<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>H. Cihan Salim - Günce... Blog... &#187; sağlıklı yaşam</title>
	<atom:link href="http://www.cihansalim.net/blog/category/saglikli-yasam/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cihansalim.net/blog</link>
	<description>www.cihansalim.net</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 09:52:57 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Yoga maceram: Vücudunuz ve dengeniz için tavsiye ederim</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/yoga-maceram-vucudunuz-ve-dengeniz-icin-tavsiye-ederim/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/yoga-maceram-vucudunuz-ve-dengeniz-icin-tavsiye-ederim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Sep 2011 07:45:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı ve mekanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1565</guid>
		<description><![CDATA[Yaklaşık 9-10 ay önce, eskiden bir "sağlıklı yaşam işi"nde çalışırken denemiş olduğum yogayı tekrar ve daha ciddi deneme imkanım oldu. O günden bugüne haftada 3-4 akşamımı bana çok keyif veren yogaya ayırır oldum. Artık bu konuda biraz yazmak, kendi tecrübemi aktarmak ve azıcık da olsa ilgisi olanları cesaretlendirmek istedim...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bu yazım, Yogaşala Mag dergisi Ekim sayısında yer alan metnin uzun ve tam hali&#8230;</em><br />
Az önce Nişantaşı’nda küçük salondakilerin yer açması ile Ürün’ün dersinde yere 18. matı serdim. Ama sınıfa birkaç dakika geç kaldığımdan ve boş yer aradığımdan olsa gerek, sınıftaki tek erkek olduğumu fark ettim. Sanırım girdiğim en ‘orantısız’ ders buydu(!)</p>
<div align="center"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6758407155973721";
//blog-orta-468
google_ad_slot = "3758895704";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//--></script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>
<p>Fakat bana YogaşalaMag’in bu sayısına yazmam önerildiğinde, 13 yıldır yazarlık yapmama rağmen duraklamama neden olan tek ‘azınlık faktörüm’ bu değildi. Yoga yapan az sayıda erkek olmanın ötesinde, yoga benim için çoğu katılımcının aksine bir zihinsel yolculuk, manevi gelişim aktivitesi olmaktan daha çok bir vücut egzersizi, fiziksel aktivite biçimi, hatta spor salonu alternatifi idi.</p>
<p>İçimden “benim yazmam doğru mu” diye sorguladım; ama 2 sayı önce YogaşalaMag’in 100 binin üstünde basıldığını okuduğumu hatırlayıp, bu kadar geniş bir [potansiyel] okur kitlesinin çok azının yoga deneyimi olduğunu düşündüm. On binler yogayı denemiyorsa azımsanmayacak bir kısmının kafasında soru işaretleri olabilir; belki bazıları da benim gibi spor, fiziksel gelişim ve iyileşme amacı güdüp yogayı bu gruba sokamadıklarından denemiyorlardır, dedim kendi kendime, “otur yaz.”</p>
<p>Geçmişte de az biraz yoga hareketleri denemiştim, ama düzenli şekilde yoga derslerine katılmaya başlayalı henüz 9 ay oldu. Heyecanla şehrin trafikli, uzak noktalarından kalkıp gelme azmimi, vücudumun farklı noktalarını geliştirdiğimi görmemi sağlıyor. Spor salonunda heyecanla arttırılan ağırlıkları kaldırırken alınan sakatlanma riskini şahsen burada görmüyorum, çünkü kaldırmaya çalıştığın kendi gövden veya bacağın. Kaldıracak kadar güç ve enerjiyi bir araya topladığında da zaten hareketin bir sonraki aşamasına geçiyor, hem de geçmişi veya geleceği yaşamaya çalışan değil, anı yaşayabilen bir insan için çok önemli olan <strong>denge</strong>ni işin içine sokmaya başlıyorsun. Fiziki denge, ruhsal denge ile çok kuvvetli etkileşim içinde.</p>
<div align="center">
<div align="center">
<div style="width:225px; text-align:center" class="captionfull"><img align="center" width=225 src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/featured/yoga-balkon-f.jpg"/ title="Yoga yapmak, farklı seviye, yaş, cinsiyet, sağlık durumlarına rağmen bence gerçekten herkese uygun" alt="Yoga yapmak, farklı seviye, yaş, cinsiyet, sağlık durumlarına rağmen bence gerçekten herkese uygun"/>
<p>Yoga pratiği bence gerçekten herkese uygun</p>
</div>
</div>
</div>
<p>Denge demişken özellikle erkeklerin çoğunlukla tercih ettikleri bireysel sporlarda çok da eğilmedikleri bir şeyden bahsetmiş olduk bence. Sadece bu nedenle bile yogayı tavsiye edebilirim…</p>
<p>Yogayı deneyin, artan yoga stüdyolarında artık gerçekten bilgili, ilgili, değerli Türk eğitmenlerin sayısı artıyor, onlara güvenin. Yogaşala’ya erişiminiz varsa farklı yoga stillerini deneyin; Iyengar ve Hatha’da hareketlerin temelini, vücudunuzun sınırlarına ve sağlıklı olması için alması gereken şekle önem veren, hem de eğlendiren eğitmenlerden (örn. Sine! ;) öğrenin. Vinyasa’da coşun, akın; Yin’de ne kadar sabırlısınız, kendinizi bırakabiliyor musunuz mutlaka test edin. Bir gün mecburen son dakikada aldığım Ashtangalı tişörtümle beni derste görüp de “Ashtanga’yı yazmamışsın” demeyin, saatleri iş saatime hiç uymadı bugüne kadar, onu da siz bana anlatın lütfen :) </p>
<p>Ve yoganın, sınıf ortamının, topluluğun kurallarına uyum gösterirken bir yandan, bu farkındalık yolculuğunda kolay pes etmemek için kendinizi rahat ettirmekten çekinmeyim. Eğitmenlere fiziksel sınırlarınızı anlatın, ders sırasında da soru sorun; battaniyeleri, blokları Asyalılar kullanmasa da siz kullanın, hatta derse bu sıcaklarda isterseniz bir bardak suyla girin, her şey gurunuz ile sizin aranızdaki diyaloğa bağlı…</p>
<p><strong>// </strong>Dergideki yazıma ekleme yapmak faydalı olacaktır: İşte bizzat denediğim veya güvenilir tavsiyeler aldığım yoga merkezleri; kendinize yakın olanları telefonla arayın, detayları sormaktan çekinmeyin!<br />
<a target="_blank" href="http://www.yogasala.com">Yogaşala</a>; İstanbul &#8211; Nişantaşı ve Etiler, Ankara<br />
<a target="_blank" href="http://www.yogatime.com.tr">Yogatime</a>; İstanbul &#8211; Osmanbey<br />
<a target="_blank" href="http://www.cihangiryoga.com/">Cihangir Yoga</a>; İstanbul &#8211; Cihangir ve İstinye<br />
<a target="_blank" href="http://www.yogahariom.com">Hariom Yoga Merkezi</a>; İstanbul &#8211; Kızıltoprak<br />
<a target="_blank" href="http://istanbul-yoga.com">İstanbul Yoga</a>; İstanbul &#8211; Kuzguncuk, Üsküdar<br />
<a target="_blank" href="http://www.nefess.com">Nefess</a>; İstanbul &#8211; Moda, Kadıköy<br />
<a target="_blank" href="http://www.yogarooms.com.tr/">Yoga Rooms</a>; İstanbul &#8211; Kalamış<br />
<a target="_blank" href="http://www.gurudwaraashram.com">Gurudwara</a>; İstanbul &#8211; Suadiye</p>
<div align="center"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6758407155973721";
google_alternate_color = "FFFFFF";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
google_ad_format = "468x15_0ads_al";
//2007-10-01: linkunit
google_ad_channel = "8438864729";
google_color_border = "32527A";
google_color_bg = "FFFFFF";
google_color_link = "0000FF";
google_color_text = "000000";
google_color_url = "008000";
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
  src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Fyoga-maceram-vucudunuz-ve-dengeniz-icin-tavsiye-ederim%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/yoga-maceram-vucudunuz-ve-dengeniz-icin-tavsiye-ederim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Binlerce kişinin haberi olan bugünkü intihar, duymadığımız binlercesinden biri! İntiharı Engelleme Günü</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/binlerce-kisinin-haberi-olan-bugunku-intihar-duymadigimiz-binlercesinden-biri-intihari-engelleme-gunu/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/binlerce-kisinin-haberi-olan-bugunku-intihar-duymadigimiz-binlercesinden-biri-intihari-engelleme-gunu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Sep 2011 08:14:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1591</guid>
		<description><![CDATA[10 Eylül intiharı engelleme günü, Türkiye için de önemli, çünkü Türkiye'de intihar vakaları, özellikle de genç nüfusta sandığımızdan çok daha fazla!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Modern&#8230; Belki de daha doğrusu post modern bir yaşam tarzını ister istemez daha fazla dayatan bir metropelde yaşamak, küçük şeylerin büyük etkilere yolm açmasına neden olabiliyor. Bu sabah Haliç Köprüsü üstündeki bir intihar girişimi de, trafiği neredeyse Zincirlikuyu&#8217;ya kadar adeta durdurdu, şehirde pek çok kişinin yollarda kalmasını sağladı&#8230; Teknoloji üzerine oldukça fazla yazı bulunan bu sayfalarda değinmeden geçemeyeceğim ki, demek ki on binlerin hayatına 15 dakikalığına da olsa etkide bulunmanın başlıca yolu İnternet sanmamalıyız, özellikle Türkiye gibi bir ülkede&#8230; Fiziki dünyada da maliyetin büyüklüğünü göze alan ortalama bir birey binlerce kişiyi etkileyebiliyor, hem de kolayca.</p>
<p>Beni yazmaya iten, bu olayın yarından hemen önce bu kadar bin kişiyi etkilemesi ile bir bilinç oluşturma olasılığı, 10 Eylül <a href="http://www.iasp.info/wspd/" target="_blank">Dünya İntiharı Engelleme Günü</a>. 2 yıl önce de bu konu üzerine yazdığım yazıyı lütfen okuyun; <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%E2%80%99de-intihar-etmek-isteyenler-hele-kriz-doneminde-tahmininizden-de-hizli-artiyor/">Türkiye’de İntihar Etmek İsteyenler, Hele Kriz Döneminde, Tahmininizden de Hızlı Artıyor!</a></p>
<p>Fakat o yazıdaki rakamların daha da arttığını maalesef göz önünde bulundurun. Mesela 2 yıl önce ayda 165 bin kişi Google&#8217;da intihar kelimesini aratıyor demişim, az önce kontrol ettiğimde Türkiye&#8217;den bu kelimeyi ayda 200 bin kişi aratıyor, buna intihar resimleri, intihar etme yöntemleri, intihar mektupları, intihar videosu gibi aramalar dahil değil!</p>
<p>Az tanıdığınız ama çevrenizde olan biri de hayata küsmüş olabilir, hassas olun, psikolojik destek veren, profesyonel desteğe yönlendirin, hayatın güzel anlarını öne çıkarın ve paylaşın, lütfen bu bilinci yayın&#8230;</p>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Fbinlerce-kisinin-haberi-olan-bugunku-intihar-duymadigimiz-binlercesinden-biri-intihari-engelleme-gunu%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/binlerce-kisinin-haberi-olan-bugunku-intihar-duymadigimiz-binlercesinden-biri-intihari-engelleme-gunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TV Suç Oranlarını Arttırdıysa Aşırı İnternet Kullanımı Düzenlenmeli mi</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/tv-suc-oranlarini-arttirdiysa-asiri-internet-kullanimi-duzenlenmeli-mi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/tv-suc-oranlarini-arttirdiysa-asiri-internet-kullanimi-duzenlenmeli-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jun 2010 11:04:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[suç oranları]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=997</guid>
		<description><![CDATA[TV veya İnternet'te izlenen tehlikeli içeriklerin özellikle gençler üzerinde olumsuz etki bıraktığı düşünülür, hatta ülkemizde site engellemelerinin nedeni de budur. Fakat TV üzerine yapılan bir araştırma, eğer bir zarar söz konusu ise, bunun içerikten bağımsız olduğunu ortaya koyuyor, çünkü 4 yaşına kadar TV izleyenler ile izlemeyenler arasındaki ciddi farkı önümüze getiriyor...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Queens’de, iki hafta önce bir gece, çevre apartmanlardaki saygın ve kanunlara inanan 38 vatandaşın gözleri önünde bir katil bir kadına yarım saatten uzun bir süre içinde aralıklarla 3 kez saldırdı ve bıçakladı. Kimse polisi aramadı. Bir görgü şahidi ise ancak kadın öldükten sonra aramıştı.”</p>
<div align="center"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6758407155973721";
//blog-orta-468
google_ad_slot = "3758895704";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//--></script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>
<p>New York Times gazetesinin 1964 yılındaki Kitty Genovese cinayeti ile ilgili tarihi haberi bazılarımıza tanıdık gelmiştir. Çünkü ABD’de en çok okutulan sosyal psikoloji ders kitaplarından en az onunda bu hikaye yer alıyor, aynı şekilde Malcolm Gladwell’in dünya çapında geniş ilgi uyandıran Kıvılcım Anı (Tipping Point) kitabında da. Hatta cinayetin 30. yılını anmak için dönemin ABD Başkanı Clinton New York’a giderek cinayetin yaşandığı dönemde, ABD toplumunun tehlikede olmakla kalmayıp yalnızlaştığını vurgulamıştı.</p>
<p>Ama 1964’teki bu olay ABD’de hızla artan suçlardan sadece bir tanesi idi. 63’te Kennedy suikasti de toplumu derinden sarsmıştı. Şiddet ve mülk gaspı içeren suç oranları 1950’lerin sonuna kadar dengeli seyrederken 60’larda ikiye, 70’lerde ise dörde katlandı. Gerek o dönemde, gerek sonrasında bilim adamları bu artışın nedenlerini keşfetmeye çalıştı. Ama sosyal ve davranışsal alanda deney yapmanın zorluğu ve bazı durumlarda imkansızlığı pek çok hipotezi desteksiz bıraktı.</p>
<p>Söz konusu dönemde hızla artan genç nüfus, otorite karşıtı hareketin güç kazanması, vatandaşlık haklarındaki ilerlemeler de suç oranındaki değişimin nedenleri olarak sorgulandı. Diğer yandan Amerikan sivil özgürlükler hareketi , hapishanelerdeki şartların, aşırı kalabalık ortamların suçluların insanlık dışı bir muameleye maruz kalmasına neden olduğuna dikkat çekmeye başlamıştı. Özellikle en kalabalık hapishanelerin olduğu eyaletlere açılan davaların kazanılması sonucu bazı eyaletlerde daha hafif suçlular iyi hal göstermeleri durumunda daha çabuk serbest bırakılırken aynı suç için hapse atılma olasılığı da eskiye oranla ciddi oranda düştü. Bu eyaletlerde %15’e varan oranlarda hapishanelerin yükü azaltıldı!</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img width="470" height="175" title="Çocukların sadece İnternet değil TV kullanımında da izledikleri içeriğin şiddet içermesinden daha başka faktörlerden olumsuz etkileniyor olma olasılığı sanılandan çok daha kuvvetli" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/internet-kullanan-cocuk-l.jpg"/>
<p>Çocukların sadece İnternet değil TV kullanımında da izledikleri içeriğin şiddet içermesinden daha başka faktörlerden olumsuz etkileniyor olma olasılığı sanılandan çok daha kuvvetli</p>
</div>
</div>
<p>Böylesi eyaletlerle diğerleri karşılaştırıldığında ise suç artışının ancak %30’u daha çok suçlunun serbest bırakılması ile açıklanabildi. Bir diğer %10 ise “Baby Boom” diye anılan nesli oluşturan, hızla artan nüfus, ayrıca Afrika asıllı Amerikalılar’ın daha kuzey eyaletlere göçü ve Vietnam’dan geri dönen gazi ve askerlerin huzursuzluğu, eylemleri ile açıklanabildi.</p>
<p>Ama bu oranlar yetersizdi. Bilim adamlarının hapishanelerde deney için suçlu oranlarının değiştirilmesini önerme şansları olmadığından doğal deneyler arayışına girmeleri gerekiyordu. O dönem pek akla gelmeyen nedenlerden biri ise ABD toplumunu hızla etkisi altına alan televizyon idi. Ama rasgele iki grup genç seçip suçluluk oranlarını onlara ne kadar TV izlediklerini sorarak açıklamak da mümkün değildi.</p>
<p>Fakat televizyon yayınlarını düzenlemekten sorumlu olan Federal İletişim Kurumu, 1948-1952 yılları arasında yeni TV kanallarının açılışına izin vermedi, çünkü sistem daha büyümeden önce yayın spektrumunu yeniden düzenlemenin doğru olacağı düşünüldü. Böylece ülkede 1940’ların ortasında TV seyretmeye başlayan bir grup eyalet ile 1950’lerin ortasında TV ile tanışan farklı bir grup eyalet oluşmuş, arada da 10 yıllık bir nesil farkı çıkmış oldu. İşte bu da doğal deney gözlemi için harika bir fırsattı.</p>
<p>Sonuçlar çok etkileyici idi. Geçmişte benzer suçluluk oranları gösteren şehirlerden, TV izlemeye erken başlayan şehirlerde şiddet suçları 1970’lerde diğer şehirlere göre 2 kat artarken gasp ve mülk hırsızlıkları ‘erken TV’li şehirlerde19 40’larda daha azken 70’lerde TV’ye geç kavuşan şehirleri geçmişti.</p>
<p>Şehirlerin kendine has ekonomik ve güvenlik dinamiklerinin sonuçları etkilememesi için de belli şehirlere eğilerek yapılan çalışmalar da paralel sonuçlar göstermiş. Örneğin 1954 yılında TV yayınlarının başladığı bir eyalette 1950 doğumlular ile 1954 doğumlular arasında karşılaştırma yapıldığında dört yaşına kadar TV izleme şansı olmuş olan yaş grubunda suçluluk oranlarının daha yüksek olduğu görülmüş. Hatta 15 yaşına kadar, TV izlenen her fazladan yıl, gasp gibi suçlardan tutuklamalarda %4, şiddet suçlarından tutuklamalarda %2 artışı istatistiki olarak açıklamış. Toplamda da televizyon seyretme sıklığı, 1960’larda artan gasp ve mülk suçlarındaki artışın %50, şiddet suçlarındaki artışın da %25’ini açıklamış.</p>
<p>TV’nin bu kadar etkili olmasını ise açıklamak daha da zor! Özellikle 5 yaşından önce daha çok TV izleyenlerin üzerinde etki daha fazla olduğundan ve de bu yaş grubunda şiddet içerikli TV yayınlarının pek izlenmediğini düşündüğümüzde gerçek nedenleri ortaya çıkarabilmek gerekiyor.</p>
<p><strong>Peki İnternet de Televizyon Gibi Bir Etkiye Sahip mi?</strong><br />
Her yeni teknoloji hayatı biraz daha kolaylaştırmanın çok daha ötesine geçiyor, hayat standardında kayda değer gelişmeler sağlıyor. Örneğin Hindistan’ın kırsalında TV ile tanışan bölgelerde kadına daha az şiddet ve daha az istenmeyen doğum vakası gözlemleniyor. Belki kadınlar izlediklerinin etkisinde kalıp kendilerine daha iyi davranılmasına yönelik tutumlar sergiliyor, belki de Hintli erkekler TV karşısında daha fazla kriket seyretmeye dalıyor.</p>
<p>İnternet için her birimizin vereceği farklı olumlu örnekler de olacaktır. Tabii bir diğer yandan da ülkemizde RTÜK’ün TV yayınlarını düzenlemeye yönelik yaklaşımlarının paralelinde İnternet yasakları artıyor. Zararlı içerik kategorileri belirlenmiş durumda ve İnternet üzerinden basit bir form doldurarak şikayet edilebilen siteler kolayca erişime kapatılıyor. İnternet’teki yayınların sadece gençlerin değil toplumun ahlakı ve sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olacağı öne çıkarılıyor.</p>
<p>Fakat TV tarafında olduğu gibi İnternet tarafında da içeriğin olumsuz etkisini kanıtlamak pek mümkün değil. Nitekim 5 yaşından önce izlenen TV suç oranlarını arttırıyorsa bunda içerikten ziyade ekran karşısında kalıp başka insanlarla yüzyüze gelmeyen, sosyalleşmeyen çocuklar, ailelerin çocukları TV karşısına bırakma kolaylığına kaçarak ilgilerini, diyaloglarını ve sevgilerini esirgemesi, imkansızlıklarla büyüyen gençlerin daha yüksek refah seviyesindeki yaşamı izlerken bundan olumsuz etkilenmesi gibi çok daha mantıklı açıklamalara öncelik vermemiz gerekiyor.</p>
<p>Her ne kadar içerik önemli olsa ve toplumda bazı davranışların daha kolay kabul görmesini sağlayan algılar yaratabiliyor olsa da aslında ideal bir toplumda genç yaşlı herkesin tükettiği içeriği seçme bilinci ve bu içeriği içselleştirmeden önce sorgulama yetisine sahip olması, bunun için de duygusal ve zihinsel gelişimini doğru eğitim ve öğretim ile tamamlamış olması gerekiyor.</p>
<p>İnternet’in kitleler üzerindeki dönemsel etkisini ölçen bir deneyle karşılaşmadım, İnternet’in Batılı ülkeler içinde çok daha hızlı yayıldığını düşündüğümüzde böyle bir deneyin Batı’dan gelmesi oldukça zor. Ama TV deneyinin sağladığı ışık sayesinde artık ülke olarak içeriği denetleme ve yasaklamanın ilkel bir savaş yöntemi olduğunu fark etmemiz ve de ister televizyon, ister İnternet, isterse elimizden, kulağımızdan düşmeyen cep telefonu olsun çocuk ve gençlerin hayatına giren her teknolojinin onların duygusal gelişimi üzerindeki etkisini yönetmeye yönelik adımlar atmamız gerekiyor. Aksi halde tüm gün komik videolar izleyerek günü geçiren gençlerin de pek sağlıklı yetişmediğini yakında fark etmeye başlayacağız&#8230;</p>
<p>Açtığımız gibi Kitty Genovese cinayetiyle kapatalım. Bu yazımın kaynağı olan SuperFreakonomics kitabının yazarlarının ve son dönemde bazı diğer yayınların, olayın iç yüzünü sorgulamaya başlamasıyla mahalledeki insanların tepkisiz olduğu yönündeki bilgi doğruluğunu yitirdi. Olay gece karanlığında, saat 3 buçukta, saldırılardan sonuncu ve ölümcül olanı da arka kapıda gerçekleştiğinden 38 değil belki bir kişinin bile olayı tam göremediği ortaya çıktı. Yani, komşularınıza güvenmekten vazgeçmeniz için yeni bir neden yok!</p>
<div align="center"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6758407155973721";
google_alternate_color = "FFFFFF";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
google_ad_format = "468x15_0ads_al";
//2007-10-01: linkunit
google_ad_channel = "8438864729";
google_color_border = "32527A";
google_color_bg = "FFFFFF";
google_color_link = "0000FF";
google_color_text = "000000";
google_color_url = "008000";
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
  src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2010%2Ftv-suc-oranlarini-arttirdiysa-asiri-internet-kullanimi-duzenlenmeli-mi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/tv-suc-oranlarini-arttirdiysa-asiri-internet-kullanimi-duzenlenmeli-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de İntihar Etmek İsteyenler, Hele Kriz Döneminde, Tahmininizden de Hızlı Artıyor!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%e2%80%99de-intihar-etmek-isteyenler-hele-kriz-doneminde-tahmininizden-de-hizli-artiyor/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%e2%80%99de-intihar-etmek-isteyenler-hele-kriz-doneminde-tahmininizden-de-hizli-artiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2009 21:01:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=764</guid>
		<description><![CDATA[10 Eylül dünya intiharı önleme gününün ülkemizde pek duyulmamasının nedeni aslında bizim bir gerçeği yadsıyor oluşumuz. Maalesef Türkiye'de her 8 saatte bir 29 yaş ve altında biri canına kıyıyor. Bu konuda bilinç oluşturmalıyız, çünkü kriz dönemlerinde maalesef artış hızlanıyor!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>10 Eylül dünya intiharı önleme günüymüş, ülkemizde pek duyulmadı, çünkü ben dahil çoğumuz Türkiye’de intihar vakalarının belli sosyoekonomik şartlar altında küçük sayılarda yaşandığını sanıyoruz. Halbuki son 20 yılda 39 bin 300 kişi bu yolla hayatını kaybetmiş ve intihar oranı yine bu süre içinde %85 artmış.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Ya da şöyle desem daha mı etkili olur: Ülkemizde her 3 saatte bir intihardan ölüm yaşanıyor. Belki daha da vurucu olan şu: Her 8 saatte bir 29 yaş ve altında biri canına kıyıyor!</p>
<p>Bu rakamları aldığım yazıyı okuduktan az sonra Facebook’ta “intihar etmeye de yaşamaya da üşenildiğini” İngilizce ima eden bir yazı görünce oturup birkaç satır yazmadan edemedim. Çünkü 2001 yılında, kriz ile birlikte intihar vakaları tam %42 artmış. Bu sene ise 2001’den de büyük bir kriz yaşıyoruz, dünya 1929’dan beri en büyük iktisadi bunalımını yaşarken Türkiye’de 2. Dünya Savaşı’ndan beri en sarsıcı ekonomik şartların altında.</p>
<p>Bilgi çağındayız dememizin temel nedeni bilginin herkese açık olmaya başlaması, fakat bunun farkında olunması ve yorumlanmasının bilinmesinin önem kazanması. Google’daki domuz gribi aramalarının bölgesel yoğunluğu bile önemli bir ipucu veriyordu, aynı şekilde intihar ve ilgili terimlerin Google’da arama eğilimleri de bize ipucu vermeli.</p>
<p>Google’ın kayıtlarına “intihar etmek”, “intihar haberleri”, “intihar resimleri” gibi aramalar için baktığımda durum gerçekten parlak değil, sadece Ağustos ayında sadece intihar kelimesi ülkemizden yaklaşık 165 bin kez aratılmış! Aramalar 2008 sonuna doğru hafif yükselmişken Şubat’ta sıçrama yapmış ve Temmuz’a kadar tepelerde dolaşmış, Ağustos’ta bir gerileme var, fakat hala geçen yılın üstünde rakamlar.</p>
<p>Bayramda Hürriyet gazetesinde Grönland gezi yazılarını okuyanların gözüne çarpmıştır, ülkede intihar oranı az değilmiş, özellikle tacize uğrayan gençler arasında. Ülkemizde töreler ve zorla evlendirmeler dışında intiharın kültürümüzde yer etmeye başladığını söyleyecek bir köken bulmak zor, ekonomik kriz dışında.</p>
<p>Lafın kısası intihar eğiliminde olanları kaybetmemek için toplumda duyarlılık arttırılmalı, işte o yüzden bu yazıyı yazıyorum. İkincisi medya organlarında intihar haberleri detayları tehlikeli olabiliyor, üçüncüsü ve bu dönemde en önemlisi intihar eğilimli olanların kolayca, hemen başvurabilecekleri kriz merkezleri, psikolojik destek ve müdahale merkezi politikaları da artık oluşturulmalı…</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fturkiye%25e2%2580%2599de-intihar-etmek-isteyenler-hele-kriz-doneminde-tahmininizden-de-hizli-artiyor%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%e2%80%99de-intihar-etmek-isteyenler-hele-kriz-doneminde-tahmininizden-de-hizli-artiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güneşin Etrafında Yeni bir Tura Başlarken Güven ve İnancı Tazelediğimiz Bir Yıl Dileğiyle</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/gunesin-etrafinda-yeni-bir-tura-baslarken-guven-ve-inanci-tazeledigimiz-bir-yil-dilegiyle/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/gunesin-etrafinda-yeni-bir-tura-baslarken-guven-ve-inanci-tazeledigimiz-bir-yil-dilegiyle/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 2009 19:30:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı ve mekanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=454</guid>
		<description><![CDATA[Büyük yıldızımız güneş etrafında bir turu daha tamamladık, ama uygarlığımız hala tüm dünyanın bir yeni yılı coşkuyla karşılamasını sağlayacak evrimi tamamlayamadı. Zorlu geçecek 2009'da güçlü olmak için kendimize ve çevremize güven tazelemenin tam zamanı... Mutlu yıllar!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeryüzünün birincil enerji kaynağı, fotosentezle yaşamın sürmesini sağlayan, mevsimleri, havayı etkileyen sıcak güneşimiz etrafındaki bir turumuzu daha tamamladık. Hatta 2008 bir turdan daha bile uzun sürdü, çünkü <em>artık yılda</em> Şubat&#8217;ı bir gün uzattık. Güneşimiz de Samanyolu Galaksisi içinde kendi hareketine devam etti, ama onun bir turu neredeyse 250 milyon insan yılında bitiyor.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Tabii ki üzüntülerin yanında sevinçler yaşandı, ailelere yeni bireyler katıldı, yıllardır tamamlanmak, yapılmak istenen ve bitirilen işler, özel veya toplumsal başarılar&#8230; Ama ülkemize, hatta insanlığa baktığımızda sıkıntılı biten bir yıl oldu.</p>
<div align="center">
<div style="width:600px; text-align:center" class="captionfull"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/yeni-yil-toplari-gezegenler-gunes-sistemi.jpg" width="600" height="325" />
</p>
</div>
</div>
<p>Evrendeki sayısız güneşten birinin yörüngesindeki bir cisimde yaşayan insanoğlu 2008&#8242;de de &#8220;akılcı&#8221; tercihler yaptığı iddiasıyla kendini uyuttu, uzaktan, belki uzaydan bakıldığında, kendinin ve gezegeninin doğasını hırpalamaya devam etti. İleri sanayiye sahip ülkelerde finans sektöründe başlayan sıkıntılar büyük bir iktisadi bunalımı kaynattı, 2009&#8242;da da durulmayacak gibi olan.</p>
<p>Acaba uygarlığımız temel doğruların üstüne kurulacak gerçek anlamda ve sürdürülebilir bir düzen kurmak için hala genç mi? Ama bilimde bir hayli ilerlenmiş olması bu bahaneye sığınmamızı zorlaştırıyor&#8230;</p>
<p>Yeni yılın ilk yazısında derin tahliller yapmak, modellerden bahsetmektense daha kolay yolu seçelim; davranış ve inançlarımızın gücünü hatırlayalım. Küçük şeyler büyük dalgalara yol açabilir, bireysel tercihler büyük sonuçların kökünü oluşturur. Hayatımızın geri kalanında, ama önce 2009&#8242;da güzel davranmanın, başkaları ve gelecek nesiller için sorumluluk hissetmenin önemini hatırlayalım. Yan binadaki, komşu ildeki, dünyanın öbür ucundaki insanları yabancı, rakip, uzak görmeyelim, sözlerimizi tutalım.</p>
<p>Unutulmamalı ki güvensizlik tüm toplumsal hastalıkları doğuran sosyal bunalımların tohumudur. Bir  toplumsal sorun olan ekonomik buhranlardan kurtulmamızı da geciktiren nedenlerden biri güvensizliktir. Geleceğe, kol gücümüze, kendimiz için üretebileceğimize inancımızı kaybedip harcamaları, yaşam şartlarımızı gereğinden fazla kısmak, borç isteyene borç, veresiye isteyene veresiye vermemek; kurumlar arasında kredileri, ticareti kesmek, insanlardan benden mal almaz diye işleri, iş gücünü küçültmek&#8230;</p>
<p>2009 insanlık için daha az zor olsun istiyorsak en azından etrafımıza biraz daha güven, hayata daha çok bağlılık duyalım, en azından yakın çevremize güven vererek başlayalım, bu küçük hareket bile tahmin ettiğinizden büyük sonuçlar getirir.</p>
<p>Hayatın tadını ancak böyle çıkarabilir, küçük şeylere sevinebiliriz. Mesela bugün Japonlar pek çok şeyi &#8220;bu yılın ilk kezi&#8221; düşüncesiyle heyecanla yapıyorlar, yılın ilk güneşi doğarken neşelenme fırsatını kaçırdıysanız yılın ilk akşam yemeğini, yılın ilk iş gününü, yılın ilk alışverişini, yılın ilk duası/ibadetini kutlayabilirsiniz, çünkü uzun ömürlü Japonlar bunları yapıyor, huzur buluyor. İlkleri çoğaltmak çok kolay. İşte yine onlar yıl sonuna doğru, yılın kötülüklerinin geride kaldığını parti ve yemeklerle kutluyor. Cep telefonlarıyla görüntülü konuşan, elektronik aletler yaşamlarının gerçek anlamda parçası olmuş olan bu millet hala yeni yıl tebrik kartı gönderiyor ve belli tarihe kadar postalanan kartları, Japon Posta İdaresi geçici işçi alımı ve stajyerlerin de yardımıyla yılın ilk günü teslim etme garantisi veriyor!</p>
<p>Hoşgeldin 2009 diyor, güneşin etrafında atacağımız bu yeni turda daha mutlu ve huzurlu bir yaşamın en azından temellerini atmamızı diliyorum&#8230;</p>
<p><em>İlgili Yazılar:</em></p>
<ul>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/yeni-yil-kutlamasini-reddedenler-toplumdan-degil-insanliktan-uzaklasmis/">Yeni Yıl Kutlamasını Reddedenler Toplumdan Değil İnsanlıktan Uzaklaşmış!</a></li>
</ul>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fgunesin-etrafinda-yeni-bir-tura-baslarken-guven-ve-inanci-tazeledigimiz-bir-yil-dilegiyle%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/gunesin-etrafinda-yeni-bir-tura-baslarken-guven-ve-inanci-tazeledigimiz-bir-yil-dilegiyle/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkeğin Tıraş Macerası&#8230; İstiridye Kabuğundan 6 Bıçaklı Jilete</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/erkegin-tiras-macerasi-istiridye-kabugundan-6-bicakli-jilete/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/erkegin-tiras-macerasi-istiridye-kabugundan-6-bicakli-jilete/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Oct 2008 21:03:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=356</guid>
		<description><![CDATA[Erkeğin sakalla mücadelesi çok gerilere uzanıyor. Hayvan kabuklarından taşlara, bakıra derken teknolojik gelişim durmuyor, üç, dört, beşli bıçaklar karşımıza çıkıyor. Barbar kelimesinin "berbere gitmemiş" sıfatından türediği düşünüldüğünde üstümüzde ciddi bir tıraş baskısı var!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erkeğin yüzündeki tüylerle mücadelesi çok gerilere uzanıyor, kabuklu hayvanların kabuklarıyla başlayıp İ. Ö. 3000&#8242;li yıllarda bakırla devam ediyor, yontulmuş taşlardan çelik kullanımına kadar pek çok alternatif deneniyor. Büyük İskender&#8217;in tıraşlı olmayı özendiren ilk lider olduğu iddia ediliyor, ama daha önemli bir açıklama barbarlık konusunda! Uygar bir topluluk oluşturmayıp kaba bir yaşam sürenler için kullanılan barbar (barbarian) kelimesinin İngilizce &#8220;unbarbered&#8221; yani &#8220;tıraş olmamış&#8221; sıfatından türediği düşünülüyor.</p>
<div align=center><!--adsense--></div>
<p>Bunları ben de sakallarla uğraşım can sıkmaya başladığında okumuştum. Benim sorunum sert, ters, zor tüyler değil fazlasıyla hassas bir cilde sahip olmaktı. Öğrencilik yaşlarında mümkünse biraz sakal bırakırdık, ama sakalı uzadıkça ilk tıraşı ızdırap olma ihtimali artan en yakın arkadaşım kafama sakal işinde radikal bir çözüm soktu: Lazer epilasyon! Ne gerek vardı kanatıp durmaya!</p>
<div style="width:200px; text-align:center" class="captionright"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/sakal-sorunsali.jpg" alt="Erkeğin sakalıyla uğraşı sanıldığından daha derin bir ilişkinin parçasıdır..." />
<p>Erkeğin sakalıyla uğraşı sanıldığından daha derin bir ilişkinin parçasıdır&#8230;</p>
</div>
<p>Düşündük, taşındık, araştırmayı erteledik&#8230; Öğrencilik yaşlarında tatil aylarında rahat ederken profesyonel yaşam her iş gününde tıraşı hayatımıza sokunca hesap kitaba başladım. Bazı hesaplar 15-75 arasında yaklaşık 20 bin kez tıraş olduğumuzu, bunun da hayatımızın 5 ayını aldığını gösteriyor. Her gün, özellikle gelişmiş ülkelerde yüz milyonlarca insanın su, tıraş köpüğü, jeli, vb., tıraş ekipmanı kullandığını düşündüğümde de, <a title="Doğal Kaynaklarımızı Tüketiyoruz, İlk Tehlike Suda, Lütfen Tasarruf Edin başlıklı eski yazım" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/dogal-kaynaklarimizi-tuketiyoruz-ilk-tehlike-suda-lutfen-tasarruf-edin/">kıtlaşan su</a> nedeniyle gelecekte tıraş, yüz tüyleri konusundaki değişiklikleri tahmin etmeye çalışırım ama bu yazıya fütürist yanımı karıştırmayayım!</p>
<p>Neyse, ben tıraş olma yeteneklerimi geliştirdim, zaman da akıp geçti. Sonra, o aralar henüz beraber çalışmadığım ama bir bilişim sektörü yazarı ve girişimcisi olarak takip etmemeyi göze alamayacağım Yurtsan Atakan&#8217;ın tıraş jiletleri ve tıraşla ilgili <a title="Atakan'ın tıraşla ilgili bir yazısı" href="http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2004/10/10/534724.asp">bir</a> <a title="Atakan'ın tıraşla ilgili daha yeni bir yazısı" href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/3903054.asp?yazarid=52&amp;gid=61" target="_blank">iki</a> yazısını da okudum ama o zaman Türkiye&#8217;de bulduğum iki bıçaklı jiletler de benim işimi hiç de kolaylaştırmıyorlardı&#8230;. Neyse, 3, sonra 4 bıçaklılar gelir gelmez hizmetim altına girdiler, bir yandan da özel bir yöntem, ve artık tıraş olurken aklım tıraşta değil günün planlanmasında oluyor.</p>
<p>Peki bunlar durup dururken nereden çıktı? Birkaç hafta önce yazdığım &#8220;<a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/musteri-sadakati-erirken-pazarlamacilarin-guncel-acilimlari-ne-asamada-internet-konsept-magazalar-deneysel-pazarlama/" target="_self">Müşteri Sadakati Erirken Pazarlamacıların Güncel Açılımları Ne Aşamada? İnternet, Konsept Mağazalar, Deneysel Pazarlama…</a>&#8221; yazımda bahsettiğim gibi, Gillette&#8217;in <a href="http://fenomenblogger.blogspot.com/" target="_blank">Fenomen Blogger</a> projesi çerçevesinde Türkiye&#8217;de satışı yeni başlayan pilli 5+1 bıçaklı jiletinin bana yollanması belki de ne zamandır aklımda olan bu konuda yazmama vesile oldu! Gillette Fusion Phenom geçen hafta çok hareketli olmam nedeniyle elime geçmedi ama bu hafta geçmesini bekliyorum.</p>
<p>Daha önce bilişim medyasında görevlerimde yeni ürünler, Windows versiyonları gibi yazılımlar denemiş, kısa gazete tecrübem dolayısıyla yurtdışı davetlere katılmış biri olarak şirketlerin halkla ilişkiler çalışmalarında medya çalışanlarıyla dirsek temasında olmalarına alışık biri olarak Gillette&#8217;in günce (blog) yazarlarına yönelik kampanyası beni eski geleneksel medya çalışanı olarak her zamankindan daha fazla heyecanlandırmadı. Hatta &#8220;Türkiye&#8217;de İnternet&#8221; ve kapalı iki özel konferansa şirket ya da geleneksel medya temsilcisi olarak değil cihansalim.net temsilcisi(!) olarak davet edilmenin keyfini de yaşadım. Ama Gillette&#8217;in Fenomen Blogger projesini sıkı medya ve etik süzgecimden geçiriyorum çünkü on yıldır katkıda bulunmaya çalıştığım gibi, Türkiye&#8217;de de artık İnternet&#8217;in önemi anlaşılmalı, İnternet ve mobil tabanlı pazarlama aktiviteleri çok çok daha çeşitlenmeli. Unutulmaması gereken, bugün 10 film oynatan bir salonda film seçiminde milyon dolarlık bütçeler, gazete reklamlarının değil, bir arkadaşın önerisinin yani &#8216;kulaktan kulağa&#8217;nın başlıca etken olduğu!</p>
<p>Bana dönersek, Phenom elime geçmedi ama Türkiye&#8217;ye geldiğinden beri beş bıçaklı jilet kullanan, askere giden arkadaşlarına bunu hediye eden biri olarak azalan tıraş yüzeyimde fazlasıyla üstün performans elde ediyorum, çene ve bıyık gibi bölgelerde bile. Phenom geldiğinde en azından aynı harika kolaylığı sağlayacağına eminim, ama iki beş bıçaklısı olan birinin pilsize karşı rakip ikinci beşlisi olmaktansa, sanırım bir arkadaşıma ya da babama güzel bir hediye olmaktan daha mutlu olur.</p>
<div align=center><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2008%2Ferkegin-tiras-macerasi-istiridye-kabugundan-6-bicakli-jilete%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/erkegin-tiras-macerasi-istiridye-kabugundan-6-bicakli-jilete/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Toplumun Zamkı&#8221; Olabilecek Bir Hormon, Hayata Bağlanmanın Kimyasal ve Duygusal Temelleri</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/toplumun-zamki-olabilecek-bir-hormon-hayata-baglanmanin-kimyasal-ve-duygusal-temelleri/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/toplumun-zamki-olabilecek-bir-hormon-hayata-baglanmanin-kimyasal-ve-duygusal-temelleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Sep 2008 07:40:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=271</guid>
		<description><![CDATA[Günümüz dünyasında bireyselleşmeden yalnızlaşmaya doğru ilerleyen yaşam tarzıyla paralel giden diğer tehlike "aidiyet" hislerinin körelmesi. Davranışsal olarak yapabileceklerimiz var, ama heyecan verici bir haber daha: Meğerse kucaklaşma kimyasalı, güven iksiri, aşk hormonu gibi adlar verilen bir kimyasal varmış; "oksitosin". ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yazı konularımdan biri olmadı ama insan davranışları, özellikle hoşgörü, affetme ve de hayata olumlu bakabilme yetileri üzerine düşünürüm. Bu hafta buluştuğum sağlıklı yaşam danışmanlığı veren arkadaşımla da sohbetimiz döndü dolaştı, neden bazılarının hayata olumlu şeylerinin etkisinden, diğerlerinin ise olumsuzlukların gölgesinden baktığına geldi. Üzerinde çalışmadığımız bu konu hakkında bazı çıkarımlara vardık, örneğin şükretmeyi bilmek, varlığının, sağlığının kıymetini bilip müteşekkir olmak çok önemli dedik. Belki beyinle, kimyasallarla, hormonlarla da ilgilidir deyip başka bir konuya geçtik.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Ama aynı hafta, dün konuyu <a title="Cumhuriyet BT'de &quot;Aşk hormonu, kucaklaşma kimyasalı ve güven iksiri&quot; adlı yazıyı okumak için tıklayın" href="http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&amp;kid=18&amp;hn=4420" target="_blank">Cumhuriyet Bilim Teknoloji ilavesinde (Yıl: 22, sayı: 1121, sayfa: 12-14) </a>görünce heyecanlandım. (Evet artık Cumhuriyet İnternet üzerinde ücretsiz içerik sunuyor, tıklayarak okuyabilirsiniz!) Meğerse kucaklaşma kimyasalı, güven iksiri, aşk hormonu gibi adlar verilen bir kimyasal varmış; oksitosin. &#8220;E tabii var&#8221; diyenler olacaktır, ama heyecan veren şu ki, deneyler oksitosinin toplumsal ilişkileri geliştirdiğini göstermiş.</p>
<p>Günümüz dünyasında bireyselleşmeden yalnızlaşmaya doğru ilerleyen yaşam tarzıyla paralel giden bir diğer tehlike de &#8220;aidiyet&#8221; hislerinin körelmesi. &#8220;Böyle bir dünyaya&#8221;, &#8220;böyle bir ülkeye&#8221;, &#8220;böyle bir şehre&#8221;, &#8220;böyle bir semte&#8221; hatta &#8220;böyle bir aileye&#8221; ait olmadığını hissedenlerin sayısının artması stresi arttırıyor, depresyon olasılığını güçlendiriyor. &#8220;Böyle bir hükümetimiz varsa ben kendimi Amerikalı saymıyorum&#8221; diyenlerden komşularını beğenmeyip &#8220;ne biçim bir yerde oturuyorum&#8221; diyenlere kadar sayısız nedenle ait olmama travması yaşayanlar çoğalırken toplumların ortak hareket etme, bir payda için bir araya gelme, huzurlu olma şansları da azalıyor.</p>
<p>İşte böyle bir dünyada &#8220;oksitosin toplumun zamkıdır&#8221; diyen bilim adamları var, çünkü oksitosini kesilen hayvanlar topluluktan ulaştığı gibi annelik görevlerini de yerine getirmemeye başlıyor. Yine en büyük sorunları empati yapamayan, karşılarındaki insan yüzü karşısında beyinlerinde ilgili bölüm harekete geçmeyen, ses tonunun sinirli mi mutlu mu olduğunu ayrıştıramayan otistiklerde de oksitosin kullanımının bu yetileri geliştirdiği gözlenmiş. Otistik çocukların kanında oksitosin düzeyinin çok düşük olduğu da 10 yıl önceki bir deneyde ortaya çıkmış, ama bu durum sadece onlara özgü değil. Annelerinden ayrı bırakılan denek hayvanlarında da oksitosin diğer yavrulara göre düşük çıktığından aynı durumun biz insanlarda, çocuklarımızda da söz konusu olduğuna inanılıyor. Bu nedenle ailesiz büyüyen, ya da çocukluğunda büyük bir travma geçirenlerde oksitosin eksikliği olduğu tahmin ediliyor.</p>
<div align="center"><img class="aligncenter" title="Oksitosin ve belki başka kimyasallar insanlara daha yakınlaşmamızı sağlayabilir..." src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/sarilmakl.jpg" alt="" width="470" height="239" /></div>
<p>Oksitosin verilen insanların parayı yabancılarla paylaşma gibi görevlerde daha cömert ve güvenilir oldukları da gözlemlenmiş. İşte tüm bunlar birden hafta içinde düşündüklerime yaklaşımımı geliştirdi. İnsan davranışlarını etkileyecek müdaheleler, toplum mühendisliği son derece kritik, tartışmalı ve etik kurallar çerçevesinde kalınması gereken konular. İleri safhadaki araştırmalardan sonra belki de gelecekte birbirimize daha dostça ve bağlılık hissederek yaşamamıza bu tip kimyasallar, hormonlar yardımcı olabilir&#8230;</p>
<p>Çünkü insanlığın vardığı mevcut noktadan tatmin olmak mümkün değil. Paylaşım savaşları sürüyor, insanlar farklı toplumlara değil kendi toplumlarına bile güvensizlik hissediyor, kendilerini küçük, &#8220;güvenilir&#8221; sandıkları mini dünyalara kitliyorlar. <a title="International Herald Tribune'ün yazısı: War splits Orthodox churches in Russia and Georgia" href="http://www.iht.com/articles/2008/09/05/europe/church.php" target="_blank">1913&#8242;den beri ilk kez iki Ortodoks ülke, Gürcistan ile Rusya savaşıyor</a>larsa tek ve barış, huzur içinde bütünleşmiş bir dünya toplumu ütopyası bize hiç de yakınlaşmıyor demektir.</p>
<p>Ama tabii hormonlar, genetik müdaheleler, ilaçlardan medet ummadan önce bizzat kendi terbiye ve davranışlarımızın önemine inanmalıyız. Belli dönemlerde &#8220;tatminsizlik&#8221; hisseden, huzuru yakalayamadığını düşünenler ellerindeki en küçük şey için bile mutlu olmayı, bu şeye sahip olmayanları düşünüp şükretmeyi denediklerinde başlangıç için büyük bir adım atacaklardır. Hatta paylaşmayı göze aldıklarında toplum olarak güçleneceğimiz kesin&#8230;</p>
<p>Sadece mal, varlık değil, manevi varlıklarımız, aklımızı bile paylaşalım. Siyasilere, akrabalara, iş arkadaşlarına, &#8220;rakip&#8221; olarak algılananlara kızmadan önce onların bizim bakış açımızdan bakamadığını düşünürsek, bakış açılarımızı da paylaşabiliriz. Yani paylaşmayı çok geniş anlamlı yorumlayalım.</p>
<div align="center">><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2008%2Ftoplumun-zamki-olabilecek-bir-hormon-hayata-baglanmanin-kimyasal-ve-duygusal-temelleri%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/toplumun-zamki-olabilecek-bir-hormon-hayata-baglanmanin-kimyasal-ve-duygusal-temelleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sigara Yasağı Tekel&#8217;e İlgiyi Azaltır&#8221; Dediler ama BAT 2 Milyar Dolar Verdi, İktisat Bilmek ve Dürüst Olmak&#8230;</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/sigara-yasagi-tekele-ilgiyi-azaltir-dediler-ama-bat-2-milyar-dolar-verdi-iktisat-bilmek-ve-durust-olmak/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/sigara-yasagi-tekele-ilgiyi-azaltir-dediler-ama-bat-2-milyar-dolar-verdi-iktisat-bilmek-ve-durust-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Feb 2008 13:26:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/sigara-yasagi-tekele-ilgiyi-azaltir-dediler-ama-bat-2-milyar-dolar-verdi-iktisat-bilmek-ve-durust-olmak/</guid>
		<description><![CDATA[Uzun yıllardır Meclis&#8217;te bekleyen sigara yasaklarına dair kanunun sonunda kabul edilmesiyle yılın ilk günlerinde konu bir hayli tartışılır olmuş, sigara lobisi ve de sigara yasağını kabullenemeyen çevreler söylemleri arasına &#8220;Ama bu yasakla Tekel&#8217;i özelleştiremezsiniz, ilgilenen olmaz&#8221; iddiasını eklemişlerdi. Ben de konuya Yıllardır Meclis’te Bekleyen Sigara Yasağına 1,5 Sene Geçiş Süresi Veriliyorsa Tekel Niye Özelleştirilemeyecekmiş! başlıklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun yıllardır Meclis&#8217;te bekleyen sigara yasaklarına dair kanunun sonunda kabul edilmesiyle yılın ilk günlerinde konu bir hayli tartışılır olmuş, sigara lobisi ve de sigara yasağını kabullenemeyen çevreler söylemleri arasına &#8220;Ama bu yasakla Tekel&#8217;i özelleştiremezsiniz, ilgilenen olmaz&#8221; iddiasını eklemişlerdi. Ben de konuya <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/yillardir-mecliste-bekleyen-sigara-yasagina-15-sene-gecis-suresi-veriliyorsa-tekel-niye-ozellestirilemeyecekmis/">Yıllardır Meclis’te Bekleyen Sigara Yasağına 1,5 Sene Geçiş Süresi Veriliyorsa Tekel Niye Özelleştirilemeyecekmiş!</a> başlıklı yazımda yer vermiştim, çünkü basında ekonomi ile ilgili yazanlar ve hatta bazı ekonomistler bile bu söylemleri paylaşır olmuşlardı.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Öncelikle şu gerçeğin altını çizmiştik, bugün bireyler ve kurumlar iktisadi kararlarını alırken, varlıklarını nasıl kullanacaklarını düşünürken geleceğe yönelik beklentilerine göre karar alırlar. Zaten iki yıl önce yürürlüğe girmesi beklenen <span class="textBodyBlack">&#8220;Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanun&#8221; çoktandır gündemde idi ve er geç kabul edileceği belliydi. Ve kabul edildiğinde tam 18 ay gibi gereğinden uzun bir geçiş/uyum süresi öngörüldü. Yani, Tekel&#8217;in özelleştirilmesiyle ilgilenen kurumları yönetenlerin bu yasağın geldiğinden ve bir gün uygulamaya geçeceğinden haberleri vardı, onlar saf mı, bilinçsiz mi ki kanunun çıkışı özelleştirme sonrasına ertelenseydi beklentileri farklılaşacaktı.</span></p>
<p><span class="textBodyBlack"></span>Yazımın sonunda bu kadar uzun bir geçiş süresi ve bu kadar çok tiryaki ile Tekel&#8217;in beklentilerimizin de üstünde teklif alacağını söylemiştim. Nitekim dün Tekel ihalesi yapıldı ve sigara devlerinden <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/436544.asp" title="NTVMSNBC haberi" target="_blank">BAT 1,72 milyar ABD Doları teklif ederek Tekel&#8217;in yeni sahibi oldu</a>. 2002 yılında yapılan ilk ihaleyi bir başka dev, JTI 1,15 milyar dolarla kazanmış ama ardından ihale iptal edilmişti. Hem de Tekel&#8217;in pazar payı o dönemde %60&#8242;lardaydı. Sürekli pazar kaybeden Tekel bugün %30&#8242;luk bir paya sahip ama yeniden yapılandırıldı, doğru yönetildi, doğru özelleştirme yöntemiyle de çok daha az satış yapan bir Tekel çok daha yüksek fiyata alıcı buldu.</p>
<p><span class="textBodyBlack"></span>Bu fiyatın, 2 aydır etkisini iyice hissettiğimiz global bir dalgalanmanın ortasında geldiğini, uluslararası finans kurumlarının büyük sıkıntılar yaşadığı ve borçlanmanın birkaç ay öncesine göre ciddi şekilde pahalılaştığı bir dönemde geldiğini de görmek lazım.</p>
<p>Tekel&#8217;e ilginin azalmayışının nedeni dünyanın en çok sigara içen ülkelerinden biri olmamız. İhaleyi kazanan BAT&#8217;ın bir yöneticisinin açıklaması Türkiye&#8217;de yıllık 110 milyar adet sigara tüketildiği yönünde, bu da şu demek, <a href="http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber_detay.asp?PID=318&amp;haberID=420883" title="Yeni ve şaşırtan nüfus rakamları ile ilgili CNN Türk haberi" target="_blank">70,6 milyon</a> insanımız kişi başına yılda tam 1558 adet sigara içiyor! Bebekleri, çocukları, herkesi dahil ederek 70 milyona böldüğüme dikkat çekeyim. Erkeklerin %60&#8242;ının sigara içtiği bir ülkedeyiz.</p>
<p>İşte bu nedenle, sigarayı belli alanlarda yasaklamaya yönelik kanun çok önemli. Sigara içenlerin çoğu kanunu henüz umursamadığı gibi Tekel&#8217;in özelleştirilmesiyle ilgilenen firmalar da zaten Türkiye&#8217;de tiryakiliğin kısa dönemde azalmayacağının fazlasıyla farkında. Nitekim yine bir BAT yetkilisi &#8220;Yasak tüketimde en fazla %10 etkili olur&#8221; diyor.</p>
<p>Öte yandan bu ihaleye girmeyen JTI&#8217;ın yöneticilerinin &#8220;<a href="http://www.gazeteport.com.tr/EKONOMI/NEWS/GP_158427" target="_blank">Tekel&#8217;in rekabetçi olması için 200 milyon dolantr yatırım yapılması gerekir</a>&#8221; şeklinde basında yer alan yaklaşımını da hesaba katarsak BAT&#8217;ın kısa vadede Türkiye&#8217;ye 1,92 milyar dolar harcamayı göze aldığını da görüyoruz.</p>
<p>Demek ki Ocak ayında kanuna karşı yapılan &#8220;halkla ilişkiler&#8221; çalışması(!), doğruları söylemiyormuş&#8230;</p>
<p><strong>Hürriyet Binasında Sigara İçmek Yasaklandı Bile</strong></p>
<p>Bu arada Tekel özelleştirmesine teklif veren konsorsiyumlardan birinde yer alan Doğan Grubu&#8217;nun sembolü Hürriyet Medya Towers&#8217;da 25 Şubat, yani pazartesi gününden itibaren sigara içilemeyecek. Kanunda öngörülen 18 aylık geçiş süresi fazlasıyla uzun ama ülkemizde herşeyi sona bırakma alışkanlığı nedeniyle yine de bu dönemde uyum sağlayamayan ve tepki gösterenler olacak. İşte bu nedenle bu gibi aktif yaklaşımlar çok önemli. Bir medya, özellikle gazetecilik merkezinde sigaranın ortalamanın altında içildiğini iddia edemeyiz. Buna rağmen Hürriyet, Doğan Grubu cesur davranarak sigara içme bölümlerini kanunun ardından iki ay geçmeden kaldırıyor, bunu çalışanlarına İcra Kurulu Başkanı Vuslat Doğan Sabancı imzası ile duyuruyor. Ve yasağa uymayanların müdür ve şeflerinin kanuni yetkilerini kullanacağına dikkat çekiyor.</p>
<p>Bir yandan da Tekel&#8217;e teklif veriyor. Demek ki dünya siyah-beyaz değil; aynı anda hem ticari adımlar atılabiliyor, hem de sorumluluk sahibi adımlar. Etik kurallara bağlılık Türkiye&#8217;nin kalkınması için hayati öneme sahip. Başta holdingler olmak üzere diğer şirketlerin de artık hazırlıklarını yapmaları gerekiyor.</p>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/yillardir-mecliste-bekleyen-sigara-yasagina-15-sene-gecis-suresi-veriliyorsa-tekel-niye-ozellestirilemeyecekmis/">Yıllardır Meclis’te Bekleyen Sigara Yasağına 1,5 Sene Geçiş Süresi Veriliyorsa Tekel Niye Özelleştirilemeyecekmiş!</a></li>
</ul>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2008%2Fsigara-yasagi-tekele-ilgiyi-azaltir-dediler-ama-bat-2-milyar-dolar-verdi-iktisat-bilmek-ve-durust-olmak%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/sigara-yasagi-tekele-ilgiyi-azaltir-dediler-ama-bat-2-milyar-dolar-verdi-iktisat-bilmek-ve-durust-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yıllardır Meclis&#8217;te Bekleyen Sigara Yasağına 1,5 Sene Geçiş Süresi Veriliyorsa Tekel Niye Özelleştirilemeyecekmiş!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yillardir-mecliste-bekleyen-sigara-yasagina-15-sene-gecis-suresi-veriliyorsa-tekel-niye-ozellestirilemeyecekmis/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yillardir-mecliste-bekleyen-sigara-yasagina-15-sene-gecis-suresi-veriliyorsa-tekel-niye-ozellestirilemeyecekmis/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Jan 2008 19:33:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/yillardir-mecliste-bekleyen-sigara-yasagina-15-sene-gecis-suresi-veriliyorsa-tekel-niye-ozellestirilemeyecekmis/</guid>
		<description><![CDATA[Bir önceki Meclis&#8217;ten bir türlü çıkmayan &#8220;Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanun&#8221; sonunda 2008&#8242;in ilk günlerinde oylandı ve kabul edildi. Ama yasaklar eğrile büğrüle bir hal oldu, zaten 2 yıl önce hayata geçmesi beklenen düzenlemeler bu kadar gecikmişken bir de fazlasıyla uzun bir &#8220;geçiş dönemi&#8221; verildi.
Öncelikle kanun tam dört ay sonra yürürlüğe girecek, halbuki çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir önceki Meclis&#8217;ten bir türlü çıkmayan <span class="textBodyBlack">&#8220;Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanun&#8221; </span>sonunda 2008&#8242;in ilk günlerinde oylandı ve kabul edildi. Ama yasaklar eğrile büğrüle bir hal oldu, zaten 2 yıl önce hayata geçmesi beklenen düzenlemeler bu kadar gecikmişken bir de fazlasıyla uzun bir &#8220;geçiş dönemi&#8221; verildi.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Öncelikle kanun tam dört ay sonra yürürlüğe girecek, halbuki çok uzun süredir gerek çoğu tiryaki, gerekse işletmeci böyle bir düzenlemeden haberdar. Geçen yıl garsonlarının bile gözlerinin yaşardığı bir duman altı ortamı yaratan meşhur bir kafe/restoranda acele ile yedikten sonra çıkarken konuştuğumuz bir görevli hanım &#8220;yakında her yer zaten sizin olacak&#8221; şeklinde bir umursamazlık ve tepki verirken düzenlemelerin yönünden haberdar olduğunu açıkça ortaya koymuştu.Haydi dört ay tiryakilere verilmiş bir şans diyelim. Peki lokanta, kahvehane, kafeterya gibi yerlerde yasakların uygulanması için <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/431605.asp" title="Sigara yasağı için 18 ay geçiş süreci haberi" target="_blank">gerekli hazırlıkların yapılması amacıyla 18 ay geçiş süresi verildiği</a> yönündeki açıklama hangi akla mantığa uygun? Ama bugün bu konuya değinmemin asıl nedeni insanın kendisine ve çevresindekilere böcek muamelesi yapmasını engellemek için 1,5 sene daha bekleyecek olmamız değil. (Bu arada çoğu elektronik sigaranın <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/431453.asp" title="E-sigara neden yasaklandı haberi" target="_blank">&#8220;haşare ilacı&#8221; olarak ülkeye sokulduğu</a>nu da unutmayın, e-sigaraya kanmayın)</p>
<p>Asıl yazma nedenim sigara yasağını geciktirmek için Tekel özelleştirmesini bahane yapanlar, Tekel&#8217;in ucuza gideceğinden dem vuranlar. Maalesef ülkenin en etkin medya kurumlarının saygın iktisat yazar ve muhabirleri bile bu oyunun bilerek ya da bilmeyerek parçası oluyorlar. Halbuki iktisattan anladığını iddia edenler temel kuralı bilmeme lüksüne sahip değiller: &#8220;İktisat ve iktisadi kararlar beklentilerle yönlenir, yönlendirilir.&#8221; Bizim bugün aldığımız ekonomik bir yatırım kararı geleceğe bakışımızın sonucu verilmiştir, gayrımenkul, araç, vb. ne alacaksanız bugün almanızın nedeni yarın fiyatının artacağı; bugün satmanızın nedeni yarın fiyatının düşeceği beklentiniz olmasıdır.</p>
<p>Tütünün zararına karşı ilgili kanunlar farklı satırlara sahip olsalar da yıllardır TBMM çatısı altında tartışılıyor, bekletiliyorlardı. Türkiye&#8217;nin nereye yöneleceği çoktan belli olmuştu. Hele son aylarda konu iyice gündeme taşınmıştı. &#8220;Tekel bu ay sonunda özelleştirilecek, bu nedenle birkaç ay sonra kanun yasalaşsın&#8221; diyenler Tekel&#8217;in potansiyel alıcılarını bilinçsiz sanıyorlar sanırım. Biz ev, araba bir yana, kenara koymak için altın ya da döviz almayı düşünüyorken bile &#8220;1-2 sene sonra altın fiyatları ne olur&#8221; diye beklentilere göre karar veriyorsak, Tekel Sigara&#8217;ya sahip olma ilgisini gösteren British American Tobacco, Japan Tobacco, Doğan Holding-Citi Venture Capital International ve Tekel Toptan Satıcıları Derneği’nin 21 üyesi Tekel&#8217;e değer biçmeden önce Tekel&#8217;in 2 sene ve sonrasında uzun vadede ne yapabileceğini düşünmez mi!</p>
<p>BAT, Japan Tobacco, Doğan Holding ve Citi Venture ve diğerleri Türkiye&#8217;de 2007, 2008 ya da 2009&#8242;da sigara yasaklarının artacağını bilmezler miydi, buna göre Tekel&#8217;in ilerde ne kadar satış, ne kadar kar elde edebileceğini tahmin etmezler mi? Buna göre fiyat teklifi vermezler mi? Bu kanun yıllardır TBMM çatısı altında beklerken 3-6 ay daha beklese ne olacaktı? BAT bu kanunu unutacak mıydı?</p>
<p>İşin aslı, sigara yasaklarını geciktirmek isteyenler Tekel özelleştirmesini bir araç olarak kullanıyor. Bugünlerde, hangileri olduğu bilinmiyor ama, bazı ilgili firmalar ek süre talep edip kanunun detaylarını ve de yeni ÖTV vergi oranlarını değerlendirmeyi istediklerini belirtiyorlarmış! Habere inansak mı, inansak bile yatırımcıların düşük teklif için ne bahane olursa kullanmak istediğini görmesek mi&#8230;</p>
<p style="text-align: center"><img src="http://www.medscape.com/content/2001/00/41/08/410808/art-smj9406.14.fig2.jpg" alt="Sigara konusunda ticari oyunun parçası olmak ölümden pay almak demek..." height="290" width="400" /></p>
<p>Efendim, siz zaten merak etmeyin, biz bu yasakları da sulandırırız, hem de ülkenin en tepesinden başlayarak! Bakın 18 ay, yani ta 2009&#8242;un ortalarında restoranlarda sigara içilmeyecekmiş&#8230; 2009 ortasına kadar daha neler olur bu ülkede! Bir bakarsınız geçiş süresi 36 ay oluvermiş! Siz Tekel&#8217;i almak isteyenlerin ürkeceğinden de korkmayın efendim&#8230;</p>
<p>Bu konuda kirli oyunların parçası olmak, insan ölümlerine ortak olmak demek!</p>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/sigara-yasagi-tekele-ilgiyi-azaltir-dediler-ama-bat-2-milyar-dolar-verdi-iktisat-bilmek-ve-durust-olmak/" title="“Sigara Yasağı Tekel’e İlgiyi Azaltır” Dediler ama BAT 2 Milyar Dolar Verdi, İktisat Bilmek ve Dürüst Olmak…">“Sigara Yasağı Tekel’e İlgiyi Azaltır” Dediler ama BAT 2 Milyar Dolar Verdi, İktisat Bilmek ve Dürüst Olmak…</a></li>
</ul>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2008%2Fyillardir-mecliste-bekleyen-sigara-yasagina-15-sene-gecis-suresi-veriliyorsa-tekel-niye-ozellestirilemeyecekmis%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yillardir-mecliste-bekleyen-sigara-yasagina-15-sene-gecis-suresi-veriliyorsa-tekel-niye-ozellestirilemeyecekmis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaz saatinden vazgeçip havayı &#8220;erken karartmak&#8221; madden de manen de zararlı&#8230;</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/yaz-saatinden-vazgecip-havayi-erken-karartmak-madden-de-manen-de-zararli/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/yaz-saatinden-vazgecip-havayi-erken-karartmak-madden-de-manen-de-zararli/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Nov 2007 20:19:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2007/yaz-saatinden-vazgecip-havayi-erken-karartmak-madden-de-manen-de-zararli/</guid>
		<description><![CDATA[Yaz saati uygulamasını geride bıraktığımız her seferinde niye &#8220;kış saati&#8221; uyguluyoruz diye düşünüyor ama bunu araştıracak vakit yaratmadığımdan konu hakkında ne dost sohbetlerinde ne de yazılarımda ahkam kesmiyordum. Fakat dün okuduğum haberde en azından bilinçli bir çalışma yapılmış olabileceği izlenimi aldım ve buna güvenerek ben de yazayım dedim.

Antalya Milletvekili Sadık Badak, Enerji ve Tabii Kaynaklar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz saati uygulamasını geride bıraktığımız her seferinde niye &#8220;kış saati&#8221; uyguluyoruz diye düşünüyor ama bunu araştıracak vakit yaratmadığımdan konu hakkında ne dost sohbetlerinde ne de yazılarımda ahkam kesmiyordum. Fakat dün okuduğum haberde en azından bilinçli bir çalışma yapılmış olabileceği izlenimi aldım ve buna güvenerek ben de yazayım dedim.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Antalya Milletvekili Sadık Badak, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na yaz aylarında başvurulan <a title="NTVMSNBC haberi" href="http://www.ntvmsnbc.com/news/427542.asp" target="_blank">ileri saat uygulamasına kış döneminde de devam edilmesi önerisini götürmüş</a>. Bugün Afrika ve Güney Asya ülkeleri dışında kalan ülkelerin neredeyse tümü yaz saati uygulaması ile ciddi enerji tasarrufu ve verimlilik artışı sağlıyor. Uygulama artık fazlasıyla yerleşti ve sağlam bir temel, mantık üzerine kurulu.Yaz saati ile ilgili fazla bilgi paylaşmayacağım, İnternet&#8217;ten edinmek mümkün, bugün zamanım da kısıtlı. Ama milletvekilinin önerisi bugün Meclis&#8217;e gelen öneri, tasarı ve taslaklar içinde, harcanacak çaba karşılığı elde edilecek kazanca bakarsak, ülkeye ciddi kazanç vaat ediyor. Bugün maalesef uzgörüş sahibi olmamaktan bireysel çıkarlara, özel ilişkilerden vizyonsuzluğa pek çok nedenle ülkelerin ve dünyanın faydasına olan kararlar verilemiyor. Dünya karbondioksit salınımını kısmayı başaramıyor, Türkiye çok basit kuralları, engelleri, bazen gereksiz derecede yüksek vergileri değiştiremeyerek kendi önüne set çekiyor. Ama uyguladığımız saat konusunda bu kadar büyük bir çıkar çatışması olacağını tahmin etmiyorum.</p>
<p>Saat dilimleri hakkında da pek çok site detaylı bilgi veriyor. Etkileşimli haritaları örneğin <a href="http://www.worldtimezone.com" target="_blank">worldtimezone.com</a> adresinden görebilirsiniz. Hangi ülkelerde şu anda saat kaç olduğunu görmekle yetinmeyip hava durumunu da coğrafi konuma göre tahmin ederseniz kafanızda bir görüntü oluşturabilirsiniz.</p>
<p>İstanbul&#8217;da yaşayan biri olarak güneşin bugünlerde 7&#8242;den önce doğduğu akşam 5&#8242;de iyice karardığı bir ortamda bence enerjiyi en etkin şekilde kullanmıyoruz. Yaz saati uygulaması devam etse idi, saatleri bir saat ileri almasaydık güneş 8&#8242;e doğru doğacak akşam da 6&#8242;ya doğru kararacaktı. Hele Doğu&#8217;da durum daha da vahim, bugünlerde saat 4&#8242;te hava kararıyor.</p>
<p><a title="Avrupa’da saat dilimleri" href="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2007/11/eurotime.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center"><a title="Avrupa’da saat dilimleri" href="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2007/11/eurotime.jpg"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2007/11/eurotime.jpg" border="0" alt="Avrupa’da saat dilimleri" /></a></p>
<p>Sanırım iktisadi açılımı, tasarruf açısından faydasını fazla irdelemeye gerek yok. Olayın ciddi biyolojik ve psikolojik boyutu var. Artık çoktandır biliyoruz ki havanın kararmasının hala insan üzerinde ciddi etkileri var. Metabolizması yavaşlayan insan karanlıkta daha verimsiz oluyor, yediklerini yakması zorlaşırken daha düşük enerjili hissediyor. Yine insan gibi bir canlının güneş ile ilişkisinin öneminin psikolojisini etkilemediğini söylemek imkansız. Karanlığın moral üzerindeki olumsuz etkisi de yine çalışmalarla ortaya kondu&#8230;</p>
<p>İlgili haberde okuyabileceğiniz rakamsal veriler dışında kısalan kış günlerinde yine de geç uyuyan insanların gerek sosyalleşme imkanları gerekse de bireysel eğlence araçları ile karanlığa rağmen en az ortalama 6 saat uyanık kaldığını da unutmayalım. İlk çağlarda karanlık günün bitişini simgelerken artık &#8220;akşam yeni başlıyor!&#8221; deyişi kültüre yerleşiyor&#8230; Ama unutmayın, maalesef(!) hala vücudumuz buna alışmadı, fizyoloji aynı deyişi pek de kabul etmiş değil.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2007%2Fyaz-saatinden-vazgecip-havayi-erken-karartmak-madden-de-manen-de-zararli%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/yaz-saatinden-vazgecip-havayi-erken-karartmak-madden-de-manen-de-zararli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gündemde Su Var, Peki İçme Suyunuz Ne Kadar Asidik?</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/gundemde-su-var-peki-icme-suyunuz-ne-kadar-asidik/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/gundemde-su-var-peki-icme-suyunuz-ne-kadar-asidik/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Aug 2007 12:57:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=109</guid>
		<description><![CDATA[Yüksek sıcaklık, sulardaki kirlenme, su kesintileri gibi nedenlerle &#8220;hayat sıvısı&#8221; su ülke gündeminin önemli bir maddesi oldu. Kışın yağışsız geçmesi, örneğin tatil merkezlerinden Bodrum&#8217;a 3-4 kez yağmur yağması yaz için büyük korku yaratmıştı. Büyük şehirlerde barajların boşalmış olması, sonunda Ankara&#8217;daki su sıkıntısı ve kesintiler, ayrıca su kaynaklarının azalması ve kirlenmesi her gün okuduğumuz korkutucu gelişmeler. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek sıcaklık, sulardaki kirlenme, su kesintileri gibi nedenlerle <a href="http://www.thelifeco.com.tr/makaledetayi.aspx?page=3&amp;article=484" target="_blank">&#8220;hayat sıvısı&#8221; su</a> ülke gündeminin önemli bir maddesi oldu. Kışın yağışsız geçmesi, örneğin tatil merkezlerinden Bodrum&#8217;a 3-4 kez yağmur yağması yaz için büyük korku yaratmıştı. Büyük şehirlerde barajların boşalmış olması, sonunda Ankara&#8217;daki su sıkıntısı ve kesintiler, ayrıca su kaynaklarının azalması ve kirlenmesi her gün okuduğumuz korkutucu gelişmeler. İçme suyu tarafında ise sevgili Erkan Çelebi&#8217;nin ambalajlı su pazarının üç ayda %40 büyüdüğü yönündeki haberini de bugün okuduktan sonra sonunda ben de konuyla ilgili yazmaya karar verdim.</p>
<p><center><!--adsense--></center><br />
Gerçekten de içme suyu tüketiminde ciddi bir artış söz konusu. Ama maalesef bu kadar önemli bir konuda bilinç seviyemiz çok düşük. Aslında gerek gazetelerde ve diğer medya organlarında, gerekse de başvuru kaynaklarında içme suyunda nelere dikkat edilmesi gerektiği yer alıyor. Ama benim gördüklerim arasında çok önemli bir bilgi göz ardı ediliyor. O da suyun pH derecesi, yani ne kadar asidik olduğu!pH cetvelinde 0 aşırı asit iken 14 aşırı alkalidir, 7 ise asit ile alkalinin ortasındaki sınırdır. Kanımızın pH derecesi ortalama olarak 7,4&#8242;tür ve vücut bu değerleri korumak için ömür boyu durmaksızın çalışır. Basit mide rahatsızlıkları, mide kaynamaları, hazımsızlıklar, ötesinde ülser ve devamında mide kanserine kadar varan <a href="http://www.thelifeco.com.tr/makaledetayi2.aspx?page=3&amp;article=734" target="_blank">sağlık sorunlarının temelinde asit çok önemli rol oynar</a>.</p>
<p>Asit birikiminin artması hastalanma olasılığını güçlendirir, stres yaşanmasına sebep olabilir. Kısır döngü olarak stres, salgılattığı hormonlar ile asit miktarını yükseltir, sıkıntı, mutsuzluk, çevrede egzos dumanı, pislik, sigara dumanları asit miktarını arttırır. Asit sağlık durumunun çok önemli bir belirleyicisidir, ama bu konu henüz toplumsal usta, bilinçte yerini almamıştır. Bu nedenle insanlar gün içinde litreye varan asit karışımları içmektedir!</p>
<p>Bu kadar önemli bir değişkenin içme suyu değerlendirirken hiç dile getirilmemesi ise oldukça düşündürücü. Eğer siz de ambalajlı içme suyu tüketiyorsanız lütfen şişenin başına gidin ve etiketteki pH değerine bakın, eğer 7&#8242;den düşükse siz vücudunuzdaki asit birikimini az da olsa arttırıyorsunuz. 2-3 ay önce bu konuya bizzat zaman ayırdığımda piyasada sadece <a href="http://www.sakasu.com.tr/" target="_blank">Saka su</a>yun pH seviyesinin 7&#8242;den yüksek olduğunu (8,1) görmüş ve de evde tükettiğimiz markadan vazgeçip hemen Saka almaya başlamıştım.Saka su arınma odaklı programlar sunan detoks merkezleri ve benzer yerlerde de tercih edilen marka iken, Saka&#8217;nın gerek tanıtımlarında, gerek çağrı merkezinde, gerek web sitesinde bu önemli artısından, avantajından bahsetmeyişi beni şaşırtmaya devam ediyor.</p>
<p>Tabii bu yazı gündemdeki &#8220;su&#8221; yoğunluğunun üzerine yazılmış bir dikkat çekme çabası. Ama asit oranı yeteri kadar az olmayan su içtiğiniz için çok da endişelenmenize gerek yok, vücudunuz sürekli alkali tarafta kalmak için çalışıyor ve asidin etkisini kısmaya çabalıyor. Ama yine de alkali su içmek kendinize vereceğiniz bir hediye olacaktır. Tabii bundan önce de, asit içeriği çok yüksek olan kola gibi meşrubatların, ayrıca alkollü içkilerin tüketimini kısmanız gerekir, özellikle de mide rahatsızlığı çekenlerin başka bir seçeneği olmadığını bilmem söylemeye gerek var mı.</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2007%2Fgundemde-su-var-peki-icme-suyunuz-ne-kadar-asidik%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/gundemde-su-var-peki-icme-suyunuz-ne-kadar-asidik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mangal Mevsiminde Kanser Riskini Azaltmak için&#8230;</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/mangal-mevsiminde-kanser-riskini-azaltmak-icin-2/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/mangal-mevsiminde-kanser-riskini-azaltmak-icin-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Jun 2007 14:56:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı ve mekanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=101</guid>
		<description><![CDATA[Yaz gelince genetik mirasımızın etkisiyle hemen açık havaya, bahçemize, parklara, yeşilliklere hücum ediyor, burada ızgara, daha doğrusu mangal yapmadan edemiyoruz. Bugün sahil yolundaki mangalcıları görünce bu sefer de sağlıklı mangal yapmak üzerine düşündüm, düşününce de yazayım dedim.
Bu aralar hep sağlık üzerine yazıyor gibi olsam da bence konular farklı ve bu sefer cep telefonu, kablosuz İnternet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz gelince genetik mirasımızın etkisiyle hemen açık havaya, bahçemize, parklara, yeşilliklere hücum ediyor, burada ızgara, daha doğrusu mangal yapmadan edemiyoruz. Bugün sahil yolundaki mangalcıları görünce bu sefer de sağlıklı mangal yapmak üzerine düşündüm, düşününce de yazayım dedim.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Bu aralar hep sağlık üzerine yazıyor gibi olsam da bence konular farklı ve bu sefer cep telefonu, kablosuz İnternet gibi henüz elimizde kanıt olmayan bir durum söz konusu değil, ciddi şekilde kanser riski var. Kırmızı et, kümes hayvanı ya da balık ızgara yaparken aşırı pişirme, karartma polisiklik aromatik hidrokarbon ve heterosiklik amin olarak açabileceğim PAH ve HCA kimyasalları yaratıyor. Bu kimyasallar da kanser riskini arttırıyor, örneğin PAH bağırsak ve mide kanseri oluşumunu tetikliyor.Ama mangal yapmaktan vazgeçmeye yanaşmayanlar en azından bu riski azaltacak tercihler yapmaya cesaret edebilirler. Tabii en başta eti karartmamak, yakmamak gerektiğini söyleyerek başlayalım:</p>
<ul>
<li>Marine edin: Marine edilmiş etler HCA oluşumunu %90&#8242;a varan oranda azaltıyor. Etinize göre nasıl marinasyon yapacağınız size kalmış, ama özellikle zeytinyağı kullandığınızda olumlu etki bu kadar yüksek oluyor. Tabii marine etin tadı da başka oluyor. Uyduruk, kimyasal katkı maddesi dolu hazır barbekü sosları ile marinasyonu karşılaştırmaya bile kalkmayın&#8230;</li>
<li>Mangal süresini azaltın: Lezzetli bir tercihten sonra daha zorlu bir tercih ise mangala atacağınız etleri daha önce fırında, ocakta, mikrodalgada yani uygun bir şekilde bir noktaya kadar pişirmek. Ardından mangal lezzeti ve aromasını alması için mangala almak. Böylece et mangalda çok daha kısa süre kalmış olacaktır.</li>
<li>Çöp şiş hesabı: Etleri ne kadar küçük parçalar halinde mangala atarsanız o kada<img src="http://www.zamazing.org/imaj/tattoiinochi/barbecue.jpg" align="right" height="330" width="440" />r çabuk pişerler. Bunun kolay bir yolu da şiş yapmak, etlerin arasına da bol bol sebze yerleştirmektir. Eti fazla değil tam piştiği zaman mangaldan almaya yine dikkat ediyoruz tabii.</li>
<li>Alevlendiren akıntılar: Etlerden akan yağlarla birden ortaya çıkan alevler ete değdiğinde söz konusu kimyasalların oluşumu artar. Bu nedenle ateşi alevlendirecek akıntıları engellemek önemlidir.</li>
<li>Mangala ara katmanlar: Mangala delikli kalay, metal levhalar yerleştirerek ete doğrudan alev değmesini, etten yağların ateşe damlamasını engellemek bir önceki önerinin uygulanmasını da kolaylaştırır, bazen mangal temizliğini de&#8230;</li>
<li>Közleşirken: Kömürler en güçlü şekilde yanarken değil artık köz haline gelmeye başlamışken etleri mangala almak riski azaltır.</li>
<li>Zararlı bölümleri atın: Lezzetli diye en sağlıksız kısımları da yemeyin. Etin yanmış, kararmış yerlerini, yağlarını keserek veya kazıyarak atın. Kanatlı hayvanları derisiyle mangala yerleştirin ama yerken deriyi soyun.</li>
</ul>
<p>Tüm bunlar mangaldan alacağımız lezzeti azaltmayacaktır ama psikolojik olarak lezzet kaybettiğiniz hissini yaratmak ya da yaratmamak yine bizim elimizde. Ayrıca illa da mangal yapacaksanız bazen sadece ya da çoğunlukla sebze de pişirebilirsiniz. Hem de sebzeler çoğunlukla bu zararlı kimyasalları üretmezler. Mangalda domates, biber, soğan gibi alışık olduğunuz lezzetlerin yanında mantar gibi alternatifleri de pişirebilirsiniz. Ya da &#8220;erkek adam brokoli yer mi&#8221; safhasını çoktan geçmiş ama brokoliden de sıkılmışsanız bir de mangalda deneyebilirsiniz!<br />
<center><!--adsense#linkunit--></center></p>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2007%2Fmangal-mevsiminde-kanser-riskini-azaltmak-icin-2%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/mangal-mevsiminde-kanser-riskini-azaltmak-icin-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beyoğlu&#8217;nda Kablosuz İnternet ve Sağlık Riski</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/beyoglunda-kablosuz-internet-ve-saglik-riski/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/beyoglunda-kablosuz-internet-ve-saglik-riski/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Jun 2007 20:22:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[bilgisayarlar]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=100</guid>
		<description><![CDATA[Geçen ay sonunda kablosuz İnternet&#8217;in sağlık üzerindeki etkileriyle ilgili yazım oldukça ilgi çekti, konu hakkında pek çok soru aldım. O yazıda bazı cümleleri daha uzun açıklamam gerektiğini düşünürken bugün okumaya zaman bulduğum dünkü gazetelerden biri bu fırsatı bana sundu: &#8220;Beyoğlu Belediyesi İstiklal Caddesi boyunca kablosuz İnternet erişim hizmetini tekrar başlattı&#8221;. Yıllar önce Koç.net işbirliğiyle başlanan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen ay sonunda <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/kablosuz-internet-kanser-riskini-arttiriyor-cagimizin-sorunundan-kurtulun-yadsimayin/">kablosuz İnternet&#8217;in sağlık üzerindeki etkileriyle ilgili yazım</a> oldukça ilgi çekti, konu hakkında pek çok soru aldım. O yazıda bazı cümleleri daha uzun açıklamam gerektiğini düşünürken bugün okumaya zaman bulduğum dünkü gazetelerden biri bu fırsatı bana sundu: &#8220;Beyoğlu Belediyesi İstiklal Caddesi boyunca kablosuz İnternet erişim hizmetini tekrar başlattı&#8221;. Yıllar önce Koç.net işbirliğiyle başlanan proje bilinen bazı düzenlemeler ve bilinmeyen diğer nedenlerle kalıcı olmamıştı. Kamuya açık alanlarda İnternet erişimi ile ilgili yasal engellerin de bulunması nedeniyle sıkıntılar yaşanırken bu kez İhlas.net&#8217;ten altyapı temin edildi, bakalım kalıcı olabilecek mi.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Fakat her şeyi unutanlardan olmadığını tahmin ettiğim bir muhabirden gelmiş olması muhtemel soru niye önceki sistemin çalıştırılmadığı, bunun ne farkı olduğu şeklindeydi. Ve şu anda TMSF yönetiminde olan bir gazetede <a href="http://www.sabah.com.tr/haber,25151E2D7897490FB2A72DAECF3E227F.html" target="_blank">Beyoğlu Belediye Başkanı&#8217;nın düşündürücü yanıtı</a> yer aldı: &#8220;Daha önce Koçnet tarafından kurulan sistem için izin alınmamıştı ve 5.8 GHz  üzerinden yayın yapılıyordu. Bu yüzden sağlığa zararlıydı. Üstelik Galatasaray&#8217;da tek bir noktadan servis sunuyordu. Bizim kurduğumuz sistem 2.4  GHz üzerinden hizmet sunacak. Sağlığa zararlı olmayacak.&#8221;</p>
<p>Ülkemizde siyasete ve siyasetçiye güvenin azalmasında böyle demeçlerin rol oynadığı yadsınamaz bir gerçek. Maalesef siyasetçilerimiz bazen iyi niyetle ama bilgisizlikle, bazen de bilinçli ve siyasi çıkar uğruna yanlış yönlendirici ifadeler kullanıyorlar. Beyoğlu Belediye Başkanı Demircan da  &#8220;daha az sağlıksız&#8221;, &#8220;daha sağlıklı&#8221; gibi  göreceli kavramlar kullanarak kendini garantiye almayı bile tercih etmeden kendi kurdukları sistemin &#8220;sağlıklı&#8221;, diğerinin &#8220;sağlıksız&#8221; olduğunu belirtmiş.</p>
<p>Bu noktada bir önceki yazımın anahtar cümlelerini tekrar öne çıkararak bilimsel gerçekleri doğru anlamakla başlayalım. Öncelikle İngilizce&#8217;de &#8220;radyo&#8221; kelimesi ile kast edilen telsiz, kablosuz frekans sinyallerinin (RF), elektromanyetik alanların tek başına kanser ve diğer hastalık risklerini arttırdığına dair bir gözlem yok. Bu konuda hassas davranmaya dikkat eden <a href="http://www.who.int/mediacentre/factsheets/fs304/en/index.html" title="WHO'nun elektromanyetik alan hakkında bilgi dökümanı" target="_blank">Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün ilgili sayfası</a>ndan da burada paylaştığım bilgiler hakkında detay alınabilir.</p>
<p>Öte yandan kablosuz İnternet ve kanser riski hakkındaki yazım, elektromanyetik alan ve RF sinyallerinin, kanser gibi hücre bozulması sorunlarını farklı kaynaklar nedeniyle yaşamaya başlamış olanların bu sorunlarını arttırdığı yönünde bazı çalışmalar olduğuna dikkat çekiyordu. Yani &#8220;kablosuz ağlar tek başına kanser faktörü&#8221; demiyordum.</p>
<p>Fakat medyada konunun sunuş tarzı ve benim web sitem gibi pek çok diğer kaynağın gelişigüzel okunması kablosuz İnternet ve cep telefonlarının büyük tehlikeler yarattığı izlenimini doğuruyor. Ama hiçbir kişi ve kurumun da insanları yanlış yönlendirmeye, gerçek dışı bir korku yaratmaya hakkı yok hele söz konusu olan sağlık ise. Henüz böyle bir riskin varlığı bu konuda söz sahibi kurumlar ve uzmanlar tarafından onaylanmış değilken &#8220;bu zararlı&#8221;, &#8220;bu tehlikeli&#8221; demek yanlış.</p>
<p>Beyoğlu&#8217;na geri dönersek, Sayın Demircan iyi niyetli olarak bu açıklamayı yaptıysa çevresindekiler ya da kendisi eksik bilgiyle konuşmuş demekle yetinip yanlışı düzeltiyoruz. Tahmin edilenin aksine, yüksek frekans daha zararlı değil. 100 MHz&#8217;deki radyo yayınları, 300-400 MHz&#8217;de TV yayınları, GSM 900 ve 1800 MHz&#8217;den daha düşük frekanstalar ve bu nedenle aynı maruz kalma seviyesinde insan vücudu cep telefonu baz istasyonlarından aldığı sinyallerin beş katına kadar fazlasını radyo ve TV yayınlarından alıyor. Ama bu sefer de &#8220;TV ve radyo daha zararlı&#8221; denmiş olunmuyor. Sadece maruz kalma ve sinyalden etkilenme konusunda doğru bilgi bu. Frekans seviyesi hakkında da pek çok yayın var ama az önce verdiğim Dünya Sağlık Örgütü ilgili sayfasında da buna kısaca değinildiğini hatırlatmak isterim. Bu durumda, Beyoğlu&#8217;nda eski kablosuz ağ yayını 5.8 GHz frekansında iken insan vücudu daha az sinyal soğuruyordu.</p>
<p>Lafın kısası, bu bir yandan eski, bir yandan yeni teknolojiler hakkında okuduğumuz bir haber, bir araştırma ile kesin karara, doğruya ulaştığımızı sanmamalıyız. O haber eksik veya yeteri kadar açık sunulmamış olabilir, ki benim bir önceki yazım da belki bu şekilde oldu, ya da Beyoğlu örneğinde olduğu gibi yanıltıcı ve bilimsel tabandan yoksun olabilir.<br />
<center><!--adsense#linkunit--></center></p>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2007%2Fbeyoglunda-kablosuz-internet-ve-saglik-riski%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/beyoglunda-kablosuz-internet-ve-saglik-riski/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kablosuz İnternet Kanser Riskini Arttırıyor. Çağımızın Sorunundan Kurtulun: Yadsımayın</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/kablosuz-internet-kanser-riskini-arttiriyor-cagimizin-sorunundan-kurtulun-yadsimayin/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/kablosuz-internet-kanser-riskini-arttiriyor-cagimizin-sorunundan-kurtulun-yadsimayin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 May 2007 19:12:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[bilgisayarlar]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=96</guid>
		<description><![CDATA[Ailemdeki uzmanlar sayesinde ilgilenmeye başladığım bir konu olan sağlıklı yaşam sonunda çalıştığım sektöre de dönüştü. Her gün bu konularda çalışmalar yapıyor, araştırmalar okuyor, değerlendirmeleri takip etmeye çalışıyoruz. Geçen hafta İngiltere merkezli ‘Kablosuz internet kanser riskini artırır’ haberi yayınlanmadan önce de kablosuz İnternet erişimi hakkında bize gelen sorular doğrultusunda benzer araştırma sonuçları bulmuştuk.

Elektromanyetik her türlü alan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ailemdeki uzmanlar sayesinde ilgilenmeye başladığım bir konu olan sağlıklı yaşam sonunda çalıştığım sektöre de dönüştü. Her gün bu konularda çalışmalar yapıyor, araştırmalar okuyor, değerlendirmeleri takip etmeye çalışıyoruz. Geçen hafta İngiltere merkezli <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/408691.asp" title="NTVMSNBC haberi detaylı bilgi içeriyor" target="_blank">‘Kablosuz internet kanser riskini artırır’ haberi</a> yayınlanmadan önce de kablosuz İnternet erişimi hakkında bize gelen sorular doğrultusunda benzer araştırma sonuçları bulmuştuk.</p>
<p><center><!--adsense--></center></p>
<p>Elektromanyetik her türlü alan kanser riskini dolaylı yoldan arttırır. Bu alanlara maruz kalanların, bildiğim kadarıyla, sadece bu nedenle kansere yakalandığını gösteren bir çalışma olmasa da elektromanyetik alanın, başka faktörlerin neden olduğu kanser gibi hücre bozulması sorunlarını derinleştirdiği, hızlandırdığı  yadsınamaz bir gerçek. Ve çocukların bundan daha da çok etkilendiği, ülkemizde ve diğer ülkelerde trafolara, yüksek gerilim hatlarına yakın evlerde yaşayan çocukların lösemiye yakalanma sıklığı verileriyle desteklenen bir sonuç. <a href="http://shop.thelifeco.com.tr/Radyasyon-Kalkanlar-C81.aspx" title="Bir süre zevkle çalıştığım The LifeCo EMF ürünleri kayda değer" target="_blank">Elektromanyetik alanlardan koruyucu bazı ürünler bulunuyor</a>, ama genel kabul gören bir ürün yok, asıl nedeni de bu konuya genel ilgisizlik, ve koruma ürününden önce ilk iş, bu alanların etkisinden kendimizi olabildiğine korumamız.İşte elektromanyetik alan oluşturan pek çok kaynaktan biri de gittikçe yaygınlaşan <a href="http://www.cihansalim.net/dosya/200402a.htm" title="Uzun süre önce yazdığım kablosuz ağ kurulumu üzerine yazımı buradan okuyabilirsiniz">kablosuz bilgisayar ağları</a>, kablosuz İnternet alanları. Gittikçe daha fazla şirket ve evde kablosuz ağ kurulması, okullarda ve pek çok kurumda kablosuz erişim sunulması gece gündüz elektromanyetik etkiye maruz kalmamıza neden oluyor. Özellikle çocukların korumasız olduğu bu tehlike nedeniyle İngiltere&#8217;de okullarda kablosuz ağlar tartışma konusu oldu.Bilim ve tıbbın sürekli ilerlediği bir ortamda olsak da, çağımızın ne kadar modern ve ilerici, aydınlanmacı bir çağ olduğu tartışılır. Çünkü &#8220;yadsımak&#8221; gittikçe daha çok insanda, daha sık görülen bir tutum oluyor. Rahatlık, geçici kazanç ya da ilgi göstermeye üşenme nedeniyle, işimize gelmeyeni yadsır olduk.Bir yanda yeni bulgular, buluşlar diğer tarafta hayatı kolaylaştıran teknoloji ve ürünler! Ev içinde, iş yerinde masamızdaki sabit telefonu değil cep telefonunu kullanıyor, 15 dakika kazanmak için fırındaki mikrodalga ısıtma düğmesine basıyoruz. Şimdi de kablosuz İnternet&#8217;in rahatlığından vazgeçemiyoruz. Tercih tabii ki bireylerin, sizlerin. Ama yadsıyanlardan değilseniz en azından kablosuz ağ kullanım sürenizi kısaltmaya çalışın.</p>
<ul>
<li>Kablosuz bir modeminiz var, ama evde kablosuz alıcınız yoksa, modeme kabloyla bağlı bir bilgisayardan İnternet&#8217;e giriyorsanuz, modemin kablosuz yayınını kapatın</li>
<li>Evde olmadığınız saatlerde, ya da evde İnternet&#8217;i kimsenin kullanmadığı saatlerde, tabii gece uyurken de, modeminizi kapatın</li>
<li>Yemek yerken, TV seyrederken yarım ya da bir saatliğine de olsa modeminizi kapatın</li>
<li>Hatta bunları komşunuza da öğretin, tembihleyin ki onun kablosuz ağı sizi olabildiğine az etkilesin</li>
<li>Evde küçük çocuklar varsa bu önlemleri uygulamaya daha da fazla önem gösterin</li>
</ul>
<p>Kablosuz modemin olumsuzluklarına değindik, bu teknolojiyi gereksiz yere olabildiğince az kullanın dedik. Ama hayatınızdan çıkaramayacaksanız, hatta yeni bir kablosuz modem alacaksanız, bu aralar arkadaşlarımın ayarlarını yapmak için çok modem deneme fırsatı bulmuş biri olarak bir modem önerisi yapabilirim. Piyasadaki en ucuz kablosuz modemlerden Datron&#8217;un RTA1030W modeli fiyatından beklenmeyek özelliklere sahip. 1 ethernet de 1 USB girişi olan kablosuz modemin yayın alanının aynı yerde denediğim bir diğer ünlü markanın modelinden daha da iyi olduğunu bizzat tecrübe ettim. Ayrıca acemi ve ayarları bilmeyen kullanıcılar için, piyasada en kolay kurulabilecek, sadece şifre ve kullanıcı adı yazdığım, diğer ayarları kendisi yapan bu modem, bazı bilişim ürünlerinin ucuzunun da ne kadar yeterli ve üstün başarılı olabildiğini kanıtlama imkanı sunduğu için burada övgü almayı hak ediyor. Açma kapatma düğmesini erişilmesi zor bir yere koymadığı için de, kullanmadığınız anlarda kolayca kapatabilirsiniz&#8230;</p>
<p><em>İlgili yazılar:</em></p>
<ul>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/beyoglunda-kablosuz-internet-ve-saglik-riski/" title="Beyoğlu’nda Kablosuz İnternet ve Sağlık Riski">Beyoğlu’nda Kablosuz İnternet ve Sağlık Riski</a></li>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/mangal-mevsiminde-kanser-riskini-azaltmak-icin/" title="Mangal Mevsiminde Kanser Riskini Azaltmak için…">Mangal Mevsiminde Kanser Riskini Azaltmak için…</a></li>
</ul>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center> </p>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2007%2Fkablosuz-internet-kanser-riskini-arttiriyor-cagimizin-sorunundan-kurtulun-yadsimayin%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/kablosuz-internet-kanser-riskini-arttiriyor-cagimizin-sorunundan-kurtulun-yadsimayin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>14</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı bir yaşam için &#8220;farkında&#8221; olun, etrafınızdaki laleleri görün&#8230; Ve Pentax lensin hayat verdiği bir BenQ</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/saglikli-bir-yasam-icin-farkinda-olun-etrafinizdaki-laleleri-gorun-ve-pentax-lensin-hayat-verdigi-bir-benq/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/saglikli-bir-yasam-icin-farkinda-olun-etrafinizdaki-laleleri-gorun-ve-pentax-lensin-hayat-verdigi-bir-benq/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Apr 2007 14:19:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[doğa, çevre ve gezi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı ve mekanlar]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğrafçılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=83</guid>
		<description><![CDATA[Pek çok yerde şaşırtıcı şekil ve renkteki laleler İstanbul&#8217;un güzelliğine güzellik katıyor, lale etkinlikleri de yapılıyor. Bu çalışmalar da aslında azımsanmayacak sayıda insanın eleştirisine maruz kalıyor. Maalesef şehirdekiler trafikten, kirden o kadar sıkkın ki &#8220;belediye niye lalelerle uğraşıyor&#8221; diye kızıyorlar, üç gün önce bindiğim bir taksinin şoförünün sözleri karşısında ben de &#8220;haklı&#8221; diye düşünmeden edemedim.
Ama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Pek çok yerde şaşırtıcı şekil ve renkteki laleler İstanbul&#8217;un güzelliğine güzellik katıyor, lale etkinlikleri de yapılıyor. Bu çalışmalar da aslında azımsanmayacak sayıda insanın eleştirisine maruz kalıyor. Maalesef şehirdekiler trafikten, kirden o kadar sıkkın ki &#8220;belediye niye lalelerle uğraşıyor&#8221; diye kızıyorlar, üç gün önce bindiğim bir taksinin şoförünün sözleri karşısında ben de &#8220;haklı&#8221; diye düşünmeden edemedim.</p>
<p><!--adsense-->Ama güncemde aralıklarla dile getirdiğim gibi tepkisiz ve umursamaz bir topluma dönüşüyoruz. Eğer bir şey yapmaya, sözümüzü duyurmaya çalışmayacaksak sürekli şikayet eder durumda olmak bana &#8220;keskin sirke küpüne zarar&#8221; deyişini hatırlatıyor. Gerçekten de laleler hakkında bir şey yapmayacaksak, niye gözlerimizi bu güzelliğe kapıyoruz? Bu sabah sahilde bir yürüyüşe çıktık ve yol kenarındaki az sayıda laleyi mutlulukla seyrettik, biraz sonra karşılacağımız şenliği bilmeden&#8230;</p>
<p><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/cihanlale2.jpg" alt="" width="563" height="320" align="middle" />Avrupa yakasında, sahil yolunda Yenikapı/Zeytinburnu girişindeki surların altındaki parkın bir soğanlı bitkiler parkına çevrildiğinden haberimiz yoktu, pek çok kişinin de yoktur. Ve lafı hiç uzatmadan yakında oturan ve çalışanların, hatta bu yoldan geçenlerin yarım saatliğine buraya girmesini şiddetle öneririm. Aracı olanlar da hiç zorlanmadan Yenikapı girişinden sapıp BP benzin istasyonundan hemen önce parkın girişine arabalarını bırakabilir, parkı gezip sahil yoluna dönerek yollarına devam edebilir.Az sayıda ve süs amaçlı yerleştirilen lalelerin yanında, şehrin bazı yerlerinde böyle inanılmaz güzellikte parklar var ama iyi duyurulmuyor, dikkat çekmiyor, daha önemlisi yer seçimi başarısız olduğundan bu güzelliklerin ziyaretçisi az oluyor. Bu da hem maddi hem manevi bir kayba neden oluyor. Yatırımların faydası az kişi tarafından alınabiliyor, alınan manevi haz çoğunluğa yayılmıyor.</p>
<p>Bu manevi haz çok önemli, sağlıklı ve uzun bir yaşam için ruh halimiz en büyük belirleyici. Stres ve stres altında vücudun salgıladığı hormanlar ilk çağlarda atalarımızın tehlikeden kurtulmasıyla sona eriyordu, bu tehlikelerin de neredeyse tümü fizikseldi, saldırı, savaş, vahi hayvanlar, doğa şartları gibi. Ama bugün, stresin kaynağı çoğunlukla fiziki değil, zihinsel ve tabii uzun süreli. Bu nedenle stresin tetiklediği vücut salgıları daha uzun süre etkili oluyor ve bize zarar veriyor. Hayata karşı tutumumuz bu nedenle çok önemli, farkındalık, çevremizdeki olayları takip edebilmek, tam anlamıyla yaşayabilmek, güzellikleri görebilmek sağlıklı ve kaliteli yaşamanın anahtarı.</p>
<p><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/cihanlale1.jpg" alt="" align="middle" />Gelelim eve gelince yaptığım makro çekimlerden etkilenmemi sağlayan kameraya. Fotoğrafçılıkla yakından ilgili babamın sayesinde evde 6-7 tane kaliteli dijital fotoğraf makinesi var, ama en başarılı olanlarından biri bize sürpriz yapan bir BenQ; DC-X600. Anneme kompakt, kolay taşınabilir, hafif ve ekonomik ama tabii ki kaliteli bir model ararken geçen yılın son aylarında çok mükemmel bir teklifle karşılaşmıştık, Pentax lensli DC X600 gerçekten de çok başarılı olarak lanse edilen modellere göre mükemmel sonuçlar veriyor. Artık benim de kullanmaya başladığım makinede, elleri çok da sıkı durmayan biri olarak, hiç titreşim sorunu yaşamıyorum.Bilişim ve iktisatın aksine Türkçe&#8217;sine hakim olmadığım fotoğrafçılık alanında İngilizce kelimeler kullanacağım için üzgünüm; pek çok denememizde mükemmel &#8216;exposure&#8217; seviyeleri ile kareleri düzeltmemize hiç gerek kalmıyor. Ve çok önemli bir diğer şeyse &#8216;noise&#8217; ya da kirlilik/gürültü açısından yine çok iyi sonuçlar alıyor oluşumuz.</p>
<p>Belki de daha fazla deneme yapmak gerekiyor ama Pentax&#8217;ın lens olarak Leica&#8217;nın tahtını sarstığını hatta ele geçirdiğini söyleyebiliriz. Bu aralar pek kullanmadığımız Carl Zeiss lensler hakkında ise son durumu bilemiyorum. Ama dijital fotoğrafçılık konusunda tecrübesiz olanlara da, model seçerken dikkat etmeleri gerekenlerin bu bahsettiklerim olduğunu hatırlatmak isterim, lens kalitesi, otomatik ışık ve renk ayarı; asla megapiksel ya da dijital zoom değil&#8230;</p>
<p>Bugün çektiğim bazı kareleri <a title="Masaüstü duvar kağıtları" href="http://cihansalim.net/diger/eglence.htm#duvar" target="_blank">sitemin duvar kağıtları bölümü</a>ne, zamanım olursa eklemeyi düşünüyorum, bilginize.</p>
<p><!--adsense#linkunit--></p>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2007%2Fsaglikli-bir-yasam-icin-farkinda-olun-etrafinizdaki-laleleri-gorun-ve-pentax-lensin-hayat-verdigi-bir-benq%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/saglikli-bir-yasam-icin-farkinda-olun-etrafinizdaki-laleleri-gorun-ve-pentax-lensin-hayat-verdigi-bir-benq/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

