Yeni teknolojiler, dijital cihazlarla kuvvetlenen değişimin örneğin gazetelerin geleceğine dair yarattığı güvensizlik benzeri bir darbe yemesi beklenen sinema sektörü 2010’lara Avatar sayesinde tekrar kükreyerek giriyor. Medyamızda ABD’nin Afganistan saldırısının eleştirisi şeklinde yorumlanan film ise aslında bunun da ötesinde pek çok mesaj kaygısı taşıyor.
Bayramda önce çoğumuz şaka sandı, ama değilmiş! Devletimiz artık doğan her bebeğin nüfus cüzdanına Anaposta hizmetinden verilen e-posta adresini yazmayı, ve ayrıca tüm Müslüman ve Türki cumhuriyetlerin tercih edeceği Google’a rakip arama motoru kurmayı hedefliyormuş
Türkiye’nin en büyük 500 şirketi listesinde ekonomik krizin tüm şirketleri 2008′de nasıl vurduğunu gördük. Ama Turkcell ve Türk Telekom’un 4 milyar dolar, geri kalan 498 şirketin ise sadece 8,9 milyar dolar kar elde etmesi üstünde durmamız gereken bir konu. Her konuşmamızda, her e-mail alışverişinde ülke refahı telekom tekellerine transfer oluyor!
Kriz daralmaya dönüşünce kapitalizm, komünizm, devletçilik gibi mülkiyeti girişimci birey ile devlet arasında ileri geri çekiştiren kısır sohbetlere daldık. Halbuki satışları çakılan, iflasa doğru giden şirketler çalışanlarıyla yeni modeller denemeye başladılar. Avrupa’da işçiler zor günde işlerini korumak, iyi günde kara ortak olmak için şirkete ortak olmayı talep etmeye başladılar bile.
Tarihin en pahalı simülasyonunda Körfez’de 20 bin asker kaybeden ABD yeni asimetrik savaşlara hazırlanırken en doğru müttefikten en etkin askeri desteği almak istiyor. Obama’nın Türkiye ziyaretini düşünürken Türk Ordusu’nun yeniden kıymet kazanıp kazanmayacağını tartışmadık. Peki ya “Biz kendimizi dinimizle değil ortak değerlerimizle ifade ediyoruz” iması Türkiye’ye mesaj mıydı yoksa Obama’nın hem ABD hem dünya siyasetine heyecanla getirdiği hediye mi?
Resesyonun Türkiye’yi teğet geçmesinin hayalden ibaret olduğunu anladıktan sonra gecikmeli ekonomik paketler açmaya başladık. Fakat paketler imalatı, yerli ürüne talebi canlandırmaktansa sadece ticaretle yetiniyor, hatta ithal mallara talebi arttırıyor.
Yerel seçimleri küçümsememeli, İstanbul Belediyesi Koç ve Sabancı’dan sonra ülkenin 3. büyük holdingi. Obama’nın tarihi İnternet kampanyasını ve nasıl başardığını, ilgisiz kitleleri nasıl harekete geçirdiğini görebilen danışmanlar varsa benzer çabaları burada görebilir miyiz?
Bugün Blog Hareket Günü, dünyada binlerce blog yazarı gibi bugün biz de burada insanlık ayıbı olan “Yoksulluk” gerçeğine eğiliyoruz. Yoksulluk ve enflasyonun nasıl yoksulluk yarattığı benim seçtiğim konu. “Biraz enflasyondan bir şey olmaz” yaklaşımı ülke olarak zenginleşmemizi geciktiriyor!
AKP’nin kapatılmasına yönelik iddianameye karşılık hazırlanan savunmada, iddianame hazırlanırken İnternet’ten faydalanılması eleştirilerek “Bu adeta ‘Google Davası’dır” yakıştırması yapılması İnternet’i nasıl gördüğümüz hakkında tarihe düşülmüş acı bir not
Geçen hafta Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım YouTube’a erişimin engellenmesi hakkındaki sorulara şaşırtıcı cevaplar verdi: “3. Dünya ülkesi site kapatıyor demek fiyaka. Buraya gelip güvenlik, yetki belgeleri almaları gerekiyor. Diğer ülkelerde yapıyorlar, burada yapmıyorlar.” Uzmanlığı, geçmişi, siyasi ve ideolojik yaklaşımı ne olursa olsun bir Ulaştırma Bakanı’nın web sitelerine erişime izin vermek için güvenlik, yetki belgesinden bahsetmesi, [...]
Önceki haftanın önemli haberi “GAP’ı İşsizin Parası Bitirecek” idi. Türkiye’nin en büyük kalkınma hamlelerinden biri olan GAP’ı bitirmek için hala çok büyük bir kaynak gerekiyor. Kaynak bulma çalışması devletin kasasında farklı amaçlarla toplanan fonlara göz dikilmesine neden oldu. İlk akla gelenlerden biri de, çalışanlardan yapılan kesintilerle oluşturulan İşsizlik Sigortası Fonu.
Daha Başbakan “Ayaklar/Başlar” yaklaşımını sergilememiş olduğundan Aysun Kayacı’nın “vergisini vermeyenle oyum niye bir olsun” haklı serzenişine saldırmak için kırdığı “dağdaki çoban” potunu suistimal ediyorlardı. O ara Hürriyet’te Yurtsan Atakan konuya işte böyle yaklaştı: “Tecavüzcüyle aynı oy hakkına sahip olmak“