<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>H. Cihan Salim - Günce... Blog... &#187; siyaset / popülizm</title>
	<atom:link href="http://www.cihansalim.net/blog/category/siyaset-populizm/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cihansalim.net/blog</link>
	<description>www.cihansalim.net</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 09:52:57 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Yerli Otoyu Bırak, Tableti e-Kitaba İndirgeme; Bilgi Üret</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/yerli-otoyu-birak-tableti-e-kitaba-indirgeme-bilgi-uret/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/yerli-otoyu-birak-tableti-e-kitaba-indirgeme-bilgi-uret/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 10:32:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Esintiler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1658</guid>
		<description><![CDATA[Fatih projesi, okullarda öğrencilere tablet bilişim cihazı dağıtma planı ekonomi gündeminin sıcak konularından. Bir diğer konu da, otomobilde yerli üretim. Birine odaklanıp daha büyük kazançlar elde etmek gerekiyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye gibi her hafta büyük başka lafların konuşulup hızla gündemden düştüğü bir ülkede konuları gündemde tutmanın faydası önemli olduğuna inanıyorum. “Türkiye, yerli bir marka ile de otomobil üretmeli” kararı ülke ekonomisinde zaten kıt olan tasarrufların en verimli şekilde kullanılmamasına neden olur.</p>
<p>Okullarda tablet bilişim cihazı dağıtmayı hedeflerken kırsala eğitimi yaymakta zorlanan Hindistan’da bunun ne kadar ucuza, yaklaşık 85 TL’ye gerçekleştirileceğini duyduk mu? Biz bu fiyatlara ulaşamıyorsak 1900’lerin endüstri koluna yatırım yapacağımıza bilişime odaklanmalı değil miyiz? Yazılımlar ve enformasyonu bilgiye çevirmek bilgi çağının temeli.</p>
<p>Yerli kaporta, motor yerine o araçların yazılımını dünyaya ihraç etmeyi hedeflemeliyiz. Hele tablet konusunda, önemli olan cihaz değil, artık içine konacak kitaplar da değil, eğer ki o tabletler sadecenie bir e-kitap okuyucu olmanın ötesine geçsin istiyorsak eğitmenleri geliştirmeli, çocuklarımıza sadece teknoloji değil, bununla birlikte soru sorabilme, yorum yapabilme becerisi kazandırmalıyız.</p>
<p><strong>‘Turkce’ Umrumuzda mı!</strong><br />
Bu yazıyı otomatik yazım kontrolü kapalı bir tablet bilgisayarda aceleyle yazıyor olsam Türkçe kelimesini bile çıkaramayacaktım. Türkiye’de yüz binlerce akıllı telefon sahibi ekranda çıkan sanal klavyelerinde bazı modellerde ‘s’ye uzun bastıklarında ş harfini kullanabiliyorlar örneğin. Sony dışında tabletler de Türkçe harfleri sağ kenara itmiş olan uyduruk Türkçe Q klavyeyle bile gelmiyor.</p>
<p>Zaten Türke F klavye dersen de dalga geçiliyor. 0,99 dolara uygulama almayı biliyoruz, bu basit şeyi zorlayacak gücümüz yok mu? Yunanlılar, Ruslar, Asyalılar, Araplar da İngilizce klavyeye mi mecbur! Don’t you care?!</p>
<p><em>Digital Age Kasım&#8217;11 sayısı köşe yazısının 2. bölümüdür, <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2011/yogunlasan-rekabette-kazanmak-icin-oyun-sahani-tani/">ilk bölüm için buraya tıklayabilirsiniz</a></em></p>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Fyerli-otoyu-birak-tableti-e-kitaba-indirgeme-bilgi-uret%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/yerli-otoyu-birak-tableti-e-kitaba-indirgeme-bilgi-uret/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sanayileşme treninden sonra bilişim treni de kaçmak üzere</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/sanayilesme-treninden-sonra-bilisim-treni-de-kacmak-uzere/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/sanayilesme-treninden-sonra-bilisim-treni-de-kacmak-uzere/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 May 2011 10:30:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1510</guid>
		<description><![CDATA[2011’de ekonomi sayfalarında en çok karşılaştığımız kavram ‘cari açık’. 2010’da patlayan ithalat hız kesmiyor, dış ticaret açığı daha da büyümesin diye Merkez Bankası ekonomiyi soğutmaya çalışıyor. “Sanayileşme treninini kaçırmış olabiliriz ama bilişim trenine yetiştik” söylemine her geçen gün artan Facebook kullanıcı sayımızla(!) tam da inanıp huzura kavuşmak üzereyken, zamanında “One minute” dediğimiz Dünya Ekonomik Forumu’nun yayınladığı yeni rapor bize “One minute” dedi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2011’de ekonomi sayfalarında en çok karşılaştığımız kavram ‘cari açık’. 2010’da patlayan ithalat hız kesmiyor, dış ticaret açığı daha da büyümesin diye Merkez Bankası ekonomiyi soğutmaya çalışıyor. Tüketici tüketmekten imtina etsin diye kredi faizleri yükselsin isteniyor, bunun için bankaların munzam karşılık olarak ‘kenara’ daha fazla para ayırararak,daha az kredi vermeleri yönünde kararlar alınıyor.</p>
<div align="center"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6758407155973721";
//blog-orta-468
google_ad_slot = "3758895704";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//--></script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>
<p>Petrol ve enerjide dışa bağımlılık bir yana, Türkiye’nin imalat sanayi hammadde, yarı mamul alımı ve tüketim malları ithalatının arkasında en basit tanımıyla sanayileşme trenini yakalayamaması, kendi modelini de bir türlü oturtamaması geliyor.</p>
<p>“Sanayileşme treninini kaçırmış olabiliriz ama bilişim trenine yetiştik” söylemine her geçen gün artan Facebook kullanıcı sayımızla(!) tam da inanıp huzura kavuşmak üzereyken, zamanında “One minute” dediğimiz Dünya Ekonomik Forumu’nun yayınladığı yeni rapor bize “One minute” dedi.</p>
<p>10. kez yayınlanan <a href="http://j.mp/WEF-Rapor" target="_blank">Küresel Bilgi Teknolojisi raporu 2010-11</a>’de değerlendirilen ülke sayısı 139’a yükseldi. Raporun ana tablosu olan Networked Readiness, yani ‘bilgi toplumuna hazır olma’ veya  ‘e-dönüşüm’ listesinde, Türkiye 7 üstünden 3,8 puanla tam 71. oldu! 5 yıl önce 3,9 puanla 52. sırada iken aynı puanlarla yerimizde sayarak yaklaşık 20 ülke tarafından geride bırakıldık.</p>
<p>WEF’in raporunda puanlama, her biri altında 3 ayrı sütun olan 3 ana başlıkla yapılıyor: Ülkenin altyapı ve ekonomik, hukuki olarak inovasyon ve bilişim teknolojilerine (BT) yakınlığı; bireyler, özel ve kamu sektörlerinin BT’yi günlük hayat ve işlemlerinde kullanmaya hazır ve istekli olmaları; ve bir ülkenin başlıca toplumsal aktörlerinin BT’yi kullanma oranları.</p>
<p>Bu 3 başlık altındaki toplam 9 sütunu puanlamak için bu yıl tam 71 adet değişken kullanılmış. Bunların bazıları başka çok uluslu araştırmalardan alınmışken yarıdan fazlası bu çalışma için, ülkelerdeki ekonomik aktörler, karar alıcılara doğrudan sorulmuş ve ülkelerini her soru için 1-7 arası puanlamaları istenmiş.</p>
<p>71 değişkenden, basın özgürlüğünde 135, vergilerin etkinliği ve iş dünyasına yük olmasında 117, fikri hakların korunmasında 116. sırayı almışız. Şirketlerin telefon faturaları, mobil iletişim maliyetlerinde de çok gerideyiz.<br />
Bilişim treni, sanayileşme yarışından farklı olarak hammadde, sermaye gibi erişimi kısıtlı, hakimiyet sağlaması zor kaynaklar üstünden hız kazanmıyor. Bireysel ve toplumsal girişimcilik, yaratıcılık ve inovasyonun önünü açabildiğimiz ölçüde iktisadi ve kültürel refaha ulaşmak mümkün oluyor. Bir an önce bilişim trenine son vagonundan bindiğimiz yanılsamasından uyanıp bizden az gelişmiş ama atik ülkeleri tekrar yakalayıp aşmalıyız!
<div align="center"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6758407155973721";
google_alternate_color = "FFFFFF";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
google_ad_format = "468x15_0ads_al";
//2007-10-01: linkunit
google_ad_channel = "8438864729";
google_color_border = "32527A";
google_color_bg = "FFFFFF";
google_color_link = "0000FF";
google_color_text = "000000";
google_color_url = "008000";
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
  src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Fsanayilesme-treninden-sonra-bilisim-treni-de-kacmak-uzere%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/sanayilesme-treninden-sonra-bilisim-treni-de-kacmak-uzere/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Web adreslerine yeni şok yasaklar mı geliyor: Hikaye, Gizli, Haydar, Yerli, Etek ve daha fazlası&#8230;</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/web-adreslerine-yeni-sok-yasaklar-mi-geliyor-hikaye-gizli-haydar-yerli-etek-ve-daha-fazlasi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/web-adreslerine-yeni-sok-yasaklar-mi-geliyor-hikaye-gizli-haydar-yerli-etek-ve-daha-fazlasi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Apr 2011 20:02:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1371</guid>
		<description><![CDATA[Bugün Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından hosting  firmalarına gönderildiği öğrenilen ‘yasaklı sözcükler’ listesi oldukça büyük ses getirmek üzere&#8230; İnternet&#8217;te özgürlük bakımından sicili gittikçe kötüleşen  Türkiye görenleri şaşkınlığa uğratan yeni bir ‘yasaklı sözcükler’  listesiyle karşılaştı.
NTVMSNBC’nin haberine göre bugün servis sağlayıcılara ve hosting firmalarına Telekomünikasyon   İletişim Başkanlığı’ndan gönderilen ve gönderici hanesinde   [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından hosting  firmalarına gönderildiği öğrenilen ‘yasaklı sözcükler’ listesi oldukça büyük ses getirmek üzere&#8230; İnternet&#8217;te özgürlük bakımından sicili gittikçe kötüleşen  Türkiye görenleri şaşkınlığa uğratan yeni bir ‘yasaklı sözcükler’  listesiyle karşılaştı.</p>
<p><a title="ntvmsnbc" href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25207341/" target="_blank">NTVMSNBC’nin haberine</a> göre bugün servis sağlayıcılara ve hosting firmalarına Telekomünikasyon   İletişim Başkanlığı’ndan gönderilen ve gönderici hanesinde   <em>yersaglayici@tib.gov.tr</em> adresinin yer aldığı tebligatta, günlük yaşamda   kullanımından vazgeçilemez pek çok ‘sıradan’ sözcüğü deiçeren yasak   listesi bulunuyor.</p>
<p>Bildirime göre, bu sözcükleri içeren alan adı tahsis edilemeyecek,  kullanılamayacak, mevcut olanlara erişim de kapatılacak. Örneğin  SicakEvYemekleri.com veya .com.tr ile bir web siteniz varsa, Türk  İSS’leri bu siteyi yayında tutarsa cezalandırılacak. Bu da daha fazla  maddi kaynağın zaten zayıf olan Türk İSS ekosisteminden çıkıp yabancı  hosting firmalarına akması demek.</p>
<p>Mektupla birlikte gelen listedeki sözcükler arasında şaşkınlık verici  derecede sıradan sözcükler bulunuyor. Bu sözcüklerden bazıları şöyle:</p>
<p><strong>31, Adrianne, Animal, Hayvan, Baldiz, Beat, Buyutucu, Ciplak,  Citir, Escort, Etek, Fire, Girl (İngilizce’de ‘kız’ demek, Ateşli,  Frikik, Free, Gey, Gay, Gizli, Got (ingilizce ‘get’ fiilinin geçmiş  zaman ya da geçişli hali), Hatun, Haydar, Hikaye, Homemade (ev yapımı  demek), Hot (İngilizce’de ‘sıcak’ anlamında geliyor), İtiraf, Liseli,  Nefes, Nubile (?), Partner, Pic (İngilizce’de ‘picture’ın (resim,  fotoğraf) kısaltmasi), Sarisin, Sicak, Sisman, Teen (İngilizce’de 13-19  yaş grubunda genç), Yasak, Yerli, Yetiskin,  Xn, XX…<br />
</strong></p>
<p>Çok daha uzun olan, içinde küfür ve ahlaksız terimlerin yanında “zoo”  (hayvanat bahçesi) gibi terimler içeren tüm listeyi, bu yazının  altındaki bağlantıdan görebilirsiniz.</p>
<p>Sansür listesinin etkisi, bazı ‘müstehcen’ sözcüklerin içinde  geçtiği  diğer sözcükleri de kapsadığından, erişim engelinin kapsamı  inanılmaz  boyutlara çıkacak. Örneğin içinde iki ya da üç kelimelik  ‘müstehcen’  sözcüklerle çakışan harfleri içeren sözcükler de yasaktan  nasibini  alacak.</p>
<p><a href="http://www.tknlj.com/" target="_blank">Tknlj.com</a>‘da   sıralanan bazı ‘talihsiz’ sitelerden örnekler: Degisikmezeler.com,   herkesokusundiye.com, sokmarket.com, bayramcikolotasi.com,   bilgisayarakademisi.com, sanaldestekunitesi.com, forzabesiktas.com,   tiklayarak.com, donanimalani.org, bakireklam.com, citirkurabiyem.com,   kredikartiborcunubitir.com, burcunubil.com, globaldizayn.org,   casperminishop.net, anlayarakokuma.com…</p>
<p>Hosting  hizmeti veren Ontek firmasının sahibi Murat Deligöz, bu  sansürlü  sözcüklerle sınadıkları sitelerden en az 90 binin bu yeni  yönetmelikle  ‘hemen’ yasaklanabileceğini söyledi.</p>
<div align="center">
<div style="width:450px; text-align:center" class="captionfull"><img title="Artık pek çok web adresi yasaklı mı olacak..." src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/sansur.jpg" alt="Artık pek çok web adresi yasaklı mı olacak..." />
<p>Artık pek çok web adresi yasaklı mı olacak&#8230;</p>
</div>
</div>
<p>Yönetmeliğin iletildiği TİB mektubu şöyle:</p>
<p>“Sayın YETKİLİ,</p>
<p>Bilindiği üzere, 04/05/2007 tarih ve 5651 sayılı “İnternet Ortamında  Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla  Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun”a dayanılarak çıkarılan  “Telekomünikasyon Kurumu Tarafından Erişim Sağlayıcılara ve Yer  Sağlayıcılara Faaliyet Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar  Hakkında Yönetmelik”, 24 Ekim 2007 tarihli ve 26680 sayılı Resmi  Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>İnternete açık hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri  sağlayan/işleten gerçek veya tüzel kişiler yer sağlayıcıdır. Yer  Sağlayıcılığı hizmetini ticari olarak yapmasa bile web sitelerini kendi  sunucularında barındıran gerçek veya tüzel kişilerin Yönetmelik  gereğince Yer Sağlayıcılığı Faaliyet Belgesi almaları  gerekmektedir.İlgili Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasında;  “26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; İntihara  yönlendirme (madde 84), Çocukların cinsel istismarı (madde 103, birinci  fıkra), Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma  (madde 190), Sağlık için tehlikeli madde temini (madde 194),  Müstehcenlik (madde 226), Fuhuş (madde 227), Kumar oynanması için yer ve  imkân sağlama (madde 228) suçları ile 5816 sayılı Atatürk Aleyhine  İşlenen Suçlar Hakkında Kanunda yer alan suçlar,” erişimin engellenmesi  konusu olabilecek suçlar olarak katalog halinde sayılmıştır. İlgili  Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında ise;</p>
<p>Yayınlar; a) İnsan onuruna, temel hak ve hürriyetlere saygılı  olmalıdır. b) Gençlerin ve çocukların fiziksel, zihinsel ve ahlakî  gelişimini zedeleyecek türden içeriklere yer vermemelidir. c) Ailenin  huzur ve refahını sağlayan hususlara zarar verecek nitelikte  olmamalıdır. ç) Kişileri, uyuşturucu madde bağımlılığı, fuhuş,  müstehcenlik ve kumar gibi kötü alışkanlıklara teşvik edici olmamalıdır.</p>
<p>Şeklindedir.</p>
<p>Buna göre barındırdığınız alan adlarında İlgili kanun ve yönetmeliğe  aykırı içeriklerin bulunmaması gerekmektedir. Aşağıda İlgili kanun ve  yönetmeliğe aykırı içerik bağlamında değerlendirilebilecek kelime  gurupları verilmiştir. Bu kelime guruplarını barındıran içeriklerin  çıkarılması ile ilgili alan adlarının hizmetine son verilmesi ve son  durumun mail ile tarafımıza iletilmesi gerekmektedir. Bu yükümlülüklerin  yerine getirilmemesi durumunda ilgili CEZAİ müeyyideler ile karşı  karşıya kalınabileceği unutulmamalıdır.</p>
<p>Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı”</p>
<p>Hatırlanabileceği üzere, BTK Başkanı Acerer geçtiğimiz hafta Zaman  Gazetesi’nde yer alan demecinde; “Kimi zaman ben bile herkesin ortasında  İnternet’e girmeye çekiniyorum; ya karşıma aniden istemediğim bir şey  çıkarsa!” ifadesini kullanmıştı. 2011′de Türk İnterneti’nde daha fazla  düzenleme göreceğimizin sinyallerini böylece almış olmuştuk, ama bu  kadar etkili kararın bu kadar çabuk gündeme gelmesini sektör çalışanları  da beklemiyordu.</p>
<p>Mektubun taranmış halini de <a href="http://www.scribd.com/doc/54049096/Alan-Ad%C4%B1-Yasaklar%C4%B1" target="_blank">buraya tıklayarak</a> görebilirsiniz.</p>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Fweb-adreslerine-yeni-sok-yasaklar-mi-geliyor-hikaye-gizli-haydar-yerli-etek-ve-daha-fazlasi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/web-adreslerine-yeni-sok-yasaklar-mi-geliyor-hikaye-gizli-haydar-yerli-etek-ve-daha-fazlasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Avea, TT ve Telsim gitmişken Turkcell&#8217;in Türk kalması gerçekten önemseniyor mu</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/avea-tt-ve-telsim-gitmisken-turkcellin-turk-kalmasi-gercekten-onemseniyor-mu/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/avea-tt-ve-telsim-gitmisken-turkcellin-turk-kalmasi-gercekten-onemseniyor-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 15:43:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1347</guid>
		<description><![CDATA[Orta Doğu&#8217;nun en büyük GSM operatörü Turkcell&#8217;in dün yapılan kritik genel kurulunda şirketin yönetim yapısı değişmedi. Bu da medyada &#8220;zafer yine Karamehmet ve Çukurova Grubu&#8217;nun olarak&#8221; verildi. Karamehmet&#8217;in Turkcell&#8217;deki büyük ortağı İsveç merkezli, İsveç ve Finlandiya GSM pazarının lideri Telia Sonera. Karamehmet&#8217;in TMSF&#8217;ye olan borçlarını ödemek için kaynak sıkıntısına girdiği bir dönemde yapabileceği hamle Turkcell&#8217;deki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Orta Doğu&#8217;nun en büyük GSM operatörü Turkcell&#8217;in dün yapılan kritik genel kurulunda şirketin yönetim yapısı değişmedi. Bu da medyada &#8220;zafer yine Karamehmet ve Çukurova Grubu&#8217;nun olarak&#8221; verildi. Karamehmet&#8217;in Turkcell&#8217;deki büyük ortağı İsveç merkezli, İsveç ve Finlandiya GSM pazarının lideri Telia Sonera. Karamehmet&#8217;in TMSF&#8217;ye olan borçlarını ödemek için kaynak sıkıntısına girdiği bir dönemde yapabileceği hamle Turkcell&#8217;deki hisselerinin bir bölümünü satmaktı.</p>
<p>Fakat Telia Sonera ile yapılan, çok ortaklı pek çok şirkette de benzeri bulunan anlaşmaya göre, Çukurova Grubu, Turkcell hissesi satışına karar verdiğinde önceliği ortağı Telia Sonera&#8217;ya vermeliydi. Bu da İsveçli şirketi Turkcell yönetiminde hakim konuma getirecekti. Karamehmet bunun yerine Turkcell hisselerini teminat gösterip rehin ettirerek Rus Alfa Grubu&#8217;ndan borçlandı ve TMSF&#8217;ye ödemesini yaptı. Alfa&#8217;ya borcu da tabii ki nakden ödemektense rehin edilen hisselerden vazgeçerek kapattı. Telia Sonera buna itiraz etse de birkaç yıllık süre içinde çabalarına bir sonuç alamadığı gibi, Rusya&#8217;nın en büyük 3. operatörü MegaFon&#8217;un yönetiminde Alfa Grup ile ortak olduğundan Turkcell&#8217;de yeni ortağını kabullendi diyebiliriz.</p>
<p><strong>Turkcell Hisse Yapısı</strong><br />
Turkcell&#8217;de şu anda Murat Vargı Holding&#8217;in yüzde 2,3; Alfa&#8217;nın yüzde 13,2; Çukurova&#8217;nın yüzde 13,8; Telia Sonera&#8217;nın ise yüzde 37,1 hissesi bulunuyor. Turkcell hisselerinin %33&#8242;ü ise İMKB ve NYSE borsalarında halka açık ve el değiştiriyor. Yabancı büyük ortaklardan Alfa Grubu Rusya kökenli, Telia Sonera&#8217;da ise İsveç devletinin / hazinesinin %37, Finlandiya&#8217;nın ise %13 payı bulunuyor.</p>
<p><strong>Turkcell Yönetim Kurulu Üye Yapısı</strong><br />
İcra Kurulu&#8217;nun bağlı olduğu, şirket hissedarlarını temsil etmesi amaçlanan Yönetim Kurulu ise 7 üyeli. Bu 7 üyeden 2&#8217;si Telia Sonera, 2&#8217;si ise Alfa&#8217;yı temsil ediyor. (Telia Sonera adına Tero Erkki Kivisaari ve Karin Eliasson; Alfa adına Oleg Malis ve Alexey Khudyakov)</p>
<p>Geriye kalan 3 üyeden 2&#8217;si Karamehmet&#8217;i temsil eden Mehmet Bülent Ergin ve Gülsün Nazlı Karamehmet Williams; 1&#8242;i de bağımsız olarak Yönetim Kurulu Başkanı Colin Williams. Turkcell Yönetim Kurulu&#8217;nda kararlar 4&#8242;e 3 değil, 5&#8242;e karşı 2 oyla alınabiliyor. Bu nedenle de İsveçli ve Rus şirketleri 4 üyeleriyle istedikleri kararları aldırmaya muvaffak olamıyorlar.</p>
<p><strong>Sanayi Bakanlığı Komiseri İtirazı Gündeme Almadı</strong><br />
Nitekim dün yabancı ortaklar toplantı gündemine ek madde olarak, bağımsızlığını kaybettiğini öne sürdükleri Williams&#8217;ın azledilmesi ve yönetim kurulu üye sayısının arttırılmasını teklif etti. İşte bu noktada, divan başkanı olarak Williams bu ek maddenin görüşülmesinin uygun olup olmadığını kurula katılan Sanayi Bakanlığı komiserlerine sordu. Komiserler ise Ticaret Kanunu&#8217;nun 369. maddesince genel kurul toplantısından önce duyurulmayan maddelerin toplantı gündemine alınamayacağını belirtmişler. Tabii burada itirazlar geldi ve belki süreç tekrar mahkemelik olacak, çünkü yüzde 5 üstünde hissesi olan hissedarların ek gündem isteme hakkı bulunduğu öne sürülüyor. </p>
<p>Turkcell Hisselerinin Yüzde 20&#8217;si Türk!<br />
22 Nisan Cuma günü seans kapanışında İstanbul Menkul Kıymetler Borsası&#8217;nda el değiştiren Turkcell hisselerinin yüzde 88&#8242;inin Citibank ve Deutsche Bank&#8217;ın neredeyse tümü yabancı müşterilerinde olduğunu görüyoruz. ABD&#8217;de NYSE&#8217;de el değiştiren Turkcell hisselerinde ise Türk yatırımcı olmadığını varsayabiliriz. Bu durumda yüzde 33,5&#8242;luk halka açık kısmın çok küçük bir bölümü Türk bireysel ve kurumsal yatırımcılarda. Çukurova ve Murat Vargı&#8217;yı eklersek Turkcell&#8217;in yüzde 20&#8217;sine yaklaşıyoruz.</p>
<p>Kısacası Turkcell çoktan bir Türk şirketi olmaktan çıktı, çok uluslu ortaklık yapısı olan bir şirkete dönüştü. Ağırlıklı olarak da İsveç merkezli Telia Sonera&#8217;nın olduğunu, en azından karların yüzde 37&#8217;si üstünde hak sahibi olduklarını görüyoruz.</p>
<p>Bu durumda medyada yer aldığı gibi acaba dün Sanayi Bakanlığı Komiseri siyasi bir müdahele mi yaptı, yoksa sadece Türk Ticaret Kanunu&#8217;na uygun mu davrandı?</p>
<p><strong>Telsim, Avea ve Türk Telekom da Yabancılaştı</strong><br />
Bildiğiniz gibi Uzanlar ile yaşanan süreç sonunda Telsim&#8217;e el konmuş, Türkiye&#8217;nin en büyük 2. operatörü TMSF kontrolü altındayken aslında olabilecek en iyi performansı sergilemiş ve İngiliz Vodafone en yüksek teklifi vererek şirketi satın almıştı.</p>
<p>Ardından Aycell ile Aria&#8217;nın birleşimiyle oluşan Avea&#8217;ya dönersek, İş Bankası&#8217;nın Avea&#8217;da yüzde 19 paya sahip olduğunu görüyoruz. Geri kalan yüzde 81 Türk Telekom&#8217;un. Türkiye&#8217;nin sabit hat telefon tekeli Türk Telekom da 2006&#8242;da özelleştirildi. Saudi Oger Grubu&#8217;nun %55 hissesine sahip olduğu Türk Telekom&#8217;un %30&#8242;u hala kamunun elinde. Yüzde 15&#8242;lik hisse ise yine İMKB&#8217;de el değiştiriyor. Bugünkü kayıtlara baktığımızda yine yabancı aracı kurumlar Citibank ve Deutsche Bank&#8217;ın müşterilerinin halka açık kısmın yüzde 85&#8242;ine sahip olduğunu görüyoruz. Yani Türk Telekom&#8217;un üçte ikisinden fazlası yabancı hissedarların.</p>
<p>Bazı ülkelerde stratejik öneme sahip görülen telekomünikasyon pazarı görüldüğü gibi Türkiye&#8217;de oldukça yabancı ağırlıklı. Ülkenin en büyük mobil operatörü Turkcell&#8217;in hissedarlarının çoğu yabancı iken yönetim kurulunun Türk hissedarların istemediği kararları almaması ise oldukça kritik.</p>
<p><strong>Turkcell Stratejik Varlık mı?</strong><br />
Turkcell altyapısının savunma açısından önemli olduğu, Silahlı Kuvvetler&#8217;in de özel bir ağ ile bu altyapıdan yararlandığı bu nedenle siyasilerin de Turkcell yönetimi üzerinde kafa yorduğu, dünkü kararda etkili olduğu speküle ediliyor.</p>
<p>Eğer öyleyse, bize şunu dilemek kalıyor; çoğunluğu yabancı olan Turkcell&#8217;in ülke savunması açısından kritik olabilecek varlıkları varsa bunların yönetimi umalım ki profesyonelce yapılsın, veri hırsızlığı, sisteme saldırı gibi olasılıklara karşı çağın gereklerini yerine getiren önlemler alınmış olsun.</p>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Favea-tt-ve-telsim-gitmisken-turkcellin-turk-kalmasi-gercekten-onemseniyor-mu%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/avea-tt-ve-telsim-gitmisken-turkcellin-turk-kalmasi-gercekten-onemseniyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Superbowl reklamları ve Chrysler: Bir otomobil reklamı değil Detroit reklamı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/superbowl-reklamlari-ve-chrysler-bir-otomobil-reklami-degil-detroit-reklami/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/superbowl-reklamlari-ve-chrysler-bir-otomobil-reklami-degil-detroit-reklami/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Feb 2011 10:11:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1191</guid>
		<description><![CDATA[Amerikan futbolu sezonunun şampiyonunu belirleyen son ve büyük maç, &#8216;Super Bowl&#8217;, Amerikan eğlence dünyasının en büyük 2-3 olayından biri. Maçın arasına inanılmaz fiyatlara yerleştirilen reklamlar da genellikle daha önce hazırlanmış reklamlar değil, Superbowl için özel hazırlanmış kurgular oluyor. Pazar günü oynanan maç süresince TV&#8217;de izlenen reklamlar da YouTube&#8217;da http://www.youtube.com/adblitz adresinde bir arada bulunabilir. Henüz sadece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Amerikan futbolu sezonunun şampiyonunu belirleyen son ve büyük maç, &#8216;Super Bowl&#8217;, Amerikan eğlence dünyasının en büyük 2-3 olayından biri. Maçın arasına inanılmaz fiyatlara yerleştirilen reklamlar da genellikle daha önce hazırlanmış reklamlar değil, Superbowl için özel hazırlanmış kurgular oluyor. <a target="_blank" href="http://www.cnnturk.com/2011/dunya/02/08/muthis.finalde.milli.marsi.unuttu/606011.0/">Pazar günü oynanan maç</a> süresince TV&#8217;de izlenen reklamlar da YouTube&#8217;da <a href="http://www.youtube.com/adblitz" target="_blank">http://www.youtube.com/adblitz</a> adresinde bir arada bulunabilir. Henüz sadece birkaç tanesini görebildiğim reklamlardan beni en keyiflendireni <a href="http://www.youtube.com/watch?v=3snyXTNmFm8" target="_blank">Audi&#8217;nin &#8216;Big Game Commercial&#8217; reklamı</a> idi.</p>
<p>Bu reklamlar tabii ki dünyanın en büyük ekonomisi ABD&#8217;de markaların ve tüketicilerin yönelimleri konusunda önemli fikirler veriyor. Amerikan otomotivinin Bursa&#8217;sı olan Detroit&#8217;i mekan olarak alan yeni Chrysler 200 modelinin reklamı bu nedenle oldukça ilginç geldi.</p>
<div align="center">
<iframe title="YouTube video player" width="560" height="345" src="http://www.youtube.com/embed/SKL254Y_jtc" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></div>
<p>Yukarda görebileceğiniz video, sanki bir otomobil değil, bir şehrin, Detroit&#8217;in reklamı. Vurgu, &#8220;We&#8217;re from America &#8211; Biz Amerika&#8217;danız&#8221; üzerinde. Ve reklam &#8220;İthal edilmiştir &#8211; Detroit&#8217;ten&#8221; diye bitiyor. Yani Amerikan tüketicisinin ithal otomobil alma eğiliminin arttığı, üç büyük General Motors, Chrysler ve Ford&#8217;dan özellikle ilk ikisinin çok sıkıntılı bir dönemden geçtiği bir ortamda, izleyicilerin, tüketicilerin milliyetçi, ulusalcı hisleri ve tercihleri güçlendirilmek isteniyor.</p>
<p>Yine ilginç olan, video altında en çok beğenilen yorumda da hatırlandığı gibi, derin resesyondan çıkışta, büyük otomobil üreticilerinin iflastan kurtarılmasına yönelik Obama kararları ve girişimlerinde, milliyetçilikten prim yapmaya çalışan Cumhuriyetçi Parti&#8217;nin hiçbir katkısı olmadığı, hatta &#8220;bırakınız batacak olanlar batsınlar&#8221; diye yaklaşmış olmaları&#8230; Reklam en ilgi çeken reklam olmasa da en çok tartışılan reklamlardan biri oldu anladığınız gibi&#8230;</p>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Fsuperbowl-reklamlari-ve-chrysler-bir-otomobil-reklami-degil-detroit-reklami%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/superbowl-reklamlari-ve-chrysler-bir-otomobil-reklami-degil-detroit-reklami/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TT Arena Açılışı&#8217;nda Yaşananlar Taraftarı Yıpratıyor! Eskiden &#8216;Liseli&#8217; muhalefeti yapanlar &#8220;aman Liseliler yönetse daha iyi olurdu&#8221; dememeli</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/tt-arena-acilisinda-yasananlar-taraftari-yipratiyor-eskiden-liseli-muhalefeti-yapanlar-aman-liseliler-yonetse-daha-iyi-olurdu-dememeli/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/tt-arena-acilisinda-yasananlar-taraftari-yipratiyor-eskiden-liseli-muhalefeti-yapanlar-aman-liseliler-yonetse-daha-iyi-olurdu-dememeli/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 Jan 2011 10:10:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1165</guid>
		<description><![CDATA[Galatasaray'ın yeni stadyumu sonunda açıldı, ama kulübe kısa vadede yarar mı zarar mı getirdi düşünderecek kadar derin tartışmalara neden olarak. Galatasaraylı, Aslantepe yollarında bir dahaki maç seyahatini gözünde büyüttü bile! Protestolar ise aslında hayal kırıklığı yaratan pek çok bileşenin bir sonucuydu.
Ama daha da dikkat çekici olan, Adnan Polat yönetimine karşı duyulan sıkıntının, tekrar liseli-liseli değil ayrımı sözleriyle dile getirilmeye başlanmış olmasıydı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2011/rakipleri-sehir-merkezinde-kalmaya-devam-ederken-seyrantepeye-itilen-galatasaray-ve-galatasarayli-nelerden-vazgectiginin-farkinda-mi/">&#8220;Rakipleri şehir merkezinde kalmaya devam ederken Seyrantepe’ye itilen Galatasaray ve Galatasaraylı nelerden vazgeçtiğinin farkında mı&#8221;</a> yazımı belki de okudunuz. Galatasaray&#8217;ın şehrin merkezinden uzaklaştığını, belki de uzaklaştırıldığını, bunun aslında kulüp için uzun vadede riskler taşıdığını düşündüğümü söylemiştim. Nitekim, henüz açılış maçı olsa da, Galatasaray &#8211; Ajax maçı için Seyrantepe&#8217;ye ulaşımın ne kadar zor olduğunu herkes tecrübe etti.</p>
<div align="center"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6758407155973721";
//blog-orta-468
google_ad_slot = "3758895704";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//--></script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>
<p>Öncelikle taksilere yapılan anonslar ile Türk Telekom Arena&#8217;ya gitmek isteyen yolcuların kabul edilmemesi istendi. Şehirlerarası yol kenarına dikilmiş, henüz ara bağlantı yolları yetersiz olan bu stadyumun önünde bir trafik izdihamı oluşmasından korkulmuş olmalı. Ama otopark kapasitesi de 2500 araçlık idi.</p>
<p>Bu durumda metroya, Sanayi Mahallesi durağından aktarma ile eklenen Seyrantepe hattı test edilmiş oldu! Taraftarların çok erken saatlerden itibaren &#8220;Ali Sami Yen Spor Kompleksi&#8221; içinde (!) yer alan Türk Telekom Arena&#8217;ya gitmeye başlaması ile stres testi geceye kaldı.</p>
<p><strong>Maç Çıkışında Havai Fişekler Olmasa, Hava Kötü Olsaydı Polis Bariyerleri Önünde Kavgalar Çıkabilirdi</strong><br />
Binlerce taraftar aynı anda stadyumu terk edince, stadyumun önünde, Aslantepe&#8217;de, metro girişi önünde polis bariyeri ile karşılaştık. İstasyonda izdiham olmaması için gruplar halinde taraftarlar içeri alındı. Stadyumdan çıktıktan tam 50 dakika sonra Seyrantepe istasyonunda metro vagonuna kendimizi atabildik, ama akbil turnikelerinde az daha ezilmeler, yaralanmalar yaşanacaktı.</p>
<p>Bu yaşananlar hiç mi beklenmiyordu? Bilemiyorum ama önemli olan şu ki, ilk günden çok büyük bir taraftar kitlesi Türk Telekom Arena&#8217;ya gidip gelmekten gözü korkmuş olarak evine döndü. Bu ulaşım şartları ile Galatasaray&#8217;ın stadyumu doldurması gerçekten zor görünüyor. Maç günlerinde, maç saatleri boyunca çok daha fazla sefer yapılmalı, otopark kapasitesi en azından ilk aşamada 2 katına çıkmalı. Sert geçen Şubat ayı gelirken insanlar İETT otobüslerine ulaşmak için bir hayli uzun mesafe de yürüdüler, veya oradan şehirler arası yoldan hayatlarını tehlikeye atarak karşıya geçmeye kalktılar.</p>
<p><strong>Protestolar, Yuhlamalar</strong><br />
Bu konuda tüm Türkiye konuşuyor neredeyse, fikir beyan ediyor. Türkiye&#8217;de stadyumlarda geçtiğimiz yıllarda çıkan olaylar, ölümler, sahaya girmeler, futbolcu ve hakem yaralamaya kadar giden hadiseler, toplumun bir kesiminin stadyuma nasıl bir motivasyonla gittiğini gösteriyor.</p>
<p>Bunları göz ardı ederek analiz yapılamaz. Buna ek olarak stadyuma çok erken saatlerde gelenler, şehir merkezinden izole, kopuk bir nokta olan Seyrantepe&#8217;de, çöp kutuları bile hazır olmayan bir stadyumda ne yapacaklarını bilemediler. Açılış şovunun sadece yeşil zemin üzerine ışık efektleri uygulanan 10-15 dakikalık kısmı beklentiler seviyesindeyken ne Kenan Doğulu ne de dans performansları ilgi çekti. Zaten felaket ses performansı ile tribünler şarkıları, müzikleri, çoğu konuşmayı anlamakta zorlandılar. Aşırıya kaçmak üzere olan Türk Telekom markasının vurgulanması, şovun beklentilerin altında kalması, stadyumun dışında havai fişek gösterisi yapılması seyirciyi iyice sıktı.</p>
<p>Bunun üstüne TOKİ Başkanı&#8217;nın eski bir kulüp başkanı ile ilgili kabullenilmesi, yutulması imkansız sözleri tabii protesto yarattı. Ama sanılmasın ki tüm stadyum protesto etti, 5-10 bin kişinin sesi, TT Arena&#8217;nın da Ali Sami Yen gibi etkileyici bir akustiği olduğunu gösterdi!</p>
<p>Zaten stadyuma girerken, stadyumda sigara içerken, içecek alırken taraftar stadyuma gelmenin zor olduğundan dem vuruyor, Ali Sami Yen anıları, esprileri, Mecidiyeköy&#8217;de geçmişte olanları konuşuyorlardı. Galatasaray taraftarı, Seyrantepe&#8217;ye itilmekten hiç memnun değil. Evet, stadyum herkesi etkiledi, ama insanlar karda kışta bu stadyuma gelmek ve tıkışıp kalmak fikrinden memnun değil. Bu nedenle de yüz milyonlarca liralık yatırım pek bir şey ifade etmiyor.</p>
<p>Taraftar Mecidiyeköy&#8217;e dev plazalar yapılacağının, TOKİ&#8217;nin oradan ciddi bir gelir elde edeceğinin farkında ve kurban edilmişlik hissi, hele stadyum çıkışında çok fazla kişinin dilinden dökülüyordu&#8230;</p>
<p><strong>Eskiden Muhalifken &#8220;Böyle Olacağına Kulüp, Lise&#8217;nin Arka Bahçesi Olsun&#8221; Dememeli!</strong><br />
Liseli-Liseli Değil Ayrımına İnananlar, &#8220;Kulüp Liseliler&#8217;e kalsa hakkaten daha iyi olurmuş&#8221; demeye başlamasın!<br />
Galatasaray Lisesi mezunu olarak çevremde yok denecek kadar az kişinin kulübün yönetimi Liseliler&#8217;in insiyatifinde olmalı dediğini söyleyebilir. Bu ayrıma inanmamı gerektirecek kadar kişi görmedim ve bunun medyada popüler bir konu olarak öne çıkarıldığı için inandırıcı olmaktan öteye gitmediğini düşünüyorum.</p>
<p>Kulübün tüzüğü eski ve değişiyor. Evet, yapılması gereken şeyler var, ama bunlar yapılacaktır. Nitekim Faruk Süren, Adnan Polat gibi Galatasaray Liseli olmayanlar kulüp başkanı olabiliyorsa, ve gerçekten dengesizlikler olduğuna inanıyorlarsa bunlaru düzeltmek için insiyatif almalılar.</p>
<p>Türk Telekom Arena&#8217;da yaşananlar, Adnan Polat&#8217;ın yuhlanması, icraatlerin hoşnutsuzluk yaratması gittikçe daha fazla Galatasaray taraftarının yeni bir yönetim istemesine neden oluyor. Fakat bu noktada farklı bir söylemi de son günlerde hem stadyumda, hem İnternet&#8217;te, hem de medyada duyar olduk.</p>
<p>Liseli-Diğerleri ayrımına inanan, geçmişte &#8220;Kulüp&#8217;te Liseli etkisi azaltılmalı&#8221; diyenlerden bazıları &#8220;böyle yönetileceksek, Mecidiyeköy&#8217;deki arsadan vazgeçip buralara gelmemize rağmen stadyum bize sadaka verilmiş gibi yüzümüze vuruldukça başkanımız teşekkür edecekse, varsın Kulüp Liseliler tarafından onurlu şekilde yönetilsin&#8221; diyorlar.</p>
<p>Bu çok kritik ve bence yanlış. Temel yanlış bence bu kulüpte olmayan bir ayrıma katı katıya inanmak.</p>
<p>Ama güncel yanlış ise şu:<br />
Bugün Galatasaray yönetiminin yaptıklarını, transfer ve teknik direktör seçimini; stadyum için TOKİ&#8217;ye, Başbakan&#8217;a teşekkür edilmesini doğru bulan pek çok Galatasaray taraftarı, sempatizanı var. Var ki Adnan Polat bunu okuyarak, görerek devam edebiliyor.<br />
Polat&#8217;tan memnun olmayanlar ise, &#8220;Galatasaray böyle olacağına Liseliler&#8217;e kalsın, onurumuz korunsun&#8221; derken, aslında beğenmedikleri, istemedikleri 3. sınıf bir Galatasaray taraftarının ve kültürünün kulübü etkisi altına almasından korkuyorlar.<br />
Ve adeta, &#8220;Galatasaray&#8217;ı kral soyundan gelenler yönetsin; bizler aristokratlar, bürokratlar, oligarklar olarak payımıza düşenlerle yetinmeyi bilelim, kralı devirmeye yeltenmeyelim, ama halk da konumunu, yerini bilsin, Kraliyet&#8217;i değiştirmeye kalkmasın&#8221; demiş oluyorlar.</p>
<p>Hayır, Galatasaray, geçmişinden ders ve örnek alıp akılcılık felsefesine sıkı sıkı sarılıp, birlik olarak tek parça olarak tekrar ayağa kalkmalı. Liseliler, liseli olmayan ama kulüp idaresinde etkin olmak isteyenler ve de sadece taraftar, Galatasaray seyircisi olanlar ortak değerler ve hedefler çevresinde toplanabilir. Yeter ki herkes birbirini kucaklamayı, Galatasaray için bu zor günlerde yapıcı olmayı ve taşın altına elini koymayı göze alsın.</p>
<div align="center"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6758407155973721";
google_alternate_color = "FFFFFF";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
google_ad_format = "468x15_0ads_al";
//2007-10-01: linkunit
google_ad_channel = "8438864729";
google_color_border = "32527A";
google_color_bg = "FFFFFF";
google_color_link = "0000FF";
google_color_text = "000000";
google_color_url = "008000";
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
  src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2011/rakipleri-sehir-merkezinde-kalmaya-devam-ederken-seyrantepeye-itilen-galatasaray-ve-galatasarayli-nelerden-vazgectiginin-farkinda-mi/">Rakipleri şehir merkezinde kalmaya devam ederken Seyrantepe’ye itilen Galatasaray ve Galatasaraylı nelerden vazgeçtiğinin farkında mı</a></li>
</ul>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Ftt-arena-acilisinda-yasananlar-taraftari-yipratiyor-eskiden-liseli-muhalefeti-yapanlar-aman-liseliler-yonetse-daha-iyi-olurdu-dememeli%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/tt-arena-acilisinda-yasananlar-taraftari-yipratiyor-eskiden-liseli-muhalefeti-yapanlar-aman-liseliler-yonetse-daha-iyi-olurdu-dememeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rakipleri şehir merkezinde kalmaya devam ederken Seyrantepe&#8217;ye itilen Galatasaray ve Galatasaraylı nelerden vazgeçtiğinin farkında mı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/rakipleri-sehir-merkezinde-kalmaya-devam-ederken-seyrantepeye-itilen-galatasaray-ve-galatasarayli-nelerden-vazgectiginin-farkinda-mi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/rakipleri-sehir-merkezinde-kalmaya-devam-ederken-seyrantepeye-itilen-galatasaray-ve-galatasarayli-nelerden-vazgectiginin-farkinda-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Jan 2011 22:36:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1161</guid>
		<description><![CDATA[Ali Sami Yen Stadyumu'na veda edilip UEFA'nın 5 yıldızlı stadlarından olacak olan Seyrantepe'ye geçilirken Galatasaray'ın devlet kurumları olmasa bu geçişi yapamayacağı havası yaratılıyor. Peki Mecidiyeköy'deki o dev arazinin ne kadar büyük bir rant kapısı açabileceğinin, eskiden oraya kolayca ulaşan taraftarların artık ne zorluk çekeceğini düşünemiyor muyuz?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Galatasaray futbol şubesi, Ali Sami Yen Stadı&#8217;na veda ediyor. Yapımı tamamlanan Seyrantepe&#8217;deki Türk Telekom Arena stadyumu bundan böyle Galatasaray futbol takımının maçlarına ev sahipliği yapacak. Yeni stadyum gerçekten güzel, ziyaretçi konforundan yeni standartlara uygunluğuyla göz alıcı. Ama gerek Galatasaraylı mevcut ve geçmiş yöneticiler, gerekse de kamuoyunda fikir önderi konumundakiler, hatta medya mensupları açıklamalarında Galatasaray&#8217;ın ne kadar büyük bir kazanca kavuştuğunu vurgularken bence fazla ileri gidiyorlar.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, kulüp yönetiminde olmasa da kulüp üyelerine kalın bir kitapçık gönderip &#8220;hayallerinin gerçeğe dönüşmesi&#8221; için nasıl çabaladığını aktarıyor. Kulüp başkanı Adnan Polat, Seyrantepe veya Aslantepe spor kompleksinin Başbakan Erdoğan sayesinde bittiğini öne çıkarırken Galatasaray&#8217;ın bu geçişi son derece ekonomik ve karlı yaptığı hissini de uyandırıyor. Hatta ezeli rakiplerden Galatasaray&#8217;ın devlet desteği aldığı vurgulanarak bunun adaletsizlik olduğu iddia ediliyor.</p>
<p>Fakat Galatasaray&#8217;ın bırakıp gittiği Mecidiyeköy&#8217;deki Ali Sami Yen arazisi unutuluyor. Evet, arazi Galatasaray&#8217;ın mülkü değildi, ama Galatasaray banka kredisi, veya Riva arazisi gibi varlıklarının satışı ile mevcut yerinde, Ali Sami Yen&#8217;i yenileyebilirdi. Belki de &#8216;gerçek anlamda&#8217; bir devlet desteği ile devletten düşük faizli kredi alınabilirdi. Ama bunun yerine Galatasaray, en azından bugünkü İstanbul&#8217;un, merkezin dışına itilmeyi kabullendi. Mustafa Sarıgül&#8217;ün merhum Canaydın&#8217;ı gezdirirken çekilen fotoğraflarda görüldüğü gibi çayır, otlak gibi adlandırabileceğiz dört yanı yerleşimden, yapılaşmadan uzak Seyrantepe&#8217;ye gidildi.</p>
<p>Ali Sami Yen yıkıldıktan sonra Mecidiyeköy&#8217;de boş kalacak arazi için TOKİ ihaleye çıktı, 475 milyon TL&#8217;ye arazi devredildi. Araziyi alan Aşçıoğlu İnşaat, araziye inşaat yatırımının da ayrıca 300 milyon TL olmasını beklediğini açıklamıştı. Bu kadar ciddi yatırım, İstanbul&#8217;un göbeğinde bu arsadan ne kadar büyük paralar kazanılmasının beklendiğinin bir göstergesi. Peki niye örneğin Halkalı&#8217;da, Kartal&#8217;da bir arazi için bu meblağ gözden çıkarılmıyor? Çünkü Mecidiyeköy&#8217;ün konumu şehrin ana arterlerinden biri olarak çok kuvvetli.</p>
<p>Galatasaray, yeni bir stadyumun, hem de yine kiracısı olabilme karşılığında buradan vazgeçerken Fenerbahçe Spor Kulübü Kadıköy&#8217;de konumunu kuvvetlendiriyor, hatta stadyumunun arsasını satın almak istiyor. Beşiktaş Spor Kulübü İnönü Stadyumu&#8217;nu, olduğu yerde, hem de tarihi özellikleri, kültürel varlık olması, Beşiktaş bölgesi ve Dolmabahçe Sarayı alanının hava sirkulasyonunun gittikçe kritikleşmesi gibi faktörlere rağmen yenilemeye çalışıyor.</p>
<p>Ama geçmişinden, kuruluşundan gelen akılcılık, eleştirellik ve farklı olabilme cesaretini sürdürmesini bekleyeceğimiz Galatasaray Spor Kulübü yerinden edilmekte sakınca görmüyor. Maalesef son dönemlerde sıklıkla gündeme gelen, Türkiye&#8217;nin komşularla sıfır sorun politikasının, komşular tarafından Türkiye&#8217;nin haklarının suistimal edilebileceği yönünde okunması riskinin bir benzeri sanki yaşanıyor. Galatasaray vazgeçtiği şeyin büyüklüğünü vurgulayamadığı gibi, her kurum ve kişiye fazlasıyla teşekkürlerini sunarken rakiplerinin &#8220;devlet Galatasaray&#8217;a destek veriyor&#8221; ifadelerini de neredeyse boynu bükük dinliyor.</p>
<p>Peki acaba Galatasaray yönetimi, Seyrantepe&#8217;ye bugün sadece bir metro treni ile ulaşabilecek, oraya ulaşmak için fazladan para ve zaman harcayacak Galatasaray taraftarlarının rahatını ne kadar düşündü. Daha önemlisi, stadyuma ulaşmak için harcanacak fazladan her bir Türk Lirası ve her bir dakikanın, Galatasaray taraftarının Türk Telekom Arena&#8217;da harcaması beklenen para ve zamandan yiyeceğinin bilincinde miyiz?..</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2011/tt-arena-acilisinda-yasananlar-taraftari-yipratiyor-eskiden-liseli-muhalefeti-yapanlar-aman-liseliler-yonetse-daha-iyi-olurdu-dememeli/">TT Arena Açılışı’nda Yaşananlar Taraftarı Yıpratıyor! Eskiden ‘Liseli’ muhalefeti yapanlar “aman Liseliler yönetse daha iyi olurdu” dememeli</a></li>
</ul>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Frakipleri-sehir-merkezinde-kalmaya-devam-ederken-seyrantepeye-itilen-galatasaray-ve-galatasarayli-nelerden-vazgectiginin-farkinda-mi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/rakipleri-sehir-merkezinde-kalmaya-devam-ederken-seyrantepeye-itilen-galatasaray-ve-galatasarayli-nelerden-vazgectiginin-farkinda-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;Dolaylı özelleştirme&#8217;: Petrol Ofisi&#8217;ni Doğan satmak zorunda kaldı, Avusturyalı aldı; akaryakıtın %70&#8242;i yabancılara geçti</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/dolayli-ozellestirme-petrol-ofisini-dogan-satmak-zorunda-kaldi-avusturyali-aldi-akaryakit-sektorunde-cogunluk-yabancilara-gecti/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/dolayli-ozellestirme-petrol-ofisini-dogan-satmak-zorunda-kaldi-avusturyali-aldi-akaryakit-sektorunde-cogunluk-yabancilara-gecti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Oct 2010 18:12:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1133</guid>
		<description><![CDATA[Tarihimizin en büyük vergi cezasına çarptırılan Doğan Grubu varlıklarını satmak zorunda kalıyor, Türkiye'de akaryakıtın devi Petrol Ofisi'ndeki hisselerini de Avusturyalı OMV alınca böyle önemli bir sektörün büyük çoğunluğu yabancılara geçmiş oldu. Peki devlet hazinesine para koymanın en sağlıklı yolu doğrudan veya dolaylı özelleştirme mi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sanırım Cumhuriyet tarihinin en büyük vergi cezalarından birinin verildiği Doğan Grubu&#8217;nun kararın iptali için başvurduğu hukuki süreç devam ediyor. Ama grup, borsaya açık olduğundan ve de şeffaf yönetim ilkeleri izlemesi gerektiğinden bu vergi cezasını ödeme olasılığı için ciddi bir parayı &#8220;ayırmak&#8221; zorunda. Bakalım sonuç ne olacak.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Fakat bu yükün altında ezilen grup varlıklarını satmak zorunda. Son olarak da Avusturyalı enerji devi OMV ile ortak bir şekilde yönettiği Petrol Ofisi&#8217;ndeki hisselerini de Avusturyalı şirkete sattı. Petrol Ofisi denizcilik yakıt türlerinde Türkiye&#8217;de tüm satışları yaptığından %100, havacılık yakıtlarında %96 pazar payına sahipti. Bu kadar kuvvetli olan bir şirketin de yabancı hakimiyetine geçmesi tabii çok sağlıklı değil.</p>
<p>Benzin türlerinde %23, motorin ve fuel oil türlerinde %25 pazar payı ile toplam pazarın %32&#8217;sine sahip PO&#8217;nun ardından %18 pazar payı ile bir dünya devi Shell geliyor. Ardından OPET ve BP&#8217;nin %10&#8242;ar payı. Şu yapıda, Türk akaryakıt sektöründe %70 yabancı ağırlığı oluşmuş oldu.</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img title="OPET dışında ilk 5 içinde çoğunluğu Türk olan bir akaryakıt şirketi kalmadı, ayrıca Rus Lukoil de bu listeye son eklenen yabancı büyük oldu" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/akaryakitta-4-buyuk-yabanci-l.jpg" alt="OPET dışında ilk 5 içinde çoğunluğu Türk olan bir akaryakıt şirketi kalmadı, ayrıca Rus Lukoil de bu listeye son eklenen yabancı büyük oldu" />
<p>OPET dışında ilk 5 içinde çoğunluğu Türk olan bir akaryakıt şirketi kalmadı, ayrıca Rus Lukoil de bu listeye son eklenen yabancı büyük oldu</p>
</div>
</div>
<p>Liberal piyasa, iktisat teorilerini okuyarak, bazılarını çok doğru bularak geçirdiğim lisans eğitimimden sonra lisans üstü eğitimimde bunları sorgulama başladık. Bugün ise, 2008&#8242;den beri yaşananları görerek serbest piyasanın, sürekli özelleştirmelerin ne kadar doğru olduğunu tüm dünya, özellikle de bizim gibi gelişmekte olan ülkeler sorguluyor.</p>
<p>Özelleştirme dışında bu örnekte olduğu gibi özel sektörün de varlıklarını, kendilerini tatmin edecek fiyatlar ile yabancı devlere sattıklarını tecrübe ediyoruz. Bu örnekte ise bir nevi özelleştirme yaşandı diyebiliriz, çünkü PO&#8217;nun satışı için OVM&#8217;den alınacak para, ceza ödemeye kullanılacak gibi. Bu durumda da devletin kasasına yeni taze yabancı para girmiş olacak.</p>
<p>Fakat devletler, özellikle günümüzde tüm dünyada faizler çok çok düşmüşken aslında kolay ve çok ucuza borçlanabiliyorlar. Özelleştirme gibi yöntemler ise kritik sektörlerde stratejik varlıkların kaybı anlamına geliyor&#8230;<br />
Lafın kısası, ben Doğan Grubu&#8217;nun, Türkiye&#8217;nin borsaya açık en büyük gruplarından biri olarak vergi kaçırmaya çalışmış olabileceğine ihtimal veremiyorum. Gerçekten öyle bir durum söz konusu ise Türkiye&#8217;de gerçekten çok güvensiz bir iş ortamı olduğunu düşünmek zorunda kalırız. Aksine, Maliye ile bir iletişim kopukluğu, belki evraklar, belki kanunların yorumlanmasında sorun olabilir gibime geliyor.</p>
<p>Ama günün sonunda bir başka Türk şirketi daha yabancı olmuş oldu&#8230; Bakalım dünya kısa sürede ütopik bir şekilde tüm ekonomik sınırları kaldıracak, millet ve sınırların olmadığı bir iktisadi düzene geçip benim bu yazdıklarımı manasız kılacak mı!</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2010%2Fdolayli-ozellestirme-petrol-ofisini-dogan-satmak-zorunda-kaldi-avusturyali-aldi-akaryakit-sektorunde-cogunluk-yabancilara-gecti%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/dolayli-ozellestirme-petrol-ofisini-dogan-satmak-zorunda-kaldi-avusturyali-aldi-akaryakit-sektorunde-cogunluk-yabancilara-gecti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Susuzluktan kırılmaya başladık bile! Her hafta 40 bin kişi hayatını kaybediyor, bugün bunun farkına varalım</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/susuzluktan-kirilmaya-basladik-bile-her-hafta-40-bin-kisi-hayatini-kaybediyor-bugun-bunun-farkina-varalim/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/susuzluktan-kirilmaya-basladik-bile-her-hafta-40-bin-kisi-hayatini-kaybediyor-bugun-bunun-farkina-varalim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Oct 2010 19:30:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[doğa, çevre ve gezi]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1082</guid>
		<description><![CDATA[Blog Eylem Günü 2010'un konusu 'susuzluk', ve dünyanın dört bir yanından 5 bini aşkın blog yazarı bu konu için yazıyor! 2,5 milyar insanın bir tuvalete erişimi olmadığı, ama çok daha azının cep telefonundan uzak olduğu günümüz dünyası kısa vadede alarm zilleri çalıyor. Neler yapabiliriz düşünmeye başlamanın zamanı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın her tarafından binlerce blog yazarının katıldığı &#8220;<a href="http://www.blogactionday.org/" target="_blank">Blog Action Day</a>&#8220;, benim çevirimle Blog Eylem Günü bu yıl katılımcıların oylarıyla gündem konusu olarak &#8217;su sıkıntısını&#8217; seçti. Ben bu yazıyı kaleme alırken geçen yıldan daha az sayıda, yaklaşık 5 bin blog, eylem gününü desteklemek için kaydolmuştu. Bu bloglar yazıları veya sayfalarına yerleştirdikleri bilgilendirme reklamcıklarıyla yaklaşık 40 milyon okuyucuya ulaşma potansiyeline sahip. Sayının azalması, günümüzde blog yazma eğiliminin gerilediğinin, bunun yerine sosyal medyada paylaşımlarda bulunmanın, mikro bloglama da denilen Twitter gibi platformlarda ses vermenin tercih edilir olduğunun göstergesi. Buna ek olarak, 5 bin katılımcı içinde Türkiye&#8217;den şu anda yaklaşık 47 blogun kayıt olduğunu görmek de üzücü, İnternet&#8217;i en yoğun kullanan ülkelerden biri olmamıza rağmen.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Bunları bir yana bırakıp günün konusuna odaklanalım. Suyun önemini hepimiz biliyoruz, zaten 2007 yılındaki Blog Eylem Günü&#8217;nün konusu da &#8217;su&#8217; idi. Ama gerçekten durumun ne kadar kritikleşmeye başladığının farkında mıyız acaba. Bugün yaklaşık 1 milyar insanın temiz, içilebilir, kaynağı kalıcı suya erişimi yok!</p>
<p>Sadece Afrika&#8217;da değil, gelişmiş ülkelerde bile zor şartlar altında yaşayan insanlar büyük sıkıntılar yaşıyor. Hastalık vakalarının %80&#8242;ine yakınının susuzluğun en büyük sonucu olan hijyen eksikliğinden kaynaklandığı belirtiliyor. Bu yolla ölümler, diğer tüm ölümlerden daha fazla.</p>
<p>Bu tarz yazmak istemezdim ama her hafta, Dünya&#8217;da yaklaşık 40 bin kişi su, hijyenle ilgili sıkıntılar nedeniyle ölüyor! Yani her hafta bir Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş maçında tirübünleri dolduran kadar insanı kaybediyoruz. Bunların 38 bini çocuk ve dizanteri, hatta kolayca önlem alınabilecek ishal gibi hastalıklardan hayatlarını kaybedebiliyorlar.</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img title="Susuzluk deyince akla ilk Afrika'nın gelmesi doğru. Ama sorun tüm dünyayı tehdit ediyor, Türkiye'de su güvenliği açısından orta riskli bir ülke" width="470" height="175" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/suya-el-uzatan-eller-kollar-susuzluk-l.jpg" alt="Susuzluk deyince akla ilk Afrika'nın gelmesi doğru. Ama sorun tüm dünyayı tehdit ediyor, Türkiye'de su güvenliği açısından orta riskli bir ülke" />
<p>Susuzluk deyince akla ilk Afrika&#8217;nın gelmesi doğru. Ama sorun tüm dünyayı tehdit ediyor, Türkiye&#8217;de su güvenliği açısından orta riskli bir ülke</p>
</div>
</div>
<p>Bugün 2,5 milyar insanın bir tuvalete erişimi yok, ama çok daha az insanın cep telefonu yok! Cep telefonu demişken, her gün şarjı biten iPhone veya benzer bir cihazı şarj etmek için yarım litre su harcıyoruz. Google&#8217;da bir arama yapmak yarım mililitre su harcanmasına neden oluyor, lafın kısası enerji üretmek, enerjiyi taşımak için ciddi su harcıyoruz.</p>
<p>Günlük hayatta neler yapabiliriz? Lütfen daha önce yazdığım <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/dogal-kaynaklarimizi-tuketiyoruz-ilk-tehlike-suda-lutfen-tasarruf-edin/">Doğal Kaynaklarımızı Tüketiyoruz, İlk Tehlike Suda, Lütfen Tasarruf Edin</a> başlıklı yazıma göz atın. Ama daha fazlası var, artık su üstünde ciddi global politika tartışmaları yaşanan, büyük stratejiler dönen bir alan. Enerji kaynaklarına erişime olduğu kadar suya erişim de önemli.</p>
<p>Türkiye, çoğumuzun sandığının aksine, su sıkıntısı çekmeye aday ülkelerden biri. Bugün suya erişime göre hazırlanan haritalarda mavi değil, sarı renkte. Bu konuda çevremizi bilinçlendirelim, ülkemizin çevreye önem vermesi, sadece insan olarak bizlerin refahı değil, doğanın, diğer canlıların ve Dünya gezegeninin geleceği için adım atmasına önem verelim. Bu konularda ilerleme kat edecek çalışmaları destekleyelim, doğayı katledenlere karşı daha duyarlı olalım.</p>
<p>Yine konu hakkında gerçekten çok güzel yazılar var, taze taze, bunlara da göz atmanızı içtenlikle tavsiye ederim:</p>
<ul>
<li>F Tipi Blog: <a title="Su kirliliğini önleyici kanunlarımız için kalıcı bağlantı" rel="bookmark" href="http://www.f-blog.info/su-kirliligini-onleyici-kanunlarimiz/" target="_blank">Su kirliliğini önleyici kanunlarımız</a></li>
<li>Müge Çerman: <a title="Permanent Link: Yakın geleceğin kabusu: Su kıtlığı" rel="bookmark" href="http://www.mugecerman.com/yakin-gelecegin-kabusu" target="_blank">Yakın geleceğin kabusu: Su kıtlığı</a></li>
<li>Erkan&#8217;s Field Diary: <a href="http://erkansaka.net/archives/5691" target="_blank">Blog Action Day 2010: Water (İngilizce)</a></li>
<li>Opereysin: <a title="Kalıcı Bağlantı: “Su”dan bahanelerle yazılan bir yazı" rel="bookmark" href="http://opereysin.com/arastirma/2914-sudan-bahanelerle-yazilan-bir-yazi/" target="_blank">“Su”dan bahanelerle yazılan bir yazı</a></li>
<li>tersmeditasyon: <a href="http://www.tersmeditasyon.com/2010/10/blog-action-day-2010-bol-bol-su-icin.html" target="_blank">blog action day 2010: bol bol su için!</a></li>
<li>Yazılanlar:<a href="http://www.yazilanlar.com/2010/10/su-gibi-azin-olun.html" target="_blank"> Su Gibi Aziz Olun</a></li>
</ul>
<p>Ayrıca <a href="http://donate.water.org/ target="_blank">http://donate.water.org</a> adresinden 25 dolarlık bir bağış ile bir kişinin hayatı boyunca temiz suya erişimini mümkün kılan bir bağış yapabilirsiniz. Bu da aslında sorunun ne kadar akıl çerçevesinde, küçük adımlarla çözülebileceğinin göstergesi. Ama tüm dünyada bu konuyla ilgili ilerlememiz tabii ki milyarlarca dolar, siyasi irade, ve en başta onu harekete geçirecek kamu bilinci gerektiriyor.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/dogal-kaynaklarimizi-tuketiyoruz-ilk-tehlike-suda-lutfen-tasarruf-edin/">Doğal Kaynaklarımızı Tüketiyoruz, İlk Tehlike Suda, Lütfen Tasarruf Edin</a></li>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/doga-ve-cevre-uzerine-yazin-bir-elin-nesi-var-iki-elin/">Doğa ve Çevre Üzerine Yazın; Bir Elin Nesi Var, İki Elin&#8230;</a></li>
</ul>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2010%2Fsusuzluktan-kirilmaya-basladik-bile-her-hafta-40-bin-kisi-hayatini-kaybediyor-bugun-bunun-farkina-varalim%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/susuzluktan-kirilmaya-basladik-bile-her-hafta-40-bin-kisi-hayatini-kaybediyor-bugun-bunun-farkina-varalim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YouTube yasağını Google&#8217;ın Vergi Borcu ile Açıklıyorsak Ülkeye Yabancı Dergi de İthal Etmeyelim, Hatta Google&#8217;ı Engelleyelim</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/youtube-yasagini-googlein-vergi-borcu-ile-acikliyorsak-ulkeye-yabanci-dergi-de-ithal-etmeyelim-hatta-googlei-engelleyelim/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/youtube-yasagini-googlein-vergi-borcu-ile-acikliyorsak-ulkeye-yabanci-dergi-de-ithal-etmeyelim-hatta-googlei-engelleyelim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 18:08:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1027</guid>
		<description><![CDATA[Ne zaman YouTube yasağı sorulsa yetkililer "Google'ın da vergi borcu var", "YouTube Türkiye'de ofis açmalı" diyor. "İnternet'teki tüm siteler her ülkeye vergi ödemeli, vergi ödemeyenler sansürlenmeli" gibi bir kanun olsa bile(!), niye Google sansürlenmiyor o zaman? Ve küreselleşen dünyada reklam gelirlerini ayrıştırmak ne mümkün!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tatile gittim, geldim, hala <a target="_blank" href="http://www.youtube.com">YouTube</a>&#8216;a erişim engellenmesi haberlerini yanlış tartışıyoruz, hala Ulaştırma Bakanı ve bazı başka yetkililer, hatta sadece ilgililer, örneğin bazı gazeteciler cevap olarak, &#8220;Google&#8217;ın vergi borcu var&#8221; diyor. Öncelikle bilmeyenler için kısaca özetleyelim, YouTube&#8217;un da sahibi olan Google bugün dünyanın en çok reklam geliri kazanan kurumu veya birkaç kurumundan biri. Birçok hizmeti ücretsiz verebilmesinin altında, örneğin Google arama sonuçlarının, Gmail&#8217;deki e-posta mesajlarının yan tarafında, Google Maps Haritalar uygulamasında harita üstünde veya etrafında, YouTube videolarinin altında reklam gösterebilmesi yatıyor. Buna ek olarak, hem okumakta olduğunuz benimkisi gibi kişisel web siteleri, hem de NTVMSNBC gibi dev web platformları da reklam gösterirken Google ile ortaklık yapıyorlar. Yani örneğin Google reklam sistemine &#8220;futbol ayakkabısı&#8221; reklamı veren bir kurum varsa, o kurumun reklamlarını kendi sitelerinde mesela spor ile ilgili sayfalarda Google sayesinde otomatikman gösterip bunun karşılığında elde ettikleri gelirden Google&#8217;a komisyon veriyorlar.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Tabii ki Türk şirketleri de hem Türkiye sınırları içinde, hem de dışardaki potansiyel müşterilere ulaşmak için Google&#8217;a bol bol reklam veriyor. Fakat kesilen faturalar, sadece Türkiye&#8217;de değil, onlarca ülkede Google İrlanda ofisinden kesiliyor, yani Google İrlanda bir gelir kazanıyor, vergisini İrlanda&#8217;da ödüyor, siz ister sadece Türkiye&#8217;de, isterseniz de Fransa&#8217;da reklam veriyor olun. Bu da sadece Türkiye&#8217;nin değil pek çok başka ülkenin de tepkisini çekiyor. Örneğin Fransa, <a target="_blank" href="http://www.maximumpc.com/article/news/france_considering_google_tax_online_ads">Google gelirlerini vergilendirebilmek için daha geçtiğimiz hafta yenilikçi yöntemler arayışında olduğunu belli etti</a>.</p>
<p>Ama gerek web sitemde, gerekse de bilişim yayınlarında yıllardır yakındığım üzere, maalesef İnternet&#8217;in nasıl işlediğini, kurallarını tam olarak anlayamayan ve içselleştiremeyen kamu ve özel sektör yöneticilerinin çoğunlukta olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İnternet&#8217;te sınırların belirsizleştiği, engellemelerin zorlaştığı, bireyin kendi tercih ve süzgeçlemesinin önem kazandığını öğrenemiyor veya kabullenemiyoruz.</p>
<p><strong>Sorun YouTube Değil Google&#8217;ın Vergi Vermemesi ise Google&#8217;a Erişilmesin(!)</strong><br />
YouTube yasağının nedenleri olan uygulamalardan Cumhurbaşkanı Gül, Twitter gibi platformlar da dahil olmak üzere farklı ortamlarda &#8220;düzeltilmesi gerekir&#8221; imasıyla bahsediyor, Başbakan Erdoğan &#8220;Ben girebiliyorum&#8221; diyor. Ama buna rağmen YouTube&#8217;ın sadece bir örneği olduğu sansür artık iki yılı da aşan süredir devam ediyor.</p>
<p>Google&#8217;ın sahibi olduğu YouTube yasağı ile ilgili sorularda iki cevap en çok duyulanlar. Bir tanesi, &#8220;YouTube Türkiye&#8217;de ofis açsın&#8221;. İşte İnternet&#8217;in işleyişini kavrayıp bunu içselleştirebilme sıkıntısından bunu kast ediyorum, eğer her ülkede bir ofis açılacaksa İnternet üzerinden iş yapabilmenin ne kadar avantajı kalıyor? İnternet&#8217;in hayatımıza getirdiği en büyük kolaylık mekandan bağımsızlık sunması ve mesafeleri yok etmesi değil mi?</p>
<p>İkinci cevap ise, <a target="_blank" title="Google'ın itirazıyla ilgili Hürriyet haberi" href="http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/14990128.asp">Google&#8217;ın vergi borcu olduğu iddiası</a>. Diyelim ki gerçekten de İnternet şirketleri her ülkeye ayrı ayrı vergi ödemek zorunda. Peki vergisini ödemeyenlere erişimin engelleneceğine dair bir kanunumuz var mı? Hayır. Peki diyelim ki, vergi ödemeyen her İnternet sitesine erişim engellenir, sansürlenir. Peki o zaman YouTube yerine neden Google engellenmiyor, sansürlenmiyor?!</p>
<p><strong>Türkler&#8217;in Gördüğü Reklamları Yayınlayan Her Kurum Türkiye&#8217;ye Vergi Öder mi&#8230;</strong><br />
Bugün Ulaştırma Bakanı&#8217;na bağlı bir kurum olan Türk Hava Yolları, Türkiye&#8217;den izlenen CNN, BBC gibi pek çok yabancı TV kanalına ve de Economist gibi ülkemizde artık pek çok bayide satılan yabancı yayınlara reklam veriyor. Diyelim ki CNN&#8217;in hedef kitlesi Türkiye&#8217;deki Türkler değil, ama Economist ve diğer pek çok dergi biz Türkler alsın, okusun diye ithal ediliyor. Ve biz bunlarda sadece THY değil Akbank, Garanti, İş Bankası gibi Türk bankalarının ve başka uluslararası şirketlerimizin reklamlarına maruz kalıyoruz.</p>
<p>Bu reklamlar için THY, bankalar ve diğer şirketlerimiz yayıncı kurumlara ciddi reklam harcamaları yapıyor. THY&#8217;nin Barcelona spor kulübüne sponsorluğunu duyurduğu reklamlar çok ciddi bir meblağ tutmuş olmalı. Ama yayıncı kurumlar, hem bir Türk şirketinden aldıkları, hem de Türkiye&#8217;de de gösterime soktukları reklamlar için Türk Maliyesi&#8217;ne vergi ödüyorlar mı&#8230; Ödemelerini istesek ne olur?</p>
<p>Lafı fazla uzatmaya gerek yok. Burada sadece en çok duyulan iki cevaba azıcık eğilmeye çalıştık. Ama konu daha da derin. Sadece vergi kazanmak, ofis açtırmak değil, tartışılabilecek çok şey var. Sansürün bu kadar kolay olması kimlerin işine geliyor gibisinden&#8230;</p>
<p><strong>Kanun Değişmeli, Kullanıcılar da, STK&#8217;lar da!</strong><br />
Bir önceki hükümet döneminde, AKP&#8217;nin hazırladığı, CHP&#8217;nin de desteklediği 5651 numaralı kanun değiştirilmeli, güncellenmeli. Ama görünen o ki, statükoyu korumaya çalışanlar hiç de az değil.</p>
<p>Peki sorumluluk sadece siyasi partilerde mi? Biz İnternet kullanıcıları, sansürü ülkemizde gerçekten etkili biçimde protesto etmek yerine Google Haritalar uygulamasında sanal yürüyüşler yapıp dünya medyasının ilgisini çeker, yabancı medyadan medet umarsak; gerek ilgili medya kurumları, daha da önemlisi bilişim alanında faaliyet göstermek üzere yıllar önce kurulmuş, &#8220;adı bilinen&#8221; sivil toplum kuruluşları gıkını çıkarmazken sizce statükonun değişmesi kolay mı?</p>
<p>Peki ne yapmalı? Bir yerden başlamalı! Bu Cumartesi, 17 Temmuz&#8217;da saat 17&#8242;de Taksim&#8217;de sansüre karşı bir yürüyüş yapılacak, detaylar için <a href="http://sansurekarsiyuruyus.com/" target="_blank">SansureKarsiYuruyus.com</a></p>
<p>Sansür çok ciddi bir konudur. Kontrolü kaçırıldığında insan hakları ihlalidir. Vergiydi, ofisti&#8230; gibi bahanelerle açıklanamaz, bugün Türkiye&#8217;de en az 4-5 bin sitenin erişime engellendiği söyleniyor&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2010%2Fyoutube-yasagini-googlein-vergi-borcu-ile-acikliyorsak-ulkeye-yabanci-dergi-de-ithal-etmeyelim-hatta-googlei-engelleyelim%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/youtube-yasagini-googlein-vergi-borcu-ile-acikliyorsak-ulkeye-yabanci-dergi-de-ithal-etmeyelim-hatta-googlei-engelleyelim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yatırımlarımızın %4&#8242;ü Tarıma Giderken Et Fiyatlarını Suni Olarak Düşürmek Çözüm Olamaz</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/yatirimlarimizin-4u-tarima-giderken-et-fiyatlarini-suni-olarak-dusurmek-cozum-olamaz/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/yatirimlarimizin-4u-tarima-giderken-et-fiyatlarini-suni-olarak-dusurmek-cozum-olamaz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 20:28:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=983</guid>
		<description><![CDATA[Et fiyatları bir yılda %30'lardan fazla pahalılaşırken bunun nedenini piyasayı manipüle eden dev şirketlere bağlamak mümkün olmuyor. Çünkü aksine, son 7 yılda Türkiye'deki tüm yatırımların %4'ünü bile alamayan tarım sektörü bırakın devler çıkarmayı, küçülüyor, büzülüyor, üretemiyor. Azıcık üretim de haliyle kıymetli oluyor!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her hafta farklı konuların gündeme geldiği, bir anda derin tartışmaların yaşanıp geçen haftaki konunun unutulduğu bir ortamdayız. Böylesi hızlı değişen gündem, kamuoyunda doğru bilgiyi öğrenememe, öğrenilse de hazmedemeden, anlık tepkilerle yaşama eğilimini arttırıyor. Et fiyatlarının son bir yılda %30&#8242;ların üstünde pahalılaşması ile ilgili değerli fikirler tartışıldı. Ortaya konan iddialardan biri de tarım ve hayvancılığa yeteri kadar yatırım yapılmamış olmasıydı. Ama bunu böyle söylemek yeterli olmuyor, sayısal ve güvenilir verilerle karşılaştırma yaparak sonuca ulaşmak gerekiyor.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Alttaki tabloda 2002-2009 yılları arasında Türkiye&#8217;de yapılan yatırımların yüzdesel dağılımını görüyoruz. Mustafa Sönmez&#8217;in <a target="_blank" href="http://mustafasnmz.blogspot.com/2010/04/asyalasma-her-seyi-carptyor.html">&#8220;Asyalaşma Her Şeyi Saptırıyor&#8221; yazısı</a>nda kullanmak için DPT ve TÜİK verilerinden derlediği tablonun en alt satırında geride kalan yaklaşık 7 yıllık dönemde toplam yatırımların %16&#8217;sının kamu yani merkezi ve yerel yönetimler tarafından yapıldığı görülüyor. Ulaştırma, hizmetler, enerji ve eğitim kamunun en çok yatırım yaptığı alanlar. Tarım ve hayvancılık ise, devletin toplam %16&#8242;lık yatırım harcamasının sadece %8&#8242;ini alabilmiş. Özel sektörün %84&#8242;lük yatırım ağırlığını kendi içinde dağıttığımızda ise tarım %2,5&#8242;ta kalmış. Yani Türkiye&#8217;de 7 yıllık dönemde kamu ve özel sektörün tarım ve hayvancılığa yatırımlarının toplamı, tüm yatırımların %4&#8242;ü bile edememiş!</p>
<div align="center">
<div style="text-align:center"><img width="262" height="270" title="2002-2009 yılları arasında Kamu ve Özel Sektör Yatırımlarının Dağılımı" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/yatirim-dagilimi-2002-09.jpg"/></div>
</div>
<p>İktisat biliminin tartışılan kuramları çoktur, ama her şeyin temelindeki arz ve talep dengesizliği hayatın her alanında geçerli değil midir? Fakat Türkiye&#8217;de sadece arz-talep denklemini kullanarak bile her gün kayda değer yazı yazmak mümkün! Bir mal veya hizmete yönelik talep, o malın arzı, yani piyasada bulunabilen miktarından daha hızlı artıyor ise o mal veya hizmet kıymetlenecek, pahalılaşacaktır. Yeni bitirdiğim çok ilginç bir kitap olan <a target="_blank" href="http://www.superfreakonomicsbook.com/">SuperFreakonomics</a>, hayatta pek çok şeyin arz ve talep dengesiyle ilgili örnekler vermeye, daha ilk bölümde, fuhuş sektörünü ele alarak başlıyor. Yıllar boyu hayat kadınlarının yakalanıp hapse atılmasıyla aslında arzın suni olarak kısılmasına, ama erkeklerinin talebinin aynı kalması nedeniyle fiyatların artmasına neden olduğu iddia ediliyor. Tartışmaya açık bu gibi örnekler için kitabı okuyabilirsiniz.</p>
<p>Ama şu bir gerçek ki, Türkiye gibi bir ülkenin tarım ve hayvancılığa, toplam yatırımlarının sadece %4&#8242;ünü yönlendirmesi kabullenilemez. Bırakın nüfus artışına yetişmeyi, sürekli gerileyen hayvancılık, piyasaya sunulan et arzında daralma, doğal olarak fiyatların artmasına neden olacaktı. Maalesef ithalat çözüm değil.</p>
<p>Bugün örneğin <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/siyasi-irade-ve-rekabet-kurulu-mudahele-etmedikce-telekom-devlerimiz-tum-turkiyenin-karliliginin-ucte-birini-aliyor/" title="'Siyasi irade ve Rekabet Kurulu müdahele etmedikçe telekom devlerimiz tüm Türkiye’nin karlılığının üçte birini alıyor' başlıklı yazımı okumak için tıklayınız">Türkiye&#8217;nin en büyük karını elde eden GSM ve sabit hat iletişim sektörlerinde, hakim konumlarını sürdüren Türk Telekom ve Turkcell&#8217;in piyasadaki fiyatları etkileme gücü çok yüksek</a>. Ve söz konusu bu nedenle artan kullanım fiyatları olsaydı kamu müdahelesi, mümkünse ithalat veya alternatif kanallardan rekabetçi ürün/hizmetler sunmak doğru olurdu.</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img width="470" height="175" title="Türkiye'de tarım ve hayvancılıkta sadece çiftçi, çoban değil hayvan nüfusu da azalıyor" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/siyah-beyaz-coban-l.jpg"/>
<p>Türkiye&#8217;de tarım ve hayvancılıkta sadece çiftçi, çoban değil hayvan nüfusu da azalıyor <font size="-1">/ Harika fotoğraf, <a target="_blank"  href="http://www.flickr.com/photos/nuran/3005260428/">Flickr&#8217;da Nuran</a>&#8216;dan, blog ana sayfama sığması için üstten alttan kesmek zorunda kaldım</font></p>
</div>
</div>
<p>Fakat Türk hayvancılığında böylesi hakim konumda, yarı tekel veya tekel bir kurum, şirket yok. Aksine, yurtdışından aşırı ucuz ithal edilebilecek düşük kalite ve orta kalite etler ile düşen et fiyatları sonucu hayvancılık sektörü darbe yiyecek, çünkü zaten yıllardır yatırım yapılmadığından verimli olamayan, maliyetleri sürekli artan bu sektörün ayakta kalması, hele suni olarak düşürülmüş fiyatlarla çok zor olacak.</p>
<p>Bugüne kadar sıklıkla tekel konumundaki piyasa, sektör ve şirketleri ele aldığım için hiç sıra gelmeyen bir şeyi söylemenin şimdi zamanı: Önce üretici hakları gelir, sonra tüketici hakları&#8230;
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2010%2Fyatirimlarimizin-4u-tarima-giderken-et-fiyatlarini-suni-olarak-dusurmek-cozum-olamaz%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/yatirimlarimizin-4u-tarima-giderken-et-fiyatlarini-suni-olarak-dusurmek-cozum-olamaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkler&#8217;in Ortak Fikri: İnternet Erişimi -yani bilgilenme ve haberleşme- Temel İnsan Hakkıdır! Haydi O Zaman, İnternet Yayılmalı, Ucuzlamalı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/turklerin-ortak-fikri-internet-erisimi-yani-bilgilenme-ve-haberlesme-temel-insan-hakkidir-haydi-o-zaman-internet-yayilmali-ucuzlamali/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/turklerin-ortak-fikri-internet-erisimi-yani-bilgilenme-ve-haberlesme-temel-insan-hakkidir-haydi-o-zaman-internet-yayilmali-ucuzlamali/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 21:41:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=938</guid>
		<description><![CDATA[BBC'nin 26 ülkede yaptırdığı araştırmada "İnternet'e erişim temel bir insan hakkıdır" görüşü, İnternet kullanmayanlar tarafından bile büyük oranda sahiplenilen bir düşünce olarak ortaya çıktı. Türkiye ise %91 ile Avrupa'da ilk sırada yer aldı! Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler tüm ülkeye genişbant, hızlı İnternet'i yaymak için projeler açıklayadursun, bizler ise hala mobil ve ADSL erişiminde akıl almaz fiyatlar ve vergiler ödeyerek İnternet'e erişebiliyoruz. Haydi artık İnternet'in vergisi düşsün!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde İnternet kullanımı ile ilgili yapılan anketler faydalı bulgular sunuyor, ama bazen yöntem, kapsam ve soruların paylaşılmaması sonuçlara çekinceyle yaklaşmama neden olabiliyor. Bir de gerçekten kaç milyon İnternet kullanıcımız olduğu hakkında bir türlü güvenilir veri alamadığımızdan, sürekli hanehalkı üzerinden tahminde bulunulan veriler açıklandığından &#8220;Türk İnternet kullanıcılarının yüzde şu kadarı A hizmetini kullanıyor, bu oran da İtalya&#8217;dan fazla&#8221; gibi çıkarımlarda bulunmak, sonra bunları temel alıp büyük projelere girmek pek bilimsel olmuyor.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Eğer hedef ülke performansını yorumlamak ise çok ülkeli araştırmalar çok faydalı oluyor. Bu nedenle <a href="http://news.bbc.co.uk/2/hi/technology/8548190.stm" title="BBC'nin sitesinden haberi okuyabilir, aynı zamanda PDF formatındaki raporu indirebilirsiniz">dün İngiliz yayın kuruluşu BBC&#8217;nin sonuçlarını açıkladığı, GlobeScan tarafından 26 ülkede 27 bin kişiyle yapılan anket</a> beni heyecanlandırdı. Ankete katılanların sadece yarısı aktif İnternet kullanıcısı, diğer yarısı ise &#8220;hiç&#8221; veya &#8220;çok az&#8221; derecede kullanan insanlar olmalarına rağmen katılımcıların %79&#8242;u İnternet&#8217;e erişimin bir temel insan hakkı olduğunu düşünüyor. İnternet kullanmayanlar arasında bu görüşe katılanlar %70 gibi yüksek çıkmış.</p>
<p>Temel insan hakları denince örneğin fikirlerini söyleyebilmek, oy verebilmek, mal/mülk sahibi olabilmek, evlenebilmek, mahremiyetini koruyabilmek gibi özgürlükler akla geliyor. İnternet de pek çoğu tarafından bugüne kadar ki en etkin aydınlanma aracı olarak tanımlanıyor. İnternet hem bilgi edinme ve öğrenme, hem de bir iletişim aracı. Öğrenmek ve de diğer insanlarla iletişim kurmak temel insan hakları arasında yer alıyor ise bunu son derece kolay, ucuz ve etkin bir şekilde mümkün kılan İnternet erişimi de kitlelere yaygınlaştırılmalı. Zaten Estonya ve Finlandiya İnternet erişimini temel insan hakkı olarak kabul ediyorlar.</p>
<p><strong>Türkiye, Avrupa&#8217;da &#8220;İnternet temel insan hakkıdır&#8221; ve &#8220;Devlet müdahelesi olmamalı&#8221; diyen 1. Ülke</strong><br />
Dünyanın en &#8220;bağlı&#8221; ülkesi olarak kabul edilebilecek Güney Kore&#8217;de ankete katılanların %96&#8217;sı da aynı yönde görüş bildirmiş. Ama beni asıl etkileyen, Avrupa&#8217;da araştırmaya dahil edilen 7 büyük ülke içinde, İnternet&#8217;in bir temel hak olduğuna dair en büyük inancın %91 ile Türkler tarafından dile getirilmiş olması.</p>
<p>Türkiye&#8217;de Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Erzurum, İstanbul, İzmir, Konya, Samsun ve Zonguldak&#8217;ta toplam 1000 kişi ile görüşülmüş. Ve yine Türk katılımcılar, 7 Avrupa ülkesi arasında &#8220;İnternet hiçbir şekilde bir devlet kurumu tarafından gözetim ve kontrol altında tutulmamalı&#8221; düşüncesini en çok destekleyenler olmuş, %54 ile.</p>
<p>Öte yandan İnternet kullanımının yarattığı çekince ve olumsuzluklar sorulduğunda Türkiye&#8217;dekiler sanılanın aksine dolandırıcılık veya tehlikeli ve ahlaksız içerikten dert yanmaktan önce kişisel bilgileri ve İnternet&#8217;teki mahremiyetleri hakkında sıkıntılı olduklarını gösteren şıkka öncelik vermişler, ki bu da önemli bir mesaj.</p>
<p><strong>İnternet de Elektrik, Yol, Su Gibi Bir Hizmet Olmalı</strong><br />
Gittikçe daha fazla ülke tüm vatandaşlarını, genişbant, hızlı İnternet&#8217;e erişebilir kılmak için projeler açıklıyor. İnternet&#8217;in öncüsü, İnternet ile ekonomik büyümesini hızlandırmış ABD&#8217;de Başkan Obama bile daha geniş alana ekonomik İnternet erişimi sunmak için yatırım planlarını göreve geldiği ilk aylarda açıklamışken benzer şekilde İngiliz Hükümeti de 2012&#8242;de tüm ülkede genişbant hizmeti sunulmasını hedefliyor. Yine Avrupa Birliği&#8217;nin ve de gelişmekte olan bazı Asya ülkelerinin de aynı yönde planları açıklandı, açıklanıyor.</p>
<p>Ülkemizde teknoloji kullanımında farklı bir durum söz konusu. <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%E2%80%99de-e-ticaret-nereden-nereye%E2%80%A6-online-ticaret-hacmi-tahmini-beklentiler-ve-basari-faktorleri/">Bir önceki yılı 6 milyonun altında bilgisayar ve İnternet aboneliği ile kapatan Türkiye</a>&#8216;de cep telefonu sahipliği ve kullanımı, kişisel bilgisayar ve İnternet kullanımına göre çok çok ağır basıyor.</p>
<p>Bir yandan da gerek Türkiye Bilişim Sanayicileri, Türk yazılım endüstrisi ve hükümetler bilişimle kalkınma, yazılımda büyüme hedefleri açıklıyorlar. Ama bunun için güçlü bir iç pazar çok önemli. Fakat 5-6 milyonluk İnternet aboneliği ile bugün çok büyük ölçekte hacimlere ulaşıp dünyada belli bir konuma ulaşmak sanıldığı kadar kolay değil. Türkiye&#8217;nin önündeki asıl fırsat cep telefonunu baz alan mobil platformlara yönelik mobil uygulamalarda atılım yapmak. Ama bu uygulamaların geniş kitlelerce kullanılarak daha da geliştirilmesi, üretici firmaları yurtdışıyla rekabette daha rahat ettirecek gelir akışının oluşabilmesi için de cep telefonundan İnternet&#8217;e erişimin çok daha yüksek oranlarda olması gerekiyor.</p>
<p>Fakat bugün on milyonlarca cep telefonu abonesinden sadece birkaç milyonu cepten İnternet&#8217;e bağlanıyor. Halbuki 2009&#8242;da satılan telefonların önemli bir kısmı 3G destekli, gelişmiş akıllı telefonlardı, yani işin cihaz/donanım kısmında bir sorun yok. Ama sorun İnternet erişim fiyatlarında ve tabii bununla beraber de yüksek mobil İnternet erişim vergilerinde.</p>
<p>Tabii sadece mobil tarafta değil, telefon altyapısıyla ister çevirmeli bağlantı, ister ADSL erişimde, isterseniz de kablo TV şebekesinden kablo İnternet erişiminde çok ciddi vergi oranları söz konusu. Dünyada İnternet erişimini yaygınlaştırmak için devletler büyük yatırımlar, vergi teşvikleri yaparken bugün ülkemiz maalesef İnternet kullanıcılarını büyük bir vergi kapısı olarak görüyor.</p>
<p>Yıllardır aklımda olan, &#8220;Haydi Türkiye&#8217;de İnternet&#8217;in KDV&#8217;si %1 olsun&#8221; kampanyasını bir türlü başlatamadım. Ne de olsa Türkiye gerektiğinde vergi düzenlemelerini yapabilen bir ülke, mesela çok tartışıldığı gibi, <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/internet%e2%80%99in-vergisi-ine-ine-2-lira-indi-ama-pirlantada-kdv-yok-hala-en-pahali-internet-turk-mali-internet/">pırlantanın ÖTV&#8217;si var ama KDV&#8217;si 0</a>! Hedefim gerek geleneksel, gerek sosyal medyada bir ilgi yaratıp bu konunun gündeme gelmesini sağlamaktı. Şimdilerde de çok ciddi zaman darlığı yaşıyorum, ama bu yazı en azından bir fikir versin, Türkiye&#8217;de İnternet&#8217;e erişimin ucuzlaması gerektiğini bir kez daha hatırlayalım.</p>
<p>Türk halkı, Avrupa&#8217;nın önünde bir oranla, &#8220;İnternet erişimi temel insan hakkıdır&#8221; diyor! Bunu unutmayalım. Aynı araştırmadaki diğer sonuçlar da dikkat çekici, onlara da eğileceğiz. Ama şimdilik, haydi siz de İnternet&#8217;in vergisini sorgulayın, sorgulatın!
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2010%2Fturklerin-ortak-fikri-internet-erisimi-yani-bilgilenme-ve-haberlesme-temel-insan-hakkidir-haydi-o-zaman-internet-yayilmali-ucuzlamali%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/turklerin-ortak-fikri-internet-erisimi-yani-bilgilenme-ve-haberlesme-temel-insan-hakkidir-haydi-o-zaman-internet-yayilmali-ucuzlamali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sinemanın ev eğlencesine yeni cevabı Avatar, sadece bugüne değil insanlık tarihine gönderme yapıyor</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/sinemanin-ev-eglencesine-yeni-cevabi-avatar-sadece-bugune-degil-insanlik-tarihine-gonderme-yapiyor/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/sinemanin-ev-eglencesine-yeni-cevabi-avatar-sadece-bugune-degil-insanlik-tarihine-gonderme-yapiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Jan 2010 18:11:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[3 boyutlu sinema]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[Avatar]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[ev eğlence sistemler]]></category>
		<category><![CDATA[James Cameron]]></category>
		<category><![CDATA[kızılderililer]]></category>
		<category><![CDATA[sanal gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Spielberg]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=882</guid>
		<description><![CDATA[Yeni teknolojiler, dijital cihazlarla kuvvetlenen değişimin örneğin gazetelerin geleceğine dair yarattığı güvensizlik benzeri bir darbe yemesi beklenen sinema sektörü 2010’lara Avatar sayesinde tekrar kükreyerek giriyor. Medyamızda ABD'nin Afganistan saldırısının eleştirisi şeklinde yorumlanan film ise aslında bunun da ötesinde pek çok mesaj kaygısı taşıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>20. yüzyılda toplumsal eğlence ve popüler kültürün şekillenmesinde temel rol oynayan sinema ve film endüstrisi form değiştiriyor. Yeni teknolojiler, dijital cihazların getirdiği değişimin ciddi zarar vermesi beklenen sinema sektörü ise 2010’lara Avatar sayesinde tekrar kükreyerek giriyor. Özelleştirilebilir, kişiselleştirilir hizmetlerin yükselişi Web 2.0 ile taçlandırılırken, aslında bu mikro hizmet anlayışının sonucu, aynı binada her saat başı aynı filmin farklı fakat küçük bir salonda başlamasıyla neleri kaybettiğimizi Avatar ile hatırlıyoruz: Dev bir ekran, ekrandaki hikayenin coşkusunu uğultu, yüksek kahkaha ve refleksleriyle tüm salonla paylaşan izleyiciler, daha etkileyici efektler!</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Tüm bunlar aynı zamanda gittikçe kuvvetlenen İnternet tabanlı bireysel vakit geçirmelik tatlar ve 2 dakikalık videolarla istediğimiz eğlenceyi yaşadığımız sanısını; ev sinema sistemlerinin sonunda sinema deneyimini yakaladığı yorumlarını da bir süreliğine geçersiz kılıyor.</p>
<p>“Salon”, tekrar teknolojik öncü konumuna kavuşurken, Hollywood tarihte ilk defa bir yılı 10 milyar ABD Dolarlık gişe geliriyle kapatıyor; çünkü sinema, aynı gazeteler gibi henüz yok olmuyor. Evet, James Cameron’un aynı eski filmleri gibi, Avatar’ın da hikayesini dinlemek, sinemacılık bağlamından çıkarıp sadece içeriği sorgulamak, uzayda bir gezegen, insanlar ve ejderhaları düşünmek yine dışardan heyecan uyandırmayacaktır. Fakat sinema teknolojisindeki gelişmeleri yorumlarken artık kıyaslama ölçümüz olacak olan Avatar, Üç Boyutlu görüntünün nasıl olması gerektiğini göstermiştir. Her ne kadar 3B çekim yepyeni bir yöntem olmasa da filmi izlediğim, dünyayı takip eden eğitimli kesimin çoğunluklu olduğu semtte, Pandora adlı ayın ilk 3B görüntüsünde salonda çok büyük bir alkış kopması benim için yeterli referans olmuştur.</p>
<p>Avatar’ın aslında amacına ulaştığının, başarılı olduğunun kanıtı ise, kahramanımız Jake Sully, ‘avatar’ bedenine girip gözlerini Navi halkının arasında açtığı her sahnede, hem 3 boyut, hem yaratılan atmosfer sayesinde bizim de kendimizi Jake ile o dünyaya bırakmamızı sağlaması, örneğin dev ağacın jölemsi polenlerinin bizim omzumuza, kolumuza düştüğü hissini yaratıyor olması.</p>
<p><strong>Mesajı ve Konusunu Yorumlamak O Kadar Basit Değil!</strong><br />
Filmin teknolojisi kadar konuşulan diğer yanı ise konusu ve verdiği mesajlar, ki benim de tüm teknolojik değerlendirmeler bir yana, bu film hakkında yazmaya karar vermemin nedeni de bunlar. Kamuya mal olmuş meşhur isimlerin yorumları, gazetelerdeki Avatar değerlendirmeleri maalesef ülkemizde her biri farklı konuda uzmanlaşarak belli konuma ulaşmış onlarca yazar, muhabir olduğunu sanmanın hata olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Örneğin son on yılın ABD’den Kore ve Çin’e kadar tüm dünyada en çok kabul gören strateji oyunu Warcraft III’teki “gecenin elfleri”, yaşadıkları dünya, bindikleri hayvanlar ve en önemlisi Dünya Ağacı’nın Avatar’da benzer tasarım ve renklerle aynen önümüze sürüldüğünden hiçbir ülkede olmadığı kadar bihaber olan sinema ve popüler kültürün sadece dedikodusuna takılıp kalmış yazarları okumaya devam ediyoruz. (Warcarft ağacı için <a target="_blank" href="http://www.youtube.com/watch?v=DpklIrmfxWA">bu YouTube videosu</a> ilginizi çekebilir) İnançlar hakkında uzman, örneğin Şamanizm’deki yaşam ağacını bilen insanlar ise sinema ya da popüler kültür üzerine yazmadığından eksik yorumlarla yetinmek zorunda kalıyoruz.</p>
<p>Yine az araştırmacılık, ben bilirimcilik yapmasına rağmen yazıya “bence” diye başlama nezaketini göstermeyenler yönetmenin bu filmde ABD’nin Afganistan savaşına ağır göndermeler olduğunu düşünüyor, veya yine benmerkezci davranan ABD basınından Afganistan’ı kopyala yapıştır yapıyor.</p>
<p>Halbuki bizzat Cameron’un dediği gibi, film bir Anti-Amerikan ya da kapitalist karşıtı olmanın ötesinde yönetmenin emperyalizm ve sınai-askeri kompleks diye adlandırılabilen aşırı endüstriyelleşme ve işbirlikçi silah gücüyle gönderme yapıyor. Gücü elinde tutan insanların çağlardır, örneğin Roma İmparatorluğu ve niceleri, zayıf olanı ezişini deşiyor, sadece Amerikan yönetimini eleştirmenin ötesine geçerek insan ırkını sorguluyor. Ama arada önceki ABD yönetimine açık bir gönderme yaptığını da kaçırmamalı tabii, komutan askerlerine “önleyici saldırı yaparak terörü engelleyeceğiz” diyor. Cameron ayrıca ilginç bir yorum da yaparak “Bazıları insanları, bazıları Na’vi halkını ABD olarak algılayabilir” diyor!</p>
<p>Batı’nın, “öteki” ve “doğa” ile ilişkisi, Cameron sinemasında yine savaşlarla yüzümüze vurulsa da çok daha derine inmeyi de aslında başarıyor. Avladıkları hayvanları öldürmeden önce kızılderililer gibi ruhlarına teşekkür gönderen Na’vi halkı pek çok Doğu veya Doğa merkezli felsefeyi yaşatıyor. Na’vilere okul kurup İngilizce öğreten yani barbarlara, gelişmemişlere demokrasi ve modernite taşıyanlar, kahramanın dediği gibi karşı taraf bira ya da kot pantolan istemediğinden ortak paydada buluşamıyor.</p>
<p>Filmin başında tüm Na’viler gibi örtüsüz dolaşan Prenses Neytiri daha sonra, toplumunda rolü güçlense de, yarı insan Jake ile olan etkileşimi sonucu bazı örtülerle kapanarak daha az “hayvani”, daha modern bir görünüme kavuşuyor. Diplomasiden yana olan bilim kadını Weaver saldırıyla Na’viler zarar görmesin diye “onlar bir nevi Şaman ritüeli uygulayan uçuk bir topluluk değil, biyolojik olarak farklı bir bağlantıları var” derken “Şaman” olmakla yetinselerdi doktorun bile onları hor göreceğini varsayımlayabilir miyiz? </p>
<p>Filmin sonuna doğru Jake ve Weaver, bilimi, hümanistliği, bir nevi sanatsal ve anlayışlı yaklaşımı sergiledikleri için hapsi boyluyorlar; tarih boyunca olduğu gibi. Prenses, Jake’i cesur kalpli, dobra insan olarak nitelendiriyor ama doğaya, hislere, her an yeşeren bağlılık ve ilişkilere önem vermediği için ona kafasız, aptal diye isim takıyor, aynı Doğu bilgilerinin Batılı gezginler için geçmişte bolca söyledikleri gibi.</p>
<p>Tabii bu Batı ve Doğu (ya da geri topluluklar) arasındaki uyumsuzluklar kadar, insanın çok daha temel sıkıntılarını da görüyoruz, agresiflikle hoşgörü, yani rasyonalite akımlarıyla zıt düşen romantizm, insanların gezegene ne yapacaklarını karar vermelerini geciktiriyor. Erkek, kadına göre ilişkisini çok daha yüzeysel görürken kadın hayatını adıyor. Ve ruhun bedenden bedene geçisi, reenkarnasyon, filmde doğanın yardımıyla, bitkiler üstünden gerçekleşiyor, Doğu inancında ise fiziksel kablolara gerek yok!</p>
<div align="center"><img title="Prenses Neytiri ve Jake bir aksiyon filminin aşk çiftini de oluşturmaktan geri kalmıyor" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/avatar-neytiri-jake-l.jpg"/></div>
<p>Son olarak filmin tüm dünyadaki izleyicilerinin de film karşısında iki ciddi cepheye bölündüğü ve bölüneceğini söylemek aşırı iddialı algılanmaz. Azımsanmayacak insan Na’viler’i dikkafalı hayvanlar olarak algılayıp film sonunda insanların mutlak zaferini arzulayarak izlerken daha mazlum bir kimlikle kendini tanımlayanlar Na’vi zaferi için nefeslerini tutarken bazen aynı salondaki bu ayrım bile gelecek hakkında soru işaretlerinin silinmemesine neden oluyor.</p>
<p>Filmin aşırı kuvvetli tanıtılmasıyla da yükselen beklentiler tatmin olmuyorsa bunun nedeni aynı temanın Kurtlarla Dans, Son Samuray gibi pek çok filmde işlenen bir konuya yayılması olabilir. Ama doğayı kaybediş, endüstriyelleşme ve savaşın tekrar beyaz perdede hatırlanması için çok uygun bir zaman. Sinemanın toplumsal hareketleri yansıtmadaki hızı sorgulanır olsa da Avatar’ın sinema teknoljisindeki gelişime ek olarak insani bir uyanışın göstergesi olup olmadığı da tartışılır.</p>
<p>Çünkü bireyselleşmenin getirdiği yalnızlık, sonucunda stres ve mutsuzluk, yokolan doğadan uzaklaşma, yapay şehirler, savaşlar, ölümler gittikçe daha fazla insanın düşüncelerini değiştiriyor. Sinemanın dahi çocuğu Steven Spielberg’in; “Star Wars’tan beri izlediğim en uyarıcı, uyandırıcı ve etkileyici bilim kurgu filmiydi” dediği Avatar bakalım Star Wars gibi bir eğlencelik olarak mı kalacak&#8230;</p>
<p><strong>Bu yazı <a target="_blank" href="http://www.digitalage.com.tr/">Digital Age</a> dergisi Ocak sayısı için yazılmıştır.</strong></p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2010%2Fsinemanin-ev-eglencesine-yeni-cevabi-avatar-sadece-bugune-degil-insanlik-tarihine-gonderme-yapiyor%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/sinemanin-ev-eglencesine-yeni-cevabi-avatar-sadece-bugune-degil-insanlik-tarihine-gonderme-yapiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Müslüman Ülkeler ve Türki Cumhuriyetler&#8217;in Yıllardır Süregelen Beklentisine Cevap Verebilecek miyiz? Türk e-postası Anaposta ve Türk Arama Motoru</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/musluman-ulkeler-ve-turki-cumhuriyetlerin-yillardir-suregelen-beklentisine-cevap-verebilecek-miyiz-turk-e-postasi-anaposta-ve-turk-arama-motoru/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/musluman-ulkeler-ve-turki-cumhuriyetlerin-yillardir-suregelen-beklentisine-cevap-verebilecek-miyiz-turk-e-postasi-anaposta-ve-turk-arama-motoru/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 22:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=858</guid>
		<description><![CDATA[Bayramda önce çoğumuz şaka sandı, ama değilmiş! Devletimiz artık doğan her bebeğin nüfus cüzdanına Anaposta hizmetinden verilen e-posta adresini yazmayı, ve ayrıca tüm Müslüman ve Türki cumhuriyetlerin tercih edeceği Google'a rakip arama motoru kurmayı hedefliyormuş]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sanırım pek çoğumuz doğar doğmaz her Türk bebeğinin nüfus cüzdanına e-posta adresi  yazılacağı, ayrıca Google ve Yahoo! gibi devlere rakip bir devlet arama motoru yapılacağı haberini ilk duyduğumuzda şaka sandık. Ama <a href="http://www.cnnturk.com/2009/bilim.teknoloji/teknoloji/11/28/e.posta.adresi.nufus.cuzdanina.giriyor/553464.0/">haber saygın yayınlarda sırasıyla yerini aldı</a>ktan sonra sırada “şaşırmak” vardı!</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Bayramın ortasında durup dururken çıkan bu haber üstüne de bilişim yazarları dışında pek kalem oynatan olmadı, ki aslında çok derin anlamları olan bir gelişme idi, hatta bazı yabancı yayınlar bu fırsatla tekrar Türkiye’deki ifade özgürlüğü, devlet kontrolcülüğü, zihniyet gibi kavramları sorgulayan makaleler yayınladılar.</p>
<p>Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı <a href="http://www.cnnturk.com/2009/bilim.teknoloji/teknoloji/11/28/e.posta.adresi.nufus.cuzdanina.giriyor/553464.0/">Tayfun Acarer’in verdiği demeç</a> ile ortaya çıktığı üzere iki büyük proje söz konusu: İlki Anaposta ile 70 milyon Türk vatandaşına 10 GB kotalı e-posta adresi açmak, ki böylece Yahoo! Mail, Microsoft Hotmail, Google Gmail gibi yabancı ve güvenli olmayan posta adresleri ve ağları kullanılmamış olacak ve tam anlamadığım ifade ile “70 milyon kişinin kullanabileceği bir mobil ağ sağlanmış olacak” imiş. Acarer’in demeci aynen şöyle devam ediyor: “İslam ülkeleri ile Türk cumhuriyetleri, Türkiye&#8217;nin posta altyapısını tercih edeceklerinden, uluslararası büyük bir ağ ve internet haberleşme ortamı sağlanmış olacak.&#8221;</p>
<p>İkincisi ise arama motoru kurulması, çünkü Google gibi yabancı şirketler bizim ihtiyaçlarımıza cevap vermedikleri gibi hassasiyetlerimizi de dikkate almıyor ve istenmeyen sonuçları arama sonuç sayfalarında gösteriyorlar. Böyle bir arama motoru da yine aynı şekilde bilgi akışının yurtdışına çıkıp dönmesini engelleyecek ve yine İslam ülkeleri ve Türki cumhuriyetler de bu arama motorunu kullanmayı tercih edecekler beklentisi söz konusu.</p>
<p>Konu hakkında Serdar Kuzuloğlu’nun dün yayınlanan <a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=967860">“ERKE&#8217;yi unutun, Milli Motor geliyor!” yazısı</a>nın özellikle 2. bölümünde de dikkat çektiği üzere yabancı arama motorlarının ihtiyaçlarımıza cevap vermemesi çok tartışılabilecek bir iddia. Bugün arama motorlarından tabii ki istediğimiz bilgiyi istediğimiz kolaylıklta edinemiyoruz, ama bu sadece bizim sorunumuz değil İnternet’in tüm dünyada kabul gören başlıca sorunu, bilgiyi organize edip sunmada verimsizlikler söz konusu. Fakat herhangi bir arama motoru için “Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap veremiyor” diyemeyiz. Ancak ve ancak bu ihtiyaç ve talepler ülkeyi yönetenlerin, İnternet kullanıcısı halkın ihtiyaçlarından farklı ise bu söz konusu olabilir. Yani sansür, engelleme amacına hizmet edemiyor olabilir Google ve diğerleri.</p>
<p>Bizim yaşadığımız sıkıntı herhalde Çin gibi ülkeler Yahoo! ve Google’ı yola yani dize getirebilirken bizim neden Google’a işimize gelmeyen sonuçları göstermemeye ikna edemediğimiz! Ama bunu böyle ifade etmeye henüz cesaret edemiyor sanırım Türkiye’de İnternet’in geleceğini elinde tuttuğuna inananlar.</p>
<p>Yine konu hakkında yazan Yurtsan Atakan’ın “<a href="http://www.aksam.com.tr/2009/12/01/yazar/15361/yurtsan_atakan/evrensel_internet_e_yerel_guduk_versiyon.html">Evrensel İnternet&#8217;e yerel güdük versiyon” başlıklı makalesi</a> ise başlığından da anlaşıldığı üzere hala İnternet’in ne olduğunu anlamayanlar ya da anlamasına rağmen İnternet’i kendilerine göre yontabileceklerine inananlar tarafından yönetiliyor olduğumuzu vurguluyor.</p>
<p>Atakan’ın yazısında da yer verdiği fikirlerimi kısaca açacak olursam, ülkemizin yine doğru vizyonu ortaya koymadığını çünkü bugün &#8220;esas&#8221; olanın doğru veya yanlış bilgiye ulaşıp ulaşamama değil, ulaşılan onlarca farklı kaynağı işleyip doğru anlam ve sonuç çıkarabilme yeteneği olduğunu söylemeliyim.</p>
<p>Çünkü arama motorunun eksik, hatalı, taraflı bilgi sunması söz konusu bile olsa(!), bunu engellemeye harcanak çabanın sağlayacağı fayda, sadece İnternet&#8217;te değil hayatın her alanında söz konusu olan yanlış, eksik bilgileri doğru bilgilerden ayırabilmeyi öğretecek çabanın sağlayacağı faydanın yanında küçücük kalır.</p>
<p>Siz istediğiniz kadar işinize gelmeyen haber ve yorumları engelleyin, erişime kapatın, olmadı yalanlayın, siyasetçiler, spor yöneticileri, vd. işlerine gelmeyen bilgiyi üretenleri &#8220;şerefsizlik&#8221; ile itham etsin, günümüzde &#8220;demokrasiyim&#8221; demeye yüzünüz birazcık tutacaksa günün sonunda bir yerden bir şekilde istemediğiniz bilgi, haber, yorum yayılacaktır.</p>
<p><strong>Asıl Yatırım Arama Motoru, E-Postaya Değil, Aşırı Pahalı İnternet Erişimine Yapılmalı</strong></p>
<p>Bunun yerine eğitimi, anlama, değerlendirme, sonuca varma ve buna göre doğru çözüm hareketini seçebilme becerisini sadece gençlere değil tüm topluma kazandırmalıyız. Sansür amaçlı algılanan projelere para dökmektense ülkede İnternet erişimini yaymalıyız. Bakın <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%E2%80%99de-e-ticaret-nereden-nereye%E2%80%A6-online-ticaret-hacmi-tahmini-beklentiler-ve-basari-faktorleri/">bir önceki yazımda Türkiye&#8217;de İnternet aboneliği sayısının nasıl bilgisayar sayısına ulaşıp bu noktada yeni abone sayısındaki büyümesinin neredeyse durduğunu anlattım</a>. Ülkede bilgisayar, vb. cihazlar erişilebilir olmalı, ucuzlamalı ya da herkese fırsat sunan ortak kullanım alanları kurulmalı ki halk bilgi teknolojilerinden faydalanabilsin.</p>
<p>Bilişim cihazlarına ulaşım kadar önemli olan diğer şey ise İnternet erişiminin yaygınlaşması. Ülkede İnternet erişimi, ister bilgisayardan, ister cep telefonundan olsun çok daha ucuz olmalı. <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/en-pahali-adsl-hala-bizde-4-mbit-hiz-neyimize-4-mblik-hattimiz-var-mi/">Türkiye, OECD ülkeleri içinde en pahalı İnternet erişimi sağlanan ülke</a>. Neden mi? Birinci neden İnternet erişiminde sabit hat tekelinin sürmesi, ikincisi ise İnternet&#8217;ten alınan vergilerin yüksekliği. <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/internet%E2%80%99in-vergisi-ine-ine-2-lira-indi-ama-pirlantada-kdv-yok-hala-en-pahali-internet-turk-mali-internet/">İnternet&#8217;in vergisi sadece 2 Lira inerken ülkemizde pırlantanın KDV&#8217;si yok</a>. Eskiden <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/internet%E2%80%99in-vergisi-ine-ine-2-lira-indi-ama-pirlantada-kdv-yok-hala-en-pahali-internet-turk-mali-internet/">en ucuz ADSL paketi ile ayda 9 saatte kotanızı doldurup 29 Lira ödeme riski varken</a> artık 8 Mbit hızla 27 TL&#8217;lik paket ile, bir ayda sadece 87 dakika İnternet kullanarak 27 TL ödemeniz gerekebilir!</p>
<p>İşte 70 milyon kişiye açılacak e-posta hesabı için alınacak donanım, altyapı yatırımı, ithal ürünlere aktarılacak kaynaklar ve Google ya da Yahoo!&#8217;ya rakip olması pek mümkün olmayan bir devlet arama motoruna aktarılacak vergi gelirlerini, üst paragrafta bahsettiğim sıkıntıların çözümü için çok daha faydalı ve verimli alanlara aktarmalıyız.</p>
<p>Bugün ülkemizde insanlar cep telefonundan dinlendiği korkusuyla yaşarken devletimizin verdiği e-posta adresini kullanmaktan da maalesef çekinecek, Mynet veya Yahoo, Hotmail kullanmaya devam edecektir.</p>
<p>Öte yandan devlet, anaposta olarak adlandırılan bu hizmeti resmi hizmet olarak kabul edeceğinden belediye olsun, ticari işler olsun, vatandaşlık işleri olsun pek çok konuda anaposta kullanılmaya çalışılacak ama şifresini unutanların devlet dairelerine nüfus cüzdanlarıyla gitmeleri, hatta sistemde ortaya çıkabilecek güvenlik açıkları gibi sorunlar baş ağrıtmaktan da öte kişi ve kurumlara kayıplar yaşatabilecektir.</p>
<p>Acarer &#8220;Bu ölçekte geliştirilecek bir projenin uygulamaya sunulması ve ulusal bir e-posta altyapısının kurulması, teknik, ekonomik ve soysal açıdan ülkemize büyük prestij ve kazanımlar sağlayacak&#8221; sözüyle kapatmış sanırım. Ben de şunu söylemeden geçemeyeceğim, bugün sadece Google, Yahoo, Microsoft değil dünyanın dört bir yanında onlarca şirket milyonlarca kullanıcıya aynı anda e-posta hesabı sunuyor. Bir devletin bunu yapmakla kazanacağı prestij, ülkeyi gerçek bir İnternet ülkesine çevirmenin, vatandaşlarının, 1-2 ülkenin denemeye başladığı gibi, bedavaya, olmadı çok çok ucuza İnternet&#8217;e erişmesini ve hakkıyla kullanmasını sağlamaktan kazanacağı prestijin yanında hiç kalır&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fmusluman-ulkeler-ve-turki-cumhuriyetlerin-yillardir-suregelen-beklentisine-cevap-verebilecek-miyiz-turk-e-postasi-anaposta-ve-turk-arama-motoru%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/musluman-ulkeler-ve-turki-cumhuriyetlerin-yillardir-suregelen-beklentisine-cevap-verebilecek-miyiz-turk-e-postasi-anaposta-ve-turk-arama-motoru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siyasi irade ve Rekabet Kurulu müdahele etmedikçe telekom devlerimiz tüm Türkiye&#8217;nin karlılığının üçte birini alıyor</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/siyasi-irade-ve-rekabet-kurulu-mudahele-etmedikce-telekom-devlerimiz-tum-turkiyenin-karliliginin-ucte-birini-aliyor/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/siyasi-irade-ve-rekabet-kurulu-mudahele-etmedikce-telekom-devlerimiz-tum-turkiyenin-karliliginin-ucte-birini-aliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2009 17:14:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=639</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye'nin en büyük 500 şirketi listesinde ekonomik krizin tüm şirketleri 2008'de nasıl vurduğunu gördük. Ama Turkcell ve Türk Telekom'un 4 milyar dolar, geri kalan 498 şirketin ise sadece 8,9 milyar dolar kar elde etmesi üstünde durmamız gereken bir konu. Her konuşmamızda, her e-mail alışverişinde ülke refahı telekom tekellerine transfer oluyor!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fortune Türkiye dergisi 2008 yılı satışlarına göre Türkiye’nin, finans-bankacılık kurumları hariç, <a href="http://www.milliyet.com.tr/Ekonomi/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&#038;KategoriID=3&#038;ArticleID=1111777">en büyük 500 şirketi listesini yayınladı</a>. Satışların, ihracatın, karlılığın ne kadar düştüğünü haberlerde okuduk ama ortaya çıkan tabloda asıl tartışılması gereken Türkiye’nin büyük şirketlerinin net karlarının nasıl eridiği ve ne kadar az sektörde ne kadar az şirketin kar ettiği. Ve daha da önemlisi telekomünikasyon sektörünün ne kadar yüksek kar elde ettiği.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>500 büyük şirket 2008 yılında toplamda sadece 12,9 milyar ABD Doları kar etti, en çok kar eden şirket 2,31 milyar dolar ile Turkcell, ikinci ise 1,75 milyar dolar ile Türk Telekom oldu. Turkcell ile Türk Telekom’un toplam karı 4,06 milyar dolar oldu, listedeki diğer 498 şirket ise 8,8 milyar dolar kar edebildi. Yani tüm 500 şirketin net karının %32’si iki şirketin oldu.</p>
<p>30 milyar dolarlık satışlarıyla Türkiye’nin en büyük kurumu Tüpraş ve diğerleri çok daha az kar ederken iki telekomünikasyon şirketinin bu kadar dev, orantısız kar elde etmeleri her geçen gün Türk Ekonomisi’nde tüketicilerden ve kurumsal müşterilerden telekoma ciddi kaynak transferi olduğunu gösteriyor. Sadece tüketiciler değil kurumlar da ister sabit hatlardan, ister cep telefonu şebekelerinden konuşurken, İnternet’e bağlanırken, lafın kısası haberleşirken fahiş fiyatlar ödemeye devam ediyor.</p>
<p>Çünkü doğal tekel konumundaki Türk Telekom önce devlet sonra özel tekel konumunda, hala rekabet oluşmayan şehir içi telefon ve ADSL altyapısının kaymağını yiyiyor. Cepten iletişim pazarını ise hükümetler bir türlü rekabetçi hala sokamadı; Turkcell’in mevcut konumu oluşturan faktörler saymakla bitecek gibi değil: 2. lisans sahibi Telsim’de yaşananlar, Telsim’e el konulması, hem Aria hem de Aycell ile fazla lisans verilip pazara fazla oyuncu çekilmesi ama gereksiz yatırımlarla güçsüz oyuncuların rekabetin kalitesini bozması, daha da önemlisi Turkcell’in hakim durumunu kötüye kullandığına dair başvuraların değerlendirilmesinde yaşananlar, baz istasyonlarının paylaşılmasının önünün hala açılmaması&#8230;</p>
<p>Tüm bu yaşananlarda, daha önce sık sık yazdığım gibi Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (eski adıyla Telekomünikasyon Kurumu) ve Rekabet Kurumu’nun payı var, sorumlulukları devam ediyor ve hala yapılabilecekler var. Çünkü her geçen gün tüketicilerin ve tüm müşterilerin cebinden ciddi bir refah birikimi, telekomünikasyonda sabit hatların tekelini elde tutan azınlık payı devletin, çoğunluk payı Suudi Oger Grubu’nun olan <a href="http://www.turktelekom.com.tr">Türk Telekom</a>’a ve hissedar yapısı karmakarışık olan, İsveçli, Rus şirketler ile Çukurova’nın paylaşımındaki <a href="http://www.turkcell.com.tr">Turkcell</a>’e transfer oluyor.</p>
<p><strong>İngiltere GSM Pazarı ve Vodafone ile T-Mobile’ın İngiltere-Türkiye Takası</strong><br />
Yine bugünlerde İngiltere cep telefonu operatörleriyle ilgili haberleri de okuyoruz. İngiltere’de biri sanal şebeke operatörü olmak üzere başlıca 6 operatör var; O2, Vodafone, Orange ve T-Mobile ilk dört operatör. Bu ilk dördün abone pazar payı sırasıyla %25,8, %24,7, %20,9 ve %16,1. Abone gelirleri açısından pazar payları ise şöyle: O2 %27,2, Vodafone %25,3, Orange %21,9, T-Mobile %14,5. Türkiye’de, Turkcell’in web sitesinden paylaştığı 2008 verilerine göre %56 ile pazar Turkcell’in kontrolünde, Avea %19, Vodafone %25 pazar payına sahip.</p>
<p>İngiltere cep telefonu pazarı fazlasıyla rekabetçi, öyle ki operatörler fiyatlama konusunda ciddi sıkıntı yaşıyorlar. Yatırımlarının dönüşü konusunda beklentilerinin oldukça altında kalan Alman telekom devi Deutsche Telekom’un İngiltere’de T-Mobile’ı satması bekleniyor. O2’den sonra Vodafone’un da T-Mobile’ı satın alabileceği haberleri bu hafta Avrupa ekonomi medyasının ana gündem maddelerinden biriydi. Haftanın sonuna doğru ise Vodafone’un Almanya’dan gelecek bir takas teklifine sıcak bakabileceği spekülasyonları bizim medyamızda da yer buldu. Buna göre Alman Deutsche Telekom İngiltere’de sahibi olduğu T-Mobile’ı Vodafone İngiltere’ye devretmek karşılığında Vodafone Türkiye’yi kendi bünyesine katmak istiyormuş. Böyle bir olasılığa pek ihtimal vermediğimi söylemeliyim. Vodafone kendi ülkesinde büyümeye ve karını arttırmaya çok önem veriyor olsa da büyümenin karlı şekilde devam ettiği Türkiye pazarından çıkmak istemeyecektir.</p>
<p><strong>Türk Telekomünikasyon Pazarında Yüksek Karlılık</strong><br />
İngiltere GSM piyasasında “EBITDA” yani Faiz, Vergi ve Amortisman Öncesi Kâr (FAVÖK) miktarının şirket satışlarına oranı 2008 yılında yaklaşık olarak %20-25 seviyelerinde idi. <a title="Türk Telekom'un web sitesinden ilk çeyrek faaliyet raporu (PDF formatında)" href="http://www.turktelekom.com.tr/telekom/eng/pdf/financial_operational/2009/TTKOM-2009-Q1-Press-Release.pdf">Türk Telekom’un FAVÖK oranı krizin kendini hissettirdiği 2009’un ilk üç ayında bile tam %43</a> olarak gerçekleşti. <a title="Research and Markets'ın Türk GSM piyasası rapor özeti" href="http://www.reuters.com/article/pressRelease/idUS174559+19-Aug-2008+BW20080819">Turkcell’in 2010 yılında dahi %40’ın üstünde EBITDA marjını koruması bekleniyor</a>. Bir yanda İngiltere pazarında kıyasıya rekabet sonucu %20’lerde seyreden kar marjları, Türkiye’de ise iki devin %40’ların altına inmeyen karlılıkları ve sonuçta büyük karları.</p>
<p>İngiltere’deki GSM operatörlerinin karlılıkta bu kadar yüksek seviyelere ulaşamamaları onların GSM işini doğru düzgün bilmemesi, yönetememesinden değil sıkı rekabetin sağladığı fiyatlar ve tabii bu avantajları kullanabilen bilinçli tüketiciler.</p>
<p>Tartışmaya açık iktisat teorileri ve politikaları çoktur ama piyasada hakim konumda olan oyuncuların “tekelleşmesi” tartışmaya açık bir iktisadi gerçeklik olamaz. Eğer Türk ekonomisi dünyanın en güçlü, entelektüel üretim kapasitesini sonuna kadar kullanarak son derece yüksek katma değerli ürünler üreten başlıca ekonomilerinden biri olsaydı %40 seviyelerindeki FAVÖK oranlarına başka sektörlerde de bol bol rastlardık. Talebi kriz döneminde bile azalmayan ürünleri üreten, belli hammadde ve diğer girdilere ayrıcalıklı erişim hakkı olan şirketler bile bugün Türkiye’de böyle yüksek karlar elde edemiyorlar.</p>
<p>Türkiye bilgi toplumu olmak istiyorsa, Türkiye refahı olabildiğine eşit dağıtan bir ekonomi olmak istiyorsa buna uygun ekonomi politikaları uygulamak zorunda. Başta telekomünikasyonda olmak üzere, tekel ve “tekel gibi” oyuncuların gücünü korumaya devam ettiği her gün ülkede refahın haksız ve adaletsiz tranferi devam edeceği gibi iletişim alanında zorlanan, yeni hizmet ve teknolojilere geç (örneğin geciken 3. Nesil şebekeler, yavaş İnternet altyapısı) ve pahalı erişebilen toplum bilgi toplumuna dönüşmekte zorlanacaktır. Sorumluluk hem ilgili bürokratik kurumlarda hem de siyasi iradededir&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fsiyasi-irade-ve-rekabet-kurulu-mudahele-etmedikce-telekom-devlerimiz-tum-turkiyenin-karliliginin-ucte-birini-aliyor%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/siyasi-irade-ve-rekabet-kurulu-mudahele-etmedikce-telekom-devlerimiz-tum-turkiyenin-karliliginin-ucte-birini-aliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resesyon yeni bir modelin kilidini açıyor mu? Daha az sabit maaşla işyerinize ortak olup kar ve zararı paylaşmaya var mısınız</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/resesyon-yeni-bir-modelin-kilidini-aciyor-mu-daha-az-sabit-maasla-isyerinize-ortak-olup-kara-ve-zarara-ortak-olmaya-var-misiniz/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/resesyon-yeni-bir-modelin-kilidini-aciyor-mu-daha-az-sabit-maasla-isyerinize-ortak-olup-kara-ve-zarara-ortak-olmaya-var-misiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 May 2009 17:50:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=608</guid>
		<description><![CDATA[Kriz daralmaya dönüşünce kapitalizm, komünizm, devletçilik gibi mülkiyeti girişimci birey ile devlet arasında ileri geri çekiştiren kısır sohbetlere daldık. Halbuki satışları çakılan, iflasa doğru giden şirketler çalışanlarıyla yeni modeller denemeye başladılar. Avrupa'da işçiler zor günde işlerini korumak, iyi günde kara ortak olmak için şirkete ortak olmayı talep etmeye başladılar bile.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Küresel ekonomik daralma işsizliği insanlığın büyük sıkıntılar yaşadığı dönemlerdeki seviyelere yakınlaştırmaya başladıkça iktisat modeli tartışmaları kuvvetleniyor. Fakat kapitalizm, komünizm, devletçilik, vs. derken mülkiyeti müteşebbis insanlar ile devlet arasında ileri geri çekiştirip duruyoruz.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Fakat bu kısır tartışmayı aşmaya yönelik sohbetler de yaygınlaşmaya başladı. Paydaşların (İng. &#8220;stakeholder” karşılığı olarak kullanıyorum) yani çalışan, müşteri, değer zincirindeki diğer kurumlar, doğal kaynaklar, kamu kurumları, müşterimiz olmayan ama içinde faaliyet gösterilen toplumların da mülkiyetin yönetimi ve kazancına maddi, manevi ortak ve söz hakkı sahibi olması belki de gelecekte yeni bir iktisadi düzenin temel dayanak noktası olacak.</p>
<p><strong>Robot Gibi Üretim Bandı Başında Durup Mesai Bitimini Beklemek Doğamızda Var mı?</strong></p>
<p>Doğayla beraber yaşayarak evrim geçiren insanoğlu vahşi hayvanlar, doğal afetlerin yanında besin bulamama riskiyle de karşı karşıya kalarak bugünlere geldi. Avlanmaya çıktığında eli boş dönebilir, tarlasına ektikleri selle yok olabilirdi. Bu risklerle yaşamaya alışan insan, önce feodal düzende toprak ağasının köle çiftçisi, sonra endüstri devriminde fabrikanın köle işçisine indirgenip pazarlık kuvvetinin yettiği ücretle yetinmeye başladığından beri, “risksiz ücret akışının” rahatlığına, konforuna alıştı. Doğasına aykırı denebilecek bu düzende mavi yakalısı, beyaz yakalısı “maaşım, ücretim az da olsa her ay yatırılsın, şirket zengin de olsa zorlansa da bana ne” ruh haline kapıldı.</p>
<p>Fakat bugün ekonomik krizin, durgunluğa, neredeyse depresyona varacak kadar kuvvetli olması eski kriz dönemlerindeki yaklaşımların bugün çalışmayacağını gösteriyor. “Maaşımdan ve zammımdan vazgeçmem” yaklaşımı büyük şirketlerin bir anda binlerce insanı kapı önüne koymasına neden oluyor, bahane ya da değil&#8230;</p>
<p>Cuma sabahı Sabancı Holding paylaşım toplantılarından birinde INSEAD öğretim üyesi Prof. Enver Yücesan’ın soruları da bu tartışmanın iyice yaygınlaşacağını gösterir gibiydi. “Bir şirket için hissedarlara değer yaratmak, çalışan, müşteri gibi iş ‘partnerlerine’ değer yaratmaktan daha öncelikli midir” sorusuna, tepe yöneticisinden uzman seviyesine her kademeden yaklaşık 150 kişilik çalışanın büyük çoğunluğu “hayır” yönünde yanıt verdi. Aynı soruyu bugün dünyanın pek çok yerinde, pek çok ayrı şirkette sorsak yine benzer oranda “hayır” yanıtı alacağımızı, hele bir de şirket ortamı dışında sokaktaki vatandaşa sorsak daha da yoğun olumsuz dönüş olacağına eminim.</p>
<p><strong>Yoksa Konformizm Bu Kadar mı Ağır Basıyor</strong></p>
<p>Fakat Prof. Yücesan’ın aksi yöndeki yanıtı tabii ki salonda biraz şaşkınlık yarattı. Sonsuz serbesti, “bırakınız yapsınlar”, “serbest ticaret”, “bireysel mülkiyet ve girişimin yüceltilmesi” temaları etrafında gördüğüm içinde yaşadığımız sistemin, toplumlar arası ve içinde eşitsizlikler bu kadar yüksekken insanlık için en verimli sonuçları üretebilecek düzen olabileceğine ihtimal vermeyen biriyim. Öte yandan realist yaklaşıp, bir örneklemini Sabancı Center’da gördüğüm kapitalizmin mevcut işleyişi ve finansal piyasalardaki dalgalı hisse işlemlerinin ardındakilerin tüm önceliklere sahip olmasını gönül rahatlığıyla kabullenemeyen dünya üzerindeki büyük kitlenin de yeni bir ekonomik düzen kurulması için bir girişimde bulunmadığını tespit etmeliyiz. Bu durumda, pek çoğumuzun mevcut düzeni ve içinde “konformizmi” tercih ettiğini, girişimci olup risk almaktansa daha büyük bir organizasyonun maaşlı üyesi olmayı kabul ettiğini söyleyebiliriz.</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center"><img alt="Tüm paydaşların iktisadi teşebbüste söz hakkı olması için çalışan ortaklığı ilk adım olabilir" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/paydas-ekonomi-isci-calisan-ortakligi-l.jpg" title="Tüm paydaşların iktisadi teşebbüste söz hakkı olması için çalışan ortaklığı ilk adım olabilir"/></div>
</div>
<p>Kabaca Türkiye’de bir yıl tarımda nispeten iyi, diğerinde nispeten kötü bir ekin kaldırıldığını söyleyebiliriz. Ama ne kadar iyi ya da ne kadar kötü olacağını tam kestiremeyiz. Gelir beklentisindeki belirsizlik sadece tarımda değil pek çok alanda mevcut. Fakat yürürlükteki ekonomik doktrinin “maaş ve tüm giderler sonrası kar, riskin ödülü olarak tümüyle girişimcinin hakkıdır” iddiasını kalbimiz onaylamak istemese de beynimizle “risk almayalım, kar da zarar da girişimciye kalsın” yaklaşımında olduğumuzu kabul etmek gerekir. Ama kayıplar bugünkü seviyelere çıktığında, fiyatları düşürmesine rağmen satışlar hacim olarak yarı yarıya indiğinde maaş ödemeye bile zorlanan şirketinlerin tümünü işçi çıkartmak için fırsatçı davranmakla suçlamak doğru olamaz.</p>
<p><strong>Avrupa&#8217;da Çalışanlarını Ortak Edenler Artıyor</strong></p>
<p>Nitekim bu düşünceyi kabullenenlerin sayısı artıyor. Belki de kabaca bir yüzyılla sınırlı modern ekonomi tecrübemizle aklımızın alabildiği en ideal, ütopik ekonomi düzeni olabilecek “paydaş” tabanlı ekonomiye yaklaşan anlaşmaların haberleri gelmeye başladı. Amerikan otomotiv devi Chrysler’ın iflas başvurusu sonrası ortaya çıkan yapıda işçiler önemli bir pay aldıktan sonra dün de General Motors’un Avrupa iştiraki Opel yeniden yapılanırken işçiler şirketten %10’luk bir pay aldı. Maaşları korumak bir yana, en olumsuz etkilenen sektörlerde “%5 mi %10 mu maaş indirimi” pazarlığı yapılan <a href="http://www.ft.com/cms/s/0/032623ec-4ad3-11de-87c2-00144feabdc0.html" target="_blank" title="Financial Times'dan bu konuyla ilgili bir yorum yazısı">pek çok Avrupa ülkesinde sendikalar işlerini korumak için bugün feragat ettiklerinin karşılığında şirketin iyi günlerine inanarak geleceğe yatırıp yapıp şirket ortaklığını kabul etmeye başlıyorlar</a>. Son dönemde popüler örneklerini Almanya’da görsek de bu ülkede büyük şirketlerin hisselerinin sadece %1,7’si çalışanların elinde, Fransa’da ise rakam %4,5’lara dayanmış, Avrupa ortalaması ise %2,6.</p>
<p>Bu, tepe yöneticilere indirimli hisse opsiyonu tanımakla tam olarak aynı şey değil. Şirketin sıkıntılı dönemlerine omuz vermeyi göze alan çalışanlar böylece “bizim piyasa süper, şirket paraya para demiyor, ama maaşımız enflasyon kadar bile artmadı” diye yakınmaktan kurtulabilir. İşçilerin şirkete ortaklığının olması ve artması, “uzun vadede şirketin iyiliği aslında sadece işçilerin umrunda&#8221; iddiasını da göz önüne alırsak son derece sağlıklı. Tabii ki şirket yönetiminde ne kadar söz sahibi olunacağı da bir tartışma konusu oluyor. Nitekim bazı şirketler sadece kar payı hakkı veren ortaklık modelleriyle yola devam ediyorlar.</p>
<p><strong>Var mısınız?</strong></p>
<p>Tabii ki işçilerden, çalışanlardan fedakarlık istemek, çalışma saati, maaş ve zamları kesmek, bunun karşılığında hisse vermek şirketleri bugünkü krizden kurtarmaya yetmeyecek. Fakat 2008 resesyonu sonrası ekonomik model tartışmaları sürerken “paydaş” tabanlı bir düzenin ilk adımı olabilecek işçi ortaklığı örneklerinin yaşanması ümit verici. Bilmiyorum siz ne dersiniz, sabit kısmı çok az, değişken kısmı çok olan bir maaşla şirketinize küçük bir ortak olmak ister miydiniz?</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fresesyon-yeni-bir-modelin-kilidini-aciyor-mu-daha-az-sabit-maasla-isyerinize-ortak-olup-kara-ve-zarara-ortak-olmaya-var-misiniz%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/resesyon-yeni-bir-modelin-kilidini-aciyor-mu-daha-az-sabit-maasla-isyerinize-ortak-olup-kara-ve-zarara-ortak-olmaya-var-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Obama Türkiye&#8217;deydi: Yeni Siyaset, Yeni Değerler, Yeni Savaşlar, Yeni Ortaklar ve İdealler</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/obama-turkiyedeydi-yeni-siyaset-yeni-degerler-yeni-savaslar-yeni-ortaklar-ve-idealler/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/obama-turkiyedeydi-yeni-siyaset-yeni-degerler-yeni-savaslar-yeni-ortaklar-ve-idealler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2009 18:38:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=574</guid>
		<description><![CDATA[Tarihin en pahalı simülasyonunda Körfez'de 20 bin asker kaybeden ABD yeni asimetrik savaşlara hazırlanırken en doğru müttefikten en etkin askeri desteği almak istiyor. Obama'nın Türkiye ziyaretini düşünürken Türk Ordusu'nun yeniden kıymet kazanıp kazanmayacağını tartışmadık. Peki ya "Biz kendimizi dinimizle değil ortak değerlerimizle ifade ediyoruz" iması Türkiye'ye mesaj mıydı yoksa Obama'nın hem ABD hem dünya siyasetine heyecanla getirdiği hediye mi?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Savaşın ilk gününde Mavi Ordu Basra Körfezi’ne on binlerce asker yığdı, uçak gemilerini açık denizden kıyıya daha da yaklaştırdı. Tarihte bir ordunun elinde olabilecek en derin bilgi ve hesaplama seti, olasılık modelleri ve sürekli güncellenen düşman hakkındaki istihbarata da güvenerek hedef ülkeye teslim olma çağrısında bulundu. Fiber optik kablolar, telsiz haberleşme sistemlerine hasar verildi, düşmana haberleşmek için uydu ve cep telefonu seçenekleri kaldı, zaten bunları da dinleyebileceklerdi.
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Düşmanın teslim olması ya da sıradan, tahmin edilebilir, etkisiz bir kıvranmayla saldırarak savaşı başlatmasını bekliyorlardı. Düşman kırmızı ordu bir grup küçük ve orta boy gemi ile mavi ordunun filosunu takip etti ve bir saat süren çok ağır cruise füze saldırısıyla 16 mavi gemiyi suya batırdı, özellikle belirlediği hedeflerine ulaştı. Kırmızı ordu mavinin tahmin ettiği yöntemleri kullanmadı, eskiden olduğu gibi ışık sistemleriyle, hatta motorlu araçlar, kuryelerle haberleşti, organize oldu. Tüm bunlar bir simülasyonun parçası olmasaydı bu gemilerde yaklaşık 20 bin Amerikan askeri hayatını kaybetmiş olacaktı.</p>
<p>Bunlar yaklaşık 250 milyon dolarlık harcamayla gerçekleştirilen “<a target="_blank" alt="İlgili Wikipedia makalesinden tatbikat hakkında bilgi ve linklere ulaşabilirsiniz" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Millennium_Challenge_2002">Millenium Challenge</a>”, “yeni bin yılda yeni meydan okumalar” olarak adlandırılabilecek sanal tatbikatta yaşandı. 2002 yılındaki bu tatbikat hakkında o zamanlar Bilişim Cumhuriyeti sitesindeki köşemde yazmıştım, yazıyı hala web sitemde bulabilirsiniz.</p>
<p>Üstteki iki paragraf Malcolm Gladwell’in “<a target="_blank" alt="Pandora Kitapevi'nde kitabın kısa tanıtımı" href="http://www.pandora.com.tr/urun.aspx?id=155534">Düşünmeden Düşünebilmenin Gücü</a>” kitabında, sanal kırmızı orduyu “bilgisayar başında” yöneten Paul Van Viper’ın sezgilerinden faydalanarak bugüne kadar bir savaş öncesi elde edilen en geniş bilgi setine sahip sanal mavi orduyu nasıl bozguna uğrattığını anlattığı bölümden benim aklımda kalanlar. Gladwell’in vurgulamak istediğini de söylemeden geçmeyelim: “Yılların tecrübesiyle iyice kuvvetlenen sezgiler belli bir yapısal değerlendiröe çerçevesine oturtulursa analiz ve hesaplarla vardığını sandığımız mantıklı çözüm yolu yerine ‘içinizden geleni’ yapmak en etkin, en başarılı tercih oluyor.”</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img alt="Obama'nın Türkiye ziyaretini iyi dilekler, Türkiye'ye övgüler, Ayasofya ziyareti ekseninde izledik, ama ülkesine değişiklik getirme iddiasındaki Obama'nın dünyaya ve bizlere ne değişikler getireceği de en az bunlar kadar dikkat çekici olmalı" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/obama-turkiye-ziyareti-erdogan-ayasofya-l.jpg" width=470 height=175 title="Obama'nın Türkiye ziyaretini iyi dilekler, Türkiye'ye övgüler, Ayasofya ziyareti ekseninde izledik, ama ülkesine değişiklik getirme iddiasındaki Obama'nın dünyaya ve bizlere ne değişikler getireceği de en az bunlar kadar dikkat çekici olmalı"/>
<p>Obama&#8217;nın Türkiye ziyaretini iyi dilekler, Türkiye&#8217;ye övgüler, Ayasofya ziyareti ekseninde izledik, ama ülkesine değişiklik getirme iddiasındaki Obama&#8217;nın dünyaya ve bizlere ne değişikler getireceği de en az bunlar kadar dikkat çekici olmalı</p>
</div>
</div>
<p>Konumuza dönersek bir Vietnam kahramanı denebilecek Van Viper’ın Pentagon’un bu tatbikatında Kırmızı Ordu’nun başına geçecek en doğru adam olduğu görülmüş oldu. Bugün ve gelecekte savaşların, Körfez Savaşı’nda olduğu gibi devasa açık alanlarda değil, şehirlerde, ya da simetrik mücadele yaşanmasını zorlaştıran alanlarda, sosyal, ekonomik faktörleri, kitlelerin ruh halini de işin içine katarak yaşanması bekleniyor. Pek çok ordu da buna hazırlanmaya çalışıyorlar. Viper’ın Vietnam’da orantısız durumlarda sayıca çok üstün düşmanı alt eden biri olduğunu dikkate alıp bu simülasyonda ona görev veren mantık, gelecekte Avrupa’nın ve NATO’nun destek olmak istemeyebileceği Orta Doğu ve Güney Doğu Asya’daki olası tartışmalarda bölgeyi, şartları, toplumların dinamiklerini bilenlerle çalışmak isteyecektir. Amerika’nın bu konuda birikmiş kuvveti mutlaka mevcuttur, ama destek alınacaksa Türk Ordusu da aynı Van Viper gibi en doğru ortak adayıdır.</p>
<p>Geçen hafta Obama buradayken <a target="_blank" alt="534 milyar dolarlık bütçe hakkındaki DW haberi" href="http://www.dw-world.de/dw/article/0,,4159479,00.html">ABD Savunma Bakanı Gates de yeni savunma bütçesini sunuyordu</a>, ABD&#8217;de bütçenin yeteri kadar büyütülmediğini, güvenliğin ikinci plana atıldığını iddia edenler oldu. Ama karşıt yorumlar bütçeden büyük çaplı savaşlara yönelik AR-GE ve teknolji projelerine giden payın azaldığını, buna karşın şehir çatışmaları, asimetrik tehditlere hazırlık odaklı harcamaların arttığına dikkat çekiyordu. Biraz da “Obama nereyi gezdi, ne yedi yerine”, “Obama Türkiye’yi niye ilk resmi ziyaret yeri olarak seçti” diye düşünürken bunları göz önüne getirince; &#8220;yoksa &#8216;Türkiye’nin en kıymetli ihraç malı(!)&#8217; Silahlı Kuvvetler tekrar ABD’de ve belki Avrupa’da moda olacak mı&#8221; diye düşünmemek elde değil? Bu da son dönemde ordunun geri plana itildiği, darbecilikle suçlandığını düşündüğümüzde önümüzde bir geçiş olacaksa bu geçişin nasıl olacağını fazlasıyla merak ettiriyor.</p>
<p>Savunma Bakanlığı görevini W. Bush döneminde Rumsfeld’den devralan ve hala sürdüren Robert Gates’in yeni Pentagon bütçesinde yeni nesil savaşlara yöneldiğini gösterdiği günlerde Obama, TBMM’de konuşuyordu: “Biz kendimizi Hıristiyan, Müslüman veya Musevi diye tarif etmiyoruz; vatandaşlık ve ortak ideallerle tarif ediyoruz. ABD gibi, Türkiye de benzer değerlerle kurulmuştur.” <a target="_blank" alt="ilgili NTVMSNBC haberi" href="http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/472860.asp">Bu cümlelerin ilkini Ocak ayında başkanlık yemini ederken de dile getirmişti</a>. Bu açıklama dünyada olduğu gibi ülkemizde de yankı buldu, ilgi çekti. Herkes kendince yorumladı, Obama’nın bir mesaj verip vermediğini tartıştı. Obama Türkiye’nin son yıllarda üst ve alt kimlik açılımlarında kısa vadeli ABD ortaklık hedeflerini zorlaştıran noktalara kaydığını mı görmüştü?</p>
<p>Dün sabah dinlemeye başladığım Obama’nın kendi sesiyle okuduğu “Audacity of Hope” / <a target="_blank" alt="Antoloji.com kitap tanıtımı" href="http://kitap.antoloji.com/umudun-cesareti-kitabi/">Umudun Cesareti</a> adlı kitabının daha ilk bölümünde Amerika’nın nasıl ikiye bölündüğünü, kutuplaşmaların siyaseti nasıl kısırlaştırdığını, aslında halkın çok daha öncelikli hizmet ve gelecek teminatı beklentileri olduğunu dile getirdikten sonra 2. bölümün başında bir ülke vatandaşlığının, ulusun parçası olmanın getirdiği ortak değerlerin siyasette geri planda kalmasının haksızlık olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Obama’ya göre din, ırk, cinsel tercih gibi alanlarla belirginleştirilen “kimlik siyaseti” hiç ümit vermiyor. Farklı kimliklerden insanların ülkenin pek çok bölgesinde ne kadar kaynaşmış ve rahat bir şekilde beraber yaşadığına dikkat çekip ortak değerlerin önemini vurguluyor. Obama’nın başkan olmadan önceki ideali, kitabın henüz başında olsam da, sanırım siyaseti yeni bir düzleme çekmek. Bu nedenle TBMM’de yaptığı konuşmaya da bu açıdan bakmak gerekiyor diye düşünüyorum. Sadece kısa vadeli çıkarlar ve ilişkileri düşünerek değil, yeni bir açılımın altını çizerek de yeni bir siyaset modelini önce ülkesine, sonra da mümkün olan bölgelere sunarak halkların kendi içinde ve sonra aralarında kutuplaşmalarını azaltmak; ABD&#8217;nin &#8220;önleyici caydırıcı&#8221; kuvvet olma ideali ve imajından ziyade, dengeli, modern, kimlikler düzleminde taraf olmayan bir ülke olduğunu algısını yaratmak; böylece de hem Amerikan hem dünya halkının güvenlik endişesini orta vadede çözmeyi hayal ediyor diye düşünebiliriz…</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fobama-turkiyedeydi-yeni-siyaset-yeni-degerler-yeni-savaslar-yeni-ortaklar-ve-idealler%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/obama-turkiyedeydi-yeni-siyaset-yeni-degerler-yeni-savaslar-yeni-ortaklar-ve-idealler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ekonomiyi Canlandırma Paketi Sayesinde Büyüyen İşsiz Ordusu Lüks Konut, Araç ve Notebook Alabilecek</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/ekonomiyi-canlandirma-paketi-sayesinde-buyuyen-issiz-ordusu-luks-konut-arac-ve-notebook-alabilecek/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/ekonomiyi-canlandirma-paketi-sayesinde-buyuyen-issiz-ordusu-luks-konut-arac-ve-notebook-alabilecek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2009 20:28:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=559</guid>
		<description><![CDATA[Resesyonun Türkiye’yi teğet geçmesinin hayalden ibaret olduğunu anladıktan sonra gecikmeli ekonomik paketler açmaya başladık. Fakat paketler imalatı, yerli ürüne talebi canlandırmaktansa sadece ticaretle yetiniyor, hatta ithal mallara talebi arttırıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ekonomik krizin Türkiye’yi teğet geçmesinin hayal olduğunu anladıktan sonra gecikmeli ekonomik paketler açmaya başladık. Fakat dev dalgaya set çekmek için çok geç, imalat sanayindeki üretim düşüşü 2001 krizinden de daha derin, 1994 kriziyle karşılaştırabilir derinlikte. İşsizlik daha önce hiç görmediğimiz seviyelere çıktı.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Genel ekonomik görünüm bu kadar kötüyken tam da seçim öncesi açıklanan ekonomik paketler ise işsizin, dar gelirlinin acısına tuz biber olacak nitelikte. Bir imalat sanayi şirketi çalışanı olarak yaşananların ciddiyeti karşısında bu paketlere şaşırıp kaldım.</p>
<p>Otomotiv gibi doğrudan ve dolaylı şekilde ülke ekonomisinde önemli yer tutan, dünyada da imalat sanayinin temel taşlarından biri olan bir sektörde ülkemizin ciddi tecrübe ve birikimi oluştu. Fakat ürettiğimiz araçlara dış talebin yere çakılmasıyla yüksek stoklar birikti. Maalesef birkaç aydır “otomotive destek gelecek” beklentisi yaratıldı, bu algılamaya bizzat hükümetimiz de katkıda bulununca otomotiv, ticari araç ihtiyacını güçlü şekilde hissedenler bile vergi indirimini beklemeye koyuldu ve geride bıraktığımız iki ayda satışlar geçen yılın yarı seviyelerinde dolaştı. Canlandırma paketiyle geçen hafta otomotivde indirim olunca bu bekletilen talep galerilere, ‘showroom’lara koştu, aşırı talep sonucu bazı noktalarda araç fiyatlarının hafif de olsa arttırıldığı göründü.</p>
<p>Daha da önemlisi olabilecek en iyi vergilendirme yapılmadı, Türkiye’de üretilen araçların tüketimini özendirecek daha güçlü adımlar atılabilirdi. Dünya böyle bir dönemdeyken, her ülke kendi şirketlerini kurtarmaya çalışırken bu güçlü adımı atacak güçlü bir tek parti hükümetimiz varken bu bir hayal kırıklığı yarattı. Zaten üç aydır nefes alamayan otomotivde işçiler, satışçılar geçici ve kalıcı(!) izinlere çıkarılmıştı bile. Halbuki bu indirim daha önce, daha düşük miktarda bile yapılsa bunlar yaşanmazdı.<br />
Gelişigüzel  vergi indirimi ile ithal araçlara talep patladı. Örneğin 1,6 litrelik bir BMW modelinden ülkede 75 adet stok varken daha indirimin ilk günü 40 adet sipariş alındığını gazetelerden okuduk!</p>
<p><strong>Bir Gelir Dağıtımı Aracı: Vergi</strong><br />
Vergiler, devlet harcamalarına kaynak olarak toplanır. Devlet harcamaları toplumda gelir dengesizliğini olabildiğine iyileştirecek yönde yapılır. Ülkenin ekonomik düzeni, iktisadi ideoloji tercihi ne olursa olsun, sosyal adaletsizliğe el atmak özel kesimin değil kamu yönetiminin görevidir. İstanbul’un şık bir mahallesinde geçen yıl 750 bin TL’ye alınan ev bir senede %10 değer kazanıp 825 bin TL değerine ulaşırken 555 Lira net asgari ücret alan biri söz konusu evin bir yılda kazandırdığı 75 bin liralık kazanca yemeden içmeden, bir kuruş harcamadan 12 senede kavuşabilir. İşte bu tip gelir dağılımı ve refah konularında önemli araçlardan biri vergidir.</p>
<p>Fakat maalesef doğrudan vergileri yani gelir vergilerini toplamakta başarısız olduğumuz gibi dolaysız vergileri de bu amaca uygun ayarlayamamaktayız. Geçen hafta otomotiv odaklı olan ekonomik pakete bu hafta da mobilya, ofis araç gereçleri, bilgisayarda vergi indirimi geldi. Bilgisayar satışlarında patlama beklentisini de medyada okumaya başladık. 150 metrekareden büyük konutlarda da %18 olan KDV’nin %8’e indiğini biliyoruz. Örneğin bugün bir gazetenin emlak ilavesinin ilk sayfasında 900 bin liralık bir villanın kampanya artı vergi indirimi ile 825 bin lira seviyelerine indiğini gördük.</p>
<p>Türkiye’de sadece monte edilen, özellikle dizüstü pazarında tamamen yabancı, ithal markaların egemenliğinde olan bir ortamda bilgisayarda vergiyi indirmek Türk üreticisine mi, yabancı çip ve bilgisayar donanımı üreticilerine mi yarayacak? Ya da son paketteki iş yeri satış vergilerinin düşmesi ekonomiyi canlandıracak mı?</p>
<p>İşsizlik rekor seviyede iken yastık altında biriktirilen paralar, Sanayi Bakanı’nın dediği gibi, çıkartılıp ithal araba almak için kullanılıyorsa krizi atlatmak bir yana yaz aylarında daha da yoğun yaşayabiliriz. Paketlerde otomotiv, konut, ofis malzemesi dışında şeyler de var, mobilya gibi. Ama bunlar ülkede üretimi canlandıracak şeyler değiller. Sanayiye güç katacak, enerji, çalışan maliyetini düşürecek önlemler yerine sadece tüketmeye, hem de ithal ya da yerli göz etmeden öylesine tüketmeye yönlendirmek yeterli olmaktan çok uzak.</p>
<p>Açılan ekonomik paketlerle toplumun üst gelir gruplarına mensup kesimlerinden alınan vergilerden feragat edilmiş olunuyor. Bu ekonomiye bir hareket getirse de etkisi çok dar kalıyor. Lüks bir villadan alınmayan 100 bin liralık vergi kaybına karşılık bir iş yerine verilecek 100 bin liralık desteği düşünelim&#8230; Her iktisadi canlandırma hamlesinde önemli olan birim miktar başına en büyük etkiyi yaratmaktır.</p>
<p>Bugün inşaat malzemeleriyle ilgili bir vergi indirimi, küçük konutların da satışını canlandıracak önlemler alınsa, istihdam deposu olan inşaat sektöründe de biraz kıpırdanma yaşanabilirdi. Ama şimdilik tüm paketler ticareti canlandırmak üzerine, üretimi değil…</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fekonomiyi-canlandirma-paketi-sayesinde-buyuyen-issiz-ordusu-luks-konut-arac-ve-notebook-alabilecek%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/ekonomiyi-canlandirma-paketi-sayesinde-buyuyen-issiz-ordusu-luks-konut-arac-ve-notebook-alabilecek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yerel seçimlerimiz yaklaşırken &#8220;Evet, yapabiliriz&#8221; sloganı ile apolitiklerin kanına İnternet&#8217;ten giren Obama, Değişen Seçmen ve Müşteri Tercihleri</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/yerel-secimlerimiz-yaklasirken-evet-yapabiliriz-slogani-ile-apolitiklerin-kanina-internetten-giren-obama-degisen-secmen-ve-musteri-tercihleri/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/yerel-secimlerimiz-yaklasirken-evet-yapabiliriz-slogani-ile-apolitiklerin-kanina-internetten-giren-obama-degisen-secmen-ve-musteri-tercihleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2009 22:15:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[Add new tag]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=487</guid>
		<description><![CDATA[Yerel seçimleri küçümsememeli, İstanbul Belediyesi Koç ve Sabancı'dan sonra ülkenin 3. büyük holdingi. Obama'nın tarihi İnternet kampanyasını ve nasıl başardığını, ilgisiz kitleleri nasıl harekete geçirdiğini görebilen danışmanlar varsa benzer çabaları burada görebilir miyiz?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Birleşik Devletler&#8217;in yeni başkanı Obama hakkında geçen hafta bolca yazılıp çizilmiş olsa da Türkiye&#8217;de yerel seçimler yaklaşırken ABD&#8217;deki süreci okuyup ders almaya çalışmamak hata olur. Sadece siyaset için değil, pazarlama, iletişim alanlarında yeni yönelim ve yöntemleri tartışmak için de&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Yerel seçimleri küçümsemek mümkün değil, örneğin 12 milyonluk İstanbul&#8217;u yönetmek büyük bir görev. Hem de İstanbul Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin 23 şirketinde yaklaşık 30 bin çalışanla 2007 yılını 16 milyar [Yeni] Lira ciro ile geçtiğini düşünürsek bu geminin kaptanı olmak Türkiye&#8217;de Koç ve Sabancı&#8217;nın ardından 3. gelmek; Doğan, Doğuş, Zorlu, Eczacıbaşı ve nice holdingin önünde yer alan bir iktisadi gücü idare etmek demek.</p>
<p>Böylesi büyük kaynakların yönetimine geçmek ise seçimleri kazanmak kadar kolay! Ama &#8220;seçim&#8221; de iletişimle, bunun ötesinde &#8220;pazarlama&#8221; ile &#8220;ürünü satmak&#8221; ile neredeyse aynı şey. Bir imaj oluşturup bu imajı satmak, heyecan yaratmak, müşteri/seçmenleri sadık müşteri/destekçiye çevirmek, imajı, markayı tükettirmek seçimler öncesinde yapılmaya çalışılanlardan ilk akla gelenler. Tabii ki her seçimde bunları rakiplerinden daha iyi yapanlar kazanıyor, fakat Obama markasının başarısının temelinde Amerikan ve belki de dünyadaki tercihlerin ne yöne gittiğini çok iyi anlamak yatıyor. Çünkü artık müşteriler, tüketici ya da seçmen olarak da adlandırabilirsiniz, edilgen değil etken rolde olduğunu hissettiği anda ürün ile arasında bağ kuruyor, bunun olması için de açık ve rahat şekilde iletişim kurmak istiyor.</p>
<p>Zaten İnternet&#8217;e de her gün bunun için girmiyor muyuz? İletişim kurmak, birilerine bağlanmak, birileriyle bir araya gelmek için. İnternet diğer medyalardan işte böyle farklılaşıyor, etkilenme ve etkileme burada mümkün. Böyle bir gidişatta pazarlama iletişimi İnternet&#8217;siz olur mu! Olmaz ve tabii ABD&#8217;de tüm başkan adayları İnternet&#8217;i kullandı, ama Obama İnternet&#8217;i diğer medyaları kullandığı gibi kullanmadı, İnternet&#8217;e özgü imkanlar için İnternet&#8217;i seçti, bunlardan sonuna kadar faydalandı. Yoksa daha az tanınan, az şans verilen Obama nasıl hem kendi partisindeki adayları hem de McCain&#8217;i geride bırakabilirdi?</p>
<p>&#8220;Evet, biz yapabiliriz&#8221; (Yes, we can) sloganı Soğuk Savaş sonrası post modernist ortamda dünyanın her yanında yayılan politikaya ilgisiz insanları, apolitik gençleri yakalamak için çok doğruydu. Değişim için kitlelere, bizlere &#8220;harekete geçmek zorunda olan sizsiniz, izlemekle yetinmeyin&#8221; iması yapıldı. Ama böyle bir sloganın arkasını doldurabilecek olan temel araç da İnternet idi. Facebook, MySpace gibi sosyalleşme siteleri, bizzat <a href="http://my.barackobama.com" target="_blank">my.BarackObama.com</a> kişiselleştirmeye açık kampanya siteleri, YouTube, hatta cepten kısa mesaj gibi dağıtım kanalları ile seçmenler önce siyaset pazarına sonra Obama markasına çekildi, Obama müşterisi, tüketicisi oldu. Çünkü kullanılan araçlar ile seçimleri, politikayı kendilerinden uzak görmektense kişisel bir olay, kendileriyla alakalı, tamamen dahil oldukları bir olgu olarak hissettiler.</p>
<p>1,5 milyon kişi Facebook&#8217;ta Obama fan kulübüne katıldı, <a href="http://racetalkblog.com/2008/08/29/did-social-networking-propel-barack-obama-to-the-democratic-nomination/" target="_blank">Twitter&#8217;da 68 bin kişi an be an Obama&#8217;nın durum güncellemelerini takip etti</a>, İnternet&#8217;te sadece resmi bağış sayfasından değil, destekçilerin adeta yarışırcasına açtıkları kendi &#8220;Obama&#8217;ya bağış&#8221; sayfalarından <a title="Time dergisinin haberi" href="http://www.time.com/time/magazine/article/0,9171,1640402,00.html" target="_blank">en az 10 milyon dolar bağış toplandı</a> ve bunların %90&#8242;u 100 dolardan daha küçük meblağlı bağışlardı. İnsanlar en ilginç bağış toplama yöntemlerini de topluluk sayfalarında birbirleriyle paylaştı, yarıştırdı, çevresindekileri nasıl farklı yöntemlerle 2., 3. kez bağışa yönelttiklerini anlattı, hatta video kayıtlarını İnternet&#8217;e yükledi. Heyecan, eğlence, ama daha önemlisi &#8220;dahil olma&#8221;, insiyatif alma, etkili olma hissi hep oradaydı.</p>
<p>Facebook gibi sosyalleşme sitelerinin sadece gençlere ulaşmakta işe yarayacağı yargısı, bu tip sitelerin çok &#8220;uçuk&#8221;, &#8220;kısa vadeli&#8221; etki bırakacağı tahminleri yerle bir oldu. İnternet, cep telefonu gibi sayısal iletişimin son derece yaygın olduğu gelişmiş ülkelerde pek çok haberi geleneksel medyadan önce cep telefonundan kısa mesajla ya da web&#8217;den duyurmanın daha çok heyecan yarattığı görüldü. Mesela Başkan Yardımcısı adayının Joe Biden olacağı ilk olarak kısa mesajla duyuruldu, işte bu nedenle insanlar cepten de Obama kampanyasının takibini sürdürdüler. Neleri nasıl yaptığı ile ilgili daha fazla örnek isteyenler, <a title="Bildirgeç'te Obama'nın kullandığı araçlarla ilgili kısa bir liste" href="http://www.bildirgec.org/yazi/obama-ya-web-de-basari" target="_blank">Bildirgeç</a>&#8216;ten linklere ulaşabilir.</p>
<p>Lafın kısası İnternet araçları, o apolitik, siyasete uzak insanlara konuyu &#8220;sahiplenme&#8221;, &#8220;mülk edinme&#8221; hissi verdi. Böyle bir dönemdeyken Türk siyasetçisinin, siyasetinin, seçim kampanyası yürütenlerin İnternet&#8217;i bu kadar göz ardı etmesi ne kadar büyük risk taşıyor! Bugün yarın ilçenizde bir bakmışsınız biri sizden ilçe belediye başkanlığını kapmış! </p>
<p>ABD ile aramızda pek çok fark olsa da orada geçerli olanların çoğu burada da geçerli olacak. Genci yaşlısı, darbeler, kısır koalisyonlar sonrası siyasetten elini eteğini çekenler değişimin ancak kendileri insiyatif aldıklarında geleceğini anladıklarında, kendileriyle bu yolculuğa çıkmaya hazır bir aday bulduklarında belki de bizde de değişim başlayacak&#8230;</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/obama-ads-l.jpg"><img alt="EA Sports'un 9 oyununu İnternet üzerinden oynayanlar oyunlardaki reklam panolarında da Obama'dan kaçamadı!" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/obama-ads-l.jpg" title="EA Sports'un 9 oyununu İnternet üzerinden oynayanlar oyunlardaki reklam panolarında da Obama'dan kaçamadı!" /></a>
<p>EA Sports&#8217;un 9 oyununu İnternet üzerinden oynayanlar oyunlardaki reklam panolarında da Obama&#8217;dan kaçamadı!</p>
</div>
</div>
<p>Bu arada Obama sadece İnternet ile buralara geldi diyorum sanılmasın, topladığı mikro bağışlarla 30 milyon doları aşan bütçeye ulaşıp her yerde kendini hatırlattı. Sadece karşılıklı etkileşimi mümkün kılan web sitelerinde yüzünü göstermedi, geleneksel, pasif tüketilen medyada da yer aldı. Hatta bu sayfada gördüğünüz gibi EA Sports&#8217;un NBA oyunundan araba yarışına, buz hokeyinden beyzbola <a title="MSNBC'nin Obama kampanyası oyunlarda haberi" href="http://www.msnbc.msn.com/id/27184857/" target="_blank">dokuz bilgisayar oyununu İnternet&#8217;ten oynayanların gördüğü oyun içi reklam panolarında bile yer aldı</a>!</p>
<p>Tarihe düşülecek bir not da Web 2.0&#8242;nin ilk büyük sonucu oldu. ABD&#8217;de 2000&#8242;lerin başında &#8220;patlayan&#8221; <em>.com balonu</em>ndan sonra tekrar Web 2.0 girişimleri ümit verir olmuş, &#8220;yeni büyük şey&#8221; olarak görülmeye başlanmıştı. Konuyla yakından ilgili okurları tahrik edercesine iddia edebilirim ki bugüne bugün elimizde uzun vadede sağlıklı bir iş modeliyle karlı şekilde ayakta kalacağından emin olduğumuz bir Web 2.0 şirketi örneği göremedik. Ama bence bu normal, Web 2.0 aslında insanların tercihlerinin nasıl değiştiğini, ne yöne gittiğini gösteren bir dönemin adı oldu. Ve belki yıllar sonra Web 2.0 dediğimizde aklımıza gelen en büyük başarı(!) Obama&#8217;nın kampanyası olacak. Çok iyimser olmak mümkün mü bilmiyorum ama belki de &#8220;katılımcı web dünyadaki değişimin tohumunu 2008&#8242;de attı&#8221; diyeceğiz&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fyerel-secimlerimiz-yaklasirken-evet-yapabiliriz-slogani-ile-apolitiklerin-kanina-internetten-giren-obama-degisen-secmen-ve-musteri-tercihleri%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/yerel-secimlerimiz-yaklasirken-evet-yapabiliriz-slogani-ile-apolitiklerin-kanina-internetten-giren-obama-degisen-secmen-ve-musteri-tercihleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yoksulluk Engellenebilir, Hem de Kolayca! Enflasyon ve Yoksulluk</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yoksulluk-engellenebilir-hem-de-kolayca-enflasyon-ve-yoksulluk/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yoksulluk-engellenebilir-hem-de-kolayca-enflasyon-ve-yoksulluk/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Oct 2008 20:17:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=319</guid>
		<description><![CDATA[Bugün Blog Hareket Günü, dünyada binlerce blog yazarı gibi bugün biz de burada insanlık ayıbı olan "Yoksulluk" gerçeğine eğiliyoruz. Yoksulluk ve enflasyonun nasıl yoksulluk yarattığı benim seçtiğim konu. "Biraz enflasyondan bir şey olmaz" yaklaşımı ülke olarak zenginleşmemizi geciktiriyor!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen yıl olduğu gibi yine bugün 15 Ekim&#8217;de on binden fazla web güncesi &#8220;<a href="http://blogactionday.org/tr" target="_blank">Blog Action Day</a>&#8220;in parçası olarak insanlığı ilgilendiren bir konu üzerine yazıyor. 2007&#8242;de doğa ve çevreyi koruma konusunda daha geniş bir bilinç uyandırmaya çalışılmış ve başarılı olunmuştu. Bu yılın konusu ise bir başka insanlık ayıbı; yoksulluk!</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Geçen yıl çevre üzerine yazdığım yazımda ben de olabildiğine farklı öneri, yöntemleri paylaşmaya çalışmıştım, bu sene de fakirlik, açlık, gelir eşitsizliği üzerine şaşırtıcı bilgiler edinebileceğiniz yazılar gerek Blog Hareket Günü web sitesinde, gerekse de Türk ve yabancı bloglarda bulunuyor, örneğin yoksulluğun yeryüzünden aslında kısa sürede silinebileceği, bunun için aslında ne kadar az kaynak gerektiği gibi&#8230;</p>
<p>Ben ise bu sefer yoksulluğun derinleşmesine neden olan faktörlerden biri olan enflasyon olgusuna değinmek aradaki ilişkiye dikkat çekmeyi tercih ettim. Enflasyon, ya da fiyat enflasyonu, belli bir zaman diliminde mal ve hizmetlerin ortalama fiyat seviyelerindeki yükselmeyi tanımlamak için kullandığımız bir terim. İktisat biliminde çok farklı yaklaşımlarla ele alınan, nasıl düşürüleceği tartışılan enflasyon eninde sonunda satın alma gücünü yıpratan, elimizdeki kağıtların daha az mala karşılık gelmesine neden olan bir olgu.</p>
<div align="center"><a href="http://blogactionday.org/tr" target="_blank"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/blogact08logo.jpg" alt="Blog Hareket Günü 2008: Yoksulluk!" /></a></div>
<p>Yabancı dostlara, misafirlere hatta iş bağlantılarına, eğer Türkiye&#8217;nin çok farklı bir ülke olduğunu anlatmak gerekiyorsa, konu iktisat olmasa bile Türk&#8217;ün enflasyonla ilişkisini anlatmadan geçemem, çünkü bu beni hep etkilemiştir! Bir çeyrek yüzyıldan uzun süre çift haneli enflasyonla yaşamak, dünyadaki örneklerin aksine fiyat artış oranı yıllık %100&#8242;lere ulaşsa da &#8220;hiper enflasyon&#8221; felaketi yaşanmayan, bakkala çanta dolusu para ile gitmek zorunda kalınmayan bir ülkede yaşamış olmak bence özel bir tecrübedir! Fiyatların artış hızının kontrol altına alın(a)mayışının halkça kanıksanması da ayrıca trajikomiktir&#8230;</p>
<p>İşte bu nedenle enflasyon bizi korkutmaz, ama %1000, evet yazıyla yüzde bin, seviyelerini gören Almanya dahil pek çok ülke enflasyondan öcü gibi korkar, önlem üstüne önlem alır. Halbuki az da olsa  enflasyonun hoş görülecek tarafı yoktur, %6-7 enflasyon bile kabul edilemez&#8230;</p>
<li>Çünkü enflasyon ortalama fiyat değişimidir, fiyatları değişmeyen, hatta yaşam evresinde ilerlemiş ve artık fiyatları azalan ürünlerin etkisiyle düşük görülür, ama yoksullar bu ürün ve hizmetlerden önce gıda gibi temel ihtiyaçların fiyatlarından etkilenirler. Gıda fiyatlarında ilk şoku yaşadığımız bu yıl, gelecekte de ne gibi sıkıntılar yaşayacağımızın göstergesidir.</li>
<p></p>
<li>Çünkü enflasyon oranı o ülkede el değiştiren tüm ürünleri dikkate alarak elde edilen bir ortalamadır. Orta ve üst gelir grubundakiler daha fazla harcama ve tüketim yaptıklarından enflasyon oranı da bu grupların tükettikleri ürün ve hizmetlerin fiyatlarına yaklaşır ve dar gelirlinin enflasyonu konusunda yanlış bilgi verir.</li>
<p></p>
<li>Çünkü yoksullar ellerine geçen paranın ya tümünü harcamak zorunda kalır, veya orta ve üst gelir grubundakilere oranla çok az bir miktarı tasarruf edebilir. Tasarruf gücü düşük olduğundan tasarruflarıyla ev, üretim aracı, teçhizat, motorlu araç, sermaye ya da para piyasası varlıkları edinemez. Tasarruf edip para biriktirebilenler ise biriktirdikleri parayla elde ettikleri varlıklardan kar payı, faiz ya da rant gibi gelirler sağlayarak yoksullar ile aralarındaki farkı giderek açarlar.</li>
<p></p>
<li>Enflasyon yüksek kaldıkça ülke parasına güven kalmaz, insanlar parayı saklamak istemez, bir an önce parayı harcayarak karşılığında kıymetini koruyabilen ya da onlara geçici bir süre de olsa fayda sağlayacak mal ve hizmetler edinmek isterler. Bu durum psikolojik olarak da güvensizlik, gelecekle ilgili çekimserlik ve karamsarlık yaratır.</li>
<p></p>
<li>Parasına saygısı azalan, parayı elinde tutmak istemeyenleri tasarrufa yönlendirmek daha zordur. Bu nedenle ancak yüksek faizler karşılığında paralarını tüketim yerine tasarrufa yönlendirirler.</li>
<p></p>
<li>Benzer şekilde yüksek enflasyon, yarattığı güven bunalımı, artan risk algılaması nedeniyle yine faizlerin artmasına neden olur.</li>
<p></p>
<li>Enflasyon arttıkça yükselen faizler tasarruf edemeyenlerin tasarruf edenlere göre refah seviyesini düşürür, yoksullar göreceli olarak daha da yoksullaşır.</li>
<p></p>
<p>Daha da fazla örnek ve açıklama ile enflasyonun yoksullukla ilişkisini görebiliriz, bir oturuşta bunları yazmayı yeterli görüyorum. Bu olguyu kabullendiğimizde ülke olarak onlarca yıldır neden zenginleşemediğimizle ilgili önemli bir ipucu edinmiş oluruz.</p>
<p>Son yıllarda enflasyonla mücadelede ciddi kazanımlar edindik, ama karşıt sesler gittikçe yükseliyor. &#8220;Biraz enflasyondan bir şey olmaz&#8221;, &#8220;Merkez Bankası enfasyonla mücadele etmektense döviz kuruyla uğraşsın&#8221; gibi yaklaşımlar sonumuzu getirebilecek aymazlıklardır. Bu istekler dile getiriliyor çünkü belli seviyelerde tutulan enflasyon devletlere ve sermaye birikimi sağlamış ekonomik birimlere avantaj sağlıyor. Bunun da nedenlerini gerekirse yorumlarla tartışırız.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin enflasyonu yenmesi gerekiyor! Enflasyonu düşürmek, azaltmak, yavaşlatmak daha çok insanın yoksulluk zincirinden kurtulması demek. Geçmiş örneklere, hatta bugünlerde olanlara bakıp örnek almalıyız. Bir ülke ekonomisinin büyümesi yoksulluğu bitirmez, aksine, enflasyon yüksek ise, yoksulluk ülke büyüse de artabilir!</p>
<p>Siyasetçilerimiz, idarecilerimiz, uzun vadeli düşünebilen akılcı sermaye sahipleri, Arjantin ve yoksulluğu bir türlü yenemeyen pek çok ülkede baş gösteren huzursuzluğu yaşamak istemiyorsa bu gerçeği kabullenmeli.</p>
<p>Arjantin son dönemde yıllık ortalama %8 büyüdü, ama yoksulluk seviyesinde ilk yıllardaki düzelme (ki bu da baz etkisi nedeniyle kriz sonrası düzeltmedir denebilir) yok oldu ve şu anda yoksulluk artıyor, hem de ülke hızlı büyürken&#8230;</p>
<p>Kuzey yarımkürede en yüksek enflasyon yaşayan birkaç ülkeden biriyiz. Hepimizin enflasyon ile mücadeleyi desteklemesi, kısa vadeli, popülist uygulamarı destek vermemesi gerekiyor&#8230;</p>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/enflasyon-mikrobuna-alisan-bunyemiz-ve-enflasyondan-ocu-gibi-korkan-cin/">Enflasyon Mikrobuna Alışan Bünyemiz ve Enflasyondan Öcü Gibi Korkan Çin! Çünkü Fakirden Zengine Refah Transferi Enflasyonla Oluyor</a></li>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/dogal-kaynaklarimizi-tuketiyoruz-ilk-tehlike-suda-lutfen-tasarruf-edin/">Doğal Kaynaklarımızı Tüketiyoruz, İlk Tehlike Suda, Lütfen Tasarruf Edin</a></li>
</ul>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2008%2Fyoksulluk-engellenebilir-hem-de-kolayca-enflasyon-ve-yoksulluk%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yoksulluk-engellenebilir-hem-de-kolayca-enflasyon-ve-yoksulluk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AKP Davası &#8220;Google Davası&#8221;na Dönüşen Ülke</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/akp-davasi-google-davasina-donusen-ulke/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/akp-davasi-google-davasina-donusen-ulke/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2008 17:56:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=212</guid>
		<description><![CDATA[AKP'nin kapatılmasına yönelik iddianameye karşılık hazırlanan savunmada, iddianame hazırlanırken İnternet'ten faydalanılması eleştirilerek "Bu adeta 'Google Davası'dır" yakıştırması yapılması İnternet'i nasıl gördüğümüz hakkında tarihe düşülmüş acı bir not]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ergenekon gözaltılarının yeniden ülkeyi sarstığı bir günde yazı yazma fırsatı denk geldi, her ne kadar konsantre olmak zor olsa da&#8230;</p>
<div align=center><!--adsense--></div>
<p>AKP&#8217;nin kapatma davası iddianamesi ve savunma metni yüzlerce sayfayı aşıyor. Ben metinleri okumadım, anahtar noktalarını medyadan takip ettim. İddianame ve savunma metinleri pek çok web sitesinden bulunabilir, örneğin gazeteci Can Dündar&#8217;ın sitesinde iddianame, dört ayrı cevap metni <a title="Can Dündar'ın sitesinde iddianame ve tüm cevap metinleri bulunabilir" href="http://www.candundar.com.tr/index.php?Did=6894" target="_blank">ayrı ayrı dökümanlar olarak bir arada bulunuyor</a>.</p>
<p>Fakat savunma metinleri içinde <a title="PDF dosya formatında" href="http://www.candundar.com.tr/_media/esasailiskincevaplar.pdf" target="_blank">&#8220;esasa ilişkin cevaplar&#8221; adlı döküman</a>da Google ve İnternet kullanımı ile ilgili dile getirilenler yazılarımın ve benim ilgi alanıma girdiği için belli bölümünü okumadan yazmak istemedim. Okuduklarım ise beni gerçekten hayrete düşürdü.</p>
<p>AKP savunmasında iddianameye cevap verirken ana tezler sunulmuş, örneğin; &#8220;İddia makamının demokrasi ve laiklik yorumu evrensel anlayışla bağdaşmamaktır&#8221; gibi. Bu tezlerin içi alt başlık ve açıklamalarla doldurularak savunma şekillendirilmiş.</p>
<p>İkinci ana tez ise &#8220;Bu davada sunulan delillerin ispat hukuku bakımından delil olma değeri yoktur&#8221;. İşte bu bölümde tam 9 alt başlık bulunuyor ama bunlardan ilki çok düşündürücü.</p>
<p>Çünkü bu bölümde kapatma davasına &#8220;<strong>Google Davası</strong>&#8221; adı yakıştırılmakta. Bunun nedenini gelin beraber okuyalım:</p>
<blockquote><p>&#8220;Yargılama hukukunun temel ilkesi delillerden sonuca gitmek iken, partimiz hakkında açılan davada bu ilke tersine çevrilmiş görünmektedir. Önce dava açmaya karar verilmiş, daha sonra da bunun için delil toplanmıştır. Nitekim iddianameye ek olarak sunulan dosyalarda yer alan gazete haber ve yorumlarının büyük bir kısmı bunların yayınlanmasından <em>yıllarca sonra internet yoluyla derlenmiştir</em>. Bu nedenle bu dava adeta bir <em>“google davası”</em>dır. Başsavcı, çok sayıda haber ve yorumu dava açma tarihine yakın bir zamanda <em>anahtar kelime yazarak “google” arama motorundan arama yapmak suretiyle elde etmiştir</em>. Örneğin, iddianamenin 10, 14, 29, 74, 93, 95, 97, 100 nolu eklerinde yer alan bazı deliller bunlardan sadece birkaçıdır. Bu şekilde internetten elde edilen gazete haber ve yorumlarının 2 Şubat 2008 Cumartesi ve 3 Şubat 2008 Pazar günleri indirildiği<br />
görülmektedir. Bu durum Başsavcılığın partimiz hakkında dava açabilmek için hafta sonu tatilinde bile yoğun bir mesai yaptığını göstermektedir.</p>
<p>(&#8230;) İddianamede delil olarak kullanılan gazete kupürlerinin çok az bir kısmı, ilgili gazetelerden günü gününe kesilen kupürlerden oluşurken, büyük kısmı ise sonradan belli bir zaman diliminde <em>gazetelerin internet sayfalarından arşiv taraması yapılarak çıktı alınmak suretiyle verilmiştir</em>.</p>
<p>(&#8230;) Ses ve görüntü kayıtlarının bile tek başına delil olarak kullanılamadığı bir hukuk sisteminde, <em>internet gibi yalan ve yanlış haberlerin çok yoğun bir şekilde yer alabildiği sanal bir ortamdan delil üretmeye çalışmak</em> bir hukuk garabetidir.&#8221;</p></blockquote>
<p>Delillerin Google&#8217;da anahtar kelime girilip arama yapıldıktan sonra sunulmasına dikkat çekiliyor. Ama zaten bir insan, bir konuda çalışma, araştırma yapmaya önce karar verip sonra da çalışması için bildiği, bilmediği bilgi ve gelişmeleri İnternet&#8217;te arama yaparak bulmaz mı?</p>
<p>İnternet günümüzün ve en azından yakın geleceğin bir numaralı bilgi ve haber kaynağı. Her gün çalışanlar, öğrenciler, eğitmenler iş ve öğrenme amaçlı aramalar yaparken, yüz milyonlarca insan merak, zevk, eğlence, amaçlı aramalaryapıyor. Araştırmalar iki milyara doğru ilerleyen İnternet nüfusunun %84&#8242;ünün düzenli olarak arama yaptığı, aramalarının neredeyse üçte ikisini de Google arama motorundan yaptığını gösteriyor.</p>
<div align=center><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/07/googleakp.jpg" width="470" height="196" class="alignnone size-full wp-image-213" /></div>
<p>İnternet&#8217;ten arama yapılması bir yana, savunmanın dayandığı bir diğer nokta da partinin aleyhindeki deliller olarak sunulan gazete haberlerinin de yine İnternet&#8217;ten, yayımlandıktan daha sonra indirilmiş olması.</p>
<p>Peki bu dönemde evinde gazete küpürü saklayanların çok azaldığını, yayımlandığı gün bile gazeteyi kesmektense İnternet sitesine girip haberi, yazıyı, fotoğrafı bilgisayara kaydetmenin artık akılcı ve mantıklı olduğunu söylemeye gerek var mı&#8230;</p>
<p>Ve maalesef savunmanın bu başlığının sonunda, ülkemizdeki siyasetçilerin, idarecilerin, önemli konumlardaki pek çok insanın İnternet&#8217;e nasıl baktığını bir kez daha görüyoruz: &#8220;İnternet gibi yalan, yanlış haberin yoğun olduğu bir medya&#8230;&#8221; diye uzayıp giden, İnternet&#8217;i hor gören, sıradan, kalitesiz bir kanal olarak nitelendiren demeçlerin bir de savunma metninde tarihe geçmiş olması gelecek nesillere bırakacağımız acı bir ibret cümlesi olacak sanırım.</p>
<p>AKP kapatılır ya da kapatılmaz, konu bu değil. Ülkeyi yönetme hedefindeki siyasi oluşumların çoğunluğu bu vizyonla geleceğe baktıkları sürece, bu zihniyet değişmedikçe kaçırmak üzere olduğumuz son tren, &#8220;bilgi çağı, bilgi toplumu&#8221; treninin en arka vagonunu bile göremeyiz. İşte böyle bir ülkede İnternet yasakları acele hazırlanır, özensiz ve umursamaz tavırlarla İnternet siteleri kapatılır, İnternet&#8217;e erişebilen vatandaş oranı dünya ortalamasının altında kalır, vatandaşımız işini ağır aksak sokaklarda, sıralarda yaptırabilir, zaman, para kaybeder, yabancılara göre daha az bilgi ve donanımla yabancılarla rekabet etmeye çalışır&#8230;</p>
<div align=center><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2008%2Fakp-davasi-google-davasina-donusen-ulke%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/akp-davasi-google-davasina-donusen-ulke/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YouTube güvenlik ve yetki belgesi almamışmış, geri kalan milyonlarca web sitesi gibi!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/youtube-guvenlik-ve-yetki-belgesi-almamismis-geri-kalan-milyonlarca-web-sitesi-gibi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/youtube-guvenlik-ve-yetki-belgesi-almamismis-geri-kalan-milyonlarca-web-sitesi-gibi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Jun 2008 21:36:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=208</guid>
		<description><![CDATA[Geçen hafta Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım YouTube&#8217;a erişimin engellenmesi hakkındaki sorulara şaşırtıcı cevaplar verdi: &#8220;3. Dünya ülkesi site kapatıyor demek fiyaka. Buraya gelip güvenlik, yetki belgeleri almaları gerekiyor. Diğer ülkelerde yapıyorlar, burada yapmıyorlar.&#8221; Uzmanlığı, geçmişi, siyasi ve ideolojik yaklaşımı ne olursa olsun bir Ulaştırma Bakanı&#8217;nın web sitelerine erişime izin vermek için güvenlik, yetki belgesinden bahsetmesi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım YouTube&#8217;a erişimin engellenmesi hakkındaki sorulara şaşırtıcı cevaplar verdi: &#8220;3. Dünya ülkesi site kapatıyor demek fiyaka. Buraya gelip güvenlik, yetki belgeleri almaları gerekiyor. Diğer ülkelerde yapıyorlar, burada yapmıyorlar.&#8221; Uzmanlığı, geçmişi, siyasi ve ideolojik yaklaşımı ne olursa olsun bir Ulaştırma Bakanı&#8217;nın web sitelerine erişime izin vermek için güvenlik, yetki belgesinden bahsetmesi, bunu diğer ülkelerde de varolan normal bir süreç gibi &#8220;göstermesi&#8221; İnternet&#8217;i hala televizyon, gazete sandığımızın çok acı göstergesi.</p>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2008%2Fyoutube-guvenlik-ve-yetki-belgesi-almamismis-geri-kalan-milyonlarca-web-sitesi-gibi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/youtube-guvenlik-ve-yetki-belgesi-almamismis-geri-kalan-milyonlarca-web-sitesi-gibi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GAP&#8217;ı İşsizlik Fonu ile Bitirmek İşsizliği Değil Parayı Bitirir</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/gapi-issizlik-fonu-ile-bitirmek-issizligi-degil-parayi-bitirir/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/gapi-issizlik-fonu-ile-bitirmek-issizligi-degil-parayi-bitirir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Apr 2008 17:56:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=194</guid>
		<description><![CDATA[Önceki haftanın önemli haberi “GAP’ı İşsizin Parası Bitirecek” idi. Türkiye’nin en büyük kalkınma hamlelerinden biri olan GAP’ı bitirmek için hala çok büyük bir kaynak gerekiyor. Kaynak bulma çalışması devletin kasasında farklı amaçlarla toplanan fonlara göz dikilmesine neden oldu. İlk akla gelenlerden biri de, çalışanlardan yapılan kesintilerle oluşturulan İşsizlik Sigortası Fonu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Haftanın kayda değer ekonomi haberi &#8220;<a title="NTVMSNBC " href="http://www.ntvmsnbc.com/news/443433.asp" target="_blank">GAP&#8217;ı İşsizin Parası Bitirecek</a>&#8221; idi. Türkiye&#8217;nin en büyük kalkınma hamlelerinden biri olan GAP&#8217;ı önümüzdeki on yılda bitirmek için hala çok büyük bir kaynak gerekiyor. Kaynak bulmak için yapılan çalışmalar devletin kasasında farklı amaçlarla toplanan fonlara göz dikilmesine neden oldu. İlk akla gelenlerden biri de, çalışanlardan yapılan kesintilerle oluşturulan İşsizlik Sigortası Fonu.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>T. C. Merkez Bankası&#8217;ndaki yıllarında hükümetlerin devlet yönetimini yakından tanıyan Erdal Kumcu&#8217;nun bugün Hürriyet&#8217;te yazdığı gibi tehlike kapıda; &#8220;<a title="Kumcu'nun yazısı" href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8796548.asp?yazarid=7&amp;gid=61&amp;sz=61015" target="_blank">İşsizlik sigortası da sosyal güvenlik sistemine benzemesin</a>.&#8221; Hükümetler kaynak yaratma konusunda çok dikkatli olmalı, etik davranmalı, günü kurtarmak için geleceği tehlikeye atmamalı.</p>
<p>Bugün çalışanlardan kesilen işsizlik sigortası çalışan işsiz kaldığında hayat standardının dengesiz oranda düşmemesini sağlayacak &#8220;sosyal devlet&#8221; olabilmek için önemli. İşsizlik sigortasında biriken fondan bugün az sayıda da olsa yararlanan var, ama gelecekte bu fonda biriken miktara gerçekten ihtiyaç duyulacak. İşte o zaman o paranın orada olması çok önemli. Bu satırları yazarken İsveç&#8217;te doğum sonrası anne ve babaya paylaşma tercihleri kendilerine bırakılarak toplam 18 ay ücretli izin verildiği aklıma geldi&#8230;</p>
<p>Fonda biriken para ile zaten hazine bonosu, devlet tahvili alınıyor. Yani zaten devlet kendi borçlanmasını bu fonda biriken para ile kolaylaştırıyor, dolaylı yoldan, ama faizini ödeyerek, bu fondan yararlanıyor. Şimdi ise bu fonda biriken meblağ karşılıksız şekilde GAP&#8217;a aktarılacak.</p>
<div style="text-align: center;"><img style="vertical-align: middle;" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/atabaraj.jpg" alt="GAP'ın sembollerinden Atatürk Barajı" width="470" height="175" /></div>
<p>Ülke olarak kalkınmada geç kalmamızda bölgesel eşitsizliklerin etkili olduğuna inanan, GAP&#8217;ın son durumunu birkaç ay önce görmüş biri olarak hükümetin bu bölgeye olabildiğine kaynak aktarması gerektiğine inanıyorum, ama bu doğru yöntemle yapılmalı.</p>
<p>Çünkü &#8220;kaynak bulamıyorum&#8221; bir bahanedir. Faizini, maliyetini üstlenerek içerden ve dışardan her zaman kaynak bulunur. Önemli olan doğru planlama, düşük maliyet sağlayacak şekilde kaynak yaratma cesaretine sahip olmaktır. Bugüne kadar Türkiye&#8217;yi yönetenler öncelikleri doğru belirlemediklerinden sonuçlar verimsiz oldu. GAP bu kadar öncelikli ise yıllardır başka alanlara aktarılan kaynakların bir bölümü aynı borçlanmalarla bölgeye aktarılabilirdi.</p>
<p>Tüm bunlar bir yana, beni en çok üzen insanların güvenini yok edecek açıklama ve hareketler yapılması. Bugün GAP&#8217;ın bitirilmesi ile işsizlik azaltılabilecek mi? Önemli olan budur. Ve maaşlarından kesinti yapılan milyonlarca çalışan artık kendilerinden kesilen &#8220;işsizlik sigortası&#8221;nın gelecekteki risklerini koruyamayacağını düşünecektir. İşte bu güvensizlik iktisadi kararların temeline dinamit atan ruh halidir&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2008%2Fgapi-issizlik-fonu-ile-bitirmek-issizligi-degil-parayi-bitirir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/gapi-issizlik-fonu-ile-bitirmek-issizligi-degil-parayi-bitirir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>eşit oy hakkı derken otobandaki tecavüzcü</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/esit-oy-hakki-derken-otobandaki-tecavuzcu/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/esit-oy-hakki-derken-otobandaki-tecavuzcu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Apr 2008 19:39:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=193</guid>
		<description><![CDATA[Daha Başbakan &#8220;Ayaklar/Başlar&#8221; yaklaşımını sergilememiş olduğundan Aysun Kayacı&#8217;nın &#8220;vergisini vermeyenle oyum niye bir olsun&#8221; haklı serzenişine saldırmak için kırdığı &#8220;dağdaki çoban&#8221; potunu suistimal ediyorlardı. O ara Hürriyet&#8217;te Yurtsan Atakan konuya işte böyle yaklaştı: &#8220;Tecavüzcüyle aynı oy hakkına sahip olmak&#8220;
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Daha Başbakan &#8220;Ayaklar/Başlar&#8221; yaklaşımını sergilememiş olduğundan Aysun Kayacı&#8217;nın &#8220;vergisini vermeyenle oyum niye bir olsun&#8221; haklı serzenişine saldırmak için kırdığı &#8220;dağdaki çoban&#8221; potunu suistimal ediyorlardı. O ara Hürriyet&#8217;te Yurtsan Atakan konuya işte böyle yaklaştı: &#8220;<a href="http://onpunto.com/ShowBlog.aspx?Web=neo&amp;CId=134372" target="_blank">Tecavüzcüyle aynı oy hakkına sahip olmak</a>&#8220;</p>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2008%2Fesit-oy-hakki-derken-otobandaki-tecavuzcu%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/esit-oy-hakki-derken-otobandaki-tecavuzcu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>23 Nisan&#8217;ı Bir Futbol Maçından Önemsiz Görmek, Üstünden Siyaset Yapmak!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/23-nisani-bir-futbol-macindan-onemsiz-gormek-ustunden-siyaset-yapmak/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/23-nisani-bir-futbol-macindan-onemsiz-gormek-ustunden-siyaset-yapmak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Apr 2008 21:03:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=190</guid>
		<description><![CDATA[Ulusal değerlerimizi, toplumumuzu bir arada tutan ortak paydaları aşındıran bir olay, demeç, habersiz gün geçmiyor ama bugün yazmadan edemedim. Galatasaray-Fenerbahçe maçı törenler yüzünden kötü zeminde oynanacakmış! Bir de törenlerde tribünde oluşturulan sloganları çıkar amaçlı kullanmaya başlamadık mı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ulusal değerlerimizi, toplumumuzu bir arada tutan ortak paydaları aşındıran bir olay, demeç, habersiz gün geçmiyor ama bugün yazmadan edemedim. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı&#8217;nı bir çocuk şenliği olarak algılayan ve egemenliğin halkın iradesine geçtiğinin sembolü olduğunu fark etmeyenlerin kırdıkları potlar zarar verici olmaya başladı.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Dünkü Milliyet Gazetesi spor sayfalarının manşet haberi şöyleydi: &#8220;Derbiye 23 Nisan Darbesi&#8221;. Haberde haftasonu oynanacak Galatasaray &#8211; Fenerbahçe maçının tarihinin önceden bilinmesine rağmen Galatasaray yönetiminin 23 Nisan kutlamalarının bu sene Ali Sami Yen Stadyumu&#8217;nda yapılmaması için başvuru yapmayı unuttuğu iddia ediliyor. 23 Nisan törenleri esnasında bozulan zeminin derbi maçta ev sahibi takıma sıkıntı yaşatabileceği varsayımı ile 23 Nisan&#8217;ın büyük maça(!) darbe vurduğu ima ediliyor.</p>
<p>Türkiye bu hale geldiyse, Milliyet gibi basının saygın bir markasında böyle şuursuzca, tartışma, spekülasyon yaratma amaçlı, toplumu gerecek, gereksiz hatta belki çok daha ulvi(!) amaçlarla böyle haberler yapılıyorsa gerçekten bu ülkenin geleceği eskiye göre daha az parlaktır.</p>
<div style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-191" title="23 Nisan stadyum törenlerini de yıpratmayalım" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/04/23ntoren.jpg" alt="" width="380" height="281" /></div>
<p>Ben bir Galatasaraylı olarak her sene olduğu gibi bundan böyle de benim taraftarı olduğum takımın maçlarını oynadığı sahada 23 Nisan, hatta 19 Mayıs, 30 Ağustos törenlerinin yapılmasını Fenerbahçe&#8217;ye karşı maç kazanmaya tercih ederim, hem de 1-2 sene değil, hep, her zaman&#8230;</p>
<p>23 Nisan&#8217;ı yıpratanlarla ilgili o kadar çok söylenecek söz var ki&#8230; Neyse, bir de yıpratmak değil, bu kutsal günden yararlanmaya çalışanlar var. Bu sabah evden çıkarken 20-30 saniye göz attığım Ankara&#8217;daki törenlerde karşı tribünde hazırlanan yazılardan biri şunun gibi bir şeydi:</p>
<p>&#8220;Halkın sevgisinden büyük ödül yoktur.&#8221;</p>
<p>Ulu Önder Atatürk&#8217;ün 23 Nisan gibi bir günde söylemeyeceği, aksine halkın, ulusun iradesinin ve yönlendiriciliğinin önemini vurgulayacağı ortadayken böyle bir günde &#8220;biz halkın sevgisini kazandık, halkın gönlündeyiz&#8221; mesajı verdirtmek sizce masum bir davranış mı? Böyle bir günde &#8220;halkı arkasına almanın verdiği gücü&#8221; hatırlatmak yine 23 Nisan ruhuna aykırı bir yaklaşım, bu güne değer katmak değil, bu gün üstünden siyaset yapmaktır.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2008%2F23-nisani-bir-futbol-macindan-onemsiz-gormek-ustunden-siyaset-yapmak%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/23-nisani-bir-futbol-macindan-onemsiz-gormek-ustunden-siyaset-yapmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

