<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>H. Cihan Salim - Günce... Blog... &#187; sanat kültür tiyatro</title>
	<atom:link href="http://www.cihansalim.net/blog/category/sanat-kultur-tiyatro/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cihansalim.net/blog</link>
	<description>www.cihansalim.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 09 Mar 2010 22:00:15 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Sinemanın ev eğlencesine yeni cevabı Avatar, sadece bugüne değil insanlık tarihine gönderme yapıyor</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/sinemanin-ev-eglencesine-yeni-cevabi-avatar-sadece-bugune-degil-insanlik-tarihine-gonderme-yapiyor/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/sinemanin-ev-eglencesine-yeni-cevabi-avatar-sadece-bugune-degil-insanlik-tarihine-gonderme-yapiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Jan 2010 18:11:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[3 boyutlu sinema]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[Avatar]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[ev eğlence sistemler]]></category>
		<category><![CDATA[James Cameron]]></category>
		<category><![CDATA[kızılderililer]]></category>
		<category><![CDATA[sanal gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Spielberg]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=882</guid>
		<description><![CDATA[Yeni teknolojiler, dijital cihazlarla kuvvetlenen değişimin örneğin gazetelerin geleceğine dair yarattığı güvensizlik benzeri bir darbe yemesi beklenen sinema sektörü 2010’lara Avatar sayesinde tekrar kükreyerek giriyor. Medyamızda ABD'nin Afganistan saldırısının eleştirisi şeklinde yorumlanan film ise aslında bunun da ötesinde pek çok mesaj kaygısı taşıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>20. yüzyılda toplumsal eğlence ve popüler kültürün şekillenmesinde temel rol oynayan sinema ve film endüstrisi form değiştiriyor. Yeni teknolojiler, dijital cihazların getirdiği değişimin ciddi zarar vermesi beklenen sinema sektörü ise 2010’lara Avatar sayesinde tekrar kükreyerek giriyor. Özelleştirilebilir, kişiselleştirilir hizmetlerin yükselişi Web 2.0 ile taçlandırılırken, aslında bu mikro hizmet anlayışının sonucu, aynı binada her saat başı aynı filmin farklı fakat küçük bir salonda başlamasıyla neleri kaybettiğimizi Avatar ile hatırlıyoruz: Dev bir ekran, ekrandaki hikayenin coşkusunu uğultu, yüksek kahkaha ve refleksleriyle tüm salonla paylaşan izleyiciler, daha etkileyici efektler!</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Tüm bunlar aynı zamanda gittikçe kuvvetlenen İnternet tabanlı bireysel vakit geçirmelik tatlar ve 2 dakikalık videolarla istediğimiz eğlenceyi yaşadığımız sanısını; ev sinema sistemlerinin sonunda sinema deneyimini yakaladığı yorumlarını da bir süreliğine geçersiz kılıyor.</p>
<p>“Salon”, tekrar teknolojik öncü konumuna kavuşurken, Hollywood tarihte ilk defa bir yılı 10 milyar ABD Dolarlık gişe geliriyle kapatıyor; çünkü sinema, aynı gazeteler gibi henüz yok olmuyor. Evet, James Cameron’un aynı eski filmleri gibi, Avatar’ın da hikayesini dinlemek, sinemacılık bağlamından çıkarıp sadece içeriği sorgulamak, uzayda bir gezegen, insanlar ve ejderhaları düşünmek yine dışardan heyecan uyandırmayacaktır. Fakat sinema teknolojisindeki gelişmeleri yorumlarken artık kıyaslama ölçümüz olacak olan Avatar, Üç Boyutlu görüntünün nasıl olması gerektiğini göstermiştir. Her ne kadar 3B çekim yepyeni bir yöntem olmasa da filmi izlediğim, dünyayı takip eden eğitimli kesimin çoğunluklu olduğu semtte, Pandora adlı ayın ilk 3B görüntüsünde salonda çok büyük bir alkış kopması benim için yeterli referans olmuştur.</p>
<p>Avatar’ın aslında amacına ulaştığının, başarılı olduğunun kanıtı ise, kahramanımız Jake Sully, ‘avatar’ bedenine girip gözlerini Navi halkının arasında açtığı her sahnede, hem 3 boyut, hem yaratılan atmosfer sayesinde bizim de kendimizi Jake ile o dünyaya bırakmamızı sağlaması, örneğin dev ağacın jölemsi polenlerinin bizim omzumuza, kolumuza düştüğü hissini yaratıyor olması.</p>
<p><strong>Mesajı ve Konusunu Yorumlamak O Kadar Basit Değil!</strong><br />
Filmin teknolojisi kadar konuşulan diğer yanı ise konusu ve verdiği mesajlar, ki benim de tüm teknolojik değerlendirmeler bir yana, bu film hakkında yazmaya karar vermemin nedeni de bunlar. Kamuya mal olmuş meşhur isimlerin yorumları, gazetelerdeki Avatar değerlendirmeleri maalesef ülkemizde her biri farklı konuda uzmanlaşarak belli konuma ulaşmış onlarca yazar, muhabir olduğunu sanmanın hata olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Örneğin son on yılın ABD’den Kore ve Çin’e kadar tüm dünyada en çok kabul gören strateji oyunu Warcraft III’teki “gecenin elfleri”, yaşadıkları dünya, bindikleri hayvanlar ve en önemlisi Dünya Ağacı’nın Avatar’da benzer tasarım ve renklerle aynen önümüze sürüldüğünden hiçbir ülkede olmadığı kadar bihaber olan sinema ve popüler kültürün sadece dedikodusuna takılıp kalmış yazarları okumaya devam ediyoruz. (Warcarft ağacı için <a target="_blank" href="http://www.youtube.com/watch?v=DpklIrmfxWA">bu YouTube videosu</a> ilginizi çekebilir) İnançlar hakkında uzman, örneğin Şamanizm’deki yaşam ağacını bilen insanlar ise sinema ya da popüler kültür üzerine yazmadığından eksik yorumlarla yetinmek zorunda kalıyoruz.</p>
<p>Yine az araştırmacılık, ben bilirimcilik yapmasına rağmen yazıya “bence” diye başlama nezaketini göstermeyenler yönetmenin bu filmde ABD’nin Afganistan savaşına ağır göndermeler olduğunu düşünüyor, veya yine benmerkezci davranan ABD basınından Afganistan’ı kopyala yapıştır yapıyor.</p>
<p>Halbuki bizzat Cameron’un dediği gibi, film bir Anti-Amerikan ya da kapitalist karşıtı olmanın ötesinde yönetmenin emperyalizm ve sınai-askeri kompleks diye adlandırılabilen aşırı endüstriyelleşme ve işbirlikçi silah gücüyle gönderme yapıyor. Gücü elinde tutan insanların çağlardır, örneğin Roma İmparatorluğu ve niceleri, zayıf olanı ezişini deşiyor, sadece Amerikan yönetimini eleştirmenin ötesine geçerek insan ırkını sorguluyor. Ama arada önceki ABD yönetimine açık bir gönderme yaptığını da kaçırmamalı tabii, komutan askerlerine “önleyici saldırı yaparak terörü engelleyeceğiz” diyor. Cameron ayrıca ilginç bir yorum da yaparak “Bazıları insanları, bazıları Na’vi halkını ABD olarak algılayabilir” diyor!</p>
<p>Batı’nın, “öteki” ve “doğa” ile ilişkisi, Cameron sinemasında yine savaşlarla yüzümüze vurulsa da çok daha derine inmeyi de aslında başarıyor. Avladıkları hayvanları öldürmeden önce kızılderililer gibi ruhlarına teşekkür gönderen Na’vi halkı pek çok Doğu veya Doğa merkezli felsefeyi yaşatıyor. Na’vilere okul kurup İngilizce öğreten yani barbarlara, gelişmemişlere demokrasi ve modernite taşıyanlar, kahramanın dediği gibi karşı taraf bira ya da kot pantolan istemediğinden ortak paydada buluşamıyor.</p>
<p>Filmin başında tüm Na’viler gibi örtüsüz dolaşan Prenses Neytiri daha sonra, toplumunda rolü güçlense de, yarı insan Jake ile olan etkileşimi sonucu bazı örtülerle kapanarak daha az “hayvani”, daha modern bir görünüme kavuşuyor. Diplomasiden yana olan bilim kadını Weaver saldırıyla Na’viler zarar görmesin diye “onlar bir nevi Şaman ritüeli uygulayan uçuk bir topluluk değil, biyolojik olarak farklı bir bağlantıları var” derken “Şaman” olmakla yetinselerdi doktorun bile onları hor göreceğini varsayımlayabilir miyiz? </p>
<p>Filmin sonuna doğru Jake ve Weaver, bilimi, hümanistliği, bir nevi sanatsal ve anlayışlı yaklaşımı sergiledikleri için hapsi boyluyorlar; tarih boyunca olduğu gibi. Prenses, Jake’i cesur kalpli, dobra insan olarak nitelendiriyor ama doğaya, hislere, her an yeşeren bağlılık ve ilişkilere önem vermediği için ona kafasız, aptal diye isim takıyor, aynı Doğu bilgilerinin Batılı gezginler için geçmişte bolca söyledikleri gibi.</p>
<p>Tabii bu Batı ve Doğu (ya da geri topluluklar) arasındaki uyumsuzluklar kadar, insanın çok daha temel sıkıntılarını da görüyoruz, agresiflikle hoşgörü, yani rasyonalite akımlarıyla zıt düşen romantizm, insanların gezegene ne yapacaklarını karar vermelerini geciktiriyor. Erkek, kadına göre ilişkisini çok daha yüzeysel görürken kadın hayatını adıyor. Ve ruhun bedenden bedene geçisi, reenkarnasyon, filmde doğanın yardımıyla, bitkiler üstünden gerçekleşiyor, Doğu inancında ise fiziksel kablolara gerek yok!</p>
<div align="center"><img title="Prenses Neytiri ve Jake bir aksiyon filminin aşk çiftini de oluşturmaktan geri kalmıyor" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/avatar-neytiri-jake-l.jpg"/></div>
<p>Son olarak filmin tüm dünyadaki izleyicilerinin de film karşısında iki ciddi cepheye bölündüğü ve bölüneceğini söylemek aşırı iddialı algılanmaz. Azımsanmayacak insan Na’viler’i dikkafalı hayvanlar olarak algılayıp film sonunda insanların mutlak zaferini arzulayarak izlerken daha mazlum bir kimlikle kendini tanımlayanlar Na’vi zaferi için nefeslerini tutarken bazen aynı salondaki bu ayrım bile gelecek hakkında soru işaretlerinin silinmemesine neden oluyor.</p>
<p>Filmin aşırı kuvvetli tanıtılmasıyla da yükselen beklentiler tatmin olmuyorsa bunun nedeni aynı temanın Kurtlarla Dans, Son Samuray gibi pek çok filmde işlenen bir konuya yayılması olabilir. Ama doğayı kaybediş, endüstriyelleşme ve savaşın tekrar beyaz perdede hatırlanması için çok uygun bir zaman. Sinemanın toplumsal hareketleri yansıtmadaki hızı sorgulanır olsa da Avatar’ın sinema teknoljisindeki gelişime ek olarak insani bir uyanışın göstergesi olup olmadığı da tartışılır.</p>
<p>Çünkü bireyselleşmenin getirdiği yalnızlık, sonucunda stres ve mutsuzluk, yokolan doğadan uzaklaşma, yapay şehirler, savaşlar, ölümler gittikçe daha fazla insanın düşüncelerini değiştiriyor. Sinemanın dahi çocuğu Steven Spielberg’in; “Star Wars’tan beri izlediğim en uyarıcı, uyandırıcı ve etkileyici bilim kurgu filmiydi” dediği Avatar bakalım Star Wars gibi bir eğlencelik olarak mı kalacak&#8230;</p>
<p><strong>Bu yazı <a target="_blank" href="http://www.digitalage.com.tr/">Digital Age</a> dergisi Ocak sayısı için yazılmıştır.</strong></p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/sinemanin-ev-eglencesine-yeni-cevabi-avatar-sadece-bugune-degil-insanlik-tarihine-gonderme-yapiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğu ile Batı&#8217;nın Köprüsü, Milyarderlerin Şehri, İmparatorlukların Başkenti&#8230; İstanbullu&#8217;nun Gurbeti Dünya&#8217;nın Gözdesi Olurken</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-ile-batinin-koprusu-milyarderlerin-sehri-imparatorluklarin-baskenti-istanbullunun-gurbeti-dunyanin-gozdesi-olurken/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-ile-batinin-koprusu-milyarderlerin-sehri-imparatorluklarin-baskenti-istanbullunun-gurbeti-dunyanin-gozdesi-olurken/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 May 2009 19:04:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı ve mekanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=600</guid>
		<description><![CDATA[“İki kıtayı birleştiren köprü,” “Doğu ile Batı’nın buluştuğu nokta." Artık İstanbul'un bundan daha fazlası olduğunu yabancılar da dile getirmeye başladı. Anadolu toprakları üzerindeki etkisi yüzyıllardır pek de değişmeyen ama kendisi değişen bu şehri sahiplenmenin vakti geçiyor bile. Şimdilik sadece 13 dolar milyarderi varken, şehrin tadını çıkarmak herkes için daha kolayken...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“İki kıtayı birleştiren köprü,” “Doğu ile Batı’nın buluştuğu nokta.”</p>
<p>Duyar duymaz İstanbul diyesimiz geliyor, ama artık sadece bizim değil, yabancıların da. Anadolu ve Boğazlar coğrafi konumlarıyla yüzyıllardır ticaretin, farklı kültürlerin, göçlerin, dönüşsüz gidişlerin, gidişi olmayan dönüşlerin toprağı olarak gerçekten de Doğu ile Batı’nın benzersiz birlikteliğinin ev sahibi. Fakat İstanbul sadece bu değil. İlgimi çeken, oturup yazmama neden olan şu ki, “sadece Doğu ile Batı arasındaki köprü değil” itirazı da artık sadece Türkler’den gelmiyor. <a target="_blank" href="http://www.ft.com">Financial Times</a>’ın (FT) geçen haftasonu “How to Spend” ilavesine göz atarken iki sayfalık İstanbul yazısının manşetinin altında işte aynen bu eleştiri yer alıyordu.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Moskova’yla birlikte Avrupa’nın en kalabalık şehri, 2010 yılı Avrupa kültür başkentlerinden biri, ama Atatürk Kültür Merkezi yıkıldıktan sonra Süreyya Operası ile yetinmeye çalışan, aslında Opera Evi olmayan bir kültür başkenti. Trafik sorununu çözemeyen, kriz nedeni ile sokaklarda uyuyan arabaların yolları tıkamaya başladığını görmektense tercihli yol icadı ile avunan bir şehir. Eksikleri o kadar çok ki&#8230;<br />
Ama artıları o kadar fazla ki, yerel ve merkezi yöneticileri, bizzat kendi halkı, arada bir yoklayan fay hattına rağmen tekrar dünya ölçeğinde önem kazanıyor. Kendi müziği, kendi kokusu, mutfağı, dört mevsimi ve tabii sunduğu görüntüsü öylesine farklı ki. Müziği, kokusu, sokaklardaki görüntüleri halkının yansıttığı kuvvetli enerjiden geliyor.</p>
<p>Bu enerji çok hızlı değişimi de getiriyor. Değişim belirsizliği mümkün kılıyor. Belirsizliği ise biz Türkler o kadar da sevmiyoruz, ama belirsizliği yaratmadaki sorumluluğumuzun farkına da varamıyoruz.<br />
İstikrarsız ekonomi ile <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_GDP_(nominal)_per_capita">kişi başına düşen gelirde 50-60. sıralarda</a> olsak da, yüksek doğurganlık oranı, büyük nüfus, geniş coğrafya ile Türkiye toplam ekonomik büyüklükte <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_GDP_(nominal)">dünya 17.si</a>. Hızlı değişen ekonomik yapı bu büyük ekonomide hızlı zenginlikler de getiriyor. Dünyanın en büyük 100 şirketi listelesinde Türk şirketi yok, <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_billionaires">en varlıklı 100 insan</a> listesinde de Türk insanı yok. Ama varlığı bir milyar doları aşan Türkler hiç de az değil. Düşündürücü olan ise tümünün adresinin İstanbul olması. Büyük coğrafyasının bir kısmı sanayide, bir kısmı turizmde, bir kısmı tarımda ilerleyen ülkede refahın sahibi ise tartışmasız İstanbul’da.</p>
<p>FT’deki yazıda resesyon başlamadan önceki 2008 rakamlarına göre İstanbul’da tam 34 dolar milyarderi yaşadığı, bunun da Moskova, New York ve Londra’dan sonra en kalabalık milyarder nüfusu olduğundan dem vurularak şehrin lüksle anılan bölgelerinden bahsediliyor. Resesyonla Moskova ve İstanbul geriledi, 2009 listesinde 13 milyarder ile İstanbul, <a target="_blank" href="http://www.forbes.com/2009/03/10/worlds-richest-cities-billionaires-2009-billionaires-cities_slide_7.html?thisSpeed=15000">Dünya’nın 7. milyarderler şehri</a>. Önündeki şehirlerden üçü ABD’den. </p>
<p>İşte “alaturka” durumlara bir örnek daha&#8230; Bilmiyorum belki de iki paragraf öncesine dönüp değişimle ilgili yazdıklarımı silmek mi gerekiyor? Geniş varoşlarıyla milyarderlerin şehri, yönettiği iktisadi güç ile şehir-devlet gibi; uzun süredir olduğu gibi.</p>
<p>Dünya’nın Doğu’sunun ve Anadolu’nun kalkınma serüvenine kadar gitmeyelim, İstanbul’da kalalım. Hala yeni de olsa Kanyon alışveriş merkezini bile zenginler için demode olur, çoktandır hareketsiz kalan otelcilik yeni açılımlarla dönerken, bohemlik çoktandır kapalı kaldığı sandıktan çıkarılır, Asmalı Mescit yepyeni bir kitlenin nefes borusu olurken lokal değişikliklerin bile şehre neler kattığını görmemek mümkün değil.</p>
<p>Geçen hafta gittiğimde yine “ben Bilgi’de okumak için niye bu kadar erkenci davrandım” dedirten <a title="Santralİstanbul'la ilgili ilk izlenimlerimi anlattığım yazım" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/santralistanbul-artik-sanat-ve-bilgi-uretecek/">Santralİstanbul</a>, “How to Spend”de Rachel Howard’a göre Tate Modern’e kafa tutarken, İstanbul Modern, modern sanatı Boğaz manzarasıyla sersemletirken bu topraklarda modernizmin gelişim macerası serüvenini izlemek başlıbaşına bir olay.</p>
<p>Modernleşmeye karşı direnen, katliam yapmayı gelenek kılıfına sığdırabileceğine inananlar, hoşgörüyü unutanlar da bu toprakların insanları, işte bu hafta dünyayı, dünyamızı, feleğimizi şaşırttılar.</p>
<p>Nelere sahip olduğumuzu anlamanın vakti artık geçiyor. İstanbul’a sahibiz, İstanbul’u anlatmak kolay değil çünkü İstanbullu’yu, Türk’ü anlamak kolay değil. Vapurda tarihi yarımada gözümüzü alırken bana “Memleket nere abi” diye soran, İstanbul’u sahiplenmeyen, kabullenmeyen birey kendini oralı hissettiğini sandığı şehri de sahiplenmediğini, kabullenemediğini, o yüzden İstanbullar’a geldiğini düşünmüyor ya da düşünmek istemiyor.</p>
<p>Bağlılık hissedemediği bu dünya incisinin, özel hayatında ne sıkıntılar yaşıyor olsa da, tadını çıkarmayı denemiyor. Hem de şehri değiştirenlerden biri olmasına rağmen. İstanbul’suz kalmayı göze alma lüksümüz var mı?</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-ile-batinin-koprusu-milyarderlerin-sehri-imparatorluklarin-baskenti-istanbullunun-gurbeti-dunyanin-gozdesi-olurken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mamma Mia ve Yavaş Başlayan Sahne Sanatları Sezonu; Santral&#8217;da ise Kaçırılmayacak Sergiler</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/mamma-mia-ve-yavas-baslayan-sahne-sanatlari-sezonu-santralda-ise-kacirilmayacak-sergiler/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/mamma-mia-ve-yavas-baslayan-sahne-sanatlari-sezonu-santralda-ise-kacirilmayacak-sergiler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2008 21:20:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=400</guid>
		<description><![CDATA[Mamma Mia ile başladık, Bir Şehnaz Oyun ile devam ettik, bu sene İstanbul sahneleri vasatı geçmeyecek mi diye düşündük. Beğenmeme nedenlerimi tartışalım ama bu arada şehirdeki sergilerle fazlasıyla mutlu olalım derim!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz bitti, kültürel ve sanatsal aktiviteler, eğlenceler, mekanlar tekrar odak noktası oldu. Ama ben yazı beklemeden bu sezona çoktan bilet almışım bile, neye mi, Mamma Mia’ya! Abba’ya hayran neslin mensubu olmasam da geçmişte Galatasaray Lisesi eskiler şamatalarında izlediğim abi ve ablalarımın harika Abba parodileri, aileden Abba severler olması ve onların talebiyle şaşalı biçimde duyurulan Mamma Mia’ya erkenden bilet aldık.
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Yazmaya fırsat olmadı ama hala yakın çevremde bu kadar konuşulduğundan değinmeden duramayacağım, evet Mamma Mia adeta bir ilkokul müsameresi gibi çok basit, sıradandı. Eğlenmek için gidenlerin çoğunun eğlendiğinden eminim ama “Ülkemize böyle büyük, popüler bir müzikal geliyormuş” düşüncesiyle gidenlerin hayal kırıklığını benzer duygular taşıyorsanız merak etmeyin yalnız değilsiniz. Ve müzikallere de küsmeyin, ülkemize gelmesi gereken çok daha büyük, şovla sanatı, görsel şölenle güçlü sesleri birleştiren müzikaller var. Şüphelenirseniz de bence en kolay yol, Mamma Mia gibi aynı anda bir sürü yerde sergilenip sergilenmediğini kontrol etmek.</p>
<div align="center">
<div style="width:500px; text-align:center" class="captionfull"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/mamma-mia.jpg" alt="Mamma Mia dünyanın farklı şehirlerinde aynı anda sergilenen tam bir popüler kültür ürünü" />
<p>Mamma Mia dünyanın farklı şehirlerinde aynı anda sergilenen tam bir popüler kültür ürününe dönüşmüş ya da dönüşmek üzere, ama eğlendirme vaadini yerine getiriyor<br />Flickr&#8217;dan <a target="_blank" href="http://www.flickr.com/photos/gepiblu/">gepiblu</a>&#8216;nun fotoğrafı</p>
</div>
</div>
<p>Peki müzikali izledik, şimdi ne yapalım deyip tiyatrolara bakmaya başladık. Ankara Devlet Tiyatroları’nın “<a target="_blank" href="http://www.devtiyatro.gov.tr/eser/eser1463.asp">Bir Şehnaz Oyun</a>”u Ekim’de bir haftalığına İstanbul’daymış diyerekten bileti kaptık, geçen yıl geldiğinde gidemediğimizden. Ama yeni programda burada sergilenmeye devam edeceği görülüyor. Geçen yıl AKM’nin büyük sahnesinde 80 kişilik dans ekibiyle kuşkusuz etkileyici olmuştur, ama bu sene çok daha küçük bir ekiple danslar, şarkılar maalesef bende ve o gün salonda çok da büyük etki bırakmadı. Zayıf hikaye, oyunun ve konunun kendisiyle nükte alışverişini abartan bir “anlatıcı” rolünün akışı kesmesi, sahneyi uzatması, artık İstanbul’da standartlaşan zayıf dekor… Geriye sadece o dönemi, işgal öncesi İstanbul’unun nelerle meşgul olduğunu, unutanlara hatırlatma görevi üstlenmesi kalıyor, tabii o da saygıya değer.</p>
<div align="center">
<div style="width:568px; text-align:center" class="captionfull"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/bir-sehnaz-oyun.jpg" alt="Bir Şehnaz Oyun'dan bir sahne" />
<p>Bir Şehnaz Oyun&#8217;dan bir sahne</p>
</div>
</div>
<p>Bilmiyorum belki de yaz ve sonbaharda yurtdışında izlediğim bir tiyatro, bir de Viyana’da sergilenen başyapıtlardan sadece &#8220;biri&#8221; olan ama harika dekor, müthiş performansla, tabii Opera Binası’nın üstümdeki etkisi de yoksayılamaz, sahnelenen Çaykovski’nin Maça Kızı mı beni böyle beğenmez kıldı bilmiyorum. Ama ülkenin kültür sanat başkentinde büyük sahnelerin azalması, klasikleşmiş yabancı ve yerli eserlerin arka plana atılması, hatta Ekim ayı bitti bitecek ama geçen Cumartesi ve Pazar günleri, eğer Müjdat Gezen, Poyrazoğlu gibi değerli sanatçılarımızın kendi emekleri ile kurdukları tiyatrolarını bir yana ayırırsak, 4-5 tiyatro oynanması, çoğunun geçen sezonların oyunları olması bence hayra alamet değil. Neyse bu hafta daha hareketli gibi, umarım kışa doğru tempo yükselir diyelim.</p>
<div align="center">
<div style="width:323px; text-align:center" class="captionfull"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/sedlescombe-martin-parr.jpg" alt="Martin Parr’ın İngiltere’yi Düşünürken serisinden" />
<p>Martin Parr’ın İngiltere’yi Düşünürken serisinden<br />
© Sedlescombe – Martin Parr</p>
</div>
</div>
<p>Peki sahne sanatları kesmiyorsa ne yapacağız derken kaç aydır unuttuğum, Ciner Grubu ve Doğuş Grubu ile Bilgi Üniversitesi’nin <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/santralistanbul-artik-sanat-ve-bilgi-uretecek/">İstanbul’a kazandırdığı Santralİstanbul</a>’u hatırladım. Santralİstanbul&#8217;un tüm sergileri ücretsiz, hem de yarım saatte bir Taksim AKM önünden kalkan ve yine buraya dönen servisler de ücretsiz. Sergiler bir yana Osmanlı&#8217;nın ilk elektrik santrali olan Silahtarağa Santrali elden geçirilmiş harika bir elektrik müzesi olarak sizleri bekliyor!</p>
<p><a href="http://www.santralistanbul.org" title="Santralİstanbul'un resmi sitesi" target="_blank">Santralİstanbul</a>&#8216;da 30 Ekim Perşembe saat 20:00’ye kadar gezebileceğiniz önemli fotoğraf sergileri var. Magnum fotoğrafçıları arasında en tanıdık, “zaten biliyoruz” diye düşündürten kareleri çeken Martin Parr’ın dünyayı gezen sergisi “Assorted Cocktail” bize bizleri komik şekilde sunuyor, yakın çekimlerle, hatıra fotoğrafları gibi.</p>
<div align="center">
<div style="width:482px; text-align:center" class="captionfull"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/puikkonen-rocket-on-vacation.jpg" alt="Puikkonen'in Tatilde fotoğraflarından biri, Roket" />
<p>© On vacation &#8211; Rocket, Espoo &#8211; Jussi Puikkonen</p>
</div>
</div>
<p>Bir alt katta yine Perşembe akşamı kapanacak olan “Gerilimli Sınırlar” sergisi var, daha çok fotoğraf, az da olsa video yerleştirmesinden oluşan sunuda Küratör Aura Seikkula insanın kendisine çizdiği bölgeyi, bölge içinde oluşturduğu koruduğu davranışları bölgesi dışında sürdürmesi, yeni bölgelere uyum sağlaması, kendi sınırının ardındakinin gerilimini yansıtmayı hedefliyor. Örneğin Jussi Puikkonen’in fotoğrafları terk edilmiş tatil beldelerinin sessiz ve ürkütücü, artık gözden düşmüş ve bayağılaşmasını yüzümüze vuruyor, hatta maymun iştahlılığı… Gitme iştahınızı güçlendirmek isterdim ama dayanamadım, buyrun buradan: Puikkonen <a title="Jussi Puikkonen'in web sitesi" href="http://www.jussipuikkonen.com" target="_blank">kendi web sitesi</a>nde <a title="Puikkonen'in Tatilde fotoğrafları" href="http://www.jussipuikkonen.com/jussipuikkonen/onvacationpage.htm#onvacation" target="_blank">Tatilde (On Vacation) projesini paylaşıyor</a>, sayfayı aşağı doğru kaydırın.</p>
<p>Ama Santral&#8217;de bu perşembe değil 4 Ocak&#8217;ta bitecek olan harika bir sergi daha var: &#8220;Korda&#8217;nın Objektifinden Che: Bir Portrenin Devrimle Başlayıp İkonla Biten Öyküsü&#8221;. Bunu fazla anlatmayacağım, Che Guevera&#8217;nın o meşhur portresinin hikayesi, önce kimlerin simgesi olduğu, ne anlamlar yüklendiği, Che&#8217;nin nasıl bir popüler kültür ikonu olduğu, tişörtler bir yana dondurma paketinde bile yer alması ve fazlası bu sergide&#8230; Yine dayanamayarak sergide yer alanlar hakkında çok az da olsa fikir verebilecek olan bir bağlantı vereyim: İngiliz <a href="http://www.telegraph.co.uk/core/Slideshow/slideshowContentFrameFragXL.jhtml?xml=/arts/slideshows/che/pixche.xml&#038;site=" target="_blank">Telegraph Gazetesi&#8217;nini sergiyle ilgili foto-galerisi</a>nde görebilirsiniz.</p>
<div align="center">
<div style="width:420px; text-align:center" class="captionfull"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/che-magnum.jpg" alt="Korda'nın Objektifinden Che sergisinden Magnum Cherry Guevera" />
<p>Magnum Cherry Guevera! Sergide en dikkatimi çeken Che&#8217;li ticari ürün</p>
</div>
</div>
<p>İstanbul&#8217;da güzel sanat, modern sanat ve diğer müzeler yüzümü güldürmeye devam ediyor, şiddetle tavsiye edilirler!</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/mamma-mia-ve-yavas-baslayan-sahne-sanatlari-sezonu-santralda-ise-kacirilmayacak-sergiler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kültür Sanat Yaşamı Zenginleşiyor ama Kültür Başkenti Olmak İçin İzleyiciye Saygı Duymalı, &#8220;Kültür&#8221; Sahibi Olmalı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kultur-sanat-yasami-zenginlesiyor-ama-kultur-baskenti-olmak-icin-izleyiciye-saygi-duymali-kultur-sahibi-olmali/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kultur-sanat-yasami-zenginlesiyor-ama-kultur-baskenti-olmak-icin-izleyiciye-saygi-duymali-kultur-sahibi-olmali/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 May 2008 18:28:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı ve mekanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=207</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul'da alternatif, "özel", bağımsız kültür sanat mekanlarının yeşermesi ümit verici. Büyük bir kazanç olan Pera Müzesi'ni ziyaretimden sonra Garaj İstanbul'da dinlediğim konserin gecikmesi ise "kültür" kavramını yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cumartesi günü ne zamandır ziyaret etmek istediğim Pera Müzesi&#8217;nde, ardından Beyoğlu&#8217;ndaki Garaj İstanbul&#8217;da vakit geçirdim. 2010 yılında Almanya&#8217;nın Essen ve Macaristan&#8217;ın Pécs şehirleri ile birlikte &#8220;Avrupa Kültür Başkenti&#8221; ünvanını taşıyacak olan İstanbul&#8217;da alternatif, &#8220;özel&#8221;, bağımsız kültür sanat mekanlarının yeşermesi ümit verici.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Tepebaşı&#8217;nda 1893 yılında inşa edilen, yakın zamanlara kadar da &#8220;Bristol Oteli&#8221; adıyla tanınan tarihi yapı Suna ve İnan Kıraç Vakfı&#8217;nın girişimi, çabası ile <a title="Pera Müzesi web sitesi" href="http://www.peramuzesi.org.tr" target="_blank">Pera Müzesi</a>&#8216;ne dönüşeli çok oluyor. Müzenin sürekli koleksiyonlarından şu anda sergilenen &#8220;İmparatorluktan Portreler&#8221; koleksiyonu kaçırılmamalı. &#8220;Kolaj Dekolaj&#8221; sergisinin yanında şu anda şehrin en dikkat çekici sergilerinden birini oluşturmakta olan Joan Miro&#8217;nun baskılar, heykeller ve tabii resimleri de Pera Müzesi&#8217;nde sergilenmeye devam ediyor.</p>
<p>Müzeler haftasında olduğumuzdan pek çok şehirde müzelerin bir ya da birkaç gün ücretsiz gezilebildiği bu dönemi değerlendirmenizi de öneririm. Örneğin 21 Mayıs günü <a title="abancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi web sitesi" href="http://muze.sabanciuniv.edu/main/default.php" target="_blank">Sakıp Sabancı Müzesi</a> yine görmeye değer sergilerini ücretsiz olarak ziyaretçilere açacak. <a title="İstanbul Modern web sitesi" href="http://www.istanbulmodern.org/" target="_blank">İstanbul Modern</a>, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi, Pera Müzesi İstanbul&#8217;a yeni bir heyecan kattılar, her ne kadar İstanbul&#8217;a çok daha fazla müze gerekse de&#8230; Ama bu özel girişimler diğer müzeleri unutturmasın, örneğin Sultanahmet&#8217;teki Türk ve İslam Eserleri Müzesi şu anda pek çok şehirdeki müzelerden parçaları barındıran harika bir sergiye ev sahipliği yapıyor.</p>
<p>Cumartesi günkü ikinci durağım olan <a title="Garaj İstanbul'un web sitesi" href="http://www.garajistanbul.com" target="_blank">Garaj İstanbul</a> kendine has öyküsü ile aynı Pera Müzesi gibi 2005&#8242;den beri Beyoğlu, Galatasaray bölgesinde sanata yeni bir alan yaratmıştı. Benim ilk kez ziyaret ettiğim mekan Galatasaray otoparkının altında 600 metrekarelik bir alanda farklı türlerde sahne sanatı ve performans sergilenmesine fırsat sunuyor. <a title="Garaj İstanbul'un manifestosu" href="http://www.garajistanbul.com/garaj_manifesto.php" target="_blank">Manifestosu</a>, sponsorluğa yaklaşımı, önemli isim ve kurumlardan elde ettiği destek, koyduğu hedefleri ile farklılık yaratan Garaj İstanbul&#8217;da Cumartesi gecesi İtalyan folklorik araştırma grubu Canzoniere Grecanico Salentino müzik yapacaktı. Konser aynı gün Hürriyet Gazetesi&#8217;nin ilavesinde de duyuruldu, belki başka gazetelerde de&#8230; Başlangıç saatinde ise hala teknik ayarlamalar yapılıyor, hangi hoparlörün ne kadar ses vereceği ayarlanıyordu. Tam 35 dakika gecikme ile o güzel performansı izlemeye başladık.</p>
<p>Ama işte o 35 dakika yok mu&#8230; Tüketiciye, müşteriye saygısızlık ücret iadesi gerektirebilir belki ama konu sanat olunca, coşku ve performans iki yönlü paylaşılmak istenirken o ücreti bile istemeye tenezzül etmeden çekip gitmek fazlasıyla mümkün oluyor. Yine dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz. Sesini çıkarmayan, hakkını aramayan Türk insanı, Türk tüketicisi, Türk &#8220;izleyicisi&#8221; ve onun bu durumundan cesaret alarak fazlasıyla sorumsuz davranan diğer insanlarımız, esnafından politikacısına&#8230;</p>
<p>İşte bu zihniyet değişmediği sürece İstanbul&#8217;un kültür başkenti olması gösterişten öteye gidemez&#8230; &#8220;Kültür&#8221; son dönemde sanıldığı kadar basit bir kelime değildir. Kültür ilerici, idealist, pozitivist, sorumluluk sahibi, geçmişin kazançlarının üzerine inşa edilen ortak bir birikim yaratma ve paylaşılma idealinde olmalıdır.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kultur-sanat-yasami-zenginlesiyor-ama-kultur-baskenti-olmak-icin-izleyiciye-saygi-duymali-kultur-sahibi-olmali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Süreyya Opera Binası ve Ona Özel Bale Gala Mutlu Olmak İçin Birebir</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/sureyya-opera-binasi-ve-ona-ozel-bale-gala-mutlu-olmak-icin-birebir/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/sureyya-opera-binasi-ve-ona-ozel-bale-gala-mutlu-olmak-icin-birebir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 May 2008 21:01:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı ve mekanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=206</guid>
		<description><![CDATA[Tarihi Süreyya Opera Binası 2 yıl süren restorasyon sonrası İstanbul Anadolu yakasının tek, Türkiye'nin 6. operası olarak hizmet vermeye başladı. Nispeten küçük sahnesine özel hazırlanan "Bale Gala" ve de binanın restorasyon sonrası hali görülmeye değer]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Perşembe akşamı Kadıköy&#8217;de <a title="Süreyya Opera Binası'nın resmi sitesi" href="http://www.sureyyaoperasi.org" target="_blank">Süreyya Operası Sahnesi</a>&#8216;nde sergilenen Bale Gala&#8217;yı izledim. Çocukluğum ve ilk gençliğimin güzel, nezih Kadıköy&#8217;ünde sinema salonlarının yanında böyle bir mekan eksikti. Tarihi Süreyya binası da o zaman bir sinema salonuydu çünkü&#8230; İki yıl süren restorasyon sonrası İstanbul Anadolu yakasının tek, Türkiye&#8217;nin 6. operası olarak hizmet vermeye başladı. Ben ise artık diğer yakada olduğumdan gitmeye henüz yeni fırsat bulabildim.</p>
<div align=center><!--adsense--></div>
<p>Gerçekten güzel bir restorasyon çalışması sonucu asıl amacına uygun hale gelen Süreyya Sahnesi&#8217;nde olmak, süslemelerde dalıp gitmek, özel aydınlatmalardan ışığın yayılışını izlemek görsel bir terapi. Günümüz şartlarında çok büyük sayılmayacak olan tarihi mekanın sahnesi de ortalama İstanbul tiyatro sahnesinden biraz derin olsa da rahatlıkla büyük operalar sergilemek kolay olmayacak. İşte sanırım bu nedenle <a href="http://www.idobale.com/" target="_blank">İstanbul Devlet Opera ve Balesi</a> tarafından &#8220;Bale Gala&#8221; hazırlandı.</p>
<p>Bale Gala genellikle iki, ender de olsa 5-6 balerin ve baletin beşer dakikalık performanslarıyla farklı eserlerden farklı kesitler sunan bir program. Sanırım sezonun son oyununa gittim ama Süreyya Sahnesi&#8217;ne özel oluşturulmuş bu programın önümüzdeki sezon devam edeceğini tahmin ettiğimden görmenizi şiddetle tavsiye ederim. İlk dakikalarda destek performanslarında çok küçük senkronizasyon sorunları olsa da sonrasında harika performanslar izledik. Ve istemeyerek söylemek zorundayım ki, &#8220;bale izlemeye pek meyilli olmayan sanatseverler&#8221; için de Bale Gala son derece yumuşak, rahat ve hoş bir deneme olacaktır.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="vertical-align: middle;" src="http://cihansalim.net/blog/resim/sureyyasahnel.jpg" alt="Süreyya Operası" width="657" height="498" /></p>
<p>Bu arada önce iki, ardından üçüncü sırada rahatça izleyemediğimden Süreyya&#8217;da bilet alırken ilk üç sıranın sahneye göre biraz alçakta kaldığına da dikkat çekmek istiyorum. Sahnenin derin, Bale Gala&#8217;daki bazı performansların da sahnenin iç kesimlerinde oynanuyor olması nedeniyle zaten yüksek olan sahne duvarı ilk sıralardan izlemeyi zorlaştırıyor.</p>
<p>Yazının başında verdiğim Süreyya Operası Sahnesi resmi web sitesi bağlantısından programı takip edebileceğiniz gibi Sahne&#8217;nin eski ve yeni fotoğraflarını da zevkle izleyebilirsiniz. Ayrıca Süreyya Operası hakkında İnternet&#8217;te kaynak sıkıntısı olduğundan mekanın yenilenmesi ve tarihi ile ilgili bilgiler için de Kadıköy Gazetesi&#8217;nin &#8220;<a href="http://www.kadikoygazetesi.com/news/sureyya-operasi-80-yil-sonra-merhaba-dedi.html" target="_blank">Süreyya Operası 80 yıl sonra merhaba dedi&#8221; haberi</a>ni okuyabilirsiniz.</p>
<p>Avrupa Yakası&#8217;nda kapanan, yıkılacak olan tiyatro ve sanat merkezlerinin arasında Süreyya&#8217;nın geri dönmesi harika bir haber oldu. Tüm iyi niyetimle kapanan sahnelerin yerini alacak yeni yapıların en azından Süreyya&#8217;nın kalitesine biraz yaklaşmalarını diliyorum.</p>
<p>Süreyya Sahnesi&#8217;nde sadece bale ve opera değil konserler de yapılıyor. Mayıs ayı bitmeden bilet bulmayı deneyin derim.</p>
<div align=center><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/sureyya-opera-binasi-ve-ona-ozel-bale-gala-mutlu-olmak-icin-birebir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Shakespeare&#8217;ın &#8220;Venedik Taciri&#8221; ile Özlenen Kalite Sahnede</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/shakespearein-venedik-taciri-ile-ozlenen-kalite-sahnede/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/shakespearein-venedik-taciri-ile-ozlenen-kalite-sahnede/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Feb 2008 20:08:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı ve mekanlar]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/shakespearein-venedik-taciri-ile-ozlenen-kalite-sahnede/</guid>
		<description><![CDATA[Hükümetin sanata ve sanatçıya yaklaşımının son yıllarda özellikle devlet, ardından diğer kamu tiyatrolarına yansımasıyla bazı sanatçıların bu kurumlardan ayrılması doğal olarak sahnelenen oyunların seviyesini düşürdü. Özel tiyatrolar da bazı sorunlar yaşıyor. Ama sorunlar bir yana, pek çok özel sahnede son derece sıradan, popüler kültürün yozlaştırıcı eğlenceliklerini öne çıkaran, bel altı espriler olmadan sergilenmeyen, bazen bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hükümetin sanata ve sanatçıya yaklaşımının son yıllarda özellikle devlet, ardından diğer kamu tiyatrolarına yansımasıyla bazı sanatçıların bu kurumlardan ayrılması doğal olarak sahnelenen oyunların seviyesini düşürdü. Özel tiyatrolar da bazı sorunlar yaşıyor. Ama sorunlar bir yana, pek çok özel sahnede son derece sıradan, popüler kültürün yozlaştırıcı eğlenceliklerini öne çıkaran, bel altı espriler olmadan sergilenmeyen, bazen bir manken, geneldeyse popüler TV dizilerinin oyuncularıyla açıklarını kapatmaya çalışan oyunlar sergileniyor. Tabii ki kaliteli oyun sayısı az değil, ama sanatın geniş kitlelerle buluşabilmesi söz konusu olduğunda özel tiyatroların bazen &#8220;oyuncuya para kalıyor mu&#8221; diye düşündüren bilet fiyatları bile ortalama alım gücü için yüksek kalıyor.</p>
<p><center><!--adsense--></center>İşte böylesi düşünceler ve tiyatroya gitmeden önce çekinceler taşıdığım bu dönemlerde sadece bir değil pek çok açıdan kaliteli oyunlar çıkınca oldukça mutlu oluyorum. Bunlardan biri de <a href="http://www.tiyatropera.com" target="_blank">Tiyatro Pera</a>&#8216;daki Venedik Taciri oyunu. Bir komedi olan oyun günümüz popüler kültüründe az önce saydığım nitelikleri barındıran oyunlar cinsinden bir &#8220;komedi&#8221; hiç değil, mizahla yoğrulmuş, bu sayede hayattaki tezatları gösterip çelişkileri ortaya  koyabilen tiyatro metodu manasında bir &#8220;komedi&#8221;. Ama <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/William_Shakespeare" title="William Shakespeare">William Shakespeare</a>&#8216;in tragedyaya en çok yaklaşan oyunu olarak da bilinen Venedik Taciri izleyiciyi, dinleyiciyi aynı zamanda geriyor. Ticaret şehri olan Venedik&#8217;te, borç verirken faiz istemediği için faizci bir Yahudi&#8217;nin işlerini bozan, bununla yetinmeyip Yahudiler&#8217;e hakaretler eden bir adamın gün gelip de Yahudi&#8217;den borç istemesi sonrası gelişen olaylar boyunca hayatta para, sosyal statü ve gücün nasıl gidip geldiğini düşündürüyor.</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/shakespearein-venedik-taciri-ile-ozlenen-kalite-sahnede/tiyatro-peradaki-venedik-taciri-oyununun-final-sahnesinden/" rel="attachment wp-att-166" title="Tiyatro Pera’daki Venedik Taciri oyununun final sahnesinden…"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/02/venedikt.jpg" alt="Tiyatro Pera’daki Venedik Taciri oyununun final sahnesinden…" border="0" height="300" width="450" /></a></p>
<p>Yahudi Shylock ise borç verirken bu sefer faiz istemez, vadesi geldiğinde ödeme yapılmazsa Hristiyan tüccar Antonio&#8217;nun yarım kilo etini kesme hakkı talep eder. Kendinden ve gelirinden emin olan Antonio bunu kabul eder ama tüm varlığını okyanuslardaki gemilerine yatırmıştır. Oyunun geri kalanında gerek farklı dinlerin, gerekse farklı milletlerin yaşam tarzlarını, ritüellerini, paraya ve güce verdikleri önemi, bunun için yöntemlerini karşılaştırma fırsatımız oluyor.</p>
<p>Shakespeare&#8217;in bir metnini izlemek tabii ki tatmin edici bir tecrübe ve kanımca tiyatro tarihinde önemli yer tutan oyunların yeniden yorumlanıp sergilenmesine ihtiyacımız var. Ayrıca ülkemizde hiç oynanmamış önemli eserler de var.</p>
<p>Diğer yandan, Venedik Taciri&#8217;nin beni etkilemesini sadece yazarına bağlamamak gerekli. Tiyatro Pera oyun sergilerken &#8220;içerik açıdan söyleyecek sözü olmayı&#8221; hedefliyor. Sanat yönetmeni ve metni çeviren, düzenleyen Nesrin Kazankaya, başta Shylock&#8217;u oynayan Ali Kaptanlar ve tüm oyuncuların performansı, danslı geçişlerin akıcılığı, dekorasyonun da ötesinde kostümler harika bir seyirlik ortaya koyuyor. Yaklaşık 100 kişilik küçük bir salona sahip Tiyatro Pera&#8217;da bu oyunu izlemek için fırsat yaratmanızı öneririm.</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/shakespearein-venedik-taciri-ile-ozlenen-kalite-sahnede/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rajastan’dan Endülüs’e Evrensel Çingene Müziği İstanbul&#8217;dan Geçti</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/rajastandan-endulus-e-evrensel-cingene-muzigi-istanbul-dan-gecti/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/rajastandan-endulus-e-evrensel-cingene-muzigi-istanbul-dan-gecti/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Dec 2007 15:24:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2007/147/</guid>
		<description><![CDATA[Kişisel bilgisayarımın başına oturamadığım yoğun bir haftadan sonra geçen hafta izlediğim &#8220;Rüzgarın Çocukları&#8221; konserini yazma fırsatı buluyorum. 6. Uluslararası Beyoğlu Buluşması Pera Fest 2007&#8216;nin açılışı &#8220;La Route des Fils du Vent&#8221; konseriyle yapıldı. Festival 17 Aralık pazartesi günü &#8220;100. Yılında Saygun Konseri&#8221; ile sona erecek.
Pera Fest, Beyoğlu temalı bir festival olarak çok kültürlü ve disiplinler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kişisel bilgisayarımın başına oturamadığım yoğun bir haftadan sonra geçen hafta izlediğim &#8220;Rüzgarın Çocukları&#8221; konserini yazma fırsatı buluyorum. 6. Uluslararası Beyoğlu Buluşması <a href="http://www.piproduction.com.tr/perafest/default.asp" target="_blank" title="Pera Fest hakkında bilgi ve etkinlik takvimini sitesinden edinebilirsiniz">Pera Fest 2007</a>&#8216;nin açılışı &#8220;La Route des Fils du Vent&#8221; konseriyle yapıldı. Festival 17 Aralık pazartesi günü &#8220;100. Yılında Saygun Konseri&#8221; ile sona erecek.<center><!--adsense--></center></p>
<p>Pera Fest, Beyoğlu temalı bir festival olarak çok kültürlü ve disiplinler arası çalışmalar sunarak doğru yapıyor. Böyle bir çalışma olan Rüzgarın Çocukları&#8217;nda Hindistan, İspanya ve Romanya ezgileri bir araya geldi.<a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/rajastandan-endulus-e-evrensel-cingene-muzigi-istanbul-dan-gecti/ruzgarin-cocuklari-konseri-pera-fest-kapsaminda-bir-defaligina-istanbulda-idi/" rel="attachment wp-att-146" title="Rüzgarın Çocukları Konseri Pera Fest Kapsamında Bir Defalığına İstanbul’da idi"></a><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/rajastandan-endulus-e-evrensel-cingene-muzigi-istanbul-dan-gecti/ruzgarin-cocuklari-konseri-pera-fest-kapsaminda-bir-defaligina-istanbulda-idi/" rel="attachment wp-att-146" title="Rüzgarın Çocukları Konseri Pera Fest Kapsamında Bir Defalığına İstanbul’da idi"></a><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/rajastandan-endulus-e-evrensel-cingene-muzigi-istanbul-dan-gecti/ruzgarin-cocuklari-konseri-pera-fest-kapsaminda-bir-defaligina-istanbulda-idi/" rel="attachment wp-att-146" title="Rüzgarın Çocukları Konseri Pera Fest Kapsamında Bir Defalığına İstanbul’da idi"></a></p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/rajastandan-endulus-e-evrensel-cingene-muzigi-istanbul-dan-gecti/ruzgarin-cocuklari-konseri-pera-fest-kapsaminda-bir-defaligina-istanbulda-idi/" rel="attachment wp-att-146" title="Rüzgarın Çocukları Konseri Pera Fest Kapsamında Bir Defalığına İstanbul’da idi"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2007/12/la_route_des_fils_du_vent.jpg" alt="Rüzgarın Çocukları Konseri Pera Fest Kapsamında Bir Defalığına İstanbul’da idi" border="0" /></a></p>
<p>Fransızca adı &#8220;rüzgarın çocuklarının yolu&#8221; anlamına gelen konserde çingenelerin Rajastan’dan başlayıp Endülüs’e kadar uzanan binlerce yıllık yolculuğu müzik ve dansla sahneye kondu. Çingene müziği ve dansının enerjisini ve güzelliğini biliyor olsak da sanırım &#8220;Hindistan&#8217;dan İspanya&#8217;ya çingene müziği ve dansı nasıl değişebilir ki&#8221; tereddütü taşıyanlar az değildi. Bu tereddütü ben de çok kısa bir süre yaşadım ama gitme kararı aldığım için fazlasıyla memnun oldum. Çingene müziği sandığımız müziğin ne kadar farklılıklar gösterebildiğini, içinde bulunduğu ülke ve topluma göre müziğin nasıl zenginleşebildiğini tecrübe etmiş, İspanyol, Romen ve Hindu müziklerinin ne kadar güzel harmanlanabileceğini duymuş oldum. Fakat Lütfi Kırdar salonunda boş yerler hiç de az değildi.</p>
<p>Her grubun kendi müziği ve dansını sunmasından sonra final bölümünde üç grubun ortak müzik yapması, her birinin dansçısının sahneye gelmesi ve beraber performans sergilemesiyle harika bir şova dönüştü.</p>
<p>Lafın kısası İstanbul gibi tarih boyunca çok kültürlü bir yaşam merkezi olan metropolde son birkaç yılda gerçekten de oldukça değerli performanslar seyirci ile buluşuyor. Ama bunlar medyada yeteri kadar yer bulamayabiliyor, &#8220;pazarlanmaya&#8221; değer bulunmuyor. Naçizane tavsiyem çok ünlü grup, gösteri, şov etkinliklerinin yanında özellikle festivaller kapsamındaki etkinlikleri de göz önünde bulundurmanız. Böylece, televizyonda ünü yakalamış yeni yetme çocukların &#8220;stand up&#8221; şovlarına; ya da oyunculuk yeteneği sorgulanan ama diziler sayesinde gündeme oturmuş yüzlerle bol reklam yapan vasat tiyatro oyunlarına mahkum kalmanıza gerek kalmaz.<center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/rajastandan-endulus-e-evrensel-cingene-muzigi-istanbul-dan-gecti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul Arkeoloji Müzesi&#8217;ni Yoksa Hala Görmediniz mi</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/istanbul-arkeoloji-muzesini-yoksa-hala-gormediniz-mi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/istanbul-arkeoloji-muzesini-yoksa-hala-gormediniz-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Oct 2007 20:59:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[doğa, çevre ve gezi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı ve mekanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2007/istanbul-arkeoloji-muzesini-yoksa-hala-gormediniz-mi/</guid>
		<description><![CDATA[Uzun süredir Topkapı Sarayı ve Darphane&#8217;nin olduğu bölgeye gitmemiştim. Yıllar önceki Darphane ziyaretimde ise hatırlamadığım bir nedenle İstanbul Arkeoloji Müzesi&#8217;ni ziyaret etmemiş, bir başka güne bırakmıştım. Ama bu erteleme oldukça fazla sürdü ve ben müzeyi ancak birkaç hafta önce gezebildim. Yazmak ise bugüne nasip oldu.
1891&#8242;de açılan ilk Türk Müzesi, ünlü ressam Osman Hamdi Bey tarafından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun süredir Topkapı Sarayı ve Darphane&#8217;nin olduğu bölgeye gitmemiştim. Yıllar önceki Darphane ziyaretimde ise hatırlamadığım bir nedenle İstanbul Arkeoloji Müzesi&#8217;ni ziyaret etmemiş, bir başka güne bırakmıştım. Ama bu erteleme oldukça fazla sürdü ve ben müzeyi ancak birkaç hafta önce gezebildim. Yazmak ise bugüne nasip oldu.</p>
<p><center><!--adsense--></center>1891&#8242;de açılan ilk Türk Müzesi, ünlü ressam Osman Hamdi Bey tarafından kurulmuş. İstanbul&#8217;da yaşayan birinin görmeme, gezmeme seçeneği olmayan müze, müze olması amaçlanarak yapılmış az sayıdaki binadan biri olarak da tarihte yerini almış. Bina kompleksinin müze olması için inşa edildiği zaten kolayca hissediliyor.Çok geniş bir alana yayılmış olan müze Dünya&#8217;nın en büyük beş arkeoloji müzesinden biri. Bu nedenle ciddi zaman ayırmanız gerekiyor. Önceden &#8220;1 saatte gezerim&#8221; düşüncesi ile giderseniz, o saat sonrası da gitmeniz gereken bir yer varsa göremedikleriniz sizi hayıflandıracaktır. &#8220;Arkeoloji Müzesi&#8221; olarak adlandırılsa da müze alanında arkeoloji müzesi dışında Eski Şark Eserleri Müzesi ve de Çinili Köşk bulunmakta.</p>
<p style="text-align: center"><a target="_blank" href="http://www.flickr.com/photos/cihansalim/sets/72157622905050630/" title="Arkeoloji Müzesi'nde çektiğim fotoğrafların bir bölümünü Flickr.com/cihansalim adresinden görebilirsiniz" target="_blank"><img src="http://www.cihansalim.net/galeri/albums/userpics/10001/normal_P1020731.jpg" alt="Arkeoloji Müzesi Binası da Çok Etkileyici" border="0" height="300" width="400" /></a></p>
<p>Arkeoloji Müzesi&#8217;nde antik çağ heykelleri, çanak çömlekler, pişmiş toprak  heykelcikler, Hazine Bölümü ve ötesinin yanında İskender ve Ağlayan Kadınlar lahitleri de bulunmakta. Pek çok lahtin arasında gerçekten tarihi önemi çok büyük olan İskender Lahti müze binasının şekline de esin kaynağı olmuş. Ek binadaki dört katın üçünde ise İstanbul; Anadolu; Kıbrıs, Suriye, Filistin sergi salonları bulunmakta. En alt katta ise şu dönemde İstanbul Boğazı&#8217;nda inşası süren Marmaray&#8217;ın kazı çalışmalarından çıkarılanlar sergileniyor. Bu sergi bitmeden yazmak istiyordum, Yenikapı&#8217;dan ve diğer pek çok noktadan neler çıktığını görmek gerçekten de etkileyici.</p>
<p>Müze alanın girişindeki Eski Şark Eserleri Müzesi de Anadolu, Mezopotamya, Mısır ve Arap uygarlıklarından ilgi çekici eserler barındırıyor. Tüm bunların ortasında ise Fatih Sultan Mehmet döneminde yapılan Çinili Köşk harika çinileriyle sizleri bekliyor. Rengini kaybetmiş binlerce yıllık lahitlerden sonra kısa bir ara verip çinilerin harika tonları, köşkün camlarının güneş ışıklarıyla aldığı renklerde kaybolmak çok rahatlatıcı.</p>
<p>İstanbul Arkeoloji Müzesi hakkında <a href="http://www.kultur.gov.tr/TR/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFF1AD8E71A9A9C29258612B4A46C06F489" target="_blank">Kültür ve Turizm Bakanlığı&#8217;nın ilgili web sayfası</a>ndan bilgi alabilirsiniz. Pazartesi dışında her gün açık olan müze Sultanahmet&#8217;teki Gülhane Parkı girişinin sağından Topkapı Sarayi Müzesi&#8217;ne çıkan Osman Hamdi Bey Yokuşu üzerinde.</p>
<p>Müze kompleksinde çektiğim fotoğraflardan yaklaşık 100 tanesini <a href="http://www.flickr.com/photos/cihansalim/sets/72157622905050630/" title="İstanbul Arkeoloji Müzesi fotoğraflarımın bir bölümünü buradan görebilirsiniz" target="_blank">http://www.flickr.com/photos/cihansalim adresinde</a>n görebilir, yorumlayabilir, değerlendirebilirsiniz.<br />
<center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/istanbul-arkeoloji-muzesini-yoksa-hala-gormediniz-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>17</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Santralİstanbul Artık Sanat ve Bilgi Üretecek</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/santralistanbul-artik-sanat-ve-bilgi-uretecek/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/santralistanbul-artik-sanat-ve-bilgi-uretecek/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Sep 2007 19:43:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı ve mekanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=114</guid>
		<description><![CDATA[1911&#8242;de kurulup 1983&#8242;te kaderine terk edilene kadar İstanbul&#8217;a elektrik sağlayan Silahtarağa Santrali çeyrek yüzyıl sonra tekrar İstanbul için üretmeye başladı. Bu sefer sanat ve bilgi üretimine ev sahipliği yapacak olan Santral, İstanbul Bilgi Üniversitesi&#8217;nin Santralİstanbul adlı yeni kampüsüne dönüştü.
İstanbul gibi büyük ve kalabalık bir şehirde &#8220;şehir üniversitesi&#8221; kavramının uygulamaları apartmanlarda ÖSS dershanelerinin bir kopyasından öteye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img align="right" width="305" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/santralbi.jpg" alt="Santralİstanbul'un ilk modern sanat sergisinden..." height="500" title="Santralİstanbul'un ilk modern sanat sergisinden..." />1911&#8242;de kurulup 1983&#8242;te kaderine terk edilene kadar İstanbul&#8217;a elektrik sağlayan Silahtarağa Santrali çeyrek yüzyıl sonra tekrar İstanbul için üretmeye başladı. Bu sefer sanat ve bilgi üretimine ev sahipliği yapacak olan Santral, İstanbul Bilgi Üniversitesi&#8217;nin <a target="_blank" href="http://www.santralistanbul.com">Santralİstanbul</a> adlı yeni kampüsüne dönüştü.</p>
<p>İstanbul gibi büyük ve kalabalık bir şehirde &#8220;şehir üniversitesi&#8221; kavramının uygulamaları apartmanlarda ÖSS dershanelerinin bir kopyasından öteye geçmekte zorlanırken böylesi bir açılımın önemi büyük. Geçmişimiz, mevcut meşguliyetimiz ne olursa olsun bu büyük şehre bakıyor ama sunabileceklerini görmüyoruz. Şehir merkezine bu kadar yakın, bu kadar büyük ama şaşırtıcı derecede unutulan mekanların olması bu hakkını vererek yaşamadığımızın bir göstergesi!</p>
<p><center><!--adsense--></center><br />
<a target="_blank" href="http://www.bilgi.edu.tr">İstanbul Bilgi Üniversitesi</a>&#8216;nin eğitim misyonu bir yana şehir üniversiteciliği alanında yaptığı atılımlar bile varlığını anlamlandırır değerde. Santralİstanbul sadece bir üniversite kampüsü değil. Elektrik santralinin önemli bir bölümü korunarak enerji müzesine dönüştürüldü. Tesisin diğer alanları da el verdiğince sanatsal çalışmalara ev sahipliği yapmanın ötesinde bir galeri olarak da şehir kültürüne katkıda bulunacak.Geçen Cumartesi günü açılışına gittiğim Santral gerçekten de heyecan vericiydi. Açılış sergisi olan &#8220;Modern ve Ötesi&#8221; Şubat 2008 sonuna kadar gezilebilir. Özellikle <a target="_blank" href="http://www.iksv.org/bienal10/index.html">İstanbul Bienali</a>&#8216;nin sürdüğü bu günlerde Santralİstanbul&#8217;u ziyaret etmek daha da anlamlı olabilir, çünkü Bienal&#8217;in bir ayağı da orada.</p>
<p>Açılış gecesi ise Santralİstanbul&#8217;un bu etkileyici hikayesinin önemini ve İstanbul Bienali&#8217;nin artık uluslararası alanda ne kadar saygı gördüğünü anlamamı sağladı. Gecede pek çok yabancı sanatsever, turist harika bir ışık gösteri izledi, akşam 9&#8242;da resmen açılan enerji müzesine akın etti.</p>
<p style="text-align: center"><img width="641" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/santral2.jpg" height="366" /></p>
<p>Santral Eyüp&#8217;de, Haliç kıyısında yer alıyor, Miniaturk ve R. Koç Müzesi&#8217;ne yakın olduğunu düşünürsek bölgenin zenginleştiğini mutlulukla söyleyebiliriz.</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/santralistanbul-artik-sanat-ve-bilgi-uretecek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mercury&#8217;den Kafkas Dansları ve Düşündürdükleri</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/mercuryden-kafkas-danslari-ve-dusundurdukleri/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/mercuryden-kafkas-danslari-ve-dusundurdukleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Sep 2007 10:23:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=112</guid>
		<description><![CDATA[Cuma akşamı Harbiye Açık Hava Tiyatrosu&#8217;nda &#8220;Ateşin Çocukları &#8211; Mercury&#8221; Kafkas dans gösterisini izledim. Dünya üzerindeki her halk ve topluluğun kendine has hasletleri mevcut, Kafkasya&#8217;nın nispeten az nüfuslu topluluklarının dikkat çeken özellikleri ise kanımca acıya, göz yaşına, melankoliye prim vermeme, hep dimdik ve asil, güzel ve güçlü görünmeye çalışmaları.  Bu durum sosyal hayatlarının her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cuma akşamı Harbiye Açık Hava Tiyatrosu&#8217;nda &#8220;Ateşin Çocukları &#8211; Mercury&#8221; Kafkas dans gösterisini izledim. Dünya üzerindeki her halk ve topluluğun kendine has hasletleri mevcut, Kafkasya&#8217;nın nispeten az nüfuslu topluluklarının dikkat çeken özellikleri ise kanımca acıya, göz yaşına, melankoliye prim vermeme, hep dimdik ve asil, güzel ve güçlü görünmeye çalışmaları.  Bu durum sosyal hayatlarının her anında kendini gösterirken tabii ki danslarına, eğlencelerine de yansımış.<center><!--adsense--></center></p>
<p>Kafkas, örneğin Çerkez danslarını daha önce az da olsa izlemiş, ya da görmüş olanlar kızların asil duruş ve süzülerek yer değişmelerini, erkeklerin onlar karşısında sunduğu saygılı ve etkileyici hareketleri bilir. Ateşin Çocukları gösterisi ise Kafkaslar&#8217;ın sert coğrafyası ve karmaşık tarihinin etkilerini daha çok sergileyen,  daha sert ve tempolu, hatta Kafkaslar&#8217;dan ayrılma, sürgün döneminin zorluk ve acılarına da dikkat çeken bir yorum sunuyor. Ayrıca yöresel ezgiler ve şarkılara da hatrı sayılır süre ayrılması gösterinin hedef kitlesinin daha çok Kafkas göçmenleri ve çocukları olduğunu düşündürebilir. Ama ilgili olanların görmesini tavsiye ettiğim Ateşin Çocukları&#8217;nın Türkiye turnesi devam ediyor. <a href="http://www.dancemercury.com/" title="Mercury Türkiye sitesi" target="_blank">Mercury web sitesi</a>nden programa ulaşabilirsiniz, başlangıç saatlerinde gitseniz de yer bulmakta zorlanacağınızı tahmin etmiyorum.</p>
<div align="center"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/mercurydk.jpg" title="Gösteriden bir an" alt="Gösteriden bir an" align="right" height="301" width="300" /></div>
<p>Kökeninde Kafkaslar ile bir şekilde bağlantısı olanların daha da zevk alabileceğini ima etmemin nedeni ise Mercury grubunun henüz birkaç sene önce Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti&#8217;nde kurulmuş olması ve bu bölgenin insan kaynağı ve olanaklarından faydalanarak bir şeyler ortaya koymaya çalışması. Gösteriyi izlerken Türkiye&#8217;nin büyük dans grupları ve performansları ile bir karşılaştırma yapmadan edemedim. Gerçekten de Türkiye artık eski Türkiye değil. Son on yılda bazı alanlarda attığımız hızlı adımlar sonucu uluslararası arenada temsil gücümüz artıyor. Ama önümüzdeki hedef bu gelişme ivmesini tüm ülkeye yaymak olmalı. Büyük, kalabalık, farklı etnik gruplardan ama Cumhuriyet tarihi süresince ortak paydada buluşmuş insan kaynağının çok farklı ve üstün becerileri var. Mevcut konu çerçevesinde örnek vermek gerekirse 70 milyonluk ülkede sadece 1-2 büyük dans grubu değil, her bölgeden uluslararası gösteriler yapabilecek  beceride dans grupları oluşturmamız mümkün ve hatta elzem. Kültürel geçmişimizi korumak, bunu turizm ile beraber yoğurmak, zenginliklerimizin değerini bilmemiz gerekiyor.</p>
<p>Cuma akşamı Ateşin Çocukları&#8217;nın tek can sıkıcı noktası ise gösterinin 25 dakika geç başlaması idi. Bir önceki paragrafta &#8220;Türkiye&#8217;nin ivmesini koruması lazım&#8221; derken önümüzdeki en büyük sorunun bireysel ve kurumsal sorumluluk, hesap verebilirliklik, etik ve ahlaklı davranmak olduğunu düşünüyordum. İnsanlara, karşımızdakine saygı göstermeyişimiz tehlikeli boyuta ulaştı! Sanat ve gösteri dünyasında da ücretini ödeyerek karşılığında &#8220;kültürel tatmin&#8221; almak için gelen sayısız izleyiciye saygısızlık yapmak kabul edilebilir değil. Ama tabii Türkiye&#8217;de sorunun sürmesinin bir nedeninin de hakkını aramayan, aramaya üşenen, kabullenen insan modeli olduğunu unutmamak gerekli.</p>
<p>Gelişmiş ve kalkınmış ülkelerde zamanın değeri, dakiklik, programlı davranmak ve çalışmak kalkınmada etkili olmuş ve olmaya devam ediyor. Böyle ülkelerde belirsizlik azalıyor, her türlü ekonomik birim arasında, karşılıklı güven kuruluyor. Bizde ise tehlike artıyor, artık, &#8220;Ne de olsa toplantı  zamanında başlamaz, biraz geç gidelim&#8221; diyenler artıyor&#8230;<br />
<center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/mercuryden-kafkas-danslari-ve-dusundurdukleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Demet Tiyatro iyi ki var! Ve artık, &#8220;benim neslimin sevilen&#8230;&#8221; cümleleri kurma zamanı gelmiş</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/bir-demet-tiyatro-iyi-ki-var-ve-artik-benim-neslimin-sevilen-cumleleri-kurma-zamani-gelmis/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/bir-demet-tiyatro-iyi-ki-var-ve-artik-benim-neslimin-sevilen-cumleleri-kurma-zamani-gelmis/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Mar 2007 18:22:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=32</guid>
		<description><![CDATA[Bir Demet Tiyatro&#8230; Türk televizyon tarihinin önemli kilometre taşlarından, hala benzersiz olan bir yapım. Bu yapımda yer almış isimler pek çok başka yapımda önemli roller aldılar, bazıları dev yapımlara imza attılar, hepinizin bildiği gibi. Ortaokul ve lise yıllarımda, L-Manyak dergisiyle beraber başlıca mizah kaynağımızdı, ertesi gün okulda esprilerin üzerinden geçilir, yeni espriler türetilirdi.
Ve dizi bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir Demet Tiyatro&#8230; Türk televizyon tarihinin önemli kilometre taşlarından, hala benzersiz olan bir yapım. Bu yapımda yer almış isimler pek çok başka yapımda önemli roller aldılar, bazıları dev yapımlara imza attılar, hepinizin bildiği gibi. Ortaokul ve lise yıllarımda, L-Manyak dergisiyle beraber başlıca mizah kaynağımızdı, ertesi gün okulda esprilerin üzerinden geçilir, yeni espriler türetilirdi.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Ve dizi bu sezon geri döndü.  Ben askerde olduğumdan bir hayli bölüm kaçırdım. Rasgele gezinirken <a href="http://www.turkerkeskinpala.net/okyanusotesi/2006/11/29/bir-demet-tiyatro/" target="_blank">Okyanus Ötesi&#8217;nde Türker Keskinpala&#8217;nın yazdığı Bir Demet Tiyatro yazısı</a>nı da, dizinin ilk bölümünü öğrenme merakıyla heyecanla okudum. Ama beni beklenmedik şekilde düşünmeye iten, yazının sonunda ima ettiği nesil farkı konusu idi. Nesiller, toplum gibi konularda daha önce düşünmüş, hatta artık itiraf etmenin yeridir, bir roman yazmayı düşünmüş olmama rağmen benim altımda benden bir hayli farklı bakış açısına sahip olan nesillerin oluştuğunu kabullenmemiştim. Şöyle demek daha doğru olur, &#8220;biz şu dizileri, filmleri izlemeyi, şunu şu şekilde yapmayı severdik&#8221; diyerek, benden genç/küçük olanlarla farklılık hissetmemiştim. Çünkü en genç en çok kavramı kucaklayan, her şeye açık yaş grubundaydım. Bir fark varsa, altımdakilerle aramda değil üstümdekilerle aramda olabilirdi.Fakat bu cümleler bir &#8220;yaşlanıyoruz&#8221; edebiyatı değil. İnsan, sağlıklı ve uzun bir yaşam sürebilmek için her zaman yarınına bakmalı, geçmişine takılmamalı. Olumlu düşünmeli, yılların fiziki ve ruhi yıpranma getirdiğine kafayı takmamalı, enerji seviyemizi yüksek tutmalıyız. Hayata karşı tutumumuz her yaşta nasıl olacağımızı belirler, bu yüzden bazıları zamanından önce solar, diğerleri ise en fırtınalı, soğuk mevsimlerde çiçek açar. Bu son cümle yaşlanma üzerine yazan, ABD TV dünyasının duayenlerinden 95 yaşındaki <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Art_Linkletter" title="Wikipedia'da Linkletter" target="_blank">Art Linkletter</a>&#8216;dan. <a href="http://www.secondprime.com/" target="_blank">&#8220;İkinci bahar&#8221; kitabının sitesi</a> ise, yaşlandığını hissedenler kadar gençler için de önemli bir site.</p>
<p>Neyse, Bir Demet Tiyatro&#8217;ya dönersek, dizi bence ekranlarda kalmalı. Gönül bağım olduğu için değil, ekranda gerçekten tiyatro izleyebilmenin çok önemli olduğunu düşündüğüm için. Pek çok kişi tiyatroya hiç gidemezken böyle bir yapım onlara farklı bir dünya ve olanak sunuyor. Sadece bu nedenle bile, bu yapım diğer dizilerle içerik, performans ve reyting açısından karşılaştırılmamalı&#8230;</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/bir-demet-tiyatro-iyi-ki-var-ve-artik-benim-neslimin-sevilen-cumleleri-kurma-zamani-gelmis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Azizname, tahmin ettiğiniz gibi, izlemeye değer</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/azizname-tahmin-ettiginiz-gibi-izlemeye-deger/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/azizname-tahmin-ettiginiz-gibi-izlemeye-deger/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Mar 2007 11:53:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=24</guid>
		<description><![CDATA[Önceki sefer izlediğim oyundan memnun kalmayınca, geçen hafta sonu oyun seçerken daha çekingendim. Son düşündüklerim (ve yazdıklarıma rağmen) yine TV&#8217;den tanıdığımız ünlülerin oynadığı bir oyuna gittim ama bu sefer işi garantiye aldığımı umuyordum, çünkü oyun Aziz Nesin&#8217;in Azizname&#8217;si idi.

Gerçekten de öyle oldu, büyük ustanın mizahı düşündürücüydü. Oyunun bir bölümünde, bir yazar veryansın ediyordu: &#8220;İnsanların ağlayacağı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/ozel-tiyatro-tv-dizi-27numara/">Önceki sefer izlediğim oyundan memnun kalmayınca</a>, geçen hafta sonu oyun seçerken daha çekingendim. Son düşündüklerim (ve yazdıklarıma rağmen) yine TV&#8217;den tanıdığımız ünlülerin oynadığı bir oyuna gittim ama bu sefer işi garantiye aldığımı umuyordum, çünkü oyun Aziz Nesin&#8217;in Azizname&#8217;si idi.</p>
<p><center><!--adsense--></center><br />
Gerçekten de öyle oldu, büyük ustanın mizahı düşündürücüydü. Oyunun bir bölümünde, bir yazar veryansın ediyordu: &#8220;İnsanların ağlayacağı şeyler yazmak istedim, ama hep güldüler.&#8221; Aslında bu pek çok başka Türk yazarının ve Nesin&#8217;in bizzat yaşadığı bir sorun, &#8220;ağlanacak halimize gülüyoruz&#8221; deyimi artık bir Türkiye gerçeği.Oyun gençleri etkilediği gibi orta yaş grubu ve daha yaşlıları da duygulandıracak, düşündürecek ve sonunda coşkulandıracak nitelikte. Konular bazen değişmeyen Türk insanı, bazen meydanı boş bulup darbe yapmaya kalkanlar, ama hiçbirinde kısa hikayeleri anlamakta zorluk çekilmiyor, yaş kaç olursa olsun, düşünce yapısı nasıl olursa olsun&#8230;Aslında fazla lafa gerek yok, Azizname gibi bir oyun yeteri kadar duyulmuyor ve salonda boş yerler kalıyor. Tiyatro Seyirlik kendine Azizname&#8217;yi seçerek çok akıllıca bir başlangıç yapıyor diye düşünüyorum. Hüseyin Avni Danyal, Özgür Ozan, Mahir İpek, Erkan Bektaş, İdil Fırat, Levent Beceren ve Serhat Nalbantoğlu performanslarıyla ve Nesin&#8217;in başarılı kaleminin izleyicideki olumlu etkisiyle, haklı olarak ayakta alkışlanıyorlar.<center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/azizname-tahmin-ettiginiz-gibi-izlemeye-deger/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özel tiyatro oyunları bayağılaşmış TV dizilerine özenirse&#8230; Alternatifsiz mi kalacağız?</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/ozel-tiyatro-oyunlari-bayagilasmis-tv-dizilerine-ozenirse-alternatifsiz-mi-kalacagiz/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/ozel-tiyatro-oyunlari-bayagilasmis-tv-dizilerine-ozenirse-alternatifsiz-mi-kalacagiz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Feb 2007 19:22:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=18</guid>
		<description><![CDATA[Çok küçük yaşlardayken tiyatroya merakım başla(tıl)mıştı, aktif olarak bir şeyler de yapar gibi olmuştum. Askerlik dönüşü, sonunda bu hafta sonu bir oyun izlemeye gidebildik. Yıllardan beri devlet ve şehir tiyatrolarına fazlasıyla ağırlık vermemize rağmen bu sefer açılışı özellerden biriyle yapalım dedik. Ama pek de iyi yapmamışız.

Aslında bugün genel bir gidişattan bahsetmek için yazmaya oturdum ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çok küçük yaşlardayken tiyatroya merakım başla(tıl)mıştı, aktif olarak bir şeyler de yapar gibi olmuştum. Askerlik dönüşü, sonunda bu hafta sonu bir oyun izlemeye gidebildik. Yıllardan beri devlet ve şehir tiyatrolarına fazlasıyla ağırlık vermemize rağmen bu sefer açılışı özellerden biriyle yapalım dedik. Ama pek de iyi yapmamışız.</p>
<p><center><!--adsense--></center><br />
Aslında bugün genel bir gidişattan bahsetmek için yazmaya oturdum ve genelde olduğu gibi isim ve detay vermeden sonuca varmak istiyordum ama bu seferliğine vazgeçtim, zira oyun hakkında bu kadar mükemmel sözlerin yanında bir de karşıt fikir zararlı olmaz, hatta demokratik(!) bile olabilir diye düşünüyorum. Efendim, canımız gülmek istedi ve <a href="http://www.27numara.com/" title="açılış ekranındaki resme tıklayarak devam ediliyor">27 Numara</a>&#8216;ya gittik. Seçimimizde saygıdeğer kalemlerin oyun hakkındaki cümleleri çok etkili rol oynadı, ki bu yorumlar az önce verdiğim linkte de görünüyor. Aslında medyada yeteri kadar tecrübe edinmiş biri olarak hemen etkilenmemem lazımdı ama isimler ve sözleri de gerçekten vurucu idi.Bunu demişken bir başka önemli kişisel ve ailesel gözleme geçeyim. Bu kadar önemli isimler, &#8220;toplumun kanaat ve fikir liderleri de artık mükemmelliyetçilikten, iyinin peşinde olmaktan vaz mı geçiyor&#8221; diye düşünüp durduk. Biz mi çok mükemmelliyetçiyiz, felsefi anlamda toplumun ilerlemesine yönelik bakış ve değerlendirme açısına sıkı sıkıya mı bağlıyız, yoksa gerçekten entelektüel olarak sınıflandırılabileceklerde ciddi bir deformasyon mu var?</p>
<p>Peki bu kanıya varmamı sağlayan, düzülen methiyeleri şaşkınlıkla karşılamamı sağlayan ne oldu? Sorun 27 Numara oyununa özgü değil, onun üzerinden bir tümevarım, genelleme yapmak isterim. Televizyonlarda çoğalan basit, daha doğrusu &#8220;bayağı&#8221; dizilerin çektiği ilgiyi tiyatroya aktarmak mantıklı bir ticari düşünce. Ama bunun derecesini ayarlamak gerekiyor, TV&#8217;de olduğu gibi &#8220;halk bunu istiyor&#8221; yaklaşımını tiyatroda görmemeliyiz.Eğlence dünyası/sektörü büyüyor ve bu yüzyılda büyümeye devam edecek. Bu büyümede artan rekabet ve alternatifler içinde tabii ki çok başarılı, saygın çalışmalar da oluyor. Ama bir yandan da, özür diliyerek, en hafifi &#8220;içine s.çayım&#8221; gibi lafların uçuştuğu, durum ve konu itibarıyla da bunların komik olmadığı ama vatandaşın kahkaha attığı oyunlar da çoğalıyor. Evet, küfür güçlü bir mizah unsurudur, hem de uzun zamandır. Ama yersiz kullanımı kaliteyi düşürüyor, sıradanlaştırıyor. Birkaç ünlü isim, biraz dekolte, gazetede birkaç olumlu yazı ile bu işlerin para kazandıran basit bir formülü olmamalı. Bu işten para kazanılmalı, hayat devam ettirilebilmeli, ama bazen de &#8220;sanat için sanat&#8221; yapılmalı.</p>
<p>Yirmi Yedi Numara&#8217;ya gelince, oyuncular oldukça başarılı, Murat Akkoyunlu ve diğer beyler başarılı bir performans sunuyorlar. Doğa Rutkay&#8217;ı ise ilk defa canlı izledim ve ne kadar yetenekli olduğunu görmüş oldum. Fakat oyun fazla uzun ve son bölüm sıkıcı olabiliyor. Sıkıcı demişken bu satırları yazmaya cesaret etmemi sağlayan, en önde otururken sıklıkla geri dönüp görebildiğim diğer izleyici yüzleriydi. Oyun ortasında denenen interaktif tiyatro son derece gereksiz ve yersiz gibi geldi. Sahnenin etkileşim isteğine karşı yanıt olarak izleyicilerden parasını şaka yollu geri isteyen de oldu, belki de sonraki sezonda biraz değişiklik, kısaltma yapılabilir. Ama dediğim gibi oyuncuların performansı çok iyi ve gülmek için giderseniz güleceğiniz garanti.</p>
<p>Toparlamak gerekirse, küfürlü, sıradan, adeta TV dizisi gibi olan tiyatro oyunlarının çoğaldığı bir gerçek. Ama bunun dışında kalan onlarca oyun da olduğunu biliyorum. Fakat beni tetikleyen, bu oyunların medyada yeteri kadar yer bulmaması, bir şekilde magazinsel içerik yaratılabilenlerin öne çıkması&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/ozel-tiyatro-oyunlari-bayagilasmis-tv-dizilerine-ozenirse-alternatifsiz-mi-kalacagiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
