2. İstanbul Uluslararası Opera Festivali tarihi mekanları sahne olarak kullandı, 19 yaz akşamında İstanbullular’a alternatif oluşturdu. Gerçek sarayların pencerelerinden ‘kız kaçırıldı’… Ama gelişme alanları beklediğimden de fazlaydı, programda daha fazla çeşitlilik ve oturma alanları başta olmak üzere.
Türkiye’de ‘Siyah Kuğu’ adıyla gösterime giren Black Swan filmini henüz izleyebildim. 6. sanat sinemanın, bir başka sanat dalını bu kadar öne çıkararak bu kadar gişe yapan film zor bulunduğundan heyecanla ekranın karşısına geçtim, ama Oscar ödülü alan Natalie Portman’ın performansını da çok merak ediyordum. Beklediğim gibi çıktı film!
İsrail ile yaşanan gerginlik sonrası gösterime girmesi ertelenen Sex and the City 2, serinin önceki filmi ve de dizi yıllarıyla karşılaştırıldığında çok da başarılı değil. Ama yaz aylarına uygun, hafif, eğlencelik bir seyir. Ama böyle bir yapıma aşırı önem verip bazı değerleri aşağıladığını düşünmek için bence fazla alınganlık yapılıyor
İstanbul Tiyatro Festivali’nde Budist rahip dansçılardan harika bir performansı Sutra gösterisiyle izledik, ama festivalin geri kalanı bende 2008′deki heyecanı yaratmadı. Yine çok önemli bir performans ise ünlü usta Pina Bausch’un 2003 yılında İstanbul’dan esinlenerek hazırladığı Nefes’in tekrar sahnelenişi idi. Tabii tüm bunlar farklı düşünceleri de yanında getirdiler…
Onlarca yıldır sahnelerde olan dört genç yaşlı sanatçı, Dünyanın en meşhur pandomim gruplarından Mummenschanz İstanbul’da iki gösteri yaptı, sessiz sanatı özleyenler için farklı imgelem ve mesajlarla güzel bir geceydi
Yeni teknolojiler, dijital cihazlarla kuvvetlenen değişimin örneğin gazetelerin geleceğine dair yarattığı güvensizlik benzeri bir darbe yemesi beklenen sinema sektörü 2010’lara Avatar sayesinde tekrar kükreyerek giriyor. Medyamızda ABD’nin Afganistan saldırısının eleştirisi şeklinde yorumlanan film ise aslında bunun da ötesinde pek çok mesaj kaygısı taşıyor.
“İki kıtayı birleştiren köprü,” “Doğu ile Batı’nın buluştuğu nokta.” Artık İstanbul’un bundan daha fazlası olduğunu yabancılar da dile getirmeye başladı. Anadolu toprakları üzerindeki etkisi yüzyıllardır pek de değişmeyen ama kendisi değişen bu şehri sahiplenmenin vakti geçiyor bile. Şimdilik sadece 13 dolar milyarderi varken, şehrin tadını çıkarmak herkes için daha kolayken…
Mamma Mia ile başladık, Bir Şehnaz Oyun ile devam ettik, bu sene İstanbul sahneleri vasatı geçmeyecek mi diye düşündük. Beğenmeme nedenlerimi tartışalım ama bu arada şehirdeki sergilerle fazlasıyla mutlu olalım derim!
İstanbul’da alternatif, “özel”, bağımsız kültür sanat mekanlarının yeşermesi ümit verici. Büyük bir kazanç olan Pera Müzesi’ni ziyaretimden sonra Garaj İstanbul’da dinlediğim konserin gecikmesi ise “kültür” kavramını yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor
Tarihi Süreyya Opera Binası 2 yıl süren restorasyon sonrası İstanbul Anadolu yakasının tek, Türkiye’nin 6. operası olarak hizmet vermeye başladı. Nispeten küçük sahnesine özel hazırlanan “Bale Gala” ve de binanın restorasyon sonrası hali görülmeye değer
Hükümetin sanata ve sanatçıya yaklaşımının son yıllarda özellikle devlet, ardından diğer kamu tiyatrolarına yansımasıyla bazı sanatçıların bu kurumlardan ayrılması doğal olarak sahnelenen oyunların seviyesini düşürdü. Özel tiyatrolar da bazı sorunlar yaşıyor. Ama sorunlar bir yana, pek çok özel sahnede son derece sıradan, popüler kültürün yozlaştırıcı eğlenceliklerini öne çıkaran, bel altı espriler olmadan sergilenmeyen, bazen bir [...]
Kişisel bilgisayarımın başına oturamadığım yoğun bir haftadan sonra geçen hafta izlediğim “Rüzgarın Çocukları” konserini yazma fırsatı buluyorum. 6. Uluslararası Beyoğlu Buluşması Pera Fest 2007‘nin açılışı “La Route des Fils du Vent” konseriyle yapıldı. Festival 17 Aralık pazartesi günü “100. Yılında Saygun Konseri” ile sona erecek.
Pera Fest, Beyoğlu temalı bir festival olarak çok kültürlü ve disiplinler [...]