<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>H. Cihan Salim - Günce... Blog... &#187; Türkiye</title>
	<atom:link href="http://www.cihansalim.net/blog/category/turkiye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cihansalim.net/blog</link>
	<description>www.cihansalim.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 09 Mar 2010 22:00:15 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Türkler&#8217;in Ortak Fikri: İnternet Erişimi -yani bilgilenme ve haberleşme- Temel İnsan Hakkıdır! Haydi O Zaman, İnternet Yayılmalı, Ucuzlamalı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/turklerin-ortak-fikri-internet-erisimi-yani-bilgilenme-ve-haberlesme-temel-insan-hakkidir-haydi-o-zaman-internet-yayilmali-ucuzlamali/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/turklerin-ortak-fikri-internet-erisimi-yani-bilgilenme-ve-haberlesme-temel-insan-hakkidir-haydi-o-zaman-internet-yayilmali-ucuzlamali/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 21:41:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=938</guid>
		<description><![CDATA[BBC'nin 26 ülkede yaptırdığı araştırmada "İnternet'e erişim temel bir insan hakkıdır" görüşü, İnternet kullanmayanlar tarafından bile büyük oranda sahiplenilen bir düşünce olarak ortaya çıktı. Türkiye ise %91 ile Avrupa'da ilk sırada yer aldı! Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler tüm ülkeye genişbant, hızlı İnternet'i yaymak için projeler açıklayadursun, bizler ise hala mobil ve ADSL erişiminde akıl almaz fiyatlar ve vergiler ödeyerek İnternet'e erişebiliyoruz. Haydi artık İnternet'in vergisi düşsün!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde İnternet kullanımı ile ilgili yapılan anketler faydalı bulgular sunuyor, ama bazen yöntem, kapsam ve soruların paylaşılmaması sonuçlara çekinceyle yaklaşmama neden olabiliyor. Bir de gerçekten kaç milyon İnternet kullanıcımız olduğu hakkında bir türlü güvenilir veri alamadığımızdan, sürekli hanehalkı üzerinden tahminde bulunulan veriler açıklandığından &#8220;Türk İnternet kullanıcılarının yüzde şu kadarı A hizmetini kullanıyor, bu oran da İtalya&#8217;dan fazla&#8221; gibi çıkarımlarda bulunmak, sonra bunları temel alıp büyük projelere girmek pek bilimsel olmuyor.</p>
<p>Eğer hedef ülke performansını yorumlamak ise çok ülkeli araştırmalar çok faydalı oluyor. Bu nedenle <a href="http://news.bbc.co.uk/2/hi/technology/8548190.stm" title="BBC'nin sitesinden haberi okuyabilir, aynı zamanda PDF formatındaki raporu indirebilirsiniz">dün İngiliz yayın kuruluşu BBC&#8217;nin sonuçlarını açıkladığı, GlobeScan tarafından 26 ülkede 27 bin kişiyle yapılan anket</a> beni heyecanlandırdı. Ankete katılanların sadece yarısı aktif İnternet kullanıcısı, diğer yarısı ise &#8220;hiç&#8221; veya &#8220;çok az&#8221; derecede kullanan insanlar olmalarına rağmen katılımcıların %79&#8242;u İnternet&#8217;e erişimin bir temel insan hakkı olduğunu düşünüyor. İnternet kullanmayanlar arasında bu görüşe katılanlar %70 gibi yüksek çıkmış.</p>
<p>Temel insan hakları denince örneğin fikirlerini söyleyebilmek, oy verebilmek, mal/mülk sahibi olabilmek, evlenebilmek, mahremiyetini koruyabilmek gibi özgürlükler akla geliyor. İnternet de pek çoğu tarafından bugüne kadar ki en etkin aydınlanma aracı olarak tanımlanıyor. İnternet hem bilgi edinme ve öğrenme, hem de bir iletişim aracı. Öğrenmek ve de diğer insanlarla iletişim kurmak temel insan hakları arasında yer alıyor ise bunu son derece kolay, ucuz ve etkin bir şekilde mümkün kılan İnternet erişimi de kitlelere yaygınlaştırılmalı. Zaten Estonya ve Finlandiya İnternet erişimini temel insan hakkı olarak kabul ediyorlar.</p>
<p><strong>Türkiye, Avrupa&#8217;da &#8220;İnternet temel insan hakkıdır&#8221; ve &#8220;Devlet müdahelesi olmamalı&#8221; diyen 1. Ülke</strong><br />
Dünyanın en &#8220;bağlı&#8221; ülkesi olarak kabul edilebilecek Güney Kore&#8217;de ankete katılanların %96&#8217;sı da aynı yönde görüş bildirmiş. Ama beni asıl etkileyen, Avrupa&#8217;da araştırmaya dahil edilen 7 büyük ülke içinde, İnternet&#8217;in bir temel hak olduğuna dair en büyük inancın %91 ile Türkler tarafından dile getirilmiş olması.</p>
<p>Türkiye&#8217;de Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Erzurum, İstanbul, İzmir, Konya, Samsun ve Zonguldak&#8217;ta toplam 1000 kişi ile görüşülmüş. Ve yine Türk katılımcılar, 7 Avrupa ülkesi arasında &#8220;İnternet hiçbir şekilde bir devlet kurumu tarafından gözetim ve kontrol altında tutulmamalı&#8221; düşüncesini en çok destekleyenler olmuş, %54 ile.</p>
<p>Öte yandan İnternet kullanımının yarattığı çekince ve olumsuzluklar sorulduğunda Türkiye&#8217;dekiler sanılanın aksine dolandırıcılık veya tehlikeli ve ahlaksız içerikten dert yanmaktan önce kişisel bilgileri ve İnternet&#8217;teki mahremiyetleri hakkında sıkıntılı olduklarını gösteren şıkka öncelik vermişler, ki bu da önemli bir mesaj.</p>
<p><strong>İnternet de Elektrik, Yol, Su Gibi Bir Hizmet Olmalı</strong><br />
Gittikçe daha fazla ülke tüm vatandaşlarını, genişbant, hızlı İnternet&#8217;e erişebilir kılmak için projeler açıklıyor. İnternet&#8217;in öncüsü, İnternet ile ekonomik büyümesini hızlandırmış ABD&#8217;de Başkan Obama bile daha geniş alana ekonomik İnternet erişimi sunmak için yatırım planlarını göreve geldiği ilk aylarda açıklamışken benzer şekilde İngiliz Hükümeti de 2012&#8242;de tüm ülkede genişbant hizmeti sunulmasını hedefliyor. Yine Avrupa Birliği&#8217;nin ve de gelişmekte olan bazı Asya ülkelerinin de aynı yönde planları açıklandı, açıklanıyor.</p>
<p>Ülkemizde teknoloji kullanımında farklı bir durum söz konusu. <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%E2%80%99de-e-ticaret-nereden-nereye%E2%80%A6-online-ticaret-hacmi-tahmini-beklentiler-ve-basari-faktorleri/">Bir önceki yılı 6 milyonun altında bilgisayar ve İnternet aboneliği ile kapatan Türkiye</a>&#8216;de cep telefonu sahipliği ve kullanımı, kişisel bilgisayar ve İnternet kullanımına göre çok çok ağır basıyor.</p>
<p>Bir yandan da gerek Türkiye Bilişim Sanayicileri, Türk yazılım endüstrisi ve hükümetler bilişimle kalkınma, yazılımda büyüme hedefleri açıklıyorlar. Ama bunun için güçlü bir iç pazar çok önemli. Fakat 5-6 milyonluk İnternet aboneliği ile bugün çok büyük ölçekte hacimlere ulaşıp dünyada belli bir konuma ulaşmak sanıldığı kadar kolay değil. Türkiye&#8217;nin önündeki asıl fırsat cep telefonunu baz alan mobil platformlara yönelik mobil uygulamalarda atılım yapmak. Ama bu uygulamaların geniş kitlelerce kullanılarak daha da geliştirilmesi, üretici firmaları yurtdışıyla rekabette daha rahat ettirecek gelir akışının oluşabilmesi için de cep telefonundan İnternet&#8217;e erişimin çok daha yüksek oranlarda olması gerekiyor.</p>
<p>Fakat bugün on milyonlarca cep telefonu abonesinden sadece birkaç milyonu cepten İnternet&#8217;e bağlanıyor. Halbuki 2009&#8242;da satılan telefonların önemli bir kısmı 3G destekli, gelişmiş akıllı telefonlardı, yani işin cihaz/donanım kısmında bir sorun yok. Ama sorun İnternet erişim fiyatlarında ve tabii bununla beraber de yüksek mobil İnternet erişim vergilerinde.</p>
<p>Tabii sadece mobil tarafta değil, telefon altyapısıyla ister çevirmeli bağlantı, ister ADSL erişimde, isterseniz de kablo TV şebekesinden kablo İnternet erişiminde çok ciddi vergi oranları söz konusu. Dünyada İnternet erişimini yaygınlaştırmak için devletler büyük yatırımlar, vergi teşvikleri yaparken bugün ülkemiz maalesef İnternet kullanıcılarını büyük bir vergi kapısı olarak görüyor.</p>
<p>Yıllardır aklımda olan, &#8220;Haydi Türkiye&#8217;de İnternet&#8217;in KDV&#8217;si %1 olsun&#8221; kampanyasını bir türlü başlatamadım. Ne de olsa Türkiye gerektiğinde vergi düzenlemelerini yapabilen bir ülke, mesela çok tartışıldığı gibi, <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/internet%e2%80%99in-vergisi-ine-ine-2-lira-indi-ama-pirlantada-kdv-yok-hala-en-pahali-internet-turk-mali-internet/">pırlantanın ÖTV&#8217;si var ama KDV&#8217;si 0</a>! Hedefim gerek geleneksel, gerek sosyal medyada bir ilgi yaratıp bu konunun gündeme gelmesini sağlamaktı. Şimdilerde de çok ciddi zaman darlığı yaşıyorum, ama bu yazı en azından bir fikir versin, Türkiye&#8217;de İnternet&#8217;e erişimin ucuzlaması gerektiğini bir kez daha hatırlayalım.</p>
<p>Türk halkı, Avrupa&#8217;nın önünde bir oranla, &#8220;İnternet erişimi temel insan hakkıdır&#8221; diyor! Bunu unutmayalım. Aynı araştırmadaki diğer sonuçlar da dikkat çekici, onlara da eğileceğiz. Ama şimdilik, haydi siz de İnternet&#8217;in vergisini sorgulayın, sorgulatın!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/turklerin-ortak-fikri-internet-erisimi-yani-bilgilenme-ve-haberlesme-temel-insan-hakkidir-haydi-o-zaman-internet-yayilmali-ucuzlamali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayır diyemediğin her sefer bir dahaki &#8220;hayır&#8221;ın şiddeti artar, hem sen hem karşındaki için</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/hayir-diyemedigin-her-sefer-bir-dahaki-hayirin-siddeti-artar-hem-sen-hem-karsindaki-icin/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/hayir-diyemedigin-her-sefer-bir-dahaki-hayirin-siddeti-artar-hem-sen-hem-karsindaki-icin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 18:22:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=919</guid>
		<description><![CDATA[Bizimkisi gibi toplumlarda çevresinin bin bir fedakarlığıyla büyüyen, bunu içselleştiren bireyler kendine yetmenin zorluğunu geç öğreniyor. Aynı fedakarlığı devam ettirme görevi veya mahcubiyet gibi hislerle başkasını eli boş göndermekten çekinirken aslında kendi ruh sağlıkları ve ilişkilerinin fay hattına stres yüklediklerinin farkına varmayabiliyorlar!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tecrübelerim, yaşananlar ve yaşantılar üzerine pek yazmam güncemde, yakın takipçilerim bilir. Ama belki de arada bir yazmalı, yazıp öğrenmeli, ne de olsa öğrenmenin yaşı yok.</p>
<p>Toplumların &#8220;bireyselleşme&#8221; söz konusu olduğunda farklı gelişmişlik düzeyleri vardır. Bu aralar çok uzaklardan yazıştığım bir arkadaşımla iki toplumu karşılaştırırken bunu sık sık fark ediyorum. Bizimkisi gibi toplumlarda çocuklarımız için her şeyi o daha istemeden yaparken sadece onun sorun çözme yeteneğini değil, eksiklikler ve kısıtlar içinde kendine yetme becerisini geliştirmesini de geciktiririz.</p>
<p>Kendine yetmenin zorluğunu gören birey bazı şeyleri yapamayacağını öğrendiğinde kendisinden her isteneni de yapamayacağını fark eder. Ama içinde büyüdüğü ortam gerçekten kahraman anne veya babaların sonsuz fedakarlıklarıyla inşa edilmiş ise veya sosyal çevresinde mahcubiyet, &#8220;başkası ne der&#8221;, &#8220;başkası da ister&#8221; algıları kuvvetli ise fedakarlık yapamayacağını dile getirmek nasıl da zorlaşır, imkansızlaşır.</p>
<p>Mesela ne mi olur? İyi bir arkadaşıyla ne zamandır ilk defa buluşmaya, bir şeyler yemeye gittiğinde onu kırmamak için tercihlerine uyum sağlar. Hatta 2 saat bir şey yememesi gerekir, çünkü dişçiye gitmiş, dolgu yaptırmıştır. Ama sevgili arkadaşının baskısıyla bir şey içmese bile ağzının diğer tarafından 3-5 lokma bir şey atıştırır. 1-2 gün sonra dolgunun çok da sert olmadığını fark eder, üstünde meteor delikleri gibi yuvacıklar oluşmuştur! Başka bir dişçiye daha gider, &#8220;malzeme iyi değil, veya iyi hazırlanmamış&#8221; cevabını alır ama sorun olmadığını öğrenir. Fakat yine de malzemeden mi yoksa hayır diyemediğinden mi dolgunun vaktinde sertleşmediğinden emin olamaz!</p>
<p>Üstünden birkaç ay daha geçer, bu arkadaş çok önemli bir ricada bulunur. Ricayı yerine getirmek ise zordur, çünkü bazı başka arkadaşları veya dostları ile değer verdiği ilişkilerin zarar görmesinden korkar. Ama arkadaşına bugüne kadar pek de &#8220;hayır&#8221; diyemediği için bu sefer ilk &#8216;hayır&#8217;ını, hele böylesi önemli bir konuda söylemek zor gelir. Sonunda mecburen arkadaşına olumsuz cevap verir, ama onunla ilişkisi eskisi gibi midir merak eder.</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img width="470" height="175" title="Küçükken hayır demek ne kadar kolaydı, değil mi!" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/hayirci-bebek-l.jpg"/>
<p>Küçükken hayır demek ne kadar kolaydı, değil mi!</p>
</div>
</div>
<p>İşte bu hikayeye benzer hikayeler yaşamamak, hatta daha sıkıntılı olanlarını tecrübe etmemek için hayır demeyi öğrenmeli! Ülkemizde hayır diyebilenler çok az, hatta bırakın &#8220;hayır&#8221;ı, hakim olduğu bir konuda bir büyüğüne, yöneticisine bilgilendirici bir yorum yapmaktan çekinenler bile çok fazla, bakınız <a title="Eski yazımı okumak için tıklayınız" href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/ucak-kazalari-kokpit-icindeki-%e2%80%9cguc-mesafesi%e2%80%9d-havaalanina-kalan-mesafeden-fazla-olur-mu-ya-toplum-icindeki/">&#8220;Uçak Kazaları: Kokpit İçindeki “Güç Mesafesi” Havaalanına Kalan Mesafeden Fazla Olur mu? Ya Toplum İçindeki?&#8221; adlı yazım</a>a.</p>
<p>Hayır diyemediğin insana hayır dediğinde onun ne hissettiğini düşünmek, &#8220;acaba hep benden istediklerini almaya alıştı mı&#8221; gibisinden onlarca düşünceye kapılmak mümkün. Ama geciken her hayır bir sonraki depremin şiddetini arttırabilir. Denk ve insan olarak kıymetinizi, değerinizi koruyan ilişkiler için neyi ne kadar verebileceğinizi öğrenmeye çalışmaya başlamanın zamanı geldi de geçiyor!</p>
<p>Bu arada bu demek değil ki &#8220;işinize gelmiyorsa reddedin, geri çevirin&#8221;. Tam da sevgili Tunç Kılınç, Fikir Atölyesi&#8217;nde <a title="Tunç'un yazısını okumak için tıklayın" href="http://www.fikiratolyesi.com/2010/02/19/beni-reddettin/" target="_blank">&#8220;Beni REDDettin&#8221; yazısı</a>nı yazmışken benim bu yazımın ona zıt kutup olmadığını, tamamlayıcı olduğunu düşünüyor, böyle değerlendirmenizi diliyorum. Her şey dengeli ve eşit olmalı!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/hayir-diyemedigin-her-sefer-bir-dahaki-hayirin-siddeti-artar-hem-sen-hem-karsindaki-icin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geleneksel Medyanın Dijital Geleceğini Yeniden Tartışma Zamanı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/geleneksel-medyanin-dijital-gelecegini-yeniden-tartisma-zamani/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/geleneksel-medyanin-dijital-gelecegini-yeniden-tartisma-zamani/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Dec 2009 12:05:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=872</guid>
		<description><![CDATA[Krizde batma tehlikesi yaşayan medya devlerinin haberleri sıklaştıkça, dijitalleşmenin getirdiği bolluk ve ucuzluk ile sosyal medya merakı öne çıkıyor. Geleneksel medyanın sıkıntısı sadece bloglar ya da Google News gibi toplayıcı, organize edici hizmetler değil aynı zamanda çok fazla haber kaynağının belli sayıdaki medya tüketicisinin sınırlı vakti için rekabet etmesi. Farkı ne şekilde ve nasıl yaratabileceğini ise hem gazeteciler, hem blog yazarları düşünmeli]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bireysel İnternet yayıncılığı blog platformları sayesinde çok kolaylaştığından beri sıklıkla geleneksel medya ile karşılaştırılmaya başlandı. Özellikle 2007-2008 yıllarına kadar blogların kalitesi, blogların içeriğinin nesnelliği, blogların geleceği tartışılırken dünya ekonomisindeki yavaşlama ile birlikte şimdi de gazeteler ve gazetecilerin geleceğini merak eder, tartışır olduk.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Çünkü dünyanın gittikçe daha fazla ülkesinde geleneksel medya tüketimi azalırken İnternet’te geçirilen zaman artıyor. İnternet’in haberlere ulaşmada sunduğu hız ve maliyet avantajı gazete, dergi satışlarını olumsuz etkiliyor. Son aylarda dünyanın önde gelen basılı yayınlarının zarar ettiği, el değiştireceği, web sitelerinin ücretli olacağı yönünde haberler çoğalmaya başladı. Bir yandan da Google News ve benzeri haber toplayıcı hizmetlere karşı gazetelerin tepkisi artıyor.</p>
<p>Gündemdeki medya tartışmalarının birkaç yıl içinde böyle değişmesinin ardında yatan tek nedenin blog yazarlığındaki artış olduğunu söylemek tabii ki doğru olmaz. Ama gazetelerin geleceğinin sorgulanır hale gelmesi bile “Kral öldü, yaşasın yeni kral blogcular” hissiyatını doğurmuyor değil.</p>
<p>Bu his hem bazı blogcularda, hem de tüketicilerine ulaşmak için en etkin kanal arayışında olan şirketlerin pazarlama departmanlarında güç kazanıyor. Bazı blogcular, geleneksel medya kanallarının can çekiştiği haberlerini aldıkça, biraz haklı da olarak değişime ayak uyduramayan medyanın artık düzlüğe çıkamayacağını, günün kendi günleri olduğunu düşünebiliyor.</p>
<p>Öte yandan medya dünyasının dönüşümünden ziyade bir mesaj iletme aracı olarak faydasıyla ilgili olan pazarlamacı ve halkla ilişkiler uzmanları ise farkında olmadan sosyalleşme platformları Facebook,  Xing, Friendfeed gibi sitelerdeki yükselişi blog yazarları ile birebir eşleştiriyorlar. Blog yazarlarını bu platformların aktif yönlendiricileri olarak varsayıyorlar. Sosyal medyada tek bir fotoğrafla bile olsa içerik üreten birey sohbetin ve enerjinin kaynağı oluyor ama aslında o birey bile fotoğrafla vermek istediği mesajın gelen yorumlar sonrası neye dönüşebileceği üzerinde tasarruf sahibi olamıyor.</p>
<p><strong>Değişim Hem Sosyolojik Hem Teknolojik, ve Haliyle Ekonomik!</strong><br />
Tabii geleneksel medyanın yaşadığı sıkıntılar ile sosyalleşme platformlarının yükselişinin eş zamanlılığını da yakalayarak anlamlandırabilmek lazım. Nielsen’ın bir araştırması son bir yılda sosyal paylaşım sitelerinde geçirilen zamanın toplam İnternet kullanımı içinde aldığı payın üç kat arttığını gösterirken benzeri karşılaştırmalar üç yıl öncesiyle yapıldığında İnternet üzerinden haber tüketimine ayrılan sürede ciddi kayıp yaşandığını görüyoruz. Gittikçe daha fazla insan günlük haberler ve editöryal içeriği takip etmektense arkadaşlarının dediklerini, yaptıklarını, şu anda nerede olduklarını, paylaştıkları fotoğrafları takip etmek istiyor; 2000’lerin ilk on yılında adeta herkes herkesi gözetlemek istiyor.</p>
<p>İşin teknolojik boyutunda ise her 18 ayda bir iki katı performansı aynı fiyata sunan işlemci gücü, buna yakın hızlarda gelişen depolama teknolojisi ve iletişim altyapısının bant genişliği, sayısallaştırılabilen ürünlerin ek bir kopyasını oluşturmanın masrafını, yani marjinal maliyeti sıfıra yaklaştırıyor. Bu da, en başta Google örneğinden gördüğümüz gibi pek çok hizmeti çok düşük ücretlere, hatta bedava almamıza kapı açıyor.</p>
<p>Öte yandan bu ucuzlama, hatta bedavalaşmaya rağmen iktisatın temel dayanağı arz ve talep hala belirleyici. Çünkü kıt olan şeyler hala kıymetli iken fazla bol olan şeyler ucuz kalmaya devam ediyor; ve ucuz kalmaya mahkum olanların belki de başta geleni ise insan düşünceleri, fikirleri, ürettiğimiz ve işlediğimiz veri ve hatta enformasyon!</p>
<p>Çünkü milyonlarca insan gün boyunca gündelik hayat, çevresindekiler, dünya ve geleceğe dair örtüşen şeyleri düşünüyorlar. Veri ve enformasyondan derlenen bilginin değeri ancak çok doğru yerde ve anda paha biçilmez oluyor. Ama diğer her bilgi kolayca paylaşıldığından, hızla yayıldığından aynı kıymeti yakalayamıyor. Özellikle İnternet tabanlı, başarılı “bedava üzerine kurulu” iş modelleri sıradan bilginin ucuzluğunu gerçekten kavramış olanların elinden çıkıyor, ki bu da başka bir yazı konumuz olarak kalsın.</p>
<div align="center"><img title="İnsanlar daha çok uzun bir süre haber ve yorum tüketmeye istekli olacaklar, fakat iletişimin kolaylaşması fark yaratan içeriğin ayakta kalabilmesini mümkün kılıyor" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/gelenekel-medya-gazetecilik-dijital-gelecek-l.jpg" alt="İnsanlar daha çok uzun bir süre haber ve yorum tüketmeye istekli olacaklar, fakat iletişimin kolaylaşması fark yaratan içeriğin ayakta kalabilmesini mümkün kılıyor" /></div>
<p>Geleneksel medya kanalları ve gazete web sitelerinin, gelir kaybının ana faktörlerinin birinin de bu olduğunu görmeleri gerekiyor. Google News gibi toplayan ve derleyen hizmetler ve gazetelere alternatif web siteleri, bloglar tabii ki gelir kaybına neden oluyor. Ama asıl sorun çok fazla rakibin aynı anda kolayca bulunan, “çok bol” olan haberi sunması, fark yaratmakta haklı olarak zorlanması. Bolluk ve dijital teknolojilerin getirdiği ucuzluk geleneksel medyayı zorlayan belki de en büyük faktör.</p>
<p>Nitekim Google da gittikçe daha fazla sayıda geleneksel ve kaliteli medya kanalının finansal zorluklarla boğuşmasını kaygıyla izliyor, çünkü Google sadece kendisinin kar edebildiği bir medya işinin sürdürülebilir olmadığının farkında. “Parasızlaşmasına” yardımcı olduğu hizmetleri verebilmek için para kazandıran yeni inovasyonlar bulmuş olan Google, kaliteli ve güvenilir içerik sağlayan medya devlerinin benzeri yeni iş modelleri bulamadan önce “parasızlaşan”, bedavalaşan hizmetler yüzünden iflas etmelerinden korkuyor, çünkü o zaman endeksleyip bize aratacağı ve güvenle sonuçlar arasında gösterebileceği çok daha az kaliteli içerik olacak!</p>
<p><strong>Bizim Tartışmalarımızın Çözümü Hem Basit Hem Karışık</strong></p>
<p>İşte tüm bu kuvvetler aynı anda etkilerini gösterirken Türkiye’de de tekrar İnternet gazeteciliği tartışmaları önemli kalemlerin ucunda canlanıyor. İki şey tekrar tartışılıyor, ilki ücretli İnternet gazeteciliği, ama bu konuda tartışmaya bile gerek yok. Türk İnternet gazeteciliğini oluşturan ve takip edenlerden birinde bile seviyesizlik zaafı oldukça böyle bir içeriği ücretle sunma şansınız kalmıyor!</p>
<p>İkinci olarak ise blog yazarı ile gazetecinin farkı tartışılır gibi oluyor ama dünyadaki uygulamaları gördükçe yavaş yavaş geleneksel medya temsilcileri de blogcuları meslektaş gibi görmeye sıcak bakmaya başlıyor, zaten artık çoğu da bizzat blogcu, olmadı Twitter kuşu! Diğer yandan blog yazarları ve sosyal platformların aktif içerik üreticileri de bu yakınlaşmaya sıcak bakmalı, çünkü bu tam bir yumurta tavuk döngüsü.</p>
<p>İnternet’i bir zamanlar hor gören uzgörüsüz gazete yazarlarının hataları artık gün gibi ortaya çıkmışken İnternet’in “yerlisi” hissedenlerin de eski tartışmaları unutmaları gerekiyor. Çünkü şimdi de kulaktan kulağa “blogculara lansman yapmak istiyoruz, ama on kişi çağırınca geri kalan yüz kişiyi kızmış buluyoruz” sözleri aktarılıyor.</p>
<p>Halkla ilişkilerciler ve pazarlamacılar, sosyal medyanın üyeleriyle geleneksel medya ve blogcuları ayrıştırma becerisini kazandıkça; ve hepimiz geçimini blog yazmaktan kazananlar dışında kalanları, amatör ve kendisi için yazıp çizenler olarak konumlandırmayı başarırsa önemli bir engeli aşmış olacağız. Bugün Renault Türkiye blogculara harika bir lansman yapıyorken Renault Romanya aynı otomobil için çok daha sıradan bir lansmanı hem blogcu, hem dergici, hem de gazetecilere aynı anda, çok katılımcı bir ortamda yapabiliyorsa almamız gereken bazı dersler olduğu ortada&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/geleneksel-medyanin-dijital-gelecegini-yeniden-tartisma-zamani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nur topu gibi bir bayramımız oldu: Cadılar Bayramı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/nur-topu-gibi-bir-bayramimiz-oldu-cadilar-bayrami/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/nur-topu-gibi-bir-bayramimiz-oldu-cadilar-bayrami/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 19:11:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı ve mekanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=814</guid>
		<description><![CDATA[Özellikle Amerikan kültürünün önemli bir parçası haline gelmiş olan Halloween, yani Cadılar Bayramı ülkemizde de bugün pek çok partinin ilham kaynağı. Vampirleriyle gelen 2009'un güncel pazarlama aracı mı yoksa kalıcı mı olacak göreceğiz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başlık Cumhuriyet Haftasonu&#8217;nda Devrim Ege&#8217;nin yazısından esinti, hemen söylemeli. Google Trends&#8217;de &#8220;Cadılar Bayramı&#8221; kelimelerinin sadece Türkiye sınırları içinde ne kadar arandığına baktığımızda da alttaki gibi bir trend ortaya çıkıyor. Veriler Türkiye için birkaç gün gecikmeli olabildiğinden ve henüz 31 Ekim &#8220;Cadılar Bayramı günü&#8221; de bitmediğinden 2009 rakamı tam ortaya çıkmadı ama 31 Ekim öncesi günlerdeki aramalar da önceki yıllarda aynı günlerdeki aramalardan çok daha fazla.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Ama sadece Google aramaları değil Facebook gibi diğer Web ortamlarında da Cadılar Bayramı mesajları, etkinlikleri, partileri görmek mümkün. Bir arkadaşımın bir ay önce bugün Taksim&#8217;deki parti davetine, ne zamandır da görmediğimden &#8220;gelirim&#8221; demiş olmama rağmen hava dışarı çıkma isteğimi eritince tekrar etkinlik sayfasına girip yanıtımı &#8220;belki&#8221;ye çevirirken hatırladım, bu da bir Hallloween Party imiş!</p>
<div align="center"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/cadilar-bayrami-google-trends.png" alt="Google Trends'e göre Türkiye'de Cadılar Bayramı araması yapanlar her yıl hızla artıyor" /></div>
<p>&#8220;Halloween&#8221; Bazı ülkelerde kutlanan ölüler bayramı ya da gününden farklı, geçmişi Paganlar&#8217;a dayandırılıyor ve ölüleri anmaktan ziyade ölü, ya da huzursuz ruhlara &#8220;sizden korkmuyoruz&#8221; mesajı verme amacı güdüyor. Bu mesajı verecek şekilde giyiliniyor, davranılıyor Halloween günü.</p>
<p>Pegan Festivali&#8217;nin parçası olarak Birleşik Krallık&#8217;ta popülerliğini koruduktan sonra Kıta Avrupası&#8217;nda da canlanıyor, hele Amerika&#8217;da yeni bir eğlenceye dönüşüyor. Kostümler sadece korkutucu olmayı çok geride bırakıyor, çizgi film karakterleri, hayvanlar ve gittikçe artan politikacı figürleri, maskeleri; geçen sene Cumhuriyetçi Parti Başkan Yardımcısı adayı Sarah Palin, bu sene ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve hatta Başkan Obama.</p>
<div align="center"><img alt="Pek çok ülkede yetişkinler sadece kendileri için değil çocukları, hatta bebekleri için de ciddi hazırlıklar yapıyor" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/cadilar-bayrami-kostumlu-bebek-arabasi.jpg"/></div>
<p>Büyüdükçe büyüyen gün bir nevi tatlı bir kaçış, stres atma, çünkü Halloween artık ABD toplumunun köklü geleneklerinden biri, güne özel kabaklı menüler çok gerilere gidiyor. <a href="http://www.npr.org/templates/story/story.php?storyId=96357789" target="_blank">2008&#8242;de tam 5,8 milyar ABD Doları harcamanın Cadılar Bayramı için yapılması bekleniyordu</a>, bu sene rakamın bunun da ötesine geçmesi olası. Yine geçen sene yaklaşık 6 milyon Amerikalı&#8217;nın Halloween kostümü giymesi ve 2,3 milyar dolarlık şekerleme harcaması yapılması bekleniyordu, ki bu ülkemizin en büyük gıda üreticilerinden Eti&#8217;nin 2011&#8242;deki bir yıllık bir milyar dolar ciro hedefinin çok üstünde!</p>
<p>Popüler demek hata olur, gerçekten Amerikan kültürünün büyük öğelerinden biri sonunda ülkemize de ulaştı. Bugün sadece Google, Facebook gibi ortamlar dışında da Cadılar Bayramı ile ilgili sembolik, eğlencelik sohbet, buluşma, eğlenceler yapılıyor. Cadılar bayramı makyajı ve saçı yaptırmak çok ucuz değil, aynı özel kostümlerin satılık ya da kiralık fiyatları gibi&#8230;</p>
<p>Yeni eğlencemiz hayırlı olsun :) Geçen sene Google, Google.com.tr&#8217;de 31 Ekim&#8217;in ilk saatlerinde İngiltere, ABD için hazırlanan bir Halloween görselini yanlışlıkla kullanmış, birkaç saat sonra kaldırmıştı. Merakımız böyle hızla artarsa Google Halloween logosunu burada göstermemek gibi bir çekinceleri kalmayabilir, <a target="_blank" href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/google-29-ekim-logosunun-tasarimi-bir-yana-rengi-nasil-bir-yesil/">gerçi önceki gün yeşil Cumhuriyet Bayramı Google logosunu bile bizler bu kadar tartışma konusu yapmışken</a> tabii iki kere düşünmeli&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/nur-topu-gibi-bir-bayramimiz-oldu-cadilar-bayrami/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de İntihar Etmek İsteyenler, Hele Kriz Döneminde, Tahmininizden de Hızlı Artıyor!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%e2%80%99de-intihar-etmek-isteyenler-hele-kriz-doneminde-tahmininizden-de-hizli-artiyor/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%e2%80%99de-intihar-etmek-isteyenler-hele-kriz-doneminde-tahmininizden-de-hizli-artiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2009 21:01:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=764</guid>
		<description><![CDATA[10 Eylül dünya intiharı önleme gününün ülkemizde pek duyulmamasının nedeni aslında bizim bir gerçeği yadsıyor oluşumuz. Maalesef Türkiye'de her 8 saatte bir 29 yaş ve altında biri canına kıyıyor. Bu konuda bilinç oluşturmalıyız, çünkü kriz dönemlerinde maalesef artış hızlanıyor!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>10 Eylül dünya intiharı önleme günüymüş, ülkemizde pek duyulmadı, çünkü ben dahil çoğumuz Türkiye’de intihar vakalarının belli sosyoekonomik şartlar altında küçük sayılarda yaşandığını sanıyoruz. Halbuki son 20 yılda 39 bin 300 kişi bu yolla hayatını kaybetmiş ve intihar oranı yine bu süre içinde %85 artmış.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Ya da şöyle desem daha mı etkili olur: Ülkemizde her 3 saatte bir intihardan ölüm yaşanıyor. Belki daha da vurucu olan şu: Her 8 saatte bir 29 yaş ve altında biri canına kıyıyor!</p>
<p>Bu rakamları aldığım yazıyı okuduktan az sonra Facebook’ta “intihar etmeye de yaşamaya da üşenildiğini” İngilizce ima eden bir yazı görünce oturup birkaç satır yazmadan edemedim. Çünkü 2001 yılında, kriz ile birlikte intihar vakaları tam %42 artmış. Bu sene ise 2001’den de büyük bir kriz yaşıyoruz, dünya 1929’dan beri en büyük iktisadi bunalımını yaşarken Türkiye’de 2. Dünya Savaşı’ndan beri en sarsıcı ekonomik şartların altında.</p>
<p>Bilgi çağındayız dememizin temel nedeni bilginin herkese açık olmaya başlaması, fakat bunun farkında olunması ve yorumlanmasının bilinmesinin önem kazanması. Google’daki domuz gribi aramalarının bölgesel yoğunluğu bile önemli bir ipucu veriyordu, aynı şekilde intihar ve ilgili terimlerin Google’da arama eğilimleri de bize ipucu vermeli.</p>
<p>Google’ın kayıtlarına “intihar etmek”, “intihar haberleri”, “intihar resimleri” gibi aramalar için baktığımda durum gerçekten parlak değil, sadece Ağustos ayında sadece intihar kelimesi ülkemizden yaklaşık 165 bin kez aratılmış! Aramalar 2008 sonuna doğru hafif yükselmişken Şubat’ta sıçrama yapmış ve Temmuz’a kadar tepelerde dolaşmış, Ağustos’ta bir gerileme var, fakat hala geçen yılın üstünde rakamlar.</p>
<p>Bayramda Hürriyet gazetesinde Grönland gezi yazılarını okuyanların gözüne çarpmıştır, ülkede intihar oranı az değilmiş, özellikle tacize uğrayan gençler arasında. Ülkemizde töreler ve zorla evlendirmeler dışında intiharın kültürümüzde yer etmeye başladığını söyleyecek bir köken bulmak zor, ekonomik kriz dışında.</p>
<p>Lafın kısası intihar eğiliminde olanları kaybetmemek için toplumda duyarlılık arttırılmalı, işte o yüzden bu yazıyı yazıyorum. İkincisi medya organlarında intihar haberleri detayları tehlikeli olabiliyor, üçüncüsü ve bu dönemde en önemlisi intihar eğilimli olanların kolayca, hemen başvurabilecekleri kriz merkezleri, psikolojik destek ve müdahale merkezi politikaları da artık oluşturulmalı…</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%e2%80%99de-intihar-etmek-isteyenler-hele-kriz-doneminde-tahmininizden-de-hizli-artiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yine Madalyadan Çok Uzaklarda! 12 Dev Adamı ve 20 milyon $ Sponsorluk Gelirini Yönetenler Rahat mı?</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/yine-madalyadan-cok-uzaklarda-12-dev-adami-ve-20-milyon-sponsorluk-gelirini-yonetenler-rahat-mi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/yine-madalyadan-cok-uzaklarda-12-dev-adami-ve-20-milyon-sponsorluk-gelirini-yonetenler-rahat-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Sep 2009 20:01:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=726</guid>
		<description><![CDATA[Belki de uzun yıllar 2010 Dünya Şampiyonası kadar büyük bir organizasyon ülkemize gelmeyecek ama 12 Dev Adam bu kafayla seneye kendi ülkesinde de başarıdan çok uzak kalacaktır. 2005 ve 2007'de 12. sırayı geçemeyen Avrupa'nın sayılı basketbol ülkelerinde Türkiye 2009'da da hayal kırıklığı yarattı!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Biz organize etmezsek katılmamız hayal olan Basketbol Dünya Şampiyonası ve Olimpiyatlar iki yılda bir düzenlendiğinden her iki yazın birinde 12 Dev Adam dinleniyor. Geçen yaz dinlendikten sonra tekrar yeni bir Avrupa Şampiyonası ile ülkemizin en popüler ikinci sporu gündeme oturdu. Polonya&#8217;daki turnuvada 7.-8.lik maçı oynayacak olmamız sanırım büyük bir başarı, çünkü Sırbistan ve Karadağ&#8217;da 2005, İspanya&#8217;da 2007&#8242;deki turnuvalarda 16 takım arasında 12. olmuştuk!</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Peki bu başarı(!) sosyal paylaşım sitelerine nasıl yansımış? Mesela benim Facebook arkadaşlarım arasında şöyle yankılar buldu: &#8220;Sırf kafasızlıktan maç nasıl verilir&#8221;; &#8220;ilk değil, son da olmayacak&#8221;; &#8220;o kadar saçmaladık ki herifler de anlamadı; bir türlü maçı kopartamadılar ulan kesin bi pislik var diye&#8230;&#8221; Twitter&#8217;daki Türk kullanıcıların yorumları da, özellikle Twitter kullanıcı adı ve hesabıyla giriş yapıp aratır ya da buraya tıklarsanız karşınıza bol detayla gelecek, örneğin: <a href="http://twitter.com/#search?q=hidayet" target="_blank">http://twitter.com/#search?q=hidayet</a></p>
<p>Lafın kısası, Avrupa&#8217;nın sayılı basketbol ülkelerinden, bu işe ciddi kaynak ve bütçe ayıran Türkiye yine bir Avrupa Şampiyonası&#8217;nı madalyanın çok uzağında bitirdi. Ben güncemde 2007 turnuvası öncesi &#8220;<a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/hucum-edemeyen-12-dev-adam-ve-gorevde-kalan-yoneticileri-2/">Hücum Edemeyen 12 Dev Adam ve Görevde Kalan Yöneticileri</a>&#8221; başlıklı bir yazı yazmış, maalesef turnuvada çok haklı çıkmış ve turnuva sonrası &#8220;<a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/12-dev-adam-cokmeden-cesaretle-yeniden-yapilanmanin-zamani/">yeniden yapılanmanın zamanıdır</a>&#8221; diye son bir yazı yazmıştım. Birazcık oyuncu değişikliği dışında pek bir değişiklikten söz etmek mümkün değil, ve işte sonuç yine ortada.</p>
<p>Turnuvanın açık ara en zayıf 1. tur grubunu maç başına 88 sayıyı rahatça atarak lider olarak bitirmenin verdiği moral ve de önceki turnuvalardan çok daha yüksek olan istek, motivasyon ile ikinci tur grubumuza da iyi başladık, İspanya&#8217;yı devirdik. Fakat grubun son maçında Slovenya&#8217;ya sonra da İspanya&#8217;nın bügün yarı finalde darmadağın ettiği Yunanaistan&#8217;a çeyrek finalde yenildik. Ardından da klasman maçlarında Fransa&#8217;ya yenilerek 6. bile olamadık, yani seneye Dünya Şampiyonası Türkiye&#8217;de değil başka bir ülkede olsa katılmayı hak etmemiş olacaktık!</p>
<p>2. tur ve sonrasındaki tüm maçlarda ise maç başına sadece 68 sayı atabildik, yani ilk turdaki zayıf rakiplerimize attığımızın tam 20 sayı altında kaldık. İlk grubumuzun zayıf olmadığını iddia edenlere şunu hatırlatmalı ki bizle beraber grubumuzdan 2. tura yükselen Litvanya ve Polonya 2. turda diğer taraftan gelen Sırbistan, İspanya ve Slovenya&#8217;ya karşı oynadıkları toplam 6 maçın hepsini kaybettiler!</p>
<p>Lafın kısası Türkiye basketbolu milli takımlar seviyesinde yıllardır hücum edemiyor. <a href="http://www.eurobasket2009.org" target="_blank">Eurobasket 2009 resmi web sitesi</a>nin <a href="http://www.eurobasket2009.org/en/cid_toT,ovGDH2EaLKL67XnPo2.pageID_Pa55cCHhJ0EVd--2lAo4r2.compID_qMRZdYCZI6EoANOrUf9le2.season_2009.html" target="_blank">takım istatistikleri bölümü</a>nden de görülebileceği üzere ilk turdaki yüksek skorumuz sayesinde hala en çok sayı atan takımlar arasında görünüyoruz, ama bu kadar yüksek sayı ortalamasına rağmen <a href="http://www.eurobasket2009.org/en/default.asp?cid={DF277FCB-940D-4423-A455-45461E1C59CA}&amp;pageID={66414598-C46B-4C03-9F9F-EF82BCAC84D6}&amp;compID={D166E39E-2323-4863-B229-76357A926FA2}&amp;season=2009&amp;statCat=AS" target="_blank">maç başına sadece 12 asist ile 12 takım arasında 9. sıradayız</a>, yani o kadar basket atmamıza rağmen basketlerimizi birbirimize pas vererek, takım oyunu oynayıp bir oyuncunun başka bir arkadaşına pozisyon yaratması ile yaratmıyoruz.</p>
<p><img align="right" title="Takımın en tecrübeli oyuncuları bile her maç hücumda farklı performans gösteriyorsa sıkıştığımızda kullanacak setlerimiz olmalı, ve de savunma yapamasa bile gerektiğinde oyuna girecek gerçek skorerler" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/ktunceri.jpg" alt="Takımın en tecrübeli oyuncuları bile her maç hücumda farklı performans gösteriyorsa sıkıştığımızda kullanacak setlerimiz olmalı, ve de savunma yapamasa bile gerektiğinde oyuna girecek gerçek skorerler" width="343" height="566"/></p>
<p>Asistemiz az, sayımız çok ise bir açıklama şu olabilir: Belki de bize çok faul yapıldı, faul atışlarından bol sayı bulduk, o yüzden asist rakamımız düşük. Hayır, bu da doğru değil, turnuvada <a href="http://www.eurobasket2009.org/en/default.asp?cid={DF277FCB-940D-4423-A455-45461E1C59CA}&amp;pageID={66414598-C46B-4C03-9F9F-EF82BCAC84D6}&amp;compID={D166E39E-2323-4863-B229-76357A926FA2}&amp;season=2009&amp;statCat=FTA" target="_blank">maç başına faul atışı sayımız 18 ve bu sıralamada 12 takım içinde 10.yuz</a>. Aslında bu da rakip potayı zorlamadığımızı, fiziksel mücadeleye hücumda pek girmediğimizi, kolayımıza geleni yapıp orta ve uzun mesafeli şutlarla sonuca gittiğimizi gösteriyor. Yani iyi organize olmadan, sıkışınca bireysel zorlama atışlar yaparak sayı atıyoruz. Atamadığımızda da 2005 ve 2007&#8242;de olduğu gibi iyice rezil oluyoruz.</p>
<p>Kadro oluşturmadan, oyuncu seçiminden, hücum seti tercihine, önemli pozisyonlarda sahadaki beş tercihinden topu kullanacak adama herşey tartışılmalı. Bu turnuvaya gelmeyen pek çok NBA oyuncusu varken, aslında turnuva bu açıdan bize derece elde etme şansı sağlarken biz de kendi All Star oyuncumuz Mehmet Okur&#8217;u ekibe katmıyoruz, arada buzlar varsa bile bunları eritmek için adım atan yok! Bu turnuvada NBA All Star seçilmiş kaç oyuncu var ki? Mehmet&#8217;in pota altında yaratacağı fark ortada değil mi, Kaya Peker&#8217;siz, Kerem Gönlüm&#8217;süz bir takımda! Kaya Peker&#8217;siz demişken Tutku, Serkan gibi hücum yönü çok kuvvetli oyuncularımızın kadroya alınmaması da çok dikkat çekici!</p>
<p>Çok iyi savunma yapan, takıma direnç aşılayan oyuncuların kritik hücumlarda sahada olmasını bırakın topu kullanmaları şok edici değil mi? Sakat sakat, moralsiz oynayan bir Hidayet&#8217;in eline bu kadar bakan bir kenar yönetim ve Hidayet&#8217;in de maçın sonunda bundan cesaret alması normal mi&#8230;</p>
<p>Fazla uzatmaya gerek yok, aynı şeyleri 2007&#8242;de de iki yazı ile yazmışım. Gerçekler istatistiklerle ortada, bugün üç büyüklerin, sponsorlarının da desteğiyle, ve Efes Pilsen ile Türk Telekom&#8217;un katkılarıyla kulüpler bazında ciddi bir basketbol bütçemiz var. <a title="Referans Gazetesi'nin haberi" href="http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=129549&amp;KTG_KOD=4" target="_blank">12 Dev Adam konsepti ile de milli takımın sponsorluk gelirleri 8 yılda 20 milyon dolara ulaşt</a>ı. Peki bu bütçe, bu değer, bu önemi yönetmeyi biliyor muyuz? Milli takım koçu, yöneticileri, basketbol federasyonunun milli takım ile ilgilenen görevlileri mevkilerinde rahatça oturabiliyorlar mı?</p>
<p>Bu ülke dünya çapında başka bir büyük spor organizasyonu düzenleyene kadar daha çok uzun yıllar bekleyebiliriz, bu nedenle 2010 Basketbol Dünya Şampiyonası çok önemli. Ülkemizdeki bu turnuvada ya basketbolu bir kez daha hak ettiği yere çıkaracak ya da tam bir futbol ülkesi olup çıkacağız, ki futbolda da  Dünya Kupası&#8217;na bile katılamıyoruz! Ama başarılı olmamız, yıllardır hücum etmeyi takımına öğretemeyen teknik ve idari yönetimler ile yine hayal olacak. &#8220;İyi savunma, top çalma, mücadele&#8221; muhabbetleri ve ülkenin en saygın gazetelerinde 6. bile olamayan takıma &#8220;çok teşekkürler&#8221; mesajları kimseyi kandıramıyor, bu biline&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/12-dev-adam-cokmeden-cesaretle-yeniden-yapilanmanin-zamani/">12 Dev Adam” Çökmeden Cesaretle Yeniden Yapılanmanın Zamanı</a></li>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/hucum-edemeyen-12-dev-adam-ve-gorevde-kalan-yoneticileri-2/">Hücum Edemeyen 12 Dev Adam ve Görevde Kalan Yöneticileri</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/yine-madalyadan-cok-uzaklarda-12-dev-adami-ve-20-milyon-sponsorluk-gelirini-yonetenler-rahat-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İyi hazırlanmamış habere kanmamalı, Türkiye cep telefonu kullanımında en pahalı ülkelerden</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/iyi-hazirlanmamis-habere-kanmamali-turkiye-cep-telefonu-kullaniminda-en-pahali-ulkelerden/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/iyi-hazirlanmamis-habere-kanmamali-turkiye-cep-telefonu-kullaniminda-en-pahali-ulkelerden/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Aug 2009 19:34:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=689</guid>
		<description><![CDATA[Geçen hafta OECD ülkeleri arasında cepten konuşma pahalılığında sadece 17. olduğumuzu duyuran haberler çıktı. Ama işin içine tüm OECD ülkelerin satınalma gücü ve reel döviz kurlarını katınca durumun daha vahim olduğunu görüyoruz, ortalamada 9. pahalı ülkeyiz, az kullanım paketinde ise dördüncü!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geride bıraktığımız hafta içinde Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü OECD&#8217;nin üyesi 30 gelişmiş ülkede cep telefonu iletişim masraflarının karşılaştırıldığı bir rapor medyamızda da yer aldı. OECD belirlediği az, orta ve çok kullanım konuşma süreleri ve kısa mesaj trafiğinin bu 30 ülkede ne kadar tuttuğunu üç ayrı liste olarak hazırlamış, <a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/24995135" target="_blank">ortalama alındığında da ABD en pahalı ülke çıkarken Türkiye pahalılıkta 17. sırayı almış, yani ucuzluk sıralamasında 13. olmuş</a>!</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Daha geçenlerde <a title="Yazıyı okumak için tıklayın" rel="bookmark" href="../2009/siyasi-irade-ve-rekabet-kurulu-mudahele-etmedikce-telekom-devlerimiz-tum-turkiyenin-karliliginin-ucte-birini-aliyor/">Siyasi irade ve Rekabet Kurulu müdahele etmedikçe telekom devlerimiz tüm Türkiye’nin karlılığının üçte birini alıyor</a> başlıklı yazımda Türkiye&#8217;nin rekabet eksikliği ve düzenlemelerin etkin olamaması nedeniyle fahiş fiyatlarla iletişim hizmeti aldığını, gelişme ve kalkınmayı yavaşlayan etkenlerden birinin de bu olduğunu söyleyen biri olarak OECD haberini bir kenara not almıştım. OECD&#8217;nin web sitesinde <a href="http://www.oecd.org/document/20/0,3343,en_2649_201185_43471316_1_1_1_1,00.html" target="_blank">ilgili rapora ulaşıp</a> fiyatlara baktım. Ardından da bu işin yüzeysel kalmaması için gerçekçi bir hesap yapılması gerektiğini düşündüm.</p>
<p>OECD üyelerinin büyük çoğunluğu sanayileşmiş ileri ülkeler olduğundan rakamsal (nominal) bazda karşılaştırmalar ülkemizin durumunu yanlış yansıtabiliyor. Gelir seviyemizin göreceli düşüklüğünü hesaba katıp satınalma gücü paritesini göze almadan yapılan karşılaştırmalar da yanlış yönlendiriyor. Halbuki bir ABD Doları&#8217;nın ABD&#8217;de ya da Avrupa&#8217;daki alım gücü Türkiye&#8217;deki alım gücünden çok daha yüksek oluyor, aynı şekilde 100 Türk Lirası ile Türkiye&#8217;de alabileceğimiz ürün ve hizmetlerden çok daha azını aynı miktarda Lira&#8217;yı dövize çevirdiğimizde yurtdışında alabiliyoruz.</p>
<p>Ben de OECD rakamlarındaki dolar değerlerini tüm OECD üye ülkelerinin satın alma güçlerini hesaplamamızı sağlayan güncel katsayılarla güncelleyerek yeniden hesapladım. Tahmin edileceği üzere görüntü oldukça değişti. Az, orta ve çok kullanım masraflarının ortalaması alındığında, işin içine ülkelerin hanehalklarının satın alma gücü girince Türkiye pahalılıkta 17. değil 9. oldu. Altta hazırladığım tabloyu görebilirsiniz.</p>
<div align="center"><img title="OECD üyeleri arasında satın alma gücüne göre en pahalı cep telefonu kullanan 9. ülke Türkiye" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/OECD-cep-telefonu-kullanim-ucretleri.gif" alt="OECD üyeleri arasında satın alma gücüne göre en pahalı cep telefonu kullanan 9. ülke Türkiye" width="420" height="189" /></div>
<p>Bu az, orta ve çok kullanım ortalamasını gösteren sıralamanın yanında ayrıca az kullanıma göre yapılan tabloyu da aynı şekilde satınalma gücünü hesaba katan reel döviz kurları ile revize ettiğimde durumumuz daha vahim şekilde ortaya çıktı. Ülkemizin genelini düşündüğümüzde, ayrıca bizzat operatör şirketlerin de yıllardır vergilerin ağırlığı nedeniyle kullanım miktarlarının gelişmiş ülkelerin çok altında kaldığı yönündeki açıklamalarını hatırlarsak, az kullanım listesi bizim için daha önemli olmalı.</p>
<p>Az kullanıma göre yapılan sıralamada ise pahalılıkta 4. çıkıyoruz! Meksika, G. Kore ve Çek Cumhuriyeti listede önümüzde yer alan ülkeler. Yani Türkiye medya kuruluşlarında yer alan haberlerin aksine pahalılıkta 17. sıradan çok daha yukarda.</p>
<p>Bunun bir nedeni KDV ve Özel İletişim Vergisi&#8217;nin ağırlı, bir nedeni de piyasada yeterli rekabetin yıllardır sağlanamamış oluşu. Bunda tabii sadece düzenleyici kurumlar değil, tüketici davranışlarının da payı var.</p>
<p>Hazır KDV, ÖİV demişken bu vergilerin yüksek olmasının altında yatan nedeninin de Türkiye&#8217;nin bence en büyük sorunlarından biri olan vergi toplayamama olduğunu söylemeliyim. Doğrudan vergileri yani örneğin gelir vergisini toplamakta zorlanan, ya da toplamak için seçmenini zorlamaktan çekinen hükümetlerimiz yıllardır böyle toplayamadıkları vergi gelirlerini en azından dolaylı vergilerle yani KDV, ÖİV, ÖTV gibi vergilerle topluyorlar. Benzine, telefon konuşma masrafına, gıdaya, dijital fotoğraf makinasına, aklınıza ne gelirse dar gelirlisi, zengini aynı abartı vergileri ödemek zorunda kalıyor&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/iyi-hazirlanmamis-habere-kanmamali-turkiye-cep-telefonu-kullaniminda-en-pahali-ulkelerden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğu ile Batı&#8217;nın Köprüsü, Milyarderlerin Şehri, İmparatorlukların Başkenti&#8230; İstanbullu&#8217;nun Gurbeti Dünya&#8217;nın Gözdesi Olurken</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-ile-batinin-koprusu-milyarderlerin-sehri-imparatorluklarin-baskenti-istanbullunun-gurbeti-dunyanin-gozdesi-olurken/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-ile-batinin-koprusu-milyarderlerin-sehri-imparatorluklarin-baskenti-istanbullunun-gurbeti-dunyanin-gozdesi-olurken/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 May 2009 19:04:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı ve mekanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=600</guid>
		<description><![CDATA[“İki kıtayı birleştiren köprü,” “Doğu ile Batı’nın buluştuğu nokta." Artık İstanbul'un bundan daha fazlası olduğunu yabancılar da dile getirmeye başladı. Anadolu toprakları üzerindeki etkisi yüzyıllardır pek de değişmeyen ama kendisi değişen bu şehri sahiplenmenin vakti geçiyor bile. Şimdilik sadece 13 dolar milyarderi varken, şehrin tadını çıkarmak herkes için daha kolayken...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“İki kıtayı birleştiren köprü,” “Doğu ile Batı’nın buluştuğu nokta.”</p>
<p>Duyar duymaz İstanbul diyesimiz geliyor, ama artık sadece bizim değil, yabancıların da. Anadolu ve Boğazlar coğrafi konumlarıyla yüzyıllardır ticaretin, farklı kültürlerin, göçlerin, dönüşsüz gidişlerin, gidişi olmayan dönüşlerin toprağı olarak gerçekten de Doğu ile Batı’nın benzersiz birlikteliğinin ev sahibi. Fakat İstanbul sadece bu değil. İlgimi çeken, oturup yazmama neden olan şu ki, “sadece Doğu ile Batı arasındaki köprü değil” itirazı da artık sadece Türkler’den gelmiyor. <a target="_blank" href="http://www.ft.com">Financial Times</a>’ın (FT) geçen haftasonu “How to Spend” ilavesine göz atarken iki sayfalık İstanbul yazısının manşetinin altında işte aynen bu eleştiri yer alıyordu.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Moskova’yla birlikte Avrupa’nın en kalabalık şehri, 2010 yılı Avrupa kültür başkentlerinden biri, ama Atatürk Kültür Merkezi yıkıldıktan sonra Süreyya Operası ile yetinmeye çalışan, aslında Opera Evi olmayan bir kültür başkenti. Trafik sorununu çözemeyen, kriz nedeni ile sokaklarda uyuyan arabaların yolları tıkamaya başladığını görmektense tercihli yol icadı ile avunan bir şehir. Eksikleri o kadar çok ki&#8230;<br />
Ama artıları o kadar fazla ki, yerel ve merkezi yöneticileri, bizzat kendi halkı, arada bir yoklayan fay hattına rağmen tekrar dünya ölçeğinde önem kazanıyor. Kendi müziği, kendi kokusu, mutfağı, dört mevsimi ve tabii sunduğu görüntüsü öylesine farklı ki. Müziği, kokusu, sokaklardaki görüntüleri halkının yansıttığı kuvvetli enerjiden geliyor.</p>
<p>Bu enerji çok hızlı değişimi de getiriyor. Değişim belirsizliği mümkün kılıyor. Belirsizliği ise biz Türkler o kadar da sevmiyoruz, ama belirsizliği yaratmadaki sorumluluğumuzun farkına da varamıyoruz.<br />
İstikrarsız ekonomi ile <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_GDP_(nominal)_per_capita">kişi başına düşen gelirde 50-60. sıralarda</a> olsak da, yüksek doğurganlık oranı, büyük nüfus, geniş coğrafya ile Türkiye toplam ekonomik büyüklükte <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_GDP_(nominal)">dünya 17.si</a>. Hızlı değişen ekonomik yapı bu büyük ekonomide hızlı zenginlikler de getiriyor. Dünyanın en büyük 100 şirketi listelesinde Türk şirketi yok, <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_billionaires">en varlıklı 100 insan</a> listesinde de Türk insanı yok. Ama varlığı bir milyar doları aşan Türkler hiç de az değil. Düşündürücü olan ise tümünün adresinin İstanbul olması. Büyük coğrafyasının bir kısmı sanayide, bir kısmı turizmde, bir kısmı tarımda ilerleyen ülkede refahın sahibi ise tartışmasız İstanbul’da.</p>
<p>FT’deki yazıda resesyon başlamadan önceki 2008 rakamlarına göre İstanbul’da tam 34 dolar milyarderi yaşadığı, bunun da Moskova, New York ve Londra’dan sonra en kalabalık milyarder nüfusu olduğundan dem vurularak şehrin lüksle anılan bölgelerinden bahsediliyor. Resesyonla Moskova ve İstanbul geriledi, 2009 listesinde 13 milyarder ile İstanbul, <a target="_blank" href="http://www.forbes.com/2009/03/10/worlds-richest-cities-billionaires-2009-billionaires-cities_slide_7.html?thisSpeed=15000">Dünya’nın 7. milyarderler şehri</a>. Önündeki şehirlerden üçü ABD’den. </p>
<p>İşte “alaturka” durumlara bir örnek daha&#8230; Bilmiyorum belki de iki paragraf öncesine dönüp değişimle ilgili yazdıklarımı silmek mi gerekiyor? Geniş varoşlarıyla milyarderlerin şehri, yönettiği iktisadi güç ile şehir-devlet gibi; uzun süredir olduğu gibi.</p>
<p>Dünya’nın Doğu’sunun ve Anadolu’nun kalkınma serüvenine kadar gitmeyelim, İstanbul’da kalalım. Hala yeni de olsa Kanyon alışveriş merkezini bile zenginler için demode olur, çoktandır hareketsiz kalan otelcilik yeni açılımlarla dönerken, bohemlik çoktandır kapalı kaldığı sandıktan çıkarılır, Asmalı Mescit yepyeni bir kitlenin nefes borusu olurken lokal değişikliklerin bile şehre neler kattığını görmemek mümkün değil.</p>
<p>Geçen hafta gittiğimde yine “ben Bilgi’de okumak için niye bu kadar erkenci davrandım” dedirten <a title="Santralİstanbul'la ilgili ilk izlenimlerimi anlattığım yazım" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/santralistanbul-artik-sanat-ve-bilgi-uretecek/">Santralİstanbul</a>, “How to Spend”de Rachel Howard’a göre Tate Modern’e kafa tutarken, İstanbul Modern, modern sanatı Boğaz manzarasıyla sersemletirken bu topraklarda modernizmin gelişim macerası serüvenini izlemek başlıbaşına bir olay.</p>
<p>Modernleşmeye karşı direnen, katliam yapmayı gelenek kılıfına sığdırabileceğine inananlar, hoşgörüyü unutanlar da bu toprakların insanları, işte bu hafta dünyayı, dünyamızı, feleğimizi şaşırttılar.</p>
<p>Nelere sahip olduğumuzu anlamanın vakti artık geçiyor. İstanbul’a sahibiz, İstanbul’u anlatmak kolay değil çünkü İstanbullu’yu, Türk’ü anlamak kolay değil. Vapurda tarihi yarımada gözümüzü alırken bana “Memleket nere abi” diye soran, İstanbul’u sahiplenmeyen, kabullenmeyen birey kendini oralı hissettiğini sandığı şehri de sahiplenmediğini, kabullenemediğini, o yüzden İstanbullar’a geldiğini düşünmüyor ya da düşünmek istemiyor.</p>
<p>Bağlılık hissedemediği bu dünya incisinin, özel hayatında ne sıkıntılar yaşıyor olsa da, tadını çıkarmayı denemiyor. Hem de şehri değiştirenlerden biri olmasına rağmen. İstanbul’suz kalmayı göze alma lüksümüz var mı?</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-ile-batinin-koprusu-milyarderlerin-sehri-imparatorluklarin-baskenti-istanbullunun-gurbeti-dunyanin-gozdesi-olurken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Obama Türkiye&#8217;deydi: Yeni Siyaset, Yeni Değerler, Yeni Savaşlar, Yeni Ortaklar ve İdealler</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/obama-turkiyedeydi-yeni-siyaset-yeni-degerler-yeni-savaslar-yeni-ortaklar-ve-idealler/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/obama-turkiyedeydi-yeni-siyaset-yeni-degerler-yeni-savaslar-yeni-ortaklar-ve-idealler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2009 18:38:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=574</guid>
		<description><![CDATA[Tarihin en pahalı simülasyonunda Körfez'de 20 bin asker kaybeden ABD yeni asimetrik savaşlara hazırlanırken en doğru müttefikten en etkin askeri desteği almak istiyor. Obama'nın Türkiye ziyaretini düşünürken Türk Ordusu'nun yeniden kıymet kazanıp kazanmayacağını tartışmadık. Peki ya "Biz kendimizi dinimizle değil ortak değerlerimizle ifade ediyoruz" iması Türkiye'ye mesaj mıydı yoksa Obama'nın hem ABD hem dünya siyasetine heyecanla getirdiği hediye mi?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Savaşın ilk gününde Mavi Ordu Basra Körfezi’ne on binlerce asker yığdı, uçak gemilerini açık denizden kıyıya daha da yaklaştırdı. Tarihte bir ordunun elinde olabilecek en derin bilgi ve hesaplama seti, olasılık modelleri ve sürekli güncellenen düşman hakkındaki istihbarata da güvenerek hedef ülkeye teslim olma çağrısında bulundu. Fiber optik kablolar, telsiz haberleşme sistemlerine hasar verildi, düşmana haberleşmek için uydu ve cep telefonu seçenekleri kaldı, zaten bunları da dinleyebileceklerdi.
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Düşmanın teslim olması ya da sıradan, tahmin edilebilir, etkisiz bir kıvranmayla saldırarak savaşı başlatmasını bekliyorlardı. Düşman kırmızı ordu bir grup küçük ve orta boy gemi ile mavi ordunun filosunu takip etti ve bir saat süren çok ağır cruise füze saldırısıyla 16 mavi gemiyi suya batırdı, özellikle belirlediği hedeflerine ulaştı. Kırmızı ordu mavinin tahmin ettiği yöntemleri kullanmadı, eskiden olduğu gibi ışık sistemleriyle, hatta motorlu araçlar, kuryelerle haberleşti, organize oldu. Tüm bunlar bir simülasyonun parçası olmasaydı bu gemilerde yaklaşık 20 bin Amerikan askeri hayatını kaybetmiş olacaktı.</p>
<p>Bunlar yaklaşık 250 milyon dolarlık harcamayla gerçekleştirilen “<a target="_blank" alt="İlgili Wikipedia makalesinden tatbikat hakkında bilgi ve linklere ulaşabilirsiniz" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Millennium_Challenge_2002">Millenium Challenge</a>”, “yeni bin yılda yeni meydan okumalar” olarak adlandırılabilecek sanal tatbikatta yaşandı. 2002 yılındaki bu tatbikat hakkında o zamanlar Bilişim Cumhuriyeti sitesindeki köşemde yazmıştım, yazıyı hala web sitemde bulabilirsiniz.</p>
<p>Üstteki iki paragraf Malcolm Gladwell’in “<a target="_blank" alt="Pandora Kitapevi'nde kitabın kısa tanıtımı" href="http://www.pandora.com.tr/urun.aspx?id=155534">Düşünmeden Düşünebilmenin Gücü</a>” kitabında, sanal kırmızı orduyu “bilgisayar başında” yöneten Paul Van Viper’ın sezgilerinden faydalanarak bugüne kadar bir savaş öncesi elde edilen en geniş bilgi setine sahip sanal mavi orduyu nasıl bozguna uğrattığını anlattığı bölümden benim aklımda kalanlar. Gladwell’in vurgulamak istediğini de söylemeden geçmeyelim: “Yılların tecrübesiyle iyice kuvvetlenen sezgiler belli bir yapısal değerlendiröe çerçevesine oturtulursa analiz ve hesaplarla vardığını sandığımız mantıklı çözüm yolu yerine ‘içinizden geleni’ yapmak en etkin, en başarılı tercih oluyor.”</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img alt="Obama'nın Türkiye ziyaretini iyi dilekler, Türkiye'ye övgüler, Ayasofya ziyareti ekseninde izledik, ama ülkesine değişiklik getirme iddiasındaki Obama'nın dünyaya ve bizlere ne değişikler getireceği de en az bunlar kadar dikkat çekici olmalı" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/obama-turkiye-ziyareti-erdogan-ayasofya-l.jpg" width=470 height=175 title="Obama'nın Türkiye ziyaretini iyi dilekler, Türkiye'ye övgüler, Ayasofya ziyareti ekseninde izledik, ama ülkesine değişiklik getirme iddiasındaki Obama'nın dünyaya ve bizlere ne değişikler getireceği de en az bunlar kadar dikkat çekici olmalı"/>
<p>Obama&#8217;nın Türkiye ziyaretini iyi dilekler, Türkiye&#8217;ye övgüler, Ayasofya ziyareti ekseninde izledik, ama ülkesine değişiklik getirme iddiasındaki Obama&#8217;nın dünyaya ve bizlere ne değişikler getireceği de en az bunlar kadar dikkat çekici olmalı</p>
</div>
</div>
<p>Konumuza dönersek bir Vietnam kahramanı denebilecek Van Viper’ın Pentagon’un bu tatbikatında Kırmızı Ordu’nun başına geçecek en doğru adam olduğu görülmüş oldu. Bugün ve gelecekte savaşların, Körfez Savaşı’nda olduğu gibi devasa açık alanlarda değil, şehirlerde, ya da simetrik mücadele yaşanmasını zorlaştıran alanlarda, sosyal, ekonomik faktörleri, kitlelerin ruh halini de işin içine katarak yaşanması bekleniyor. Pek çok ordu da buna hazırlanmaya çalışıyorlar. Viper’ın Vietnam’da orantısız durumlarda sayıca çok üstün düşmanı alt eden biri olduğunu dikkate alıp bu simülasyonda ona görev veren mantık, gelecekte Avrupa’nın ve NATO’nun destek olmak istemeyebileceği Orta Doğu ve Güney Doğu Asya’daki olası tartışmalarda bölgeyi, şartları, toplumların dinamiklerini bilenlerle çalışmak isteyecektir. Amerika’nın bu konuda birikmiş kuvveti mutlaka mevcuttur, ama destek alınacaksa Türk Ordusu da aynı Van Viper gibi en doğru ortak adayıdır.</p>
<p>Geçen hafta Obama buradayken <a target="_blank" alt="534 milyar dolarlık bütçe hakkındaki DW haberi" href="http://www.dw-world.de/dw/article/0,,4159479,00.html">ABD Savunma Bakanı Gates de yeni savunma bütçesini sunuyordu</a>, ABD&#8217;de bütçenin yeteri kadar büyütülmediğini, güvenliğin ikinci plana atıldığını iddia edenler oldu. Ama karşıt yorumlar bütçeden büyük çaplı savaşlara yönelik AR-GE ve teknolji projelerine giden payın azaldığını, buna karşın şehir çatışmaları, asimetrik tehditlere hazırlık odaklı harcamaların arttığına dikkat çekiyordu. Biraz da “Obama nereyi gezdi, ne yedi yerine”, “Obama Türkiye’yi niye ilk resmi ziyaret yeri olarak seçti” diye düşünürken bunları göz önüne getirince; &#8220;yoksa &#8216;Türkiye’nin en kıymetli ihraç malı(!)&#8217; Silahlı Kuvvetler tekrar ABD’de ve belki Avrupa’da moda olacak mı&#8221; diye düşünmemek elde değil? Bu da son dönemde ordunun geri plana itildiği, darbecilikle suçlandığını düşündüğümüzde önümüzde bir geçiş olacaksa bu geçişin nasıl olacağını fazlasıyla merak ettiriyor.</p>
<p>Savunma Bakanlığı görevini W. Bush döneminde Rumsfeld’den devralan ve hala sürdüren Robert Gates’in yeni Pentagon bütçesinde yeni nesil savaşlara yöneldiğini gösterdiği günlerde Obama, TBMM’de konuşuyordu: “Biz kendimizi Hıristiyan, Müslüman veya Musevi diye tarif etmiyoruz; vatandaşlık ve ortak ideallerle tarif ediyoruz. ABD gibi, Türkiye de benzer değerlerle kurulmuştur.” <a target="_blank" alt="ilgili NTVMSNBC haberi" href="http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/472860.asp">Bu cümlelerin ilkini Ocak ayında başkanlık yemini ederken de dile getirmişti</a>. Bu açıklama dünyada olduğu gibi ülkemizde de yankı buldu, ilgi çekti. Herkes kendince yorumladı, Obama’nın bir mesaj verip vermediğini tartıştı. Obama Türkiye’nin son yıllarda üst ve alt kimlik açılımlarında kısa vadeli ABD ortaklık hedeflerini zorlaştıran noktalara kaydığını mı görmüştü?</p>
<p>Dün sabah dinlemeye başladığım Obama’nın kendi sesiyle okuduğu “Audacity of Hope” / <a target="_blank" alt="Antoloji.com kitap tanıtımı" href="http://kitap.antoloji.com/umudun-cesareti-kitabi/">Umudun Cesareti</a> adlı kitabının daha ilk bölümünde Amerika’nın nasıl ikiye bölündüğünü, kutuplaşmaların siyaseti nasıl kısırlaştırdığını, aslında halkın çok daha öncelikli hizmet ve gelecek teminatı beklentileri olduğunu dile getirdikten sonra 2. bölümün başında bir ülke vatandaşlığının, ulusun parçası olmanın getirdiği ortak değerlerin siyasette geri planda kalmasının haksızlık olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Obama’ya göre din, ırk, cinsel tercih gibi alanlarla belirginleştirilen “kimlik siyaseti” hiç ümit vermiyor. Farklı kimliklerden insanların ülkenin pek çok bölgesinde ne kadar kaynaşmış ve rahat bir şekilde beraber yaşadığına dikkat çekip ortak değerlerin önemini vurguluyor. Obama’nın başkan olmadan önceki ideali, kitabın henüz başında olsam da, sanırım siyaseti yeni bir düzleme çekmek. Bu nedenle TBMM’de yaptığı konuşmaya da bu açıdan bakmak gerekiyor diye düşünüyorum. Sadece kısa vadeli çıkarlar ve ilişkileri düşünerek değil, yeni bir açılımın altını çizerek de yeni bir siyaset modelini önce ülkesine, sonra da mümkün olan bölgelere sunarak halkların kendi içinde ve sonra aralarında kutuplaşmalarını azaltmak; ABD&#8217;nin &#8220;önleyici caydırıcı&#8221; kuvvet olma ideali ve imajından ziyade, dengeli, modern, kimlikler düzleminde taraf olmayan bir ülke olduğunu algısını yaratmak; böylece de hem Amerikan hem dünya halkının güvenlik endişesini orta vadede çözmeyi hayal ediyor diye düşünebiliriz…</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/obama-turkiyedeydi-yeni-siyaset-yeni-degerler-yeni-savaslar-yeni-ortaklar-ve-idealler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uçak Kazaları: Kokpit İçindeki “Güç Mesafesi” Havaalanına Kalan Mesafeden Fazla Olur mu? Ya Toplum İçindeki?</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/ucak-kazalari-kokpit-icindeki-%e2%80%9cguc-mesafesi%e2%80%9d-havaalanina-kalan-mesafeden-fazla-olur-mu-ya-toplum-icindeki/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/ucak-kazalari-kokpit-icindeki-%e2%80%9cguc-mesafesi%e2%80%9d-havaalanina-kalan-mesafeden-fazla-olur-mu-ya-toplum-icindeki/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2009 16:37:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=537</guid>
		<description><![CDATA[Amsterdam'daki üzücü kaza tam da uçak kazaları üzerine okuduğum günlere denk geldi. Pek çok kazaya pilotların yorgunluğu, stresi ama çok daha önemlisi beraber rahat çalışamamaları neden oluyor. Bireyler arasındaki otorite, güç dengesizliği daha pek çok olumsuzluğa yol açıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu aralar her kitabıyla çok satanlar listesine yerleşen <a title="Gladwell'in kişisel sitesinde dergi yazıları da yer alıyor" href="http://www.gladwell.com/" target="_blank">Malcolm Gladwell</a>’in yeni kitabı ‘<a title="Gladwell'in sitesinde kitap hakkında bilgi" href="http://www.gladwell.com/outliers/index.html" target="_blank">Outliers</a>’ı okuyorum, daha doğrusu CD’den dinliyorum. Gladwell’in toplum ve insan odaklı incelemeleri, bir araya getirdiği farklı araştırmalar ve gerçekleri sunuşu oldukça ilgi çekiyor ve hızla kendini okutuyor. Henüz bitiremediğim kitapta üstün başarılı insanlar ve kurumların bu başarılarında toplumun kurallarının, sosyal gelişmelerin, dünyadaki değişimlerin en az bireyin başarısı kadar önemli, hatta daha önemli olduğunu pek çok örnekle görüyoruz.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Hafta başında okuduğum Kore Havayolları ile ilgili bölüm en çok not aldığım bölüm oldu, çünkü bu bölümde ilk kez başarı da değil başarısızlıkta “outlier” olan, yani gözlemde “dışadüşen”, dikkate alınmayacak kadar farklı olan bir kurumun hikayesi vardı. Ama eğer bu hafta THY Amsterdam kazası olmasaydı kitabı bitirmeden güncemde yazmayı düşünmeyecektim.</p>
<p>Kore Havayolları son ölümcül kazasını 1997’de yapmış olsa da geçmiş rakamlar o kadar kötü ki hala modern zamanların en kötü istatistiklerine sahip havayollarından biri olarak listelerde. 1970’den sonra tam 16 kazada 700’den fazla can kaybı yaşayan havayolunun bir uçağı da 1983’de bir Sovyet jeti tarafından vurulmuştu. Bu olaydan sonra da kazalar yaşanınca Kore bunu ulusal bir konu olarak ele aldı ve dışarıdan danışmanlık almaya karar verdi.</p>
<p><strong>Kazaların İnsani Nedenleri…</strong></p>
<p>O dönemin uçakları da, bugünküler de çok ama çok güvenli araçlar. Kazaların çok azı uçakla ilgili mekanik, vb. sorunlardan meydana geliyor, daha çok küçük işlev bozuklukları ve hafife alınan olaylar üst üste geldikçe kazaya davetiye çıkarılıyor. Otomatik pilot bozulsa da, kuşlar motora girse de, motorlardan birkaçı bozulsa da, uçağı ölüm yaşanmadan yere indirmek mümkün oluyor.</p>
<p>Kazalar hava şartlarının kötü ve pilotların stresli olduğu durumlarda, uçağın rötarlı kalktığı ve yine stresli, acele gidilen yolculuklarda artıyor. İstatistiklere göre kazaların %52’sinde pilot 12 saatten fazla süredir uyanık, yani uykusuz oluyor. Daha da etkileyici bir rakam ise, kazaların %44’ü iki pilot ilk kez bir arada uçarken, yani birbirlerini iyi tanımıyorken meydana geliyor. Bu gibi durumlarda iletişim eksikliği, bir hatanın ardından küçük bir başka hata, ardından bir diğeri, sonra bir başkası derken tehlike meydana geliyor. 2-3 hata ile uçaklar düşmüyor, ama üst üste tekrarlanan hatalar ve bunların ya diğer pilot(lar) tarafından bilinmemesi ya da önemsenmemesi felaketi getiriyor. Bazen biri diğerine söylemiyor, bazen dinleyen çok meşgul oluyor ve dikkatini vermiyor. Bunun sonunda, iki kişinin beraberce işleteceği şekilde tasarlanan uçakların geniş, çok fazla kontrol aracı içeren kokpitlerde tek kişi fazla sorumluluk alıyor, yanlış yapması durumunda ikinci kişi gerekli tepkiyi veremiyor.</p>
<p>Yani kaptan pilot ve yardımcı pilotların pilotaj yeteneklerine ek olarak başarılı uçak yolculukları için bir madde daha gerekiyor; doğru kurulan iletişim. Fakat maalesef bireysel gelişimin, “toplumda birey olarak” insanın yerinin, hak ve sorumluluklarının netleştirilmesinin önemsenmediği toplumlarda kültürel geçmiş ve miras fazlasıyla etkili olabiliyor.</p>
<p>Gladwell bir küçük örneği de Kolombiya Havayolları’nın yıllar önce ABD’de yaşadığı bir felaketten veriyor. New York gibi son derece yoğun hava alanlarının kontrol kulelerinin bazılarında kule görevlilerin son derece kaba yaklaşımlarının olduğu bir gerçek, ama işlerini harika yaptıkları da! Aksi durumda bu çılgın trafiği yönetmek pek mümkün olmuyor. Bu durumda yaklaşan bir uçağın sorumluluğu artıyor, kaptanların kendini iyi anlatmaları gerekiyor. Söz konusu kazada Kolombiyalı yardımcı pilot kuleye tehlikeli derecede az yakıtı kaldığını söylemektense başka bir cümleden sonra “aa…” diye bekledikten sonra “yakıtımız azalıyor” diyor, ama bu havacılık dilinde, bir kule görevlisi için dinlemekle vakit kaybedilecek bir söz, çünkü havaalanına yaklaşan her uçağın yakıtının azalması normal, hatta gereklidir. Aynı haberleşme şekli birkaç kez devam ediyor, kule “biraz daha bekler misiniz, sizi şuraya yönlendireceğiz, yakıt var mı” dediğinde yardımcı pilotun cevabı, “Sanırım var, teşekkürler” şeklinde cevap veriyor! Sonuçta yakıtı biten, bunun farkına çok geç varan kaptan pilot ve bunun farkında olup hem kaptandan hem kuleden çekinen yardımcı pilotun ve sayısız yolcunun ölümü…</p>
<p><strong>Bİreyler Arasında &#8220;Güç Mesafesi&#8221;, Toplumda Bireysellik ve Etkileri</strong></p>
<p>Maalesef bu benzersiz bir örnek değil, “çekingen” davranan yardımcıların sayısı o kadar fazla ki bazı havacılık uzmanları en iyi uçuşun kontrolün az tecrübeli pilotta olduğu durumlar olduğunu söylüyor. Bir uçağı uçurmak için takip edilmesi gereken sayısız değişkeni takip eden pilotlar yorumlarını ve sözlerini bile tekrarlamaktan çekiniyor, çünkü “kaptan pilotun buraya kaçıncı uçuşu, tabii ki farkındadır”, “kule bunu anlamıştır”, “kule bize öncelik vermiştir” gibi beklenti ve ön yargılar yaratıyorlar. Fakat kaptan pilotun ikincil rolde olması durumunda, gördüklerini genç arkadaşına söylemekten çekinmeyeceği aşikar.</p>
<p>İşte bu tip eğilimler daha çok bireysellikten ziyade kolektivizmin güçlü olduğu, daha da önemlisi yüksek lisans yaparken okuduğum Hollandalı yazar <a title="İngilizce Vikipedi'de Güç Mesafesi ve Hofstede hakkında bilgi edinebilirsiniz" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Power_distance">Geert Hofstede</a>’in kültürleri değerlendirme modelinin temel taşı olan güç mesafesinin (orjinalde <em>power distance</em>) yüksek olduğu toplumlarda sıklıkla görülüyor. Güç mesafesi veya aralığı ya da uzaklığı diye adlandırdığımız bu gözlem, bireylerin toplumda, organizasyonlarda, iş yerlerinde gücün dengesiz dağıldığını kabul etmeye ne kadar yatkın olduğunu, otokratik yapıya karşı haklarını korumada ne kadar istekli olduğunu ölçüyor. Güç mesafesi çok yüksek olan Çin gibi bir ülkede, insanların bir araya geldiği her fırsatta, belli güç dengelerine göre saygı ritüelleri ve hareket şekilleriyle karşılaşıyoruz. Güç mesafesi Güneydoğu Asya ve Ortadoğu’da, ve tabii yine yüzyıllarca sömürge kalan G. Amerika’da çok yüksek. Hofstede’in modelinde ortaya koyduğu güç mesafesi, bireysellik, erkek egemenliği, belirsizliği savuşturma eğilimi araştırmalarında ülkelerin sırasına <a target="_blank" href="http://www.clearlycultural.com/geert-hofstede-cultural-dimensions/power-distance-index/">ClearlyCultural.com</a>’dan bakabilirsiniz, aşağıdaki haritada koyu renkler güç mesafesinin en yüksek olduğu ülkeler.</p>
<div align="center">
<div style="width:551px; text-align:center" class="captionfull"><img alt="Koyu renkli bölgeler power distance değerlerinin yüksek olduğu ülkeler" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/guc-mesafesi-dunya-haritasi.jpg" width=551 height=214 title="Güç mesafesinin yüksek olduğu ülkelerde bireyler her türlü güç eşitsizliğini kanıksama ve kabullenmeye daha meyilli oluyor"/>
<p>Güç mesafesinin yüksek olduğu ülkelerde bireyler her türlü güç eşitsizliğini kanıksama ve kabullenmeye daha meyilli oluyor</p>
</div>
</div>
<p>Pilotaj becerisinden ziyade pilotların iletişim yeteneklerine dönecek olursak, pilotların toplumlarını birebir yansıttıklarını söyleyemeyiz. Mesela pilotlar arasında en yüksek güç mesafesi Brezilyalılar’da. Koreli pilotlar ise ikinci sırada yer alıyor. Zaten bu ülkeler normalde de yüksek güç mesafesinin egemen olduğu toplumlar. Kore kokpitlerindeki hiyerarşiyi bizzat gözlemleyen danışmanlar da zaten bulgularında bu gerçeği görmüş ve önerilerini bu doğrultuda ele almışlar.</p>
<p>Fazla detaya gerek yok, Koreli pilotların toplumsal hayatta faydalı, havada zararlı olabilen bu vasıflarını kısa sürede iyileştirmek için davranış dersleri, gerçeğe dayalı temsiller, denemeler yapan Kore Havayolları aynı zamanda mükemmel İngilizce uçuş diline hakim olma zorunluluğu getirmiş. Hiçbir pilot işinden olmamış, ama “siz” ile “sen” farkının bile anlaşılamayabileceği İngilizce’nin daha sık kullanılmasıyla samimiyetten mesafeli duruşa altı tip konuşma şekli olan Kore dilinin hissettirdiği mesafeli hava biraz azalmış. Güç mesafesinin azalmasıyla ilgili yapılan diğer çalışmalar sonucu, yazımın başında da yazdığım gibi Kore Havayolları 1997’den beri kaza yapmadığı gibi 2006’da uluslarası Phoenix ödülünü kazandı ve her yıl farklı kategorilerde Asya’nın ve dünyanın en iyisi seçiliyor.</p>
<p>Malcolm Gladwell’in Outliers adlı yakında Türkçe’ye çevrilecek kitabının akışında bu bölümün önemli bir rolü var, o da şu ki, sıra dışı olumlu ya da olumsuz performans söz konusu olduğunda kültürel ve toplumsal faktörlerin olumsuz etkisinden kurtulmak mümkün! Bireyde ve toplamda ülkemiz için anlamlı bir bulgu.</p>
<p>Ama <a href="http://www.thy.com.tr">Türk Havayolları</a>’nın, Amsterdam kazası nedeniyle çıkarması gereken bir ders olduğunu ima etmiyorum. Karakutu açılacak ve gerçekleri öğreneceğiz. Fakat Amsterdam uçuşunun 32 dakika rötarlı başladığını biliyoruz, belki pilotların aileleriyle konuşursak yorgun olabileceklerini de öğreneceğiz. Belki de İstanbul-Amsterdam uçuşunu ilk defa bu pilotlar bir arada yapıyordu ve birbirlerini tanımıyorlardı, belki de yardımcı pilot Hollandalı kule yetkilileri üzerinde kurması gereken etkiyi kuramadı… Ama ümit ediyorum ki hata ne THY uçağından, ne pilotlardan kaynaklandı; umarım Türkiye Havayolları Pilotları Derneği TELPA’nın dediği gibi wake türbülansı, yani kuyruk türbülansı suçludur. Ve tabii yazıyı okurken oluşacak doğal tepkiyi kendim de vereyim; “Kule sütten çıkmış ak kaşık mı!” Tüm yazdığım insani ve sosyal gerçekler kuleyi de verimsiz kılmaz mı?..</p>
<p><strong>İşyerinde Mesafe Olmaz Olur mu</strong></p>
<p>Güç mesafesinin yüksek olduğu toplumlarda alıcı yani dinleyenin rolü önemlidir, müdürüyle konuşan biri doğrudan istediklerini söyleyemez, imalarının anlaşılmasını bekler. Pazartesi sabahı bitmesi gereken iş için müdürüne “Cumartesi buna bakmanız gerekiyor” diyemez, “fırsatınız olup bakarsanız savinirim” der. Güç mesafesinin az olduğu toplumlarda ise dinleyici çok daha umursamaz olma hakkına sahiptir, nakleden, konuşan sorumluluk alır ve istediklerini açıkça söyler. İki uçta da olmamak, doğru dengeyi bulmak gerekiyor. Yeni haftaya çalışanlar, bu zor günlerde müdürlerinin dikkatle kendilerini dinlemeyebileceğini düşünerek açık ve net konuşmanın önemini bilerek girer ve hem motivasyonlarının hem şirketin gökten yere çakılmasını engellemek için gördüklerini söylerlerse, müdürler, patronlar da güç mesafesini azaltacak davranışların anlayıp mesela maddi ödüllerin yanında manevi yaklaşımı unutmaz, bir teşekkürü çok görmezlerse hedefe doğru yolculuğa başlamış olurlar…</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/ucak-kazalari-kokpit-icindeki-%e2%80%9cguc-mesafesi%e2%80%9d-havaalanina-kalan-mesafeden-fazla-olur-mu-ya-toplum-icindeki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2007 ÖSS Şampiyonları Zevk, Ego, Ödül için Tekrar Sınava Giriyor, Geleceğe Hazırlanmaktansa Geçmişle Yaşıyor</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/2007-oss-sampiyonlari-zevk-ego-odul-icin-tekrar-sinava-giriyor-gelecege-hazirlanmaktansa-gecmisle-yasiyor/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/2007-oss-sampiyonlari-zevk-ego-odul-icin-tekrar-sinava-giriyor-gelecege-hazirlanmaktansa-gecmisle-yasiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Jul 2008 10:32:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=220</guid>
		<description><![CDATA[ÖSS sonuçları geride bıraktığımız hafta açıklandı. Bu yıl sonuçlarla ilgili haberler geçmiştekilerden farklıydı. Çünkü "tanıdık yüzler" yine dereceye girdi, 2007 sınavında 1., 2. ve 6. olan öğrenciler, belki çok daha fazlası, 2008 sınavına da bir okul kazanmak için değil kişisel tatmin, derece, ödül, vb. için bir daha girdi. Peki üniversite derslerine ve sonrasına yatırım yapacaklarına geçmişten kopamayan gençler mi yetiştiriyoruz?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ÖSS sonuçları geride bıraktığımız hafta açıklandı, ama bu yıl sonuçlarla ilgili haberler önceki yıllardakilerden farklıydı. Çünkü &#8220;tanıdık yüzler&#8221; dereceye girdi, yani 2007 sınavında 1., 2. ve 6. olan öğrenciler, belki derece yapan daha çok öğrenci, 2008 sınavına da bir okul kazanmak için değil sınava girmek için bir daha girdi ve yine üstün başarı elde ettiler! Ama ülke olarak bu haberin üzerinde durmadık, halbuki bu çocuklarımızın tekrar sınava girmesinin nedenlerini araştırmalı, hatta bulduklarımıza üzülmeliydik.</p>
<div><!--adsense--></div>
<p><span class="black_font20 bosluk cl"><a title="Radikal'in ÖSS haberi" href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&amp;ArticleID=888098&amp;Date=13.07.2008&amp;CategoryID=77" target="_blank">ÖSS&#8217;de tanıdık yüzler dereceye girdi</a> başlıklı haberden detaylarını okuyabileceğiniz üzere, özellikle 2007&#8242;de ilk ona giren üç &#8220;yarışmacı&#8221; okudukları üniversitelerden memnundular, yeni bir okul/bölüm için değil kendilerini kanıtlamak için sınava girdiler. Konuyu irdelemeye başlamadan önce olaya oldukça nesnel yaklaşmaya çalıştığımı söylemeliyim. Her ne kadar kişisel düşüncelerimi paylaşacak olsam da, ÖSS&#8217;de hedeflediğimin altında, yüksek lisans için girdiğim LES sınavında ise üstün bir başarı elde ettiğimi, üniversite hayatımı bölüm birincisi olarak tamamladığımı, ama benden çok daha başarılı ve çok daha başarısız arkadaşlarımın hayatını çok yakından paylaştığımı söylemek istiyorum, lafın kısası bu konularda önyargılarım, kıskançlık veya hayranlıklarım yok.</span></p>
<p><strong>2007 Şampiyonları Amerikalar&#8217;dan Dönüp &#8220;Öylesine&#8221; Yeniden Sınava Giriyor</strong></p>
<p>2007&#8242;de Sözel-2&#8242;de ve Fransızca dil puanında birinci olan Çağrı Sert, geçen sene dershanesi şampiyonluğu karşılığında ödül vaad edip daha sonra arayıp sormadığından birinciliğine gölge düştüğünü söylemiş, &#8220;gelecek sene de kendimi denemek için sınava girebilirim&#8221; demiş. Sert bu kez başka bir dershaneyle sınava hazırlanmış, üniversiteden kalan vakitlerinde dershaneye gitmiş. Geçen yıl ödüller konusunda yaşadığı hayal kırıklığını ise bu sene yaşamayacağa benziyor.</p>
<p>Geçen yıl Sözel-2&#8242;nin 2.si Çağrı Berk Onuk ise ABD&#8217;nin saygın kurumlarından Princeton&#8217;da okuyormuş ve 2008 sınavına girmek için 1,5 ay önce ülkemize dönüp günde üç deneme sınavı çözmüş ve bu yıl hem Sözel hem eşit ağırlıkta 1. olmuş. Doktor olan babası &#8220;hakettiğimiz yerdeyiz&#8221; demecini vermiş.</p>
<p>Bilkent Üniversitesi Moleküler Biyoloji bölümünde eğitim gören, geçen senenin sayısal 13. Özgür Altıner ise bölümünü değiştirmek için ÖSS&#8217;ye girmiş. Bu sene Sayısal puan türünde derece beklemesine rağmen alamayan Altıner, en büyük hayalinin ÖSS 1.liği olduğunu, derece alana kadar sınava girmeyi sürdüreceğini söylemiş. Daha fazla örneğe gerek yok sanırım&#8230;</p>
<p><strong>En Büyük Mutluluk ve Hayal Kırıklıkları, Hatta Kazançlar(!) Testlerden Geliyor</strong></p>
<p>İşte böyle bir ülke olduk. Küçük yaşlardan testlerle büyüyen, sosyalleşemeyen bir grup öğrenci, hayatta elde ettiklerini yine &#8220;testler&#8221; bazında kanıtlamaya çalışıyor, en büyük mutluluklar ve üzüntüler testlerin sonucundan doğuyor.</p>
<p>ÖSS kapsamındaki lise derslerine, test çözmeye yatkınlığı çoktan belli olan küçük yetenekler dereceyi garanti görüp dershanelere kayıt olmadan önce pazarlıklar yapıyorlar, hangi dereceye ne ödül alacakları üzerine. Araba veriliyor, &#8220;otomatik vites isterim&#8221; cevabı geliyor&#8230; Evet artık varsa yoksa ticaret dünyasındayız ama ticarete bu kadar küçük yaşta atılmak ne kadar doğru bunu düşünüyor muyuz?</p>
<p>İşin psikolojik boyutu daha vahim. Evet para, ödül kazanmak için tekrar sınava girmek anlaşılabilir, sonuçta insanlar farklı yeteneklerini, karşı tarafta alıcı varsa, belli bir ücrete satabilirler. ÖSS yeteneği yüksek arkadaşlar da yeteneklerini satıyor. Ama ya ilk örnekte olduğu gibi geçen sene ödülü verilmedi için 1.liğine gölge düştüğünü söyleyen arkadaşımız bu açıklamasında samimi ise, gerçekten kendini kanıtlamak, geçen seneki dershanesini bir nevi cezalandırmak istiyorsa?</p>
<p>Bu nasıl bir ruh halidir, daha bu genç, çocuk denecek yaşlarda bile geçmişi unutamayan, kafasından atamayan, geleceğe bakamayan gençler mi yetişiyor, hem de en çok bel bağladığımız üstün başarılı çok çalışkanlar arasından.</p>
<p><strong>1,5 Ay ÖSS Çalışan, Geleceğe Değil Geçmişe Yatırım Yapan Genci İş Dünyası Ne Yapsın </strong></p>
<p>Peki bu gençlerin bir sonraki adresi olan, iş dünyası, akademi, sivil toplum kuruluşları vaya devlet kurumları böyle bireyler mi arıyor? Rahatlıkla söyleyebilirim ki iş dünyası geçmişiyle barışık, geleceğe güvenle bakan, sadece eğitim, iş değil özel hayatta dahi yaşanabilecek tersliklerin üstesinden gelmesini bilmiş, pozitif, yapıcı motivasyonu yüksek bireyleri tercih ediyor.</p>
<p>Hem de ancak böyle bireyler sürekli gelişime açık olabiliyor. ABD&#8217;den bir buçuk ay önce gelip ÖSS&#8217;ye, sebep ne olursa olsun, yeniden hazırlanmaya başlamış bir öğrenci bu bir buçuk ayda okuduğu üniversitede geleceğe yatırım yapamaz mıydı? ÖSS&#8217;de geçen sene kazanılamayan 1.lik yerine 2.likle yetinip, asıl şimdiki Amerikan Üniversitesi&#8217;nde bölümünü birinci bitirmek için önümüzdeki seneki derslerine çalışamaz mıydı?</p>
<p>Pek mümkün değil ama, varsayalım ki bu sene yeniden sınava girenler hiç hazırlık yapmadılar, pazar sabahı erkenden uyanıp sadece sınava girdiler. Bu 4-5 saat bile onlar için daha iyi kullanılabilirdi, bu kadar başarılı odaklılarsa, birkaç Çince, Hintçe kelime öğrenebilir ya da bu ülkelerden gelecekte artacak rekabetle ilgili bir şeyler okuyabilir, hazırlıklı olabilirlerdi. Veya yoğun iş dünyasına atılmadan önce bu gençlik yıllarında 3-4 saat daha fazla eğlenip psikolojik gelişimlerini hızlandırabilirlerdi.</p>
<p>Bu ülkenin geleceği ne kadar parlak acaba&#8230;</p>
<div><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/2007-oss-sampiyonlari-zevk-ego-odul-icin-tekrar-sinava-giriyor-gelecege-hazirlanmaktansa-gecmisle-yasiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AKP Davası &#8220;Google Davası&#8221;na Dönüşen Ülke</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/akp-davasi-google-davasina-donusen-ulke/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/akp-davasi-google-davasina-donusen-ulke/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2008 17:56:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=212</guid>
		<description><![CDATA[AKP'nin kapatılmasına yönelik iddianameye karşılık hazırlanan savunmada, iddianame hazırlanırken İnternet'ten faydalanılması eleştirilerek "Bu adeta 'Google Davası'dır" yakıştırması yapılması İnternet'i nasıl gördüğümüz hakkında tarihe düşülmüş acı bir not]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ergenekon gözaltılarının yeniden ülkeyi sarstığı bir günde yazı yazma fırsatı denk geldi, her ne kadar konsantre olmak zor olsa da&#8230;</p>
<div align=center><!--adsense--></div>
<p>AKP&#8217;nin kapatma davası iddianamesi ve savunma metni yüzlerce sayfayı aşıyor. Ben metinleri okumadım, anahtar noktalarını medyadan takip ettim. İddianame ve savunma metinleri pek çok web sitesinden bulunabilir, örneğin gazeteci Can Dündar&#8217;ın sitesinde iddianame, dört ayrı cevap metni <a title="Can Dündar'ın sitesinde iddianame ve tüm cevap metinleri bulunabilir" href="http://www.candundar.com.tr/index.php?Did=6894" target="_blank">ayrı ayrı dökümanlar olarak bir arada bulunuyor</a>.</p>
<p>Fakat savunma metinleri içinde <a title="PDF dosya formatında" href="http://www.candundar.com.tr/_media/esasailiskincevaplar.pdf" target="_blank">&#8220;esasa ilişkin cevaplar&#8221; adlı döküman</a>da Google ve İnternet kullanımı ile ilgili dile getirilenler yazılarımın ve benim ilgi alanıma girdiği için belli bölümünü okumadan yazmak istemedim. Okuduklarım ise beni gerçekten hayrete düşürdü.</p>
<p>AKP savunmasında iddianameye cevap verirken ana tezler sunulmuş, örneğin; &#8220;İddia makamının demokrasi ve laiklik yorumu evrensel anlayışla bağdaşmamaktır&#8221; gibi. Bu tezlerin içi alt başlık ve açıklamalarla doldurularak savunma şekillendirilmiş.</p>
<p>İkinci ana tez ise &#8220;Bu davada sunulan delillerin ispat hukuku bakımından delil olma değeri yoktur&#8221;. İşte bu bölümde tam 9 alt başlık bulunuyor ama bunlardan ilki çok düşündürücü.</p>
<p>Çünkü bu bölümde kapatma davasına &#8220;<strong>Google Davası</strong>&#8221; adı yakıştırılmakta. Bunun nedenini gelin beraber okuyalım:</p>
<blockquote><p>&#8220;Yargılama hukukunun temel ilkesi delillerden sonuca gitmek iken, partimiz hakkında açılan davada bu ilke tersine çevrilmiş görünmektedir. Önce dava açmaya karar verilmiş, daha sonra da bunun için delil toplanmıştır. Nitekim iddianameye ek olarak sunulan dosyalarda yer alan gazete haber ve yorumlarının büyük bir kısmı bunların yayınlanmasından <em>yıllarca sonra internet yoluyla derlenmiştir</em>. Bu nedenle bu dava adeta bir <em>“google davası”</em>dır. Başsavcı, çok sayıda haber ve yorumu dava açma tarihine yakın bir zamanda <em>anahtar kelime yazarak “google” arama motorundan arama yapmak suretiyle elde etmiştir</em>. Örneğin, iddianamenin 10, 14, 29, 74, 93, 95, 97, 100 nolu eklerinde yer alan bazı deliller bunlardan sadece birkaçıdır. Bu şekilde internetten elde edilen gazete haber ve yorumlarının 2 Şubat 2008 Cumartesi ve 3 Şubat 2008 Pazar günleri indirildiği<br />
görülmektedir. Bu durum Başsavcılığın partimiz hakkında dava açabilmek için hafta sonu tatilinde bile yoğun bir mesai yaptığını göstermektedir.</p>
<p>(&#8230;) İddianamede delil olarak kullanılan gazete kupürlerinin çok az bir kısmı, ilgili gazetelerden günü gününe kesilen kupürlerden oluşurken, büyük kısmı ise sonradan belli bir zaman diliminde <em>gazetelerin internet sayfalarından arşiv taraması yapılarak çıktı alınmak suretiyle verilmiştir</em>.</p>
<p>(&#8230;) Ses ve görüntü kayıtlarının bile tek başına delil olarak kullanılamadığı bir hukuk sisteminde, <em>internet gibi yalan ve yanlış haberlerin çok yoğun bir şekilde yer alabildiği sanal bir ortamdan delil üretmeye çalışmak</em> bir hukuk garabetidir.&#8221;</p></blockquote>
<p>Delillerin Google&#8217;da anahtar kelime girilip arama yapıldıktan sonra sunulmasına dikkat çekiliyor. Ama zaten bir insan, bir konuda çalışma, araştırma yapmaya önce karar verip sonra da çalışması için bildiği, bilmediği bilgi ve gelişmeleri İnternet&#8217;te arama yaparak bulmaz mı?</p>
<p>İnternet günümüzün ve en azından yakın geleceğin bir numaralı bilgi ve haber kaynağı. Her gün çalışanlar, öğrenciler, eğitmenler iş ve öğrenme amaçlı aramalar yaparken, yüz milyonlarca insan merak, zevk, eğlence, amaçlı aramalaryapıyor. Araştırmalar iki milyara doğru ilerleyen İnternet nüfusunun %84&#8242;ünün düzenli olarak arama yaptığı, aramalarının neredeyse üçte ikisini de Google arama motorundan yaptığını gösteriyor.</p>
<div align=center><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/07/googleakp.jpg" width="470" height="196" class="alignnone size-full wp-image-213" /></div>
<p>İnternet&#8217;ten arama yapılması bir yana, savunmanın dayandığı bir diğer nokta da partinin aleyhindeki deliller olarak sunulan gazete haberlerinin de yine İnternet&#8217;ten, yayımlandıktan daha sonra indirilmiş olması.</p>
<p>Peki bu dönemde evinde gazete küpürü saklayanların çok azaldığını, yayımlandığı gün bile gazeteyi kesmektense İnternet sitesine girip haberi, yazıyı, fotoğrafı bilgisayara kaydetmenin artık akılcı ve mantıklı olduğunu söylemeye gerek var mı&#8230;</p>
<p>Ve maalesef savunmanın bu başlığının sonunda, ülkemizdeki siyasetçilerin, idarecilerin, önemli konumlardaki pek çok insanın İnternet&#8217;e nasıl baktığını bir kez daha görüyoruz: &#8220;İnternet gibi yalan, yanlış haberin yoğun olduğu bir medya&#8230;&#8221; diye uzayıp giden, İnternet&#8217;i hor gören, sıradan, kalitesiz bir kanal olarak nitelendiren demeçlerin bir de savunma metninde tarihe geçmiş olması gelecek nesillere bırakacağımız acı bir ibret cümlesi olacak sanırım.</p>
<p>AKP kapatılır ya da kapatılmaz, konu bu değil. Ülkeyi yönetme hedefindeki siyasi oluşumların çoğunluğu bu vizyonla geleceğe baktıkları sürece, bu zihniyet değişmedikçe kaçırmak üzere olduğumuz son tren, &#8220;bilgi çağı, bilgi toplumu&#8221; treninin en arka vagonunu bile göremeyiz. İşte böyle bir ülkede İnternet yasakları acele hazırlanır, özensiz ve umursamaz tavırlarla İnternet siteleri kapatılır, İnternet&#8217;e erişebilen vatandaş oranı dünya ortalamasının altında kalır, vatandaşımız işini ağır aksak sokaklarda, sıralarda yaptırabilir, zaman, para kaybeder, yabancılara göre daha az bilgi ve donanımla yabancılarla rekabet etmeye çalışır&#8230;</p>
<div align=center><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/akp-davasi-google-davasina-donusen-ulke/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kültür Sanat Yaşamı Zenginleşiyor ama Kültür Başkenti Olmak İçin İzleyiciye Saygı Duymalı, &#8220;Kültür&#8221; Sahibi Olmalı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kultur-sanat-yasami-zenginlesiyor-ama-kultur-baskenti-olmak-icin-izleyiciye-saygi-duymali-kultur-sahibi-olmali/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kultur-sanat-yasami-zenginlesiyor-ama-kultur-baskenti-olmak-icin-izleyiciye-saygi-duymali-kultur-sahibi-olmali/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 May 2008 18:28:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı ve mekanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=207</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul'da alternatif, "özel", bağımsız kültür sanat mekanlarının yeşermesi ümit verici. Büyük bir kazanç olan Pera Müzesi'ni ziyaretimden sonra Garaj İstanbul'da dinlediğim konserin gecikmesi ise "kültür" kavramını yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cumartesi günü ne zamandır ziyaret etmek istediğim Pera Müzesi&#8217;nde, ardından Beyoğlu&#8217;ndaki Garaj İstanbul&#8217;da vakit geçirdim. 2010 yılında Almanya&#8217;nın Essen ve Macaristan&#8217;ın Pécs şehirleri ile birlikte &#8220;Avrupa Kültür Başkenti&#8221; ünvanını taşıyacak olan İstanbul&#8217;da alternatif, &#8220;özel&#8221;, bağımsız kültür sanat mekanlarının yeşermesi ümit verici.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Tepebaşı&#8217;nda 1893 yılında inşa edilen, yakın zamanlara kadar da &#8220;Bristol Oteli&#8221; adıyla tanınan tarihi yapı Suna ve İnan Kıraç Vakfı&#8217;nın girişimi, çabası ile <a title="Pera Müzesi web sitesi" href="http://www.peramuzesi.org.tr" target="_blank">Pera Müzesi</a>&#8216;ne dönüşeli çok oluyor. Müzenin sürekli koleksiyonlarından şu anda sergilenen &#8220;İmparatorluktan Portreler&#8221; koleksiyonu kaçırılmamalı. &#8220;Kolaj Dekolaj&#8221; sergisinin yanında şu anda şehrin en dikkat çekici sergilerinden birini oluşturmakta olan Joan Miro&#8217;nun baskılar, heykeller ve tabii resimleri de Pera Müzesi&#8217;nde sergilenmeye devam ediyor.</p>
<p>Müzeler haftasında olduğumuzdan pek çok şehirde müzelerin bir ya da birkaç gün ücretsiz gezilebildiği bu dönemi değerlendirmenizi de öneririm. Örneğin 21 Mayıs günü <a title="abancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi web sitesi" href="http://muze.sabanciuniv.edu/main/default.php" target="_blank">Sakıp Sabancı Müzesi</a> yine görmeye değer sergilerini ücretsiz olarak ziyaretçilere açacak. <a title="İstanbul Modern web sitesi" href="http://www.istanbulmodern.org/" target="_blank">İstanbul Modern</a>, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi, Pera Müzesi İstanbul&#8217;a yeni bir heyecan kattılar, her ne kadar İstanbul&#8217;a çok daha fazla müze gerekse de&#8230; Ama bu özel girişimler diğer müzeleri unutturmasın, örneğin Sultanahmet&#8217;teki Türk ve İslam Eserleri Müzesi şu anda pek çok şehirdeki müzelerden parçaları barındıran harika bir sergiye ev sahipliği yapıyor.</p>
<p>Cumartesi günkü ikinci durağım olan <a title="Garaj İstanbul'un web sitesi" href="http://www.garajistanbul.com" target="_blank">Garaj İstanbul</a> kendine has öyküsü ile aynı Pera Müzesi gibi 2005&#8242;den beri Beyoğlu, Galatasaray bölgesinde sanata yeni bir alan yaratmıştı. Benim ilk kez ziyaret ettiğim mekan Galatasaray otoparkının altında 600 metrekarelik bir alanda farklı türlerde sahne sanatı ve performans sergilenmesine fırsat sunuyor. <a title="Garaj İstanbul'un manifestosu" href="http://www.garajistanbul.com/garaj_manifesto.php" target="_blank">Manifestosu</a>, sponsorluğa yaklaşımı, önemli isim ve kurumlardan elde ettiği destek, koyduğu hedefleri ile farklılık yaratan Garaj İstanbul&#8217;da Cumartesi gecesi İtalyan folklorik araştırma grubu Canzoniere Grecanico Salentino müzik yapacaktı. Konser aynı gün Hürriyet Gazetesi&#8217;nin ilavesinde de duyuruldu, belki başka gazetelerde de&#8230; Başlangıç saatinde ise hala teknik ayarlamalar yapılıyor, hangi hoparlörün ne kadar ses vereceği ayarlanıyordu. Tam 35 dakika gecikme ile o güzel performansı izlemeye başladık.</p>
<p>Ama işte o 35 dakika yok mu&#8230; Tüketiciye, müşteriye saygısızlık ücret iadesi gerektirebilir belki ama konu sanat olunca, coşku ve performans iki yönlü paylaşılmak istenirken o ücreti bile istemeye tenezzül etmeden çekip gitmek fazlasıyla mümkün oluyor. Yine dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz. Sesini çıkarmayan, hakkını aramayan Türk insanı, Türk tüketicisi, Türk &#8220;izleyicisi&#8221; ve onun bu durumundan cesaret alarak fazlasıyla sorumsuz davranan diğer insanlarımız, esnafından politikacısına&#8230;</p>
<p>İşte bu zihniyet değişmediği sürece İstanbul&#8217;un kültür başkenti olması gösterişten öteye gidemez&#8230; &#8220;Kültür&#8221; son dönemde sanıldığı kadar basit bir kelime değildir. Kültür ilerici, idealist, pozitivist, sorumluluk sahibi, geçmişin kazançlarının üzerine inşa edilen ortak bir birikim yaratma ve paylaşılma idealinde olmalıdır.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kultur-sanat-yasami-zenginlesiyor-ama-kultur-baskenti-olmak-icin-izleyiciye-saygi-duymali-kultur-sahibi-olmali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>23 Nisan&#8217;ı Bir Futbol Maçından Önemsiz Görmek, Üstünden Siyaset Yapmak!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/23-nisani-bir-futbol-macindan-onemsiz-gormek-ustunden-siyaset-yapmak/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/23-nisani-bir-futbol-macindan-onemsiz-gormek-ustunden-siyaset-yapmak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Apr 2008 21:03:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=190</guid>
		<description><![CDATA[Ulusal değerlerimizi, toplumumuzu bir arada tutan ortak paydaları aşındıran bir olay, demeç, habersiz gün geçmiyor ama bugün yazmadan edemedim. Galatasaray-Fenerbahçe maçı törenler yüzünden kötü zeminde oynanacakmış! Bir de törenlerde tribünde oluşturulan sloganları çıkar amaçlı kullanmaya başlamadık mı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ulusal değerlerimizi, toplumumuzu bir arada tutan ortak paydaları aşındıran bir olay, demeç, habersiz gün geçmiyor ama bugün yazmadan edemedim. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı&#8217;nı bir çocuk şenliği olarak algılayan ve egemenliğin halkın iradesine geçtiğinin sembolü olduğunu fark etmeyenlerin kırdıkları potlar zarar verici olmaya başladı.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Dünkü Milliyet Gazetesi spor sayfalarının manşet haberi şöyleydi: &#8220;Derbiye 23 Nisan Darbesi&#8221;. Haberde haftasonu oynanacak Galatasaray &#8211; Fenerbahçe maçının tarihinin önceden bilinmesine rağmen Galatasaray yönetiminin 23 Nisan kutlamalarının bu sene Ali Sami Yen Stadyumu&#8217;nda yapılmaması için başvuru yapmayı unuttuğu iddia ediliyor. 23 Nisan törenleri esnasında bozulan zeminin derbi maçta ev sahibi takıma sıkıntı yaşatabileceği varsayımı ile 23 Nisan&#8217;ın büyük maça(!) darbe vurduğu ima ediliyor.</p>
<p>Türkiye bu hale geldiyse, Milliyet gibi basının saygın bir markasında böyle şuursuzca, tartışma, spekülasyon yaratma amaçlı, toplumu gerecek, gereksiz hatta belki çok daha ulvi(!) amaçlarla böyle haberler yapılıyorsa gerçekten bu ülkenin geleceği eskiye göre daha az parlaktır.</p>
<div style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-191" title="23 Nisan stadyum törenlerini de yıpratmayalım" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/04/23ntoren.jpg" alt="" width="380" height="281" /></div>
<p>Ben bir Galatasaraylı olarak her sene olduğu gibi bundan böyle de benim taraftarı olduğum takımın maçlarını oynadığı sahada 23 Nisan, hatta 19 Mayıs, 30 Ağustos törenlerinin yapılmasını Fenerbahçe&#8217;ye karşı maç kazanmaya tercih ederim, hem de 1-2 sene değil, hep, her zaman&#8230;</p>
<p>23 Nisan&#8217;ı yıpratanlarla ilgili o kadar çok söylenecek söz var ki&#8230; Neyse, bir de yıpratmak değil, bu kutsal günden yararlanmaya çalışanlar var. Bu sabah evden çıkarken 20-30 saniye göz attığım Ankara&#8217;daki törenlerde karşı tribünde hazırlanan yazılardan biri şunun gibi bir şeydi:</p>
<p>&#8220;Halkın sevgisinden büyük ödül yoktur.&#8221;</p>
<p>Ulu Önder Atatürk&#8217;ün 23 Nisan gibi bir günde söylemeyeceği, aksine halkın, ulusun iradesinin ve yönlendiriciliğinin önemini vurgulayacağı ortadayken böyle bir günde &#8220;biz halkın sevgisini kazandık, halkın gönlündeyiz&#8221; mesajı verdirtmek sizce masum bir davranış mı? Böyle bir günde &#8220;halkı arkasına almanın verdiği gücü&#8221; hatırlatmak yine 23 Nisan ruhuna aykırı bir yaklaşım, bu güne değer katmak değil, bu gün üstünden siyaset yapmaktır.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/23-nisani-bir-futbol-macindan-onemsiz-gormek-ustunden-siyaset-yapmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İspanya Hükümeti’nin kadın çoğunluğu, kadını toplumdan dışlayan Türkiye ve Pippa Olayı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/ispanya-hukumeti%e2%80%99nin-kadin-cogunlugu-kadini-toplumdan-dislayan-turkiye-ve-pippa-olayi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/ispanya-hukumeti%e2%80%99nin-kadin-cogunlugu-kadini-toplumdan-dislayan-turkiye-ve-pippa-olayi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Apr 2008 11:43:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=183</guid>
		<description><![CDATA[Blog’umu yeniden ayağa kaldırdıktan sonra gerek görünüm gerekse de fonksiyonalite konusunda çok şey yapmadan önce, ne zamandır yazmadığım için, hemen bir yazı yazmak istedim. Bu sefer de pek tarzım olmayan bir yazı fikri aklıma geldi.

Çünkü zaten pek çok medya organında görmüş olacağınız bir konu: İspanya Başbakanı Zapatero yeni bakanlar kabinesini açıkladı. Sanayileşmiş ülkeler içinde en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Blog’umu yeniden ayağa kaldırdıktan sonra gerek görünüm gerekse de fonksiyonalite konusunda çok şey yapmadan önce, ne zamandır yazmadığım için, hemen bir yazı yazmak istedim. Bu sefer de pek tarzım olmayan bir yazı fikri aklıma geldi.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Çünkü zaten pek çok medya organında görmüş olacağınız bir konu: İspanya Başbakanı Zapatero yeni bakanlar kabinesini açıkladı. Sanayileşmiş ülkeler içinde en ciddi etnik, siyasi sorunlar yaşayan ülke İspanya sadece 17 bakan ile yönetilebiliyor ve yeni kabinede dokuz kadın bakan var, yani kadınlar çok az farkla çoğunlukta. Özellikle 37 yaşındaki Carme Chacon’un Savunma Bakanı olarak atanması oldukça dikkat çekici oldu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-185" title="İspanya\'nın yeni hükümetinde kadın bakanlar çoğunlukta" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/04/bakanlaresp.jpg" alt="İspanya\'nın yeni hükümetinde kadın bakanlar çoğunlukta" width="363" height="242" /></p>
<p style="text-align: center;">
<p>Durumumuzu zaten biliyorsunuz, 60. Hükümet’in tam 24 bakanı var. Bu 24′ünden sadece biri kadın, o da Nimet Çubukçu, ki bazen demeçleri ve tutumları ile kadın haklarını pek de iyi koruyamayacağı yönünde tartışmalar yaşanıyor. Zaten TBMM’de de kadın temsilci sayısı çok az, aynı iş dünyasının tepe seviyelerindeki gibi. Topluma, genç kızlarımıza ve tabii erkeklere “ideal kadın” imgesi sunmuyor, bir rol modeli, örnek yaratmıyoruz.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/04/bakanlartr1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-186" title="60. Hükümetimiz\'de ise sadece tek kadın bakan var" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/04/bakanlartr1.jpg" alt="60. Hükümetimiz\'de ise sadece tek kadın bakan var" width="500" height="641" /></a></p>
<p>Aksine sürekli zorluklar çıkardığımız kadınları sosyal hayattan, iş hayatından dışlıyoruz. <a title="İlgili haber" href="http://www.iskanunu.com/haberler/haberler/istihdamda-iyilesme-yasansa-da-kentli-ve-genc-kadina-is-yok.html" target="_blank">2008′in ilk üç ay sonuçlarına göre, istihdam</a>ın %74′ü erkeklerle sağlanıyor. Türkiye genelinde resmi, kayıtlı işsizlik %10′un biraz üstünde dolaşırken şehirlerde yaşayan genç kadınların tam %29′u işsiz!</p>
<p>İstihdam edilmemek bir yana genç kızlarımızın çalışmasını da istemiyor, ya da onları çalışmak istemeyecekleri bir ruh haline sokuyoruz. Çünkü daha önemli bir rakam şu: Genç erkeklerin yarısı işgücüne katılırken, yani çalışmak ister, iş arar, ya da çevrelerinden teklif gelmesi durumunda bunu kabul edecek şekilde beklerken genç kadınların sadece %23′ü işgücüne katılıyor!</p>
<p>Kadınlarımızı toplumdan dışlıyoruz. Özellikle şehirlerde, işyerinde hiç ya da çok az kadınla beraber çalışan erkekler “sakat” bir zihinsel gelişimden geçiyor, işgücüne katılım rakamından ortaya çıktığı gibi yolda normal kadın nüfusuna oranla çok az kadın görüyor, iletişim kurmuyor. Toplumda kadın yok!</p>
<p>Çarpık bakış açısı kök salıyor. Tabii ki toplumun ahlaki değerlerine uygun giyinilmeli ama Başbakan’ın danışmanı “Kadına türbanını çıkar demek donunu çıkar demek gibidir” demeci verirken sokaktaki Türk ve turist kadının nasıl bir zihniyetin tehdidi altında kaldığını görüyoruz. Kadın sıkıca giyinse bile erkeğimizin aklı, yorumu, yaklaşımı bambaşka.</p>
<p>Ve işte bu nedenle ülkemizde tecavüz, kadına yönelik suçlar azalmıyor, bu yüzden <a title="NTVMSNBC Pippa'ya elvada haberi" href="http://www.ntvmsnbc.com/news/442698.asp" target="_blank">İtalyan Pippa hayatını kaybediyor</a>.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/ispanya-hukumeti%e2%80%99nin-kadin-cogunlugu-kadini-toplumdan-dislayan-turkiye-ve-pippa-olayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyal Güvenlikte Düzeltmeleri Engellemek Kardeş ve Çocuklarımızın Geleceğini Çalmaktır</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/sosyal-guvenlikte-duzeltmeleri-engellemek-kardes-ve-cocuklarimizin-gelecegini-calmaktir/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/sosyal-guvenlikte-duzeltmeleri-engellemek-kardes-ve-cocuklarimizin-gelecegini-calmaktir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Mar 2008 13:05:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/sosyal-guvenlik-yasa-tasarisini-engellemek-cocuklarimizin-kardeslerimizin-gelecegini-satmaktir/</guid>
		<description><![CDATA[TBMM Genel Kurulu&#8217;nda görüşmeleri süren, son günlerin önemli gündem maddesi ve önümüzdeki haftalarda yeni eylem, iş bırakmalara neden açacak olan Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı Türkiye&#8217;nin geleceği için sandığımızdan çok daha fazla önemli bir konu. Türkiye&#8217;nin iktisadi açıkları deyince cari açık, sağlık ve emeklilik sistemlerindeki açıklar akla geliyor. Cari açık için ne yapılması gerektiği sürekli gündemde, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TBMM Genel Kurulu&#8217;nda görüşmeleri süren, son günlerin önemli gündem maddesi ve önümüzdeki haftalarda yeni eylem, iş bırakmalara neden açacak olan Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı Türkiye&#8217;nin geleceği için sandığımızdan çok daha fazla önemli bir konu. Türkiye&#8217;nin iktisadi açıkları deyince cari açık, sağlık ve emeklilik sistemlerindeki açıklar akla geliyor. Cari açık için ne yapılması gerektiği sürekli gündemde, gazetelerde, iş dünyasında, piyasalarda tartışma konusu. Sağlık sisteminde de pek çok yenilik söz konusu. Ama kimse emeklilik sistemindeki açığın önemini itiraf edemiyor.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Yılda 30 milyar dolar, yani 39 milyar YTL (39 katrilyon eski TL) açık sosyal güvenlik sisteminde meydana gelmekte. Toplanan vergi gelirlerinin tüm topluma eşitlikçi bir biçimde dönmesi gerektiğine, daha önemlisi &#8220;sosyal devlet&#8221; kavramına gönülden bağlı biri olarak sağlık ve emeklilik sistemlerimizde açık olmasını doğal ve gerekli buluyorum.</p>
<p>Ama hemen de eklemek gerekiyor, yılda 30 milyar dolarlık bir açık aklı başında insanların kabul edemeyeceği bir açıktır, çünkü Türkiye&#8217;de enflasyonun düşmesi, büyümenin güçlenmesinin önündeki başlıca engellerden biri bu büyük deliktir. Devletler iflas etmese de bir anlamda çöküntüye gitmemiz, gelecekte emekli maaşı bile ödeyememiz söz konusu olabilir.</p>
<p>Ciddi yıpranma yaratan meslekleri bir yana bırakalım. Diğer tüm iş kollarında emeklilik yaşının arttırılması, emekli olmak için ödenen prim günü sayısının 7 bin günden çok daha yukarıya çıkartılması gerekiyor. Ama biz çalışanlar bunu kabul edilemez buluyoruz, çünkü benciliz, çünkü bugünü düşünüyor, çocuğumuzu, kardeşimizi, torunumuzu umursamıyoruz!</p>
<p>45-50 yaşlar arasında emekli olanların onlarca yıl emekli maaşı alarak emekli yaşamı sürdüğü ve hatta ikinci bir işte, hem de yine SSK&#8217;ya bağlı olarak çalıştıkları ülkemizde bazı gerçekleri anlamamız gerekiyor. Örneğin bu emekli olanlar sadece 20-25 sene hizmet verdikten sonra bir o kadar süreyi hiçbir şey üretmeden maaş alarak geçiriyorsa ülkenin kaynaklarının buna yetmeyeceği açıktır.</p>
<p>İşte bu nedenle emekli maaşları bu kadar düşük! Genç denecek yaşta emekli olmuş milyonlarca insana maaş ödeyebilmek için çalışmakta olanların aylıklarından bu kadar yüksek prim kesiliyor. Primler bu kadar yüksek olduğundan &#8220;kayıtdışı istihdam&#8221; inanılmaz boyutlara ulaştı. Ve yine bu kadar yüksek primlerle işsizlik %10&#8242;un altına inemiyor, iş aramaktan vazgeçenleri dahil edince ise tam %20!</p>
<p>Bugün asgari ücret olarak ayda 435 YTL alan biri emekli olunca ayda 558 YTL alıyor. İki rakam da Türkiye şartlarında geçinmeye yetmeyecek rakamlar ama bunun nedeni ülkenin bütçesinin bir türlü dengelenemeyişi, dağıtılan kadar para toplanamaması. Emekliliği gelen bir asgari ücretli 560 YTL alarak geçinemeyeceği için tekrar bir işe giriyor ve ikinci bir maaş ediniyor. Halbuki emekliliğine daha geç ulaşsa, daha uzun süre çalışssa ve bu süre boyunca her ay 435 YTL&#8217;den daha yüksek bir maaş olsa! Ama bunu düşünemiyoruz.</p>
<p>Kısır döngüyü büyütüyor, az çalışarak erken emekli olmak istiyoruz. Gelişmiş, zenginleşmiş ülkeler bizim gibi erken emekli edip 20-30 yıl emekli hayatı yaşatarak mı kalkındı sanıyoruz&#8230;</p>
<p>Lafı uzatmaya gerek yok. Yarını görebilmemiz lazım. Annem 50 yaşından önce emekli oldu ve şimdi emekli maaşı alıyor, ömrü boyunca da alacak. Ama annem 50 yaşına gelmeden önce emekli olduğu için ona yapılan ödemelerin mümkün olmasını ben daha uzun süre çalışarak sağlayabileceğim. İşverenimle anlaştığım brüt maaşımdan daha fazla sigorta primi kesilecek. Ama bugün yapılan değişiklik mevcut sigortalıları, yani beni de fazla etkilemeyeceğinden, annem kadar olmasa da, ben de çok geç emekli olmayacağım. Benim emekli maaşımın verilebilmesi için de çocuğum daha ağır şartlarda çalışacak, daha az maaş alarak, daha uzun çalışarak.</p>
<p>Siz bu kadar bencil ve çocuğunuzu, gelecek nesillerinizi umursamaz biriyseniz ben bilemem&#8230; Ama Türkiye bu düzeni sürdürebilir mi sürdüremez mi onu biliyorum.</p>
<p>Yüksek prim ödeyeceğinden işçi almak istemeyen esnaf ve iş sahiplerinin arttığı, işsizler ordusunun büyüdüğü ülkede umutsuzluğa düşen daha çok gencin kapkaç ve gasp gibi suçlara yönelmesinin nedenlerinin sizce bunlarla alakası yok mu?</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/sosyal-guvenlikte-duzeltmeleri-engellemek-kardes-ve-cocuklarimizin-gelecegini-calmaktir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Enflasyon Mikrobuna Alışan Bünyemiz ve Enflasyondan Öcü Gibi Korkan Çin! Çünkü Fakirden Zengine Refah Transferi Enflasyonla Oluyor</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/enflasyon-mikrobuna-alisan-bunyemiz-ve-enflasyondan-ocu-gibi-korkan-cin/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/enflasyon-mikrobuna-alisan-bunyemiz-ve-enflasyondan-ocu-gibi-korkan-cin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Mar 2008 20:33:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/enflasyon-mikrobuna-alisan-bunyemiz-ve-enflasyondan-ocu-gibi-korkan-cin/</guid>
		<description><![CDATA[Bu ülkede her gün başka bir konu üzerine, laf ebeliği falan da yapmadan, elle tutulur şeyler yazmak çok kolay. Tepemize aldığımız idarecilerin tutumları, demeçleri, kararları sürekli malzeme sağlıyor. Bunlardan bazılarını yazmaya gerek bile yok, herkes göreceğini görebiliyor, yorumunu yapabiliyor. Ama bazen de gerçekten popülist sözleri öyle güzel söyleyenler oluyor ki maalesef toplumun geniş kesimleri bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu ülkede her gün başka bir konu üzerine, laf ebeliği falan da yapmadan, elle tutulur şeyler yazmak çok kolay. Tepemize aldığımız idarecilerin tutumları, demeçleri, kararları sürekli malzeme sağlıyor. Bunlardan bazılarını yazmaya gerek bile yok, herkes göreceğini görebiliyor, yorumunu yapabiliyor. Ama bazen de gerçekten popülist sözleri öyle güzel söyleyenler oluyor ki maalesef toplumun geniş kesimleri bu sözlerden olumlu yönde etkileniyor.
<div align=center><!--adsense--></div>
<p>Şubat ayı enflasyon oranlarının açıklanması sonrası enflasyon hedefi tartışmalarının &#8220;enflasyon hedeflenmeli mi&#8221; boyutuna kayması en güncel örnek. Son 12 aylık tüketici enflasyonunun yaklaşık %9,1&#8242;e çıkması ve %4&#8242;lük yılsonu hedefinin artık açıkça ulaşılmaz olduğunun kabullenilmesiyle birlikte enflasyonun nedenlerini tartışmaya başlar gibi olduk. Yükselen enflasyon politikacılara sorulduğunda ise özellikle dışsatımla ilgili devlet bakanı <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/437950.asp" title="İlgili NTVMSNBC haberi" target="_blank">Kürşad Tüzmen&#8217;in &#8220;düşündürücü&#8221; açıklamaları</a> geldi:</p>
<blockquote><p>&#8220;Enflasyonda ciddi oranda yanıldık, sorumlu arkadaşlarımız herhalde gereken açıklamaları yapacaktır. Sadece kurla enflasyonu aşağı çekme politikası izlendi. Türk Lirası&#8217;na aşırı değerlenme imkanı verildi. Doların düşük değerde seyretmesi, enflasyonun aşağı çekilmesinde esas araç olarak kullanıldı. Bu kadar ödün verdik, ithalat patlaması yaşadık.</p>
<p>Ben o zaman söyledim: 1.700’den 1.600’e doğru hareketlenirken, ‘şimdi müdahale edelim, bunu tutalım&#8230;’ Ne olacaktı, enflasyon bundan belki 1-2 puan daha yüksek olacaktı&#8230; Açık söyleyeyim; Yüzde 4-5 tamam, onu biz de görmek isteriz. Ama madem yüzde 4-5 olmuyor, yüzde 9’lara çıkıyor. O zaman yüzde 10’u da yüzde 9’u da gözönüne alarak, Türkiye’nin rekabetçiliğini daha da artıracak, ihracatı güçlendirecek bir ülke platformu sağlanması mümkün olurdu.&#8221;</p></blockquote>
<p>İşte Türkiye&#8217;nin klasikleşen &#8220;enflasyondan zarar gelmez&#8221; düşünce yapısındaki idareci yaklaşımı yine karşımızda. İlk bakışta kulağa hoş geliyor değil mi, iktisat ve piyasalara hakim olmayanların da gerçekten döviz fiyatlarının bilerek alçak tutulduğuna inanası geliyor. Bunlara bugün hiç girmeyelim. Günün konusunu yazmama neden olan kısmı şu: &#8220;%5&#8242;i biz de isteriz ama madem olmuyor, %10&#8242;ları kabul edelim&#8221; yaklaşımı. Diğer bölümler zaten tartışmaya açık, çok speküle edilen konular. Bu arada &#8220;1-2 puan yüksek olsa da olur&#8221; diyebilmek de ilginç, enflasyonda 1-2 puanlık ayarlar yapmak kolay olsa zaten enflasyonu düşürmek dünyada bu kadar zor olur muydu?</p>
<p>Hemen bu noktada sabah <a href="http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2008/03/080305_china.shtml" title="BBC Türkçe'nin haberi" target="_blank">Çin Halk Cumhuriyeti Başbakanı Wen Jiabao&#8217;nun ajanslara düşen enflasyon açıklaması</a>nı okuyalım:</p>
<blockquote><p>&#8220;Yıllık %7,1 gibi yüksek bir enflasyon oranını yıl sonunda %4,8&#8242;e çekmeyi amaçlıyoruz. Bu amaçla büyümemizden feragat etmeyi, sadece %8 büyümeyi hedefliyoruz.&#8221;</p></blockquote>
<p>Son dönemde her yıl önceki yıla göre çift haneli hızda büyüyen Çin ekonomisi son olarak %11,4 büyüdü. Dünya ekonomisindeki enflasyon ateşi Çin&#8217;e de sıçradı, bu hızlı büyüme iç talebi de güçlendirdiğinden enflasyon tahminlerin de üstünde artarak %7&#8242;yi geçdi. Enflasyonun ne kadar tehlikeli bir hastalık olduğunu, enflasyonu çok az süre tecrübe etmiş bir ülke olmasına rağmen Çin iyi biliyor olsa gerek ki Başbakan bu sene daha az büyümeyi, yani daha az yeni iş ve aş yaratmayı hedefleyerek enflasyonu düşürmeyi mutlak amaç olarak öne çıkarıyor.</p>
<p>Peki dünyada hiperenflasyon acısını çekmeden, yani %500-1000 gibi yıllık fiyat artışları görmeden, %60, 90, 100 gibi yıllık enflasyon rakamları ile otuz yılı aşkın süre yaşayan Türkiye neden hala enflasyonun ne yaptığını anlayamadı? İktisat bilenler zaten enflasyonu, enflasyonun nasıl gelir dağılımını bozduğunu, fakirden zengine refah transferi yaptığını, teorisiyle birlikte bilmeli. Kamu yönetimi gibi alanlardan mezun insanlar da bunlara vakıf olmalı.</p>
<p>Ben bu donanıma sahip olmayanlar için enflasyonu bir paragrafta basitçe ele alayım. Sağlıklı işleyen bir ekonomide faiz oranları enflasyon oranından yüksek olur, ancak bu durumda bizler paramızı gidip faize yatırırız, aksi durumda faiz bizi tatmin etmez. Enflasyonu düşüremeyen ülkeler gelişmiş ekonomi olarak nitelendirelemez, gerek dışardakilerin gerek içerdekilerin ekonomiye güveni azalır ve paralarını yatırmak için daha çok faiz isterler. Yani enflasyon yükseldikçe faizler daha da fazla yükselir. Ama dar gelirlilerin tasarruf gücü yoktur, ellerine geçen paradan tasarrufa ayırabildikleri miktar yok denecek kadar azdır. Orta gelirli bir miktar tasarruf yapar ama ortanın üstü ve yüksek gelirliler doğal olarak ellerine geçen parayı tamamen tüket(e)mez, çok daha ciddi bir bölümünü tasarruf eder. Bu tasarruflarını da faizle nemalandırırlar.</p>
<p>Yani lafın kısası, enflasyon <em>düşük gelirlilerden yüksek gelirlilere refah transferini hızlandıran bir mekanizmadır</em>. Düşük enflasyon seviyelerinde ise devlet, şirketler ve özellikle de aile harcamalarından ev almaya kadar tüketimlerini borç alarak yapabilen dar ve orta gelirliler daha ucuza borç alabilirler. Yani yüksek gelirlinin tasarrufu tabana nispeten daha fazla yayılır.</p>
<p>Ama bunu bilmesini normalde beklemeyeceğimiz, iktisat donanımı olmayan politikacılar, bazı iş adamları ve pek çok kişi 30 yıldır Türkiye&#8217;de yaşanan yüksek enflasyondan da mı ders çıkarmadı? Sürekli gündemde olan, dün Tüzmen&#8217;in ağzından yarın başkasının ağzından çıkacak olan &#8220;biraz enflasyondan bir şey olmaz&#8221; yaklaşımı herhalde enflasyonsuz yapamayan bünyemizin kıvranmaya başladığının göstergesi.</p>
<p>Önceki gün açıklanan yıllık %9 enflasyon bu kesimin dediği gibi biraz daha yüksek olsaydı, mesela son 3 yıldır %20 seviyelerine yakın dalgalansaydı 2005&#8242;te 50 YTL&#8217;lik bir market poşetinin aynısını bugünkü gibi 64 YTL&#8217;ye değil, ancak 86,50 YTL&#8217;ye doldurabilirdik. Bayram, düğün hediyesi almak için paramız olmadığında bankadan kredi alırken yıllık %30&#8242;a varan faizler öder, kredi kartında bir ay ödeme geciktirirsek bugünkü gibi %6-7 değil, %17-18 faiz ödemek zorunda kalırdık.</p>
<p style="text-align: center"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/03/yirmimln.jpg" alt="Yirmi milyon TL’lik banknot" /></p>
<p>Ama tüm bunlar bir yana, milletçe utanmamız gereken şey paramızın banknot hali olmalıydı. Üstünde tam yirmi milyon, yani 20 000 000 yazan bir kağıtla alışveriş yapmaktan gurur kırıcı ne olabilir? Maalesef enflasyon lobisi, sadece ihracatla kalkınamayacağımızı bilmediği gibi dış dünyayla ticaret yaparken sattığı malın fiyatını 8-9 sıfırla söylemekten de utanmıyormuş demek&#8230;</p>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/yoksulluk-engellenebilir-hem-de-kolayca-enflasyon-ve-yoksulluk/">Yoksulluk Engellenebilir, Hem de Kolayca! Enflasyon ve Yoksulluk</a></li>
</ul>
<div align=center><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/enflasyon-mikrobuna-alisan-bunyemiz-ve-enflasyondan-ocu-gibi-korkan-cin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>En büyük ticaret sitelerinden Alibaba.com da yasaklandı. Devletin teşviği de havaya gidiyor, ihracatçımızın çabası da</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/en-buyuk-ticaret-sitelerinden-alibabacom-da-yasaklandi-devletin-tesvigi-de-havaya-gidiyor-ihracatcimizin-cabasi-da/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/en-buyuk-ticaret-sitelerinden-alibabacom-da-yasaklandi-devletin-tesvigi-de-havaya-gidiyor-ihracatcimizin-cabasi-da/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Feb 2008 20:04:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/en-buyuk-ticaret-sitelerinden-alibabacom-da-yasaklandi-devletin-tesvigi-de-havaya-gidiyor-ihracatcimizin-cabasi-da/</guid>
		<description><![CDATA[Aslında İstanbul&#8217;da ücretsiz dağıtılmaya başlanan gazetelerin getirdiği heyecan üzerine yazacaktım ama yeni ve yine çok etkileyici(!) bir web sitesi engellemesi ile karşı karşıya kaldığımızı öğrenip gazeteleri birkaç gün sonraya erteledim. Dünyanın ve Türkiye&#8217;nin en popüler ikinci sitesi YouTube&#8217;u engelleme kararlarımız yerkürenin farklı bölgelerinde ilgi çekti, ülkemizde de tartışma yarattı. YouTube gibi tartışmalı içeriğin kontrolsüz denecek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aslında İstanbul&#8217;da ücretsiz dağıtılmaya başlanan gazetelerin getirdiği heyecan üzerine yazacaktım ama yeni ve yine çok etkileyici(!) bir web sitesi engellemesi ile karşı karşıya kaldığımızı öğrenip gazeteleri birkaç gün sonraya erteledim. Dünyanın ve Türkiye&#8217;nin en popüler ikinci sitesi <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/youtube-yine-engellendi-ama-interneti-nasil-kullanacagimi-ben-bilirim-diyorsaniz-buyrun-cozum-ellerinizde/" title="Konuyla ilgili bir yazım">YouTube&#8217;u engelleme kararlarımız</a> yerkürenin farklı bölgelerinde ilgi çekti, ülkemizde de tartışma yarattı. YouTube gibi tartışmalı içeriğin kontrolsüz denecek biçimde çoğaldığı bir ortamın engellenmesini onaylayanlar hiç de az değil. Hele işin içine milli değerlerin korunması girince&#8230;</p>
<p><center><!--adsense--></center>Ama bu sefer engellenen site dünyanın en çok ziyaret edilen 250 sitesinden biri olmayı başaran bir şirketler arası ticaret sitesi, <a href="http://www.alibaba.com" target="_blank">Alibaba.com</a>. Çinli Alibaba Grubu&#8217;nun Yahoo! China ve diğer sitelerinden oluşan portföyünde en çok öne çıkardığı bu B2B iş platformu aklınıza gelecek neredeyse tüm endüstriyel ürünlerin el değiştirmesinde aracı rolü üstleniyor. Gerek Çin pazarı, gerekse de Çin&#8217;in dış ticaretinde yer almak isteyen sayısız şirketin faydalandığı bu site, T.C. İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi&#8217;nin aldığı kararla Türk Telekom omurgasında engellenmeye başlandı.Engelleme ile ilgili yazmadan önce Alibaba.com&#8217;un dünyanın en güvenilir B2B sitelerinden olduğunu, üye sayısının yüz binlerce şirket şeklinde ifade edilebileceğini, <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/artik-teknoloji-sirketi-degiller-microsoftun-yahoo-teklifi-medya-ve-reklamciligin-gelecegi-uzerine-ve-diger-etkiler/" title="Konuyla ilgili 'Artık teknoloji şirketi değiller, Microsoft’un Yahoo! teklifi medya ve reklamcılığın geleceği üzerine! Ve diğer etkiler' başlıklı yazım">geçtiğimiz haftalarda Microsoft&#8217;un satın almak için 45 milyar dolar teklif ettiği</a> İnternet devi <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/336673.asp" title="NTVMSNBC haberi" target="_blank">Yahoo!&#8217;nun Alibaba.com&#8217;un %40&#8242;ına ortak olmak için 2005 yılında 1 milyar dolar verdiğini</a> hatırlatmak gerekli. Ayrıca Başbakanlık&#8217;a bağlı <a href="http://www.igeme.org.tr/" target="_blank">İhracatı Geliştirme Etüt Merkezi</a> tarafından da Türk ihracatçılarının Alibaba.com sitesine üyelik ücretlerinin bir bölümünün karşılandığını, sitenin kabul gördüğünün bir kanıtı olarak okuyabiliriz.</p>
<p>Alibaba.com&#8217;un engellenmesinin bir nedeni olarak sitede &#8220;Ataturk&#8221; kelimesi aratılınca çeşitli iç çamaşırı, vb. ürünlerin çıktığı şeklinden bir dedikodu olsa da kararın Fikri ve Sınai Haklar Hukuku Mahkemesi&#8217;nce alınması bu olasılığı çürütüyor kanaatindeyim. Belki ülkemizde faaliyet gösteren bir şirketin kabul edilmiş fikri haklarını çiğneyerek ticari zarara neden olan bir Uzak Doğulu üreticinin ürünlerinin sayfalarının engellenmesi talebi yine her zaman olduğu gibi tüm sitenin kapatılmasıyla sonuçlanmış olabilir. Olayın perde arkası yakında görülecektir.</p>
<p>Böyle bir sitenin neden kapatıldığı, arkasındaki mantığın tartışması bizi yine aynı kısır sohbetlere götürecek. Yeni İnternet Kanunu ile ilgili yazdığım yazıların bir paragrafını bile tekrarlamak, Türkiye&#8217;nin bilgi toplumu olamamasının nedenlerine bugün yine değinmek istemiyorum. İnternet&#8217;in ne olduğunu bilmeyenlerin İnternet üzerinde bu kadar etki sahibi olduğu bir ülkede işte böyle ticaret kapılarımızdan birini kapatır, kendi devletimizin bütçesinden ödenen abonelik ücretlerinin uçup gitmesini sağlarız. Bindiğimiz dalı baltalamaya devam, bakalım nereye kadar&#8230;</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/en-buyuk-ticaret-sitelerinden-alibabacom-da-yasaklandi-devletin-tesvigi-de-havaya-gidiyor-ihracatcimizin-cabasi-da/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sigara Yasağı Tekel&#8217;e İlgiyi Azaltır&#8221; Dediler ama BAT 2 Milyar Dolar Verdi, İktisat Bilmek ve Dürüst Olmak&#8230;</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/sigara-yasagi-tekele-ilgiyi-azaltir-dediler-ama-bat-2-milyar-dolar-verdi-iktisat-bilmek-ve-durust-olmak/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/sigara-yasagi-tekele-ilgiyi-azaltir-dediler-ama-bat-2-milyar-dolar-verdi-iktisat-bilmek-ve-durust-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Feb 2008 13:26:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/sigara-yasagi-tekele-ilgiyi-azaltir-dediler-ama-bat-2-milyar-dolar-verdi-iktisat-bilmek-ve-durust-olmak/</guid>
		<description><![CDATA[Uzun yıllardır Meclis&#8217;te bekleyen sigara yasaklarına dair kanunun sonunda kabul edilmesiyle yılın ilk günlerinde konu bir hayli tartışılır olmuş, sigara lobisi ve de sigara yasağını kabullenemeyen çevreler söylemleri arasına &#8220;Ama bu yasakla Tekel&#8217;i özelleştiremezsiniz, ilgilenen olmaz&#8221; iddiasını eklemişlerdi. Ben de konuya Yıllardır Meclis’te Bekleyen Sigara Yasağına 1,5 Sene Geçiş Süresi Veriliyorsa Tekel Niye Özelleştirilemeyecekmiş! başlıklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun yıllardır Meclis&#8217;te bekleyen sigara yasaklarına dair kanunun sonunda kabul edilmesiyle yılın ilk günlerinde konu bir hayli tartışılır olmuş, sigara lobisi ve de sigara yasağını kabullenemeyen çevreler söylemleri arasına &#8220;Ama bu yasakla Tekel&#8217;i özelleştiremezsiniz, ilgilenen olmaz&#8221; iddiasını eklemişlerdi. Ben de konuya <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/yillardir-mecliste-bekleyen-sigara-yasagina-15-sene-gecis-suresi-veriliyorsa-tekel-niye-ozellestirilemeyecekmis/">Yıllardır Meclis’te Bekleyen Sigara Yasağına 1,5 Sene Geçiş Süresi Veriliyorsa Tekel Niye Özelleştirilemeyecekmiş!</a> başlıklı yazımda yer vermiştim, çünkü basında ekonomi ile ilgili yazanlar ve hatta bazı ekonomistler bile bu söylemleri paylaşır olmuşlardı.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Öncelikle şu gerçeğin altını çizmiştik, bugün bireyler ve kurumlar iktisadi kararlarını alırken, varlıklarını nasıl kullanacaklarını düşünürken geleceğe yönelik beklentilerine göre karar alırlar. Zaten iki yıl önce yürürlüğe girmesi beklenen <span class="textBodyBlack">&#8220;Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanun&#8221; çoktandır gündemde idi ve er geç kabul edileceği belliydi. Ve kabul edildiğinde tam 18 ay gibi gereğinden uzun bir geçiş/uyum süresi öngörüldü. Yani, Tekel&#8217;in özelleştirilmesiyle ilgilenen kurumları yönetenlerin bu yasağın geldiğinden ve bir gün uygulamaya geçeceğinden haberleri vardı, onlar saf mı, bilinçsiz mi ki kanunun çıkışı özelleştirme sonrasına ertelenseydi beklentileri farklılaşacaktı.</span></p>
<p><span class="textBodyBlack"></span>Yazımın sonunda bu kadar uzun bir geçiş süresi ve bu kadar çok tiryaki ile Tekel&#8217;in beklentilerimizin de üstünde teklif alacağını söylemiştim. Nitekim dün Tekel ihalesi yapıldı ve sigara devlerinden <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/436544.asp" title="NTVMSNBC haberi" target="_blank">BAT 1,72 milyar ABD Doları teklif ederek Tekel&#8217;in yeni sahibi oldu</a>. 2002 yılında yapılan ilk ihaleyi bir başka dev, JTI 1,15 milyar dolarla kazanmış ama ardından ihale iptal edilmişti. Hem de Tekel&#8217;in pazar payı o dönemde %60&#8242;lardaydı. Sürekli pazar kaybeden Tekel bugün %30&#8242;luk bir paya sahip ama yeniden yapılandırıldı, doğru yönetildi, doğru özelleştirme yöntemiyle de çok daha az satış yapan bir Tekel çok daha yüksek fiyata alıcı buldu.</p>
<p><span class="textBodyBlack"></span>Bu fiyatın, 2 aydır etkisini iyice hissettiğimiz global bir dalgalanmanın ortasında geldiğini, uluslararası finans kurumlarının büyük sıkıntılar yaşadığı ve borçlanmanın birkaç ay öncesine göre ciddi şekilde pahalılaştığı bir dönemde geldiğini de görmek lazım.</p>
<p>Tekel&#8217;e ilginin azalmayışının nedeni dünyanın en çok sigara içen ülkelerinden biri olmamız. İhaleyi kazanan BAT&#8217;ın bir yöneticisinin açıklaması Türkiye&#8217;de yıllık 110 milyar adet sigara tüketildiği yönünde, bu da şu demek, <a href="http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber_detay.asp?PID=318&amp;haberID=420883" title="Yeni ve şaşırtan nüfus rakamları ile ilgili CNN Türk haberi" target="_blank">70,6 milyon</a> insanımız kişi başına yılda tam 1558 adet sigara içiyor! Bebekleri, çocukları, herkesi dahil ederek 70 milyona böldüğüme dikkat çekeyim. Erkeklerin %60&#8242;ının sigara içtiği bir ülkedeyiz.</p>
<p>İşte bu nedenle, sigarayı belli alanlarda yasaklamaya yönelik kanun çok önemli. Sigara içenlerin çoğu kanunu henüz umursamadığı gibi Tekel&#8217;in özelleştirilmesiyle ilgilenen firmalar da zaten Türkiye&#8217;de tiryakiliğin kısa dönemde azalmayacağının fazlasıyla farkında. Nitekim yine bir BAT yetkilisi &#8220;Yasak tüketimde en fazla %10 etkili olur&#8221; diyor.</p>
<p>Öte yandan bu ihaleye girmeyen JTI&#8217;ın yöneticilerinin &#8220;<a href="http://www.gazeteport.com.tr/EKONOMI/NEWS/GP_158427" target="_blank">Tekel&#8217;in rekabetçi olması için 200 milyon dolantr yatırım yapılması gerekir</a>&#8221; şeklinde basında yer alan yaklaşımını da hesaba katarsak BAT&#8217;ın kısa vadede Türkiye&#8217;ye 1,92 milyar dolar harcamayı göze aldığını da görüyoruz.</p>
<p>Demek ki Ocak ayında kanuna karşı yapılan &#8220;halkla ilişkiler&#8221; çalışması(!), doğruları söylemiyormuş&#8230;</p>
<p><strong>Hürriyet Binasında Sigara İçmek Yasaklandı Bile</strong></p>
<p>Bu arada Tekel özelleştirmesine teklif veren konsorsiyumlardan birinde yer alan Doğan Grubu&#8217;nun sembolü Hürriyet Medya Towers&#8217;da 25 Şubat, yani pazartesi gününden itibaren sigara içilemeyecek. Kanunda öngörülen 18 aylık geçiş süresi fazlasıyla uzun ama ülkemizde herşeyi sona bırakma alışkanlığı nedeniyle yine de bu dönemde uyum sağlayamayan ve tepki gösterenler olacak. İşte bu nedenle bu gibi aktif yaklaşımlar çok önemli. Bir medya, özellikle gazetecilik merkezinde sigaranın ortalamanın altında içildiğini iddia edemeyiz. Buna rağmen Hürriyet, Doğan Grubu cesur davranarak sigara içme bölümlerini kanunun ardından iki ay geçmeden kaldırıyor, bunu çalışanlarına İcra Kurulu Başkanı Vuslat Doğan Sabancı imzası ile duyuruyor. Ve yasağa uymayanların müdür ve şeflerinin kanuni yetkilerini kullanacağına dikkat çekiyor.</p>
<p>Bir yandan da Tekel&#8217;e teklif veriyor. Demek ki dünya siyah-beyaz değil; aynı anda hem ticari adımlar atılabiliyor, hem de sorumluluk sahibi adımlar. Etik kurallara bağlılık Türkiye&#8217;nin kalkınması için hayati öneme sahip. Başta holdingler olmak üzere diğer şirketlerin de artık hazırlıklarını yapmaları gerekiyor.</p>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/yillardir-mecliste-bekleyen-sigara-yasagina-15-sene-gecis-suresi-veriliyorsa-tekel-niye-ozellestirilemeyecekmis/">Yıllardır Meclis’te Bekleyen Sigara Yasağına 1,5 Sene Geçiş Süresi Veriliyorsa Tekel Niye Özelleştirilemeyecekmiş!</a></li>
</ul>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/sigara-yasagi-tekele-ilgiyi-azaltir-dediler-ama-bat-2-milyar-dolar-verdi-iktisat-bilmek-ve-durust-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ülke Ekonomisi Yerinde Sayarken Türban, Özgürlükten Önce Milyon Oy İçin İmam Hatip Popülizmidir</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/ulke-ekonomisi-yerinde-sayarken-turban-ozgurlukten-once-milyon-oy-icin-imam-hatip-populizmidir/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/ulke-ekonomisi-yerinde-sayarken-turban-ozgurlukten-once-milyon-oy-icin-imam-hatip-populizmidir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Feb 2008 14:34:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/ulke-ekonomisi-yerinde-sayarken-turban-ozgurlukten-once-milyon-oy-icin-imam-hatip-populizmidir/</guid>
		<description><![CDATA[Cuma günü açıklanan 2007&#8242;nin son üç ayının ortalaması Kasım 2007 işsizlik oranı tekrar çift hanelere yükselerek %10,1 oldu. %10, iş arayan, çalışmak isteyenlerin içinde bulamayanların oranı, artık iş aramaktan vazgeçenleri içermiyor. Türkiye gibi işgücüne katılımın %50&#8242;nin altında olduğu bir ülkede %10 çok ciddi bir oran.
Bu arada dünya ekonomilerinin önde gelenlerinde ise bir durgunluk hatta kriz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cuma günü açıklanan 2007&#8242;nin son üç ayının ortalaması Kasım 2007 işsizlik oranı tekrar çift hanelere yükselerek %10,1 oldu. %10, iş arayan, çalışmak isteyenlerin içinde bulamayanların oranı, artık iş aramaktan vazgeçenleri içermiyor. Türkiye gibi işgücüne katılımın %50&#8242;nin altında olduğu bir ülkede %10 çok ciddi bir oran.</p>
<p>Bu arada dünya ekonomilerinin önde gelenlerinde ise bir durgunluk hatta kriz beklentisi var. Bu olasılığı bırakalım ve şuna dikkat edelim; petrol fiyatları 3 yıl önce hayal edemeyeceğiz seviyelere yükseldi, ithal girdiler pahalılaştı, üreticimize kalan kar miktarı daraldı. Az önce İzTV&#8217;de tarihi mekanlarla ilgili bir belgesel izlerken konuksever bir köylümüz mikrofon uzatıldığında ithal tohumun kilosunu 9 YTL&#8217;ye aldığını, kendisine para biriktirme şansı kalmadığını, çocukları doyurmaya çabalamakla yetindiğini söylüyordu.</p>
<p><!--adsense-->Tüm bunların ve Türkiye&#8217;nin mevcut ekonomik durumunun nedeni &#8220;katma değer&#8221; yaratmadaki yetersizliğimiz. Ürettiklerimize bize has kayda değer nitelik katamıyor olmamız. Tohum alıp ekiyoruz, tohumdan çıkan ürünü satıyoruz; hammadde alıp işliyor ihraç ediyoruz, ama yenilik, buluş, inovasyon yapamıyoruz.Çünkü yüzyıllardır bu topraklarda bu şekilde yetiştirildik. &#8220;Başımıza icat çıkarma&#8221; sözü icada, buluşa bakışımızı gösterirken nasıl daha fazla mühendis, bilim adamı, farklı tasarımlar yapan zanaatkar yetiştirebiliriz ki?Ülke çapında belli bir amaç doğrultusunda birbirini tamamlayan parçalardan oluşan bir eğitim stratejisi hazırlamaktansa her hükümet kafasına göre, anlık, dönemsel ve tabii popülist kararlar aldı. Mesleki eğitimin önemini anlamadığımızdan meslek liselerini sadece açmakla yetindik, eğitim kalitesine, endüstri ve iş dünyasının talepleriyle bağlantı, işbirliği olanaklarını düşünmedik. Hatta örnek bir okuldan mezun olanların iş bulabileceği kurumlar var mı, onu bile düşünmedik.Bu teknik liselerde yaklaşık iki yüz ayrı mesleğin eğitimi veriliyor, bazıları çok az sayıda okulda, bazıları ise daha fazla. İstatistikler belli birkaç mesleğin tüm okullar içinde %3 ağırlığa sahip olduğunu gösteriyor. Öte yandan imam ve din adamı yetiştirmesi, dini kurumlarda meslek sahibi etmesi beklenen İmam Hatip okullarının ağırlığının meslek liseleri içinde %7 olduğu açıklanıyor. Nasıl bu kadar yüksek bir oran oluyor sorusunun yanıtı önceki paragrafta bahsettiğim anlık ve popülist kararlar alan hükümetler.</p>
<p>Maalesef ülkenin geri kalan okullarında çocuklarına dinin kurallarına uymayan bir eğitim verildiğini düşünen bir kitle var. Böyle düşünenlerin oyunu almak için siyasilerin tümü daha fazla imam okulu açtılar ve bu ailelere adres göstermiş oldular. Önceki hafta türban tartışmaları ve gelinen noktadan çok sıkıntılı olduğunu açıklayan Süleyman Demirel önce kendi yaptıklarına bakmalı ve oy için ağızlarına bal çaldıklarını hatırlamalı. <a title="CNN Türk dosyası" href="http://www.cnnturk.com/OZEL_DOSYALAR/haber_detay.asp?pid=392&amp;haberid=9269" target="_blank">İmam Hatip açan hükümetler listesi</a>ne baktığımızda Demirel&#8217;in tam 327 okul açtığını, Özal&#8217;ın 90 okulla son derece hızlı davrandığını, Çiller ve Yılmaz bir yana, Bülent Ecevit&#8217;in bile 4 okul açtığını görüyoruz.</p>
<p>En yoğun dönemlerinde 500 bin kız ve erkek öğrenci İmam Hatip okullarında okuyordu. 1-2 ülkede yapılan denemelerin haberlerinin &#8220;provokasyon&#8221; olarak nitelendirildiği ülkemizde asla kadınların imamlık yapamayacağı da ortada iken yüzbinlerce kız öğrenci de imam meslek okullarına kaydedildi. Bunun temel nedeni olarak da bu okulların &#8220;dini bütün&#8221; eğitim vermesi, diğer okulların ise İslam&#8217;a aykırı olarak algılanması idi. Bugün yüzbinlerce imam hatip mezunu kız öğrenci var. Ayrıca bir o kadar da erkek öğrenci. Her yıl bu okullardan mezun olan on binlerin çalışabileceği kadar camii veya dini kurum ise yok. Peki bu kitle ne yapacak; tabii ki başka bir meslek!</p>
<p>Bir insanın anne babası, kardeşleri onun meslek sahibi olması, evine ekmek getirmesini istemez mi! Tabii ki İmam Hatip mezunu gençlerin ailelerini de hesaba katmalı ve bu okulların mezunlarının faydasına yapılacak düzenlemelerin hükümetlere bir milyonun üstünde oy getirme potansiyeli olduğunu görmeliyiz.</p>
<p>İşte bugün üniversitelerde türban ve baş örtüsünün serbest bırakılması girişiminin çıkış noktası budur. Başbakan Erdoğan bir önceki hükümeti döneminde bu konuda pek girişim yapmadıktan sonra önceki ay yurt dışında &#8220;siyasi simge olsa ne olur, yine serbest olmalı&#8221; tarzı açıklama yapar yapmaz MHP olaya dahil olmuş, adeta AKP&#8217;yi peşine katarak &#8220;haydi o zaman&#8221; demiş, süreci başlatmış, hatta AKP&#8217;yi sürecin yönetiminde zor durumda bile bırakmıştır. Bu kadar önemli bir oy potansiyeli MHP&#8217;nin ağzını çoktandır sulandırmıktadır.</p>
<p>Maalesef işin mantığı, matematiği bunu gösteriyor. Çünkü mevcut 8 yıllık ilköğretimde kızlarımızın başı kapalı eğitim alma gibi bir şansları yok. Ancak İmam Hatip okullarına kayıtlı kızlar başları kapalı eğitim almaya başlayabiliyorlar. İşte bugün üniversitede başı kapalı eğitim almak isteyenler de bu öğrenciler ve eski mezunlar. Çünkü mantıken baktığımızda bugün bir muhasebecilik eğitimi veren teknik lisede okuyan bir kızımız ortalama 17-18 yaşında orta öğretimini tamamlamış ve ilk öğretimden beri başını kapatmamış oluyor. Bu kızın başını kapatmaya birden üniversite döneminde başlaması bir olasılık ama düşük bir olasılık.</p>
<p>Demek ki düz mantık, hesap kitap şunu gösteriyor:</p>
<ul>
<li>Türban düzenlemesi &#8220;üniversitede özgürlük&#8221; yaklaşımından çok daha basit bir dürtü ve amaçla gündeme getirilmiştir, bazı aydınlarımız bunu yanlış okusa bile!</li>
<li>Üniversitelerde tesettür serbestisi, zaten tesettürle orta öğretimde eğitim alan İmam Hatip mezunları için yüksek öğretim şansı sağlamaktadır.</li>
<li>Bu şans uzun dönemde İmam Hatip okullarına talebi daha da arttırabilir. Diğer meslek okulları, her türlü lisede İslam&#8217;a uygun eğitim verilmediği kanısında olanların tercihi tamamen imam yetiştirme amaçlı meslek liselerine kayabilir.</li>
<li>Böylece ülkede daha fazla imam okulu açılabilir ve yazının ilk iki paragrafında bahsettiğim ekonomik durumumuzun umrumuzda olmadığını daha da güçlü ilan etmiş oluruz.</li>
<li>Ülkede sanayinin ihtiyaç duyduğu meslek lisesi mezunu azalabilir. Güney Kore&#8217;de 6 yaşındaki öğrencilerin bugün yarıya yakını İnternet kullanabiliyorken küçük yaştan itibaren çocukları mühendisliğe, yenilikçilik ve buluşçuluğa yönlendirme şansımız azalır.</li>
</ul>
<p>Fark edilmiştir, bu yazı duygusal bir şekilde yazılmadı. Elimizdeki gerçek bulgular, veriler, rakamlara dayanarak mantık ve akılcılık çerçevesinde yaklaşmaya çalıştım. İmam Hatip meslek okullarından mezun olanlar odak noktam değil ve olamaz, ülkenin önceliklerini böyle şekillendirenler yazının hedefi. Ailelerinin tercihi yüzünden bu okullara küçük yaşta kaydedilen gençlerin mağdur edilmesinin yolunu açan, bir dönem aynı anda 600&#8242;ün üstünde imam meslek lisesini faaliyette tutan eski siyasiler bunun hesabını vermeli! Geleceğe böyle bir sorunlar yumağı bıraktılar. Bugün o okullarda imamlık ve din adamlığı görevini yapabilmek için mesleki eğitime saatler ayıran kız ve erkek öğrencilerin bir kısmı, o zamanın en azından bir kısmını çok iyi şekilde İngilizce, Rusça, Arapça, Çince ya da başka bir dili öğrenmeye ayırmak istemez miydi, ya da bilgisayar programcılığı, elektronik haberleşme konusunda birikim elde etmeyi?</p>
<p>Bir ekonomist olarak Türkiye&#8217;nin nasıl kalkınabileceği, Türk iktisadi modeli ve Türk sanayisi üzerine okuyan, düşünen biriydim. Ama son dönemde bizzat iş tecrübemle gerçekleri daha da iyi görmeye başladım. Bugün Türk iş aleminin, işletmelerinin en büyük eksiği katma değer yaratma becerisidir.</p>
<p>Ne geçmişten gelen bir sanayi geleneği ne de kurulu kapasite veya sermayemiz varken serbest ticaret rejimine bu kadar şiddet ve hızla geçen, dış ticaret hacmi 200 milyar dolarları çoktan geçen bir ülke olmamız bizi yüksek dış alıma, yani ithalata itiyor. Dıştan aldıklarımızın üstüne ise kendimize has çok az şey ekleyebiliyoruz. Ülke olarak geleceğimizi kurtarmak için nelere dikkat etmemiz gerektiği bu kadar açık ve netken enerjimizi ziyan ediyoruz. Yazmaya gerek görmediğim konular gündemden bir türlü düşmüyor, daha fazla insan kısır tartışmaların içine çekiliyor, kardeş kardeşe, tribün diğer tribüne düşman oluyor&#8230;</p>
<p><!--adsense#linkunit--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/ulke-ekonomisi-yerinde-sayarken-turban-ozgurlukten-once-milyon-oy-icin-imam-hatip-populizmidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geçmişe Götüren Mardin Geleceğimiz İçin, Beraber Yaşamak İçin Örnek</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/gecmise-goturen-mardin-gelecegimiz-icin-beraber-yasamak-icin-ornek/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/gecmise-goturen-mardin-gelecegimiz-icin-beraber-yasamak-icin-ornek/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Jan 2008 19:34:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[doğa, çevre ve gezi]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğrafçılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/gecmise-goturen-mardin-gelecegimiz-icin-beraber-yasamak-icin-ornek/</guid>
		<description><![CDATA[Mardin&#8230; Hakkında söylenecek çok şey var, her biri hakkında sayfalarca yazılabilir. Ama Mardin&#8217;i bir günden biraz uzun görmüş biri olarak daha kısa yazacağım, bu bir günde gördüklerime yüklediğim anlamları&#8230; Söz ettiklerimi ve fazlasını cihansalim.net/galeri altındaki Mardin ve Midyat albümlerinde izleyebilirsiniz.
Aramice kökenli Mardin kelimesi &#8220;büyük kale(ler)&#8221; anlamını taşıyor. Merkezde, kayalık tepenin en üstünde Mardin Kalesi göz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left">Mardin&#8230; Hakkında söylenecek çok şey var, her biri hakkında sayfalarca yazılabilir. Ama Mardin&#8217;i bir günden biraz uzun görmüş biri olarak daha kısa yazacağım, bu bir günde gördüklerime yüklediğim anlamları&#8230; Söz ettiklerimi ve fazlasını cihansalim.net/galeri altındaki <a href="http://www.cihansalim.net/galeri/thumbnails.php?album=8" title="Mardin - cihansalim.net/galeri">Mardin</a> ve <a href="http://www.cihansalim.net/galeri/thumbnails.php?album=9" title="Midyat - cihansalim.net/galeri">Midyat</a> albümlerinde izleyebilirsiniz.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Aramice kökenli Mardin kelimesi &#8220;büyük kale(ler)&#8221; anlamını taşıyor. Merkezde, kayalık tepenin en üstünde Mardin Kalesi göz alabildiğince uzayıp giden, Suriye&#8217;yi gören pürüzsüz ovaya hakim, doruğun altında tepede tarihi yerleşimler &#8220;Mardin Denizi&#8221; diye de adlandırılan bu manzarayı izliyor.</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/galeri/displayimage.php?album=8&amp;pos=1" title="Alacakaranlık vaktinde Mardin Denizi'ne dönüşen Mardin Ovası" target="_blank"><img src="http://www.cihansalim.net/galeri/albums/mardin/normal_P1030053_%28Large%29.JPG" alt="Mardin Denizi!" border="0" height="300" width="400" /></a></p>
<p>Ama bizler için asıl manzara tarihi tepedeki kent. Maalesef beton yapılaşmalar Mardin&#8217;in görüntüsünü de bozmaya başlamış, tarihi taş binalara yapılan ekler özellikle dikkat çekiyor. Gereken özeni göstermeyek bu tarihi zenginliğimizi de kaybetme potansiyelimiz olduğunu gösteriyoruz. Fakat bugünkü haliyle Mardin insanı başka bir zamana götürüyor. Sanki Doğu&#8217;nun gizemli bir kentine, yüzyıllar öncesine gönderilmiş gibi hissediyoruz. Sokakları daracık bırakan yüksek duvarlı avluların içindeki güzellikleri merak ediyor, on metre sonra kesişen bir sokakla bir anda uçsuz bucaksız ovayı görüyor, ilerlemeye devam edince süslü balkon ve kemerlerin karanlıkta bıraktığı bir sokakta duvar işlemelerine hayran kalıyorum.</p>
<p>Daracık sokaklar bir anda çocukların cıvıltılarıyla, oyunlarıyla şenlenebiliyor. Öte yandan, bu duvarlar arasında giden yollarda sığınacak bir kapı açtırmanın imkansızlığı, geçmişin zor dönemlerinde yaşanmış mücadelelerin mekanının tam da bu sokaklar olduğunu düşündürtüyor, ürpertiyor.</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/galeri/displayimage.php?album=8&amp;pos=56" title="Mardin sokakları ve bugününün sahipleri olan çocukları" target="_blank"><img src="http://www.cihansalim.net/galeri/albums/mardin/normal_P1030128_%28Large%29.JPG" alt="Mardin sokakları ve bugününün sahipleri olan çocukları" border="0" height="300" width="400" /></a></p>
<p>Tarihi yerleşimi yaklaşık 3 saat yürürken harika minaresiyle Ulu Camii, Kırklar Kilisesi, Revaklı Çarşı ve daha pek çok yapı birden ortaya çıkıyor. Abdüllatif Camii, Şahtanalar&#8217;ınki gibi ev ve konaklar nispeten daha kolay kendini belli ediyor, tüm yapılar gözümüzü doyuran işçiliğe sahip. Tabii Güneydoğu Anadolu turumun geri kalanının aksine midem de yerel tatlara doyuyor, kubbe de denen yassı içli köfteler, çeşit çeşit pilavlar, işkembe dolması, etli ekmekler, yemeye fırsatım olmayan kaburga dolması gibi mükemmel yerel tatlar diğer bölge şehirlerinin aksine daha ulaşılabilir, daha yaygın gibime geldi Mardin&#8217;de.</p>
<p>Gerek bu açık hava müzesinde gerekse Midyat ilçesinde Müslümanlar, Süryaniler, Yezidiler beraber yaşıyor. Mardin karşılıklı hoşgörü ve anlayışın da ötesinde insanların din ve ırk farkını unutarak nasıl beraber yaşayabileceğini göstermesi açısından Türkiye&#8217;ye büyük bir örnek. İnanç farklılığının yanında ırk olarak da farklılıklara ev sahibi bir bölge, her ne kadar en parlak dönemlerindeki kadar kozmopolit olmasa da&#8230; Geçtiğimiz aylarda fidye için kaçırılan Süryani papazın serbest kalmasına zılgıtlar çekerek sevinen, coşan Müslüman köylü kadınların görüntüleri henüz çok taze.</p>
<p>Midyat da tarihi konakları, yerleşimleri ile bugün unutulan incelik ve zerafeti hatırlatıyor. Süryaniler&#8217;in faal olarak kullandıkları manastırlar dışında tarihi manastırlara da ev sahibi olan ilçe de Mardin merkezi gibi 4000 yıllık bir geçmişe sahip.</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/galeri/displayimage.php?album=9&amp;pos=6" title="Alacakaranlık vaktinde Mardin Denizi'ne dönüşen Mardin Ovası" target="_blank"><img src="http://www.cihansalim.net/galeri/albums/midyat/normal_007_%28Large%29.JPG" alt="Mardin Denizi!" border="0" height="300" width="400" /></a></p>
<p>Anlatacak daha çok şey var, ama belki fotoğraflar kelimeler yerine geçer. <a href="http://www.cihansalim.net/galeri">cihansalim.net/galeri</a> altındaki Mardin klasöründe Deyrulzafaran Manastırı, restore edilmekte olan Kasımiye Medresesi, Midyat klasöründe ise Mor Gabriel Manastırı yazıda bahsetmediğim yapılar. Ayrıca gerek <a href="http://www.mardin.bel.tr" title="Mardin Belediyesi Web Sitesi" target="_blank">Mardin</a> gerekse de <a href="http://site.midyat.gov.tr" title="Midyat Kaymakamlığı Web Sitesi" target="_blank">Midyat</a>&#8216;ın resmi kamu web sitelerinden pek çok tarihi, kültürel bilgi edinebilirsiniz. <a href="Mardinimiz.com" target="_blank">Mardinimiz.com</a> da bir diğer başvuru kaynağı olarak göze çarpıyor.</p>
<p>Mardin&#8217;i görmeli, Mardin&#8217;deki kaynaşmayı ülkemizin her kasabası ve şehrinde yaşamalıyız&#8230;<br />
<center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/gecmise-goturen-mardin-gelecegimiz-icin-beraber-yasamak-icin-ornek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Trenciler Gomünisttir, Arabaya Binenler Önemli&#8221; Zihniyeti Bugün 9 Cana Daha Mal Oldu</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/trenciler-gomunisttir-arabaya-binenler-onemli-zihniyeti-bugun-9-cana-daha-mal-oldu/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/trenciler-gomunisttir-arabaya-binenler-onemli-zihniyeti-bugun-9-cana-daha-mal-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Jan 2008 14:26:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/trenciler-gomunisttir-arabaya-binenler-onemli-zihniyeti-bugun-9-cana-daha-mal-oldu/</guid>
		<description><![CDATA[Pazar günü güzel bir gezi yazısı yazmayı düşünüyordum ama günün ilk haberi hevesimi kırdı. İstanbul-Denizli seferi yapan tren Kütahya&#8217;da devrildi ve kazada 9 kişi hayatını kaybetti. İlk bulgular kaza nedeninin rayların kırılması olduğu yönünde, kazanın olduğu bölgenin köy muhtarı da rayların bakımsızlığına dikkat çekti.
Geçenlerde Avrupa&#8217;da şehirlerarası tren yolculuğuyla ilgili bir sayfa okumuştum ama rakamlar aklımda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Pazar günü güzel bir gezi yazısı yazmayı düşünüyordum ama günün ilk haberi hevesimi kırdı. İstanbul-Denizli seferi yapan <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/433415.asp" title="İlgili NTVMSNBC haberi" target="_blank">tren Kütahya&#8217;da devrildi ve kazada 9 kişi hayatını kaybetti</a>. İlk bulgular kaza nedeninin rayların kırılması olduğu yönünde, kazanın olduğu bölgenin köy muhtarı da rayların bakımsızlığına dikkat çekti.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Geçenlerde Avrupa&#8217;da şehirlerarası tren yolculuğuyla ilgili bir sayfa okumuştum ama rakamlar aklımda kalmamış. Rakamsız da olsa Avrupa&#8217;da çok büyük bir kitlenin tren ile seyahat ettiğini biliyoruz. Fransa, Almanya, İngiltere&#8217;de tren yolculuğu oldukça yaygın, şehirlerarası taşımada raylı ulaşımın daha az pay sahibi olduğu ABD&#8217;de bile New York Merkez Garı havaalanını aratmayan bir yoğunluktadır. Lafın kısası &#8220;serbest pazar&#8221; ekonomisinin önde gelen ülkelerinde raylı sistem hiçbir zaman önemini yitirmedi. Ülkeler bazında bir örnek vermek gerekirse Fransız TGV&#8217;sinin 2003 yılında 1 milyarıncı yolcusunu kutladığını, 2010&#8242;da ise toplam taşınan yolcu sayısının 2 milyara ulaşması bekleniyor! Ve bu rakamın şehir içiyle, metro ile hiçbir bağlantısı yok, tamamen şehirlerarası.</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/5/50/Nagoya_Station%28JR_Central_Towers%29.jpg"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/5/50/Nagoya_Station%28JR_Central_Towers%29.jpg" title="Japon Nagoya İstasyonu Dünyanın En Geniş Alana Sahip Tren İstasyonu" border="0" height="600" width="450" /><br />
<font size="-1">Japon Nagoya İstasyonu Dünyanın En Geniş Alana Sahip Tren İstasyonu</font></a></p>
<p>Ama ülkemizde &#8220;tren gomünist işidir&#8221; yakıştırmasıyla onlarca yıldır hep karayolları yatırımlarına öncelik verildi. Komünist olmamamız için(!) dışardan teşvik gören bu politikayla daha çok otomobil, kamyon gibi motorlu araçlar ithal ettik, tabii bunları çalıştırmak için de benzin. Petrolün varil fiyatının 100 dolarlara tırmandığı bugünlerde kendi petrol kaynakları yok denecek kadar az olan bir ülkede kazandığımız paranın önemli bir kısmı böyle ellerimizden akıyor. Tabii havaya, atmosfere saldığımız karbondiyoksit ile gittikçe dengesi bozulan dünyaya etkimiz de belki asıl korkutucu etki.</p>
<p>Evet, son yıllarda &#8220;hızlı tren&#8221; yatırımları yapıyoruz, ama &#8220;gösteriş&#8221; denecek kadar yetersiz yatırımlar bunlar. Zaten bugünkü haberi duyup da hızlı tren denemesindeki faciayı hatırlamayanımız pek olmamıştır. Öte yandan hala kaynaklarımızı otoyollara ayırıyoruz, 2002 seçimleri döneminde R. T. Erdoğan&#8217;ın önemli sloganlarından biri de &#8220;ülkeyi duble yollarla saracağı&#8221; değil miydi? Evet karayollarımız da ülkenin pek çok bölgesinde ihtiyacı karşılamanın çok altında, fakat ya tren yolları! Onlar iyice geri kalıyor, aradaki makas açılıyor. Bir tek İstanbul-Ankara arası hızlı tren yapma çalışmasıyla medyanın ve nüfusun belli bir bölümünün dikkati çekilebilir, ama ülkenin geri kalanında tren yolculuğu korkulu olmaya devam eder&#8230;</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/trenciler-gomunisttir-arabaya-binenler-onemli-zihniyeti-bugun-9-cana-daha-mal-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başbakan Bahçeli&#8217;yi Türbandan Önce Davos İçin Koluna Taksa, &#8220;Güçlü Ülke ve Ekonomi&#8221; Mesajı Verse!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/basbakan-bahceliyi-turbandan-once-davos-icin-koluna-taksa-guclu-ulke-ve-ekonomi-mesaji-verse/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/basbakan-bahceliyi-turbandan-once-davos-icin-koluna-taksa-guclu-ulke-ve-ekonomi-mesaji-verse/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Jan 2008 21:04:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/basbakan-bahceliyi-turbandan-once-davos-icin-koluna-taksa-guclu-ulke-ve-ekonomi-mesaji-verse/</guid>
		<description><![CDATA[Dünya Ekonomi Forumu 2008 randevusu Davos&#8217;ta başladı. 2007 Davos&#8217;u sonrası yazdığım &#8220;Her Şeye Yukardan Bakmaya Devam, Davos 2007′de Türkiye Kayıptı&#8221; yazımda da vurguladığım üzere mevcut dünya ekonomik düzenine, Davos&#8217;un amacına, konuşulanlara inancımız olmayabilir ama bunları değiştirmek ya da iyileştirmek adına bir şeyler yapmak bir yana, eğer bu düzenin bir dişlisi olmuşsanız bazı şeylerden de geri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.weforum.org" title="Davos WEF Resmi Sitesi" target="_blank">Dünya Ekonomi Forumu</a> 2008 randevusu Davos&#8217;ta başladı. 2007 Davos&#8217;u sonrası yazdığım &#8220;<a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/her-seye-yukardan-bakmaya-devam-davos-2007de-turkiye-kayipti/" rel="bookmark" title="Permanent Link to ">Her Şeye Yukardan Bakmaya Devam, Davos 2007′de Türkiye Kayıptı</a>&#8221; yazımda da vurguladığım üzere mevcut dünya ekonomik düzenine, Davos&#8217;un amacına, konuşulanlara inancımız olmayabilir ama bunları değiştirmek ya da iyileştirmek adına bir şeyler yapmak bir yana, eğer bu düzenin bir dişlisi olmuşsanız bazı şeylerden de geri kalmamanız gerekiyor.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Türkiye&#8217;de mevcut küresel düzene eklemlenmeye çalışıyor, ama böyle bir düzenin parçası olma kararını veren, vereni desteklemiş olan siyasetçiler, çoğu sefer olduğu gibi, sadece bakmakla yetiniyorlar. İş insanları, siyasetçiler, organizasyon ve fikir liderlerinin bir araya geldiği Davos&#8217;a bu yıl Başbakan R. T. Erdoğan katılmıyor.Türkiye&#8217;nin bu foruma neden daha fazla ilgi gösterebileceği, neden katılımını güçlendirebileceği ile ilgili fikirler en başta bağlantı verdiğim geçen yılki yazımdan okunabilir. Ama Türkiye&#8217;nin, ya da siyasilerin neden katılmayabileceği üzerine de pek çok haklı neden sunulabilir. Hele bu yılki forumun daha sönük geçeceği beklentisi varken, pek çok ülkenin devlet başkanları bu sene gelmemişken bu nedenler daha da güçlü olabilir.</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/basbakan-bahceliyi-turbandan-once-davos-icin-koluna-taksa-guclu-ulke-ve-ekonomi-mesaji-verse/davosda-dunya-ekonomi-forumu-2008-basladi/" rel="attachment wp-att-158" title="Davos’da Dünya Ekonomi Forumu 2008 Başladı"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/01/davos08.jpg" alt="Davos’da Dünya Ekonomi Forumu 2008 Başladı" border="0" /></a></p>
<p>Ama katılmama nedenlerinin kabul edilir olabilmesinde Davos&#8217;a gitmeyerek kazanılan zamanda yapılanlar önem kazanıyor. Ya bir başka ülke ile önemli açılımların temeli atılabilir ya da Türkiye&#8217;nin hayati öneme sahip iç meselelerinde, örneğin ekonomi, güvenlik önlemleri gibi önemli çalışmalar yapılabilir.</p>
<p>Maalesef kamuoyuna yansıyan görüntü hiç de öyle değil. Başbakan ve MHP lideri Devlet Bahçeli türbanın yüksek öğretim kurumlarında yer bulabilmesiyle ilgili yoğun olarak çalışıyor, bazen aralarında bazen başkalarıyla medya önünde atışıyorlar.</p>
<p>Son günlerde ise ABD ekonomisinin 2008&#8242;de yavaşlayacağı ve gerçek anlamda bir kriz yaşayabileceği korkusuyla dünya finans piyasaları sallanıyor. Borsalarla beraber şirketler değer yitiriyor, para sığınacak güvenilir liman arıyor, bankalar da yatırımcılar da borç vermekte çok daha seçici davranıyor. Kısa vadede finansal genleşmenin ters döneceği bir gerçek. Bu tablodan Türkiye de etkileniyor, yabancı yatırım ve dış borca bağımlı olan ekonomimiz 2007 yılında yapısal gelişmeler ortaya koyamadığından, en azından 2008&#8242;de dünyaya çok daha güçlü bir mesaj vermek zorunda.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin seçim yılını atlattığı, iktisadi anlamı olan reformlarını sürdüreceği, iç sorunlarını eski dönemlere göre azalttığını göstermesi gerekiyor. İşte bunlar ve ötesi hakkında dünyanın geri kalanının çekincesi olduğundan, daha da kötüsü bizim, Türk halkının korkuları sürdüğünden ülkemize güven az. Güven az olduğu için bugün devletimiz bizlerden ve yabancılardan borç almak için kendi bastığı paraya %15&#8242;in üstünde faiz vermenin maliyetine katlanıyor.</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/basbakan-bahceliyi-turbandan-once-davos-icin-koluna-taksa-guclu-ulke-ve-ekonomi-mesaji-verse/bahceli-ve-erdogan/" rel="attachment wp-att-160" title="Bahçeli ve Erdoğan"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/01/bahcelierdogan.jpg" alt="Bahçeli ve Erdoğan" border="0" /></a></p>
<p>Ülkemize ve dışarıya güven aşılamak, artık işlerin yoluna girmesi için kararlı olduğumuzu göstermemiz gerekiyor. Bunun için diğer ülkelerin aksine sadece başbakanla değil muhalefet partisiyle de Davos&#8217;a katılsak farklılık yaratmaz mıyız? Sayın Erdoğan Sayın Bahçeli&#8217;yi türban konusunda koluna takmadan önce Davos&#8217;ta koluna taksa ve &#8220;ülke olarak biz bütünüz, demokratik ve dinamiğiz&#8221; mesajı verse her şey çok farklı olmaz mı? Ama demek ki öncelikleri bu değil. Demek ki Türkiye ekonomisi ve insanların 2008&#8242;de kriz yaşama, işsiz kalma tehlikelerinden ziyade ülkenin bir numaralı sorunu türban&#8230;</p>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/her-seye-yukardan-bakmaya-devam-davos-2007de-turkiye-kayipti/" rel="bookmark" title="Permanent Link to ">Her Şeye Yukardan Bakmaya Devam, Davos 2007′de Türkiye Kayıptı</a></li>
</ul>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/basbakan-bahceliyi-turbandan-once-davos-icin-koluna-taksa-guclu-ulke-ve-ekonomi-mesaji-verse/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YouTube Yine Engellendi, Ama &#8220;İnternet&#8217;i Nasıl Kullanacağımı Ben Bilirim&#8221; Diyorsanız Buyrun Çözüm Ellerinizde</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/youtube-yine-engellendi-ama-interneti-nasil-kullanacagimi-ben-bilirim-diyorsaniz-buyrun-cozum-ellerinizde/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/youtube-yine-engellendi-ama-interneti-nasil-kullanacagimi-ben-bilirim-diyorsaniz-buyrun-cozum-ellerinizde/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Jan 2008 22:35:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/youtube-yine-engellendi-ama-interneti-nasil-kullanacagimi-ben-bilirim-diyorsaniz-buyrun-cozum-ellerinizde/</guid>
		<description><![CDATA[Dünyanın en popüler video paylaşım sitesi YouTube, kullanıcıların yükledikleri videolar yüzünden mahkeme kararıyla tekrar Türkiye&#8217;de engellenmeye başlandı. YouTube yasağı her şeyden önce teknolojiyi hala anlayamadığımızın kanıtı. Peki anlamayanları o mevkilerde biz tutmuyor muyuz! başlıklı yazımı Mart 2007&#8242;de, o dönemki engelleme kararı üstüne yazmıştım. Aradan zaman geçti, 5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın en popüler video paylaşım sitesi YouTube, kullanıcıların yükledikleri videolar yüzünden mahkeme kararıyla tekrar Türkiye&#8217;de engellenmeye başlandı.<a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/youtube-yasagi-her-seyden-once-teknolojiyi-hala-anlayamadigimizin-kaniti-peki-anlamayanlari-o-mevkilerde-biz-tutmuyor-muyuz/"> YouTube yasağı her şeyden önce teknolojiyi hala anlayamadığımızın kanıtı. Peki anlamayanları o mevkilerde biz tutmuyor muyuz!</a> başlıklı yazımı Mart 2007&#8242;de, o dönemki engelleme kararı üstüne yazmıştım. Aradan zaman geçti, 5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkındaki Kanun” yürürlüğe girdi. Böylece Türkiye’yi yönetenler İnternet’i anlama konusunda mesafe kat etmediklerini resmen göstermiş oldular.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Artık Telekomünikasyon Kurumu altında kurulan <a href="http://www.tib.gov.tr/default.aspx?cid=1" target="_blank">Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı</a> (TİB) adlı birim üyeleri gelen şikayetler doğrultusunda bazı durumlarda web sitelerine erişimi mahkeme kararı olmadan da engelleyebiliyorlar. <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/ihbar-sitemiz-de-acildi-hemen-ihbar-edin-mahkemeye-hakime-gerek-yok-site-kapansin/" title="İlgili yazım">Hatta isteyenler site ihbar ederek</a> son derece hızlı bir şekilde engelleme kararları alınmasını sağlayabiliyor.</p>
<p>Fakat bunlar şaşırtıcı değil, uzunca süredir İnternet&#8217;i zararlı, korunma gerektiren bir &#8220;şey&#8221; olarak algılatmaya yönelik bilinçli ve bilinçsiz bir ortam yarattık. Sonra da bizim için neyin iyi olduğunu bizden iyi bilen bazıları bizim adımıza kararlar almaya başladı. Yıllardır Türkiye ve Türk bilişim dünyası üzerine kalem oynatan, yanlışları ısrarla dile getiren, doğruları alkışlayan biri olarak hep bir umut taşıdım. Vizyon sahibi insanların İnternet olgusunu nasıl yöneteceğimizi doğru bileceklerine yönelik&#8230;</p>
<p>Ama umut beslediğimden ya da ikinci, üçüncü, doksanıncı şans vermek istediğimden yazmadıklarım, dile getirmediklerimden bazılarını artık yazacağım. Çünkü bu ülkenin iyi niyetli, bir şeyler üretmeye ya da bir şeyler öğrenmeye meraklı insanları fazlasıyla mağdur olmaya başladı! 3-5 yıldır web güncesi (blog) yazan, hayatının önemli bir kesitini İnternet&#8217;te tutan biri bir gün kalktığında güncesini ücretsiz yayınlayan dev sitenin tümden engellendiğini gördü. YouTube&#8217;da yabancı dilini geliştirmek, ya da Türkiye&#8217;de izleme fırsatı bulamadığı bir yayını orada yakalayabilmek isteyen biri bunu bugün yapamadı.</p>
<p>Bilinçli insanların İnternet&#8217;i nasıl kullanacaklarına karışılması oldukça tehlikeli. Önemli olan Fatma&#8217;nın, Mehmet&#8217;in gözünü kapatmak, videoyu göstermemek değil, Fatma&#8217;nın, Mehmet&#8217;in o videoyu izlemeyecek olgunluğa ulaşacak eğitimi almasını sağlamak.</p>
<p>Bugün &#8220;artık yazacağım&#8221; dediğim şeylerden biri de bir sayfası yüzünden yüz milyonlarca sayfası yasaklanan bu sitelere nasıl erişilebileceği olacak. Engelleme kararı verildiğinde Türk Telekom&#8217;a iletiliyor. Türk Telekom (TT), örneğin YouTube.com sayfasını yazdığınızda size hangi sayfayı getireceğini DNS adlı sunuculara soruyor. TT&#8217;nin DNS sunucusunda YouTube karşısındaki numaralar değiştiriliyor ve mahkeme kararına yönlendiriliyor. Ama Türkiye&#8217;de zaten pek çok kişi farklı DNS sunucularından faydalanarak istediği siteye giriyor. Ayrıca oldukça fazla kişi de Türk Telekom dışı alternatiflerden İnternet&#8217;e bağlanıyor. Bu kişiler de engellemelerden haberdar bile olmuyor. Yani yasak Türkiye&#8217;de bir grup kullanıcıyı etkiliyor, videoya tüm dünya ve de Türkiye&#8217;nin bir diğer bölümü erişiyor.</p>
<p>Siz de yıllardır yazdığınız blogunuza erişip eski yazılarınıza kavuşup kurtarmak istiyorsanız &#8220;yanlış&#8221; ve &#8220;hatalı&#8221; şekilde tümüyle engellenen sitelerin altındaki yasal içeriğe ulaşmak için TT DNS sunucuları dışında bir DNS sunucu kullanabilirsiniz. Bugün en popüler ücretsiz DNS hizmeti<a href="http://www.opendns.com" title="OpenDNS" target="_blank"> OpenDNS</a>. OpenDNS.com&#8217;a girerek isterseniz sadece bir bilgisayarda, isterseniz modeminizi ayarlayarak tüm bilgisayarlarınızda istediğiniz sürece OpenDNS&#8217;in DNS hizmetinden yararlanabilirsiniz. Nasıl yapacağınızı opendns.com/start adresinden öğrenebilirsiniz. Ama bunu yapmadan önce bu yazının en altındaki <strong>önemli uyarı</strong>yı okumalısınız.</p>
<p>İngilizce kaynak kullanmakta sıkıntı yaşayanlar için kısaca ben bir alternatifi özetleyeyim. Windows&#8217;da Başlat tuşuna basın ve görünüyorsa Denetim Masası&#8217;na, görünmüyorsa Ayarlar altında Denetim Masası&#8217;na tıklayın. Denetim Masası&#8217;nda Ağ Bağlantıları&#8217;nı açın. Burada aktif halde olan &#8220;Yerel Ağ Bağlantısı&#8221;na sağ tıklayın ve Özellikler deyin. Gelen pencerede, &#8220;Bu bağlantı aşağıdaki öğeleri içerir&#8221; başlığı altındaki listede altlarda yer alan TCP/IP&#8217;ye bir kez tıklayın, ardından Özellikler düğmesine basın. Yerel Ağ Bağlantısı Özellikleri adlı pencerenin ikinci bölümünde önce &#8220;Aşağıdaki DNS sunucu adreslerini kullan&#8221; seçeneğini seçin. Ardından ilk DNS satırına 208.67.222.222, ikincisine 208.67.220.220 yazın. (Bu numaralar OpenDNS.com&#8217;un her sayfasının altında var, yılda bir de olsa rakamları kontrol etmeniz iyi olabilir)</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/youtube-yine-engellendi-ama-interneti-nasil-kullanacagimi-ben-bilirim-diyorsaniz-buyrun-cozum-ellerinizde/opendns-dns-sunucularini-kullanmak-icin/" rel="attachment wp-att-156" title="OpenDNS DNS Sunucularını Kullanmak için…"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/01/opendns.gif" alt="OpenDNS DNS Sunucularını Kullanmak için…" border="0" /></a></p>
<p> Tamam ve tekrar Tamam diyerek çıkın. Windows&#8217;unuzu açıp kapamanız gerekebilir, ama artık daha özgür bir İnternet kullanımı için adım atmış olacaksınız. İstediğiniz zaman aynı ekrana gelerek &#8220;otomatik olarak al&#8221; seçeneği ile eski ayarlara geri dönebilirsiniz.</p>
<p>Ülkemiz adına üzücü olan, bu kadar basit yöntemlerle etkisiz kılınacak mahkeme kararları alınması ve de böyle bir yaklaşımla adeta İnternet kullanıcılarını, halkı salak yerine koyanların olması. Yukardaki yöntem pek çoğu arasından sadece biriydi, İnternet alıştıklarınızdan farklı bir ortam. Buna özel çözümler üretmezseniz eski çözümler daha büyük delikler açabilir, sonra yamaması da zor olur&#8230;</p>
<p><strong>ÖNEMLİ UYARI:</strong> T. C. Kanunları&#8217;na muhalefet eden kişilerin faaliyetlerinin sonuçlarına erişmeniz belli şartlar altında suç olarak kabul edilir. Bu sayfada ya da pek çok diğer kaynaktan yararlanarak yasaklanan sitelere erişmeniz halinde tüm sorumluluk bizzat kullanıcıya aittir. Bunu kabul etmeme şansınız olmadığı gibi OpenDNS, vb.lerini, onları tanıtanlarını suçlamanız da haklı bir savunma olmayacaktır.</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/youtube-yine-engellendi-ama-interneti-nasil-kullanacagimi-ben-bilirim-diyorsaniz-buyrun-cozum-ellerinizde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TCMB Başkanı &#8220;İstifa Ederim, Taşınmam&#8221; Derken Başbakan &#8220;Taşırım&#8221; Diyorsa Merkez&#8217;in Bağımsızlığından Şüphe Edilir</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/tcmb-baskani-istifa-ederim-tasinmam-derken-basbakan-tasirim-diyorsa-merkezin-bagimsizligindan-suphe-edilir/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/tcmb-baskani-istifa-ederim-tasinmam-derken-basbakan-tasirim-diyorsa-merkezin-bagimsizligindan-suphe-edilir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Jan 2008 21:23:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/tcmb-baskani-istifa-ederim-tasinmam-derken-basbakan-tasirim-diyorsa-merkezin-bagimsizligindan-suphe-edilir/</guid>
		<description><![CDATA[Bu sabah ekonomi gündeminde ciddi yer kaplayan haber Başbakan Erdoğan&#8217;ın diğer hedeflerin yanında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve kamu bankalarının merkezini İstanbul&#8217;a taşıyacakları yönünde kararlı olduklarını belirten açıklamasıydı. Sıklıkla, gereksiz ve manasız biçimde gündeme aldığımız konulardan biri de bu. İstanbul&#8217;u finans merkezi yapma çabalarına TCMB&#8217;nin taşınmasının katkısı olacağı düşüncesi oldukça tartışmalı. Konu hakkında devlet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu sabah ekonomi gündeminde ciddi yer kaplayan haber Başbakan Erdoğan&#8217;ın diğer hedeflerin yanında <a href="http://www.tcmb.gov.tr" title="TCMB resmi sitesi" target="_blank">Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB)</a> ve kamu bankalarının merkezini <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/432424.asp" title="İlgili NTVMSNBC haberi" target="_blank">İstanbul&#8217;a taşıyacakları yönünde kararlı olduklarını belirten açıklama</a>sıydı. Sıklıkla, gereksiz ve manasız biçimde gündeme aldığımız konulardan biri de bu. İstanbul&#8217;u finans merkezi yapma çabalarına TCMB&#8217;nin taşınmasının katkısı olacağı düşüncesi oldukça tartışmalı. <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/432486.asp" title="NTVMSNBC haberi" target="_blank">Konu hakkında devlet adamları, politikacılar, iktisatçılar, bürokratlar sıklıkla fikir bildirdi</a>kçe bunun sembolik bir faydadan öteye geçmeyeceği fikri ağır basıyor. Ben de benzer şekilde düşünüyorum, yazma nedenim de taşınmanın faydalı olup olmayacağı değil.<br />
<center><!--adsense--></center><br />
Salı günü, belki en başarılı TCMB Başkanımız olan, Süreyya Serdengeçti&#8217;nin küçük bir grupla sohbetine katıldım ve kendisinin de TCMB&#8217;nin bağımsızlığı konusunda ciddi çekinceleri olduğunu yakınen izledim. O günkü sohbeti ve sohbetten sonra düşündüklerimi yazmayacaktım ama daha 3 gün geçmeden böyle bir tartışma oldu. Sabahki haberinin asıl önemi, TCMB Başkanı <a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=199873" title="İlgili Radikal Gazetesi haberi" target="_blank">Durmuş Yılmaz&#8217;ın İstanbul&#8217;a taşınmak yerine istifa etmeyi düşüneceği sinyalini önceden vermiş</a> olmasına rağmen Başbakan ve/veya hükümetinin Banka&#8217;yı taşıma yönündeki kararlılığın Banka&#8217;nın bağımsızlığına tekrar gölge düşürmüş olması.</p>
<p>Para politikasının etkinliği ve &#8220;paracı&#8221; iktisat teorisi tartışmaya açıktır. Hele Türkiye&#8217;de Türk Lirası faizi yatırım ve tüketim kararlarında ana etken değilken, dövizle borçlanma ciddi bir alternatifken, &#8220;TCMB&#8217;nin uğraşı ne kadar sonuç veriyor&#8221; diye düşüncelere dalmak mümkünken&#8230; Ama eğer ülke olarak 2001&#8242;den bu yana sürdürülen ekonomi yönetimi ve seçilen politikaların değiştirilmeyeceği ortadaysa ve hükümetler bunlara bağlılığını sürekli vurguluyorsa, TCMB&#8217;nin tek hedefinin enflasyonu düşürmek olduğunu, bu konuda da bağımsız davranması gerektiğini kabul etmeliyiz.</p>
<p style="text-align: center"><img src="http://cihansalim.net/blog/resim/banknot20k.jpg" /></p>
<p>Serdengeçti döneminde güvenilirlik, inanılırlık (&#8220;credibility&#8221;) konusunda çok büyük başarı elde eden TCMB faiz ayarlamaları bir yana, gelecekteki hareket ve politikalarına yönelik basın açıklamaları, Başkan&#8217;ın ağzından çıkanlarla dahi piyasalara ve ekonomiye yön vermeyi başarabiliyordu. Ama bugün bu güvenilirlik yitirildi. Profesyonelliği ve saygı kazanan tutumuyla son on yılda dünyanın en başarılı başkanlarından olan Serdengeçti, Salı günü bizlerle konuşurken yıllarını verdiği kurumun mevcut etkisi hakkında olumlu konuşmaya gayret etti, bir &#8220;Merkez Bankacı&#8221; olarak yapması gerektiği gibi iyimser göründü. Ama yine de güvenilirlik konusunda kaybedilenleri ince bir dille ortaya koydu.</p>
<p>Enflasyonun düşmemesinden bir nebze, reel faizlerin düşmemesinden ise neredeyse tamamıyla Merkez Bankası&#8217;nın görüntüsünü, algılanışını sorumlu tuttu. İletişimin çok zayıfladığını, etkisiz kaldığını, yerli ve yabancı piyasa oyuncularının para politikalarıyla ve özellikle &#8220;Banka&#8217;nın bağımsız karar alabilme&#8221; yeteneğiyle ilgili ciddi şüpheler taşımaya başladığını Serdengeçti de bizzat gözlemlemiş ve tecrübe etmiş. İyimser bir insan olan, aynı zamanda yıllarını kuruma vermiş biri olarak olumlu konuşmaya gayret eden Serdengeçti&#8217;nin bu sözleri oldukça düşündürücü.</p>
<p>Ayrıca iktisat çevrelerinde bazılarının duymuş olabileceği bazı sözleri o da aktardı, örneğin &#8220;Türkiye&#8217;ye Avrupa&#8217;nın ilk Latin Amerika ülkesi deniyor&#8221; gibi. Ve de Türk hükümetinin dışarda da <em>reform yorgunu</em> gibi görünmeye başladığını, son yıllardaki yapısal değişimlere devam etme isteğinin sorgulandığını, çünkü acı veren iktisat reformlarını yapmak için en uygun dönem olarak bilinen hükümetin ilk 100 gününün çoktan geçtiği gerçeğini sadece burada tartışmadığımızı, dışarda da bunların konuşulduğunu paylaştı. Reform yorgunu bir yönetim bir yana, bu yönetimin bir de faizler, döviz kurları konusunda rahatsızlık hissetmesi ve TCMB&#8217;yi &#8220;sorumlu&#8221; olarak göstermesi oldukça tehlikeli.</p>
<p>Günümüzde enflasyonla mücadelenin inandırıcı olması lazım ki tüm ekonomik birimler, bizler de dahil bu hedefe inanalım. İnandığımızda da Banka&#8217;nın kararlarını destekleyelim, tabii tamamen enflasyon odaklı kararlar alındığını bilirsek. Fakat eğer bu kararlarda hükümetin yönlendirmesi, bazı sektörlerin işine gelecek şekilde kararlar alındığı algısına sahip olanlar artarsa ülke olarak enflasyonla mücadelede başarılı olamayız!</p>
<p>Bu gerçeğe rağmen, Başbakan, &#8220;TCMB Başkanı istifa iması yapmış olsa bile ben bu bankayı taşırım&#8221; der gibi görünüyorsa maalesef faizlerin Serdengeçti dönemindeki seviyelere inmesi için daha çok bekleriz!..</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/tcmb-baskani-istifa-ederim-tasinmam-derken-basbakan-tasirim-diyorsa-merkezin-bagimsizligindan-suphe-edilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
