<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>H. Cihan Salim - Günce... Blog... &#187; oyunlar, spor, TV</title>
	<atom:link href="http://www.cihansalim.net/blog/category/oyunlar-spor-televizyon/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cihansalim.net/blog</link>
	<description>www.cihansalim.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 11 Aug 2010 12:56:45 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Sanal Kimlikler Sayesinde Birbirini Besleyen Paralel Yaşamlar, Paralel Evrenler</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/sanal-kimlikler-sayesinde-birbirini-besleyen-paralel-yasamlar-paralel-evrenler/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/sanal-kimlikler-sayesinde-birbirini-besleyen-paralel-yasamlar-paralel-evrenler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Aug 2010 12:55:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1042</guid>
		<description><![CDATA[Lost gibi diziler, sinema filmleri bizleri farklı zaman dilimleri, evrenler, boyutlar arasında dolaştırırken izlenme rekorları kırıyor. Bu ilginin güçlenmesi ise, son yıllardaki İnternet ve iletişim aracı kullanım şekillerimizin bizleri toplumdan izole etmektense farklı şeyleri bir arada yaşamaya itmesinden kaynaklanıyor olabilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Milyonlarca kişinin heyecanla beklediği Lost dizisinin 6. ve son yılının final bölümü bazılarında hayal kırıklığı, bazılarında memnuniyet yarattı. Son on yılın en popüler TV yapımlarından biri olan dizide kahramanların geçmişleri ve geleceklerine sıklıkla gidiliyor, izleyiciler de aradaki gelişmeleri tahmin etmeye çalışıyorlardı. Son sezonda ise kahramanların, daha önce anlatılan geçmiş veya geleceklerine uymayan öğeler içeren farklı bir hayat yaşadıkları yeni bir zaman dilimi ekrana gelmeye başladı. Geniş izleyici tabanını düşündüğümüzde, dizinin takip edilmesini, anlamlandırılmasını zorlamaya başlayan bu açılımı yapımcılar göze almış, tercihi bilinçli yapmıştı.</p>
<p>Yine son dönemin güçlü ve popüler TV dizilerinden Fringe, alternatif evreni temel alan hikayesinde iki taraf arasındaki geçişler, bilim ve teknolojideki gelişmelerle iki evrenin yakınlaştırılması, hatta bunların birbiri üstüne çökmesi olasılıklarını işleyen hikayesiyle ilgi çekmeye devam ediyor.</p>
<p>Bu iki örnek, hikayesi büyük ölçüde paralel zaman veya boyutlarda geçen diziler. Ama tabii ki bir veya birkaç bölümde bu konulara değinen daha pek çok dizi ve film var. Özellikle son dönemde bu temanın daha sık karşımıza çıktığını da gözlemliyoruz. Paralel zamanlarda veya boyutlarda aynı karakterlerin farklı yaşamlar sürmesine dair olan bu kurgu yapımların daha çok ilgi çekiyor olmasının başlıca nedenlerinden biri de, yüz milyonlarca insanın İnternet kullanım eğilimleriyle benzerlikler taşıması.</p>
<p><strong>“Eğlence için İnternet” Kullanımı Derinlik Kazanıyor</strong><br />
İnternet kullanımı içinde eğlence ve rahatlamaya yönelik ayrılan zamanın payı son yıllarda ciddi oranda yükseliş gösterdi. İnternet’in yaygınlaşması ile bilgisayarlar ve oyun konsollarına yönelik üretilen profesyonel oyunlar “çok oyunculu”, bol etkileşimli programlara dönüştü. Devasa boyutlarda sanal dünyalarda fantastik karakterler seçerek rol yapma üzerine kurulu oyunlar on milyonlarca kullanıcının hayatlarının ciddi bir bölümünü buna zevkle ayırmasını sağlıyor.</p>
<p>Ama sadece World of Warcraft gibi kendi başına kurulması gereken profesyonel oyunlar değil, Facebook gibi sanal ağlar üzerinde oynanan basit oyunlar da benzer temalar barındırmaya başladı. Farmville, Cafe World, Texas HoldEm, Mafia Wars gibi popüler oyunların üreticisi Zynga’nın oyunlarını ayda 235 milyon farklı kullanıcı oynuyor. Günde ortalama 65 milyon oyuncunun giriş yaptığı Zynga oyunlarından örneğin FarmVille’in yaklaşık 83 milyon oyuncusu var ve bu rakam büyümeye devam ediyor.</p>
<p>Sosyal medya tabanlı bu tip oyunlar doğal olarak kendilerini “sürekli” veya “profesyonel” oyuncu olarak tanımlamayacak, fırsat bulduğunda sisteme girenler tarafından oynanan, bu nedenle de geçtiğimiz dönemde çok daha masum görünen programlar idi.</p>
<p>Fakat FarmVille örneğinde olduğu gibi, bu “rasgele” oyuncu tabanının aslında nasıl “sürekli”, fanatikçesine oynayanlara dönüşebildiğini görmeye başladık. Sosyal medya platformlarında geçirilen süreler her ay beşer onar dakika artarken bu oyunlara daha mı çok zaman ayrılmaya başlandı, yoksa bu “genellikle” ücretsiz oyunları oynayabilmek için mi daha çok sosyal paylaşım siteleri ziyaret edilmeye başlandı, bu çok önemli bir soru.</p>
<p>Çünkü gittikçe daha fazla kullanıcı “bugün çiftliğimi sulamadım”, “bugün balıklarıma yem vermedim” gibi düşüncelerle oyuna girme fırsatı kollarken aslında bir yandan da günlük hayatlarına farklı bir boyut katmış oluyorlar.</p>
<p><strong>Farklı Kimlikleri Farkında Olmadan Yaşamak</strong><br />
Evet, İnternet’i bir kaçış fantazisini gerçekleştirmek için kullananlar hiç de az değil. Ama hayır, şu anda irdelediğimiz bu kaçış fikri değil, farklı dünyalar yaşayanlardan bahsetmiyoruz, bu nedenle de Lost, Fringe gibi örnekler üzerinden giriyor, Alice Harikalar Diyarı gibi hepimizi etkileyen alternatif gerçeklik, farklı dünyalar temalarından bahsetmiyoruz, “İnternet kitleleri yatıştıran, uyuşturan bir kaçış evrenidir” demiyoruz. Bilinçli veya bilinçsiz, bu amaçla İnternet’i kullananlar var. Fakat günümüzde çok daha fazla insan, İnternet sayesinde kendilerini farklı bir paralellikte, farklı bir karakterde, farklı değerler ve hedeflerle yaşatıyor.</p>
<p>Yılda bir iki kere karşılaştığınız pek de samimi olmadığınız eski bir sınıf arkadaşınız, eski işinizdeki şefiniz, belki de bir zamanlar muhabbetinizin limoni olduğu bir tanıdığınızın çiftliğine yeni mahsuller gönderir, ona traktör hediye ederken; ondan gelen benzer bir gönderiye çok mutlu olur, onun çiftliğininin ne durumda olduğunu merak ederken aslında karşıdaki kişiyle bildiğiniz ilişkinizi bırakmış oluyorsunuz.</p>
<p>Sandığınızdan çok daha fazla kişi, o an gerçekten ekinlerine, mahsullerine çok değer veren, emek ve çabasıyla bir şeyler ortaya koyduğuna, ürettiğine inanan amatör çiftçilere dönüşüyor. Bu, balkonda, terasta saksı içinde veya arka bahçede 2-3 metrekarede maydonoz, domates yetiştirmenin, uzaktaki tanıdıklarla paylaşılarak yapılması gibi bir şey. Hem de karşı tarafın da yaptığınızı gönülden takip ettiğini, ilgileniyormuş gibi yapmadan ilgilendiğini bilerek.</p>
<p>Sosyal paylaşım ağlarında sadece oyunlar değil, kullanıcı profilleri de, arkadaşlarla paylaşılan İnternet haberleri, videoları, kişisel fotoğraflar da pek çok kişi için farklı özelliklerini, isteklerini paylaşabilme, farklı bir “ben” yaşayabilmenin sadece diğer yolları. Her gün masabaşında yaptığı iş ile kendini ifade edemediğine inanan sayısız insan, akşamları ise işinin içeriğiyle bağlantısı olmayan bambaşka bir sektörün haberlerini, videolarını paylaşıp üstüne kendi yorumunu eklerken Facebook’ta arkadaşlarının, FriendFeed ve Twitter’da tanımadığı takipçilerinin gözünde farklı bir ‘ben’i sunmanın rahatlatıcı konforunu yakalıyor, ta ki ertesi sabah yeniden mesai için masasına oturup kendinden beklendiğine inanan rolünü oynamaya tekrar başlayana kadar.</p>
<p>İnternet, ister oyunlarla olsun, ister Facebook’ta paylaşılması tercih edilen ve edilmeyen fotoğrafları sizin insiyatifinize bırakmasıyla olsun, aynı anda farklı kimliklerin tadını yaşama imkanı ve artan etkileşim araçları sunuyor. Hem de 90’lar ve 2000’lerin başında sıklıkla itham edildiği “kopuk sanal kaçışlar sağladığı, bireye temeli güçsüz hayaller yaşattığı” iddialarını geçersiz kılarak!</p>
<p>Hala TV, cep telefonu ve İnternet için notebook kullanarak üç ekrandan hayatımızı sürdürürken, İnternet henüz “hava” gibi hayatımızın her anına, alanına entegre olmamışken bu paralel yaşam tarzının kuvvetlenmeye devam edeceğini tahmin etmek zor değil, aynı paralel yaşamlarında farklı şeyler yaşayan kahramanları olan dizilerin de izleme rekorları kırmaya devam edeceği gibi! İnternet her an her hareketimizin parçası olduğunda ise “ben”i konuşurken bambaşka şeyleri tartışıyor olacağız&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/sanal-kimlikler-sayesinde-birbirini-besleyen-paralel-yasamlar-paralel-evrenler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TV Suç Oranlarını Arttırdıysa Aşırı İnternet Kullanımı Düzenlenmeli mi</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/tv-suc-oranlarini-arttirdiysa-asiri-internet-kullanimi-duzenlenmeli-mi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/tv-suc-oranlarini-arttirdiysa-asiri-internet-kullanimi-duzenlenmeli-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jun 2010 11:04:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[suç oranları]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=997</guid>
		<description><![CDATA[TV veya İnternet'te izlenen tehlikeli içeriklerin özellikle gençler üzerinde olumsuz etki bıraktığı düşünülür, hatta ülkemizde site engellemelerinin nedeni de budur. Fakat TV üzerine yapılan bir araştırma, eğer bir zarar söz konusu ise, bunun içerikten bağımsız olduğunu ortaya koyuyor, çünkü 4 yaşına kadar TV izleyenler ile izlemeyenler arasındaki ciddi farkı önümüze getiriyor...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Queens’de, iki hafta önce bir gece, çevre apartmanlardaki saygın ve kanunlara inanan 38 vatandaşın gözleri önünde bir katil bir kadına yarım saatten uzun bir süre içinde aralıklarla 3 kez saldırdı ve bıçakladı. Kimse polisi aramadı. Bir görgü şahidi ise ancak kadın öldükten sonra aramıştı.”</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>New York Times gazetesinin 1964 yılındaki Kitty Genovese cinayeti ile ilgili tarihi haberi bazılarımıza tanıdık gelmiştir. Çünkü ABD’de en çok okutulan sosyal psikoloji ders kitaplarından en az onunda bu hikaye yer alıyor, aynı şekilde Malcolm Gladwell’in dünya çapında geniş ilgi uyandıran Kıvılcım Anı (Tipping Point) kitabında da. Hatta cinayetin 30. yılını anmak için dönemin ABD Başkanı Clinton New York’a giderek cinayetin yaşandığı dönemde, ABD toplumunun tehlikede olmakla kalmayıp yalnızlaştığını vurgulamıştı.</p>
<p>Ama 1964’teki bu olay ABD’de hızla artan suçlardan sadece bir tanesi idi. 63’te Kennedy suikasti de toplumu derinden sarsmıştı. Şiddet ve mülk gaspı içeren suç oranları 1950’lerin sonuna kadar dengeli seyrederken 60’larda ikiye, 70’lerde ise dörde katlandı. Gerek o dönemde, gerek sonrasında bilim adamları bu artışın nedenlerini keşfetmeye çalıştı. Ama sosyal ve davranışsal alanda deney yapmanın zorluğu ve bazı durumlarda imkansızlığı pek çok hipotezi desteksiz bıraktı.</p>
<p>Söz konusu dönemde hızla artan genç nüfus, otorite karşıtı hareketin güç kazanması, vatandaşlık haklarındaki ilerlemeler de suç oranındaki değişimin nedenleri olarak sorgulandı. Diğer yandan Amerikan sivil özgürlükler hareketi , hapishanelerdeki şartların, aşırı kalabalık ortamların suçluların insanlık dışı bir muameleye maruz kalmasına neden olduğuna dikkat çekmeye başlamıştı. Özellikle en kalabalık hapishanelerin olduğu eyaletlere açılan davaların kazanılması sonucu bazı eyaletlerde daha hafif suçlular iyi hal göstermeleri durumunda daha çabuk serbest bırakılırken aynı suç için hapse atılma olasılığı da eskiye oranla ciddi oranda düştü. Bu eyaletlerde %15’e varan oranlarda hapishanelerin yükü azaltıldı!</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img width="470" height="175" title="Çocukların sadece İnternet değil TV kullanımında da izledikleri içeriğin şiddet içermesinden daha başka faktörlerden olumsuz etkileniyor olma olasılığı sanılandan çok daha kuvvetli" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/internet-kullanan-cocuk-l.jpg"/>
<p>Çocukların sadece İnternet değil TV kullanımında da izledikleri içeriğin şiddet içermesinden daha başka faktörlerden olumsuz etkileniyor olma olasılığı sanılandan çok daha kuvvetli</p>
</div>
</div>
<p>Böylesi eyaletlerle diğerleri karşılaştırıldığında ise suç artışının ancak %30’u daha çok suçlunun serbest bırakılması ile açıklanabildi. Bir diğer %10 ise “Baby Boom” diye anılan nesli oluşturan, hızla artan nüfus, ayrıca Afrika asıllı Amerikalılar’ın daha kuzey eyaletlere göçü ve Vietnam’dan geri dönen gazi ve askerlerin huzursuzluğu, eylemleri ile açıklanabildi.</p>
<p>Ama bu oranlar yetersizdi. Bilim adamlarının hapishanelerde deney için suçlu oranlarının değiştirilmesini önerme şansları olmadığından doğal deneyler arayışına girmeleri gerekiyordu. O dönem pek akla gelmeyen nedenlerden biri ise ABD toplumunu hızla etkisi altına alan televizyon idi. Ama rasgele iki grup genç seçip suçluluk oranlarını onlara ne kadar TV izlediklerini sorarak açıklamak da mümkün değildi.</p>
<p>Fakat televizyon yayınlarını düzenlemekten sorumlu olan Federal İletişim Kurumu, 1948-1952 yılları arasında yeni TV kanallarının açılışına izin vermedi, çünkü sistem daha büyümeden önce yayın spektrumunu yeniden düzenlemenin doğru olacağı düşünüldü. Böylece ülkede 1940’ların ortasında TV seyretmeye başlayan bir grup eyalet ile 1950’lerin ortasında TV ile tanışan farklı bir grup eyalet oluşmuş, arada da 10 yıllık bir nesil farkı çıkmış oldu. İşte bu da doğal deney gözlemi için harika bir fırsattı.</p>
<p>Sonuçlar çok etkileyici idi. Geçmişte benzer suçluluk oranları gösteren şehirlerden, TV izlemeye erken başlayan şehirlerde şiddet suçları 1970’lerde diğer şehirlere göre 2 kat artarken gasp ve mülk hırsızlıkları ‘erken TV’li şehirlerde19 40’larda daha azken 70’lerde TV’ye geç kavuşan şehirleri geçmişti.</p>
<p>Şehirlerin kendine has ekonomik ve güvenlik dinamiklerinin sonuçları etkilememesi için de belli şehirlere eğilerek yapılan çalışmalar da paralel sonuçlar göstermiş. Örneğin 1954 yılında TV yayınlarının başladığı bir eyalette 1950 doğumlular ile 1954 doğumlular arasında karşılaştırma yapıldığında dört yaşına kadar TV izleme şansı olmuş olan yaş grubunda suçluluk oranlarının daha yüksek olduğu görülmüş. Hatta 15 yaşına kadar, TV izlenen her fazladan yıl, gasp gibi suçlardan tutuklamalarda %4, şiddet suçlarından tutuklamalarda %2 artışı istatistiki olarak açıklamış. Toplamda da televizyon seyretme sıklığı, 1960’larda artan gasp ve mülk suçlarındaki artışın %50, şiddet suçlarındaki artışın da %25’ini açıklamış.</p>
<p>TV’nin bu kadar etkili olmasını ise açıklamak daha da zor! Özellikle 5 yaşından önce daha çok TV izleyenlerin üzerinde etki daha fazla olduğundan ve de bu yaş grubunda şiddet içerikli TV yayınlarının pek izlenmediğini düşündüğümüzde gerçek nedenleri ortaya çıkarabilmek gerekiyor.</p>
<p><strong>Peki İnternet de Televizyon Gibi Bir Etkiye Sahip mi?</strong><br />
Her yeni teknoloji hayatı biraz daha kolaylaştırmanın çok daha ötesine geçiyor, hayat standardında kayda değer gelişmeler sağlıyor. Örneğin Hindistan’ın kırsalında TV ile tanışan bölgelerde kadına daha az şiddet ve daha az istenmeyen doğum vakası gözlemleniyor. Belki kadınlar izlediklerinin etkisinde kalıp kendilerine daha iyi davranılmasına yönelik tutumlar sergiliyor, belki de Hintli erkekler TV karşısında daha fazla kriket seyretmeye dalıyor.</p>
<p>İnternet için her birimizin vereceği farklı olumlu örnekler de olacaktır. Tabii bir diğer yandan da ülkemizde RTÜK’ün TV yayınlarını düzenlemeye yönelik yaklaşımlarının paralelinde İnternet yasakları artıyor. Zararlı içerik kategorileri belirlenmiş durumda ve İnternet üzerinden basit bir form doldurarak şikayet edilebilen siteler kolayca erişime kapatılıyor. İnternet’teki yayınların sadece gençlerin değil toplumun ahlakı ve sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olacağı öne çıkarılıyor.</p>
<p>Fakat TV tarafında olduğu gibi İnternet tarafında da içeriğin olumsuz etkisini kanıtlamak pek mümkün değil. Nitekim 5 yaşından önce izlenen TV suç oranlarını arttırıyorsa bunda içerikten ziyade ekran karşısında kalıp başka insanlarla yüzyüze gelmeyen, sosyalleşmeyen çocuklar, ailelerin çocukları TV karşısına bırakma kolaylığına kaçarak ilgilerini, diyaloglarını ve sevgilerini esirgemesi, imkansızlıklarla büyüyen gençlerin daha yüksek refah seviyesindeki yaşamı izlerken bundan olumsuz etkilenmesi gibi çok daha mantıklı açıklamalara öncelik vermemiz gerekiyor.</p>
<p>Her ne kadar içerik önemli olsa ve toplumda bazı davranışların daha kolay kabul görmesini sağlayan algılar yaratabiliyor olsa da aslında ideal bir toplumda genç yaşlı herkesin tükettiği içeriği seçme bilinci ve bu içeriği içselleştirmeden önce sorgulama yetisine sahip olması, bunun için de duygusal ve zihinsel gelişimini doğru eğitim ve öğretim ile tamamlamış olması gerekiyor.</p>
<p>İnternet’in kitleler üzerindeki dönemsel etkisini ölçen bir deneyle karşılaşmadım, İnternet’in Batılı ülkeler içinde çok daha hızlı yayıldığını düşündüğümüzde böyle bir deneyin Batı’dan gelmesi oldukça zor. Ama TV deneyinin sağladığı ışık sayesinde artık ülke olarak içeriği denetleme ve yasaklamanın ilkel bir savaş yöntemi olduğunu fark etmemiz ve de ister televizyon, ister İnternet, isterse elimizden, kulağımızdan düşmeyen cep telefonu olsun çocuk ve gençlerin hayatına giren her teknolojinin onların duygusal gelişimi üzerindeki etkisini yönetmeye yönelik adımlar atmamız gerekiyor. Aksi halde tüm gün komik videolar izleyerek günü geçiren gençlerin de pek sağlıklı yetişmediğini yakında fark etmeye başlayacağız&#8230;</p>
<p>Açtığımız gibi Kitty Genovese cinayetiyle kapatalım. Bu yazımın kaynağı olan SuperFreakonomics kitabının yazarlarının ve son dönemde bazı diğer yayınların, olayın iç yüzünü sorgulamaya başlamasıyla mahalledeki insanların tepkisiz olduğu yönündeki bilgi doğruluğunu yitirdi. Olay gece karanlığında, saat 3 buçukta, saldırılardan sonuncu ve ölümcül olanı da arka kapıda gerçekleştiğinden 38 değil belki bir kişinin bile olayı tam göremediği ortaya çıktı. Yani, komşularınıza güvenmekten vazgeçmeniz için yeni bir neden yok!</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/tv-suc-oranlarini-arttirdiysa-asiri-internet-kullanimi-duzenlenmeli-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yine Madalyadan Çok Uzaklarda! 12 Dev Adamı ve 20 milyon $ Sponsorluk Gelirini Yönetenler Rahat mı?</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/yine-madalyadan-cok-uzaklarda-12-dev-adami-ve-20-milyon-sponsorluk-gelirini-yonetenler-rahat-mi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/yine-madalyadan-cok-uzaklarda-12-dev-adami-ve-20-milyon-sponsorluk-gelirini-yonetenler-rahat-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Sep 2009 20:01:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=726</guid>
		<description><![CDATA[Belki de uzun yıllar 2010 Dünya Şampiyonası kadar büyük bir organizasyon ülkemize gelmeyecek ama 12 Dev Adam bu kafayla seneye kendi ülkesinde de başarıdan çok uzak kalacaktır. 2005 ve 2007'de 12. sırayı geçemeyen Avrupa'nın sayılı basketbol ülkelerinde Türkiye 2009'da da hayal kırıklığı yarattı!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Biz organize etmezsek katılmamız hayal olan Basketbol Dünya Şampiyonası ve Olimpiyatlar iki yılda bir düzenlendiğinden her iki yazın birinde 12 Dev Adam dinleniyor. Geçen yaz dinlendikten sonra tekrar yeni bir Avrupa Şampiyonası ile ülkemizin en popüler ikinci sporu gündeme oturdu. Polonya&#8217;daki turnuvada 7.-8.lik maçı oynayacak olmamız sanırım büyük bir başarı, çünkü Sırbistan ve Karadağ&#8217;da 2005, İspanya&#8217;da 2007&#8242;deki turnuvalarda 16 takım arasında 12. olmuştuk!</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Peki bu başarı(!) sosyal paylaşım sitelerine nasıl yansımış? Mesela benim Facebook arkadaşlarım arasında şöyle yankılar buldu: &#8220;Sırf kafasızlıktan maç nasıl verilir&#8221;; &#8220;ilk değil, son da olmayacak&#8221;; &#8220;o kadar saçmaladık ki herifler de anlamadı; bir türlü maçı kopartamadılar ulan kesin bi pislik var diye&#8230;&#8221; Twitter&#8217;daki Türk kullanıcıların yorumları da, özellikle Twitter kullanıcı adı ve hesabıyla giriş yapıp aratır ya da buraya tıklarsanız karşınıza bol detayla gelecek, örneğin: <a href="http://twitter.com/#search?q=hidayet" target="_blank">http://twitter.com/#search?q=hidayet</a></p>
<p>Lafın kısası, Avrupa&#8217;nın sayılı basketbol ülkelerinden, bu işe ciddi kaynak ve bütçe ayıran Türkiye yine bir Avrupa Şampiyonası&#8217;nı madalyanın çok uzağında bitirdi. Ben güncemde 2007 turnuvası öncesi &#8220;<a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/hucum-edemeyen-12-dev-adam-ve-gorevde-kalan-yoneticileri-2/">Hücum Edemeyen 12 Dev Adam ve Görevde Kalan Yöneticileri</a>&#8221; başlıklı bir yazı yazmış, maalesef turnuvada çok haklı çıkmış ve turnuva sonrası &#8220;<a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/12-dev-adam-cokmeden-cesaretle-yeniden-yapilanmanin-zamani/">yeniden yapılanmanın zamanıdır</a>&#8221; diye son bir yazı yazmıştım. Birazcık oyuncu değişikliği dışında pek bir değişiklikten söz etmek mümkün değil, ve işte sonuç yine ortada.</p>
<p>Turnuvanın açık ara en zayıf 1. tur grubunu maç başına 88 sayıyı rahatça atarak lider olarak bitirmenin verdiği moral ve de önceki turnuvalardan çok daha yüksek olan istek, motivasyon ile ikinci tur grubumuza da iyi başladık, İspanya&#8217;yı devirdik. Fakat grubun son maçında Slovenya&#8217;ya sonra da İspanya&#8217;nın bügün yarı finalde darmadağın ettiği Yunanaistan&#8217;a çeyrek finalde yenildik. Ardından da klasman maçlarında Fransa&#8217;ya yenilerek 6. bile olamadık, yani seneye Dünya Şampiyonası Türkiye&#8217;de değil başka bir ülkede olsa katılmayı hak etmemiş olacaktık!</p>
<p>2. tur ve sonrasındaki tüm maçlarda ise maç başına sadece 68 sayı atabildik, yani ilk turdaki zayıf rakiplerimize attığımızın tam 20 sayı altında kaldık. İlk grubumuzun zayıf olmadığını iddia edenlere şunu hatırlatmalı ki bizle beraber grubumuzdan 2. tura yükselen Litvanya ve Polonya 2. turda diğer taraftan gelen Sırbistan, İspanya ve Slovenya&#8217;ya karşı oynadıkları toplam 6 maçın hepsini kaybettiler!</p>
<p>Lafın kısası Türkiye basketbolu milli takımlar seviyesinde yıllardır hücum edemiyor. <a href="http://www.eurobasket2009.org" target="_blank">Eurobasket 2009 resmi web sitesi</a>nin <a href="http://www.eurobasket2009.org/en/cid_toT,ovGDH2EaLKL67XnPo2.pageID_Pa55cCHhJ0EVd--2lAo4r2.compID_qMRZdYCZI6EoANOrUf9le2.season_2009.html" target="_blank">takım istatistikleri bölümü</a>nden de görülebileceği üzere ilk turdaki yüksek skorumuz sayesinde hala en çok sayı atan takımlar arasında görünüyoruz, ama bu kadar yüksek sayı ortalamasına rağmen <a href="http://www.eurobasket2009.org/en/default.asp?cid={DF277FCB-940D-4423-A455-45461E1C59CA}&amp;pageID={66414598-C46B-4C03-9F9F-EF82BCAC84D6}&amp;compID={D166E39E-2323-4863-B229-76357A926FA2}&amp;season=2009&amp;statCat=AS" target="_blank">maç başına sadece 12 asist ile 12 takım arasında 9. sıradayız</a>, yani o kadar basket atmamıza rağmen basketlerimizi birbirimize pas vererek, takım oyunu oynayıp bir oyuncunun başka bir arkadaşına pozisyon yaratması ile yaratmıyoruz.</p>
<p><img align="right" title="Takımın en tecrübeli oyuncuları bile her maç hücumda farklı performans gösteriyorsa sıkıştığımızda kullanacak setlerimiz olmalı, ve de savunma yapamasa bile gerektiğinde oyuna girecek gerçek skorerler" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/ktunceri.jpg" alt="Takımın en tecrübeli oyuncuları bile her maç hücumda farklı performans gösteriyorsa sıkıştığımızda kullanacak setlerimiz olmalı, ve de savunma yapamasa bile gerektiğinde oyuna girecek gerçek skorerler" width="343" height="566"/></p>
<p>Asistemiz az, sayımız çok ise bir açıklama şu olabilir: Belki de bize çok faul yapıldı, faul atışlarından bol sayı bulduk, o yüzden asist rakamımız düşük. Hayır, bu da doğru değil, turnuvada <a href="http://www.eurobasket2009.org/en/default.asp?cid={DF277FCB-940D-4423-A455-45461E1C59CA}&amp;pageID={66414598-C46B-4C03-9F9F-EF82BCAC84D6}&amp;compID={D166E39E-2323-4863-B229-76357A926FA2}&amp;season=2009&amp;statCat=FTA" target="_blank">maç başına faul atışı sayımız 18 ve bu sıralamada 12 takım içinde 10.yuz</a>. Aslında bu da rakip potayı zorlamadığımızı, fiziksel mücadeleye hücumda pek girmediğimizi, kolayımıza geleni yapıp orta ve uzun mesafeli şutlarla sonuca gittiğimizi gösteriyor. Yani iyi organize olmadan, sıkışınca bireysel zorlama atışlar yaparak sayı atıyoruz. Atamadığımızda da 2005 ve 2007&#8242;de olduğu gibi iyice rezil oluyoruz.</p>
<p>Kadro oluşturmadan, oyuncu seçiminden, hücum seti tercihine, önemli pozisyonlarda sahadaki beş tercihinden topu kullanacak adama herşey tartışılmalı. Bu turnuvaya gelmeyen pek çok NBA oyuncusu varken, aslında turnuva bu açıdan bize derece elde etme şansı sağlarken biz de kendi All Star oyuncumuz Mehmet Okur&#8217;u ekibe katmıyoruz, arada buzlar varsa bile bunları eritmek için adım atan yok! Bu turnuvada NBA All Star seçilmiş kaç oyuncu var ki? Mehmet&#8217;in pota altında yaratacağı fark ortada değil mi, Kaya Peker&#8217;siz, Kerem Gönlüm&#8217;süz bir takımda! Kaya Peker&#8217;siz demişken Tutku, Serkan gibi hücum yönü çok kuvvetli oyuncularımızın kadroya alınmaması da çok dikkat çekici!</p>
<p>Çok iyi savunma yapan, takıma direnç aşılayan oyuncuların kritik hücumlarda sahada olmasını bırakın topu kullanmaları şok edici değil mi? Sakat sakat, moralsiz oynayan bir Hidayet&#8217;in eline bu kadar bakan bir kenar yönetim ve Hidayet&#8217;in de maçın sonunda bundan cesaret alması normal mi&#8230;</p>
<p>Fazla uzatmaya gerek yok, aynı şeyleri 2007&#8242;de de iki yazı ile yazmışım. Gerçekler istatistiklerle ortada, bugün üç büyüklerin, sponsorlarının da desteğiyle, ve Efes Pilsen ile Türk Telekom&#8217;un katkılarıyla kulüpler bazında ciddi bir basketbol bütçemiz var. <a title="Referans Gazetesi'nin haberi" href="http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=129549&amp;KTG_KOD=4" target="_blank">12 Dev Adam konsepti ile de milli takımın sponsorluk gelirleri 8 yılda 20 milyon dolara ulaşt</a>ı. Peki bu bütçe, bu değer, bu önemi yönetmeyi biliyor muyuz? Milli takım koçu, yöneticileri, basketbol federasyonunun milli takım ile ilgilenen görevlileri mevkilerinde rahatça oturabiliyorlar mı?</p>
<p>Bu ülke dünya çapında başka bir büyük spor organizasyonu düzenleyene kadar daha çok uzun yıllar bekleyebiliriz, bu nedenle 2010 Basketbol Dünya Şampiyonası çok önemli. Ülkemizdeki bu turnuvada ya basketbolu bir kez daha hak ettiği yere çıkaracak ya da tam bir futbol ülkesi olup çıkacağız, ki futbolda da  Dünya Kupası&#8217;na bile katılamıyoruz! Ama başarılı olmamız, yıllardır hücum etmeyi takımına öğretemeyen teknik ve idari yönetimler ile yine hayal olacak. &#8220;İyi savunma, top çalma, mücadele&#8221; muhabbetleri ve ülkenin en saygın gazetelerinde 6. bile olamayan takıma &#8220;çok teşekkürler&#8221; mesajları kimseyi kandıramıyor, bu biline&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/12-dev-adam-cokmeden-cesaretle-yeniden-yapilanmanin-zamani/">12 Dev Adam” Çökmeden Cesaretle Yeniden Yapılanmanın Zamanı</a></li>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/hucum-edemeyen-12-dev-adam-ve-gorevde-kalan-yoneticileri-2/">Hücum Edemeyen 12 Dev Adam ve Görevde Kalan Yöneticileri</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/yine-madalyadan-cok-uzaklarda-12-dev-adami-ve-20-milyon-sponsorluk-gelirini-yonetenler-rahat-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2008 Olimpiyatları&#8217;nın Gösterdiği Gibi Türkiye Akılcı ve Stratejik Davranmadığı Alanlarda Mağlubiyete Mahkum</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/2008-pekin-olimpiyatlarinin-gosterdigi-gibi-turkiye-akilci-ve-stratejik-davranmadigi-alanlarda-maglubiyete-mahkum/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/2008-pekin-olimpiyatlarinin-gosterdigi-gibi-turkiye-akilci-ve-stratejik-davranmadigi-alanlarda-maglubiyete-mahkum/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Aug 2008 17:08:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=243</guid>
		<description><![CDATA[Hiç de iyi başlamadığımız Çin'deki olimpiyatlar "Türkiye'de ne yanlış yapılıyor" sorusunu yine gündeme getirdi. Ama önceki olimpiyatlarda olduğu gibi bir sorun üzerine 15 gün düşünmek o sorunu çözmeye yetmiyor. Türkiye her konuda olduğu gibi sporda da farklı hareket etmeye başlamalı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2008 Yaz Olimpiyatları Türk sporu açısından hiç de iyi başlamadı. Önceki olimpiyatlarda madalya almış, hatta altına ulaşmış isimler derece yapamayınca moraller de bozuldu. Dünya nüfusunun kabaca %1&#8242;ini oluşturan Türkiye yazıyı yazdığım Çarşamba günü akşamına kadar dağıtılan 225 madalyadan sadece bir gümüş, yani toplam madalyaların %0,5&#8242;inden azını kazanabilmişti. Moğolistan, Zimbabve bizden çok madalya kazananlardan sadece bazıları&#8230;
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Bu başarısızlık yavaş yavaş tartışılmaya başlandı. Konu çok boyutlu ama bir önceki Atina Olimpiyatları&#8217;nda, ondan öncekinde de &#8220;Daha çok madalya almalıyız&#8221; tartışmasını birkaç hafta, bilemediniz bir ay yapmış, sonra da unutmuştuk. Halbuki zihniyet değişimi şart. Kısa vadeli, günü kurtarma, daha da kötüsü bireysel çıkar sağlama odaklı kararlar sporcularda, antrenörlerde, daha önemlisi ilgili federasyonlarda, bürokraside, spor politikasında ağır bastıkça ilerlememiz hayal.</p>
<div align="center"><img alt="" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/pekin08trf.jpg" title="2008 Pekin Olimpiyat Oyunlarının Çin Ulusal Stadyumundaki Açılış Töreninden" width="470" height="271" /></div>
<p>Ama zaten sporu spor olarak görmektense rahatlama, deşarj olma, aidiyet ihtiyaçlarını karşılama aracı olarak kutsayan futbol odaklı bir ülkede biz spor seyircilerilerinin de suçu var.</p>
<p>Olimpiyatlardaki başarısızlıkla ilgili listelenecek nedenlerden sadece biri olsa da değinmeden geçemeyeceğim, gençlerimizin önüne çıkan Öğrenci Seçme Sınavı ve bu sınava aşırı önem yükleyen aileler, eğitimciler, tabii gençler, mevcut sistemde yaptıkları sporu bırakmak zorunda kalıyorlar.</p>
<p>Bu şaşırtıcı da değil, çünkü geçenlerde yazdığım gibi, onlarda iktisadi terimle &#8220;rasyonel bireyler&#8221; ve kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyorlar. ÖSS&#8217;de derece yaparlarsa dershanelerinden binlerce YTL, hatta araba kazanıyorlar. <a title="2007 ÖSS Şampiyonları Zevk, Ego, Ödül için Tekrar Sınava Giriyor, Geleceğe Hazırlanmaktansa Geçmişle Yaşıyor başlıklı yazım" href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/2007-oss-sampiyonlari-zevk-ego-odul-icin-tekrar-sinava-giriyor-gelecege-hazirlanmaktansa-gecmisle-yasiyor/">Bazıları bu nedenle geçen sene derece yaptığı sınava tekrar bile giriyor!</a> Peki aynı olanaklar milli takıma seçilme, yani Türkiye&#8217;de o spor dalında en iyi(lerden biri) olanlara sağlanıyor mu? İkisi de Türkiye birinciliği değil mi! &#8220;Olimpiyatta madalya kazanınca verilen ödüller var&#8221; diye işi karıştırmayalım, o inanılmaz başarı tüm dünya üzerinde o alanda en iyi olmanın ödülüdür&#8230;</p>
<p>Lafın kısası, hızlı ilerleyen günümüz dünyasında daha gelişmiş olduğumuzu sandığımız onlarca ülke kararlı, &#8220;akılcı&#8221;, planlı, programlı ilerliyor. Türkiye ise aynı olimpik sporlarda olduğu gibi, uzun vadeli, planlı davranmadığı her konuda gerilemeye mahkum. Birleşmiş Milletler insani gelişmişlik listesinde 84. sırada olduğumuzu biliyorsunuz&#8230;
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/2008-pekin-olimpiyatlarinin-gosterdigi-gibi-turkiye-akilci-ve-stratejik-davranmadigi-alanlarda-maglubiyete-mahkum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>23 Nisan&#8217;ı Bir Futbol Maçından Önemsiz Görmek, Üstünden Siyaset Yapmak!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/23-nisani-bir-futbol-macindan-onemsiz-gormek-ustunden-siyaset-yapmak/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/23-nisani-bir-futbol-macindan-onemsiz-gormek-ustunden-siyaset-yapmak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Apr 2008 21:03:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=190</guid>
		<description><![CDATA[Ulusal değerlerimizi, toplumumuzu bir arada tutan ortak paydaları aşındıran bir olay, demeç, habersiz gün geçmiyor ama bugün yazmadan edemedim. Galatasaray-Fenerbahçe maçı törenler yüzünden kötü zeminde oynanacakmış! Bir de törenlerde tribünde oluşturulan sloganları çıkar amaçlı kullanmaya başlamadık mı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ulusal değerlerimizi, toplumumuzu bir arada tutan ortak paydaları aşındıran bir olay, demeç, habersiz gün geçmiyor ama bugün yazmadan edemedim. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı&#8217;nı bir çocuk şenliği olarak algılayan ve egemenliğin halkın iradesine geçtiğinin sembolü olduğunu fark etmeyenlerin kırdıkları potlar zarar verici olmaya başladı.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Dünkü Milliyet Gazetesi spor sayfalarının manşet haberi şöyleydi: &#8220;Derbiye 23 Nisan Darbesi&#8221;. Haberde haftasonu oynanacak Galatasaray &#8211; Fenerbahçe maçının tarihinin önceden bilinmesine rağmen Galatasaray yönetiminin 23 Nisan kutlamalarının bu sene Ali Sami Yen Stadyumu&#8217;nda yapılmaması için başvuru yapmayı unuttuğu iddia ediliyor. 23 Nisan törenleri esnasında bozulan zeminin derbi maçta ev sahibi takıma sıkıntı yaşatabileceği varsayımı ile 23 Nisan&#8217;ın büyük maça(!) darbe vurduğu ima ediliyor.</p>
<p>Türkiye bu hale geldiyse, Milliyet gibi basının saygın bir markasında böyle şuursuzca, tartışma, spekülasyon yaratma amaçlı, toplumu gerecek, gereksiz hatta belki çok daha ulvi(!) amaçlarla böyle haberler yapılıyorsa gerçekten bu ülkenin geleceği eskiye göre daha az parlaktır.</p>
<div style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-191" title="23 Nisan stadyum törenlerini de yıpratmayalım" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/04/23ntoren.jpg" alt="" width="380" height="281" /></div>
<p>Ben bir Galatasaraylı olarak her sene olduğu gibi bundan böyle de benim taraftarı olduğum takımın maçlarını oynadığı sahada 23 Nisan, hatta 19 Mayıs, 30 Ağustos törenlerinin yapılmasını Fenerbahçe&#8217;ye karşı maç kazanmaya tercih ederim, hem de 1-2 sene değil, hep, her zaman&#8230;</p>
<p>23 Nisan&#8217;ı yıpratanlarla ilgili o kadar çok söylenecek söz var ki&#8230; Neyse, bir de yıpratmak değil, bu kutsal günden yararlanmaya çalışanlar var. Bu sabah evden çıkarken 20-30 saniye göz attığım Ankara&#8217;daki törenlerde karşı tribünde hazırlanan yazılardan biri şunun gibi bir şeydi:</p>
<p>&#8220;Halkın sevgisinden büyük ödül yoktur.&#8221;</p>
<p>Ulu Önder Atatürk&#8217;ün 23 Nisan gibi bir günde söylemeyeceği, aksine halkın, ulusun iradesinin ve yönlendiriciliğinin önemini vurgulayacağı ortadayken böyle bir günde &#8220;biz halkın sevgisini kazandık, halkın gönlündeyiz&#8221; mesajı verdirtmek sizce masum bir davranış mı? Böyle bir günde &#8220;halkı arkasına almanın verdiği gücü&#8221; hatırlatmak yine 23 Nisan ruhuna aykırı bir yaklaşım, bu güne değer katmak değil, bu gün üstünden siyaset yapmaktır.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/23-nisani-bir-futbol-macindan-onemsiz-gormek-ustunden-siyaset-yapmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>12 Dev Adam Çökmeden Cesaretle Yeniden Yapılanmanın Zamanı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/12-dev-adam-cokmeden-cesaretle-yeniden-yapilanmanin-zamani/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/12-dev-adam-cokmeden-cesaretle-yeniden-yapilanmanin-zamani/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Sep 2007 18:32:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=116</guid>
		<description><![CDATA[A Milli Basketbol Takımımız&#8217;ın sorunlarını Avrupa Şampiyonası başlamadan önce &#8220;Hücum Edemeyen 12 Dev Adam ve Görevde Kalan Yöneticileri&#8221; başlıklı yazımda ele almıştım. Uzun süredir yazı yazanlar, &#8220;yazar&#8221; olarak nitelendirilebilecek insanlar yazdıklarının tutarlılığına ve doğruluğuna yazın hayatlarının ilk yıllarında olduğundan daha fazla önem verirler. Ama ben geçen ay yazdıklarımın turnuva boyunca bu kadar açık görülmesinden, fazlasıyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>A Milli Basketbol Takımımız&#8217;ın sorunlarını Avrupa Şampiyonası başlamadan önce <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/hucum-edemeyen-12-dev-adam-ve-gorevde-kalan-yoneticileri/">&#8220;Hücum Edemeyen 12 Dev Adam ve Görevde Kalan Yöneticileri&#8221; başlıklı yazım</a>da ele almıştım. Uzun süredir yazı yazanlar, &#8220;yazar&#8221; olarak nitelendirilebilecek insanlar yazdıklarının tutarlılığına ve doğruluğuna yazın hayatlarının ilk yıllarında olduğundan daha fazla önem verirler. Ama ben geçen ay yazdıklarımın turnuva boyunca bu kadar açık görülmesinden, fazlasıyla doğrulanmasından memnun değil rahatsız oldum!</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>2005 Avrupa Şampiyonası ve önceki hayal kırıklığı yaşanan turnuvalarda dahi başarısızlığın nedeni birçok farklı faktöre bağlanabiliyordu. Ama bu turnuvada daha öncekilerde görmediğimiz ya da görmezden geldiğimiz ana sorun ayyuka çıktı: Profesyonel sandığımız sporcularımızın takım olmayı becermelerini engelleyen karakterlerde olduğu, davranış ve tutum sorunları yaşadığı!Az süre oyunda kaldığı için maça küsenler mi istersiniz, sahada top ve sorumluluk almaktan kaçanlar mı, sıkıntılı anlarda insiyatif almış gibi yaparak bencil bir oyun oynayanlar mı? Hepsi bizde var, hatta fazlası: Koç tarafından kenara alınmasının yanlış olduğunu daha maç biter bitmez uzatılan mikrofonda ima edenler de bizde!</p>
<p>Konsantrasyon eksikliğini, sadece diğer oyunculara değil tüm milli takım üyelerine güvensizliği, ayıp olmasın diye turnuvada olup kafa olarak başka yerde olduklarını nasıl mı kanıtlayabiliriz? <a href="http://www.eurobasket2007.org/en/cid_BqypGFJPHy-Nw4lwIAq,v3.pageID_ZuDXeJ3OHqEtmvSSQBVHb3.compID_qMRZdYCZI6EoANOrUf9le2.season_2007.html" target="_blank">Eurobasket 2007 resmi web sitesinin takım istatistikleri</a>ne bakarak.İstatistik bölümü ilk turda elenen 4 takımı içermiyor çünkü az maç oynayan bu takımların istatistikleri karşılaştırma yapmak için yeterli değil. Geriye kalan 12 takım içinde Türkiye utanç verici istatistiklere sahip:<img title="Beğenmediğimiz Türkcan'ı milli takımdan çıkardık, eksikliğini bilmem hissettiniz mi..." src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/turkcana.jpg" alt="Beğenmediğimiz Türkcan'ı milli takımdan çıkardık, eksikliğini bilmem hissettiniz mi..." width="328" height="450" align="right" /></p>
<p>Savunma yapmaya üşenen oyuncularımız rakipleri ite kaka durdurmayı tercih ettiğinden en çok faul yapan 3. takımız. Hücum etmeyi bilmeyen, koordine olamayan, arkadaşına pas vermek istemeyen oyuncularımız en az asist (sayı pası) yapan takım oldular. Rakibi zorlamaya üşendikleri için potaya yaklaşmaktansa uzak mesafeden üçlük atmak gibi kolay yolu seçtiler ve en çok üçlük deneyen 2. takım oldular.</p>
<p>En çok merak edilen istatistiklerde asıl utanç ortaya çıkıyor: En az toplam sayı atan, en başarısız 2 sayı, en başarısız üç sayı, en az toplam basket, en başarısız serbest atış atan takım Portekiz ve İsrail&#8217;in de aralarında bulunduğu 12 takım arasında Türkiye! Serbest atış yüzdesi %60&#8242;ın altında kalan tek takım olmak aslında tek başına çok anlamlı bir bilgi. Adı üstünde serbest atışlar basketbolun oyuncuya rahat atış yapma şeklindeki hediyesi, diğer takıma cezasıdır. Kariyerleri boyunca sayısız serbest atış atan oyuncularımızın konsantrasyonu o kadar düşüktü ki %58 oranında başarı buldular.</p>
<p>Aslında tüm bunlar fazla bile detaylı oldu. Artık yalanlarla bir yere gidemeyiz. Az bulunur büyük yeteneklerimizden orada olmak istemeyenleri ayıklamamız gerekirken her zaman orada olmak isteyen bazı oyuncuları takımdan uzaklaştırdık. Takıma ruh, heyecan, motivasyon katan oyuncularımız olmalı, sahada birbirlerine bakışlarıyla güven, inanç, kontrol edilebilir hırslarını paylaşan bir milli takım oluşturmalıyız. Medyanın pompaladığı oyuncuların canını sıkmamak için geçmişte Mirsad Türkcan (*) gibi oyuncuları harcadık, şimdi yeni Mirsadlar çıkarmalıyız. Yıllardan bu oyunculardan takım yapamayan milli takım idarecileri ve işverenlerine ise söyleyeceğimi geçen yazımda söylemiştim.</p>
<p>Cesareti olan idareci ve yöneticilerimiz var mı bilemiyorum ama yeni bir organizasyon için fırsat bu fırsat. Ve bu sefer cesaretli olmak lazım, sadece isimlerin büyüklüğüne değil kişilik ve karakterlerin de aynı oranda büyük olmasına ihtiyaç var. Aksi halde hayal kırıklığından kurtulmamız zor, hatta söylemek istemiyorum ama &#8220;12 Dev Adam&#8221; markasını da kaybederiz. Sponsor ve yayıncı bulmakta zorlanırız&#8230;</p>
<p>* <span>Türkcan&#8217;ı anmışken medyamızda yer bulmayan başarılarını paylaşıp hakkını vermemize vesile olayım: NBA&#8217;de ilk Türk &#8211; 18. sırada seçildi, 2001-02 Avrupa Ligi normal sezonu, 02-03 Avrupa Ligi Top 16 En Değerli Oyuncu, 03-04 Avrupa Ligi En İyi Beş, 01-02, 02-03 Avrupa Ligi Ribaund Kralı ve Rusya Ligi ve İtalya Ligi&#8217;nde ribaund krallıkları ve ödüller&#8230; Türkiye Ligi istatistiklerini vermeye gerek yok, peki bu başarıların yanına yaklaşan oyuncumuz var mı? </span></p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li><a title="Yine Madalyadan Çok Uzaklarda! 12 Dev Adamı ve 20 milyon $ Sponsorluk Gelirini Yönetenler Rahat mı?" href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/yine-madalyadan-cok-uzaklarda-12-dev-adami-ve-20-milyon-sponsorluk-gelirini-yonetenler-rahat-mi/">Yine Madalyadan Çok Uzaklarda! 12 Dev Adamı ve 20 milyon $ Sponsorluk Gelirini Yönetenler Rahat mı?</a></li>
<li><a title="Hücum Edemeyen 12 Dev Adam ve Görevde Kalan Yöneticileri" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/hucum-edemeyen-12-dev-adam-ve-gorevde-kalan-yoneticileri/">Hücum Edemeyen 12 Dev Adam ve Görevde Kalan Yöneticileri</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/12-dev-adam-cokmeden-cesaretle-yeniden-yapilanmanin-zamani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hücum Edemeyen 12 Dev Adam ve Görevde Kalan Yöneticileri</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/hucum-edemeyen-12-dev-adam-ve-gorevde-kalan-yoneticileri-2/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/hucum-edemeyen-12-dev-adam-ve-gorevde-kalan-yoneticileri-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Aug 2007 20:09:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=111</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;nin ikinci popüler spor dalı basketbolda özellikle &#8220;12 Dev Adam&#8221; temasıyla birlikte A Milli Takım&#8217;a ciddi bir ilgi var. Avrupa&#8217;nın sayılı basketbol ülkelerinden biri olan Türkiye son dönemde bu sporda da bir gerileme dönemine girmiş olsa da A Milli Takım&#8217;dan beklentiler her zaman oldukça yüksek. Ama elde edilen sonuçlar 2006&#8242;daki Dünya 6.lığı dışında pek de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;nin ikinci popüler spor dalı basketbolda özellikle &#8220;12 Dev Adam&#8221; temasıyla birlikte A Milli Takım&#8217;a ciddi bir ilgi var. Avrupa&#8217;nın sayılı basketbol ülkelerinden biri olan Türkiye son dönemde bu sporda da bir gerileme dönemine girmiş olsa da A Milli Takım&#8217;dan beklentiler her zaman oldukça yüksek. Ama elde edilen sonuçlar 2006&#8242;daki Dünya 6.lığı dışında pek de tatmin edici olmadı.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>2006&#8242;da Japonya&#8217;daki turnuvayı o dönem vatani görevimi yerine getirdiğimden izleyememiştim. Bu nedenle neredeyse 2 yıl sonra ilk kez 12 Dev Adam&#8217;ı İzmir&#8217;deki Efes Pilsen World Cup maçlarında izleyebildim ve gördüklerime daha fazla dayanamayıp yıllardır 12 Dev Adam yazmama orucumu bozmaya karar verdim.Evet ülkemizde kendini teknik adam sanıp &#8220;bu takım şunu şöyle yapmalı&#8221; diyenlerin haddi hesabı yok. Ama yıllarını basketbola vermiş, yaz aylarında tatil yerine takımla kamp yapmış, sadece ekrandan değil tribünden de bir hayli maç seyretmiş, hayatında basketbol çok büyük yer tutan biri olarak sanırım benim diyeceklerim yersiz olmayacaktır.</p>
<p>Uzun yıllardır milli takımlarımızı izliyorum, kadrolarımız yavaşça değişiyor, teknik ekipler de. Tartışmalarımız da değişir gibi oluyor ama dönüp dolaşıp aynı tartışmaları sürdürür buluyoruz kendimizi. &#8220;Takımda huzursuzluk&#8221;, &#8220;A uyumsuz&#8221;, &#8220;B takıma uyum sağlar mı&#8221;, &#8220;NBA oyuncuları olsun mu&#8221; gibi ortak noktası &#8220;takım olamamak&#8221; gibi gözüken küçük tartışmalardan neden kurtulamadığımızı araştıracağımıza bu atışmalardaki tezlere kapılıyoruz.</p>
<p>Bu tartışmaların temelinde yatanları ise iki ana nedene bağlamalıyız: Davranışsal sorunlar ve idari yetersizlikler. Davranışsal sorunlar ülkemizde her yerde karşımıza çıkıyor, eğitimini, toplumla bütünleşmesini tamamlayamamış bireyler kendilerine saygı duymadan çevrelerindekilere de duymuyor ve bu durum şirketlerde, kamu kurumlarında, kolektif çalışma gereken ortamlarda sıklıkla verimsizliğe neden oluyor. Ama bugün 12 Dev Adam&#8217;ın davranışsal sorunlarına değil yönetilmeyişine odaklanmak istiyorum.</p>
<p>Gerek 2001&#8242;de Türkiye&#8217;de düzenlenen turnuvaya gerekse de sonrasındaki hayal kırıklıklarına bakarsanız Türk Milli Takımı&#8217;nın ciddi bir hücum etme sıkıntısı yaşadığını görürsünüz. Nasıl mı görürsünüz? Turnuvalarda maç boyunca, 40 dakikada atabildiğimiz ortalama sayılara bakar, bunu örneğin turnuva ortalaması ya da belli dereceleri alan takımların ortalamalarıyla karşılaştırabilirsiniz.</p>
<p>Milli takımımızın sayı üretmekteki kısırlığı yıllardır sürerken bu sorunun çözümüne odaklanmayışımız da yine Türkiye&#8217;ye <img src="http://www.sevillaweb.info/ocio/eurobasket2007/imagenes/eurobasket_logo.jpg" alt="" width="180" height="220" align="right" />özgü bir yadsıma, yanlış yere odaklanma örneği. Peki ben 12 Dev Adam kamplarında bulunmadan, antrenmanları izlemeden nasıl bu soruna eğilmediğimizi iddia edebiliyorum?</p>
<p>2007 Avrupa Basketbol Şampiyonası öncesi son ciddi sınavlar olan Efes Pilsen Dünya Kupası&#8217;ndaki önemli maçları izleyerek. İspanya&#8217;daki şampiyonada büyük olasılıkla ilk dörtlünün arkasında yer almaya çalışacak olan Hırvatistan gibi mükemmel deneyemeyecek bir takım ile yine benzer durumda olan Sırbistan maçlarımızda hücumda maçın önemli bölümlerinde nasıl kilitlendiğimiz akıllara zarar. Topu nasıl bir oyun sonrası potaya göndereceğine karar veremeyen profesyonel oyuncularımız bazen insiyatif alamıyor, bazen de önceki yıllarda tartışmalara yol açan şekilde tek başına insiyatif alıp kurtarıcı olmaya soyunurken zorlama hücumlarla takım dengesini bozuyor. Lafı fazla uzatmaya gerek yok, formda olmayan Sırbistan&#8217;ı dahi nispeten rahat yendiğimiz maçın ilk yarısında, 20 dakikada 40 sayıyı geçemeyişimiz bir işaret. Hele Sırbistan&#8217;ın aksine savunma yapmayı seven, hücumda çok silahı olmayan takımlara karşı iyice zorlanıyoruz.</p>
<p>Yıllardır bu sitede onlarca konuda yazıp da basketbola değinmeyen biri olarak sonunda bu konuda yazmamın nedeni Türkiye&#8217;nin bu alanda da bir adım ileri gidememesi. Basketbolda hangi oyuncunun nerede durup ne zaman nereye koşacağı, topu kimden alıp kime vereceği takım koçları tarafından belirlenir ve bunlara &#8220;set&#8221; denir. Her takımın bir çok farklı set hücumu vardır, bu setler antrenmanlarda yüzlerce kez denenir ve maçta mükemmele yakın uygulanmaya çalışılır. Bir Türk Milli Takım maçında ise, hele rakip sert ve baskılı savunma yapıyorsa, maç başabaş ya da aleyhimize gidiyorsa, Türk hücumu sırasında kaos ya da aşırı durağanlık vardır. Topu bir oyuncu alır diğerleri seyreder, ya da sete göre topu alması gerekene top bir türlü ulaştırılamaz, bu durumda diğer oyuncular insiyatif alamaz, zaman harcanır, büyük olasılıkla zorlama, uzak, üç sayılık şutlar denenir. Bereket Türk Milli Takımı&#8217;nda iyi uzun mesafe atıcıları vardır ve spiker denedikleri zorlama şut basket olunca adlarını kahramanca haykırır, biz de çok başarılı bir hücum daha gerçekleştirdiğimizi sanırız. Ama bu üçlükler maç sonuna kadar hep basket olacak değildir, nitekim Milli Takım bol bol 3 sayılık atış denediğiyle kalır.</p>
<p>Bu görüntü yıllardır tekrarlanır, her seferinde sorun belli &#8220;problemli&#8221; oyuncular günah keçisi ilan edilerek çözülmeye çalışılır. Ama ülkenin Milli Takım sorumluları, menajerleri, ardından koç ve asistan koçlar 1-2 yıl değil çok daha uzun süredir varolan bu sorunu çözemezler! İkinci yarısında Türk Milli Takımı&#8217;nın geriden takip ettiği bir maçı izlemeye başlarsınız, görüntü aynen şu şekilde olduğu müddetçe bu sayfadaki eleştirim geçerliliğini koruyacaktır: Topu rakip yarı sahaya oldukça geç getiren bir oyun kurucu, geri kalan 16-17 saniyede bir set hücumu denemesi ve daha ilk ya da ikinci pasın verilememesi sonrası bozulan set, top elinde kalan bir oyuncunun önceden belirlenenin aksine rasgele, en yakındaki takım arkadaşını çağırıp savunmacına &#8220;screen&#8221; koymasını istemesi. Ardından zoraki bir pas, büyük olasılıkla da bir üçlük denemesiyle biten hücum!</p>
<p>Bu hücumu yıllardır düzeltemeyen milli takım koç ve antrenörleri, menajerleri, milli takım sorumluları ve bunlara görev veren federasyon yetkilileri yıllardır görev başında ve yıllardır sponsorların pompoladığı &#8220;12 Dev Adam&#8221; heyecanından para kazanmaya devam ediyorlar!</p>
<p>İspanya&#8217;daki Avrupa Şampiyonası&#8217;na çok az kaldı. Duygusallığını bastıramayan Türk sporcular maçlara iyi başladıklarında hücumda disiplini daha uzun süre koruyabiliyorlar. Ümidim her maça iyi başlamamız ve de kendimize güvenimizi koruyup koçtan 2 dakika uzakta kalınca set hücumu uygulamayı unutmamamız yönünde&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li><a title="Yine Madalyadan Çok Uzaklarda! 12 Dev Adamı ve 20 milyon $ Sponsorluk Gelirini Yönetenler Rahat mı?" href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/yine-madalyadan-cok-uzaklarda-12-dev-adami-ve-20-milyon-sponsorluk-gelirini-yonetenler-rahat-mi/">Yine Madalyadan Çok Uzaklarda! 12 Dev Adamı ve 20 milyon $ Sponsorluk Gelirini Yönetenler Rahat mı?</a></li>
<li><a title="12 Dev Adam Çökmeden Cesaretle Yeniden Yapılanmanın Zamanı" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/12-dev-adam-cokmeden-cesaretle-yeniden-yapilanmanin-zamani/">12 Dev Adam”Çökmeden Cesaretle Yeniden Yapılanmanın Zamanı</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/hucum-edemeyen-12-dev-adam-ve-gorevde-kalan-yoneticileri-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yabancı Diziler: Nip/Tuck 4. Sezon Sıradan</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/yabanci-diziler-niptuck-4-sezon-siradan/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/yabanci-diziler-niptuck-4-sezon-siradan/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 May 2007 15:56:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=91</guid>
		<description><![CDATA[Geçen yıl bu zamanlar izleyiciye saygı göstermeyen kanallar arasına CNBC-e&#8217;nin de katıldığından dem vurmuş, televizyonda dizi seyretme keyfimin pek çok kişi gibi azaldığını söylemiştim. Sevdiğim dizileri CD, DVD ve İnternet&#8217;ten takip etmeye başladım. Askerlik dönüşü eski hobileri canlandırmak uğruna çok tartışmalı, bence özel dizi Nip/Tuck&#8217;ın 4. sezonunu izlemeye başladım ve dizinin 4. sezonunun son bölümünü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen yıl bu zamanlar <a href="http://www.cihansalim.net/blog/200605.htm#cnbcesparkmeryem" title="Mayıs 2006'dan, South Park ile ilgili bir yazı ve CNBC-e">izleyiciye saygı göstermeyen kanallar arasına CNBC-e&#8217;nin de katıldığından dem vurmuş</a>, televizyonda dizi seyretme keyfimin pek çok kişi gibi azaldığını söylemiştim. Sevdiğim dizileri CD, DVD ve İnternet&#8217;ten takip etmeye başladım. Askerlik dönüşü eski hobileri canlandırmak uğruna çok tartışmalı, bence özel dizi Nip/Tuck&#8217;ın 4. sezonunu izlemeye başladım ve dizinin 4. sezonunun son bölümünü bugün seyrettim.<br />
<center><!--adsense--></center><br />
Nip/Tuck&#8217;ın ilgi çekmes<img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/niptucks4.jpg" title="4. sezonun kahramanı 'Michelle'" alt="4. sezonun kahramanı 'Michelle'" align="right" height="442" width="311" />inin nedenleri arasında tabii ki bazı popüler kültür ve popüler TV malzemelerini kullanması olsa da öte yandan her bölümde, etrafımızda olan ama fark etmediğimiz insanların etkileyici dramına şahit oluyorduk. Mutsuz insanların göze aldığı zor operasyonlar, mutlu insanların kafaya taktığı fiziksel özellikleri, gerçekten fiziksel sorunu olan insanların maddi, manevi sıkıntıları bizi düşündürüyor, güzellik kavramını sorgulatıyordu. Bir yandan da dizinin kahramanlarının hayatı sürüyordu. Doğru formül ve iyi senaryo 2005&#8242;te Altın Küre kazandırmıştı&#8230;</p>
<p>Geçen yıl seyrettiğim, Türkiye&#8217;de CNBC-e&#8217;de bu kış ben askerdeyken yayınlanan 3. sezonda ise dizi yapımcıları biraz daha farklı bir formüle kaydı ve kahramanların yaşadıkları daha çok öne çıktı, bir macera dizisine dönüştü. Yine de heyecanla izlendi. 4. sezonda ise çok daha başarısız olunduğunu söylemek zorundayım. Öyle ki, dizinin severleri önümüzdeki sene, CNBC-e diziyi yayınlarsa, izlememe seçeneğini ciddi olarak ele alabilir. Tamamen dizi karakterleri üzerine yoğunlaşan ama çok zorlama yapan, buna rağmen derine inemeyen, yüzeysel kalan bölümlerde bazen 20 yıl ileriye bile gidilip fantastik sahneler elde edilmeye çalışılıyor. Ama sonuçta elde edilen önceki sezonların başarısız bir tekrarı, hatta daha düşük bir performans. Seyrettiklerini sorgulayan, zamanı değerli olanlara duyurulur&#8230;</p>
<p>Aslında böyle bir konuyu yazmışken yine son 3 ay içinde, fırsat bulduğum kısa süreler sonrası ancak bitirdiğim Need for Speed: Carbon&#8217;un da beni kolaylığı ile hayal kırıklığına uğrattığını söylemenin yeridir. Need for Speed serisi yine görsel açıdan güçlü ama bu sefer oyun hiç rekabetçi ve zorlayıcı değil, hele final bölümleri oldukça sıradan ve final&#8230; eh işte.</p>
<p>Ama hep eleştiri olmasın, hala hoşuma gidenlerden de bahsederek bitireyim. Üstün performansını sürdüren bir klasik South Park, 11. sezonuna da güzel başladı. Öneririm&#8230;<br />
<center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/yabanci-diziler-niptuck-4-sezon-siradan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CNN&#8217;de Canlı &#8216;İş Görüşmesi&#8217; Ne Kadar Faydalı Ne Kadar Hatalı?</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/cnnde-canli-is-gorusmesi-ne-kadar-faydali-ne-kadar-hatali/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/cnnde-canli-is-gorusmesi-ne-kadar-faydali-ne-kadar-hatali/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Apr 2007 21:20:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=86</guid>
		<description><![CDATA[Pazar akşamları 20:00&#8242;de CNN Türk ekranına gelen İş Görüşmesi programının sanırım ilk bölümü geçen hafta yayınlandı. Programı, yarısından sonra ve aralıklarla izleyebildim. Program, Türkiye&#8217;nin önde gelen firmalarının yönetici ve sahip ya da ortakları ile yine isim yapmış üniversitelerin son sınıf öğrencilerinin bir nevi iş görüşmesi yapması ve adaylardan birinin işe ya da staja alınması fikri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Pazar akşamları 20:00&#8242;de <a href="http://www.cnnturk.com/CNNTURKTV/YAYIN_AKISI/" target="_blank">CNN Türk</a> ekranına gelen İş Görüşmesi programının sanırım ilk bölümü geçen hafta yayınlandı. Programı, yarısından sonra ve aralıklarla izleyebildim. Program, Türkiye&#8217;nin önde gelen firmalarının yönetici ve sahip ya da ortakları ile yine isim yapmış üniversitelerin son sınıf öğrencilerinin bir nevi iş görüşmesi yapması ve adaylardan birinin işe ya da staja alınması fikri üzerine kurulu.</p>
<p><!--adsense-->Ekranda böyle alternatif yapımlar görmek gerçekten önemli. Hele genç nüfusu çok kalabalık olan, büyüyen ve kurumsallaşan ekonomiye sahip Türkiye&#8217;de artık işe alım süreçlerinin de evrim geçirdiği ortadayken &#8220;İş Görüşmesi&#8221; pek çok kişinin ufkunu açabilecek içerik sunuyor. Fakat böylesi bir programın geniş genç kitleyi ve aileleri üzerindeki etkilerini doğru değerlendirmek gerekiyor. İzlenirken gerek işveren gerek adayların sözlerinin çok takdir edildiği, kesin doğru kabul edildiği, ama bilinç altındaki etkilerin sonuçlarının sonra ortaya çıkacağını unutmamak lazım.</p>
<p>Genelden özele inmeden önce programda sahnelenen görüşmeleri çok kez tecrübe ettiğimi, hem de oradaki adaylara benzeyen profil sahibi olarak benzer işverenlerle görüştüğümü belirtmek isterim. Ben de ülkenin adı çok takdir edilen üniversitesinde yüksek lisans yaptım ve de İstanbul&#8217;da iş görüşmesine gitmediğim plaza, holding neredeyse kalmadı, nitekim şimdi de bir plazada çalışıyorum. Yani adayların cevaplarının, işverenin sorularının altındakileri, bir insan kaynakları çalışanı olmasam, iyi ölçebildiğime inanıyorum.</p>
<p>Eğer programda her hafta en ünlü üniversitelerden adaylar alınacaksa ve onlar aynı anda &#8220;üniversitede bu sosyal kulübün başkanı, şu spor takımının kaptanı, öğrenci birliği başkanı, bölüm birincisi, iyi stajlar yapmış, öğretim görevlilerine asistan&#8221; olduklarını iddia ederek aşırı makyaj yapacaklarsa bunun sosyolojik çok etkisi olacaktır. Öncelikle aynı yollardan geçmiş ya da geçen insanlar arkadaşlarını, kardeşlerini bizzat tanıdıkları için bu kadar makyaja şaşıracak, daha önemlisi ise, pek çok genç böyle okullarda okuyamamanın fırsat eşitliğine, Türk oldukları için içlerinden ve sessiz biçimde(!), isyan edeceklerdir. Ve bu ünlü üniversitelerde nasıl bu kadar çok sosyal kulüp, en iyi firmalarda staj imkanı, mükemmel spor imkanları olduğunu merak edip kendi okullarında, şehirlerinde niye olmadığını soracaktır, gerçeğin nasıl olduğunu bilmeden!</p>
<p>En önemli sosyolojik yan etkiye geçmeden önce bir parantez açayım, gerçeğin farklı olduğunu nasıl ima ettiğime dair. Sitemde &#8220;<a href="http://www.cihansalim.net/cvtur.htm" target="_blank">Cihan kim</a>&#8221; bölümüne bakarsanız nerelerden geçtiğimi, kimlerle tanıştığımı tahmin edebilirsiniz. Ve neredeyse çocukluğumdan beri yazarlık, yayıncılık yapan biri olarak artık doğru yorumlar yaptığım pek çok kişi tarafından da takdir edilirken ülkenin en iyi okullarında okuyan öğrencilerin kalitesini, sosyal aktivitilerin ne kadar yetersiz yapıldığını bilen biri olarak, doğruları, ülkemizin ve eğitim sistemimizin ne kadar yol alması gerektiğini bizzat dile getirmekten çekinmeyen biriyim. Birilerinin bu cesareti göstermesi lazım.</p>
<p>Şimdi gelelim programda aşırı makyajın en büyük yan etkisine: Eğer bu çok başarılı akademik hayatı olan öğrencilerimiz, canlı yayında o pozisyona kabul edilmek için yarışırken kendilerini aşırı övdükleri ve bu anlatılanlara işveren konumundaki önemli isimlerin fazla değer biçip öne çıkardığı toplum tarafından görülürse, bir azınlık olumlu etkilenip ders dışı aktivitelere kendini ya da çocuğunu daha çok katacakken çoğunluk ise iş görüşmesine gittiğinde bol keseden atmanın &#8220;geçer akçe&#8221; olduğuna inanacaktır. Günümüzde farklı disiplinlerde sürekli gelişmeye açık çalışan arayışı güçlenirken ve bizzat programın ilk bölümünde Sayın <a title="Zorlu kimdir?" href="http://www.biyografi.info/kisi/ahmet-nazif-zorlu" target="_blank">Ahmet Nazif Zorlu</a>&#8216;nun da sıklıkla dile getirdiği gibi &#8220;ders başarısı&#8221; değerlendirmede yetersiz kalırken, ders dışı tecrübelere, ki bu bir staj döneminde bir projenin abartılarak anlatılması olabilir, fazla değer biçen, televizyondan fazla etkilenme eğiliminde olanların iş görüşmelerinde neler uydurabileceğini düşünebiliyor muyuz?</p>
<p>Gelelim ilk yayının en can alıcı, beni en çok etkileyen bölümüne. Programda bu sene mezun olacak üç aday kardeşimden tek erkek olan diğerleri gibi kendinden bahsettikten sonra kariyer hedeflerine geçti ve büyük bir firmada yaklaşık üç yıl çalıştıktan kendi işini kurmak istediğini söyledi. İlk bölüme katılan Zorlu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu ve grubun üst düzey insan kaynakları yöneticisi kendisine neye güvendiğini sordular, bu noktaya yoğunlaşıldı ve yeni mezun adayı katılımcı kendinden emin olduğunu, başarabileceğini ısrarla öne sürdü. Peki programın sonunda ne oldu, izlemeyenler için söyleyeyim. Üç adaydan diğer ikisi başarılı bulundu ve Zorlu Grubu&#8217;na davet edildi. Kendi işini kurmak isteyen katılımcı ise &#8220;iş kurup başarılı olmak için 3 değil 10 sene gerekir&#8221; denerek elendi. Ve bu konunun üstüne, burada yazmamı haklı kılacak kadar gidildi. Genç ve parlak bir öğrenci, sadece kendi işini kurmak istediği için küçük düştü, &#8220;yarışı kaybetti&#8221;.</p>
<p>Peki Vestel gibi Türkiye&#8217;nin gururu bir markayı barındıran, yenilikçi olmaya, AR-GE&#8217;ye önem veren, hizmet değil sanayi üretim odaklı olan bir grubun tepesindekiler nasıl böyle konuşabiliyor? Maalesef en başarılı, saygın iş insanlarımız bile dünyanın ve dünya ekonomisinin gidişatını çok iyi okuyamıyor. Yenilikçiliğin öne çıktığı, hizmet veya ürünün sunuş ya da insanların kullanış tarzına getirdiği değişiklerle sattığı bir çağda tecrübe oldukça göreceli bir kavram. Güncemin daha çok odaklandığı bilişim alanında yirmili yaşların ortasında milyarder olan gençleri saymakla yetinmeyeyim, sadece sanayileşmiş ülkelerde değil artık pek çok ülkede genç girişimciler pek çok sektörde büyük işler başarıyor.</p>
<p>Ama Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun fazla uzun süren feodal düzeninin, ayrıca İmparatorluk&#8217;ta ticaret gelişirken bunu yabancıların kontrolüne bırakmasının uzantısı ve de Türk insanının kültürel olarak iktisadi girişim yapmaya eğilimli olmamasının acısını çekti ve çekiyor. Durum ortadeyken, Türkiye&#8217;nin büyümesi ve refahı dağıtması için yeni işlerin yaratılmasının önemi yadsınamazken ülkenin en parlak ve kendine güvenen gençlerinden birine &#8220;sen üç yılda kendi işini kuramazsın, kursan da batar&#8221; imasında bulunmanın anlamı programı izleyen yaşlı genç herkesi girişimcilikten soğutmaktır. Bazı sanayileşmiş ülkelerde iflas geçirmiş insanlara, &#8220;daha tecrübeli&#8221; olarak bakılırken bizim durumumuzda böyle işte&#8230; Fazla söze gerek yok, böyle önemli bir programın verdiği mesajlar işte bu yüzden faydalı olmalıdır, hatalı değil&#8230;</p>
<p><!--adsense#linkunit--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/cnnde-canli-is-gorusmesi-ne-kadar-faydali-ne-kadar-hatali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geniş ekran monitörde oyun oynayabilmek</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/genis-ekran-monitorde-oyun-oynayabilmek/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/genis-ekran-monitorde-oyun-oynayabilmek/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Mar 2007 21:29:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[bilgisayarlar]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=27</guid>
		<description><![CDATA[LCD&#8217;ye geçmeye uzun süre direndim, ilk neden kaliteli CRT monitörümün performansı, ikinci nedense LCD&#8217;lerin teknik sorunlarıydı. Sabit/doğal çözünürlük değiştirilince netlik bozuluyordu ve ben tüm uygulamaları LCD&#8217;min doğal çözünürlüğüne zorlamak istemiyordum, ikincisi de film ve oyunlarda bizzat gördüğüm tepki süresi sorunlarıydı. Tabii tepki süreleri gittikçe hızlandı.

Ama sonunda LCD&#8217;ye geçmeme neden olan dev CRT&#8217;min odaya yaydığı ısıdan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>LCD&#8217;ye geçmeye uzun süre direndim, ilk neden kaliteli CRT monitörümün performansı, ikinci nedense LCD&#8217;lerin teknik sorunlarıydı. Sabit/doğal çözünürlük değiştirilince netlik bozuluyordu ve ben tüm uygulamaları LCD&#8217;min doğal çözünürlüğüne zorlamak istemiyordum, ikincisi de film ve oyunlarda bizzat gördüğüm tepki süresi sorunlarıydı. Tabii tepki süreleri gittikçe hızlandı.</p>
<p><center><!--adsense--></center><br />
Ama sonunda LCD&#8217;ye geçmeme neden olan dev CRT&#8217;min odaya yaydığı ısıdan usanmam, üstüne de Mehmet Doğan&#8217;ın <a target="_blank" href="http://www.altiustutasarim.com/notdefteri/arsiv/2007/02/cevre_dostu_web_tasarimci_nasi.php">&#8220;Çevre Dostu Web Tasarımcı Nasıl Olunur?&#8221; yazısı</a> ve linklerde okuduklarım oldu. Etkileyici teknik özelliklerinin yanında kampanya dolayısıyla indirime girdiğinden, daha önce seçenekler arasına bile koymadığım geniş ekran bir monitör aldım. Aslında 19 inç ve üstünde geniş ekran monitör alma konusunda iyi düşünmekte fayda var, eğer TV ve film/dizi seyredilecekse son derece uygun, ama bilgisayar kullanımı içinse henüz gözlerimizin bu şekilde bilgisayar kullanmaya alışmadığını düşünüyorum, en azından dünyanın bu tarafında. Ama gidişat da, üreticilerin maliyet odaklı yaklaşımlarıyla, geniş ekrana doğru.Zaten dizüstü bilgisayarlarda standart olan geniş ekranlar yakında bilgisayarların da tek tamamlayıcısı olabilir. Ama henüz o aşamaya gelmediğimizden tüm uygulamalar geniş ekran çözünürlüğüne uygun değil. Bence en sorunlusu da, oyunlar gibi görsellik üzerine kurulu uygulamalar. Eğer geniş ekran bir monitörünüz ya da dizüstünüz varsa, elinizdeki oyun da bu ekranda sorunsuz çalışmıyorsa, bu konuda <a target="_blank" href="http://www.widescreengamingforum.com/wiki/index.php?title=Main_Page" title="Geniş ekranda oyun oynamak üzerine">WideScreenGamingForum.com&#8217;dan </a>destek alabilirsiniz. Sadece forumlar değil, geniş bir oyun listesinde hangilerinin geniş ekranda nasıl çalıştırılabildiği, ek ayar ve dosya gerekip gerekmediği listeleniyor. Zaten doğrudan oyunlar bölümüne girip, oradan gerekli bilgileri elde etmek mümkün.Bu siteyi bulmama neden olan da, şaşırtıcı şekilde geniş ekranı desteklemeyen Need for Speed serisinin son oyunu <a target="_blank" href="http://www.ea.com/nfs/carbon/us/" title="NFS Carbon resmi site">Carbon</a>. Siteden verilen bir bağlantı ile, oyunu farklı çözünürlüklerde çalıştırabilen bir küçük yazılım buldum ve ancak böyle oyunu açabildim. Laf açılmışken, son NFS oyununun, <a target="_blank" href="http://www.ea.com/official/nfs/mostwanted/us/" title="NFS Most Wanted resmi site">Most Wanted</a>&#8216;dan sonra bir hayal kırıklığı ve çok kolay, basit kaldığını düşünüyorum. Asker dönüşü ilk hevesim de kaçınca oyunu sıkılarak bitirdim diyebilirim.<br />
<center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/genis-ekran-monitorde-oyun-oynayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Windows Vista: Oyuncular şimdilik bekleyebilir ama ilerde mecbur&#8230;</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/windows-vista-oyuncular-simdilik-bekleyebilir-ama-ilerde-mecbur/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/windows-vista-oyuncular-simdilik-bekleyebilir-ama-ilerde-mecbur/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Feb 2007 11:49:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=21</guid>
		<description><![CDATA[Yeni Windows sürümü Vista bildiğiniz gibi piyasada, Türkçe&#8217;si de bu ay sonunda hazır olacak. &#8220;Vista&#8217;ya geçmeli mi&#8221; sorusu çok boyutlu yanıtı olan bir soru, hatta &#8220;hala Windows kullanmalı mı&#8221; diye daha genel ve etkili bir sorunun yanıtına olumsuz yanıt verenler gittikçe artarken. (olumsuz yanıt vermek için harika bir neden: Pardus Türkçe işletim sistemi!)

Ama burada, bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Windows sürümü Vista bildiğiniz gibi piyasada, <a title="Microsoft Türkiye" href="http://www.microsoft.com/turkiye/windows/default.mspx" target="_blank">Türkçe&#8217;si</a> de bu ay sonunda hazır olacak. &#8220;Vista&#8217;ya geçmeli mi&#8221; sorusu çok boyutlu yanıtı olan bir soru, hatta &#8220;hala Windows kullanmalı mı&#8221; diye daha genel ve etkili bir sorunun yanıtına olumsuz yanıt verenler gittikçe artarken. (olumsuz yanıt vermek için harika bir neden: <a title="Pardus'u indirme linki" href="http://www.pardus.org.tr/indir.html">Pardus Türkçe işletim sistemi</a>!)</p>
<p><!--adsense--><br />
Ama burada, bir pazar günü, eğlence ve özellikle oyunlar boyutuna odaklanalım. Şu aşamada görülen şu ki, oyuncular için soru &#8220;Vista&#8217;ya geçmeli mi&#8221; değil &#8220;Ne zaman geçmeli&#8221;. Çünkü yeni işletim sistemi <a href="http://www.microsoft.com/windows/directx/default.mspx" target="_blank">DirectX</a> 10 d<img src="http://www.microsoft.com/games/pc/images/pc_logo2.jpg" alt="" width="175" height="42" align="right" />esteğiyle grafik işlemlerine önemli geliştirmeler getiriyor. DirectX 10 özellikleri kullanılarak yeni görsel güzellikler üretmenin yanında, Windows sanal belleğine ekran kartının doğrudan erişimi, vb. performans artışı sağlayacak düzenlemeler de yapılabiliyor.</p>
<p>Şu aşamada DirectX 10 sadece Vista&#8217;da ve Windows XP sürümü olmayacak diye biliniyor. Bu konuda biraz şüpheliyim ama kısa ve orta vadede Vista satışlarını güçlendirmek amacıyla XP için 10. sürüm dağıtılmayabilir. Vista&#8217;nın bazı önemli bileşenleri <a title="Explorer 7 Türkçe" href="http://www.microsoft.com/turkiye/windows/ie/default.mspx">Explorer 7</a> ve <a title="Media Player 11 Türkçe" href="http://www.microsoft.com/windows/windowsmedia/tr/player/11/default.aspx">Media Player 11</a> (iki bağlantı da Türkçe) Windows XP için de ücretsiz dağıtılıyor, ama bu <a title="Firefox" href="http://www.mozilla.com/en-US/" target="_blank">Mozilla Firefox </a>ve pek çok medya oynatıcısı rakip yazılımın sürekli güncellenmesinden kaynaklanıyor. Fakat DirectX için benzer bir rakip tehdidi yok, OpenGL oyunlar çok fazla değil.Uzun vadede XP için de DirectX 10 dağıtılabilir diye düşünüyorum, ama bu bir hayli uzun vadede olabilir. O yüzden yeni DirectX 10 oyunlar oynamak isteyenler, tabii önce DirectX 10 destekli bir ekran kartı alıp sonra da Vista yüklemek zorunda. Tabii şu anda henüz böyle bir oyun çıkmadı, ama Mart ayında ilk örnekler gelmeye başlayacak. Örneğin birkaç <a title="Hürriyet Pazar ekinden okuyabilirsiniz" href="http://www.hurriyet.com.tr/pazar/6010126.asp?gid=59">Türk&#8217;ün Almanya&#8217;da kurduğu Crytek</a>&#8216;in dünyada heyecanla beklenen Crysis oyunu gibi.</p>
<p>Peki madem henüz DirectX 10 oyun yok, 9. sürümde Vista, XP&#8217;ye karşı nasıl? Yeni işletim sistemi tabii ki daha süslü, yüklü, özellikli, yani donanıma daha fazla yük bindiriyor. Zaten Vista&#8217;yı 512 MB RAM bellek ile kullanmayı önermek mümkün değil, sistem boş durumda bile, sadece kendisi için, Vista sürümüne göre değişmekle beraber yaklaşık 450 MB bellek kullanıyor. Eğer 1 GB veya fazla RAM bellek yüklüyse, DirectX 9 oyunlarda şu anda XP ile başabaş gidiyor, tabii genelde XP çok az daha iyi performans veriyor. Bu nedenle oyuncular için hemen Vista&#8217;ya geçmek gerekmiyor. Daha detaylı performans karşılaştırması ve popüler oyunlardaki deneme sonuçları <a title="Gamespot Windows Vista oyun performans testleri" href="http://www.gamespot.com/features/6164940/index.html" target="_blank">Gamespot&#8217;un bu sayfaları</a>ndan okunabilir.</p>
<p><!--adsense#linkunit--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/windows-vista-oyuncular-simdilik-bekleyebilir-ama-ilerde-mecbur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>40</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
