinize gelmiyorsa reddedin, geri çevirin&#8221;. Tam da sevgili Tunç Kılınç, Fikir Atölyesi&#8217;nde <a title="Tunç'un yazısını okumak için tıklayın" href="http://www.fikiratolyesi.com/2010/02/19/beni-reddettin/" target="_blank">&#8220;Beni REDDettin&#8221; yazısı</a>nı yazmışken benim bu yazımın ona zıt kutup olmadığını, tamamlayıcı olduğunu düşünüyor, böyle değerlendirmenizi diliyorum. Her şey dengeli ve eşit olmalı!</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2010%2Fhayir-diyemedigin-her-sefer-bir-dahaki-hayirin-siddeti-artar-hem-sen-hem-karsindaki-icin%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/hayir-diyemedigin-her-sefer-bir-dahaki-hayirin-siddeti-artar-hem-sen-hem-karsindaki-icin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geleneksel Medyanın Dijital Geleceğini Yeniden Tartışma Zamanı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/geleneksel-medyanin-dijital-gelecegini-yeniden-tartisma-zamani/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/geleneksel-medyanin-dijital-gelecegini-yeniden-tartisma-zamani/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Dec 2009 12:05:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=872</guid>
		<description><![CDATA[Krizde batma tehlikesi yaşayan medya devlerinin haberleri sıklaştıkça, dijitalleşmenin getirdiği bolluk ve ucuzluk ile sosyal medya merakı öne çıkıyor. Geleneksel medyanın sıkıntısı sadece bloglar ya da Google News gibi toplayıcı, organize edici hizmetler değil aynı zamanda çok fazla haber kaynağının belli sayıdaki medya tüketicisinin sınırlı vakti için rekabet etmesi. Farkı ne şekilde ve nasıl yaratabileceğini ise hem gazeteciler, hem blog yazarları düşünmeli]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bireysel İnternet yayıncılığı blog platformları sayesinde çok kolaylaştığından beri sıklıkla geleneksel medya ile karşılaştırılmaya başlandı. Özellikle 2007-2008 yıllarına kadar blogların kalitesi, blogların içeriğinin nesnelliği, blogların geleceği tartışılırken dünya ekonomisindeki yavaşlama ile birlikte şimdi de gazeteler ve gazetecilerin geleceğini merak eder, tartışır olduk.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Çünkü dünyanın gittikçe daha fazla ülkesinde geleneksel medya tüketimi azalırken İnternet’te geçirilen zaman artıyor. İnternet’in haberlere ulaşmada sunduğu hız ve maliyet avantajı gazete, dergi satışlarını olumsuz etkiliyor. Son aylarda dünyanın önde gelen basılı yayınlarının zarar ettiği, el değiştireceği, web sitelerinin ücretli olacağı yönünde haberler çoğalmaya başladı. Bir yandan da Google News ve benzeri haber toplayıcı hizmetlere karşı gazetelerin tepkisi artıyor.</p>
<p>Gündemdeki medya tartışmalarının birkaç yıl içinde böyle değişmesinin ardında yatan tek nedenin blog yazarlığındaki artış olduğunu söylemek tabii ki doğru olmaz. Ama gazetelerin geleceğinin sorgulanır hale gelmesi bile “Kral öldü, yaşasın yeni kral blogcular” hissiyatını doğurmuyor değil.</p>
<p>Bu his hem bazı blogcularda, hem de tüketicilerine ulaşmak için en etkin kanal arayışında olan şirketlerin pazarlama departmanlarında güç kazanıyor. Bazı blogcular, geleneksel medya kanallarının can çekiştiği haberlerini aldıkça, biraz haklı da olarak değişime ayak uyduramayan medyanın artık düzlüğe çıkamayacağını, günün kendi günleri olduğunu düşünebiliyor.</p>
<p>Öte yandan medya dünyasının dönüşümünden ziyade bir mesaj iletme aracı olarak faydasıyla ilgili olan pazarlamacı ve halkla ilişkiler uzmanları ise farkında olmadan sosyalleşme platformları Facebook,  Xing, Friendfeed gibi sitelerdeki yükselişi blog yazarları ile birebir eşleştiriyorlar. Blog yazarlarını bu platformların aktif yönlendiricileri olarak varsayıyorlar. Sosyal medyada tek bir fotoğrafla bile olsa içerik üreten birey sohbetin ve enerjinin kaynağı oluyor ama aslında o birey bile fotoğrafla vermek istediği mesajın gelen yorumlar sonrası neye dönüşebileceği üzerinde tasarruf sahibi olamıyor.</p>
<p><strong>Değişim Hem Sosyolojik Hem Teknolojik, ve Haliyle Ekonomik!</strong><br />
Tabii geleneksel medyanın yaşadığı sıkıntılar ile sosyalleşme platformlarının yükselişinin eş zamanlılığını da yakalayarak anlamlandırabilmek lazım. Nielsen’ın bir araştırması son bir yılda sosyal paylaşım sitelerinde geçirilen zamanın toplam İnternet kullanımı içinde aldığı payın üç kat arttığını gösterirken benzeri karşılaştırmalar üç yıl öncesiyle yapıldığında İnternet üzerinden haber tüketimine ayrılan sürede ciddi kayıp yaşandığını görüyoruz. Gittikçe daha fazla insan günlük haberler ve editöryal içeriği takip etmektense arkadaşlarının dediklerini, yaptıklarını, şu anda nerede olduklarını, paylaştıkları fotoğrafları takip etmek istiyor; 2000’lerin ilk on yılında adeta herkes herkesi gözetlemek istiyor.</p>
<p>İşin teknolojik boyutunda ise her 18 ayda bir iki katı performansı aynı fiyata sunan işlemci gücü, buna yakın hızlarda gelişen depolama teknolojisi ve iletişim altyapısının bant genişliği, sayısallaştırılabilen ürünlerin ek bir kopyasını oluşturmanın masrafını, yani marjinal maliyeti sıfıra yaklaştırıyor. Bu da, en başta Google örneğinden gördüğümüz gibi pek çok hizmeti çok düşük ücretlere, hatta bedava almamıza kapı açıyor.</p>
<p>Öte yandan bu ucuzlama, hatta bedavalaşmaya rağmen iktisatın temel dayanağı arz ve talep hala belirleyici. Çünkü kıt olan şeyler hala kıymetli iken fazla bol olan şeyler ucuz kalmaya devam ediyor; ve ucuz kalmaya mahkum olanların belki de başta geleni ise insan düşünceleri, fikirleri, ürettiğimiz ve işlediğimiz veri ve hatta enformasyon!</p>
<p>Çünkü milyonlarca insan gün boyunca gündelik hayat, çevresindekiler, dünya ve geleceğe dair örtüşen şeyleri düşünüyorlar. Veri ve enformasyondan derlenen bilginin değeri ancak çok doğru yerde ve anda paha biçilmez oluyor. Ama diğer her bilgi kolayca paylaşıldığından, hızla yayıldığından aynı kıymeti yakalayamıyor. Özellikle İnternet tabanlı, başarılı “bedava üzerine kurulu” iş modelleri sıradan bilginin ucuzluğunu gerçekten kavramış olanların elinden çıkıyor, ki bu da başka bir yazı konumuz olarak kalsın.</p>
<div align="center"><img title="İnsanlar daha çok uzun bir süre haber ve yorum tüketmeye istekli olacaklar, fakat iletişimin kolaylaşması fark yaratan içeriğin ayakta kalabilmesini mümkün kılıyor" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/gelenekel-medya-gazetecilik-dijital-gelecek-l.jpg" alt="İnsanlar daha çok uzun bir süre haber ve yorum tüketmeye istekli olacaklar, fakat iletişimin kolaylaşması fark yaratan içeriğin ayakta kalabilmesini mümkün kılıyor" /></div>
<p>Geleneksel medya kanalları ve gazete web sitelerinin, gelir kaybının ana faktörlerinin birinin de bu olduğunu görmeleri gerekiyor. Google News gibi toplayan ve derleyen hizmetler ve gazetelere alternatif web siteleri, bloglar tabii ki gelir kaybına neden oluyor. Ama asıl sorun çok fazla rakibin aynı anda kolayca bulunan, “çok bol” olan haberi sunması, fark yaratmakta haklı olarak zorlanması. Bolluk ve dijital teknolojilerin getirdiği ucuzluk geleneksel medyayı zorlayan belki de en büyük faktör.</p>
<p>Nitekim Google da gittikçe daha fazla sayıda geleneksel ve kaliteli medya kanalının finansal zorluklarla boğuşmasını kaygıyla izliyor, çünkü Google sadece kendisinin kar edebildiği bir medya işinin sürdürülebilir olmadığının farkında. “Parasızlaşmasına” yardımcı olduğu hizmetleri verebilmek için para kazandıran yeni inovasyonlar bulmuş olan Google, kaliteli ve güvenilir içerik sağlayan medya devlerinin benzeri yeni iş modelleri bulamadan önce “parasızlaşan”, bedavalaşan hizmetler yüzünden iflas etmelerinden korkuyor, çünkü o zaman endeksleyip bize aratacağı ve güvenle sonuçlar arasında gösterebileceği çok daha az kaliteli içerik olacak!</p>
<p><strong>Bizim Tartışmalarımızın Çözümü Hem Basit Hem Karışık</strong></p>
<p>İşte tüm bu kuvvetler aynı anda etkilerini gösterirken Türkiye’de de tekrar İnternet gazeteciliği tartışmaları önemli kalemlerin ucunda canlanıyor. İki şey tekrar tartışılıyor, ilki ücretli İnternet gazeteciliği, ama bu konuda tartışmaya bile gerek yok. Türk İnternet gazeteciliğini oluşturan ve takip edenlerden birinde bile seviyesizlik zaafı oldukça böyle bir içeriği ücretle sunma şansınız kalmıyor!</p>
<p>İkinci olarak ise blog yazarı ile gazetecinin farkı tartışılır gibi oluyor ama dünyadaki uygulamaları gördükçe yavaş yavaş geleneksel medya temsilcileri de blogcuları meslektaş gibi görmeye sıcak bakmaya başlıyor, zaten artık çoğu da bizzat blogcu, olmadı Twitter kuşu! Diğer yandan blog yazarları ve sosyal platformların aktif içerik üreticileri de bu yakınlaşmaya sıcak bakmalı, çünkü bu tam bir yumurta tavuk döngüsü.</p>
<p>İnternet’i bir zamanlar hor gören uzgörüsüz gazete yazarlarının hataları artık gün gibi ortaya çıkmışken İnternet’in “yerlisi” hissedenlerin de eski tartışmaları unutmaları gerekiyor. Çünkü şimdi de kulaktan kulağa “blogculara lansman yapmak istiyoruz, ama on kişi çağırınca geri kalan yüz kişiyi kızmış buluyoruz” sözleri aktarılıyor.</p>
<p>Halkla ilişkilerciler ve pazarlamacılar, sosyal medyanın üyeleriyle geleneksel medya ve blogcuları ayrıştırma becerisini kazandıkça; ve hepimiz geçimini blog yazmaktan kazananlar dışında kalanları, amatör ve kendisi için yazıp çizenler olarak konumlandırmayı başarırsa önemli bir engeli aşmış olacağız. Bugün Renault Türkiye blogculara harika bir lansman yapıyorken Renault Romanya aynı otomobil için çok daha sıradan bir lansmanı hem blogcu, hem dergici, hem de gazetecilere aynı anda, çok katılımcı bir ortamda yapabiliyorsa almamız gereken bazı dersler olduğu ortada&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fgeleneksel-medyanin-dijital-gelecegini-yeniden-tartisma-zamani%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/geleneksel-medyanin-dijital-gelecegini-yeniden-tartisma-zamani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nur topu gibi bir bayramımız oldu: Cadılar Bayramı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/nur-topu-gibi-bir-bayramimiz-oldu-cadilar-bayrami/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/nur-topu-gibi-bir-bayramimiz-oldu-cadilar-bayrami/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 19:11:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı ve mekanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=814</guid>
		<description><![CDATA[Özellikle Amerikan kültürünün önemli bir parçası haline gelmiş olan Halloween, yani Cadılar Bayramı ülkemizde de bugün pek çok partinin ilham kaynağı. Vampirleriyle gelen 2009'un güncel pazarlama aracı mı yoksa kalıcı mı olacak göreceğiz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başlık Cumhuriyet Haftasonu&#8217;nda Devrim Ege&#8217;nin yazısından esinti, hemen söylemeli. Google Trends&#8217;de &#8220;Cadılar Bayramı&#8221; kelimelerinin sadece Türkiye sınırları içinde ne kadar arandığına baktığımızda da alttaki gibi bir trend ortaya çıkıyor. Veriler Türkiye için birkaç gün gecikmeli olabildiğinden ve henüz 31 Ekim &#8220;Cadılar Bayramı günü&#8221; de bitmediğinden 2009 rakamı tam ortaya çıkmadı ama 31 Ekim öncesi günlerdeki aramalar da önceki yıllarda aynı günlerdeki aramalardan çok daha fazla.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Ama sadece Google aramaları değil Facebook gibi diğer Web ortamlarında da Cadılar Bayramı mesajları, etkinlikleri, partileri görmek mümkün. Bir arkadaşımın bir ay önce bugün Taksim&#8217;deki parti davetine, ne zamandır da görmediğimden &#8220;gelirim&#8221; demiş olmama rağmen hava dışarı çıkma isteğimi eritince tekrar etkinlik sayfasına girip yanıtımı &#8220;belki&#8221;ye çevirirken hatırladım, bu da bir Hallloween Party imiş!</p>
<div align="center"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/cadilar-bayrami-google-trends.png" alt="Google Trends'e göre Türkiye'de Cadılar Bayramı araması yapanlar her yıl hızla artıyor" /></div>
<p>&#8220;Halloween&#8221; Bazı ülkelerde kutlanan ölüler bayramı ya da gününden farklı, geçmişi Paganlar&#8217;a dayandırılıyor ve ölüleri anmaktan ziyade ölü, ya da huzursuz ruhlara &#8220;sizden korkmuyoruz&#8221; mesajı verme amacı güdüyor. Bu mesajı verecek şekilde giyiliniyor, davranılıyor Halloween günü.</p>
<p>Pegan Festivali&#8217;nin parçası olarak Birleşik Krallık&#8217;ta popülerliğini koruduktan sonra Kıta Avrupası&#8217;nda da canlanıyor, hele Amerika&#8217;da yeni bir eğlenceye dönüşüyor. Kostümler sadece korkutucu olmayı çok geride bırakıyor, çizgi film karakterleri, hayvanlar ve gittikçe artan politikacı figürleri, maskeleri; geçen sene Cumhuriyetçi Parti Başkan Yardımcısı adayı Sarah Palin, bu sene ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve hatta Başkan Obama.</p>
<div align="center"><img alt="Pek çok ülkede yetişkinler sadece kendileri için değil çocukları, hatta bebekleri için de ciddi hazırlıklar yapıyor" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/cadilar-bayrami-kostumlu-bebek-arabasi.jpg"/></div>
<p>Büyüdükçe büyüyen gün bir nevi tatlı bir kaçış, stres atma, çünkü Halloween artık ABD toplumunun köklü geleneklerinden biri, güne özel kabaklı menüler çok gerilere gidiyor. <a href="http://www.npr.org/templates/story/story.php?storyId=96357789" target="_blank">2008&#8242;de tam 5,8 milyar ABD Doları harcamanın Cadılar Bayramı için yapılması bekleniyordu</a>, bu sene rakamın bunun da ötesine geçmesi olası. Yine geçen sene yaklaşık 6 milyon Amerikalı&#8217;nın Halloween kostümü giymesi ve 2,3 milyar dolarlık şekerleme harcaması yapılması bekleniyordu, ki bu ülkemizin en büyük gıda üreticilerinden Eti&#8217;nin 2011&#8242;deki bir yıllık bir milyar dolar ciro hedefinin çok üstünde!</p>
<p>Popüler demek hata olur, gerçekten Amerikan kültürünün büyük öğelerinden biri sonunda ülkemize de ulaştı. Bugün sadece Google, Facebook gibi ortamlar dışında da Cadılar Bayramı ile ilgili sembolik, eğlencelik sohbet, buluşma, eğlenceler yapılıyor. Cadılar bayramı makyajı ve saçı yaptırmak çok ucuz değil, aynı özel kostümlerin satılık ya da kiralık fiyatları gibi&#8230;</p>
<p>Yeni eğlencemiz hayırlı olsun :) Geçen sene Google, Google.com.tr&#8217;de 31 Ekim&#8217;in ilk saatlerinde İngiltere, ABD için hazırlanan bir Halloween görselini yanlışlıkla kullanmış, birkaç saat sonra kaldırmıştı. Merakımız böyle hızla artarsa Google Halloween logosunu burada göstermemek gibi bir çekinceleri kalmayabilir, <a target="_blank" href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/google-29-ekim-logosunun-tasarimi-bir-yana-rengi-nasil-bir-yesil/">gerçi önceki gün yeşil Cumhuriyet Bayramı Google logosunu bile bizler bu kadar tartışma konusu yapmışken</a> tabii iki kere düşünmeli&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fnur-topu-gibi-bir-bayramimiz-oldu-cadilar-bayrami%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/nur-topu-gibi-bir-bayramimiz-oldu-cadilar-bayrami/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de İntihar Etmek İsteyenler, Hele Kriz Döneminde, Tahmininizden de Hızlı Artıyor!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%e2%80%99de-intihar-etmek-isteyenler-hele-kriz-doneminde-tahmininizden-de-hizli-artiyor/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%e2%80%99de-intihar-etmek-isteyenler-hele-kriz-doneminde-tahmininizden-de-hizli-artiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2009 21:01:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=764</guid>
		<description><![CDATA[10 Eylül dünya intiharı önleme gününün ülkemizde pek duyulmamasının nedeni aslında bizim bir gerçeği yadsıyor oluşumuz. Maalesef Türkiye'de her 8 saatte bir 29 yaş ve altında biri canına kıyıyor. Bu konuda bilinç oluşturmalıyız, çünkü kriz dönemlerinde maalesef artış hızlanıyor!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>10 Eylül dünya intiharı önleme günüymüş, ülkemizde pek duyulmadı, çünkü ben dahil çoğumuz Türkiye’de intihar vakalarının belli sosyoekonomik şartlar altında küçük sayılarda yaşandığını sanıyoruz. Halbuki son 20 yılda 39 bin 300 kişi bu yolla hayatını kaybetmiş ve intihar oranı yine bu süre içinde %85 artmış.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Ya da şöyle desem daha mı etkili olur: Ülkemizde her 3 saatte bir intihardan ölüm yaşanıyor. Belki daha da vurucu olan şu: Her 8 saatte bir 29 yaş ve altında biri canına kıyıyor!</p>
<p>Bu rakamları aldığım yazıyı okuduktan az sonra Facebook’ta “intihar etmeye de yaşamaya da üşenildiğini” İngilizce ima eden bir yazı görünce oturup birkaç satır yazmadan edemedim. Çünkü 2001 yılında, kriz ile birlikte intihar vakaları tam %42 artmış. Bu sene ise 2001’den de büyük bir kriz yaşıyoruz, dünya 1929’dan beri en büyük iktisadi bunalımını yaşarken Türkiye’de 2. Dünya Savaşı’ndan beri en sarsıcı ekonomik şartların altında.</p>
<p>Bilgi çağındayız dememizin temel nedeni bilginin herkese açık olmaya başlaması, fakat bunun farkında olunması ve yorumlanmasının bilinmesinin önem kazanması. Google’daki domuz gribi aramalarının bölgesel yoğunluğu bile önemli bir ipucu veriyordu, aynı şekilde intihar ve ilgili terimlerin Google’da arama eğilimleri de bize ipucu vermeli.</p>
<p>Google’ın kayıtlarına “intihar etmek”, “intihar haberleri”, “intihar resimleri” gibi aramalar için baktığımda durum gerçekten parlak değil, sadece Ağustos ayında sadece intihar kelimesi ülkemizden yaklaşık 165 bin kez aratılmış! Aramalar 2008 sonuna doğru hafif yükselmişken Şubat’ta sıçrama yapmış ve Temmuz’a kadar tepelerde dolaşmış, Ağustos’ta bir gerileme var, fakat hala geçen yılın üstünde rakamlar.</p>
<p>Bayramda Hürriyet gazetesinde Grönland gezi yazılarını okuyanların gözüne çarpmıştır, ülkede intihar oranı az değilmiş, özellikle tacize uğrayan gençler arasında. Ülkemizde töreler ve zorla evlendirmeler dışında intiharın kültürümüzde yer etmeye başladığını söyleyecek bir köken bulmak zor, ekonomik kriz dışında.</p>
<p>Lafın kısası intihar eğiliminde olanları kaybetmemek için toplumda duyarlılık arttırılmalı, işte o yüzden bu yazıyı yazıyorum. İkincisi medya organlarında intihar haberleri detayları tehlikeli olabiliyor, üçüncüsü ve bu dönemde en önemlisi intihar eğilimli olanların kolayca, hemen başvurabilecekleri kriz merkezleri, psikolojik destek ve müdahale merkezi politikaları da artık oluşturulmalı…</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fturkiye%25e2%2580%2599de-intihar-etmek-isteyenler-hele-kriz-doneminde-tahmininizden-de-hizli-artiyor%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%e2%80%99de-intihar-etmek-isteyenler-hele-kriz-doneminde-tahmininizden-de-hizli-artiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yine Madalyadan Çok Uzaklarda! 12 Dev Adamı ve 20 milyon $ Sponsorluk Gelirini Yönetenler Rahat mı?</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/yine-madalyadan-cok-uzaklarda-12-dev-adami-ve-20-milyon-sponsorluk-gelirini-yonetenler-rahat-mi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/yine-madalyadan-cok-uzaklarda-12-dev-adami-ve-20-milyon-sponsorluk-gelirini-yonetenler-rahat-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Sep 2009 20:01:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=726</guid>
		<description><![CDATA[Belki de uzun yıllar 2010 Dünya Şampiyonası kadar büyük bir organizasyon ülkemize gelmeyecek ama 12 Dev Adam bu kafayla seneye kendi ülkesinde de başarıdan çok uzak kalacaktır. 2005 ve 2007'de 12. sırayı geçemeyen Avrupa'nın sayılı basketbol ülkelerinde Türkiye 2009'da da hayal kırıklığı yarattı!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Biz organize etmezsek katılmamız hayal olan Basketbol Dünya Şampiyonası ve Olimpiyatlar iki yılda bir düzenlendiğinden her iki yazın birinde 12 Dev Adam dinleniyor. Geçen yaz dinlendikten sonra tekrar yeni bir Avrupa Şampiyonası ile ülkemizin en popüler ikinci sporu gündeme oturdu. Polonya&#8217;daki turnuvada 7.-8.lik maçı oynayacak olmamız sanırım büyük bir başarı, çünkü Sırbistan ve Karadağ&#8217;da 2005, İspanya&#8217;da 2007&#8242;deki turnuvalarda 16 takım arasında 12. olmuştuk!</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Peki bu başarı(!) sosyal paylaşım sitelerine nasıl yansımış? Mesela benim Facebook arkadaşlarım arasında şöyle yankılar buldu: &#8220;Sırf kafasızlıktan maç nasıl verilir&#8221;; &#8220;ilk değil, son da olmayacak&#8221;; &#8220;o kadar saçmaladık ki herifler de anlamadı; bir türlü maçı kopartamadılar ulan kesin bi pislik var diye&#8230;&#8221; Twitter&#8217;daki Türk kullanıcıların yorumları da, özellikle Twitter kullanıcı adı ve hesabıyla giriş yapıp aratır ya da buraya tıklarsanız karşınıza bol detayla gelecek, örneğin: <a href="http://twitter.com/#search?q=hidayet" target="_blank">http://twitter.com/#search?q=hidayet</a></p>
<p>Lafın kısası, Avrupa&#8217;nın sayılı basketbol ülkelerinden, bu işe ciddi kaynak ve bütçe ayıran Türkiye yine bir Avrupa Şampiyonası&#8217;nı madalyanın çok uzağında bitirdi. Ben güncemde 2007 turnuvası öncesi &#8220;<a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/hucum-edemeyen-12-dev-adam-ve-gorevde-kalan-yoneticileri-2/">Hücum Edemeyen 12 Dev Adam ve Görevde Kalan Yöneticileri</a>&#8221; başlıklı bir yazı yazmış, maalesef turnuvada çok haklı çıkmış ve turnuva sonrası &#8220;<a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/12-dev-adam-cokmeden-cesaretle-yeniden-yapilanmanin-zamani/">yeniden yapılanmanın zamanıdır</a>&#8221; diye son bir yazı yazmıştım. Birazcık oyuncu değişikliği dışında pek bir değişiklikten söz etmek mümkün değil, ve işte sonuç yine ortada.</p>
<p>Turnuvanın açık ara en zayıf 1. tur grubunu maç başına 88 sayıyı rahatça atarak lider olarak bitirmenin verdiği moral ve de önceki turnuvalardan çok daha yüksek olan istek, motivasyon ile ikinci tur grubumuza da iyi başladık, İspanya&#8217;yı devirdik. Fakat grubun son maçında Slovenya&#8217;ya sonra da İspanya&#8217;nın bügün yarı finalde darmadağın ettiği Yunanaistan&#8217;a çeyrek finalde yenildik. Ardından da klasman maçlarında Fransa&#8217;ya yenilerek 6. bile olamadık, yani seneye Dünya Şampiyonası Türkiye&#8217;de değil başka bir ülkede olsa katılmayı hak etmemiş olacaktık!</p>
<p>2. tur ve sonrasındaki tüm maçlarda ise maç başına sadece 68 sayı atabildik, yani ilk turdaki zayıf rakiplerimize attığımızın tam 20 sayı altında kaldık. İlk grubumuzun zayıf olmadığını iddia edenlere şunu hatırlatmalı ki bizle beraber grubumuzdan 2. tura yükselen Litvanya ve Polonya 2. turda diğer taraftan gelen Sırbistan, İspanya ve Slovenya&#8217;ya karşı oynadıkları toplam 6 maçın hepsini kaybettiler!</p>
<p>Lafın kısası Türkiye basketbolu milli takımlar seviyesinde yıllardır hücum edemiyor. <a href="http://www.eurobasket2009.org" target="_blank">Eurobasket 2009 resmi web sitesi</a>nin <a href="http://www.eurobasket2009.org/en/cid_toT,ovGDH2EaLKL67XnPo2.pageID_Pa55cCHhJ0EVd--2lAo4r2.compID_qMRZdYCZI6EoANOrUf9le2.season_2009.html" target="_blank">takım istatistikleri bölümü</a>nden de görülebileceği üzere ilk turdaki yüksek skorumuz sayesinde hala en çok sayı atan takımlar arasında görünüyoruz, ama bu kadar yüksek sayı ortalamasına rağmen <a href="http://www.eurobasket2009.org/en/default.asp?cid={DF277FCB-940D-4423-A455-45461E1C59CA}&amp;pageID={66414598-C46B-4C03-9F9F-EF82BCAC84D6}&amp;compID={D166E39E-2323-4863-B229-76357A926FA2}&amp;season=2009&amp;statCat=AS" target="_blank">maç başına sadece 12 asist ile 12 takım arasında 9. sıradayız</a>, yani o kadar basket atmamıza rağmen basketlerimizi birbirimize pas vererek, takım oyunu oynayıp bir oyuncunun başka bir arkadaşına pozisyon yaratması ile yaratmıyoruz.</p>
<p><img align="right" title="Takımın en tecrübeli oyuncuları bile her maç hücumda farklı performans gösteriyorsa sıkıştığımızda kullanacak setlerimiz olmalı, ve de savunma yapamasa bile gerektiğinde oyuna girecek gerçek skorerler" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/ktunceri.jpg" alt="Takımın en tecrübeli oyuncuları bile her maç hücumda farklı performans gösteriyorsa sıkıştığımızda kullanacak setlerimiz olmalı, ve de savunma yapamasa bile gerektiğinde oyuna girecek gerçek skorerler" width="343" height="566"/></p>
<p>Asistemiz az, sayımız çok ise bir açıklama şu olabilir: Belki de bize çok faul yapıldı, faul atışlarından bol sayı bulduk, o yüzden asist rakamımız düşük. Hayır, bu da doğru değil, turnuvada <a href="http://www.eurobasket2009.org/en/default.asp?cid={DF277FCB-940D-4423-A455-45461E1C59CA}&amp;pageID={66414598-C46B-4C03-9F9F-EF82BCAC84D6}&amp;compID={D166E39E-2323-4863-B229-76357A926FA2}&amp;season=2009&amp;statCat=FTA" target="_blank">maç başına faul atışı sayımız 18 ve bu sıralamada 12 takım içinde 10.yuz</a>. Aslında bu da rakip potayı zorlamadığımızı, fiziksel mücadeleye hücumda pek girmediğimizi, kolayımıza geleni yapıp orta ve uzun mesafeli şutlarla sonuca gittiğimizi gösteriyor. Yani iyi organize olmadan, sıkışınca bireysel zorlama atışlar yaparak sayı atıyoruz. Atamadığımızda da 2005 ve 2007&#8242;de olduğu gibi iyice rezil oluyoruz.</p>
<p>Kadro oluşturmadan, oyuncu seçiminden, hücum seti tercihine, önemli pozisyonlarda sahadaki beş tercihinden topu kullanacak adama herşey tartışılmalı. Bu turnuvaya gelmeyen pek çok NBA oyuncusu varken, aslında turnuva bu açıdan bize derece elde etme şansı sağlarken biz de kendi All Star oyuncumuz Mehmet Okur&#8217;u ekibe katmıyoruz, arada buzlar varsa bile bunları eritmek için adım atan yok! Bu turnuvada NBA All Star seçilmiş kaç oyuncu var ki? Mehmet&#8217;in pota altında yaratacağı fark ortada değil mi, Kaya Peker&#8217;siz, Kerem Gönlüm&#8217;süz bir takımda! Kaya Peker&#8217;siz demişken Tutku, Serkan gibi hücum yönü çok kuvvetli oyuncularımızın kadroya alınmaması da çok dikkat çekici!</p>
<p>Çok iyi savunma yapan, takıma direnç aşılayan oyuncuların kritik hücumlarda sahada olmasını bırakın topu kullanmaları şok edici değil mi? Sakat sakat, moralsiz oynayan bir Hidayet&#8217;in eline bu kadar bakan bir kenar yönetim ve Hidayet&#8217;in de maçın sonunda bundan cesaret alması normal mi&#8230;</p>
<p>Fazla uzatmaya gerek yok, aynı şeyleri 2007&#8242;de de iki yazı ile yazmışım. Gerçekler istatistiklerle ortada, bugün üç büyüklerin, sponsorlarının da desteğiyle, ve Efes Pilsen ile Türk Telekom&#8217;un katkılarıyla kulüpler bazında ciddi bir basketbol bütçemiz var. <a title="Referans Gazetesi'nin haberi" href="http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=129549&amp;KTG_KOD=4" target="_blank">12 Dev Adam konsepti ile de milli takımın sponsorluk gelirleri 8 yılda 20 milyon dolara ulaşt</a>ı. Peki bu bütçe, bu değer, bu önemi yönetmeyi biliyor muyuz? Milli takım koçu, yöneticileri, basketbol federasyonunun milli takım ile ilgilenen görevlileri mevkilerinde rahatça oturabiliyorlar mı?</p>
<p>Bu ülke dünya çapında başka bir büyük spor organizasyonu düzenleyene kadar daha çok uzun yıllar bekleyebiliriz, bu nedenle 2010 Basketbol Dünya Şampiyonası çok önemli. Ülkemizdeki bu turnuvada ya basketbolu bir kez daha hak ettiği yere çıkaracak ya da tam bir futbol ülkesi olup çıkacağız, ki futbolda da  Dünya Kupası&#8217;na bile katılamıyoruz! Ama başarılı olmamız, yıllardır hücum etmeyi takımına öğretemeyen teknik ve idari yönetimler ile yine hayal olacak. &#8220;İyi savunma, top çalma, mücadele&#8221; muhabbetleri ve ülkenin en saygın gazetelerinde 6. bile olamayan takıma &#8220;çok teşekkürler&#8221; mesajları kimseyi kandıramıyor, bu biline&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/12-dev-adam-cokmeden-cesaretle-yeniden-yapilanmanin-zamani/">12 Dev Adam” Çökmeden Cesaretle Yeniden Yapılanmanın Zamanı</a></li>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/hucum-edemeyen-12-dev-adam-ve-gorevde-kalan-yoneticileri-2/">Hücum Edemeyen 12 Dev Adam ve Görevde Kalan Yöneticileri</a></li>
</ul>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fyine-madalyadan-cok-uzaklarda-12-dev-adami-ve-20-milyon-sponsorluk-gelirini-yonetenler-rahat-mi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/yine-madalyadan-cok-uzaklarda-12-dev-adami-ve-20-milyon-sponsorluk-gelirini-yonetenler-rahat-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İyi hazırlanmamış habere kanmamalı, Türkiye cep telefonu kullanımında en pahalı ülkelerden</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/iyi-hazirlanmamis-habere-kanmamali-turkiye-cep-telefonu-kullaniminda-en-pahali-ulkelerden/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/iyi-hazirlanmamis-habere-kanmamali-turkiye-cep-telefonu-kullaniminda-en-pahali-ulkelerden/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Aug 2009 19:34:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=689</guid>
		<description><![CDATA[Geçen hafta OECD ülkeleri arasında cepten konuşma pahalılığında sadece 17. olduğumuzu duyuran haberler çıktı. Ama işin içine tüm OECD ülkelerin satınalma gücü ve reel döviz kurlarını katınca durumun daha vahim olduğunu görüyoruz, ortalamada 9. pahalı ülkeyiz, az kullanım paketinde ise dördüncü!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geride bıraktığımız hafta içinde Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü OECD&#8217;nin üyesi 30 gelişmiş ülkede cep telefonu iletişim masraflarının karşılaştırıldığı bir rapor medyamızda da yer aldı. OECD belirlediği az, orta ve çok kullanım konuşma süreleri ve kısa mesaj trafiğinin bu 30 ülkede ne kadar tuttuğunu üç ayrı liste olarak hazırlamış, <a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/24995135" target="_blank">ortalama alındığında da ABD en pahalı ülke çıkarken Türkiye pahalılıkta 17. sırayı almış, yani ucuzluk sıralamasında 13. olmuş</a>!</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Daha geçenlerde <a title="Yazıyı okumak için tıklayın" rel="bookmark" href="../2009/siyasi-irade-ve-rekabet-kurulu-mudahele-etmedikce-telekom-devlerimiz-tum-turkiyenin-karliliginin-ucte-birini-aliyor/">Siyasi irade ve Rekabet Kurulu müdahele etmedikçe telekom devlerimiz tüm Türkiye’nin karlılığının üçte birini alıyor</a> başlıklı yazımda Türkiye&#8217;nin rekabet eksikliği ve düzenlemelerin etkin olamaması nedeniyle fahiş fiyatlarla iletişim hizmeti aldığını, gelişme ve kalkınmayı yavaşlayan etkenlerden birinin de bu olduğunu söyleyen biri olarak OECD haberini bir kenara not almıştım. OECD&#8217;nin web sitesinde <a href="http://www.oecd.org/document/20/0,3343,en_2649_201185_43471316_1_1_1_1,00.html" target="_blank">ilgili rapora ulaşıp</a> fiyatlara baktım. Ardından da bu işin yüzeysel kalmaması için gerçekçi bir hesap yapılması gerektiğini düşündüm.</p>
<p>OECD üyelerinin büyük çoğunluğu sanayileşmiş ileri ülkeler olduğundan rakamsal (nominal) bazda karşılaştırmalar ülkemizin durumunu yanlış yansıtabiliyor. Gelir seviyemizin göreceli düşüklüğünü hesaba katıp satınalma gücü paritesini göze almadan yapılan karşılaştırmalar da yanlış yönlendiriyor. Halbuki bir ABD Doları&#8217;nın ABD&#8217;de ya da Avrupa&#8217;daki alım gücü Türkiye&#8217;deki alım gücünden çok daha yüksek oluyor, aynı şekilde 100 Türk Lirası ile Türkiye&#8217;de alabileceğimiz ürün ve hizmetlerden çok daha azını aynı miktarda Lira&#8217;yı dövize çevirdiğimizde yurtdışında alabiliyoruz.</p>
<p>Ben de OECD rakamlarındaki dolar değerlerini tüm OECD üye ülkelerinin satın alma güçlerini hesaplamamızı sağlayan güncel katsayılarla güncelleyerek yeniden hesapladım. Tahmin edileceği üzere görüntü oldukça değişti. Az, orta ve çok kullanım masraflarının ortalaması alındığında, işin içine ülkelerin hanehalklarının satın alma gücü girince Türkiye pahalılıkta 17. değil 9. oldu. Altta hazırladığım tabloyu görebilirsiniz.</p>
<div align="center"><img title="OECD üyeleri arasında satın alma gücüne göre en pahalı cep telefonu kullanan 9. ülke Türkiye" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/OECD-cep-telefonu-kullanim-ucretleri.gif" alt="OECD üyeleri arasında satın alma gücüne göre en pahalı cep telefonu kullanan 9. ülke Türkiye" width="420" height="189" /></div>
<p>Bu az, orta ve çok kullanım ortalamasını gösteren sıralamanın yanında ayrıca az kullanıma göre yapılan tabloyu da aynı şekilde satınalma gücünü hesaba katan reel döviz kurları ile revize ettiğimde durumumuz daha vahim şekilde ortaya çıktı. Ülkemizin genelini düşündüğümüzde, ayrıca bizzat operatör şirketlerin de yıllardır vergilerin ağırlığı nedeniyle kullanım miktarlarının gelişmiş ülkelerin çok altında kaldığı yönündeki açıklamalarını hatırlarsak, az kullanım listesi bizim için daha önemli olmalı.</p>
<p>Az kullanıma göre yapılan sıralamada ise pahalılıkta 4. çıkıyoruz! Meksika, G. Kore ve Çek Cumhuriyeti listede önümüzde yer alan ülkeler. Yani Türkiye medya kuruluşlarında yer alan haberlerin aksine pahalılıkta 17. sıradan çok daha yukarda.</p>
<p>Bunun bir nedeni KDV ve Özel İletişim Vergisi&#8217;nin ağırlı, bir nedeni de piyasada yeterli rekabetin yıllardır sağlanamamış oluşu. Bunda tabii sadece düzenleyici kurumlar değil, tüketici davranışlarının da payı var.</p>
<p>Hazır KDV, ÖİV demişken bu vergilerin yüksek olmasının altında yatan nedeninin de Türkiye&#8217;nin bence en büyük sorunlarından biri olan vergi toplayamama olduğunu söylemeliyim. Doğrudan vergileri yani örneğin gelir vergisini toplamakta zorlanan, ya da toplamak için seçmenini zorlamaktan çekinen hükümetlerimiz yıllardır böyle toplayamadıkları vergi gelirlerini en azından dolaylı vergilerle yani KDV, ÖİV, ÖTV gibi vergilerle topluyorlar. Benzine, telefon konuşma masrafına, gıdaya, dijital fotoğraf makinasına, aklınıza ne gelirse dar gelirlisi, zengini aynı abartı vergileri ödemek zorunda kalıyor&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fiyi-hazirlanmamis-habere-kanmamali-turkiye-cep-telefonu-kullaniminda-en-pahali-ulkelerden%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/iyi-hazirlanmamis-habere-kanmamali-turkiye-cep-telefonu-kullaniminda-en-pahali-ulkelerden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğu ile Batı&#8217;nın Köprüsü, Milyarderlerin Şehri, İmparatorlukların Başkenti&#8230; İstanbullu&#8217;nun Gurbeti Dünya&#8217;nın Gözdesi Olurken</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-ile-batinin-koprusu-milyarderlerin-sehri-imparatorluklarin-baskenti-istanbullunun-gurbeti-dunyanin-gozdesi-olurken/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-ile-batinin-koprusu-milyarderlerin-sehri-imparatorluklarin-baskenti-istanbullunun-gurbeti-dunyanin-gozdesi-olurken/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 May 2009 19:04:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı ve mekanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=600</guid>
		<description><![CDATA[“İki kıtayı birleştiren köprü,” “Doğu ile Batı’nın buluştuğu nokta." Artık İstanbul'un bundan daha fazlası olduğunu yabancılar da dile getirmeye başladı. Anadolu toprakları üzerindeki etkisi yüzyıllardır pek de değişmeyen ama kendisi değişen bu şehri sahiplenmenin vakti geçiyor bile. Şimdilik sadece 13 dolar milyarderi varken, şehrin tadını çıkarmak herkes için daha kolayken...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“İki kıtayı birleştiren köprü,” “Doğu ile Batı’nın buluştuğu nokta.”</p>
<p>Duyar duymaz İstanbul diyesimiz geliyor, ama artık sadece bizim değil, yabancıların da. Anadolu ve Boğazlar coğrafi konumlarıyla yüzyıllardır ticaretin, farklı kültürlerin, göçlerin, dönüşsüz gidişlerin, gidişi olmayan dönüşlerin toprağı olarak gerçekten de Doğu ile Batı’nın benzersiz birlikteliğinin ev sahibi. Fakat İstanbul sadece bu değil. İlgimi çeken, oturup yazmama neden olan şu ki, “sadece Doğu ile Batı arasındaki köprü değil” itirazı da artık sadece Türkler’den gelmiyor. <a target="_blank" href="http://www.ft.com">Financial Times</a>’ın (FT) geçen haftasonu “How to Spend” ilavesine göz atarken iki sayfalık İstanbul yazısının manşetinin altında işte aynen bu eleştiri yer alıyordu.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Moskova’yla birlikte Avrupa’nın en kalabalık şehri, 2010 yılı Avrupa kültür başkentlerinden biri, ama Atatürk Kültür Merkezi yıkıldıktan sonra Süreyya Operası ile yetinmeye çalışan, aslında Opera Evi olmayan bir kültür başkenti. Trafik sorununu çözemeyen, kriz nedeni ile sokaklarda uyuyan arabaların yolları tıkamaya başladığını görmektense tercihli yol icadı ile avunan bir şehir. Eksikleri o kadar çok ki&#8230;<br />
Ama artıları o kadar fazla ki, yerel ve merkezi yöneticileri, bizzat kendi halkı, arada bir yoklayan fay hattına rağmen tekrar dünya ölçeğinde önem kazanıyor. Kendi müziği, kendi kokusu, mutfağı, dört mevsimi ve tabii sunduğu görüntüsü öylesine farklı ki. Müziği, kokusu, sokaklardaki görüntüleri halkının yansıttığı kuvvetli enerjiden geliyor.</p>
<p>Bu enerji çok hızlı değişimi de getiriyor. Değişim belirsizliği mümkün kılıyor. Belirsizliği ise biz Türkler o kadar da sevmiyoruz, ama belirsizliği yaratmadaki sorumluluğumuzun farkına da varamıyoruz.<br />
İstikrarsız ekonomi ile <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_GDP_(nominal)_per_capita">kişi başına düşen gelirde 50-60. sıralarda</a> olsak da, yüksek doğurganlık oranı, büyük nüfus, geniş coğrafya ile Türkiye toplam ekonomik büyüklükte <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_GDP_(nominal)">dünya 17.si</a>. Hızlı değişen ekonomik yapı bu büyük ekonomide hızlı zenginlikler de getiriyor. Dünyanın en büyük 100 şirketi listelesinde Türk şirketi yok, <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_billionaires">en varlıklı 100 insan</a> listesinde de Türk insanı yok. Ama varlığı bir milyar doları aşan Türkler hiç de az değil. Düşündürücü olan ise tümünün adresinin İstanbul olması. Büyük coğrafyasının bir kısmı sanayide, bir kısmı turizmde, bir kısmı tarımda ilerleyen ülkede refahın sahibi ise tartışmasız İstanbul’da.</p>
<p>FT’deki yazıda resesyon başlamadan önceki 2008 rakamlarına göre İstanbul’da tam 34 dolar milyarderi yaşadığı, bunun da Moskova, New York ve Londra’dan sonra en kalabalık milyarder nüfusu olduğundan dem vurularak şehrin lüksle anılan bölgelerinden bahsediliyor. Resesyonla Moskova ve İstanbul geriledi, 2009 listesinde 13 milyarder ile İstanbul, <a target="_blank" href="http://www.forbes.com/2009/03/10/worlds-richest-cities-billionaires-2009-billionaires-cities_slide_7.html?thisSpeed=15000">Dünya’nın 7. milyarderler şehri</a>. Önündeki şehirlerden üçü ABD’den. </p>
<p>İşte “alaturka” durumlara bir örnek daha&#8230; Bilmiyorum belki de iki paragraf öncesine dönüp değişimle ilgili yazdıklarımı silmek mi gerekiyor? Geniş varoşlarıyla milyarderlerin şehri, yönettiği iktisadi güç ile şehir-devlet gibi; uzun süredir olduğu gibi.</p>
<p>Dünya’nın Doğu’sunun ve Anadolu’nun kalkınma serüvenine kadar gitmeyelim, İstanbul’da kalalım. Hala yeni de olsa Kanyon alışveriş merkezini bile zenginler için demode olur, çoktandır hareketsiz kalan otelcilik yeni açılımlarla dönerken, bohemlik çoktandır kapalı kaldığı sandıktan çıkarılır, Asmalı Mescit yepyeni bir kitlenin nefes borusu olurken lokal değişikliklerin bile şehre neler kattığını görmemek mümkün değil.</p>
<p>Geçen hafta gittiğimde yine “ben Bilgi’de okumak için niye bu kadar erkenci davrandım” dedirten <a title="Santralİstanbul'la ilgili ilk izlenimlerimi anlattığım yazım" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/santralistanbul-artik-sanat-ve-bilgi-uretecek/">Santralİstanbul</a>, “How to Spend”de Rachel Howard’a göre Tate Modern’e kafa tutarken, İstanbul Modern, modern sanatı Boğaz manzarasıyla sersemletirken bu topraklarda modernizmin gelişim macerası serüvenini izlemek başlıbaşına bir olay.</p>
<p>Modernleşmeye karşı direnen, katliam yapmayı gelenek kılıfına sığdırabileceğine inananlar, hoşgörüyü unutanlar da bu toprakların insanları, işte bu hafta dünyayı, dünyamızı, feleğimizi şaşırttılar.</p>
<p>Nelere sahip olduğumuzu anlamanın vakti artık geçiyor. İstanbul’a sahibiz, İstanbul’u anlatmak kolay değil çünkü İstanbullu’yu, Türk’ü anlamak kolay değil. Vapurda tarihi yarımada gözümüzü alırken bana “Memleket nere abi” diye soran, İstanbul’u sahiplenmeyen, kabullenmeyen birey kendini oralı hissettiğini sandığı şehri de sahiplenmediğini, kabullenemediğini, o yüzden İstanbullar’a geldiğini düşünmüyor ya da düşünmek istemiyor.</p>
<p>Bağlılık hissedemediği bu dünya incisinin, özel hayatında ne sıkıntılar yaşıyor olsa da, tadını çıkarmayı denemiyor. Hem de şehri değiştirenlerden biri olmasına rağmen. İstanbul’suz kalmayı göze alma lüksümüz var mı?</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fdogu-ile-batinin-koprusu-milyarderlerin-sehri-imparatorluklarin-baskenti-istanbullunun-gurbeti-dunyanin-gozdesi-olurken%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-ile-batinin-koprusu-milyarderlerin-sehri-imparatorluklarin-baskenti-istanbullunun-gurbeti-dunyanin-gozdesi-olurken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Obama Türkiye&#8217;deydi: Yeni Siyaset, Yeni Değerler, Yeni Savaşlar, Yeni Ortaklar ve İdealler</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/obama-turkiyedeydi-yeni-siyaset-yeni-degerler-yeni-savaslar-yeni-ortaklar-ve-idealler/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/obama-turkiyedeydi-yeni-siyaset-yeni-degerler-yeni-savaslar-yeni-ortaklar-ve-idealler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2009 18:38:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=574</guid>
		<description><![CDATA[Tarihin en pahalı simülasyonunda Körfez'de 20 bin asker kaybeden ABD yeni asimetrik savaşlara hazırlanırken en doğru müttefikten en etkin askeri desteği almak istiyor. Obama'nın Türkiye ziyaretini düşünürken Türk Ordusu'nun yeniden kıymet kazanıp kazanmayacağını tartışmadık. Peki ya "Biz kendimizi dinimizle değil ortak değerlerimizle ifade ediyoruz" iması Türkiye'ye mesaj mıydı yoksa Obama'nın hem ABD hem dünya siyasetine heyecanla getirdiği hediye mi?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Savaşın ilk gününde Mavi Ordu Basra Körfezi’ne on binlerce asker yığdı, uçak gemilerini açık denizden kıyıya daha da yaklaştırdı. Tarihte bir ordunun elinde olabilecek en derin bilgi ve hesaplama seti, olasılık modelleri ve sürekli güncellenen düşman hakkındaki istihbarata da güvenerek hedef ülkeye teslim olma çağrısında bulundu. Fiber optik kablolar, telsiz haberleşme sistemlerine hasar verildi, düşmana haberleşmek için uydu ve cep telefonu seçenekleri kaldı, zaten bunları da dinleyebileceklerdi.
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Düşmanın teslim olması ya da sıradan, tahmin edilebilir, etkisiz bir kıvranmayla saldırarak savaşı başlatmasını bekliyorlardı. Düşman kırmızı ordu bir grup küçük ve orta boy gemi ile mavi ordunun filosunu takip etti ve bir saat süren çok ağır cruise füze saldırısıyla 16 mavi gemiyi suya batırdı, özellikle belirlediği hedeflerine ulaştı. Kırmızı ordu mavinin tahmin ettiği yöntemleri kullanmadı, eskiden olduğu gibi ışık sistemleriyle, hatta motorlu araçlar, kuryelerle haberleşti, organize oldu. Tüm bunlar bir simülasyonun parçası olmasaydı bu gemilerde yaklaşık 20 bin Amerikan askeri hayatını kaybetmiş olacaktı.</p>
<p>Bunlar yaklaşık 250 milyon dolarlık harcamayla gerçekleştirilen “<a target="_blank" alt="İlgili Wikipedia makalesinden tatbikat hakkında bilgi ve linklere ulaşabilirsiniz" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Millennium_Challenge_2002">Millenium Challenge</a>”, “yeni bin yılda yeni meydan okumalar” olarak adlandırılabilecek sanal tatbikatta yaşandı. 2002 yılındaki bu tatbikat hakkında o zamanlar Bilişim Cumhuriyeti sitesindeki köşemde yazmıştım, yazıyı hala web sitemde bulabilirsiniz.</p>
<p>Üstteki iki paragraf Malcolm Gladwell’in “<a target="_blank" alt="Pandora Kitapevi'nde kitabın kısa tanıtımı" href="http://www.pandora.com.tr/urun.aspx?id=155534">Düşünmeden Düşünebilmenin Gücü</a>” kitabında, sanal kırmızı orduyu “bilgisayar başında” yöneten Paul Van Viper’ın sezgilerinden faydalanarak bugüne kadar bir savaş öncesi elde edilen en geniş bilgi setine sahip sanal mavi orduyu nasıl bozguna uğrattığını anlattığı bölümden benim aklımda kalanlar. Gladwell’in vurgulamak istediğini de söylemeden geçmeyelim: “Yılların tecrübesiyle iyice kuvvetlenen sezgiler belli bir yapısal değerlendiröe çerçevesine oturtulursa analiz ve hesaplarla vardığını sandığımız mantıklı çözüm yolu yerine ‘içinizden geleni’ yapmak en etkin, en başarılı tercih oluyor.”</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img alt="Obama'nın Türkiye ziyaretini iyi dilekler, Türkiye'ye övgüler, Ayasofya ziyareti ekseninde izledik, ama ülkesine değişiklik getirme iddiasındaki Obama'nın dünyaya ve bizlere ne değişikler getireceği de en az bunlar kadar dikkat çekici olmalı" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/obama-turkiye-ziyareti-erdogan-ayasofya-l.jpg" width=470 height=175 title="Obama'nın Türkiye ziyaretini iyi dilekler, Türkiye'ye övgüler, Ayasofya ziyareti ekseninde izledik, ama ülkesine değişiklik getirme iddiasındaki Obama'nın dünyaya ve bizlere ne değişikler getireceği de en az bunlar kadar dikkat çekici olmalı"/>
<p>Obama&#8217;nın Türkiye ziyaretini iyi dilekler, Türkiye&#8217;ye övgüler, Ayasofya ziyareti ekseninde izledik, ama ülkesine değişiklik getirme iddiasındaki Obama&#8217;nın dünyaya ve bizlere ne değişikler getireceği de en az bunlar kadar dikkat çekici olmalı</p>
</div>
</div>
<p>Konumuza dönersek bir Vietnam kahramanı denebilecek Van Viper’ın Pentagon’un bu tatbikatında Kırmızı Ordu’nun başına geçecek en doğru adam olduğu görülmüş oldu. Bugün ve gelecekte savaşların, Körfez Savaşı’nda olduğu gibi devasa açık alanlarda değil, şehirlerde, ya da simetrik mücadele yaşanmasını zorlaştıran alanlarda, sosyal, ekonomik faktörleri, kitlelerin ruh halini de işin içine katarak yaşanması bekleniyor. Pek çok ordu da buna hazırlanmaya çalışıyorlar. Viper’ın Vietnam’da orantısız durumlarda sayıca çok üstün düşmanı alt eden biri olduğunu dikkate alıp bu simülasyonda ona görev veren mantık, gelecekte Avrupa’nın ve NATO’nun destek olmak istemeyebileceği Orta Doğu ve Güney Doğu Asya’daki olası tartışmalarda bölgeyi, şartları, toplumların dinamiklerini bilenlerle çalışmak isteyecektir. Amerika’nın bu konuda birikmiş kuvveti mutlaka mevcuttur, ama destek alınacaksa Türk Ordusu da aynı Van Viper gibi en doğru ortak adayıdır.</p>
<p>Geçen hafta Obama buradayken <a target="_blank" alt="534 milyar dolarlık bütçe hakkındaki DW haberi" href="http://www.dw-world.de/dw/article/0,,4159479,00.html">ABD Savunma Bakanı Gates de yeni savunma bütçesini sunuyordu</a>, ABD&#8217;de bütçenin yeteri kadar büyütülmediğini, güvenliğin ikinci plana atıldığını iddia edenler oldu. Ama karşıt yorumlar bütçeden büyük çaplı savaşlara yönelik AR-GE ve teknolji projelerine giden payın azaldığını, buna karşın şehir çatışmaları, asimetrik tehditlere hazırlık odaklı harcamaların arttığına dikkat çekiyordu. Biraz da “Obama nereyi gezdi, ne yedi yerine”, “Obama Türkiye’yi niye ilk resmi ziyaret yeri olarak seçti” diye düşünürken bunları göz önüne getirince; &#8220;yoksa &#8216;Türkiye’nin en kıymetli ihraç malı(!)&#8217; Silahlı Kuvvetler tekrar ABD’de ve belki Avrupa’da moda olacak mı&#8221; diye düşünmemek elde değil? Bu da son dönemde ordunun geri plana itildiği, darbecilikle suçlandığını düşündüğümüzde önümüzde bir geçiş olacaksa bu geçişin nasıl olacağını fazlasıyla merak ettiriyor.</p>
<p>Savunma Bakanlığı görevini W. Bush döneminde Rumsfeld’den devralan ve hala sürdüren Robert Gates’in yeni Pentagon bütçesinde yeni nesil savaşlara yöneldiğini gösterdiği günlerde Obama, TBMM’de konuşuyordu: “Biz kendimizi Hıristiyan, Müslüman veya Musevi diye tarif etmiyoruz; vatandaşlık ve ortak ideallerle tarif ediyoruz. ABD gibi, Türkiye de benzer değerlerle kurulmuştur.” <a target="_blank" alt="ilgili NTVMSNBC haberi" href="http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/472860.asp">Bu cümlelerin ilkini Ocak ayında başkanlık yemini ederken de dile getirmişti</a>. Bu açıklama dünyada olduğu gibi ülkemizde de yankı buldu, ilgi çekti. Herkes kendince yorumladı, Obama’nın bir mesaj verip vermediğini tartıştı. Obama Türkiye’nin son yıllarda üst ve alt kimlik açılımlarında kısa vadeli ABD ortaklık hedeflerini zorlaştıran noktalara kaydığını mı görmüştü?</p>
<p>Dün sabah dinlemeye başladığım Obama’nın kendi sesiyle okuduğu “Audacity of Hope” / <a target="_blank" alt="Antoloji.com kitap tanıtımı" href="http://kitap.antoloji.com/umudun-cesareti-kitabi/">Umudun Cesareti</a> adlı kitabının daha ilk bölümünde Amerika’nın nasıl ikiye bölündüğünü, kutuplaşmaların siyaseti nasıl kısırlaştırdığını, aslında halkın çok daha öncelikli hizmet ve gelecek teminatı beklentileri olduğunu dile getirdikten sonra 2. bölümün başında bir ülke vatandaşlığının, ulusun parçası olmanın getirdiği ortak değerlerin siyasette geri planda kalmasının haksızlık olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Obama’ya göre din, ırk, cinsel tercih gibi alanlarla belirginleştirilen “kimlik siyaseti” hiç ümit vermiyor. Farklı kimliklerden insanların ülkenin pek çok bölgesinde ne kadar kaynaşmış ve rahat bir şekilde beraber yaşadığına dikkat çekip ortak değerlerin önemini vurguluyor. Obama’nın başkan olmadan önceki ideali, kitabın henüz başında olsam da, sanırım siyaseti yeni bir düzleme çekmek. Bu nedenle TBMM’de yaptığı konuşmaya da bu açıdan bakmak gerekiyor diye düşünüyorum. Sadece kısa vadeli çıkarlar ve ilişkileri düşünerek değil, yeni bir açılımın altını çizerek de yeni bir siyaset modelini önce ülkesine, sonra da mümkün olan bölgelere sunarak halkların kendi içinde ve sonra aralarında kutuplaşmalarını azaltmak; ABD&#8217;nin &#8220;önleyici caydırıcı&#8221; kuvvet olma ideali ve imajından ziyade, dengeli, modern, kimlikler düzleminde taraf olmayan bir ülke olduğunu algısını yaratmak; böylece de hem Amerikan hem dünya halkının güvenlik endişesini orta vadede çözmeyi hayal ediyor diye düşünebiliriz…</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fobama-turkiyedeydi-yeni-siyaset-yeni-degerler-yeni-savaslar-yeni-ortaklar-ve-idealler%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/obama-turkiyedeydi-yeni-siyaset-yeni-degerler-yeni-savaslar-yeni-ortaklar-ve-idealler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uçak Kazaları: Kokpit İçindeki “Güç Mesafesi” Havaalanına Kalan Mesafeden Fazla Olur mu? Ya Toplum İçindeki?</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/ucak-kazalari-kokpit-icindeki-%e2%80%9cguc-mesafesi%e2%80%9d-havaalanina-kalan-mesafeden-fazla-olur-mu-ya-toplum-icindeki/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/ucak-kazalari-kokpit-icindeki-%e2%80%9cguc-mesafesi%e2%80%9d-havaalanina-kalan-mesafeden-fazla-olur-mu-ya-toplum-icindeki/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2009 16:37:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=537</guid>
		<description><![CDATA[Amsterdam'daki üzücü kaza tam da uçak kazaları üzerine okuduğum günlere denk geldi. Pek çok kazaya pilotların yorgunluğu, stresi ama çok daha önemlisi beraber rahat çalışamamaları neden oluyor. Bireyler arasındaki otorite, güç dengesizliği daha pek çok olumsuzluğa yol açıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu aralar her kitabıyla çok satanlar listesine yerleşen <a title="Gladwell'in kişisel sitesinde dergi yazıları da yer alıyor" href="http://www.gladwell.com/" target="_blank">Malcolm Gladwell</a>’in yeni kitabı ‘<a title="Gladwell'in sitesinde kitap hakkında bilgi" href="http://www.gladwell.com/outliers/index.html" target="_blank">Outliers</a>’ı okuyorum, daha doğrusu CD’den dinliyorum. Gladwell’in toplum ve insan odaklı incelemeleri, bir araya getirdiği farklı araştırmalar ve gerçekleri sunuşu oldukça ilgi çekiyor ve hızla kendini okutuyor. Henüz bitiremediğim kitapta üstün başarılı insanlar ve kurumların bu başarılarında toplumun kurallarının, sosyal gelişmelerin, dünyadaki değişimlerin en az bireyin başarısı kadar önemli, hatta daha önemli olduğunu pek çok örnekle görüyoruz.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Hafta başında okuduğum Kore Havayolları ile ilgili bölüm en çok not aldığım bölüm oldu, çünkü bu bölümde ilk kez başarı da değil başarısızlıkta “outlier” olan, yani gözlemde “dışadüşen”, dikkate alınmayacak kadar farklı olan bir kurumun hikayesi vardı. Ama eğer bu hafta THY Amsterdam kazası olmasaydı kitabı bitirmeden güncemde yazmayı düşünmeyecektim.</p>
<p>Kore Havayolları son ölümcül kazasını 1997’de yapmış olsa da geçmiş rakamlar o kadar kötü ki hala modern zamanların en kötü istatistiklerine sahip havayollarından biri olarak listelerde. 1970’den sonra tam 16 kazada 700’den fazla can kaybı yaşayan havayolunun bir uçağı da 1983’de bir Sovyet jeti tarafından vurulmuştu. Bu olaydan sonra da kazalar yaşanınca Kore bunu ulusal bir konu olarak ele aldı ve dışarıdan danışmanlık almaya karar verdi.</p>
<p><strong>Kazaların İnsani Nedenleri…</strong></p>
<p>O dönemin uçakları da, bugünküler de çok ama çok güvenli araçlar. Kazaların çok azı uçakla ilgili mekanik, vb. sorunlardan meydana geliyor, daha çok küçük işlev bozuklukları ve hafife alınan olaylar üst üste geldikçe kazaya davetiye çıkarılıyor. Otomatik pilot bozulsa da, kuşlar motora girse de, motorlardan birkaçı bozulsa da, uçağı ölüm yaşanmadan yere indirmek mümkün oluyor.</p>
<p>Kazalar hava şartlarının kötü ve pilotların stresli olduğu durumlarda, uçağın rötarlı kalktığı ve yine stresli, acele gidilen yolculuklarda artıyor. İstatistiklere göre kazaların %52’sinde pilot 12 saatten fazla süredir uyanık, yani uykusuz oluyor. Daha da etkileyici bir rakam ise, kazaların %44’ü iki pilot ilk kez bir arada uçarken, yani birbirlerini iyi tanımıyorken meydana geliyor. Bu gibi durumlarda iletişim eksikliği, bir hatanın ardından küçük bir başka hata, ardından bir diğeri, sonra bir başkası derken tehlike meydana geliyor. 2-3 hata ile uçaklar düşmüyor, ama üst üste tekrarlanan hatalar ve bunların ya diğer pilot(lar) tarafından bilinmemesi ya da önemsenmemesi felaketi getiriyor. Bazen biri diğerine söylemiyor, bazen dinleyen çok meşgul oluyor ve dikkatini vermiyor. Bunun sonunda, iki kişinin beraberce işleteceği şekilde tasarlanan uçakların geniş, çok fazla kontrol aracı içeren kokpitlerde tek kişi fazla sorumluluk alıyor, yanlış yapması durumunda ikinci kişi gerekli tepkiyi veremiyor.</p>
<p>Yani kaptan pilot ve yardımcı pilotların pilotaj yeteneklerine ek olarak başarılı uçak yolculukları için bir madde daha gerekiyor; doğru kurulan iletişim. Fakat maalesef bireysel gelişimin, “toplumda birey olarak” insanın yerinin, hak ve sorumluluklarının netleştirilmesinin önemsenmediği toplumlarda kültürel geçmiş ve miras fazlasıyla etkili olabiliyor.</p>
<p>Gladwell bir küçük örneği de Kolombiya Havayolları’nın yıllar önce ABD’de yaşadığı bir felaketten veriyor. New York gibi son derece yoğun hava alanlarının kontrol kulelerinin bazılarında kule görevlilerin son derece kaba yaklaşımlarının olduğu bir gerçek, ama işlerini harika yaptıkları da! Aksi durumda bu çılgın trafiği yönetmek pek mümkün olmuyor. Bu durumda yaklaşan bir uçağın sorumluluğu artıyor, kaptanların kendini iyi anlatmaları gerekiyor. Söz konusu kazada Kolombiyalı yardımcı pilot kuleye tehlikeli derecede az yakıtı kaldığını söylemektense başka bir cümleden sonra “aa…” diye bekledikten sonra “yakıtımız azalıyor” diyor, ama bu havacılık dilinde, bir kule görevlisi için dinlemekle vakit kaybedilecek bir söz, çünkü havaalanına yaklaşan her uçağın yakıtının azalması normal, hatta gereklidir. Aynı haberleşme şekli birkaç kez devam ediyor, kule “biraz daha bekler misiniz, sizi şuraya yönlendireceğiz, yakıt var mı” dediğinde yardımcı pilotun cevabı, “Sanırım var, teşekkürler” şeklinde cevap veriyor! Sonuçta yakıtı biten, bunun farkına çok geç varan kaptan pilot ve bunun farkında olup hem kaptandan hem kuleden çekinen yardımcı pilotun ve sayısız yolcunun ölümü…</p>
<p><strong>Bİreyler Arasında &#8220;Güç Mesafesi&#8221;, Toplumda Bireysellik ve Etkileri</strong></p>
<p>Maalesef bu benzersiz bir örnek değil, “çekingen” davranan yardımcıların sayısı o kadar fazla ki bazı havacılık uzmanları en iyi uçuşun kontrolün az tecrübeli pilotta olduğu durumlar olduğunu söylüyor. Bir uçağı uçurmak için takip edilmesi gereken sayısız değişkeni takip eden pilotlar yorumlarını ve sözlerini bile tekrarlamaktan çekiniyor, çünkü “kaptan pilotun buraya kaçıncı uçuşu, tabii ki farkındadır”, “kule bunu anlamıştır”, “kule bize öncelik vermiştir” gibi beklenti ve ön yargılar yaratıyorlar. Fakat kaptan pilotun ikincil rolde olması durumunda, gördüklerini genç arkadaşına söylemekten çekinmeyeceği aşikar.</p>
<p>İşte bu tip eğilimler daha çok bireysellikten ziyade kolektivizmin güçlü olduğu, daha da önemlisi yüksek lisans yaparken okuduğum Hollandalı yazar <a title="İngilizce Vikipedi'de Güç Mesafesi ve Hofstede hakkında bilgi edinebilirsiniz" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Power_distance">Geert Hofstede</a>’in kültürleri değerlendirme modelinin temel taşı olan güç mesafesinin (orjinalde <em>power distance</em>) yüksek olduğu toplumlarda sıklıkla görülüyor. Güç mesafesi veya aralığı ya da uzaklığı diye adlandırdığımız bu gözlem, bireylerin toplumda, organizasyonlarda, iş yerlerinde gücün dengesiz dağıldığını kabul etmeye ne kadar yatkın olduğunu, otokratik yapıya karşı haklarını korumada ne kadar istekli olduğunu ölçüyor. Güç mesafesi çok yüksek olan Çin gibi bir ülkede, insanların bir araya geldiği her fırsatta, belli güç dengelerine göre saygı ritüelleri ve hareket şekilleriyle karşılaşıyoruz. Güç mesafesi Güneydoğu Asya ve Ortadoğu’da, ve tabii yine yüzyıllarca sömürge kalan G. Amerika’da çok yüksek. Hofstede’in modelinde ortaya koyduğu güç mesafesi, bireysellik, erkek egemenliği, belirsizliği savuşturma eğilimi araştırmalarında ülkelerin sırasına <a target="_blank" href="http://www.clearlycultural.com/geert-hofstede-cultural-dimensions/power-distance-index/">ClearlyCultural.com</a>’dan bakabilirsiniz, aşağıdaki haritada koyu renkler güç mesafesinin en yüksek olduğu ülkeler.</p>
<div align="center">
<div style="width:551px; text-align:center" class="captionfull"><img alt="Koyu renkli bölgeler power distance değerlerinin yüksek olduğu ülkeler" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/guc-mesafesi-dunya-haritasi.jpg" width=551 height=214 title="Güç mesafesinin yüksek olduğu ülkelerde bireyler her türlü güç eşitsizliğini kanıksama ve kabullenmeye daha meyilli oluyor"/>
<p>Güç mesafesinin yüksek olduğu ülkelerde bireyler her türlü güç eşitsizliğini kanıksama ve kabullenmeye daha meyilli oluyor</p>
</div>
</div>
<p>Pilotaj becerisinden ziyade pilotların iletişim yeteneklerine dönecek olursak, pilotların toplumlarını birebir yansıttıklarını söyleyemeyiz. Mesela pilotlar arasında en yüksek güç mesafesi Brezilyalılar’da. Koreli pilotlar ise ikinci sırada yer alıyor. Zaten bu ülkeler normalde de yüksek güç mesafesinin egemen olduğu toplumlar. Kore kokpitlerindeki hiyerarşiyi bizzat gözlemleyen danışmanlar da zaten bulgularında bu gerçeği görmüş ve önerilerini bu doğrultuda ele almışlar.</p>
<p>Fazla detaya gerek yok, Koreli pilotların toplumsal hayatta faydalı, havada zararlı olabilen bu vasıflarını kısa sürede iyileştirmek için davranış dersleri, gerçeğe dayalı temsiller, denemeler yapan Kore Havayolları aynı zamanda mükemmel İngilizce uçuş diline hakim olma zorunluluğu getirmiş. Hiçbir pilot işinden olmamış, ama “siz” ile “sen” farkının bile anlaşılamayabileceği İngilizce’nin daha sık kullanılmasıyla samimiyetten mesafeli duruşa altı tip konuşma şekli olan Kore dilinin hissettirdiği mesafeli hava biraz azalmış. Güç mesafesinin azalmasıyla ilgili yapılan diğer çalışmalar sonucu, yazımın başında da yazdığım gibi Kore Havayolları 1997’den beri kaza yapmadığı gibi 2006’da uluslarası Phoenix ödülünü kazandı ve her yıl farklı kategorilerde Asya’nın ve dünyanın en iyisi seçiliyor.</p>
<p>Malcolm Gladwell’in Outliers adlı yakında Türkçe’ye çevrilecek kitabının akışında bu bölümün önemli bir rolü var, o da şu ki, sıra dışı olumlu ya da olumsuz performans söz konusu olduğunda kültürel ve toplumsal faktörlerin olumsuz etkisinden kurtulmak mümkün! Bireyde ve toplamda ülkemiz için anlamlı bir bulgu.</p>
<p>Ama <a href="http://www.thy.com.tr">Türk Havayolları</a>’nın, Amsterdam kazası nedeniyle çıkarması gereken bir ders olduğunu ima etmiyorum. Karakutu açılacak ve gerçekleri öğreneceğiz. Fakat Amsterdam uçuşunun 32 dakika rötarlı başladığını biliyoruz, belki pilotların aileleriyle konuşursak yorgun olabileceklerini de öğreneceğiz. Belki de İstanbul-Amsterdam uçuşunu ilk defa bu pilotlar bir arada yapıyordu ve birbirlerini tanımıyorlardı, belki de yardımcı pilot Hollandalı kule yetkilileri üzerinde kurması gereken etkiyi kuramadı… Ama ümit ediyorum ki hata ne THY uçağından, ne pilotlardan kaynaklandı; umarım Türkiye Havayolları Pilotları Derneği TELPA’nın dediği gibi wake türbülansı, yani kuyruk türbülansı suçludur. Ve tabii yazıyı okurken oluşacak doğal tepkiyi kendim de vereyim; “Kule sütten çıkmış ak kaşık mı!” Tüm yazdığım insani ve sosyal gerçekler kuleyi de verimsiz kılmaz mı?..</p>
<p><strong>İşyerinde Mesafe Olmaz Olur mu</strong></p>
<p>Güç mesafesinin yüksek olduğu toplumlarda alıcı yani dinleyenin rolü önemlidir, müdürüyle konuşan biri doğrudan istediklerini söyleyemez, imalarının anlaşılmasını bekler. Pazartesi sabahı bitmesi gereken iş için müdürüne “Cumartesi buna bakmanız gerekiyor” diyemez, “fırsatınız olup bakarsanız savinirim” der. Güç mesafesinin az olduğu toplumlarda ise dinleyici çok daha umursamaz olma hakkına sahiptir, nakleden, konuşan sorumluluk alır ve istediklerini açıkça söyler. İki uçta da olmamak, doğru dengeyi bulmak gerekiyor. Yeni haftaya çalışanlar, bu zor günlerde müdürlerinin dikkatle kendilerini dinlemeyebileceğini düşünerek açık ve net konuşmanın önemini bilerek girer ve hem motivasyonlarının hem şirketin gökten yere çakılmasını engellemek için gördüklerini söylerlerse, müdürler, patronlar da güç mesafesini azaltacak davranışların anlayıp mesela maddi ödüllerin yanında manevi yaklaşımı unutmaz, bir teşekkürü çok görmezlerse hedefe doğru yolculuğa başlamış olurlar…</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fucak-kazalari-kokpit-icindeki-%25e2%2580%259cguc-mesafesi%25e2%2580%259d-havaalanina-kalan-mesafeden-fazla-olur-mu-ya-toplum-icindeki%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/ucak-kazalari-kokpit-icindeki-%e2%80%9cguc-mesafesi%e2%80%9d-havaalanina-kalan-mesafeden-fazla-olur-mu-ya-toplum-icindeki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2007 ÖSS Şampiyonları Zevk, Ego, Ödül için Tekrar Sınava Giriyor, Geleceğe Hazırlanmaktansa Geçmişle Yaşıyor</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/2007-oss-sampiyonlari-zevk-ego-odul-icin-tekrar-sinava-giriyor-gelecege-hazirlanmaktansa-gecmisle-yasiyor/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/2007-oss-sampiyonlari-zevk-ego-odul-icin-tekrar-sinava-giriyor-gelecege-hazirlanmaktansa-gecmisle-yasiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Jul 2008 10:32:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=220</guid>
		<description><![CDATA[ÖSS sonuçları geride bıraktığımız hafta açıklandı. Bu yıl sonuçlarla ilgili haberler geçmiştekilerden farklıydı. Çünkü "tanıdık yüzler" yine dereceye girdi, 2007 sınavında 1., 2. ve 6. olan öğrenciler, belki çok daha fazlası, 2008 sınavına da bir okul kazanmak için değil kişisel tatmin, derece, ödül, vb. için bir daha girdi. Peki üniversite derslerine ve sonrasına yatırım yapacaklarına geçmişten kopamayan gençler mi yetiştiriyoruz?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ÖSS sonuçları geride bıraktığımız hafta açıklandı, ama bu yıl sonuçlarla ilgili haberler önceki yıllardakilerden farklıydı. Çünkü &#8220;tanıdık yüzler&#8221; dereceye girdi, yani 2007 sınavında 1., 2. ve 6. olan öğrenciler, belki derece yapan daha çok öğrenci, 2008 sınavına da bir okul kazanmak için değil sınava girmek için bir daha girdi ve yine üstün başarı elde ettiler! Ama ülke olarak bu haberin üzerinde durmadık, halbuki bu çocuklarımızın tekrar sınava girmesinin nedenlerini araştırmalı, hatta bulduklarımıza üzülmeliydik.</p>
<div><!--adsense--></div>
<p><span class="black_font20 bosluk cl"><a title="Radikal'in ÖSS haberi" href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&amp;ArticleID=888098&amp;Date=13.07.2008&amp;CategoryID=77" target="_blank">ÖSS&#8217;de tanıdık yüzler dereceye girdi</a> başlıklı haberden detaylarını okuyabileceğiniz üzere, özellikle 2007&#8242;de ilk ona giren üç &#8220;yarışmacı&#8221; okudukları üniversitelerden memnundular, yeni bir okul/bölüm için değil kendilerini kanıtlamak için sınava girdiler. Konuyu irdelemeye başlamadan önce olaya oldukça nesnel yaklaşmaya çalıştığımı söylemeliyim. Her ne kadar kişisel düşüncelerimi paylaşacak olsam da, ÖSS&#8217;de hedeflediğimin altında, yüksek lisans için girdiğim LES sınavında ise üstün bir başarı elde ettiğimi, üniversite hayatımı bölüm birincisi olarak tamamladığımı, ama benden çok daha başarılı ve çok daha başarısız arkadaşlarımın hayatını çok yakından paylaştığımı söylemek istiyorum, lafın kısası bu konularda önyargılarım, kıskançlık veya hayranlıklarım yok.</span></p>
<p><strong>2007 Şampiyonları Amerikalar&#8217;dan Dönüp &#8220;Öylesine&#8221; Yeniden Sınava Giriyor</strong></p>
<p>2007&#8242;de Sözel-2&#8242;de ve Fransızca dil puanında birinci olan Çağrı Sert, geçen sene dershanesi şampiyonluğu karşılığında ödül vaad edip daha sonra arayıp sormadığından birinciliğine gölge düştüğünü söylemiş, &#8220;gelecek sene de kendimi denemek için sınava girebilirim&#8221; demiş. Sert bu kez başka bir dershaneyle sınava hazırlanmış, üniversiteden kalan vakitlerinde dershaneye gitmiş. Geçen yıl ödüller konusunda yaşadığı hayal kırıklığını ise bu sene yaşamayacağa benziyor.</p>
<p>Geçen yıl Sözel-2&#8242;nin 2.si Çağrı Berk Onuk ise ABD&#8217;nin saygın kurumlarından Princeton&#8217;da okuyormuş ve 2008 sınavına girmek için 1,5 ay önce ülkemize dönüp günde üç deneme sınavı çözmüş ve bu yıl hem Sözel hem eşit ağırlıkta 1. olmuş. Doktor olan babası &#8220;hakettiğimiz yerdeyiz&#8221; demecini vermiş.</p>
<p>Bilkent Üniversitesi Moleküler Biyoloji bölümünde eğitim gören, geçen senenin sayısal 13. Özgür Altıner ise bölümünü değiştirmek için ÖSS&#8217;ye girmiş. Bu sene Sayısal puan türünde derece beklemesine rağmen alamayan Altıner, en büyük hayalinin ÖSS 1.liği olduğunu, derece alana kadar sınava girmeyi sürdüreceğini söylemiş. Daha fazla örneğe gerek yok sanırım&#8230;</p>
<p><strong>En Büyük Mutluluk ve Hayal Kırıklıkları, Hatta Kazançlar(!) Testlerden Geliyor</strong></p>
<p>İşte böyle bir ülke olduk. Küçük yaşlardan testlerle büyüyen, sosyalleşemeyen bir grup öğrenci, hayatta elde ettiklerini yine &#8220;testler&#8221; bazında kanıtlamaya çalışıyor, en büyük mutluluklar ve üzüntüler testlerin sonucundan doğuyor.</p>
<p>ÖSS kapsamındaki lise derslerine, test çözmeye yatkınlığı çoktan belli olan küçük yetenekler dereceyi garanti görüp dershanelere kayıt olmadan önce pazarlıklar yapıyorlar, hangi dereceye ne ödül alacakları üzerine. Araba veriliyor, &#8220;otomatik vites isterim&#8221; cevabı geliyor&#8230; Evet artık varsa yoksa ticaret dünyasındayız ama ticarete bu kadar küçük yaşta atılmak ne kadar doğru bunu düşünüyor muyuz?</p>
<p>İşin psikolojik boyutu daha vahim. Evet para, ödül kazanmak için tekrar sınava girmek anlaşılabilir, sonuçta insanlar farklı yeteneklerini, karşı tarafta alıcı varsa, belli bir ücrete satabilirler. ÖSS yeteneği yüksek arkadaşlar da yeteneklerini satıyor. Ama ya ilk örnekte olduğu gibi geçen sene ödülü verilmedi için 1.liğine gölge düştüğünü söyleyen arkadaşımız bu açıklamasında samimi ise, gerçekten kendini kanıtlamak, geçen seneki dershanesini bir nevi cezalandırmak istiyorsa?</p>
<p>Bu nasıl bir ruh halidir, daha bu genç, çocuk denecek yaşlarda bile geçmişi unutamayan, kafasından atamayan, geleceğe bakamayan gençler mi yetişiyor, hem de en çok bel bağladığımız üstün başarılı çok çalışkanlar arasından.</p>
<p><strong>1,5 Ay ÖSS Çalışan, Geleceğe Değil Geçmişe Yatırım Yapan Genci İş Dünyası Ne Yapsın </strong></p>
<p>Peki bu gençlerin bir sonraki adresi olan, iş dünyası, akademi, sivil toplum kuruluşları vaya devlet kurumları böyle bireyler mi arıyor? Rahatlıkla söyleyebilirim ki iş dünyası geçmişiyle barışık, geleceğe güvenle bakan, sadece eğitim, iş değil özel hayatta dahi yaşanabilecek tersliklerin üstesinden gelmesini bilmiş, pozitif, yapıcı motivasyonu yüksek bireyleri tercih ediyor.</p>
<p>Hem de ancak böyle bireyler sürekli gelişime açık olabiliyor. ABD&#8217;den bir buçuk ay önce gelip ÖSS&#8217;ye, sebep ne olursa olsun, yeniden hazırlanmaya başlamış bir öğrenci bu bir buçuk ayda okuduğu üniversitede geleceğe yatırım yapamaz mıydı? ÖSS&#8217;de geçen sene kazanılamayan 1.lik yerine 2.likle yetinip, asıl şimdiki Amerikan Üniversitesi&#8217;nde bölümünü birinci bitirmek için önümüzdeki seneki derslerine çalışamaz mıydı?</p>
<p>Pek mümkün değil ama, varsayalım ki bu sene yeniden sınava girenler hiç hazırlık yapmadılar, pazar sabahı erkenden uyanıp sadece sınava girdiler. Bu 4-5 saat bile onlar için daha iyi kullanılabilirdi, bu kadar başarılı odaklılarsa, birkaç Çince, Hintçe kelime öğrenebilir ya da bu ülkelerden gelecekte artacak rekabetle ilgili bir şeyler okuyabilir, hazırlıklı olabilirlerdi. Veya yoğun iş dünyasına atılmadan önce bu gençlik yıllarında 3-4 saat daha fazla eğlenip psikolojik gelişimlerini hızlandırabilirlerdi.</p>
<p>Bu ülkenin geleceği ne kadar parlak acaba&#8230;</p>
<div><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2008%2F2007-oss-sampiyonlari-zevk-ego-odul-icin-tekrar-sinava-giriyor-gelecege-hazirlanmaktansa-gecmisle-yasiyor%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/2007-oss-sampiyonlari-zevk-ego-odul-icin-tekrar-sinava-giriyor-gelecege-hazirlanmaktansa-gecmisle-yasiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AKP Davası &#8220;Google Davası&#8221;na Dönüşen Ülke</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/akp-davasi-google-davasina-donusen-ulke/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/akp-davasi-google-davasina-donusen-ulke/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2008 17:56:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=212</guid>
		<description><![CDATA[AKP'nin kapatılmasına yönelik iddianameye karşılık hazırlanan savunmada, iddianame hazırlanırken İnternet'ten faydalanılması eleştirilerek "Bu adeta 'Google Davası'dır" yakıştırması yapılması İnternet'i nasıl gördüğümüz hakkında tarihe düşülmüş acı bir not]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ergenekon gözaltılarının yeniden ülkeyi sarstığı bir günde yazı yazma fırsatı denk geldi, her ne kadar konsantre olmak zor olsa da&#8230;</p>
<div align=center><!--adsense--></div>
<p>AKP&#8217;nin kapatma davası iddianamesi ve savunma metni yüzlerce sayfayı aşıyor. Ben metinleri okumadım, anahtar noktalarını medyadan takip ettim. İddianame ve savunma metinleri pek çok web sitesinden bulunabilir, örneğin gazeteci Can Dündar&#8217;ın sitesinde iddianame, dört ayrı cevap metni <a title="Can Dündar'ın sitesinde iddianame ve tüm cevap metinleri bulunabilir" href="http://www.candundar.com.tr/index.php?Did=6894" target="_blank">ayrı ayrı dökümanlar olarak bir arada bulunuyor</a>.</p>
<p>Fakat savunma metinleri içinde <a title="PDF dosya formatında" href="http://www.candundar.com.tr/_media/esasailiskincevaplar.pdf" target="_blank">&#8220;esasa ilişkin cevaplar&#8221; adlı döküman</a>da Google ve İnternet kullanımı ile ilgili dile getirilenler yazılarımın ve benim ilgi alanıma girdiği için belli bölümünü okumadan yazmak istemedim. Okuduklarım ise beni gerçekten hayrete düşürdü.</p>
<p>AKP savunmasında iddianameye cevap verirken ana tezler sunulmuş, örneğin; &#8220;İddia makamının demokrasi ve laiklik yorumu evrensel anlayışla bağdaşmamaktır&#8221; gibi. Bu tezlerin içi alt başlık ve açıklamalarla doldurularak savunma şekillendirilmiş.</p>
<p>İkinci ana tez ise &#8220;Bu davada sunulan delillerin ispat hukuku bakımından delil olma değeri yoktur&#8221;. İşte bu bölümde tam 9 alt başlık bulunuyor ama bunlardan ilki çok düşündürücü.</p>
<p>Çünkü bu bölümde kapatma davasına &#8220;<strong>Google Davası</strong>&#8221; adı yakıştırılmakta. Bunun nedenini gelin beraber okuyalım:</p>
<blockquote><p>&#8220;Yargılama hukukunun temel ilkesi delillerden sonuca gitmek iken, partimiz hakkında açılan davada bu ilke tersine çevrilmiş görünmektedir. Önce dava açmaya karar verilmiş, daha sonra da bunun için delil toplanmıştır. Nitekim iddianameye ek olarak sunulan dosyalarda yer alan gazete haber ve yorumlarının büyük bir kısmı bunların yayınlanmasından <em>yıllarca sonra internet yoluyla derlenmiştir</em>. Bu nedenle bu dava adeta bir <em>“google davası”</em>dır. Başsavcı, çok sayıda haber ve yorumu dava açma tarihine yakın bir zamanda <em>anahtar kelime yazarak “google” arama motorundan arama yapmak suretiyle elde etmiştir</em>. Örneğin, iddianamenin 10, 14, 29, 74, 93, 95, 97, 100 nolu eklerinde yer alan bazı deliller bunlardan sadece birkaçıdır. Bu şekilde internetten elde edilen gazete haber ve yorumlarının 2 Şubat 2008 Cumartesi ve 3 Şubat 2008 Pazar günleri indirildiği<br />
görülmektedir. Bu durum Başsavcılığın partimiz hakkında dava açabilmek için hafta sonu tatilinde bile yoğun bir mesai yaptığını göstermektedir.</p>
<p>(&#8230;) İddianamede delil olarak kullanılan gazete kupürlerinin çok az bir kısmı, ilgili gazetelerden günü gününe kesilen kupürlerden oluşurken, büyük kısmı ise sonradan belli bir zaman diliminde <em>gazetelerin internet sayfalarından arşiv taraması yapılarak çıktı alınmak suretiyle verilmiştir</em>.</p>
<p>(&#8230;) Ses ve görüntü kayıtlarının bile tek başına delil olarak kullanılamadığı bir hukuk sisteminde, <em>internet gibi yalan ve yanlış haberlerin çok yoğun bir şekilde yer alabildiği sanal bir ortamdan delil üretmeye çalışmak</em> bir hukuk garabetidir.&#8221;</p></blockquote>
<p>Delillerin Google&#8217;da anahtar kelime girilip arama yapıldıktan sonra sunulmasına dikkat çekiliyor. Ama zaten bir insan, bir konuda çalışma, araştırma yapmaya önce karar verip sonra da çalışması için bildiği, bilmediği bilgi ve gelişmeleri İnternet&#8217;te arama yaparak bulmaz mı?</p>
<p>İnternet günümüzün ve en azından yakın geleceğin bir numaralı bilgi ve haber kaynağı. Her gün çalışanlar, öğrenciler, eğitmenler iş ve öğrenme amaçlı aramalar yaparken, yüz milyonlarca insan merak, zevk, eğlence, amaçlı aramalaryapıyor. Araştırmalar iki milyara doğru ilerleyen İnternet nüfusunun %84&#8242;ünün düzenli olarak arama yaptığı, aramalarının neredeyse üçte ikisini de Google arama motorundan yaptığını gösteriyor.</p>
<div align=center><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/07/googleakp.jpg" width="470" height="196" class="alignnone size-full wp-image-213" /></div>
<p>İnternet&#8217;ten arama yapılması bir yana, savunmanın dayandığı bir diğer nokta da partinin aleyhindeki deliller olarak sunulan gazete haberlerinin de yine İnternet&#8217;ten, yayımlandıktan daha sonra indirilmiş olması.</p>
<p>Peki bu dönemde evinde gazete küpürü saklayanların çok azaldığını, yayımlandığı gün bile gazeteyi kesmektense İnternet sitesine girip haberi, yazıyı, fotoğrafı bilgisayara kaydetmenin artık akılcı ve mantıklı olduğunu söylemeye gerek var mı&#8230;</p>
<p>Ve maalesef savunmanın bu başlığının sonunda, ülkemizdeki siyasetçilerin, idarecilerin, önemli konumlardaki pek çok insanın İnternet&#8217;e nasıl baktığını bir kez daha görüyoruz: &#8220;İnternet gibi yalan, yanlış haberin yoğun olduğu bir medya&#8230;&#8221; diye uzayıp giden, İnternet&#8217;i hor gören, sıradan, kalitesiz bir kanal olarak nitelendiren demeçlerin bir de savunma metninde tarihe geçmiş olması gelecek nesillere bırakacağımız acı bir ibret cümlesi olacak sanırım.</p>
<p>AKP kapatılır ya da kapatılmaz, konu bu değil. Ülkeyi yönetme hedefindeki siyasi oluşumların çoğunluğu bu vizyonla geleceğe baktıkları sürece, bu zihniyet değişmedikçe kaçırmak üzere olduğumuz son tren, &#8220;bilgi çağı, bilgi toplumu&#8221; treninin en arka vagonunu bile göremeyiz. İşte böyle bir ülkede İnternet yasakları acele hazırlanır, özensiz ve umursamaz tavırlarla İnternet siteleri kapatılır, İnternet&#8217;e erişebilen vatandaş oranı dünya ortalamasının altında kalır, vatandaşımız işini ağır aksak sokaklarda, sıralarda yaptırabilir, zaman, para kaybeder, yabancılara göre daha az bilgi ve donanımla yabancılarla rekabet etmeye çalışır&#8230;</p>
<div align=center><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2008%2Fakp-davasi-google-davasina-donusen-ulke%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/akp-davasi-google-davasina-donusen-ulke/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kültür Sanat Yaşamı Zenginleşiyor ama Kültür Başkenti Olmak İçin İzleyiciye Saygı Duymalı, &#8220;Kültür&#8221; Sahibi Olmalı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kultur-sanat-yasami-zenginlesiyor-ama-kultur-baskenti-olmak-icin-izleyiciye-saygi-duymali-kultur-sahibi-olmali/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kultur-sanat-yasami-zenginlesiyor-ama-kultur-baskenti-olmak-icin-izleyiciye-saygi-duymali-kultur-sahibi-olmali/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 May 2008 18:28:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı ve mekanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=207</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul'da alternatif, "özel", bağımsız kültür sanat mekanlarının yeşermesi ümit verici. Büyük bir kazanç olan Pera Müzesi'ni ziyaretimden sonra Garaj İstanbul'da dinlediğim konserin gecikmesi ise "kültür" kavramını yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cumartesi günü ne zamandır ziyaret etmek istediğim Pera Müzesi&#8217;nde, ardından Beyoğlu&#8217;ndaki Garaj İstanbul&#8217;da vakit geçirdim. 2010 yılında Almanya&#8217;nın Essen ve Macaristan&#8217;ın Pécs şehirleri ile birlikte &#8220;Avrupa Kültür Başkenti&#8221; ünvanını taşıyacak olan İstanbul&#8217;da alternatif, &#8220;özel&#8221;, bağımsız kültür sanat mekanlarının yeşermesi ümit verici.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Tepebaşı&#8217;nda 1893 yılında inşa edilen, yakın zamanlara kadar da &#8220;Bristol Oteli&#8221; adıyla tanınan tarihi yapı Suna ve İnan Kıraç Vakfı&#8217;nın girişimi, çabası ile <a title="Pera Müzesi web sitesi" href="http://www.peramuzesi.org.tr" target="_blank">Pera Müzesi</a>&#8216;ne dönüşeli çok oluyor. Müzenin sürekli koleksiyonlarından şu anda sergilenen &#8220;İmparatorluktan Portreler&#8221; koleksiyonu kaçırılmamalı. &#8220;Kolaj Dekolaj&#8221; sergisinin yanında şu anda şehrin en dikkat çekici sergilerinden birini oluşturmakta olan Joan Miro&#8217;nun baskılar, heykeller ve tabii resimleri de Pera Müzesi&#8217;nde sergilenmeye devam ediyor.</p>
<p>Müzeler haftasında olduğumuzdan pek çok şehirde müzelerin bir ya da birkaç gün ücretsiz gezilebildiği bu dönemi değerlendirmenizi de öneririm. Örneğin 21 Mayıs günü <a title="abancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi web sitesi" href="http://muze.sabanciuniv.edu/main/default.php" target="_blank">Sakıp Sabancı Müzesi</a> yine görmeye değer sergilerini ücretsiz olarak ziyaretçilere açacak. <a title="İstanbul Modern web sitesi" href="http://www.istanbulmodern.org/" target="_blank">İstanbul Modern</a>, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi, Pera Müzesi İstanbul&#8217;a yeni bir heyecan kattılar, her ne kadar İstanbul&#8217;a çok daha fazla müze gerekse de&#8230; Ama bu özel girişimler diğer müzeleri unutturmasın, örneğin Sultanahmet&#8217;teki Türk ve İslam Eserleri Müzesi şu anda pek çok şehirdeki müzelerden parçaları barındıran harika bir sergiye ev sahipliği yapıyor.</p>
<p>Cumartesi günkü ikinci durağım olan <a title="Garaj İstanbul'un web sitesi" href="http://www.garajistanbul.com" target="_blank">Garaj İstanbul</a> kendine has öyküsü ile aynı Pera Müzesi gibi 2005&#8242;den beri Beyoğlu, Galatasaray bölgesinde sanata yeni bir alan yaratmıştı. Benim ilk kez ziyaret ettiğim mekan Galatasaray otoparkının altında 600 metrekarelik bir alanda farklı türlerde sahne sanatı ve performans sergilenmesine fırsat sunuyor. <a title="Garaj İstanbul'un manifestosu" href="http://www.garajistanbul.com/garaj_manifesto.php" target="_blank">Manifestosu</a>, sponsorluğa yaklaşımı, önemli isim ve kurumlardan elde ettiği destek, koyduğu hedefleri ile farklılık yaratan Garaj İstanbul&#8217;da Cumartesi gecesi İtalyan folklorik araştırma grubu Canzoniere Grecanico Salentino müzik yapacaktı. Konser aynı gün Hürriyet Gazetesi&#8217;nin ilavesinde de duyuruldu, belki başka gazetelerde de&#8230; Başlangıç saatinde ise hala teknik ayarlamalar yapılıyor, hangi hoparlörün ne kadar ses vereceği ayarlanıyordu. Tam 35 dakika gecikme ile o güzel performansı izlemeye başladık.</p>
<p>Ama işte o 35 dakika yok mu&#8230; Tüketiciye, müşteriye saygısızlık ücret iadesi gerektirebilir belki ama konu sanat olunca, coşku ve performans iki yönlü paylaşılmak istenirken o ücreti bile istemeye tenezzül etmeden çekip gitmek fazlasıyla mümkün oluyor. Yine dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz. Sesini çıkarmayan, hakkını aramayan Türk insanı, Türk tüketicisi, Türk &#8220;izleyicisi&#8221; ve onun bu durumundan cesaret alarak fazlasıyla sorumsuz davranan diğer insanlarımız, esnafından politikacısına&#8230;</p>
<p>İşte bu zihniyet değişmediği sürece İstanbul&#8217;un kültür başkenti olması gösterişten öteye gidemez&#8230; &#8220;Kültür&#8221; son dönemde sanıldığı kadar basit bir kelime değildir. Kültür ilerici, idealist, pozitivist, sorumluluk sahibi, geçmişin kazançlarının üzerine inşa edilen ortak bir birikim yaratma ve paylaşılma idealinde olmalıdır.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2008%2Fkultur-sanat-yasami-zenginlesiyor-ama-kultur-baskenti-olmak-icin-izleyiciye-saygi-duymali-kultur-sahibi-olmali%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kultur-sanat-yasami-zenginlesiyor-ama-kultur-baskenti-olmak-icin-izleyiciye-saygi-duymali-kultur-sahibi-olmali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

