<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>H. Cihan Salim - Günce... Blog... &#187; iktisat ve Türk ekonomisi</title>
	<atom:link href="http://www.cihansalim.net/blog/category/iktisat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cihansalim.net/blog</link>
	<description>www.cihansalim.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 09 Mar 2010 22:00:15 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Müslüman Ülkeler ve Türki Cumhuriyetler&#8217;in Yıllardır Süregelen Beklentisine Cevap Verebilecek miyiz? Türk e-postası Anaposta ve Türk Arama Motoru</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/musluman-ulkeler-ve-turki-cumhuriyetlerin-yillardir-suregelen-beklentisine-cevap-verebilecek-miyiz-turk-e-postasi-anaposta-ve-turk-arama-motoru/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/musluman-ulkeler-ve-turki-cumhuriyetlerin-yillardir-suregelen-beklentisine-cevap-verebilecek-miyiz-turk-e-postasi-anaposta-ve-turk-arama-motoru/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 22:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=858</guid>
		<description><![CDATA[Bayramda önce çoğumuz şaka sandı, ama değilmiş! Devletimiz artık doğan her bebeğin nüfus cüzdanına Anaposta hizmetinden verilen e-posta adresini yazmayı, ve ayrıca tüm Müslüman ve Türki cumhuriyetlerin tercih edeceği Google'a rakip arama motoru kurmayı hedefliyormuş]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sanırım pek çoğumuz doğar doğmaz her Türk bebeğinin nüfus cüzdanına e-posta adresi  yazılacağı, ayrıca Google ve Yahoo! gibi devlere rakip bir devlet arama motoru yapılacağı haberini ilk duyduğumuzda şaka sandık. Ama <a href="http://www.cnnturk.com/2009/bilim.teknoloji/teknoloji/11/28/e.posta.adresi.nufus.cuzdanina.giriyor/553464.0/">haber saygın yayınlarda sırasıyla yerini aldı</a>ktan sonra sırada “şaşırmak” vardı!</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Bayramın ortasında durup dururken çıkan bu haber üstüne de bilişim yazarları dışında pek kalem oynatan olmadı, ki aslında çok derin anlamları olan bir gelişme idi, hatta bazı yabancı yayınlar bu fırsatla tekrar Türkiye’deki ifade özgürlüğü, devlet kontrolcülüğü, zihniyet gibi kavramları sorgulayan makaleler yayınladılar.</p>
<p>Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı <a href="http://www.cnnturk.com/2009/bilim.teknoloji/teknoloji/11/28/e.posta.adresi.nufus.cuzdanina.giriyor/553464.0/">Tayfun Acarer’in verdiği demeç</a> ile ortaya çıktığı üzere iki büyük proje söz konusu: İlki Anaposta ile 70 milyon Türk vatandaşına 10 GB kotalı e-posta adresi açmak, ki böylece Yahoo! Mail, Microsoft Hotmail, Google Gmail gibi yabancı ve güvenli olmayan posta adresleri ve ağları kullanılmamış olacak ve tam anlamadığım ifade ile “70 milyon kişinin kullanabileceği bir mobil ağ sağlanmış olacak” imiş. Acarer’in demeci aynen şöyle devam ediyor: “İslam ülkeleri ile Türk cumhuriyetleri, Türkiye&#8217;nin posta altyapısını tercih edeceklerinden, uluslararası büyük bir ağ ve internet haberleşme ortamı sağlanmış olacak.&#8221;</p>
<p>İkincisi ise arama motoru kurulması, çünkü Google gibi yabancı şirketler bizim ihtiyaçlarımıza cevap vermedikleri gibi hassasiyetlerimizi de dikkate almıyor ve istenmeyen sonuçları arama sonuç sayfalarında gösteriyorlar. Böyle bir arama motoru da yine aynı şekilde bilgi akışının yurtdışına çıkıp dönmesini engelleyecek ve yine İslam ülkeleri ve Türki cumhuriyetler de bu arama motorunu kullanmayı tercih edecekler beklentisi söz konusu.</p>
<p>Konu hakkında Serdar Kuzuloğlu’nun dün yayınlanan <a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=967860">“ERKE&#8217;yi unutun, Milli Motor geliyor!” yazısı</a>nın özellikle 2. bölümünde de dikkat çektiği üzere yabancı arama motorlarının ihtiyaçlarımıza cevap vermemesi çok tartışılabilecek bir iddia. Bugün arama motorlarından tabii ki istediğimiz bilgiyi istediğimiz kolaylıklta edinemiyoruz, ama bu sadece bizim sorunumuz değil İnternet’in tüm dünyada kabul gören başlıca sorunu, bilgiyi organize edip sunmada verimsizlikler söz konusu. Fakat herhangi bir arama motoru için “Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap veremiyor” diyemeyiz. Ancak ve ancak bu ihtiyaç ve talepler ülkeyi yönetenlerin, İnternet kullanıcısı halkın ihtiyaçlarından farklı ise bu söz konusu olabilir. Yani sansür, engelleme amacına hizmet edemiyor olabilir Google ve diğerleri.</p>
<p>Bizim yaşadığımız sıkıntı herhalde Çin gibi ülkeler Yahoo! ve Google’ı yola yani dize getirebilirken bizim neden Google’a işimize gelmeyen sonuçları göstermemeye ikna edemediğimiz! Ama bunu böyle ifade etmeye henüz cesaret edemiyor sanırım Türkiye’de İnternet’in geleceğini elinde tuttuğuna inananlar.</p>
<p>Yine konu hakkında yazan Yurtsan Atakan’ın “<a href="http://www.aksam.com.tr/2009/12/01/yazar/15361/yurtsan_atakan/evrensel_internet_e_yerel_guduk_versiyon.html">Evrensel İnternet&#8217;e yerel güdük versiyon” başlıklı makalesi</a> ise başlığından da anlaşıldığı üzere hala İnternet’in ne olduğunu anlamayanlar ya da anlamasına rağmen İnternet’i kendilerine göre yontabileceklerine inananlar tarafından yönetiliyor olduğumuzu vurguluyor.</p>
<p>Atakan’ın yazısında da yer verdiği fikirlerimi kısaca açacak olursam, ülkemizin yine doğru vizyonu ortaya koymadığını çünkü bugün &#8220;esas&#8221; olanın doğru veya yanlış bilgiye ulaşıp ulaşamama değil, ulaşılan onlarca farklı kaynağı işleyip doğru anlam ve sonuç çıkarabilme yeteneği olduğunu söylemeliyim.</p>
<p>Çünkü arama motorunun eksik, hatalı, taraflı bilgi sunması söz konusu bile olsa(!), bunu engellemeye harcanak çabanın sağlayacağı fayda, sadece İnternet&#8217;te değil hayatın her alanında söz konusu olan yanlış, eksik bilgileri doğru bilgilerden ayırabilmeyi öğretecek çabanın sağlayacağı faydanın yanında küçücük kalır.</p>
<p>Siz istediğiniz kadar işinize gelmeyen haber ve yorumları engelleyin, erişime kapatın, olmadı yalanlayın, siyasetçiler, spor yöneticileri, vd. işlerine gelmeyen bilgiyi üretenleri &#8220;şerefsizlik&#8221; ile itham etsin, günümüzde &#8220;demokrasiyim&#8221; demeye yüzünüz birazcık tutacaksa günün sonunda bir yerden bir şekilde istemediğiniz bilgi, haber, yorum yayılacaktır.</p>
<p><strong>Asıl Yatırım Arama Motoru, E-Postaya Değil, Aşırı Pahalı İnternet Erişimine Yapılmalı</strong></p>
<p>Bunun yerine eğitimi, anlama, değerlendirme, sonuca varma ve buna göre doğru çözüm hareketini seçebilme becerisini sadece gençlere değil tüm topluma kazandırmalıyız. Sansür amaçlı algılanan projelere para dökmektense ülkede İnternet erişimini yaymalıyız. Bakın <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%E2%80%99de-e-ticaret-nereden-nereye%E2%80%A6-online-ticaret-hacmi-tahmini-beklentiler-ve-basari-faktorleri/">bir önceki yazımda Türkiye&#8217;de İnternet aboneliği sayısının nasıl bilgisayar sayısına ulaşıp bu noktada yeni abone sayısındaki büyümesinin neredeyse durduğunu anlattım</a>. Ülkede bilgisayar, vb. cihazlar erişilebilir olmalı, ucuzlamalı ya da herkese fırsat sunan ortak kullanım alanları kurulmalı ki halk bilgi teknolojilerinden faydalanabilsin.</p>
<p>Bilişim cihazlarına ulaşım kadar önemli olan diğer şey ise İnternet erişiminin yaygınlaşması. Ülkede İnternet erişimi, ister bilgisayardan, ister cep telefonundan olsun çok daha ucuz olmalı. <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/en-pahali-adsl-hala-bizde-4-mbit-hiz-neyimize-4-mblik-hattimiz-var-mi/">Türkiye, OECD ülkeleri içinde en pahalı İnternet erişimi sağlanan ülke</a>. Neden mi? Birinci neden İnternet erişiminde sabit hat tekelinin sürmesi, ikincisi ise İnternet&#8217;ten alınan vergilerin yüksekliği. <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/internet%E2%80%99in-vergisi-ine-ine-2-lira-indi-ama-pirlantada-kdv-yok-hala-en-pahali-internet-turk-mali-internet/">İnternet&#8217;in vergisi sadece 2 Lira inerken ülkemizde pırlantanın KDV&#8217;si yok</a>. Eskiden <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/internet%E2%80%99in-vergisi-ine-ine-2-lira-indi-ama-pirlantada-kdv-yok-hala-en-pahali-internet-turk-mali-internet/">en ucuz ADSL paketi ile ayda 9 saatte kotanızı doldurup 29 Lira ödeme riski varken</a> artık 8 Mbit hızla 27 TL&#8217;lik paket ile, bir ayda sadece 87 dakika İnternet kullanarak 27 TL ödemeniz gerekebilir!</p>
<p>İşte 70 milyon kişiye açılacak e-posta hesabı için alınacak donanım, altyapı yatırımı, ithal ürünlere aktarılacak kaynaklar ve Google ya da Yahoo!&#8217;ya rakip olması pek mümkün olmayan bir devlet arama motoruna aktarılacak vergi gelirlerini, üst paragrafta bahsettiğim sıkıntıların çözümü için çok daha faydalı ve verimli alanlara aktarmalıyız.</p>
<p>Bugün ülkemizde insanlar cep telefonundan dinlendiği korkusuyla yaşarken devletimizin verdiği e-posta adresini kullanmaktan da maalesef çekinecek, Mynet veya Yahoo, Hotmail kullanmaya devam edecektir.</p>
<p>Öte yandan devlet, anaposta olarak adlandırılan bu hizmeti resmi hizmet olarak kabul edeceğinden belediye olsun, ticari işler olsun, vatandaşlık işleri olsun pek çok konuda anaposta kullanılmaya çalışılacak ama şifresini unutanların devlet dairelerine nüfus cüzdanlarıyla gitmeleri, hatta sistemde ortaya çıkabilecek güvenlik açıkları gibi sorunlar baş ağrıtmaktan da öte kişi ve kurumlara kayıplar yaşatabilecektir.</p>
<p>Acarer &#8220;Bu ölçekte geliştirilecek bir projenin uygulamaya sunulması ve ulusal bir e-posta altyapısının kurulması, teknik, ekonomik ve soysal açıdan ülkemize büyük prestij ve kazanımlar sağlayacak&#8221; sözüyle kapatmış sanırım. Ben de şunu söylemeden geçemeyeceğim, bugün sadece Google, Yahoo, Microsoft değil dünyanın dört bir yanında onlarca şirket milyonlarca kullanıcıya aynı anda e-posta hesabı sunuyor. Bir devletin bunu yapmakla kazanacağı prestij, ülkeyi gerçek bir İnternet ülkesine çevirmenin, vatandaşlarının, 1-2 ülkenin denemeye başladığı gibi, bedavaya, olmadı çok çok ucuza İnternet&#8217;e erişmesini ve hakkıyla kullanmasını sağlamaktan kazanacağı prestijin yanında hiç kalır&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/musluman-ulkeler-ve-turki-cumhuriyetlerin-yillardir-suregelen-beklentisine-cevap-verebilecek-miyiz-turk-e-postasi-anaposta-ve-turk-arama-motoru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de e-Ticaret Nereden Nereye… Online Ticaret Hacmi Tahmini, Beklentiler ve Başarı Faktörleri</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%e2%80%99de-e-ticaret-nereden-nereye%e2%80%a6-online-ticaret-hacmi-tahmini-beklentiler-ve-basari-faktorleri/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%e2%80%99de-e-ticaret-nereden-nereye%e2%80%a6-online-ticaret-hacmi-tahmini-beklentiler-ve-basari-faktorleri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 20:40:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=832</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye İstatistik Kurumu'na göre hanelerin %30'u İnternet erişimi sahip. Yani Türk İnternet alemini hedefleyen bir teşebbüsün tam 25 milyon potansiyel müşterisi var! Peki, bu büyük pazardan para kazanan, büyüyen girişim örneği deyince neden bir elin parmağından fazla isim aklımıza gelmiyor, neden e-ticaret ülkemizde palazlanmıyor?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2009 yılı araştırmasına göre Türkiye’deki hanelerin %30’u İnternet erişimine sahip olduğu, buradan hareketle ve yine anketlerle 16-74 yaş arası bireylerin %38’inin İnternet kullanıcısı sayıldığı açıklandı. Yani Türk İnternet alemini hedefleyen bir iktisadi teşebbüsün tam 25 milyon potansiyel ziyaretçisi, hatta müşterisi var! Peki, bu büyük pazardan para kazanan, büyüyen girişim örneği deyince neden bir elin parmağından fazla isim aklımıza gelmiyor, neden e-ticaret ülkemizde palazlanmıyor?</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Ne kadar bilindik bir soru aslında! Belki sizin de sorduğunuz bir soru; belki de yurtdışına okumaya, çalışmaya giden arkadaşınızın günceli merakı veya yabancı bir iş adamının Türk İnterneti’ni anlama çabası karşısında cevap vermeye çabaladığınız bir soru.</p>
<p>Maalesef dijital devrim bazılarının şimdiden vardığımızı sandığı ütopik evresine henüz ulaşmadığından hala bilgi eksikliği, yokluğu hissettiğimiz alanlar var. İşte Türkiye İnterneti ve e-ticareti de bu alanlardan biri. Mantıklı çıkarımlarda bulunmak, doğru hamleleri yapabilmek için doğru veri ve bilgilere sahip olmak olmazsa olmazların başında geliyor. Güvenilir, karşılaştırılabilir veri eksikliği de aslında e-ticaretin palazlanamamasının nedenlerinden biri.</p>
<p><strong>Bilgisayar Sahipliğinde Yavaşlama e-Ticareti Yavaşlatabilir</strong><br />
Öncelikle pazarın potansiyelini ve gerçekleşmeleri tahmin edebilmek için resmi İnternet kullanıcı sayısı, abone sayısı ve bilgisayarlaşma oranlarındaki trendle başlayacak olursak sürekli yükselen eğrilerle karşılaşıyoruz. 2003 yılında 1,2 milyon olan İnternet abone sayısı 2008’de yaklaşık 5,8 milyona yükseldi, öte yandan 2003 yılında 3,5 milyon adet ile İnternet abonesinden çok daha fazla olan kişisel bilgisayar sayısı ise 2008’de aynı şekilde 5,8 milyona dayandı. Yine aynı dönemde İnternet kullanıcı sayısı 25 milyona ulaştı!</p>
<div align="center"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/tr-e-ticaret/2008bilgisayar-internet-kullanici-sayilari.gif" title="2003-2009 arası İnternet ve bilgisayar kullanıcı sayısı ve bilgisayar sayısı" alt="2003-2009 arası İnternet ve bilgisayar kullanıcı sayısı ve bilgisayar sayısı"/></div>
<p>Sadece bu üç rakam bile bize pek çok çıkarımda bulunma şansı veriyor. Bunlardan biri kabaca 6 milyon abonelik ve 6 milyon bilgisayar ile İnternet kafeleri ve iş yerlerindeki kullanımı toplasak gerçekten 25 milyona ulaşır mıyız sorusu? Ulaşsak bile bu 25 milyonun gerçekte ne kadarı e-ticaret potansiyelini meydana koyuyor? İrdelemeye devam edeceğiz.</p>
<p>Bir diğer çıkarım da halkın İnternet’e ulaşımında artık birinci sıkıntının ekonomik İnternet erişimi değil bilgisayarlaşma olduğu. 2008 itibarı ile bilgisayar sayısına ulaşan İnternet aboneliği sayısı yani bilgisayar başına neredeyse %100’lük İnternet penetrasyonu artık bir an önce masaüstü, dizüstü, mini dizüstü, kısaca nasıl olursa olsun bilgisayara erişimin kolaylaştırılması gerektiğini gösteriyor. İşte bu da İnternet kullanıcı sayısında 14. olan Türkiye’nin, İnternet kullanıcılarının toplam nüfusa oranında %30’lar ile neredeyse dünya 60. olmasının nedenini ortaya çıkarıyor.</p>
<p>Mümkünse kendine ait, değilse bile kullanım şartlarında kısıtlama olmayan cihazları kullanarak İnternet’e erişenler e-ticaret hacmini doğrudan etkiliyor. Sosyal bir aktivite olarak arkadaşlarla fiziksel ya da online alışverişe çıkabiliyoruz, ama İnternet kafede tanımadıklarımızın yanında, ekranda kişisel tercihlerimizi yansıtan ürünler arasında dolaşmak pek azımızın hoşlanarak yapacağı bir aktivite olacaktır.</p>
<p><strong>E-Ticaret Hacmini Ölçebilene Aşk olsun!</strong><br />
Bugün Türkiye’ye yatırıma gelen, ana iş kanalı ya da ikincil kanalı İnternet olan küresel oyuncular bile Bankalararası Kart Merkezi (BKM) sanal POS verilerinden e-ticaret hacmine ulaşmaya çalışıyorlar. Sanal POS verilerine e-ticaret sayılamayacak telefon siparişleri, fatura ödemeleri, vb. kalemler de dahil olduğundan çok uçuk rakamlarla karşı karşıya kalıyoruz.</p>
<p>Öte yandan elektronik perakende pazarının üçte biri ila yarısı arasında bir kısmını kontrol ettiği tahmin edilen hepsiburada.com’un açıklamalarından gidersek de pazarı olduğundan küçük gördüğümüze inanıyorum. 2009 tarihli yerli ve yabancı pazar araştırma şirketlerinin sınırlı ama tutarlı rakamlarına ulaşıp yıllardır işim ve merakım gereği belli aralıklarla bir kenarda topladığım rakamların çerçeveleriyle baktığımda şu tablonun kabul edilebilir olduğunu düşünüyorum.</p>
<div align="center"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/tr-e-ticaret/turkiye-2003-2008-eticaret-hacmi-cihansalim.gif" alt="2003-2009 arası seçilmiş kategorilerde, tüketim vergileri hariç Türkiye e-ticaret hacmi" title="2003-2009 arası seçilmiş kategorilerde, tüketim vergileri hariç Türkiye e-ticaret hacmi"/></div>
<p>İkinci el pazaryerleri ve elektrikli ev aletleri, tüketici elektroniği, kitap, film gibi medya ve içerik ile oyun ve eğlence ürünleri, kozmetikler ve evcil hayvan, koleksiyon ürünleri, mücevharat gibi diğer kategorileri içeren fakat gıda, vitamin, hırdavat, giyim gibi kalemleri içermeyen, satış vergileri hariç, toplam e-ticaret hacmi 2008 yılında 1 milyar ABD Doları, ya da 1,3 milyar TL’ye ulaştı. İkinci el pazaryerlerinin büyümesi ve farklı ürün kategorilerinde farklı vergi oranlarının doğurduğu karşılaştırma zorlukları nedeniyle bu alanda araştırma yapanlara da kenara koydukları her rakamı vergili vergisiz not etmelerini tavsiye ediyorum.</p>
<p>Giyim, mobilya gibi saydığım kategorilerde paylaşabileceğim kadar güvenilir verilere ulaşmakta genelde de bir zorluk olduğuna inanıyorum. Bu alanlardaki iş hacminin de eklenmesiyle 1 milyar dolarlık rakamın %15 üstünde bir büyüklükten konuşmak mümkün.</p>
<p>Toplam pazarın neredeyse dörtte birini temsil eden tüketici elektroniği bir zamanlar açık ara önde olduğu online dünyada diğer kategorilerden daha yavaş büyümeye devam ediyor. Ev elektroniği ise e-perakendeciliğin yönünü belirleyecek hacme ulaştı. Öte yandan gerek diğer kategorilerde, gerekse de online perakendeciliğin çok daha niş ürün kategorilerinde hızlı büyüme sürüyor ve hala gidilecek çok yol var.</p>
<p><strong>İnternet’ten Alışveriş Yapan Türk Kullanıcısının Beklentileri</strong><br />
Pazarın demografik ve ekonomik özelliklerini daha detaylandırmak, tahminlerde bulunmak da mümkün ve önemli, ama bu yazıyı bir başlangıç ve genel fikir verebilecek bir rehber gibi konumlandırabilmek için en iyisi söz konusu e-ticaret hacmini yaratan Türk İnternet kullanıcılarının alışveriş tercihlerine de değinmek.</p>
<div align="center"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/tr-e-ticaret/turk-internet-kullanici-eticaret-beklentileri.gif" title="Türk İnternet kullanıcılarının e-ticaret platformlarında öncelikli tercih nedenleri" alt="Türk İnternet kullanıcılarının e-ticaret platformlarında öncelikli tercih nedenleri"/></div>
<p>Gerek az örneği olan kapsamlı tüketim anketleri, gerekse de başarılı ve başarısız girişimleri içerden ve dışarıdan gözlemleyebildiğimiz kadarıyla Türkiye’de e-ticaretin e-perakendecilik tarafında başarı faktörlerinin başında marka ve isim bilinilirliği ve güveni ile lojistik yeterlilik geliyor. Dolandırıcılık ve sahtecilik hala ortalama kullanıcının en büyük çekincesi olduğundan kulaktan kulağa ve İnternet üzerindeki yorumlar belirleyici rol oynuyor.</p>
<p>Genel bir sosyal ihtiyaç olarak konumlandırılabilecek güven ihtiyacından sonra e-girişimin kontrolündeki en önemli faktör kullanıcının yaşadığı yere ürün gönderilip gönderilmediği, kargo masrafı, zamanında teslimatta başarı. Lojistik başarı tekrar alışverişi tetikleyen temel faktörlerden. Gerek lojistik sorunlar, gerekse de alınan hizmet ya da ürünle ilgili olası sorunlarda müşteri ilişkileri, iade, sigorta, tamir gibi konuları da barındıran hizmetler önem sıralamasının yine üst sıralarında.</p>
<p>Kullanıcılara “niye İnternet’ten alışveriş” sorusu yöneltildiğinde bol çeşit, iyi ve detaylı açıklamalar yanıtını almadığımız bir araştırmaya güvenmemiz imkânsız. Doğal olarak başarılı Türk e-ticaret girişimlerinin çoğunun belli bir kategoride farklı ihtiyaçlara cevap verebilen ürün ve hizmetleri aynı anda sunduğunu, ayrıca bunlar hakkında iyi bilgilendirme yaptığını görüyoruz. En önemli 5 faktör listesinin sonunda ise sadece kampanya indirimleriyle sınırlı kalmayan ödeme seçeneklerinin yeterliliği yer alıyor. Çünkü hala online işlemlerde kredi kartını kullanmak ya da hemen havale çekmek istemeyen, teslimatı alırken ödemek isteyen büyük bir kitle mevcut.</p>
<p>Bu liste size gizli bir iksir formülü sunmuyor gibi görünebilir ama geride bıraktığımız 12 ayda Türkiye’nin en popüler e-perakendecilerinden ikisinin kepenk indirmesinin başlıca nedenleri arasında finansal zorluklardan da öte müşteri sadakati yaratamama olduğu gerçeğini daha fazla gizleyemeyiz!</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%e2%80%99de-e-ticaret-nereden-nereye%e2%80%a6-online-ticaret-hacmi-tahmini-beklentiler-ve-basari-faktorleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Berlin Duvarı&#8217;nın, Doğu Bloku&#8217;nun Yıkılışının 20. Yılı: Buna Değdi mi? İktisadi Olarak Hayır, İnsani Olarak Evet!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-blokunun-berlin-duvarinin-yikilisinin-yirminci-yili-buna-degdi-mi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-blokunun-berlin-duvarinin-yikilisinin-yirminci-yili-buna-degdi-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 16:15:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=822</guid>
		<description><![CDATA[Komünist Blok'un dağılışının 20. yıldönümünde geriye baktığımızda çok farklı sonuçlar çıkıyor. Kapitalist serbest pazar ekonomisinin beklentinin aksine tüm ülkelere refah getirmediğini, ama faşizme varan baskının ortadan kalkmasıyla insanların hayatlarından daha mutlu olduğunu görüyoruz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Berlin Duvarı’nın, demir perdenin yıkılışının ve Komünist ya da Doğu Bloku’nun parçalanmasının 20. yıldönümündeyiz. Doğu Bloku’nun parçalanmaya başlama süreci daha önceden de başlamış olsa, hatta Macaristan’ın Avusturya sınırını 89’un ilkbaharında açmasıyla geri dönülmez süreç başlasa da, tarihi bir sembol olarak Berlin Duvarı’nın kitlelerce aşıldığı 9 Kasım 1989 önemini koruyor ve koruyacak.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Ay’a ayak basışın 40. yıldönümü de olan 2009’da geriye dönüp son on yıllarda insanlığın ne kadar ilerlediğini bol bol tartışır olduk. Özellikle bugünlerde komünist devlet yönetim modelinin yıkılmasının ardından kapitalizmle kucaklaşan Doğu Bloku ülkelerinin hali merak edilir oldu. Karşılaştırmalara başlamadan önce yazı sonunda detaylandıracağım bir tespiti paylaşmalıyım; Demir Perde ülkelerini sosyalist blok olarak tanımlamak yanlış ve sosyalizm karşıtı bir değerlendirme olur. Faşizme varan baskılar hissettiren, tek elden kontrolün her kararda etkili olduğu Komünizm’in bir türevinin etkisi altında olan söz konusu ülkelerde demokrasi yoktu, ama ekonomik açıdan ülkeden ülkeye değişen modeller söz konusu idi. Bu nedenle duvarın yıkılışının daha çok demokrasiye geçiş olarak nitelendirilmesine ben de katılıyorum.</p>
<div align="center"><img title="Duvarın üstünde Brejnev ve Honecker'ın samimiyeti gösteren eski bir hatıra" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/berlin-duvar-brejnev-honecker.jpg" alt="Duvarın üstünde Brejnev ve Honecker'ın samimiyeti gösteren eski bir hatıra" /></p>
<p><strong>Halkın Değişime Desteği Düşüyor, ama Daha Mutlular</strong><br />
Eski komünist ülkelerde yapılan anketler çarpıcı sonuçlar sunuyor. <a href="http://pewresearch.org/pubs/1396/european-opinion-two-decades-after-berlin-wall-fall-communism" target="_blank">Pew Research Center’ın Pazartesi günü yayınladığı detaylı sonuçlar</a>a göre 1991’den bugüne Doğu Bloku halkları değişime inancını büyük ölçüde kaybetmiş. (<a href="http://pewglobal.org/docs/?DocID=25" target="_blank">Yanıtların görsel sunumu da şurada</a>)</p>
<p>“Çok partili sisteme geçişi onaylıyorum” diyenler Doğu Almanya’da yüzde 91’den 85’e, Macaristan’da 74’ten 56’ya, Litvanya’da 75’ten 55’e, Rusya’da 61’den 53’e, Bulgaristan’da 76’dan 52’ye, Ukrayna’da 72’den 30’a düşerken Çek Cumhuriyeti’nde 80’de kalmaya devam etmiş, Slovakya ve Polanya’da 1 ve 4 puan artarak 70 ve 71’e ulaşmış.</p>
<p>Lafın kısası “demokrasiye geçişi onaylıyorum” diyenler bu ülkelerde 1991’de en az %61 (Rusya) iken bugün 5 ülkede %56 ve altında rakamlar görüyoruz!</p>
<p>“Kapitalist pazar ekonomisine geçişi onaylıyorum” diyenler ise tüm ülkelerde düşmüş. Doğu Almanya, Çek Cumhuriyeti, Polanya ve Slovakya gibi Orta Avrupa ülkeleri Demir Perde’den kurtulmanın olumlu hissiyatı ve ekonomik faydasını en çok görenler olarak hala %66 ve üstünde olumlu görüş göstermişler. Bulgaristan’da 73’ten 53’e, Litvanya’da 76’dan 50’ye, Rusya’da 54’ten 50’ye, Macaristan’da 80’den 46’ya, Ukrayna’da 52’den 36’ya çok ciddi gerilemeler söz konusu.</p>
<p>Bir diğer soru ise “İnsanların ekonomik durumu komünizm dönemindekine göre nasıl” şeklinde imiş, yanıtlar alttaki grafikte görebileceğiniz gibi Polanya ve Çek Cumhuriyeti hariç oldukça olumsuz.</p>
<div align="center"><img title="Eski demir perde ülkelerinde insanlar iktisadi olarak komünist rejim altında daha iyi olduklarını düşünüyorlar" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/berlinduvari/komunizme-gore-bugun-ekonomik-durum.png" alt="" /></div>
<p>Öte yandan “Hayattan memnuniyeti bir merdivene benzetirsek ve merdivenin 10. basamağını mutlak mutluluk olarak tanımlarsak kaçıncı basamaktasınız” sorusuna 7 ve üstünde cevap verenler ise 1991’dekinden çok daha yüksek çıkmış. Bulgaristan’da bile %8’den %15’e önemli bir yükseliş söz konusu.</p>
<div align="center"><img title="Öte yandan aynı ülkelerde herkes 1991'e göre bugün hayatından daha memnun" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/berlinduvari/hayattan-memnuniyet.gif" alt="" /></div>
<p><strong>İktisadi Refah ise 1989’dan Daha Kötü, Ölüm Oranları Çok Yüksek</strong><br />
Pew’in araştırmasında daha pek çok soru var, ama ilk bakışta dikkat çekici olanlar bunlar. Öte yandan haftalık Economist dergisinin 2008 sonunda hazırladığı “2009’da Dünya” sayısında da konuyla ilgili önemli bir yazı bulunuyordu. Serbest pazar ekonomisinin önemli yayınlarından Economist’in tespitleri de bana vurucu gelmişti. Henüz global resesyon derinleşmeden önce yapılan karşılaştırmada ekonomik durumun göreceli olarak daha kötüye gittiği görülüyordu.</p>
<p>Alttaki grafikte satın alma gücü paritesine göre ülkelerin milli hasılaları gruplanmış. Satın alma gücü paritesi döviz kurlarındaki dalgalanmaları analizin dışına çıkararak gerçekçi bir karşılaştırma yapma imkanı sağlar ve her ciddi çalışmada kullanılması gereken rakamdır. Avrupa Birliği’nin ilk 15 üyesi, yani EU15’in kişi başı geliri satın alma gücüne göre “100” olarak alınmış. 1989’da Baltık Ülkeleri 49,7 endeks değeri ile AB15’e en yakın kişi başına gelire sahipmiş, yani neredeyse yarı yarıya seviyesindelermiş. Orta Avrupa 48,7, Bağımsız Devletler Topluluğu ülkeleri 42,2, Balkan Ülkeleri 37,6 ve tüm bu geçiş ülkeleri (grafikte Transition Economies) ortalamada 43,6 değerindelermiş. 1999’da, yani duvarın yıkılışının 10. yılında tüm ülkeler Avrupa Birliği’nin ilk 15 üyesine göre ciddi kayıplara uğramış, göreceli olarak oldukça fakirleşmiş.</p>
<div align="center"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/resim/berlinduvari/dogu-blogu-kisi-basi-gelirde-degisim.jpg"><img title="Tıklayarak Büyütebilirsiniz - Kişi başına düşen gelir Avrupa Birliği'nin ilk 15 üyesiyle karşılaştırıldığında bugün 20 sene öncesine göre daha kötü" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/berlinduvari/dogu-blogu-kisi-basi-gelirde-degisim.jpg" alt="" width="750" height="229" /></a></div>
<p>2009 tahmini değerleri ise, tahminimce krizin bu kadar kalıcı olacağını öngörmemiş bile olsa yine de durumun hala düzelmediğini gösteriyor. Pew araştırması satır aralarında belirttiğim gibi Orta Avrupa ve Baltık ülkeleri dışında toplamda geçiş ülkeleri, eski Komünist Blok 39,6 değeriyle AB’ye göre göreceli olarak kişi başına düşen gelirde %10’luk bir kayba daha uğramış.</p>
<p>Ve bu analiz 1989 seviyesinin yakalanması için her yıl %4-5 seviyelerinde büyüyerek yaklaşık bir on yılın daha gerektiği yönünde yorumlanıyor Economist yazarı tarafından. Tabii ki tek elden kontrollü bir iktisadi düzendeki refahı tamamen serbest pazarın insafına bırakılmış sonsuz tercihler altındaki refahla karşılaştırmak zor, insanlar bugün istedikleri, ya da en azından istediklerini sandıkları şeyleri daha kolay edinebiliyorlar. Ama elektrik tüketimi gibi göstergeler de yine grafiktekine paralel sonuçlar gösteriyor!</p>
<p>Öte yandan Komünizm’in çöküşünün ardından yaşananların tarihteki en barışçı, en az kanlı büyük devrimlerden biri olduğu söylenir. Ama 1989 sonrası Balkanlar’da iç savaşlarda yine de on binlerce can kaybı yaşandı. Ama savaşlar dışında Doğu Bloku’nda ölümler de çok arttı. Son 20 yılda dünyada nüfus kaybına uğrayan tek bölge Doğu Avrupa, rakam ise 7 milyon! Bu rakam had safhada stresin sonucu olarak yorumlanıyor. Pew araştırmasındaki sonuçlarda dikkat çekici olan gençlerle yaşlıların cevapları arasında oluşan uçurum. Bunu değişime direnmek ve nostalji peşinde olmak şeklinde yorumlamaya kaçmak doğru değil, çünkü kapitalist sisteme geçişle beraber pek çok Komünist ülkede daha önce çok düşük seyreden “işsizlik” azdı, 40, 50, 60 yaşlarındaki insanlar hayatlarında ilk defa sürekli gelirden mahrum kalıp iş kuyruklarına girdiler, şanslı olanları bile çok azalan emekli aylıklarıyla geçinmeye çalıştılar.</p>
<p>Sonuçta Sovyetler Birliği’nin etkisi ve kontrolünün hissedildiği, bazılarının Sosyalist Blok demeyi tercih ettiği, Doğu Bloku’nda değişime değip değmediğini sorduğunuzda farklı yanıtlar alıyorsunuz. Sadece yaşlılar ve gençler arasında değil şehirdekiler ile kırsalda yaşayanlarda bile çok büyük farklar söz konusu. İktisadi olarak “buna değdi(!)” diyebilmek için bile henüz erken.</p>
<p>Öte yandan örneğin Çek Cumhuriyeti’nde dolaşırken halkın üstünde hala etkisini hissedebileceğiniz  Demir Yumruk, faşist komünist yönetimin tarihe karışması kuşkusuz insanlık tarihi ve bölge halkları açısından önemli bir kazanç, nitekim bu yüzden hayatından mutlu olanlar son 20 yılda artmış.</p>
<p>Diğer bloglarda bu konularda neler yazılmış diye göz atarken <a href="http://www.bigumigu.com" target="_blank">Bigumigu</a>’da denk geldiğim <a href="http://www.boston.com/bigpicture/2009/10/the_berlin_reunion.html" target="_blank">“Berlin buluşması” adlı birkaç günlük sanat performansının fotoğraflarına buradan</a> bakmanızı da öneririm. Bu fotoğrafların da hissettirdiği gibi Doğu ile Batı Almanya’nın bütünleşmesi bile fazlasıyla önemli bir insani gelişme oldu&#8230;</p>
<div><!--adsense#linkunit--></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-blokunun-berlin-duvarinin-yikilisinin-yirminci-yili-buna-degdi-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siyasi irade ve Rekabet Kurulu müdahele etmedikçe telekom devlerimiz tüm Türkiye&#8217;nin karlılığının üçte birini alıyor</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/siyasi-irade-ve-rekabet-kurulu-mudahele-etmedikce-telekom-devlerimiz-tum-turkiyenin-karliliginin-ucte-birini-aliyor/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/siyasi-irade-ve-rekabet-kurulu-mudahele-etmedikce-telekom-devlerimiz-tum-turkiyenin-karliliginin-ucte-birini-aliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2009 17:14:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=639</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye'nin en büyük 500 şirketi listesinde ekonomik krizin tüm şirketleri 2008'de nasıl vurduğunu gördük. Ama Turkcell ve Türk Telekom'un 4 milyar dolar, geri kalan 498 şirketin ise sadece 8,9 milyar dolar kar elde etmesi üstünde durmamız gereken bir konu. Her konuşmamızda, her e-mail alışverişinde ülke refahı telekom tekellerine transfer oluyor!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fortune Türkiye dergisi 2008 yılı satışlarına göre Türkiye’nin, finans-bankacılık kurumları hariç, <a href="http://www.milliyet.com.tr/Ekonomi/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&#038;KategoriID=3&#038;ArticleID=1111777">en büyük 500 şirketi listesini yayınladı</a>. Satışların, ihracatın, karlılığın ne kadar düştüğünü haberlerde okuduk ama ortaya çıkan tabloda asıl tartışılması gereken Türkiye’nin büyük şirketlerinin net karlarının nasıl eridiği ve ne kadar az sektörde ne kadar az şirketin kar ettiği. Ve daha da önemlisi telekomünikasyon sektörünün ne kadar yüksek kar elde ettiği.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>500 büyük şirket 2008 yılında toplamda sadece 12,9 milyar ABD Doları kar etti, en çok kar eden şirket 2,31 milyar dolar ile Turkcell, ikinci ise 1,75 milyar dolar ile Türk Telekom oldu. Turkcell ile Türk Telekom’un toplam karı 4,06 milyar dolar oldu, listedeki diğer 498 şirket ise 8,8 milyar dolar kar edebildi. Yani tüm 500 şirketin net karının %32’si iki şirketin oldu.</p>
<p>30 milyar dolarlık satışlarıyla Türkiye’nin en büyük kurumu Tüpraş ve diğerleri çok daha az kar ederken iki telekomünikasyon şirketinin bu kadar dev, orantısız kar elde etmeleri her geçen gün Türk Ekonomisi’nde tüketicilerden ve kurumsal müşterilerden telekoma ciddi kaynak transferi olduğunu gösteriyor. Sadece tüketiciler değil kurumlar da ister sabit hatlardan, ister cep telefonu şebekelerinden konuşurken, İnternet’e bağlanırken, lafın kısası haberleşirken fahiş fiyatlar ödemeye devam ediyor.</p>
<p>Çünkü doğal tekel konumundaki Türk Telekom önce devlet sonra özel tekel konumunda, hala rekabet oluşmayan şehir içi telefon ve ADSL altyapısının kaymağını yiyiyor. Cepten iletişim pazarını ise hükümetler bir türlü rekabetçi hala sokamadı; Turkcell’in mevcut konumu oluşturan faktörler saymakla bitecek gibi değil: 2. lisans sahibi Telsim’de yaşananlar, Telsim’e el konulması, hem Aria hem de Aycell ile fazla lisans verilip pazara fazla oyuncu çekilmesi ama gereksiz yatırımlarla güçsüz oyuncuların rekabetin kalitesini bozması, daha da önemlisi Turkcell’in hakim durumunu kötüye kullandığına dair başvuraların değerlendirilmesinde yaşananlar, baz istasyonlarının paylaşılmasının önünün hala açılmaması&#8230;</p>
<p>Tüm bu yaşananlarda, daha önce sık sık yazdığım gibi Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (eski adıyla Telekomünikasyon Kurumu) ve Rekabet Kurumu’nun payı var, sorumlulukları devam ediyor ve hala yapılabilecekler var. Çünkü her geçen gün tüketicilerin ve tüm müşterilerin cebinden ciddi bir refah birikimi, telekomünikasyonda sabit hatların tekelini elde tutan azınlık payı devletin, çoğunluk payı Suudi Oger Grubu’nun olan <a href="http://www.turktelekom.com.tr">Türk Telekom</a>’a ve hissedar yapısı karmakarışık olan, İsveçli, Rus şirketler ile Çukurova’nın paylaşımındaki <a href="http://www.turkcell.com.tr">Turkcell</a>’e transfer oluyor.</p>
<p><strong>İngiltere GSM Pazarı ve Vodafone ile T-Mobile’ın İngiltere-Türkiye Takası</strong><br />
Yine bugünlerde İngiltere cep telefonu operatörleriyle ilgili haberleri de okuyoruz. İngiltere’de biri sanal şebeke operatörü olmak üzere başlıca 6 operatör var; O2, Vodafone, Orange ve T-Mobile ilk dört operatör. Bu ilk dördün abone pazar payı sırasıyla %25,8, %24,7, %20,9 ve %16,1. Abone gelirleri açısından pazar payları ise şöyle: O2 %27,2, Vodafone %25,3, Orange %21,9, T-Mobile %14,5. Türkiye’de, Turkcell’in web sitesinden paylaştığı 2008 verilerine göre %56 ile pazar Turkcell’in kontrolünde, Avea %19, Vodafone %25 pazar payına sahip.</p>
<p>İngiltere cep telefonu pazarı fazlasıyla rekabetçi, öyle ki operatörler fiyatlama konusunda ciddi sıkıntı yaşıyorlar. Yatırımlarının dönüşü konusunda beklentilerinin oldukça altında kalan Alman telekom devi Deutsche Telekom’un İngiltere’de T-Mobile’ı satması bekleniyor. O2’den sonra Vodafone’un da T-Mobile’ı satın alabileceği haberleri bu hafta Avrupa ekonomi medyasının ana gündem maddelerinden biriydi. Haftanın sonuna doğru ise Vodafone’un Almanya’dan gelecek bir takas teklifine sıcak bakabileceği spekülasyonları bizim medyamızda da yer buldu. Buna göre Alman Deutsche Telekom İngiltere’de sahibi olduğu T-Mobile’ı Vodafone İngiltere’ye devretmek karşılığında Vodafone Türkiye’yi kendi bünyesine katmak istiyormuş. Böyle bir olasılığa pek ihtimal vermediğimi söylemeliyim. Vodafone kendi ülkesinde büyümeye ve karını arttırmaya çok önem veriyor olsa da büyümenin karlı şekilde devam ettiği Türkiye pazarından çıkmak istemeyecektir.</p>
<p><strong>Türk Telekomünikasyon Pazarında Yüksek Karlılık</strong><br />
İngiltere GSM piyasasında “EBITDA” yani Faiz, Vergi ve Amortisman Öncesi Kâr (FAVÖK) miktarının şirket satışlarına oranı 2008 yılında yaklaşık olarak %20-25 seviyelerinde idi. <a title="Türk Telekom'un web sitesinden ilk çeyrek faaliyet raporu (PDF formatında)" href="http://www.turktelekom.com.tr/telekom/eng/pdf/financial_operational/2009/TTKOM-2009-Q1-Press-Release.pdf">Türk Telekom’un FAVÖK oranı krizin kendini hissettirdiği 2009’un ilk üç ayında bile tam %43</a> olarak gerçekleşti. <a title="Research and Markets'ın Türk GSM piyasası rapor özeti" href="http://www.reuters.com/article/pressRelease/idUS174559+19-Aug-2008+BW20080819">Turkcell’in 2010 yılında dahi %40’ın üstünde EBITDA marjını koruması bekleniyor</a>. Bir yanda İngiltere pazarında kıyasıya rekabet sonucu %20’lerde seyreden kar marjları, Türkiye’de ise iki devin %40’ların altına inmeyen karlılıkları ve sonuçta büyük karları.</p>
<p>İngiltere’deki GSM operatörlerinin karlılıkta bu kadar yüksek seviyelere ulaşamamaları onların GSM işini doğru düzgün bilmemesi, yönetememesinden değil sıkı rekabetin sağladığı fiyatlar ve tabii bu avantajları kullanabilen bilinçli tüketiciler.</p>
<p>Tartışmaya açık iktisat teorileri ve politikaları çoktur ama piyasada hakim konumda olan oyuncuların “tekelleşmesi” tartışmaya açık bir iktisadi gerçeklik olamaz. Eğer Türk ekonomisi dünyanın en güçlü, entelektüel üretim kapasitesini sonuna kadar kullanarak son derece yüksek katma değerli ürünler üreten başlıca ekonomilerinden biri olsaydı %40 seviyelerindeki FAVÖK oranlarına başka sektörlerde de bol bol rastlardık. Talebi kriz döneminde bile azalmayan ürünleri üreten, belli hammadde ve diğer girdilere ayrıcalıklı erişim hakkı olan şirketler bile bugün Türkiye’de böyle yüksek karlar elde edemiyorlar.</p>
<p>Türkiye bilgi toplumu olmak istiyorsa, Türkiye refahı olabildiğine eşit dağıtan bir ekonomi olmak istiyorsa buna uygun ekonomi politikaları uygulamak zorunda. Başta telekomünikasyonda olmak üzere, tekel ve “tekel gibi” oyuncuların gücünü korumaya devam ettiği her gün ülkede refahın haksız ve adaletsiz tranferi devam edeceği gibi iletişim alanında zorlanan, yeni hizmet ve teknolojilere geç (örneğin geciken 3. Nesil şebekeler, yavaş İnternet altyapısı) ve pahalı erişebilen toplum bilgi toplumuna dönüşmekte zorlanacaktır. Sorumluluk hem ilgili bürokratik kurumlarda hem de siyasi iradededir&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/siyasi-irade-ve-rekabet-kurulu-mudahele-etmedikce-telekom-devlerimiz-tum-turkiyenin-karliliginin-ucte-birini-aliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resesyon yeni bir modelin kilidini açıyor mu? Daha az sabit maaşla işyerinize ortak olup kar ve zararı paylaşmaya var mısınız</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/resesyon-yeni-bir-modelin-kilidini-aciyor-mu-daha-az-sabit-maasla-isyerinize-ortak-olup-kara-ve-zarara-ortak-olmaya-var-misiniz/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/resesyon-yeni-bir-modelin-kilidini-aciyor-mu-daha-az-sabit-maasla-isyerinize-ortak-olup-kara-ve-zarara-ortak-olmaya-var-misiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 May 2009 17:50:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=608</guid>
		<description><![CDATA[Kriz daralmaya dönüşünce kapitalizm, komünizm, devletçilik gibi mülkiyeti girişimci birey ile devlet arasında ileri geri çekiştiren kısır sohbetlere daldık. Halbuki satışları çakılan, iflasa doğru giden şirketler çalışanlarıyla yeni modeller denemeye başladılar. Avrupa'da işçiler zor günde işlerini korumak, iyi günde kara ortak olmak için şirkete ortak olmayı talep etmeye başladılar bile.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Küresel ekonomik daralma işsizliği insanlığın büyük sıkıntılar yaşadığı dönemlerdeki seviyelere yakınlaştırmaya başladıkça iktisat modeli tartışmaları kuvvetleniyor. Fakat kapitalizm, komünizm, devletçilik, vs. derken mülkiyeti müteşebbis insanlar ile devlet arasında ileri geri çekiştirip duruyoruz.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Fakat bu kısır tartışmayı aşmaya yönelik sohbetler de yaygınlaşmaya başladı. Paydaşların (İng. &#8220;stakeholder” karşılığı olarak kullanıyorum) yani çalışan, müşteri, değer zincirindeki diğer kurumlar, doğal kaynaklar, kamu kurumları, müşterimiz olmayan ama içinde faaliyet gösterilen toplumların da mülkiyetin yönetimi ve kazancına maddi, manevi ortak ve söz hakkı sahibi olması belki de gelecekte yeni bir iktisadi düzenin temel dayanak noktası olacak.</p>
<p><strong>Robot Gibi Üretim Bandı Başında Durup Mesai Bitimini Beklemek Doğamızda Var mı?</strong></p>
<p>Doğayla beraber yaşayarak evrim geçiren insanoğlu vahşi hayvanlar, doğal afetlerin yanında besin bulamama riskiyle de karşı karşıya kalarak bugünlere geldi. Avlanmaya çıktığında eli boş dönebilir, tarlasına ektikleri selle yok olabilirdi. Bu risklerle yaşamaya alışan insan, önce feodal düzende toprak ağasının köle çiftçisi, sonra endüstri devriminde fabrikanın köle işçisine indirgenip pazarlık kuvvetinin yettiği ücretle yetinmeye başladığından beri, “risksiz ücret akışının” rahatlığına, konforuna alıştı. Doğasına aykırı denebilecek bu düzende mavi yakalısı, beyaz yakalısı “maaşım, ücretim az da olsa her ay yatırılsın, şirket zengin de olsa zorlansa da bana ne” ruh haline kapıldı.</p>
<p>Fakat bugün ekonomik krizin, durgunluğa, neredeyse depresyona varacak kadar kuvvetli olması eski kriz dönemlerindeki yaklaşımların bugün çalışmayacağını gösteriyor. “Maaşımdan ve zammımdan vazgeçmem” yaklaşımı büyük şirketlerin bir anda binlerce insanı kapı önüne koymasına neden oluyor, bahane ya da değil&#8230;</p>
<p>Cuma sabahı Sabancı Holding paylaşım toplantılarından birinde INSEAD öğretim üyesi Prof. Enver Yücesan’ın soruları da bu tartışmanın iyice yaygınlaşacağını gösterir gibiydi. “Bir şirket için hissedarlara değer yaratmak, çalışan, müşteri gibi iş ‘partnerlerine’ değer yaratmaktan daha öncelikli midir” sorusuna, tepe yöneticisinden uzman seviyesine her kademeden yaklaşık 150 kişilik çalışanın büyük çoğunluğu “hayır” yönünde yanıt verdi. Aynı soruyu bugün dünyanın pek çok yerinde, pek çok ayrı şirkette sorsak yine benzer oranda “hayır” yanıtı alacağımızı, hele bir de şirket ortamı dışında sokaktaki vatandaşa sorsak daha da yoğun olumsuz dönüş olacağına eminim.</p>
<p><strong>Yoksa Konformizm Bu Kadar mı Ağır Basıyor</strong></p>
<p>Fakat Prof. Yücesan’ın aksi yöndeki yanıtı tabii ki salonda biraz şaşkınlık yarattı. Sonsuz serbesti, “bırakınız yapsınlar”, “serbest ticaret”, “bireysel mülkiyet ve girişimin yüceltilmesi” temaları etrafında gördüğüm içinde yaşadığımız sistemin, toplumlar arası ve içinde eşitsizlikler bu kadar yüksekken insanlık için en verimli sonuçları üretebilecek düzen olabileceğine ihtimal vermeyen biriyim. Öte yandan realist yaklaşıp, bir örneklemini Sabancı Center’da gördüğüm kapitalizmin mevcut işleyişi ve finansal piyasalardaki dalgalı hisse işlemlerinin ardındakilerin tüm önceliklere sahip olmasını gönül rahatlığıyla kabullenemeyen dünya üzerindeki büyük kitlenin de yeni bir ekonomik düzen kurulması için bir girişimde bulunmadığını tespit etmeliyiz. Bu durumda, pek çoğumuzun mevcut düzeni ve içinde “konformizmi” tercih ettiğini, girişimci olup risk almaktansa daha büyük bir organizasyonun maaşlı üyesi olmayı kabul ettiğini söyleyebiliriz.</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center"><img alt="Tüm paydaşların iktisadi teşebbüste söz hakkı olması için çalışan ortaklığı ilk adım olabilir" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/paydas-ekonomi-isci-calisan-ortakligi-l.jpg" title="Tüm paydaşların iktisadi teşebbüste söz hakkı olması için çalışan ortaklığı ilk adım olabilir"/></div>
</div>
<p>Kabaca Türkiye’de bir yıl tarımda nispeten iyi, diğerinde nispeten kötü bir ekin kaldırıldığını söyleyebiliriz. Ama ne kadar iyi ya da ne kadar kötü olacağını tam kestiremeyiz. Gelir beklentisindeki belirsizlik sadece tarımda değil pek çok alanda mevcut. Fakat yürürlükteki ekonomik doktrinin “maaş ve tüm giderler sonrası kar, riskin ödülü olarak tümüyle girişimcinin hakkıdır” iddiasını kalbimiz onaylamak istemese de beynimizle “risk almayalım, kar da zarar da girişimciye kalsın” yaklaşımında olduğumuzu kabul etmek gerekir. Ama kayıplar bugünkü seviyelere çıktığında, fiyatları düşürmesine rağmen satışlar hacim olarak yarı yarıya indiğinde maaş ödemeye bile zorlanan şirketinlerin tümünü işçi çıkartmak için fırsatçı davranmakla suçlamak doğru olamaz.</p>
<p><strong>Avrupa&#8217;da Çalışanlarını Ortak Edenler Artıyor</strong></p>
<p>Nitekim bu düşünceyi kabullenenlerin sayısı artıyor. Belki de kabaca bir yüzyılla sınırlı modern ekonomi tecrübemizle aklımızın alabildiği en ideal, ütopik ekonomi düzeni olabilecek “paydaş” tabanlı ekonomiye yaklaşan anlaşmaların haberleri gelmeye başladı. Amerikan otomotiv devi Chrysler’ın iflas başvurusu sonrası ortaya çıkan yapıda işçiler önemli bir pay aldıktan sonra dün de General Motors’un Avrupa iştiraki Opel yeniden yapılanırken işçiler şirketten %10’luk bir pay aldı. Maaşları korumak bir yana, en olumsuz etkilenen sektörlerde “%5 mi %10 mu maaş indirimi” pazarlığı yapılan <a href="http://www.ft.com/cms/s/0/032623ec-4ad3-11de-87c2-00144feabdc0.html" target="_blank" title="Financial Times'dan bu konuyla ilgili bir yorum yazısı">pek çok Avrupa ülkesinde sendikalar işlerini korumak için bugün feragat ettiklerinin karşılığında şirketin iyi günlerine inanarak geleceğe yatırıp yapıp şirket ortaklığını kabul etmeye başlıyorlar</a>. Son dönemde popüler örneklerini Almanya’da görsek de bu ülkede büyük şirketlerin hisselerinin sadece %1,7’si çalışanların elinde, Fransa’da ise rakam %4,5’lara dayanmış, Avrupa ortalaması ise %2,6.</p>
<p>Bu, tepe yöneticilere indirimli hisse opsiyonu tanımakla tam olarak aynı şey değil. Şirketin sıkıntılı dönemlerine omuz vermeyi göze alan çalışanlar böylece “bizim piyasa süper, şirket paraya para demiyor, ama maaşımız enflasyon kadar bile artmadı” diye yakınmaktan kurtulabilir. İşçilerin şirkete ortaklığının olması ve artması, “uzun vadede şirketin iyiliği aslında sadece işçilerin umrunda&#8221; iddiasını da göz önüne alırsak son derece sağlıklı. Tabii ki şirket yönetiminde ne kadar söz sahibi olunacağı da bir tartışma konusu oluyor. Nitekim bazı şirketler sadece kar payı hakkı veren ortaklık modelleriyle yola devam ediyorlar.</p>
<p><strong>Var mısınız?</strong></p>
<p>Tabii ki işçilerden, çalışanlardan fedakarlık istemek, çalışma saati, maaş ve zamları kesmek, bunun karşılığında hisse vermek şirketleri bugünkü krizden kurtarmaya yetmeyecek. Fakat 2008 resesyonu sonrası ekonomik model tartışmaları sürerken “paydaş” tabanlı bir düzenin ilk adımı olabilecek işçi ortaklığı örneklerinin yaşanması ümit verici. Bilmiyorum siz ne dersiniz, sabit kısmı çok az, değişken kısmı çok olan bir maaşla şirketinize küçük bir ortak olmak ister miydiniz?</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/resesyon-yeni-bir-modelin-kilidini-aciyor-mu-daha-az-sabit-maasla-isyerinize-ortak-olup-kara-ve-zarara-ortak-olmaya-var-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğu ile Batı&#8217;nın Köprüsü, Milyarderlerin Şehri, İmparatorlukların Başkenti&#8230; İstanbullu&#8217;nun Gurbeti Dünya&#8217;nın Gözdesi Olurken</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-ile-batinin-koprusu-milyarderlerin-sehri-imparatorluklarin-baskenti-istanbullunun-gurbeti-dunyanin-gozdesi-olurken/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-ile-batinin-koprusu-milyarderlerin-sehri-imparatorluklarin-baskenti-istanbullunun-gurbeti-dunyanin-gozdesi-olurken/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 May 2009 19:04:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı ve mekanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=600</guid>
		<description><![CDATA[“İki kıtayı birleştiren köprü,” “Doğu ile Batı’nın buluştuğu nokta." Artık İstanbul'un bundan daha fazlası olduğunu yabancılar da dile getirmeye başladı. Anadolu toprakları üzerindeki etkisi yüzyıllardır pek de değişmeyen ama kendisi değişen bu şehri sahiplenmenin vakti geçiyor bile. Şimdilik sadece 13 dolar milyarderi varken, şehrin tadını çıkarmak herkes için daha kolayken...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“İki kıtayı birleştiren köprü,” “Doğu ile Batı’nın buluştuğu nokta.”</p>
<p>Duyar duymaz İstanbul diyesimiz geliyor, ama artık sadece bizim değil, yabancıların da. Anadolu ve Boğazlar coğrafi konumlarıyla yüzyıllardır ticaretin, farklı kültürlerin, göçlerin, dönüşsüz gidişlerin, gidişi olmayan dönüşlerin toprağı olarak gerçekten de Doğu ile Batı’nın benzersiz birlikteliğinin ev sahibi. Fakat İstanbul sadece bu değil. İlgimi çeken, oturup yazmama neden olan şu ki, “sadece Doğu ile Batı arasındaki köprü değil” itirazı da artık sadece Türkler’den gelmiyor. <a target="_blank" href="http://www.ft.com">Financial Times</a>’ın (FT) geçen haftasonu “How to Spend” ilavesine göz atarken iki sayfalık İstanbul yazısının manşetinin altında işte aynen bu eleştiri yer alıyordu.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Moskova’yla birlikte Avrupa’nın en kalabalık şehri, 2010 yılı Avrupa kültür başkentlerinden biri, ama Atatürk Kültür Merkezi yıkıldıktan sonra Süreyya Operası ile yetinmeye çalışan, aslında Opera Evi olmayan bir kültür başkenti. Trafik sorununu çözemeyen, kriz nedeni ile sokaklarda uyuyan arabaların yolları tıkamaya başladığını görmektense tercihli yol icadı ile avunan bir şehir. Eksikleri o kadar çok ki&#8230;<br />
Ama artıları o kadar fazla ki, yerel ve merkezi yöneticileri, bizzat kendi halkı, arada bir yoklayan fay hattına rağmen tekrar dünya ölçeğinde önem kazanıyor. Kendi müziği, kendi kokusu, mutfağı, dört mevsimi ve tabii sunduğu görüntüsü öylesine farklı ki. Müziği, kokusu, sokaklardaki görüntüleri halkının yansıttığı kuvvetli enerjiden geliyor.</p>
<p>Bu enerji çok hızlı değişimi de getiriyor. Değişim belirsizliği mümkün kılıyor. Belirsizliği ise biz Türkler o kadar da sevmiyoruz, ama belirsizliği yaratmadaki sorumluluğumuzun farkına da varamıyoruz.<br />
İstikrarsız ekonomi ile <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_GDP_(nominal)_per_capita">kişi başına düşen gelirde 50-60. sıralarda</a> olsak da, yüksek doğurganlık oranı, büyük nüfus, geniş coğrafya ile Türkiye toplam ekonomik büyüklükte <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_GDP_(nominal)">dünya 17.si</a>. Hızlı değişen ekonomik yapı bu büyük ekonomide hızlı zenginlikler de getiriyor. Dünyanın en büyük 100 şirketi listelesinde Türk şirketi yok, <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_billionaires">en varlıklı 100 insan</a> listesinde de Türk insanı yok. Ama varlığı bir milyar doları aşan Türkler hiç de az değil. Düşündürücü olan ise tümünün adresinin İstanbul olması. Büyük coğrafyasının bir kısmı sanayide, bir kısmı turizmde, bir kısmı tarımda ilerleyen ülkede refahın sahibi ise tartışmasız İstanbul’da.</p>
<p>FT’deki yazıda resesyon başlamadan önceki 2008 rakamlarına göre İstanbul’da tam 34 dolar milyarderi yaşadığı, bunun da Moskova, New York ve Londra’dan sonra en kalabalık milyarder nüfusu olduğundan dem vurularak şehrin lüksle anılan bölgelerinden bahsediliyor. Resesyonla Moskova ve İstanbul geriledi, 2009 listesinde 13 milyarder ile İstanbul, <a target="_blank" href="http://www.forbes.com/2009/03/10/worlds-richest-cities-billionaires-2009-billionaires-cities_slide_7.html?thisSpeed=15000">Dünya’nın 7. milyarderler şehri</a>. Önündeki şehirlerden üçü ABD’den. </p>
<p>İşte “alaturka” durumlara bir örnek daha&#8230; Bilmiyorum belki de iki paragraf öncesine dönüp değişimle ilgili yazdıklarımı silmek mi gerekiyor? Geniş varoşlarıyla milyarderlerin şehri, yönettiği iktisadi güç ile şehir-devlet gibi; uzun süredir olduğu gibi.</p>
<p>Dünya’nın Doğu’sunun ve Anadolu’nun kalkınma serüvenine kadar gitmeyelim, İstanbul’da kalalım. Hala yeni de olsa Kanyon alışveriş merkezini bile zenginler için demode olur, çoktandır hareketsiz kalan otelcilik yeni açılımlarla dönerken, bohemlik çoktandır kapalı kaldığı sandıktan çıkarılır, Asmalı Mescit yepyeni bir kitlenin nefes borusu olurken lokal değişikliklerin bile şehre neler kattığını görmemek mümkün değil.</p>
<p>Geçen hafta gittiğimde yine “ben Bilgi’de okumak için niye bu kadar erkenci davrandım” dedirten <a title="Santralİstanbul'la ilgili ilk izlenimlerimi anlattığım yazım" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/santralistanbul-artik-sanat-ve-bilgi-uretecek/">Santralİstanbul</a>, “How to Spend”de Rachel Howard’a göre Tate Modern’e kafa tutarken, İstanbul Modern, modern sanatı Boğaz manzarasıyla sersemletirken bu topraklarda modernizmin gelişim macerası serüvenini izlemek başlıbaşına bir olay.</p>
<p>Modernleşmeye karşı direnen, katliam yapmayı gelenek kılıfına sığdırabileceğine inananlar, hoşgörüyü unutanlar da bu toprakların insanları, işte bu hafta dünyayı, dünyamızı, feleğimizi şaşırttılar.</p>
<p>Nelere sahip olduğumuzu anlamanın vakti artık geçiyor. İstanbul’a sahibiz, İstanbul’u anlatmak kolay değil çünkü İstanbullu’yu, Türk’ü anlamak kolay değil. Vapurda tarihi yarımada gözümüzü alırken bana “Memleket nere abi” diye soran, İstanbul’u sahiplenmeyen, kabullenmeyen birey kendini oralı hissettiğini sandığı şehri de sahiplenmediğini, kabullenemediğini, o yüzden İstanbullar’a geldiğini düşünmüyor ya da düşünmek istemiyor.</p>
<p>Bağlılık hissedemediği bu dünya incisinin, özel hayatında ne sıkıntılar yaşıyor olsa da, tadını çıkarmayı denemiyor. Hem de şehri değiştirenlerden biri olmasına rağmen. İstanbul’suz kalmayı göze alma lüksümüz var mı?</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-ile-batinin-koprusu-milyarderlerin-sehri-imparatorluklarin-baskenti-istanbullunun-gurbeti-dunyanin-gozdesi-olurken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ekonomiyi Canlandırma Paketi Sayesinde Büyüyen İşsiz Ordusu Lüks Konut, Araç ve Notebook Alabilecek</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/ekonomiyi-canlandirma-paketi-sayesinde-buyuyen-issiz-ordusu-luks-konut-arac-ve-notebook-alabilecek/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/ekonomiyi-canlandirma-paketi-sayesinde-buyuyen-issiz-ordusu-luks-konut-arac-ve-notebook-alabilecek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2009 20:28:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=559</guid>
		<description><![CDATA[Resesyonun Türkiye’yi teğet geçmesinin hayalden ibaret olduğunu anladıktan sonra gecikmeli ekonomik paketler açmaya başladık. Fakat paketler imalatı, yerli ürüne talebi canlandırmaktansa sadece ticaretle yetiniyor, hatta ithal mallara talebi arttırıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ekonomik krizin Türkiye’yi teğet geçmesinin hayal olduğunu anladıktan sonra gecikmeli ekonomik paketler açmaya başladık. Fakat dev dalgaya set çekmek için çok geç, imalat sanayindeki üretim düşüşü 2001 krizinden de daha derin, 1994 kriziyle karşılaştırabilir derinlikte. İşsizlik daha önce hiç görmediğimiz seviyelere çıktı.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Genel ekonomik görünüm bu kadar kötüyken tam da seçim öncesi açıklanan ekonomik paketler ise işsizin, dar gelirlinin acısına tuz biber olacak nitelikte. Bir imalat sanayi şirketi çalışanı olarak yaşananların ciddiyeti karşısında bu paketlere şaşırıp kaldım.</p>
<p>Otomotiv gibi doğrudan ve dolaylı şekilde ülke ekonomisinde önemli yer tutan, dünyada da imalat sanayinin temel taşlarından biri olan bir sektörde ülkemizin ciddi tecrübe ve birikimi oluştu. Fakat ürettiğimiz araçlara dış talebin yere çakılmasıyla yüksek stoklar birikti. Maalesef birkaç aydır “otomotive destek gelecek” beklentisi yaratıldı, bu algılamaya bizzat hükümetimiz de katkıda bulununca otomotiv, ticari araç ihtiyacını güçlü şekilde hissedenler bile vergi indirimini beklemeye koyuldu ve geride bıraktığımız iki ayda satışlar geçen yılın yarı seviyelerinde dolaştı. Canlandırma paketiyle geçen hafta otomotivde indirim olunca bu bekletilen talep galerilere, ‘showroom’lara koştu, aşırı talep sonucu bazı noktalarda araç fiyatlarının hafif de olsa arttırıldığı göründü.</p>
<p>Daha da önemlisi olabilecek en iyi vergilendirme yapılmadı, Türkiye’de üretilen araçların tüketimini özendirecek daha güçlü adımlar atılabilirdi. Dünya böyle bir dönemdeyken, her ülke kendi şirketlerini kurtarmaya çalışırken bu güçlü adımı atacak güçlü bir tek parti hükümetimiz varken bu bir hayal kırıklığı yarattı. Zaten üç aydır nefes alamayan otomotivde işçiler, satışçılar geçici ve kalıcı(!) izinlere çıkarılmıştı bile. Halbuki bu indirim daha önce, daha düşük miktarda bile yapılsa bunlar yaşanmazdı.<br />
Gelişigüzel  vergi indirimi ile ithal araçlara talep patladı. Örneğin 1,6 litrelik bir BMW modelinden ülkede 75 adet stok varken daha indirimin ilk günü 40 adet sipariş alındığını gazetelerden okuduk!</p>
<p><strong>Bir Gelir Dağıtımı Aracı: Vergi</strong><br />
Vergiler, devlet harcamalarına kaynak olarak toplanır. Devlet harcamaları toplumda gelir dengesizliğini olabildiğine iyileştirecek yönde yapılır. Ülkenin ekonomik düzeni, iktisadi ideoloji tercihi ne olursa olsun, sosyal adaletsizliğe el atmak özel kesimin değil kamu yönetiminin görevidir. İstanbul’un şık bir mahallesinde geçen yıl 750 bin TL’ye alınan ev bir senede %10 değer kazanıp 825 bin TL değerine ulaşırken 555 Lira net asgari ücret alan biri söz konusu evin bir yılda kazandırdığı 75 bin liralık kazanca yemeden içmeden, bir kuruş harcamadan 12 senede kavuşabilir. İşte bu tip gelir dağılımı ve refah konularında önemli araçlardan biri vergidir.</p>
<p>Fakat maalesef doğrudan vergileri yani gelir vergilerini toplamakta başarısız olduğumuz gibi dolaysız vergileri de bu amaca uygun ayarlayamamaktayız. Geçen hafta otomotiv odaklı olan ekonomik pakete bu hafta da mobilya, ofis araç gereçleri, bilgisayarda vergi indirimi geldi. Bilgisayar satışlarında patlama beklentisini de medyada okumaya başladık. 150 metrekareden büyük konutlarda da %18 olan KDV’nin %8’e indiğini biliyoruz. Örneğin bugün bir gazetenin emlak ilavesinin ilk sayfasında 900 bin liralık bir villanın kampanya artı vergi indirimi ile 825 bin lira seviyelerine indiğini gördük.</p>
<p>Türkiye’de sadece monte edilen, özellikle dizüstü pazarında tamamen yabancı, ithal markaların egemenliğinde olan bir ortamda bilgisayarda vergiyi indirmek Türk üreticisine mi, yabancı çip ve bilgisayar donanımı üreticilerine mi yarayacak? Ya da son paketteki iş yeri satış vergilerinin düşmesi ekonomiyi canlandıracak mı?</p>
<p>İşsizlik rekor seviyede iken yastık altında biriktirilen paralar, Sanayi Bakanı’nın dediği gibi, çıkartılıp ithal araba almak için kullanılıyorsa krizi atlatmak bir yana yaz aylarında daha da yoğun yaşayabiliriz. Paketlerde otomotiv, konut, ofis malzemesi dışında şeyler de var, mobilya gibi. Ama bunlar ülkede üretimi canlandıracak şeyler değiller. Sanayiye güç katacak, enerji, çalışan maliyetini düşürecek önlemler yerine sadece tüketmeye, hem de ithal ya da yerli göz etmeden öylesine tüketmeye yönlendirmek yeterli olmaktan çok uzak.</p>
<p>Açılan ekonomik paketlerle toplumun üst gelir gruplarına mensup kesimlerinden alınan vergilerden feragat edilmiş olunuyor. Bu ekonomiye bir hareket getirse de etkisi çok dar kalıyor. Lüks bir villadan alınmayan 100 bin liralık vergi kaybına karşılık bir iş yerine verilecek 100 bin liralık desteği düşünelim&#8230; Her iktisadi canlandırma hamlesinde önemli olan birim miktar başına en büyük etkiyi yaratmaktır.</p>
<p>Bugün inşaat malzemeleriyle ilgili bir vergi indirimi, küçük konutların da satışını canlandıracak önlemler alınsa, istihdam deposu olan inşaat sektöründe de biraz kıpırdanma yaşanabilirdi. Ama şimdilik tüm paketler ticareti canlandırmak üzerine, üretimi değil…</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/ekonomiyi-canlandirma-paketi-sayesinde-buyuyen-issiz-ordusu-luks-konut-arac-ve-notebook-alabilecek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnternet’in Vergisi İne İne 2 Lira İndi, Ama Pırlantada KDV Yok! Hala En Pahalı İnternet Türk Malı İnternet</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/internet%e2%80%99in-vergisi-ine-ine-2-lira-indi-ama-pirlantada-kdv-yok-hala-en-pahali-internet-turk-mali-internet/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/internet%e2%80%99in-vergisi-ine-ine-2-lira-indi-ama-pirlantada-kdv-yok-hala-en-pahali-internet-turk-mali-internet/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2009 13:23:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=546</guid>
		<description><![CDATA[Depremin yaralarını sarmak için hayatımıza giren Özel İletişim Vergisi hala İnternet faturalarımızda duruyor. Bu ay ÖİV %15'den %5'e indi ama ÖİV+ %18'lik KDV ile İnternet için en fazla para ödeyen ülke olmayı sürdürüyoruz. Pırlantanın yakutun KDV'si yokken İnternet'in vergisini 2 Lira indirdik! İnternet'imiz pırlanta gibi olsa gam yemeyeğiz ama nerde...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1999 Depremi Türk ekonomisinin başta gelen coğrafyası İzmit’te tamiri zor hasarlar bırakınca hükümet yeni kaynak arayışına girmek ve de yeni vergiler çıkarmak zorunda kalmıştı. Özel İletişim Vergisi de bunlardan biriydi. 2003 ile birlikte deprem ve krizin etkileri sarılmaya başlandı ama yine de hükümetler ÖİV’den vazgeçmedi. “Farklı”, “çok özel(!)” iletişim hizmetlerini alanlar bunun için fazla para ödemeyi göze almalıydı! Pırlantada KDV sıfırlanırken cep telefonu ve İnternet lüks olarak kalmaya devam etti, hem KDV hem de özel vergiye tabii tutuldu…</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Ama İnternet’in verimlilik, katılımcılık, dengeli ve eşit büyüme gibi büyük kazançlar vaat ederek ülke kalkınmasını hızlandırdığı sonunda anlaşılmaya başlandı. 2006 yılında Yüksek Planlama Kurulu, Bilgi Toplumu Stratejisi Eylem Planı&#8217;nı onayladı. Bu planın 105&#8242;inci maddesinde KDV aynı kalsa bile İnternet çok özel, çok lüks bir iletişim yöntemi olmadığından ÖİV’nin iptal edilmesi yönünde tavsiye niteliğinde karar vardı. Ama iki buçuk yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen İnternet kullananlar İnternet fiyatının üstüne bir de %15 özel iletişim vergisi ödediler.</p>
<p>Sonunda bu ay özel iletişim vergisi %15 yerine %5’e indirildi, ama 2006’daki %0 oranına inilmedi. Bu da olumlu bir gelişme ama hiç de yeterli değil. <a title="En pahalı İnternet bizde, 4 Mbit Hız Neyimize başlıklı yazımı okumak için tıklayınız" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/en-pahali-adsl-hala-bizde-4-mbit-hiz-neyimize-4-mblik-hattimiz-var-mi/">OECD ülkeleri içinde en pahalı İnternet erişimi Türkiye’de</a>, belki tüm dünya ülkelerindeki fiyatları karşılaştıran bir çalışma yapılsa o çalışmada da Türkiye en sonlarda yer alacaktır. Bunun bir nedeni İnternet’i tek bir şirketin tekeline bırakmak, rekabet ortamı yaratmamak ise diğeri de İnternet erişim fiyatlarına %18 KDV ve %15 ÖİV eklenmesi, yani 100 Lira’lık bir İnternet hizmeti için tam 33 Lira vergi ödenmesidir.</p>
<p>ÖİV’de 10 puanlık düşüş ile toplam vergi yükü %23’e indi ama bu hala çok yüksek. Bugün en yaygın İnternet erişim yöntemi olan ADSL’de kullanıcıların yaklaşık %85’i en ucuz tarifeyi kullanıyor. Bu tarifeye göre kullanıcılar en düşük paket için 21.80 Liralık bir hizmet alıyor, buna 3 Lira 92 kuruş KDV, 3 Lira 27 kuruş ÖİV ödeyerek ayda 29 Lira’ya İnternet kullanabiliyordu. Yeni indirim ile ÖİV 3 Lira 27 kuruştan 1 Lira 9 kuruşa iniyor, yani kullanıcılar 2 Lira 18 kuruş tasarruf edecekler. Bu ise toplamda 26 Lira 81 kuruşluk İnternet demek. Sizce bu 2 Lira ile daha çok insan İnternet’e bağlanmayı tercih eder mi? Yıllık 348 Lira yerine 322 Lira ödenecek, bu kadarlık bir indirim İnternet’i yaygınlaştırmaya yeter mi… Maalesef…</p>
<p>Yeni indirimi İnternet servis sağlayıcılar tarifelerine yansıttılar ve en düşük paketler 29 Lira’dan 26,81 Lira’ya indi. Öte yandan <a title="Kablo İnternet ile ilgili eski yazımı buradan okuyabilirsiniz" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/kablo-internet-ucuzladi-adslye-daha-da-iyi-bir-alternatif/">her zaman ADSL&#8217;ye çok iyi bir alternatif olarak hatırlattığım Türksat Kablo İnternet</a> tarifelerinde de <a target="_blank" href="http://www.uydunet.net/">indirim yaptı</a> ve en basit ve ucuz paket olan aylık 10 Lira’lık paket fiyatı da 9,24’e indi. Halbuki KDV ve ÖİV tümden kaldırılsa ya da %1 gibi bir seviyeye indirilse 10 Lira’dan 7 buçuk liralara inebilirdik…</p>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td>İnternet Paketi</td>
<td>Çıplak ADSL Fiyatı</td>
<td>KDV (%18)</td>
<td>Eski ÖİV (%15)</td>
<td>ÖİV (%5)</td>
<td>Eski Toplam</td>
<td>Yeni Toplam</td>
</tr>
<tr>
<td>ADSL – En Ucuz Paket</td>
<td>21,80</td>
<td>3,92</td>
<td>3,27</td>
<td>1,09</td>
<td>29,00</td>
<td>26,81</td>
</tr>
<tr>
<td>Kablo İnternet (Türksat) – En Ucuz Paket</td>
<td>7,52</td>
<td>1,35</td>
<td>1,13</td>
<td>0,38</td>
<td>10,00</td>
<td>9,24</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>2007 sonlarında “İnternet’te vergiler sıfırlansın” şeklinde bir kampanya başlatmayı, sivil bir girişim oluşturup İnternet kullanıcıları ve medyanın desteğiyle konuyu gündeme taşımayı düşünmüştüm ama özel nedenlerle bu işe el atamadım. Ama Türkiye’de milyonlarca İnternet kullanıcısı var, bunların önemli bir bölümü de ev ya da işine İnternet bağlatamıyor, kafelerden İnternet’e giriyor.</p>
<p>Tabii bilinçli bir toplum oturduğu yerden olumlu şeyler olsun diye bekleyip dua etmek, ümit etmek ile yetinmez, insiyatif alır, taleplerini iletir. Bu durumda da İnternet kullanıcılarına görev düşüyor, ama İnternet kullanıcıları sayısız web sitesine erişim yasaklanırken, çoğu Türk İnternet kullanıcısının hayran olduğu <a title="Şimdi de EkşiSözlük'e erişim engelleniyor, peki sözlük tepki oluşturabilecek aidiyeti yarattı mı başlıklı yazım için tıklayınız" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/simdi-de-eksisozluke-erisim-engelleniyor-peki-sozluk-tepki-olusturabilecek-aidiyet-yaratti-mi-yoksa-sadece-oturup-elestiri-yazma-mekani-mi/">Ekşi Sözlük ve YouTube gibi siteler kapatılırken pek de iyi imtihan veremedi, tepkisiz kaldı</a>&#8230;</p>
<p>Bu toprakların insanları matbaa dünyada devrim yaratırken okuma yazma bilmiyordu. Dünya hızla sanayileşirken daha da geri kaldı. Artık çoktan istasyondan hareket etmiş olan İnternet treninin en azından son vagonuna atlamak istiyorsak İnternet’i şu ya da bu şekilde mutlaka kitlelerine erişimine mümkün kılmalı, bunu özel bir iletişim olarak görmekten vazgeçmeliyiz. İnternet artık hayatın olmazsa olmazı, nasıl temel gıda maddelerinde vergi indirimleri yapılıyorsa İnternet için de indirime gidilmeli. Yakut, elmas, pırlanta KDV’si %0 iken İnternet’in de KDV’si inmeli hatta %1 gibi sembolik seviyeler inmeli. İşte o zaman yıllık 348 Lira ADSL ödeyenler 260 küsür Liralar öder, işte o zaman bilgisayardan, cep telefonundan, İnternet kafeden İnternet’e girmek yaygınlaşır, o zaman insanımız bilgiye çabuk ulaşır, banka kuyruklarında saatler kaybetmez, verimli, etkin yaşar.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li><a title="En pahalı İnternet bizde, 4 Mbit Hız Neyimize başlıklı yazımı okumak için tıklayınız" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/en-pahali-adsl-hala-bizde-4-mbit-hiz-neyimize-4-mblik-hattimiz-var-mi/">En pahalı ADSL Hala Bizde; 4 Mbit Hız Neyimize, 4 Mb&#8217;lik Hattımız Var mı?</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/internet%e2%80%99in-vergisi-ine-ine-2-lira-indi-ama-pirlantada-kdv-yok-hala-en-pahali-internet-turk-mali-internet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deflasyon: Tüketmekten Yorulan Zengin Ülkelerin Korkulu Rüyası; Enflasyondan Bezen Bizlere ise &#8220;Uzaylı&#8221;</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/deflasyon-tuketmekten-yorulan-zengin-ulkelerin-korkulu-ruyasi-enflasyondan-bezen-bizlere-ise-uzayli/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/deflasyon-tuketmekten-yorulan-zengin-ulkelerin-korkulu-ruyasi-enflasyondan-bezen-bizlere-ise-uzayli/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2009 21:13:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=527</guid>
		<description><![CDATA[Global resesyon kuvvetlenirken kabus senaryoların yeni bir yıldızı var: Deflasyon, yani eksi enflasyon, yani fiyatların yıldan yıla düşmesi. Hani bize çok yabancı, yaşanası değil, bu dünyadan, düşünmekten bile uzak şeyler olur ya... Bizim için de deflasyon öyle bir şey! Nasıl bir dünya ama, tüketme isteği olup gücü olmayanlar ve tüketme gücü olup isteği olmayanlar!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hani bazı şeyler olur ya, bize çok yabancı, bizim için yaşanası değil, sanki bu dünyadan veyahut bu hayattan değil, düşüncesi bile uzak, hiç tanıdık olmayan ve bu özellikleriyle de genellikle önyargılı, olumsuz yaklaştığımız… Bazen bir mal, hizmet; bazen bir davranış biçimi; bazen bir sosyal olgu… İşte böyle hissettiriyor çoğumuza Japonya’da yıllarca sürdükten sonra şimdi ABD’nin kabusu olan “deflasyon” kelimesi, yani “eksi enflasyon”, yani fiyatların düştükçe düşmesi…
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Ben de bugün bizlere çok ama çok uzak diyarların bu korkunç canavar hakkında konuşayım istedim, yıllardır gazetelerimizde vatandaşı yerden yere vururken çizilen enflasyon canavarının farklı renkte olanı.<br />
Çünkü artık Amerika Birleşik Devletleri’nde ciddi bir korku olmaya, kriz habercisi Roubini gibi iktisatçıların sözlerinde yer bulmaya başladı. Kriz önce dezenflasyon yarattı, yani enflasyonda kuvvetli düşüş yaşandı ama ortalama fiyat seviyesindeki değişim hala artı yönde ve pozitifti, hala da öyle. Ama her yeni aylık rapor ABD’de daha çok mal ve hizmet grubunda gerileme gösterdikçe deflasyona yaklaşıldığı haklı olarak düşünülmeye başladı.</p>
<p>Peki deflasyondan, yani ortalama fiyat seviyelerinin kalıcı azalış trendine girmesinden neden korkuluyor, paranın alım gücü artmayacak mı? Evet, paranın alım gücü artacağı için deflasyondan korkuluyor. Çünkü Japonya’da da 1990’lardan 2000’lerin ortalarına kadar yaşandığı üzere, insanlar büyük harcamalar yapmayı sürekli erteliyor.</p>
<p>Fiyatların düşmeye devam edeceği inancı, birikimin veya kazanılan paranın yarın bugünkünden daha çok mal veya hizmete denk geleceği düşüncesi ile tüketim azalıyor. Tüketim azaldıkça, stoklar biriktikçe, üretimi arttırmak için bir sebep kalmıyor, önce stokları eritmek için indirimler geliyor, ama daha çok indirim geleceğine yönelik beklenti korundukça bu da bir işe yaramıyor, sonunda üretim de kısılıyor. Üretim kısıldıkça işten çıkarmalar başlıyor, daha az gelirle çalışan sınıf daha da az tüketiyor. Daha az tüketim talebi fiyatların daha da düşmesine neden oluyor ve bu kısır döngü, deflasyon sarmalı, durgunluğu da aşıp ekonomik depresyona götürebiliyor. 1930-33 arasındaki Büyük Depresyon sırasında enflasyon yılda ortalama eksi 10 idi, yani her yıl mal ve hizmet fiyatları ortalama yüzde on azalıyordu.</p>
<p>Çeyrek yüzyıldır tek haneli enflasyona enflasyon demeyen, illa çift haneli enflasyon istenen ülkemizde enflasyonun parayı elinde tutanlara zarar getirdiğini çok iyi öğrenmiş olmalıyız, ev, arsa, teçhizat sahiplerinin de varlıklarının değerinin arttığını. Deflasyonda ise elinde parası, daha doğrusu paraya çevrilebilir, yani likit varlıkları olanlar mutlu olurken, kolayca paraya çevrilemeyen arsa, vb. varlıkları olanlar da ellerindeki varlık yıldan yıla değer kaybettiğinden zarar ediyor. Bu gerçek insanların böylesi büyük varlık yatırımlarını da geciktiriyor. Deflasyon güçlüyken ev almak değil kiralamak tercih ediliyor.</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img alt="Deflasyon sarmalının oluşması halinde tüketiciler fiyatlardaki değişim, yani indirimlere eskiye oranla çok daha ilgisiz kalıyor, ancak ekonominin düzeleceği sinyalini hissettiklerinde harcama yapıyorlar" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/deflasyon-l.jpg" title="Deflasyon sarmalının oluşması halinde tüketiciler fiyatlardaki değişim, yani indirimlere eskiye oranla çok daha ilgisiz kalıyor, ancak ekonominin düzeleceği sinyalini hissettiklerinde harcama yapıyorlar" />
<p>Deflasyon sarmalının oluşması halinde tüketiciler fiyatlardaki değişim, yani indirimlere eskiye oranla çok daha ilgisiz kalıyor, ancak ekonominin düzeleceği sinyalini hissettiklerinde harcama yapıyorlar</p>
</div>
</div>
<p>Yine deflasyon esnasında sabit bir geliri olanlar, örneğin emekli maaşı alanlar daha iyi durumda olurken borçlular zorlanıyor. Çünkü enflasyonist bir ortamın tersine ödediğiniz her faiz taksiti borcu aldığınız gün tahmin ettiğinizden daha büyük bir alım gücüne sahip oluyor. Yüzde sıfır faizle bile borçlanmış olsanız fiyatlar her sene %10 düşüyorsa, reel anlamda yüksek bir faiz yükünün altına girmiş oluyorsunuz. Bu da kredi alma isteğini yok ediyor, tabii kredi almadan büyük yatırım yapamayacak olanlar da bu yatırımları yapmıyor, ne bireyler, ne ticari kurumlar.</p>
<p>Hatta şirketler, kurumlar, ve tabii bireyler borçlarını olabildiğine erken kapatmaya, faiz ödemelerinden kurtulmaya çalışıyor. Sonuçta bilanço resesyonu da denilen bilanço küçülmeleri geliyor. Şirketler de “yatırım tüketimlerini” erteliyorlar.</p>
<p>Deflasyon üzerine yazacak çok şey var ama bunlar bile bize yabancı topraklara fazlasıyla girmemize yardımcı oldu. Hele işin iktisadi boyutunu bir yana bırakıp psiko-sosyal açıdan olaya yaklaştığımızda çok daha vurucu sonuçları düşünmek mümkün oluyor. Harcamalarını, yani “büyümelerini” erteleyen kurumlar, ve tabii bireyler, aslında hayatı da ertelemiş oluyorlar, ama vücut yaşlanması ertelenemiyor. Kendine ait bir şeye sahip olma güdüsünün fazlası zarar derken bu sefer de tümden bastırılmış oluyor, güvensizlik bu sefer de farklı bir yönden insanı yakalayıp götürüyor…</p>
<p>Tabii tüm bunlar sanayileşmiş zengin ülkelerin korkuları ve dertleri… Deflasyonun hükümet harcamaları, merkez bankalarının ülkeyi paraya boğması, faizlerin indirilmesiyle aşılacağı inancı içinde bulunduğumuz dönemde inandırıcılığını yitiriyor. ABD, Japonya zaten hükümet harcamalarını arttırmış, faizleri yerlerde süründürürken bile enflasyon oluşmuyor, çünkü enflasyon her zaman bir “arz-talep dengesi” konusu. Arzın talepten az olduğu her pazarda fiyat artışı yaşanabiliyor. Artık “sanayileşme sonrası ileri hizmet toplumu /ekonomisi”ne dönüştükleri iddia edilen ABD gibi ülkelerin ise tüketim talepleri öyle bir değişti, doyum öyle noktalara geldi ki tüketim marjinal güdülenmelerle arttırılabiliyor.</p>
<p>Öte yandan Türkiye gibi zenginleşmemiş, sanayileşememiş ekonomilerde ise deflasyon pek olası değil. Hala nüfusumuzun büyük çoğunluğu fakirken, karnını doyurmak peşindeyken talebin daha uzunca yıllar güçlü kalacağı ortadayken bizde olsa olsa deflasyon değil dezenflasyon süreçleri yaşanabiliyor… Ve zaten dezenflasyona yani enflasyon artışının düşmesine de ihtiyacımız. Hiçbir sivri akıllının, “bak enflasyon değil deflasyon olursa ne kadar kötü olur yazıyorsun, işte Merkez Bankası da enflasyonu hoş görsün, enflasyondan bir şey olmaz” deme lüksü yok. Bizim gibi yüksek enflasyonlu ülkelerde enflasyon toplum içinde refah transferi demektir o kadar…</p>
<p>Nasıl bir dünyada yaşıyoruz! Dünyanın bir ucunda tüketim gücü var ama isteği yok, fiyatlar düşüyor; dünyanın bir ucunda da tüketim isteği var ama tüketme gücü yok, buna rağmen fiyatlar yükseliyor ve tüketme gücüne sahip olmak gittikçe zorlaşıyor!</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/deflasyon-tuketmekten-yorulan-zengin-ulkelerin-korkulu-ruyasi-enflasyondan-bezen-bizlere-ise-uzayli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>20 Ülke Liderinden Gösteriş için Kriz Toplantısı: Gizlice Bankalardan İktidarı Geri Alma Planı mı Uygulanıyor</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/20-ulke-liderinden-gosteris-icin-kriz-toplantisi-gizlice-bankalardan-iktidari-geri-alma-plani-mi-uygulaniyor/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/20-ulke-liderinden-gosteris-icin-kriz-toplantisi-gizlice-bankalardan-iktidari-geri-alma-plani-mi-uygulaniyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Nov 2008 20:58:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=419</guid>
		<description><![CDATA[2. Dünya Savaşı'ndan beri ilk kez endüstriyelleşmiş ülkelerin tümü aynı anda ekonomik daralmaya girerken bir araya gelen G20 liderlerinin toplantısından beklendiği üzere pek bir şey çıkmadı. Toplantının asıl amacı iktidar ilişkilerinin dağılımını ve serbest pazar ekonomisinin konumunu yeniden kalibre etmek olmasın...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Endüstriyelleşmiş başlıca ülkelerinin tümü 2. Dünya Savaşı&#8217;ndan beri ilk kez önümüzdeki yıl hep birden küçülecek. Böyle sıradışı bir dönemde yirmi önde gelen ülke lideri adeta 2. Savaş sonrasının Bretton Woods anlaşmasını hatırlatırcasına ABD&#8217;de bir araya geldi. Medyada fazlasıyla yer bulan, finansal kriz ve uzantılarıyla biz &#8220;gelişmekte olan&#8221; ülke vatandaşlarının bağlantısını ilk kez siyasi düzlemde öne çıkaran G20 toplantısı insanlarda beklentiler oluşturdu. Toplantının amacı neydi ve önemli bir sonuç çıktı mı soruları ise akılları meşgul etmeye devam edecek gibi.
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Finans piyasaları ve dünya ekonomisi üzerine yapılan toplantı sonrası yayınlanan yaklaşık <a title="G20 toplantısı deklarasyonu İngilizce olarak Beyaz Saray resmi web sitesinden okunabilir" href="http://www.whitehouse.gov/news/releases/2008/11/20081115-1.html" target="_blank">beş sayfalık deklarasyon</a> dikkat çekici, yeni bir şey söylemiyor, hatta toplantıdan önce, daha liderler bir araya gelmeden kaleme alındığı hissi uyandırıyor. Liderlerin ağzından çıkan ve bize en güçlü ulaşan sözler ise finans piyasalarını sakinleştirmek ve duraklama arifesindeki dünya ekonomisini canlandırmak için &#8220;ne gerekiyorsa yapılacağı.&#8221;</p>
<p>Ne gerekiyorsa yapmak maalesef bir planın olmadığını, uzgörüyle neler olabileceğini tahmin edemediğimiz gibi proaktif değil reaktif davranacağımızı gösterir. Evet, zaten bu karanlıkta kimse önünü göremiyor ama liderler bir araya geldiğinde daha elle tutulur bir açıklama beklenebilirdi; ama itiraf etmek gerekirse bu beklenti bu sefer zaten oluşmadı.</p>
<p>Bir yanda Avrupalılar dahil toplantıya katılanlar Amerikalılar&#8217;ı krizi çıkarmakla suçlarken diğer yanda refah seviyesi yüksek ülkeler banka kurtarmaya uğraşmaktan sersemlediğinden tasarrufları güçlü gelişmekte olan ülkelerden fonlarını uluslararası kullanıma açmalarını istediler. Zaten bir ülke ya da birliğin toplantı sonrası liderlik rolü elde edinmesi beklenmiyordu. Nitekim zirveden en büyük kazancı Uluslararası Para Fonu (IMF) elde etti, küreselleşen kriz karşısında bazı alanlarda önemli roller edindi, hatta trajikomik şekilde &#8220;mevcut krizden ders çıkarıp öğretme&#8221; görevi bile aldı!</p>
<p>Yine de liderlerin bir araya gelip birbirlerinin ne kadar korkmuş, çaresiz olduklarını görmelerinin de faydası olmuştur şeklinde bir görüş de var. Belki bu görüş, &#8220;ne gerekiyorsa yapacağız&#8221; demecinin nedenidir.</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img alt="Dünyanın ekonomik büyümesinin dengeli ve sürdürülebilir olması için çok kritik bir dönemeçteyiz" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/muz-para-l.jpg" title="Dünyanın ekonomik büyümesinin dengeli ve sürdürülebilir olması için çok kritik bir dönemeçteyiz"/>
<p>Dünyanın ekonomik büyümesinin dengeli ve sürdürülebilir olması için çok kritik bir dönemeçteyiz</p>
</div>
</div>
<p>Zirveden çıkan kayda değer ve bence fazlasıyla önemli bir &#8220;karar&#8221; ise, dünyanın önde gelen onlarca bankasının kanun yapıcılar tarafından çok yakın denetlenmesi önerisinin üzerinde çalışılacağı idi. Finansal hizmet devleri olan bu şirketlerin günümüz dünyası üzerinde etkileri, siyasilerin, iktidar sahiplerinin alışık olduklarından farklı.</p>
<p>Silah ve petrol gibi endüstriyel kompleksin, dünyayı yönettiği iddia edilen başlıca sanayi ilişkilerinin temelinde üretim faktörleri yatıyor, hammadde, üretim imtiyazları, emeğe karşı &#8220;haklar&#8221; gibi. Dev finansal kurumlar ise hizmet sektörünün parçası olarak, paranın elektronikleşmesiyle de, yerel iktidarlarla endüstriyel kompleksin kurduğu ilişkileri kurmuyor, farklı yöntemler izliyor, imtiyazları müzakere etmiyor, bizzat elde etmiyor, aksine uluslararası ticari, ekonomik kurumların ülkelere koştuğu şartlar zaten onlara imtiyazlı olacakları piyasalar oluşturabiliyor. Bunun da ötesinde gelişmiş ülkelerde bile finans devlerinin davranışlarını kontrol etmek bir yana, tüm ticari hayatın merkezinde olan, paranın, büyümenin, refahın hız ve yönünü etkileyen bu kurumları siyasiler etkileyemiyor..</p>
<p>Bu devleri yönlendirmeye kalkarlarsa kendileri esnekleştirdikleri, çevikleştirdikleri bu finansal kurumlar operasyonlarının daha büyük bölümünü başka bir ortama, alana taşıyabiliyorlar. Hükümetler de başka ülkeler bankalara &#8220;daha yakın&#8221;, &#8220;çekici&#8221; davranırsa korkusuyla finans devlerini boyunduruk altına alma çabalarına girişmiyorlar. İşte bu toplantıda 20 ülke lideri birden, &#8220;biz finans devlerinin üstüne aynı anda gideceğiz, onları köşeye kıstıracağız&#8221; demiş oldular! Bu içinde bulunduğumuz dönem için tarihi bir iddiadır! Banka ve diğer finansal kurumlar ile alışılagelmiş &#8220;iktidar paylaşım modellerini&#8221; uygulayamayan geçici iktidarlar yeni bir model de kuramadıklarından bu krizi fırsat bilip finansçıları kontrol etmeye çalışmaya kalkıyor.</p>
<p>Evet, krizin çıkış noktası nedeniyle, önce &#8220;finans krizi&#8221;, sonra &#8220;küresel finansal kriz&#8221; adlandırılan bu yaşananlarda tabii finansçılar suçlu. Ama aslında bu bir finans krizi değil tüm boyutlarıyla ekonomik, insani bir kriz. Bankalar ise görünürde ilk suçlular ve kurbanlar. Bankalar bugün batmasaydı yarın batacaklardı, ama belki bu akşam onlardan önce çok daha büyük başka devler batacaktı, örneğin otomobil üreticileri.</p>
<p>Bu konuyu bugünlük burada bırakalım ve toplantının ikinci amacını hatırlayıp bitirelim. ABD Hazinesi Uluslararası İlişkiler Müşteşarı&#8217;nın dediği gibi, Bush&#8217;un bu toplantıyı yapma ve ev sahibi olma isteğinin ana nedeni, böylesi huzursuz ruh halinde acele ve geri dönüşü zor olacak kararlar alınmasını, yani bu kadar yol alınmış &#8217;serbest pazar kapitalizminin&#8217; terk edilmesi olasılığını yok etmekti.</p>
<p>Kapital yani sermaye birikimini önceki yüzyıllarda yapmış günümüzün zengin ülkeleri bu büyük kriz döneminde, bırakın diğer ülkeleri, kendi içlerinden bazılarının bile tekrar korumacı iktisat politikalarıyla ekonomik krizi atlatmaya çalışmaya kalkmasından korkuyor, birbirlerine güvenemez hale geliyor. Bu nedenle toplantıların bir diğer amacı da &#8220;birbirlerinin yüzüne baka baka yalan söyleme&#8221; olasılığını her bir toplantıda daha da azaltmak, ayrıca diğer gelişmekte olan ekonomilere de &#8220;alternatif düşünmeyin&#8221; mesajı vermekti. Ha siz krizi bitirmek için bir şeyler yaptılar mı, şimdi seneye ekonomimiz nasıl olur, işsizlik, döviz kurları, faizler&#8230; falan diyorsanız değişen bir şey yok; hatta hala bir ay önce yazdığım <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/kuresel-kriz-nereye-gidiyor-turkiyede-ne-olur-birikimler-nasil-degerlendirilebilir/">&#8220;Küresel Kriz Nereye Gidiyor, Türkiye’de Ne Olur, Birikimler Nasıl Değerlendirilebilir?&#8221; yazı</a>ma bakabilirsiniz.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/20-ulke-liderinden-gosteris-icin-kriz-toplantisi-gizlice-bankalardan-iktidari-geri-alma-plani-mi-uygulaniyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yoksulluk Engellenebilir, Hem de Kolayca! Enflasyon ve Yoksulluk</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yoksulluk-engellenebilir-hem-de-kolayca-enflasyon-ve-yoksulluk/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yoksulluk-engellenebilir-hem-de-kolayca-enflasyon-ve-yoksulluk/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Oct 2008 20:17:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=319</guid>
		<description><![CDATA[Bugün Blog Hareket Günü, dünyada binlerce blog yazarı gibi bugün biz de burada insanlık ayıbı olan "Yoksulluk" gerçeğine eğiliyoruz. Yoksulluk ve enflasyonun nasıl yoksulluk yarattığı benim seçtiğim konu. "Biraz enflasyondan bir şey olmaz" yaklaşımı ülke olarak zenginleşmemizi geciktiriyor!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen yıl olduğu gibi yine bugün 15 Ekim&#8217;de on binden fazla web güncesi &#8220;<a href="http://blogactionday.org/tr" target="_blank">Blog Action Day</a>&#8220;in parçası olarak insanlığı ilgilendiren bir konu üzerine yazıyor. 2007&#8242;de doğa ve çevreyi koruma konusunda daha geniş bir bilinç uyandırmaya çalışılmış ve başarılı olunmuştu. Bu yılın konusu ise bir başka insanlık ayıbı; yoksulluk!</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Geçen yıl çevre üzerine yazdığım yazımda ben de olabildiğine farklı öneri, yöntemleri paylaşmaya çalışmıştım, bu sene de fakirlik, açlık, gelir eşitsizliği üzerine şaşırtıcı bilgiler edinebileceğiniz yazılar gerek Blog Hareket Günü web sitesinde, gerekse de Türk ve yabancı bloglarda bulunuyor, örneğin yoksulluğun yeryüzünden aslında kısa sürede silinebileceği, bunun için aslında ne kadar az kaynak gerektiği gibi&#8230;</p>
<p>Ben ise bu sefer yoksulluğun derinleşmesine neden olan faktörlerden biri olan enflasyon olgusuna değinmek aradaki ilişkiye dikkat çekmeyi tercih ettim. Enflasyon, ya da fiyat enflasyonu, belli bir zaman diliminde mal ve hizmetlerin ortalama fiyat seviyelerindeki yükselmeyi tanımlamak için kullandığımız bir terim. İktisat biliminde çok farklı yaklaşımlarla ele alınan, nasıl düşürüleceği tartışılan enflasyon eninde sonunda satın alma gücünü yıpratan, elimizdeki kağıtların daha az mala karşılık gelmesine neden olan bir olgu.</p>
<div align="center"><a href="http://blogactionday.org/tr" target="_blank"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/blogact08logo.jpg" alt="Blog Hareket Günü 2008: Yoksulluk!" /></a></div>
<p>Yabancı dostlara, misafirlere hatta iş bağlantılarına, eğer Türkiye&#8217;nin çok farklı bir ülke olduğunu anlatmak gerekiyorsa, konu iktisat olmasa bile Türk&#8217;ün enflasyonla ilişkisini anlatmadan geçemem, çünkü bu beni hep etkilemiştir! Bir çeyrek yüzyıldan uzun süre çift haneli enflasyonla yaşamak, dünyadaki örneklerin aksine fiyat artış oranı yıllık %100&#8242;lere ulaşsa da &#8220;hiper enflasyon&#8221; felaketi yaşanmayan, bakkala çanta dolusu para ile gitmek zorunda kalınmayan bir ülkede yaşamış olmak bence özel bir tecrübedir! Fiyatların artış hızının kontrol altına alın(a)mayışının halkça kanıksanması da ayrıca trajikomiktir&#8230;</p>
<p>İşte bu nedenle enflasyon bizi korkutmaz, ama %1000, evet yazıyla yüzde bin, seviyelerini gören Almanya dahil pek çok ülke enflasyondan öcü gibi korkar, önlem üstüne önlem alır. Halbuki az da olsa  enflasyonun hoş görülecek tarafı yoktur, %6-7 enflasyon bile kabul edilemez&#8230;</p>
<li>Çünkü enflasyon ortalama fiyat değişimidir, fiyatları değişmeyen, hatta yaşam evresinde ilerlemiş ve artık fiyatları azalan ürünlerin etkisiyle düşük görülür, ama yoksullar bu ürün ve hizmetlerden önce gıda gibi temel ihtiyaçların fiyatlarından etkilenirler. Gıda fiyatlarında ilk şoku yaşadığımız bu yıl, gelecekte de ne gibi sıkıntılar yaşayacağımızın göstergesidir.</li>
<p></p>
<li>Çünkü enflasyon oranı o ülkede el değiştiren tüm ürünleri dikkate alarak elde edilen bir ortalamadır. Orta ve üst gelir grubundakiler daha fazla harcama ve tüketim yaptıklarından enflasyon oranı da bu grupların tükettikleri ürün ve hizmetlerin fiyatlarına yaklaşır ve dar gelirlinin enflasyonu konusunda yanlış bilgi verir.</li>
<p></p>
<li>Çünkü yoksullar ellerine geçen paranın ya tümünü harcamak zorunda kalır, veya orta ve üst gelir grubundakilere oranla çok az bir miktarı tasarruf edebilir. Tasarruf gücü düşük olduğundan tasarruflarıyla ev, üretim aracı, teçhizat, motorlu araç, sermaye ya da para piyasası varlıkları edinemez. Tasarruf edip para biriktirebilenler ise biriktirdikleri parayla elde ettikleri varlıklardan kar payı, faiz ya da rant gibi gelirler sağlayarak yoksullar ile aralarındaki farkı giderek açarlar.</li>
<p></p>
<li>Enflasyon yüksek kaldıkça ülke parasına güven kalmaz, insanlar parayı saklamak istemez, bir an önce parayı harcayarak karşılığında kıymetini koruyabilen ya da onlara geçici bir süre de olsa fayda sağlayacak mal ve hizmetler edinmek isterler. Bu durum psikolojik olarak da güvensizlik, gelecekle ilgili çekimserlik ve karamsarlık yaratır.</li>
<p></p>
<li>Parasına saygısı azalan, parayı elinde tutmak istemeyenleri tasarrufa yönlendirmek daha zordur. Bu nedenle ancak yüksek faizler karşılığında paralarını tüketim yerine tasarrufa yönlendirirler.</li>
<p></p>
<li>Benzer şekilde yüksek enflasyon, yarattığı güven bunalımı, artan risk algılaması nedeniyle yine faizlerin artmasına neden olur.</li>
<p></p>
<li>Enflasyon arttıkça yükselen faizler tasarruf edemeyenlerin tasarruf edenlere göre refah seviyesini düşürür, yoksullar göreceli olarak daha da yoksullaşır.</li>
<p></p>
<p>Daha da fazla örnek ve açıklama ile enflasyonun yoksullukla ilişkisini görebiliriz, bir oturuşta bunları yazmayı yeterli görüyorum. Bu olguyu kabullendiğimizde ülke olarak onlarca yıldır neden zenginleşemediğimizle ilgili önemli bir ipucu edinmiş oluruz.</p>
<p>Son yıllarda enflasyonla mücadelede ciddi kazanımlar edindik, ama karşıt sesler gittikçe yükseliyor. &#8220;Biraz enflasyondan bir şey olmaz&#8221;, &#8220;Merkez Bankası enfasyonla mücadele etmektense döviz kuruyla uğraşsın&#8221; gibi yaklaşımlar sonumuzu getirebilecek aymazlıklardır. Bu istekler dile getiriliyor çünkü belli seviyelerde tutulan enflasyon devletlere ve sermaye birikimi sağlamış ekonomik birimlere avantaj sağlıyor. Bunun da nedenlerini gerekirse yorumlarla tartışırız.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin enflasyonu yenmesi gerekiyor! Enflasyonu düşürmek, azaltmak, yavaşlatmak daha çok insanın yoksulluk zincirinden kurtulması demek. Geçmiş örneklere, hatta bugünlerde olanlara bakıp örnek almalıyız. Bir ülke ekonomisinin büyümesi yoksulluğu bitirmez, aksine, enflasyon yüksek ise, yoksulluk ülke büyüse de artabilir!</p>
<p>Siyasetçilerimiz, idarecilerimiz, uzun vadeli düşünebilen akılcı sermaye sahipleri, Arjantin ve yoksulluğu bir türlü yenemeyen pek çok ülkede baş gösteren huzursuzluğu yaşamak istemiyorsa bu gerçeği kabullenmeli.</p>
<p>Arjantin son dönemde yıllık ortalama %8 büyüdü, ama yoksulluk seviyesinde ilk yıllardaki düzelme (ki bu da baz etkisi nedeniyle kriz sonrası düzeltmedir denebilir) yok oldu ve şu anda yoksulluk artıyor, hem de ülke hızlı büyürken&#8230;</p>
<p>Kuzey yarımkürede en yüksek enflasyon yaşayan birkaç ülkeden biriyiz. Hepimizin enflasyon ile mücadeleyi desteklemesi, kısa vadeli, popülist uygulamarı destek vermemesi gerekiyor&#8230;</p>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/enflasyon-mikrobuna-alisan-bunyemiz-ve-enflasyondan-ocu-gibi-korkan-cin/">Enflasyon Mikrobuna Alışan Bünyemiz ve Enflasyondan Öcü Gibi Korkan Çin! Çünkü Fakirden Zengine Refah Transferi Enflasyonla Oluyor</a></li>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/dogal-kaynaklarimizi-tuketiyoruz-ilk-tehlike-suda-lutfen-tasarruf-edin/">Doğal Kaynaklarımızı Tüketiyoruz, İlk Tehlike Suda, Lütfen Tasarruf Edin</a></li>
</ul>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yoksulluk-engellenebilir-hem-de-kolayca-enflasyon-ve-yoksulluk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küresel Kriz Nereye Gidiyor, Türkiye&#8217;de Ne Olur, Birikimler Nasıl Değerlendirilebilir?</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kuresel-kriz-nereye-gidiyor-turkiyede-ne-olur-birikimler-nasil-degerlendirilebilir/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kuresel-kriz-nereye-gidiyor-turkiyede-ne-olur-birikimler-nasil-degerlendirilebilir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Oct 2008 21:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=300</guid>
		<description><![CDATA[Herkes küresel finans krizini anlamaya çalışıyor, ama uzmanlardan, ekonomistlerden, siyasetçilerden, sanayicilerden hiçbiri net ve açık olmayan farklı farklı yorumlar geliyor. Genel hatlarıyla ne oluyor, bizi nasıl etkiler ve ne zaman rahatlarız tahmin etmeye çalışalım /Yeni yorumla yazıyı güncelledim/]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Küresel finans krizi hızlanarak dünyanın merkezine doğru ilerliyor! Bayram tatili dönüşünde daha fazla kişi “bu iş nereye gidiyor, Türkiye’de ne olur, bankadaki paramızı ne yapalım” sorularını yöneltmeye başlayınca bir yazı yazayım dedim. Çünkü çok farklı sesler çıkıyor, ama bu seslerin hiçbiri iddialı, kesin ifadeler kullanamayınca dinleyen iyice şaşırıyor.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Ama sanmayın ki ben dediklerimin çıkacağı konusunda iddialıyım, sadece bazı dinamikleri ortaya koymaya çalışacağım. Mevcut dünya düzeni, üretim faktörlerine erişim hakları, “bazılarına daha serbest ticaret” rejimi düşünüldüğünde büyümenin bugüne kadar sürmesi doğaldı. Fazla düşük Dolar faizleri, Dolar geliri olan insanları tüketime, şirketleri yeni yatırıma yönlendirirken getirisi ne kadar düşük olursa olsun dolar biriktiren Asya ülkeleri, Batılılar&#8217;ın borçlanmasını sağlayarak sistemin genleşmesini destekliyorlardı. Hem böylece gelişmiş ülkelere ihracat yapabilmelerini sağlayan tüketim gücünü ayakta tutmaya çalışmış oluyorlardı.</p>
<p>Bu ucuz, bol para döneminde bazı pazarlar balon denecek kadar fazla büyüdü, ender de olsa “.com İnternet şirketleri krizi” gibi bazı sektörlerin balonları patladı, bu sektörlerden işsizler ordusu boşaldı, servetler eridi. Şimdi sıra, bu balonların oluşmasında katalizör görevi olan finans sektörüne geldi. Ama finansal kurumların batmasına izin vermek pek mümkün değil! Paranın insan hayatına girmesinden sonra bu “malın” en iyi şartlarda el değişmesi görevini edinenlerin yeri iktisadi hayat içinde bambaşka…</p>
<p>İnsanları ev, araba, elektronik eşya sahibi yapan, dünyanın öbür ucunda seyahatlere gönderen ucuz kredilerin kaynağı olan bu aracılar, genleşen sistemde rekabetten hızlı büyüme hırsıyla krediyi tabana yayarken kendi temellerini oymaya başlamışlardı. Bugün hangi komşusunun temeli sağlam bilmeyen finansal kurumlar birbirine borç vermek istemediğinden devletler araya girmeye, işlerin yürümesi için bankalara borç vermeye, bunu çok ucuz yapmaya çalışıyorlar. Ama şu kesin ki, mevcut kurtarma paketleri, piyasaya daha ucuz ve daha çok para verme hamleleri yeterli değil. Ucuz aldığı kredilere güvenip anormal risk alan, bugün borcunu ödeme gücü kalmayanların ortaya çıkması, batması ya da sermayedar bulması/değiştirmesi gerekiyor. Bunların batması ya da güçlenmesi sonucu hangi finansal kurumların batacağı ya da ayakta kalacağı da meydana çıkacak. Belki &#8220;şaşırmam&#8221; diyeni bile şaşırtacak -bankacılık dışı- bazı Amerika ve Avrupa devlerinin de isimleri silinecek, ya da sahipleri! Ancak o zaman hasta “kusmuş” olacak. Kustuktan sonra ilk anlar hiç hoş olmayacak, boğaz yanacak, acı tat gitmeyecek, kusmadan önce hastayken olduğu gibi şeker emerek kendini kandırma lüksü ortadan kalkacak. Ama işte o zaman hastalığın iyileşme aşamasını görmeye başlayacağız.</p>
<p><strong>Kriz Biter mi</strong><br />
Peki, Amerika ve Avrupa ne zaman kusacak? Birleşik Devletler’de Kasım’daki Başkanlık seçimi öncesi güven tazelenmesi imkansız. Sonrasında da bugün verilen uyuşturucu ilaçların, serumların etkisinin kaybetmesi gerekiyor, bunun için de irade! Büyük bir iki çöküşü göze alabilecek bir irade. Bu demek değil ki büyük şoklar olmadan iyileşme olmaz, bunsuz da olabilir ama hastalık durumu şaşırtıcı derecede uzun sürer ve politikacıların şokla kaybetmeyi göze aldıklarından daha büyük kayıplar yaşanır.</p>
<p>Avrupa’ya gelince, yaşlı kıta finansçıları okyanusun ötesinden fazlasıyla zehirli finansal varlık edindikleri için ABD’den önce finansal toparlanma mümkün değil. Ötesinde, Avrupa içinde güven bunalımının daha kalıcı olması, Avrupa’nın büyüme temposunu arttırması için daha uzun süre geçmesi gerekeceği görünüyor. Temizlik sonrası ABD’nin Avrupa’ya büyük farkla canlanacağı kehanetinde bulunmak zor ama en azından Orta ve özellikle Batı Avrupa’da dalgalar çekildikten sonra manzara sandığımızdan kötü olabilir.</p>
<p><strong>Türkiye ve Kriz</strong><br />
Ülkemize gelince, 2001 sonrası düzenlemeler, bankacılıkta konsolidasyon, bankacılığın korkulan bir şey haline getirilmesiyle sonuçlanan süreçler nedeniyle finans sistemimizde ciddi bir sıkıntı oluşmayacak. Bankalar büyüme, şubeleşme tarafında temkinli davranabilir, fonlama iştahları değişebilir, ama kendi sağlıkları bozulmaz.</p>
<p>Maalesef asıl sıkıntıyı imalat sanayinde yaşayacağız. Ağırlığı azalsa da geleneksel olarak asıl pazarımız olan Avrupa ekonomilerindeki yavaşlama Türk mallarına talebi azaltacak. Özellikle Avrupa’nın motoru Almanya’nın Asya’ya ihracatında yavaşlama oranı takip edilmesi gereken bir değişken. Dünyanın emek tabanlı ucuz üretim merkezi olan Asya ülkelerinin makine ve teçhizat yatırımları özellikle Almanya olmak üzere Avrupa ihracatında önemli paya sahipken Asya’nın ABD ve Avrupa’daki duraklama ve durgunluk sonrası yatırımlarında azalma olasılığı kısır döngü oluşturabilir. Bu durumda Türkiye’nin işi daha da zorlaşacaktır.</p>
<p>Böylesi çalkantılı bir dönemde “bize bir şey olmaz” şeklindeki umursamazlık maalesef stres ve sıkıntı yaratıyor, rahatlatmaktan ziyade. Yerli ve yabancı dayanak noktalarıyla bir ekonomik plan, orta vadeli güvenilir hedefler açıklanacağına siyasetin kısır tartışmaları devam ediyor.</p>
<p>Türkiye dış fon kullanımıyla büyüyen bir ülke, maalesef. Geriye dönüp baktığımızda döviz girdisinin sağlanmadığı dönemler ekonomik büyüme çok ciddi oranda yavaşlamış, duraklamış. Açık vererek, borçlanarak büyüyen Türkiye’nin önümüzdeki dönemde, son beş yılda olduğu gibi kolay dış fon bulması kolay değil. Daha pahalı, yani yüksek faizli borçlanabilecek kurumlarımız bir de değer kaybeden Lira ile risklerinin arttığını görecek. Ekonomik faaliyetteki yavaşlama katılaşan resmi işsizlik oranın artmasına da neden olacak.</p>
<p><strong>Para Nasıl Değerlendirilmeli</strong><br />
2008 başında sinyalini almaya başladığımız küresel sıkıntılar yazın, tatil aylarının geçmesi sonrası gündeme güçlü şekilde gelecekti. Bunu görebilenlerden bazıları yazdan sonra pozisyonunu başarıyla almıştır. Bu haftaki dalgalanma sonrası dövize uzun ve orta vadeli yatırım yapmak hiç mantıklı değil. Kısa vadede, oynaklıklardan yararlanabileceğini inananlar dövize gidebilir. Yine kısa vadede altın için de olumlu konuşmak kolay değil. Ama orta vadede, bugün bu yazının konusu olmayan, 2009’da dünyada enflasyon tehdidi başını gösterince, altını satacağı noktayı bilenler, bugün değil ama ilerde altın alabilir.</p>
<p>Sermaye piyasaları, lafın kısası borsaya gelince, bildiğiniz gibi borsamızın küresel finansal krizde yaşananlarla korelasyonu yüksek. Bu da yazının başında bahsettiğim üzere, hastalıktan tamamen kurtulduğumuzda hisse senetlerinin getiri sağlayacağı anlamına geliyor. Aslında İMKB’de dip seviyelere yaklaştığımız hissine sahip olanlar çoğalıyor, ama bugünden alım düşünenler dünya hastalıktan kurtuluncaya kadar zaman maliyetine katlanabilirler. Halbuki yüksek Lira faizlerimiz hala orada. Mevduat, bono, tahvil… Alışkanlıkları bırakmak zor, isteyen sevdiğinde kalabilir, ama 1 aylık mevduattan paranızı alıp 2-3 gün etrafa bakıp, kararsız kalıp tekrar çok kısa vadeli mevduat veya bonoya döndükçe faiz gelirinizden stopaj verdiğini unutanlar o kadar çok ki… Faizlerde, özellikle enflasyondaki yumuşama sonrası büyük adımlar beklemeyen biri olarak vadelerini uzatanların zarar edeceğini sanmadığımı söyleyebilirim.</p>
<p>Ayrıca tekrarlamakta fayda var, kararsızlar için her zaman en iyisi tüm yumurtaları aynı sepete koymamaktır. Elinizdeki bölüştürüp dağıtmak büyük kazançlar getirmez ama büyük kayıplardan korur!</p>
<p>Evet, ekonomi tahlili yazımız, sondaki yatırım önermeleriyle riskli hale dönüştü, insanların birikimlerini yönlendirmede fikir vermek, hele bugünlerde cesaret isterken, bir de gidip bunları yazıya dökerek tarihe not düşmek… Ama bildiğini gizlemek, lafı evirip çevirip aslında hiçbir şey dememekten çok daha önemli bir tutum diye düşünüyorum&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kuresel-kriz-nereye-gidiyor-turkiyede-ne-olur-birikimler-nasil-degerlendirilebilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yine &#8220;Güçlü Lira Sanayimizi Öldürüyor&#8221; Feryatları, Buna Uyum Sağlayan Türk Girişimcileri</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yine-guclu-lira-sanayimizi-olduruyor-feryatlari-buna-uyum-saglayan-turk-girisimcileri/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yine-guclu-lira-sanayimizi-olduruyor-feryatlari-buna-uyum-saglayan-turk-girisimcileri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Aug 2008 19:50:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=259</guid>
		<description><![CDATA[TCMB'yi suçlamak kaçak dövüşmek, çünkü TCMB'nin birincil ve tek hedefi fiyat istikrarı yani enflasyonu düşürmek ise, ona bu görevi veren kim bilmiyor muyuz? Ama günü kurtarma peşindeki meslek ve sanayi odaları oldukça biz her hafta gazetelerde aynı haber ve demeçleri daha uzun yıllar okuruz, aman sıkılmayın...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ağustos yine gündemin ağırlaştığı, Türkiye&#8217;nin dinlendiği bir ay oldu denebilir. Böyle bir ortamda  ekonomi ve iş dünyasında Türkiye&#8217;nin büyük sanayi ve ticaret odalarının, birliklerinin demeçleri daha çok görünür, duyulur oldu. Geniş bir üye tabanına sahip bu birliklerin de iç siyasi dinamiklerini anlamak, hoşgörüyle yaklaşmak gerekiyor. İçe dönük mesaj vermek, icraatlerini anlatmak isteseler de bu kurumların yöneticilerinin demeçleri  bu hedefi aşarak kamuoyununa ulaştığından doğruluğu çok önem kazanıyor.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Mesela İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Tanıl Küçük&#8217;ün ikinci 500 büyük sanayi kuruluşunu açıklarken yaptığı konuşmada &#8220;kazançlar sanal&#8221; demesi ne anlama geliyor diye insan düşünmeden edemiyor. Bir önceki yıla göre gelirlerinde yüksek artış yaşayan sanayi kuruluşlarının bu kazançlarının dövizle borçlanmalarından geldiğine dikkat çekiliyor, Türk Lirası&#8217;nın güçlü seyretmesinin dövizle borçlananları kalkındırdığı konuşuluyor. Ama bu zaten bilinen bir şey ve son yıllarda Türkiye&#8217;de sadece bu ilk 500, 1000 sanayi kuruluşu değil pek çok şirketin uyguladığı bir fonlama yöntemi.</p>
<p>İşte bu yöntemle elde edilen kazancın &#8220;sanal&#8221; olduğu, ama ilerde güçlü Lira yüzünden yaşanabileceklerden sonra zararın sanal değil gerçek olacağını ima eden İSO Başkanı sanırım ülkemiz girişimcisinin günü kurtarmaya yönelik yaşadığını çok iyi bildiğinden böyle konuşuyor. Mesala Bursa&#8217;da helikopterlerle gelip stadyumda sünnet düğünü yaptıran iş adamının yıllık 10 bin YTL civarında kazandığını devlete beyan ettiğini, vergi vereceğine, işini büyüteceğine parayı böyle harcadığını bildiğindendir belki. Konuyu dağıtmayayım ama işte vergileri kaçıran zenginlerimiz azalmadıkça devletimiz harcama yapabilmek için daha çok vergi koymak, daha çok borçlanmak zorunda kalacak, bu da TL faizlerinin inmesini yavaşlatacak, yani TL&#8217;yi güçlü kılmaya devam edecektir. Bunları düşünüyor muyuz?</p>
<p>Neyse, dönelim ana konuya. Herhalde bu nedenle İSO Başkanı kazanç sanal diyordur&#8230; Yoksa kazanç nasıl sanal, geçici olabilir de zarar kalıcı olur? Eğer bir işletme 0, hatta eksi maliyetle borçlanıp sermaye eklemeden işlerini büyütüyor, makine, teçhizat, arsa, işçi ve her türlü üretim faktörlerini çoğaltarak üretimini arttırıyorsa bu sanal olamaz. İşte bu kazançlarla kalıcı üstünlükler kurmak, rekabette öne çıkmak gerekir. Bunun içinde uzun vadeli, stratejik düşünmeli, bugünün karını geleceğin sermayesi olarak görmelidir. Gerekirse yönetim danışmanlığı almalı, gerekirse yeni ürün geliştirme konusunda destek aramalı, aynı ürünle yeni müşterilere ulaşmak için kollarını uzatmasını sağlayacak yöntemler öğrenmelidir.</p>
<div align="center"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/madeni1l.jpg" alt="" /></div>
<p>Yazının sonunda diyecektim ama dayanamadım; Türk insanı gerçekten de içinde bulunduğu ortamlarda fırsatın kokusunu alır, nasıl davranması gerektiğini bulur ve fayda/kazanç sağlar. Lira&#8217;nın değer kaybetmeye başlayacağını anladığında dövizle borçlanmasını bu hızla arttırmaz, merak etmeyin.</p>
<p>Fakat biliyoruz ki ülkemiz gelişmiş ekonomilerin ülkelerinin izlediği yolların bazıları yeni yeni arşınlıyor. Bu nedenle sanayi odaları, meclisleri, sivil toplum kuruluşları belli aşamaları yeni yeni yaşıyor. Hele ülkemiz gibi henüz olgunlaşmamış bir siyasi yapısı olan bir ortamda onlar da açıklamalarını yaparken farklı motivasyonlarla davranıyorlar.</p>
<p>Dış ticaret, dolayısıyla ihracattan sorumlu olan Devlet Bakanı Tüzmen ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Oğuz Satıcı&#8217;nın beraber Mısır&#8217;a gitmeleri, orada Türk organize sanayi bölgesi oluşturma çalışmalarını anlamak mümkün mü? İhracatçılar Meclisi Başkanı Türk sanayicisine &#8220;yurtdışında üretim yap&#8221; demekle kalmadığı gibi o da sürekli güçlü Türk Lirası&#8217;ndan şikayet ettiğinden biz vatandaşlar da Türkiye&#8217;nin sonunun bu güçlü Lira, güçsüz dolardan geleceğine inanmaya başladık, başlayacağız.</p>
<p>Ama Oğuz Satıcı icraatleri pek takdir görmemiş olsa gerek ki TİM Başkanlığı&#8217;na yeniden aday olmadı. Ağustos ayında TİM ekonomistlerinden birinin hazırladığı &#8220;Türkiye&#8217;nin Zenginleşme Projesi: Afrika&#8221; adlı kitabın TİM tarafından tanıtılması da ülkemizde yaşanabilecek garipliklerden biriydi.</p>
<p><strong>TCMB Suçlu mu? TCMB O Kadar Güçlü Olsa Enflasyon Düşerdi&#8230;</strong></p>
<p>Asıl düşündürücü olan ise gerek İSO, gerek TİM, gerekse de benzer kurum ve üyelerinin Lira&#8217;nın güçlü olmasının &#8220;suçlusu&#8221;(!) olarak hep Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası&#8217;nı görmeleri, Banka yönetimini açıkça hedef göstermekten çekinmemeleri. Daha önce de bu konuda yazdım, para politikası ve TCMB&#8217;nin elindeki enstrümanlar kurların yönünde sanıldığı kadar etkili değil. İşte yazının başında söz ettiğim gibi, yurtdışından döviz borçlanıp birkaç yıldır onlarca milyar doları ülkeye sokan reel sektör ülkede döviz bolluğu yaratıyor, farkında mısınız? Ya benim çevremde bile olan, Lira&#8217;ya güvenmeyip hep döviz tutan sayısız insan? Dinamikleri doğru okumak lazım.</p>
<p>TCMB&#8217;yi suçlamak aslında kaçak dövüş, çünkü TCMB&#8217;nin birincil ve tek hedefi fiyat istikrarı yani enflasyonu düşürmek ise, ona bu görevi veren kim bilmiyor muyuz? Ama hükümetin ekonomi yönetimini eleştirmeye çekinen meslek odaları, meclisler, sanayi odaları oldukça biz her hafta gazetelerde aynı haber ve demeçleri daha uzun yıllar okuruz, aman sıkılmayın&#8230;</p>
<p><strong>Kur Riski Taşıyanlar Çok Şey Yapabilir ama En Basiti&#8230;</strong></p>
<p>Peki biraz da ilaçlardan bahsedelim. Gerçekten de bugün ciddi cari açık taşıyan ülkemizde bankalar ama özellikle de sanayiciler ciddi büyük açık pozisyon taşıyorlar. İhracat yapan, yani döviz girdisi olanlar için dövizle borçlanmak normaldir diyebiliriz ama döviz geliri olmayanların çokluğu düşündürücü.</p>
<p>Makroekonomik politika değişikliği öneri ve hayalleri, hatta şirketlere yönetim, finansal oran, hedef rakamları bir yana, Türkiye&#8217;de riski azaltmak için artık sağır sultanın işittiği ama duymadığı bir yöntemi tekrar hatırlatmalı: İzmir&#8217;deki Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası, yani VOB! Hala açık kontratlar, işlem hacmi çok düşük olduğu için bu yazıyı bu kadar basit ama etkili bir öneriyle bitiriyorum.</p>
<p>İşte geçen hafta BDDK Başkanı&#8217;nın da paylaştığı, &#8220;TL birden tepetaklak giderse şirketlerimiz de mecburen el değiştirir, yabancı olur mu&#8221; korkusuna karşılık riski azaltma yöntemi. Buyrun iki ay, hatta yıl sonu için Avro veya ABD Doları kurunuzu sabitleyin, riskinizi azaltın. Bu kontratların fiyatının kurtulacağınız belirsizliğe karşı düşük kaldığını unutmayın.</p>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/faiz-indirin-diye-gazeteye-ilan-vermek-bilgisizlik-degil-art-niyetlilik"><em>“Faiz İndirin” Diye Gazeteye İlan Vermek Bilgisizlik Değil Art Niyetlilik!</em></a></li>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yine-guclu-lira-sanayimizi-olduruyor-feryatlari-buna-uyum-saglayan-turk-girisimcileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GAP&#8217;ı İşsizlik Fonu ile Bitirmek İşsizliği Değil Parayı Bitirir</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/gapi-issizlik-fonu-ile-bitirmek-issizligi-degil-parayi-bitirir/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/gapi-issizlik-fonu-ile-bitirmek-issizligi-degil-parayi-bitirir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Apr 2008 17:56:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=194</guid>
		<description><![CDATA[Önceki haftanın önemli haberi “GAP’ı İşsizin Parası Bitirecek” idi. Türkiye’nin en büyük kalkınma hamlelerinden biri olan GAP’ı bitirmek için hala çok büyük bir kaynak gerekiyor. Kaynak bulma çalışması devletin kasasında farklı amaçlarla toplanan fonlara göz dikilmesine neden oldu. İlk akla gelenlerden biri de, çalışanlardan yapılan kesintilerle oluşturulan İşsizlik Sigortası Fonu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Haftanın kayda değer ekonomi haberi &#8220;<a title="NTVMSNBC " href="http://www.ntvmsnbc.com/news/443433.asp" target="_blank">GAP&#8217;ı İşsizin Parası Bitirecek</a>&#8221; idi. Türkiye&#8217;nin en büyük kalkınma hamlelerinden biri olan GAP&#8217;ı önümüzdeki on yılda bitirmek için hala çok büyük bir kaynak gerekiyor. Kaynak bulmak için yapılan çalışmalar devletin kasasında farklı amaçlarla toplanan fonlara göz dikilmesine neden oldu. İlk akla gelenlerden biri de, çalışanlardan yapılan kesintilerle oluşturulan İşsizlik Sigortası Fonu.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>T. C. Merkez Bankası&#8217;ndaki yıllarında hükümetlerin devlet yönetimini yakından tanıyan Erdal Kumcu&#8217;nun bugün Hürriyet&#8217;te yazdığı gibi tehlike kapıda; &#8220;<a title="Kumcu'nun yazısı" href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8796548.asp?yazarid=7&amp;gid=61&amp;sz=61015" target="_blank">İşsizlik sigortası da sosyal güvenlik sistemine benzemesin</a>.&#8221; Hükümetler kaynak yaratma konusunda çok dikkatli olmalı, etik davranmalı, günü kurtarmak için geleceği tehlikeye atmamalı.</p>
<p>Bugün çalışanlardan kesilen işsizlik sigortası çalışan işsiz kaldığında hayat standardının dengesiz oranda düşmemesini sağlayacak &#8220;sosyal devlet&#8221; olabilmek için önemli. İşsizlik sigortasında biriken fondan bugün az sayıda da olsa yararlanan var, ama gelecekte bu fonda biriken miktara gerçekten ihtiyaç duyulacak. İşte o zaman o paranın orada olması çok önemli. Bu satırları yazarken İsveç&#8217;te doğum sonrası anne ve babaya paylaşma tercihleri kendilerine bırakılarak toplam 18 ay ücretli izin verildiği aklıma geldi&#8230;</p>
<p>Fonda biriken para ile zaten hazine bonosu, devlet tahvili alınıyor. Yani zaten devlet kendi borçlanmasını bu fonda biriken para ile kolaylaştırıyor, dolaylı yoldan, ama faizini ödeyerek, bu fondan yararlanıyor. Şimdi ise bu fonda biriken meblağ karşılıksız şekilde GAP&#8217;a aktarılacak.</p>
<div style="text-align: center;"><img style="vertical-align: middle;" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/atabaraj.jpg" alt="GAP'ın sembollerinden Atatürk Barajı" width="470" height="175" /></div>
<p>Ülke olarak kalkınmada geç kalmamızda bölgesel eşitsizliklerin etkili olduğuna inanan, GAP&#8217;ın son durumunu birkaç ay önce görmüş biri olarak hükümetin bu bölgeye olabildiğine kaynak aktarması gerektiğine inanıyorum, ama bu doğru yöntemle yapılmalı.</p>
<p>Çünkü &#8220;kaynak bulamıyorum&#8221; bir bahanedir. Faizini, maliyetini üstlenerek içerden ve dışardan her zaman kaynak bulunur. Önemli olan doğru planlama, düşük maliyet sağlayacak şekilde kaynak yaratma cesaretine sahip olmaktır. Bugüne kadar Türkiye&#8217;yi yönetenler öncelikleri doğru belirlemediklerinden sonuçlar verimsiz oldu. GAP bu kadar öncelikli ise yıllardır başka alanlara aktarılan kaynakların bir bölümü aynı borçlanmalarla bölgeye aktarılabilirdi.</p>
<p>Tüm bunlar bir yana, beni en çok üzen insanların güvenini yok edecek açıklama ve hareketler yapılması. Bugün GAP&#8217;ın bitirilmesi ile işsizlik azaltılabilecek mi? Önemli olan budur. Ve maaşlarından kesinti yapılan milyonlarca çalışan artık kendilerinden kesilen &#8220;işsizlik sigortası&#8221;nın gelecekteki risklerini koruyamayacağını düşünecektir. İşte bu güvensizlik iktisadi kararların temeline dinamit atan ruh halidir&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/gapi-issizlik-fonu-ile-bitirmek-issizligi-degil-parayi-bitirir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyal Güvenlikte Düzeltmeleri Engellemek Kardeş ve Çocuklarımızın Geleceğini Çalmaktır</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/sosyal-guvenlikte-duzeltmeleri-engellemek-kardes-ve-cocuklarimizin-gelecegini-calmaktir/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/sosyal-guvenlikte-duzeltmeleri-engellemek-kardes-ve-cocuklarimizin-gelecegini-calmaktir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Mar 2008 13:05:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/sosyal-guvenlik-yasa-tasarisini-engellemek-cocuklarimizin-kardeslerimizin-gelecegini-satmaktir/</guid>
		<description><![CDATA[TBMM Genel Kurulu&#8217;nda görüşmeleri süren, son günlerin önemli gündem maddesi ve önümüzdeki haftalarda yeni eylem, iş bırakmalara neden açacak olan Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı Türkiye&#8217;nin geleceği için sandığımızdan çok daha fazla önemli bir konu. Türkiye&#8217;nin iktisadi açıkları deyince cari açık, sağlık ve emeklilik sistemlerindeki açıklar akla geliyor. Cari açık için ne yapılması gerektiği sürekli gündemde, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TBMM Genel Kurulu&#8217;nda görüşmeleri süren, son günlerin önemli gündem maddesi ve önümüzdeki haftalarda yeni eylem, iş bırakmalara neden açacak olan Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı Türkiye&#8217;nin geleceği için sandığımızdan çok daha fazla önemli bir konu. Türkiye&#8217;nin iktisadi açıkları deyince cari açık, sağlık ve emeklilik sistemlerindeki açıklar akla geliyor. Cari açık için ne yapılması gerektiği sürekli gündemde, gazetelerde, iş dünyasında, piyasalarda tartışma konusu. Sağlık sisteminde de pek çok yenilik söz konusu. Ama kimse emeklilik sistemindeki açığın önemini itiraf edemiyor.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Yılda 30 milyar dolar, yani 39 milyar YTL (39 katrilyon eski TL) açık sosyal güvenlik sisteminde meydana gelmekte. Toplanan vergi gelirlerinin tüm topluma eşitlikçi bir biçimde dönmesi gerektiğine, daha önemlisi &#8220;sosyal devlet&#8221; kavramına gönülden bağlı biri olarak sağlık ve emeklilik sistemlerimizde açık olmasını doğal ve gerekli buluyorum.</p>
<p>Ama hemen de eklemek gerekiyor, yılda 30 milyar dolarlık bir açık aklı başında insanların kabul edemeyeceği bir açıktır, çünkü Türkiye&#8217;de enflasyonun düşmesi, büyümenin güçlenmesinin önündeki başlıca engellerden biri bu büyük deliktir. Devletler iflas etmese de bir anlamda çöküntüye gitmemiz, gelecekte emekli maaşı bile ödeyememiz söz konusu olabilir.</p>
<p>Ciddi yıpranma yaratan meslekleri bir yana bırakalım. Diğer tüm iş kollarında emeklilik yaşının arttırılması, emekli olmak için ödenen prim günü sayısının 7 bin günden çok daha yukarıya çıkartılması gerekiyor. Ama biz çalışanlar bunu kabul edilemez buluyoruz, çünkü benciliz, çünkü bugünü düşünüyor, çocuğumuzu, kardeşimizi, torunumuzu umursamıyoruz!</p>
<p>45-50 yaşlar arasında emekli olanların onlarca yıl emekli maaşı alarak emekli yaşamı sürdüğü ve hatta ikinci bir işte, hem de yine SSK&#8217;ya bağlı olarak çalıştıkları ülkemizde bazı gerçekleri anlamamız gerekiyor. Örneğin bu emekli olanlar sadece 20-25 sene hizmet verdikten sonra bir o kadar süreyi hiçbir şey üretmeden maaş alarak geçiriyorsa ülkenin kaynaklarının buna yetmeyeceği açıktır.</p>
<p>İşte bu nedenle emekli maaşları bu kadar düşük! Genç denecek yaşta emekli olmuş milyonlarca insana maaş ödeyebilmek için çalışmakta olanların aylıklarından bu kadar yüksek prim kesiliyor. Primler bu kadar yüksek olduğundan &#8220;kayıtdışı istihdam&#8221; inanılmaz boyutlara ulaştı. Ve yine bu kadar yüksek primlerle işsizlik %10&#8242;un altına inemiyor, iş aramaktan vazgeçenleri dahil edince ise tam %20!</p>
<p>Bugün asgari ücret olarak ayda 435 YTL alan biri emekli olunca ayda 558 YTL alıyor. İki rakam da Türkiye şartlarında geçinmeye yetmeyecek rakamlar ama bunun nedeni ülkenin bütçesinin bir türlü dengelenemeyişi, dağıtılan kadar para toplanamaması. Emekliliği gelen bir asgari ücretli 560 YTL alarak geçinemeyeceği için tekrar bir işe giriyor ve ikinci bir maaş ediniyor. Halbuki emekliliğine daha geç ulaşsa, daha uzun süre çalışssa ve bu süre boyunca her ay 435 YTL&#8217;den daha yüksek bir maaş olsa! Ama bunu düşünemiyoruz.</p>
<p>Kısır döngüyü büyütüyor, az çalışarak erken emekli olmak istiyoruz. Gelişmiş, zenginleşmiş ülkeler bizim gibi erken emekli edip 20-30 yıl emekli hayatı yaşatarak mı kalkındı sanıyoruz&#8230;</p>
<p>Lafı uzatmaya gerek yok. Yarını görebilmemiz lazım. Annem 50 yaşından önce emekli oldu ve şimdi emekli maaşı alıyor, ömrü boyunca da alacak. Ama annem 50 yaşına gelmeden önce emekli olduğu için ona yapılan ödemelerin mümkün olmasını ben daha uzun süre çalışarak sağlayabileceğim. İşverenimle anlaştığım brüt maaşımdan daha fazla sigorta primi kesilecek. Ama bugün yapılan değişiklik mevcut sigortalıları, yani beni de fazla etkilemeyeceğinden, annem kadar olmasa da, ben de çok geç emekli olmayacağım. Benim emekli maaşımın verilebilmesi için de çocuğum daha ağır şartlarda çalışacak, daha az maaş alarak, daha uzun çalışarak.</p>
<p>Siz bu kadar bencil ve çocuğunuzu, gelecek nesillerinizi umursamaz biriyseniz ben bilemem&#8230; Ama Türkiye bu düzeni sürdürebilir mi sürdüremez mi onu biliyorum.</p>
<p>Yüksek prim ödeyeceğinden işçi almak istemeyen esnaf ve iş sahiplerinin arttığı, işsizler ordusunun büyüdüğü ülkede umutsuzluğa düşen daha çok gencin kapkaç ve gasp gibi suçlara yönelmesinin nedenlerinin sizce bunlarla alakası yok mu?</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/sosyal-guvenlikte-duzeltmeleri-engellemek-kardes-ve-cocuklarimizin-gelecegini-calmaktir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Enflasyon Mikrobuna Alışan Bünyemiz ve Enflasyondan Öcü Gibi Korkan Çin! Çünkü Fakirden Zengine Refah Transferi Enflasyonla Oluyor</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/enflasyon-mikrobuna-alisan-bunyemiz-ve-enflasyondan-ocu-gibi-korkan-cin/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/enflasyon-mikrobuna-alisan-bunyemiz-ve-enflasyondan-ocu-gibi-korkan-cin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Mar 2008 20:33:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/enflasyon-mikrobuna-alisan-bunyemiz-ve-enflasyondan-ocu-gibi-korkan-cin/</guid>
		<description><![CDATA[Bu ülkede her gün başka bir konu üzerine, laf ebeliği falan da yapmadan, elle tutulur şeyler yazmak çok kolay. Tepemize aldığımız idarecilerin tutumları, demeçleri, kararları sürekli malzeme sağlıyor. Bunlardan bazılarını yazmaya gerek bile yok, herkes göreceğini görebiliyor, yorumunu yapabiliyor. Ama bazen de gerçekten popülist sözleri öyle güzel söyleyenler oluyor ki maalesef toplumun geniş kesimleri bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu ülkede her gün başka bir konu üzerine, laf ebeliği falan da yapmadan, elle tutulur şeyler yazmak çok kolay. Tepemize aldığımız idarecilerin tutumları, demeçleri, kararları sürekli malzeme sağlıyor. Bunlardan bazılarını yazmaya gerek bile yok, herkes göreceğini görebiliyor, yorumunu yapabiliyor. Ama bazen de gerçekten popülist sözleri öyle güzel söyleyenler oluyor ki maalesef toplumun geniş kesimleri bu sözlerden olumlu yönde etkileniyor.
<div align=center><!--adsense--></div>
<p>Şubat ayı enflasyon oranlarının açıklanması sonrası enflasyon hedefi tartışmalarının &#8220;enflasyon hedeflenmeli mi&#8221; boyutuna kayması en güncel örnek. Son 12 aylık tüketici enflasyonunun yaklaşık %9,1&#8242;e çıkması ve %4&#8242;lük yılsonu hedefinin artık açıkça ulaşılmaz olduğunun kabullenilmesiyle birlikte enflasyonun nedenlerini tartışmaya başlar gibi olduk. Yükselen enflasyon politikacılara sorulduğunda ise özellikle dışsatımla ilgili devlet bakanı <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/437950.asp" title="İlgili NTVMSNBC haberi" target="_blank">Kürşad Tüzmen&#8217;in &#8220;düşündürücü&#8221; açıklamaları</a> geldi:</p>
<blockquote><p>&#8220;Enflasyonda ciddi oranda yanıldık, sorumlu arkadaşlarımız herhalde gereken açıklamaları yapacaktır. Sadece kurla enflasyonu aşağı çekme politikası izlendi. Türk Lirası&#8217;na aşırı değerlenme imkanı verildi. Doların düşük değerde seyretmesi, enflasyonun aşağı çekilmesinde esas araç olarak kullanıldı. Bu kadar ödün verdik, ithalat patlaması yaşadık.</p>
<p>Ben o zaman söyledim: 1.700’den 1.600’e doğru hareketlenirken, ‘şimdi müdahale edelim, bunu tutalım&#8230;’ Ne olacaktı, enflasyon bundan belki 1-2 puan daha yüksek olacaktı&#8230; Açık söyleyeyim; Yüzde 4-5 tamam, onu biz de görmek isteriz. Ama madem yüzde 4-5 olmuyor, yüzde 9’lara çıkıyor. O zaman yüzde 10’u da yüzde 9’u da gözönüne alarak, Türkiye’nin rekabetçiliğini daha da artıracak, ihracatı güçlendirecek bir ülke platformu sağlanması mümkün olurdu.&#8221;</p></blockquote>
<p>İşte Türkiye&#8217;nin klasikleşen &#8220;enflasyondan zarar gelmez&#8221; düşünce yapısındaki idareci yaklaşımı yine karşımızda. İlk bakışta kulağa hoş geliyor değil mi, iktisat ve piyasalara hakim olmayanların da gerçekten döviz fiyatlarının bilerek alçak tutulduğuna inanası geliyor. Bunlara bugün hiç girmeyelim. Günün konusunu yazmama neden olan kısmı şu: &#8220;%5&#8242;i biz de isteriz ama madem olmuyor, %10&#8242;ları kabul edelim&#8221; yaklaşımı. Diğer bölümler zaten tartışmaya açık, çok speküle edilen konular. Bu arada &#8220;1-2 puan yüksek olsa da olur&#8221; diyebilmek de ilginç, enflasyonda 1-2 puanlık ayarlar yapmak kolay olsa zaten enflasyonu düşürmek dünyada bu kadar zor olur muydu?</p>
<p>Hemen bu noktada sabah <a href="http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2008/03/080305_china.shtml" title="BBC Türkçe'nin haberi" target="_blank">Çin Halk Cumhuriyeti Başbakanı Wen Jiabao&#8217;nun ajanslara düşen enflasyon açıklaması</a>nı okuyalım:</p>
<blockquote><p>&#8220;Yıllık %7,1 gibi yüksek bir enflasyon oranını yıl sonunda %4,8&#8242;e çekmeyi amaçlıyoruz. Bu amaçla büyümemizden feragat etmeyi, sadece %8 büyümeyi hedefliyoruz.&#8221;</p></blockquote>
<p>Son dönemde her yıl önceki yıla göre çift haneli hızda büyüyen Çin ekonomisi son olarak %11,4 büyüdü. Dünya ekonomisindeki enflasyon ateşi Çin&#8217;e de sıçradı, bu hızlı büyüme iç talebi de güçlendirdiğinden enflasyon tahminlerin de üstünde artarak %7&#8242;yi geçdi. Enflasyonun ne kadar tehlikeli bir hastalık olduğunu, enflasyonu çok az süre tecrübe etmiş bir ülke olmasına rağmen Çin iyi biliyor olsa gerek ki Başbakan bu sene daha az büyümeyi, yani daha az yeni iş ve aş yaratmayı hedefleyerek enflasyonu düşürmeyi mutlak amaç olarak öne çıkarıyor.</p>
<p>Peki dünyada hiperenflasyon acısını çekmeden, yani %500-1000 gibi yıllık fiyat artışları görmeden, %60, 90, 100 gibi yıllık enflasyon rakamları ile otuz yılı aşkın süre yaşayan Türkiye neden hala enflasyonun ne yaptığını anlayamadı? İktisat bilenler zaten enflasyonu, enflasyonun nasıl gelir dağılımını bozduğunu, fakirden zengine refah transferi yaptığını, teorisiyle birlikte bilmeli. Kamu yönetimi gibi alanlardan mezun insanlar da bunlara vakıf olmalı.</p>
<p>Ben bu donanıma sahip olmayanlar için enflasyonu bir paragrafta basitçe ele alayım. Sağlıklı işleyen bir ekonomide faiz oranları enflasyon oranından yüksek olur, ancak bu durumda bizler paramızı gidip faize yatırırız, aksi durumda faiz bizi tatmin etmez. Enflasyonu düşüremeyen ülkeler gelişmiş ekonomi olarak nitelendirelemez, gerek dışardakilerin gerek içerdekilerin ekonomiye güveni azalır ve paralarını yatırmak için daha çok faiz isterler. Yani enflasyon yükseldikçe faizler daha da fazla yükselir. Ama dar gelirlilerin tasarruf gücü yoktur, ellerine geçen paradan tasarrufa ayırabildikleri miktar yok denecek kadar azdır. Orta gelirli bir miktar tasarruf yapar ama ortanın üstü ve yüksek gelirliler doğal olarak ellerine geçen parayı tamamen tüket(e)mez, çok daha ciddi bir bölümünü tasarruf eder. Bu tasarruflarını da faizle nemalandırırlar.</p>
<p>Yani lafın kısası, enflasyon <em>düşük gelirlilerden yüksek gelirlilere refah transferini hızlandıran bir mekanizmadır</em>. Düşük enflasyon seviyelerinde ise devlet, şirketler ve özellikle de aile harcamalarından ev almaya kadar tüketimlerini borç alarak yapabilen dar ve orta gelirliler daha ucuza borç alabilirler. Yani yüksek gelirlinin tasarrufu tabana nispeten daha fazla yayılır.</p>
<p>Ama bunu bilmesini normalde beklemeyeceğimiz, iktisat donanımı olmayan politikacılar, bazı iş adamları ve pek çok kişi 30 yıldır Türkiye&#8217;de yaşanan yüksek enflasyondan da mı ders çıkarmadı? Sürekli gündemde olan, dün Tüzmen&#8217;in ağzından yarın başkasının ağzından çıkacak olan &#8220;biraz enflasyondan bir şey olmaz&#8221; yaklaşımı herhalde enflasyonsuz yapamayan bünyemizin kıvranmaya başladığının göstergesi.</p>
<p>Önceki gün açıklanan yıllık %9 enflasyon bu kesimin dediği gibi biraz daha yüksek olsaydı, mesela son 3 yıldır %20 seviyelerine yakın dalgalansaydı 2005&#8242;te 50 YTL&#8217;lik bir market poşetinin aynısını bugünkü gibi 64 YTL&#8217;ye değil, ancak 86,50 YTL&#8217;ye doldurabilirdik. Bayram, düğün hediyesi almak için paramız olmadığında bankadan kredi alırken yıllık %30&#8242;a varan faizler öder, kredi kartında bir ay ödeme geciktirirsek bugünkü gibi %6-7 değil, %17-18 faiz ödemek zorunda kalırdık.</p>
<p style="text-align: center"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/03/yirmimln.jpg" alt="Yirmi milyon TL’lik banknot" /></p>
<p>Ama tüm bunlar bir yana, milletçe utanmamız gereken şey paramızın banknot hali olmalıydı. Üstünde tam yirmi milyon, yani 20 000 000 yazan bir kağıtla alışveriş yapmaktan gurur kırıcı ne olabilir? Maalesef enflasyon lobisi, sadece ihracatla kalkınamayacağımızı bilmediği gibi dış dünyayla ticaret yaparken sattığı malın fiyatını 8-9 sıfırla söylemekten de utanmıyormuş demek&#8230;</p>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/yoksulluk-engellenebilir-hem-de-kolayca-enflasyon-ve-yoksulluk/">Yoksulluk Engellenebilir, Hem de Kolayca! Enflasyon ve Yoksulluk</a></li>
</ul>
<div align=center><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/enflasyon-mikrobuna-alisan-bunyemiz-ve-enflasyondan-ocu-gibi-korkan-cin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sigara Yasağı Tekel&#8217;e İlgiyi Azaltır&#8221; Dediler ama BAT 2 Milyar Dolar Verdi, İktisat Bilmek ve Dürüst Olmak&#8230;</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/sigara-yasagi-tekele-ilgiyi-azaltir-dediler-ama-bat-2-milyar-dolar-verdi-iktisat-bilmek-ve-durust-olmak/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/sigara-yasagi-tekele-ilgiyi-azaltir-dediler-ama-bat-2-milyar-dolar-verdi-iktisat-bilmek-ve-durust-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Feb 2008 13:26:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/sigara-yasagi-tekele-ilgiyi-azaltir-dediler-ama-bat-2-milyar-dolar-verdi-iktisat-bilmek-ve-durust-olmak/</guid>
		<description><![CDATA[Uzun yıllardır Meclis&#8217;te bekleyen sigara yasaklarına dair kanunun sonunda kabul edilmesiyle yılın ilk günlerinde konu bir hayli tartışılır olmuş, sigara lobisi ve de sigara yasağını kabullenemeyen çevreler söylemleri arasına &#8220;Ama bu yasakla Tekel&#8217;i özelleştiremezsiniz, ilgilenen olmaz&#8221; iddiasını eklemişlerdi. Ben de konuya Yıllardır Meclis’te Bekleyen Sigara Yasağına 1,5 Sene Geçiş Süresi Veriliyorsa Tekel Niye Özelleştirilemeyecekmiş! başlıklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun yıllardır Meclis&#8217;te bekleyen sigara yasaklarına dair kanunun sonunda kabul edilmesiyle yılın ilk günlerinde konu bir hayli tartışılır olmuş, sigara lobisi ve de sigara yasağını kabullenemeyen çevreler söylemleri arasına &#8220;Ama bu yasakla Tekel&#8217;i özelleştiremezsiniz, ilgilenen olmaz&#8221; iddiasını eklemişlerdi. Ben de konuya <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/yillardir-mecliste-bekleyen-sigara-yasagina-15-sene-gecis-suresi-veriliyorsa-tekel-niye-ozellestirilemeyecekmis/">Yıllardır Meclis’te Bekleyen Sigara Yasağına 1,5 Sene Geçiş Süresi Veriliyorsa Tekel Niye Özelleştirilemeyecekmiş!</a> başlıklı yazımda yer vermiştim, çünkü basında ekonomi ile ilgili yazanlar ve hatta bazı ekonomistler bile bu söylemleri paylaşır olmuşlardı.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Öncelikle şu gerçeğin altını çizmiştik, bugün bireyler ve kurumlar iktisadi kararlarını alırken, varlıklarını nasıl kullanacaklarını düşünürken geleceğe yönelik beklentilerine göre karar alırlar. Zaten iki yıl önce yürürlüğe girmesi beklenen <span class="textBodyBlack">&#8220;Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanun&#8221; çoktandır gündemde idi ve er geç kabul edileceği belliydi. Ve kabul edildiğinde tam 18 ay gibi gereğinden uzun bir geçiş/uyum süresi öngörüldü. Yani, Tekel&#8217;in özelleştirilmesiyle ilgilenen kurumları yönetenlerin bu yasağın geldiğinden ve bir gün uygulamaya geçeceğinden haberleri vardı, onlar saf mı, bilinçsiz mi ki kanunun çıkışı özelleştirme sonrasına ertelenseydi beklentileri farklılaşacaktı.</span></p>
<p><span class="textBodyBlack"></span>Yazımın sonunda bu kadar uzun bir geçiş süresi ve bu kadar çok tiryaki ile Tekel&#8217;in beklentilerimizin de üstünde teklif alacağını söylemiştim. Nitekim dün Tekel ihalesi yapıldı ve sigara devlerinden <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/436544.asp" title="NTVMSNBC haberi" target="_blank">BAT 1,72 milyar ABD Doları teklif ederek Tekel&#8217;in yeni sahibi oldu</a>. 2002 yılında yapılan ilk ihaleyi bir başka dev, JTI 1,15 milyar dolarla kazanmış ama ardından ihale iptal edilmişti. Hem de Tekel&#8217;in pazar payı o dönemde %60&#8242;lardaydı. Sürekli pazar kaybeden Tekel bugün %30&#8242;luk bir paya sahip ama yeniden yapılandırıldı, doğru yönetildi, doğru özelleştirme yöntemiyle de çok daha az satış yapan bir Tekel çok daha yüksek fiyata alıcı buldu.</p>
<p><span class="textBodyBlack"></span>Bu fiyatın, 2 aydır etkisini iyice hissettiğimiz global bir dalgalanmanın ortasında geldiğini, uluslararası finans kurumlarının büyük sıkıntılar yaşadığı ve borçlanmanın birkaç ay öncesine göre ciddi şekilde pahalılaştığı bir dönemde geldiğini de görmek lazım.</p>
<p>Tekel&#8217;e ilginin azalmayışının nedeni dünyanın en çok sigara içen ülkelerinden biri olmamız. İhaleyi kazanan BAT&#8217;ın bir yöneticisinin açıklaması Türkiye&#8217;de yıllık 110 milyar adet sigara tüketildiği yönünde, bu da şu demek, <a href="http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber_detay.asp?PID=318&amp;haberID=420883" title="Yeni ve şaşırtan nüfus rakamları ile ilgili CNN Türk haberi" target="_blank">70,6 milyon</a> insanımız kişi başına yılda tam 1558 adet sigara içiyor! Bebekleri, çocukları, herkesi dahil ederek 70 milyona böldüğüme dikkat çekeyim. Erkeklerin %60&#8242;ının sigara içtiği bir ülkedeyiz.</p>
<p>İşte bu nedenle, sigarayı belli alanlarda yasaklamaya yönelik kanun çok önemli. Sigara içenlerin çoğu kanunu henüz umursamadığı gibi Tekel&#8217;in özelleştirilmesiyle ilgilenen firmalar da zaten Türkiye&#8217;de tiryakiliğin kısa dönemde azalmayacağının fazlasıyla farkında. Nitekim yine bir BAT yetkilisi &#8220;Yasak tüketimde en fazla %10 etkili olur&#8221; diyor.</p>
<p>Öte yandan bu ihaleye girmeyen JTI&#8217;ın yöneticilerinin &#8220;<a href="http://www.gazeteport.com.tr/EKONOMI/NEWS/GP_158427" target="_blank">Tekel&#8217;in rekabetçi olması için 200 milyon dolantr yatırım yapılması gerekir</a>&#8221; şeklinde basında yer alan yaklaşımını da hesaba katarsak BAT&#8217;ın kısa vadede Türkiye&#8217;ye 1,92 milyar dolar harcamayı göze aldığını da görüyoruz.</p>
<p>Demek ki Ocak ayında kanuna karşı yapılan &#8220;halkla ilişkiler&#8221; çalışması(!), doğruları söylemiyormuş&#8230;</p>
<p><strong>Hürriyet Binasında Sigara İçmek Yasaklandı Bile</strong></p>
<p>Bu arada Tekel özelleştirmesine teklif veren konsorsiyumlardan birinde yer alan Doğan Grubu&#8217;nun sembolü Hürriyet Medya Towers&#8217;da 25 Şubat, yani pazartesi gününden itibaren sigara içilemeyecek. Kanunda öngörülen 18 aylık geçiş süresi fazlasıyla uzun ama ülkemizde herşeyi sona bırakma alışkanlığı nedeniyle yine de bu dönemde uyum sağlayamayan ve tepki gösterenler olacak. İşte bu nedenle bu gibi aktif yaklaşımlar çok önemli. Bir medya, özellikle gazetecilik merkezinde sigaranın ortalamanın altında içildiğini iddia edemeyiz. Buna rağmen Hürriyet, Doğan Grubu cesur davranarak sigara içme bölümlerini kanunun ardından iki ay geçmeden kaldırıyor, bunu çalışanlarına İcra Kurulu Başkanı Vuslat Doğan Sabancı imzası ile duyuruyor. Ve yasağa uymayanların müdür ve şeflerinin kanuni yetkilerini kullanacağına dikkat çekiyor.</p>
<p>Bir yandan da Tekel&#8217;e teklif veriyor. Demek ki dünya siyah-beyaz değil; aynı anda hem ticari adımlar atılabiliyor, hem de sorumluluk sahibi adımlar. Etik kurallara bağlılık Türkiye&#8217;nin kalkınması için hayati öneme sahip. Başta holdingler olmak üzere diğer şirketlerin de artık hazırlıklarını yapmaları gerekiyor.</p>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/yillardir-mecliste-bekleyen-sigara-yasagina-15-sene-gecis-suresi-veriliyorsa-tekel-niye-ozellestirilemeyecekmis/">Yıllardır Meclis’te Bekleyen Sigara Yasağına 1,5 Sene Geçiş Süresi Veriliyorsa Tekel Niye Özelleştirilemeyecekmiş!</a></li>
</ul>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/sigara-yasagi-tekele-ilgiyi-azaltir-dediler-ama-bat-2-milyar-dolar-verdi-iktisat-bilmek-ve-durust-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ülke Ekonomisi Yerinde Sayarken Türban, Özgürlükten Önce Milyon Oy İçin İmam Hatip Popülizmidir</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/ulke-ekonomisi-yerinde-sayarken-turban-ozgurlukten-once-milyon-oy-icin-imam-hatip-populizmidir/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/ulke-ekonomisi-yerinde-sayarken-turban-ozgurlukten-once-milyon-oy-icin-imam-hatip-populizmidir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Feb 2008 14:34:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/ulke-ekonomisi-yerinde-sayarken-turban-ozgurlukten-once-milyon-oy-icin-imam-hatip-populizmidir/</guid>
		<description><![CDATA[Cuma günü açıklanan 2007&#8242;nin son üç ayının ortalaması Kasım 2007 işsizlik oranı tekrar çift hanelere yükselerek %10,1 oldu. %10, iş arayan, çalışmak isteyenlerin içinde bulamayanların oranı, artık iş aramaktan vazgeçenleri içermiyor. Türkiye gibi işgücüne katılımın %50&#8242;nin altında olduğu bir ülkede %10 çok ciddi bir oran.
Bu arada dünya ekonomilerinin önde gelenlerinde ise bir durgunluk hatta kriz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cuma günü açıklanan 2007&#8242;nin son üç ayının ortalaması Kasım 2007 işsizlik oranı tekrar çift hanelere yükselerek %10,1 oldu. %10, iş arayan, çalışmak isteyenlerin içinde bulamayanların oranı, artık iş aramaktan vazgeçenleri içermiyor. Türkiye gibi işgücüne katılımın %50&#8242;nin altında olduğu bir ülkede %10 çok ciddi bir oran.</p>
<p>Bu arada dünya ekonomilerinin önde gelenlerinde ise bir durgunluk hatta kriz beklentisi var. Bu olasılığı bırakalım ve şuna dikkat edelim; petrol fiyatları 3 yıl önce hayal edemeyeceğiz seviyelere yükseldi, ithal girdiler pahalılaştı, üreticimize kalan kar miktarı daraldı. Az önce İzTV&#8217;de tarihi mekanlarla ilgili bir belgesel izlerken konuksever bir köylümüz mikrofon uzatıldığında ithal tohumun kilosunu 9 YTL&#8217;ye aldığını, kendisine para biriktirme şansı kalmadığını, çocukları doyurmaya çabalamakla yetindiğini söylüyordu.</p>
<p><!--adsense-->Tüm bunların ve Türkiye&#8217;nin mevcut ekonomik durumunun nedeni &#8220;katma değer&#8221; yaratmadaki yetersizliğimiz. Ürettiklerimize bize has kayda değer nitelik katamıyor olmamız. Tohum alıp ekiyoruz, tohumdan çıkan ürünü satıyoruz; hammadde alıp işliyor ihraç ediyoruz, ama yenilik, buluş, inovasyon yapamıyoruz.Çünkü yüzyıllardır bu topraklarda bu şekilde yetiştirildik. &#8220;Başımıza icat çıkarma&#8221; sözü icada, buluşa bakışımızı gösterirken nasıl daha fazla mühendis, bilim adamı, farklı tasarımlar yapan zanaatkar yetiştirebiliriz ki?Ülke çapında belli bir amaç doğrultusunda birbirini tamamlayan parçalardan oluşan bir eğitim stratejisi hazırlamaktansa her hükümet kafasına göre, anlık, dönemsel ve tabii popülist kararlar aldı. Mesleki eğitimin önemini anlamadığımızdan meslek liselerini sadece açmakla yetindik, eğitim kalitesine, endüstri ve iş dünyasının talepleriyle bağlantı, işbirliği olanaklarını düşünmedik. Hatta örnek bir okuldan mezun olanların iş bulabileceği kurumlar var mı, onu bile düşünmedik.Bu teknik liselerde yaklaşık iki yüz ayrı mesleğin eğitimi veriliyor, bazıları çok az sayıda okulda, bazıları ise daha fazla. İstatistikler belli birkaç mesleğin tüm okullar içinde %3 ağırlığa sahip olduğunu gösteriyor. Öte yandan imam ve din adamı yetiştirmesi, dini kurumlarda meslek sahibi etmesi beklenen İmam Hatip okullarının ağırlığının meslek liseleri içinde %7 olduğu açıklanıyor. Nasıl bu kadar yüksek bir oran oluyor sorusunun yanıtı önceki paragrafta bahsettiğim anlık ve popülist kararlar alan hükümetler.</p>
<p>Maalesef ülkenin geri kalan okullarında çocuklarına dinin kurallarına uymayan bir eğitim verildiğini düşünen bir kitle var. Böyle düşünenlerin oyunu almak için siyasilerin tümü daha fazla imam okulu açtılar ve bu ailelere adres göstermiş oldular. Önceki hafta türban tartışmaları ve gelinen noktadan çok sıkıntılı olduğunu açıklayan Süleyman Demirel önce kendi yaptıklarına bakmalı ve oy için ağızlarına bal çaldıklarını hatırlamalı. <a title="CNN Türk dosyası" href="http://www.cnnturk.com/OZEL_DOSYALAR/haber_detay.asp?pid=392&amp;haberid=9269" target="_blank">İmam Hatip açan hükümetler listesi</a>ne baktığımızda Demirel&#8217;in tam 327 okul açtığını, Özal&#8217;ın 90 okulla son derece hızlı davrandığını, Çiller ve Yılmaz bir yana, Bülent Ecevit&#8217;in bile 4 okul açtığını görüyoruz.</p>
<p>En yoğun dönemlerinde 500 bin kız ve erkek öğrenci İmam Hatip okullarında okuyordu. 1-2 ülkede yapılan denemelerin haberlerinin &#8220;provokasyon&#8221; olarak nitelendirildiği ülkemizde asla kadınların imamlık yapamayacağı da ortada iken yüzbinlerce kız öğrenci de imam meslek okullarına kaydedildi. Bunun temel nedeni olarak da bu okulların &#8220;dini bütün&#8221; eğitim vermesi, diğer okulların ise İslam&#8217;a aykırı olarak algılanması idi. Bugün yüzbinlerce imam hatip mezunu kız öğrenci var. Ayrıca bir o kadar da erkek öğrenci. Her yıl bu okullardan mezun olan on binlerin çalışabileceği kadar camii veya dini kurum ise yok. Peki bu kitle ne yapacak; tabii ki başka bir meslek!</p>
<p>Bir insanın anne babası, kardeşleri onun meslek sahibi olması, evine ekmek getirmesini istemez mi! Tabii ki İmam Hatip mezunu gençlerin ailelerini de hesaba katmalı ve bu okulların mezunlarının faydasına yapılacak düzenlemelerin hükümetlere bir milyonun üstünde oy getirme potansiyeli olduğunu görmeliyiz.</p>
<p>İşte bugün üniversitelerde türban ve baş örtüsünün serbest bırakılması girişiminin çıkış noktası budur. Başbakan Erdoğan bir önceki hükümeti döneminde bu konuda pek girişim yapmadıktan sonra önceki ay yurt dışında &#8220;siyasi simge olsa ne olur, yine serbest olmalı&#8221; tarzı açıklama yapar yapmaz MHP olaya dahil olmuş, adeta AKP&#8217;yi peşine katarak &#8220;haydi o zaman&#8221; demiş, süreci başlatmış, hatta AKP&#8217;yi sürecin yönetiminde zor durumda bile bırakmıştır. Bu kadar önemli bir oy potansiyeli MHP&#8217;nin ağzını çoktandır sulandırmıktadır.</p>
<p>Maalesef işin mantığı, matematiği bunu gösteriyor. Çünkü mevcut 8 yıllık ilköğretimde kızlarımızın başı kapalı eğitim alma gibi bir şansları yok. Ancak İmam Hatip okullarına kayıtlı kızlar başları kapalı eğitim almaya başlayabiliyorlar. İşte bugün üniversitede başı kapalı eğitim almak isteyenler de bu öğrenciler ve eski mezunlar. Çünkü mantıken baktığımızda bugün bir muhasebecilik eğitimi veren teknik lisede okuyan bir kızımız ortalama 17-18 yaşında orta öğretimini tamamlamış ve ilk öğretimden beri başını kapatmamış oluyor. Bu kızın başını kapatmaya birden üniversite döneminde başlaması bir olasılık ama düşük bir olasılık.</p>
<p>Demek ki düz mantık, hesap kitap şunu gösteriyor:</p>
<ul>
<li>Türban düzenlemesi &#8220;üniversitede özgürlük&#8221; yaklaşımından çok daha basit bir dürtü ve amaçla gündeme getirilmiştir, bazı aydınlarımız bunu yanlış okusa bile!</li>
<li>Üniversitelerde tesettür serbestisi, zaten tesettürle orta öğretimde eğitim alan İmam Hatip mezunları için yüksek öğretim şansı sağlamaktadır.</li>
<li>Bu şans uzun dönemde İmam Hatip okullarına talebi daha da arttırabilir. Diğer meslek okulları, her türlü lisede İslam&#8217;a uygun eğitim verilmediği kanısında olanların tercihi tamamen imam yetiştirme amaçlı meslek liselerine kayabilir.</li>
<li>Böylece ülkede daha fazla imam okulu açılabilir ve yazının ilk iki paragrafında bahsettiğim ekonomik durumumuzun umrumuzda olmadığını daha da güçlü ilan etmiş oluruz.</li>
<li>Ülkede sanayinin ihtiyaç duyduğu meslek lisesi mezunu azalabilir. Güney Kore&#8217;de 6 yaşındaki öğrencilerin bugün yarıya yakını İnternet kullanabiliyorken küçük yaştan itibaren çocukları mühendisliğe, yenilikçilik ve buluşçuluğa yönlendirme şansımız azalır.</li>
</ul>
<p>Fark edilmiştir, bu yazı duygusal bir şekilde yazılmadı. Elimizdeki gerçek bulgular, veriler, rakamlara dayanarak mantık ve akılcılık çerçevesinde yaklaşmaya çalıştım. İmam Hatip meslek okullarından mezun olanlar odak noktam değil ve olamaz, ülkenin önceliklerini böyle şekillendirenler yazının hedefi. Ailelerinin tercihi yüzünden bu okullara küçük yaşta kaydedilen gençlerin mağdur edilmesinin yolunu açan, bir dönem aynı anda 600&#8242;ün üstünde imam meslek lisesini faaliyette tutan eski siyasiler bunun hesabını vermeli! Geleceğe böyle bir sorunlar yumağı bıraktılar. Bugün o okullarda imamlık ve din adamlığı görevini yapabilmek için mesleki eğitime saatler ayıran kız ve erkek öğrencilerin bir kısmı, o zamanın en azından bir kısmını çok iyi şekilde İngilizce, Rusça, Arapça, Çince ya da başka bir dili öğrenmeye ayırmak istemez miydi, ya da bilgisayar programcılığı, elektronik haberleşme konusunda birikim elde etmeyi?</p>
<p>Bir ekonomist olarak Türkiye&#8217;nin nasıl kalkınabileceği, Türk iktisadi modeli ve Türk sanayisi üzerine okuyan, düşünen biriydim. Ama son dönemde bizzat iş tecrübemle gerçekleri daha da iyi görmeye başladım. Bugün Türk iş aleminin, işletmelerinin en büyük eksiği katma değer yaratma becerisidir.</p>
<p>Ne geçmişten gelen bir sanayi geleneği ne de kurulu kapasite veya sermayemiz varken serbest ticaret rejimine bu kadar şiddet ve hızla geçen, dış ticaret hacmi 200 milyar dolarları çoktan geçen bir ülke olmamız bizi yüksek dış alıma, yani ithalata itiyor. Dıştan aldıklarımızın üstüne ise kendimize has çok az şey ekleyebiliyoruz. Ülke olarak geleceğimizi kurtarmak için nelere dikkat etmemiz gerektiği bu kadar açık ve netken enerjimizi ziyan ediyoruz. Yazmaya gerek görmediğim konular gündemden bir türlü düşmüyor, daha fazla insan kısır tartışmaların içine çekiliyor, kardeş kardeşe, tribün diğer tribüne düşman oluyor&#8230;</p>
<p><!--adsense#linkunit--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/ulke-ekonomisi-yerinde-sayarken-turban-ozgurlukten-once-milyon-oy-icin-imam-hatip-populizmidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TCMB Başkanı &#8220;İstifa Ederim, Taşınmam&#8221; Derken Başbakan &#8220;Taşırım&#8221; Diyorsa Merkez&#8217;in Bağımsızlığından Şüphe Edilir</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/tcmb-baskani-istifa-ederim-tasinmam-derken-basbakan-tasirim-diyorsa-merkezin-bagimsizligindan-suphe-edilir/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/tcmb-baskani-istifa-ederim-tasinmam-derken-basbakan-tasirim-diyorsa-merkezin-bagimsizligindan-suphe-edilir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Jan 2008 21:23:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/tcmb-baskani-istifa-ederim-tasinmam-derken-basbakan-tasirim-diyorsa-merkezin-bagimsizligindan-suphe-edilir/</guid>
		<description><![CDATA[Bu sabah ekonomi gündeminde ciddi yer kaplayan haber Başbakan Erdoğan&#8217;ın diğer hedeflerin yanında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve kamu bankalarının merkezini İstanbul&#8217;a taşıyacakları yönünde kararlı olduklarını belirten açıklamasıydı. Sıklıkla, gereksiz ve manasız biçimde gündeme aldığımız konulardan biri de bu. İstanbul&#8217;u finans merkezi yapma çabalarına TCMB&#8217;nin taşınmasının katkısı olacağı düşüncesi oldukça tartışmalı. Konu hakkında devlet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu sabah ekonomi gündeminde ciddi yer kaplayan haber Başbakan Erdoğan&#8217;ın diğer hedeflerin yanında <a href="http://www.tcmb.gov.tr" title="TCMB resmi sitesi" target="_blank">Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB)</a> ve kamu bankalarının merkezini <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/432424.asp" title="İlgili NTVMSNBC haberi" target="_blank">İstanbul&#8217;a taşıyacakları yönünde kararlı olduklarını belirten açıklama</a>sıydı. Sıklıkla, gereksiz ve manasız biçimde gündeme aldığımız konulardan biri de bu. İstanbul&#8217;u finans merkezi yapma çabalarına TCMB&#8217;nin taşınmasının katkısı olacağı düşüncesi oldukça tartışmalı. <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/432486.asp" title="NTVMSNBC haberi" target="_blank">Konu hakkında devlet adamları, politikacılar, iktisatçılar, bürokratlar sıklıkla fikir bildirdi</a>kçe bunun sembolik bir faydadan öteye geçmeyeceği fikri ağır basıyor. Ben de benzer şekilde düşünüyorum, yazma nedenim de taşınmanın faydalı olup olmayacağı değil.<br />
<center><!--adsense--></center><br />
Salı günü, belki en başarılı TCMB Başkanımız olan, Süreyya Serdengeçti&#8217;nin küçük bir grupla sohbetine katıldım ve kendisinin de TCMB&#8217;nin bağımsızlığı konusunda ciddi çekinceleri olduğunu yakınen izledim. O günkü sohbeti ve sohbetten sonra düşündüklerimi yazmayacaktım ama daha 3 gün geçmeden böyle bir tartışma oldu. Sabahki haberinin asıl önemi, TCMB Başkanı <a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=199873" title="İlgili Radikal Gazetesi haberi" target="_blank">Durmuş Yılmaz&#8217;ın İstanbul&#8217;a taşınmak yerine istifa etmeyi düşüneceği sinyalini önceden vermiş</a> olmasına rağmen Başbakan ve/veya hükümetinin Banka&#8217;yı taşıma yönündeki kararlılığın Banka&#8217;nın bağımsızlığına tekrar gölge düşürmüş olması.</p>
<p>Para politikasının etkinliği ve &#8220;paracı&#8221; iktisat teorisi tartışmaya açıktır. Hele Türkiye&#8217;de Türk Lirası faizi yatırım ve tüketim kararlarında ana etken değilken, dövizle borçlanma ciddi bir alternatifken, &#8220;TCMB&#8217;nin uğraşı ne kadar sonuç veriyor&#8221; diye düşüncelere dalmak mümkünken&#8230; Ama eğer ülke olarak 2001&#8242;den bu yana sürdürülen ekonomi yönetimi ve seçilen politikaların değiştirilmeyeceği ortadaysa ve hükümetler bunlara bağlılığını sürekli vurguluyorsa, TCMB&#8217;nin tek hedefinin enflasyonu düşürmek olduğunu, bu konuda da bağımsız davranması gerektiğini kabul etmeliyiz.</p>
<p style="text-align: center"><img src="http://cihansalim.net/blog/resim/banknot20k.jpg" /></p>
<p>Serdengeçti döneminde güvenilirlik, inanılırlık (&#8220;credibility&#8221;) konusunda çok büyük başarı elde eden TCMB faiz ayarlamaları bir yana, gelecekteki hareket ve politikalarına yönelik basın açıklamaları, Başkan&#8217;ın ağzından çıkanlarla dahi piyasalara ve ekonomiye yön vermeyi başarabiliyordu. Ama bugün bu güvenilirlik yitirildi. Profesyonelliği ve saygı kazanan tutumuyla son on yılda dünyanın en başarılı başkanlarından olan Serdengeçti, Salı günü bizlerle konuşurken yıllarını verdiği kurumun mevcut etkisi hakkında olumlu konuşmaya gayret etti, bir &#8220;Merkez Bankacı&#8221; olarak yapması gerektiği gibi iyimser göründü. Ama yine de güvenilirlik konusunda kaybedilenleri ince bir dille ortaya koydu.</p>
<p>Enflasyonun düşmemesinden bir nebze, reel faizlerin düşmemesinden ise neredeyse tamamıyla Merkez Bankası&#8217;nın görüntüsünü, algılanışını sorumlu tuttu. İletişimin çok zayıfladığını, etkisiz kaldığını, yerli ve yabancı piyasa oyuncularının para politikalarıyla ve özellikle &#8220;Banka&#8217;nın bağımsız karar alabilme&#8221; yeteneğiyle ilgili ciddi şüpheler taşımaya başladığını Serdengeçti de bizzat gözlemlemiş ve tecrübe etmiş. İyimser bir insan olan, aynı zamanda yıllarını kuruma vermiş biri olarak olumlu konuşmaya gayret eden Serdengeçti&#8217;nin bu sözleri oldukça düşündürücü.</p>
<p>Ayrıca iktisat çevrelerinde bazılarının duymuş olabileceği bazı sözleri o da aktardı, örneğin &#8220;Türkiye&#8217;ye Avrupa&#8217;nın ilk Latin Amerika ülkesi deniyor&#8221; gibi. Ve de Türk hükümetinin dışarda da <em>reform yorgunu</em> gibi görünmeye başladığını, son yıllardaki yapısal değişimlere devam etme isteğinin sorgulandığını, çünkü acı veren iktisat reformlarını yapmak için en uygun dönem olarak bilinen hükümetin ilk 100 gününün çoktan geçtiği gerçeğini sadece burada tartışmadığımızı, dışarda da bunların konuşulduğunu paylaştı. Reform yorgunu bir yönetim bir yana, bu yönetimin bir de faizler, döviz kurları konusunda rahatsızlık hissetmesi ve TCMB&#8217;yi &#8220;sorumlu&#8221; olarak göstermesi oldukça tehlikeli.</p>
<p>Günümüzde enflasyonla mücadelenin inandırıcı olması lazım ki tüm ekonomik birimler, bizler de dahil bu hedefe inanalım. İnandığımızda da Banka&#8217;nın kararlarını destekleyelim, tabii tamamen enflasyon odaklı kararlar alındığını bilirsek. Fakat eğer bu kararlarda hükümetin yönlendirmesi, bazı sektörlerin işine gelecek şekilde kararlar alındığı algısına sahip olanlar artarsa ülke olarak enflasyonla mücadelede başarılı olamayız!</p>
<p>Bu gerçeğe rağmen, Başbakan, &#8220;TCMB Başkanı istifa iması yapmış olsa bile ben bu bankayı taşırım&#8221; der gibi görünüyorsa maalesef faizlerin Serdengeçti dönemindeki seviyelere inmesi için daha çok bekleriz!..</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/tcmb-baskani-istifa-ederim-tasinmam-derken-basbakan-tasirim-diyorsa-merkezin-bagimsizligindan-suphe-edilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yıllardır Meclis&#8217;te Bekleyen Sigara Yasağına 1,5 Sene Geçiş Süresi Veriliyorsa Tekel Niye Özelleştirilemeyecekmiş!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yillardir-mecliste-bekleyen-sigara-yasagina-15-sene-gecis-suresi-veriliyorsa-tekel-niye-ozellestirilemeyecekmis/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yillardir-mecliste-bekleyen-sigara-yasagina-15-sene-gecis-suresi-veriliyorsa-tekel-niye-ozellestirilemeyecekmis/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Jan 2008 19:33:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/yillardir-mecliste-bekleyen-sigara-yasagina-15-sene-gecis-suresi-veriliyorsa-tekel-niye-ozellestirilemeyecekmis/</guid>
		<description><![CDATA[Bir önceki Meclis&#8217;ten bir türlü çıkmayan &#8220;Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanun&#8221; sonunda 2008&#8242;in ilk günlerinde oylandı ve kabul edildi. Ama yasaklar eğrile büğrüle bir hal oldu, zaten 2 yıl önce hayata geçmesi beklenen düzenlemeler bu kadar gecikmişken bir de fazlasıyla uzun bir &#8220;geçiş dönemi&#8221; verildi.
Öncelikle kanun tam dört ay sonra yürürlüğe girecek, halbuki çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir önceki Meclis&#8217;ten bir türlü çıkmayan <span class="textBodyBlack">&#8220;Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanun&#8221; </span>sonunda 2008&#8242;in ilk günlerinde oylandı ve kabul edildi. Ama yasaklar eğrile büğrüle bir hal oldu, zaten 2 yıl önce hayata geçmesi beklenen düzenlemeler bu kadar gecikmişken bir de fazlasıyla uzun bir &#8220;geçiş dönemi&#8221; verildi.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Öncelikle kanun tam dört ay sonra yürürlüğe girecek, halbuki çok uzun süredir gerek çoğu tiryaki, gerekse işletmeci böyle bir düzenlemeden haberdar. Geçen yıl garsonlarının bile gözlerinin yaşardığı bir duman altı ortamı yaratan meşhur bir kafe/restoranda acele ile yedikten sonra çıkarken konuştuğumuz bir görevli hanım &#8220;yakında her yer zaten sizin olacak&#8221; şeklinde bir umursamazlık ve tepki verirken düzenlemelerin yönünden haberdar olduğunu açıkça ortaya koymuştu.Haydi dört ay tiryakilere verilmiş bir şans diyelim. Peki lokanta, kahvehane, kafeterya gibi yerlerde yasakların uygulanması için <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/431605.asp" title="Sigara yasağı için 18 ay geçiş süreci haberi" target="_blank">gerekli hazırlıkların yapılması amacıyla 18 ay geçiş süresi verildiği</a> yönündeki açıklama hangi akla mantığa uygun? Ama bugün bu konuya değinmemin asıl nedeni insanın kendisine ve çevresindekilere böcek muamelesi yapmasını engellemek için 1,5 sene daha bekleyecek olmamız değil. (Bu arada çoğu elektronik sigaranın <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/431453.asp" title="E-sigara neden yasaklandı haberi" target="_blank">&#8220;haşare ilacı&#8221; olarak ülkeye sokulduğu</a>nu da unutmayın, e-sigaraya kanmayın)</p>
<p>Asıl yazma nedenim sigara yasağını geciktirmek için Tekel özelleştirmesini bahane yapanlar, Tekel&#8217;in ucuza gideceğinden dem vuranlar. Maalesef ülkenin en etkin medya kurumlarının saygın iktisat yazar ve muhabirleri bile bu oyunun bilerek ya da bilmeyerek parçası oluyorlar. Halbuki iktisattan anladığını iddia edenler temel kuralı bilmeme lüksüne sahip değiller: &#8220;İktisat ve iktisadi kararlar beklentilerle yönlenir, yönlendirilir.&#8221; Bizim bugün aldığımız ekonomik bir yatırım kararı geleceğe bakışımızın sonucu verilmiştir, gayrımenkul, araç, vb. ne alacaksanız bugün almanızın nedeni yarın fiyatının artacağı; bugün satmanızın nedeni yarın fiyatının düşeceği beklentiniz olmasıdır.</p>
<p>Tütünün zararına karşı ilgili kanunlar farklı satırlara sahip olsalar da yıllardır TBMM çatısı altında tartışılıyor, bekletiliyorlardı. Türkiye&#8217;nin nereye yöneleceği çoktan belli olmuştu. Hele son aylarda konu iyice gündeme taşınmıştı. &#8220;Tekel bu ay sonunda özelleştirilecek, bu nedenle birkaç ay sonra kanun yasalaşsın&#8221; diyenler Tekel&#8217;in potansiyel alıcılarını bilinçsiz sanıyorlar sanırım. Biz ev, araba bir yana, kenara koymak için altın ya da döviz almayı düşünüyorken bile &#8220;1-2 sene sonra altın fiyatları ne olur&#8221; diye beklentilere göre karar veriyorsak, Tekel Sigara&#8217;ya sahip olma ilgisini gösteren British American Tobacco, Japan Tobacco, Doğan Holding-Citi Venture Capital International ve Tekel Toptan Satıcıları Derneği’nin 21 üyesi Tekel&#8217;e değer biçmeden önce Tekel&#8217;in 2 sene ve sonrasında uzun vadede ne yapabileceğini düşünmez mi!</p>
<p>BAT, Japan Tobacco, Doğan Holding ve Citi Venture ve diğerleri Türkiye&#8217;de 2007, 2008 ya da 2009&#8242;da sigara yasaklarının artacağını bilmezler miydi, buna göre Tekel&#8217;in ilerde ne kadar satış, ne kadar kar elde edebileceğini tahmin etmezler mi? Buna göre fiyat teklifi vermezler mi? Bu kanun yıllardır TBMM çatısı altında beklerken 3-6 ay daha beklese ne olacaktı? BAT bu kanunu unutacak mıydı?</p>
<p>İşin aslı, sigara yasaklarını geciktirmek isteyenler Tekel özelleştirmesini bir araç olarak kullanıyor. Bugünlerde, hangileri olduğu bilinmiyor ama, bazı ilgili firmalar ek süre talep edip kanunun detaylarını ve de yeni ÖTV vergi oranlarını değerlendirmeyi istediklerini belirtiyorlarmış! Habere inansak mı, inansak bile yatırımcıların düşük teklif için ne bahane olursa kullanmak istediğini görmesek mi&#8230;</p>
<p style="text-align: center"><img src="http://www.medscape.com/content/2001/00/41/08/410808/art-smj9406.14.fig2.jpg" alt="Sigara konusunda ticari oyunun parçası olmak ölümden pay almak demek..." height="290" width="400" /></p>
<p>Efendim, siz zaten merak etmeyin, biz bu yasakları da sulandırırız, hem de ülkenin en tepesinden başlayarak! Bakın 18 ay, yani ta 2009&#8242;un ortalarında restoranlarda sigara içilmeyecekmiş&#8230; 2009 ortasına kadar daha neler olur bu ülkede! Bir bakarsınız geçiş süresi 36 ay oluvermiş! Siz Tekel&#8217;i almak isteyenlerin ürkeceğinden de korkmayın efendim&#8230;</p>
<p>Bu konuda kirli oyunların parçası olmak, insan ölümlerine ortak olmak demek!</p>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/sigara-yasagi-tekele-ilgiyi-azaltir-dediler-ama-bat-2-milyar-dolar-verdi-iktisat-bilmek-ve-durust-olmak/" title="“Sigara Yasağı Tekel’e İlgiyi Azaltır” Dediler ama BAT 2 Milyar Dolar Verdi, İktisat Bilmek ve Dürüst Olmak…">“Sigara Yasağı Tekel’e İlgiyi Azaltır” Dediler ama BAT 2 Milyar Dolar Verdi, İktisat Bilmek ve Dürüst Olmak…</a></li>
</ul>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yillardir-mecliste-bekleyen-sigara-yasagina-15-sene-gecis-suresi-veriliyorsa-tekel-niye-ozellestirilemeyecekmis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Polisi Linç Etmek Hem Güvenliğimize Hem Toplumsal Kalkınmamıza Engel</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/polisi-linc-etmek-hem-guvenligimize-hem-toplumsal-kalkinmamiza-engel/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/polisi-linc-etmek-hem-guvenligimize-hem-toplumsal-kalkinmamiza-engel/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 Dec 2007 20:09:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2007/polisi-linc-etmek-hem-guvenligimize-hem-toplumsal-kalkinmamiza-engel/</guid>
		<description><![CDATA[Birkaç hafta önce gündemimizde &#8220;polis&#8221; vardı. Polisin &#8220;dur&#8221; ihtarına uymadığı için vurduğu biri, polisin dövdüğü başka biri, polisin şöyle yaptığı, böyle yaptığı&#8230; Fazla uzatmaya, &#8220;hakkaten böyle mi&#8221; demeye bence gerek yok, neredeyse bir nevi polis linçi başladı medyada, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlarda. Onlar da bizleri, toplumun geri kalanını etkilediler, polislere karşı güvensizliğimiz arttı.
Ama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Birkaç hafta önce gündemimizde &#8220;polis&#8221; vardı. Polisin &#8220;dur&#8221; ihtarına uymadığı için vurduğu biri, polisin dövdüğü başka biri, polisin şöyle yaptığı, böyle yaptığı&#8230; Fazla uzatmaya, &#8220;hakkaten böyle mi&#8221; demeye bence gerek yok, neredeyse bir nevi polis linçi başladı medyada, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlarda. Onlar da bizleri, toplumun geri kalanını etkilediler, polislere karşı güvensizliğimiz arttı.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Ama bu ülkede güvenmediğimiz kurumların arasında polis ve emniyeti üst sıralara koymak gerçekten tehlikeli. Evet Meclis&#8217;e güvenenler her ankette düşük çıkıyor, siyasi partilere güvenmiyoruz, liste uzayıp gidiyor. Ama polise inanmamak hem iktisadi hem de güvenlik açısından çok ciddi sorunlar yaratabilir.</p>
<p>Öncelikle &#8220;güvenlik&#8221; hizmeti sunmak için çalışmak, ortalama birinin korkup çekineceği anlarda ileri atl<img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2007/12/polis.jpg" alt="Polisler" align="right" />amak için &#8220;maaş&#8221; almak zaten emniyet güçlerinde farklı bir psikoloji yaratır. Eğitimsiz, insan hakları ve karşısındakine davranma konusunda bilgisiz, becerisiz memur sayısı az da olsa onların yaptıkları örnek olmamalı, çünkü onları hor görerek, dışlayarak, öfke objesi yaparak onları kendimizden ve söz konusu değerlerden daha da uzaklaştırıyoruz. Bir an kendimizi polis yerine koyarak kalabalık içinde kimin suça yatkın olduğunu bilmenin, kendisine doğru yürüyen ya da uzaklaşan birinin suçlu olup olmadığını tahmin etmenin ne kadar zor olduğunu hayal etmeye çalışsak çok şey değişecek&#8230; Zor, tehdit altında, tehlikeli bir anda, artık sokaktaki yanımızda yürüyen vatandaşın bize yardımcı olmaktan korktuğu bir dönemde, bir ümitle bakacağımız, arayacağımız, yardım isteyeceğimiz kişinin emniyet personeli olduğunu düşünürsek bazı yanlışlar karşısında linç etmekten ziyade farklı türde davranmayı düşünebiliriz belki.</p>
<p>İşin ekonomik ve toplumsal fayda açısından da çok önemli bir tarafı var. İktisadi açıdan bakıldığında bir kamu &#8220;ürünü&#8221; olan emniyet ve güvenlik devlet tarafından sağlanan bir hizmet, harcamalar ise devletin vergi gelirlerinden sağlanıyor. Yani bu hizmet için aslında hepimiz ücret ödüyoruz. Buna karşılık bu hizmetin üretilme aşamasında toplum olarak bizler de rol oynuyoruz. ABD gibi ruh sağlığını yitiren suçluların bolca bulunduğu bir toplumda Amerikan toplumu bize çok korkunç gelen kurallara uymak zorunda iken biz daha sıradan kurallara uymak istemiyor, üşeniyor, sıkılıyoruz. Kontrol noktalarında üstümüzü aratmak, çantamızı x-ray cihazının içine bırakmak istemiyoruz. Bunlardan da öte genel anlamda trafik, emniyet, güvenlik kurallarına uymayıp sadece bizim değil etraftakilerin de can güvenliğini tehlikeye atıyoruz.</p>
<p>Tüm bunlar olurken medya ve halk tarafından hep yerin dibine batırılan polis şirin gözükmek için görevini tam olarak uygulamayabiliyor. Dış görünüş ve polisi umursamaz yürüyüş ve geçişiyle bazılarımızı aramaktan, durdurmaktan çekiniyor. Örneğin metronun Taksim durağına Gezi Parkı&#8217;ndan girilen kapıda 10 kişiden sadece birinin çantası kontrol edilir. Bu da emniyet risklerini arttırır, o polis orada bizleri &#8220;rahatsız etmemek için&#8221; (!) müdahele etmekten çekinirken güvenlik riski büyür. Sıklıkla böyle güvenlik sorunlarının sonuçlarını çekeriz, bu sefer medya, bürokrat, siyasetçi &#8220;emniyet güçleri yetersiz&#8221; der, daha çok kadro, araç, para ile sorun çözülmeye çalışılır. Vergilerimizin daha büyük kısmı buraya aktarılır, ama yaklaşım değişmediğinden pek bir değişiklik olmaz.</p>
<p>Bu durumu Türkiye güncelinden, ya da ekonomi teorisinden, toplumbilimden açılımlarla ele almak mümkün ama lafın kısası Türkiye olarak bir alanda daha temelleri sağlam atamamanın, toplumsal bilinç oluşturmamanın sonucunda gerek vatandaş gerek idareciler olarak toplumsal refah kaybı yaşıyoruz. Sürekli polisi kötüleyerek kanunlara karşı itaatsiz oluyoruz, polis iki arada bir derede kalıyor, bazen çok kibar, bazen de tüm bunların baskısıyla agresif oluyor (tabii polisin de suçu var), güvenlik hizmetinin kalitesi düşüyor, artsın diye daha çok kaynak aktarıyoruz, kaynağı yine mantıksız harcıyor, önceliklerimizden çalıyoruz!</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/polisi-linc-etmek-hem-guvenligimize-hem-toplumsal-kalkinmamiza-engel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaz saatinden vazgeçip havayı &#8220;erken karartmak&#8221; madden de manen de zararlı&#8230;</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/yaz-saatinden-vazgecip-havayi-erken-karartmak-madden-de-manen-de-zararli/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/yaz-saatinden-vazgecip-havayi-erken-karartmak-madden-de-manen-de-zararli/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Nov 2007 20:19:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2007/yaz-saatinden-vazgecip-havayi-erken-karartmak-madden-de-manen-de-zararli/</guid>
		<description><![CDATA[Yaz saati uygulamasını geride bıraktığımız her seferinde niye &#8220;kış saati&#8221; uyguluyoruz diye düşünüyor ama bunu araştıracak vakit yaratmadığımdan konu hakkında ne dost sohbetlerinde ne de yazılarımda ahkam kesmiyordum. Fakat dün okuduğum haberde en azından bilinçli bir çalışma yapılmış olabileceği izlenimi aldım ve buna güvenerek ben de yazayım dedim.

Antalya Milletvekili Sadık Badak, Enerji ve Tabii Kaynaklar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz saati uygulamasını geride bıraktığımız her seferinde niye &#8220;kış saati&#8221; uyguluyoruz diye düşünüyor ama bunu araştıracak vakit yaratmadığımdan konu hakkında ne dost sohbetlerinde ne de yazılarımda ahkam kesmiyordum. Fakat dün okuduğum haberde en azından bilinçli bir çalışma yapılmış olabileceği izlenimi aldım ve buna güvenerek ben de yazayım dedim.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Antalya Milletvekili Sadık Badak, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na yaz aylarında başvurulan <a title="NTVMSNBC haberi" href="http://www.ntvmsnbc.com/news/427542.asp" target="_blank">ileri saat uygulamasına kış döneminde de devam edilmesi önerisini götürmüş</a>. Bugün Afrika ve Güney Asya ülkeleri dışında kalan ülkelerin neredeyse tümü yaz saati uygulaması ile ciddi enerji tasarrufu ve verimlilik artışı sağlıyor. Uygulama artık fazlasıyla yerleşti ve sağlam bir temel, mantık üzerine kurulu.Yaz saati ile ilgili fazla bilgi paylaşmayacağım, İnternet&#8217;ten edinmek mümkün, bugün zamanım da kısıtlı. Ama milletvekilinin önerisi bugün Meclis&#8217;e gelen öneri, tasarı ve taslaklar içinde, harcanacak çaba karşılığı elde edilecek kazanca bakarsak, ülkeye ciddi kazanç vaat ediyor. Bugün maalesef uzgörüş sahibi olmamaktan bireysel çıkarlara, özel ilişkilerden vizyonsuzluğa pek çok nedenle ülkelerin ve dünyanın faydasına olan kararlar verilemiyor. Dünya karbondioksit salınımını kısmayı başaramıyor, Türkiye çok basit kuralları, engelleri, bazen gereksiz derecede yüksek vergileri değiştiremeyerek kendi önüne set çekiyor. Ama uyguladığımız saat konusunda bu kadar büyük bir çıkar çatışması olacağını tahmin etmiyorum.</p>
<p>Saat dilimleri hakkında da pek çok site detaylı bilgi veriyor. Etkileşimli haritaları örneğin <a href="http://www.worldtimezone.com" target="_blank">worldtimezone.com</a> adresinden görebilirsiniz. Hangi ülkelerde şu anda saat kaç olduğunu görmekle yetinmeyip hava durumunu da coğrafi konuma göre tahmin ederseniz kafanızda bir görüntü oluşturabilirsiniz.</p>
<p>İstanbul&#8217;da yaşayan biri olarak güneşin bugünlerde 7&#8242;den önce doğduğu akşam 5&#8242;de iyice karardığı bir ortamda bence enerjiyi en etkin şekilde kullanmıyoruz. Yaz saati uygulaması devam etse idi, saatleri bir saat ileri almasaydık güneş 8&#8242;e doğru doğacak akşam da 6&#8242;ya doğru kararacaktı. Hele Doğu&#8217;da durum daha da vahim, bugünlerde saat 4&#8242;te hava kararıyor.</p>
<p><a title="Avrupa’da saat dilimleri" href="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2007/11/eurotime.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center"><a title="Avrupa’da saat dilimleri" href="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2007/11/eurotime.jpg"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2007/11/eurotime.jpg" border="0" alt="Avrupa’da saat dilimleri" /></a></p>
<p>Sanırım iktisadi açılımı, tasarruf açısından faydasını fazla irdelemeye gerek yok. Olayın ciddi biyolojik ve psikolojik boyutu var. Artık çoktandır biliyoruz ki havanın kararmasının hala insan üzerinde ciddi etkileri var. Metabolizması yavaşlayan insan karanlıkta daha verimsiz oluyor, yediklerini yakması zorlaşırken daha düşük enerjili hissediyor. Yine insan gibi bir canlının güneş ile ilişkisinin öneminin psikolojisini etkilemediğini söylemek imkansız. Karanlığın moral üzerindeki olumsuz etkisi de yine çalışmalarla ortaya kondu&#8230;</p>
<p>İlgili haberde okuyabileceğiniz rakamsal veriler dışında kısalan kış günlerinde yine de geç uyuyan insanların gerek sosyalleşme imkanları gerekse de bireysel eğlence araçları ile karanlığa rağmen en az ortalama 6 saat uyanık kaldığını da unutmayalım. İlk çağlarda karanlık günün bitişini simgelerken artık &#8220;akşam yeni başlıyor!&#8221; deyişi kültüre yerleşiyor&#8230; Ama unutmayın, maalesef(!) hala vücudumuz buna alışmadı, fizyoloji aynı deyişi pek de kabul etmiş değil.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/yaz-saatinden-vazgecip-havayi-erken-karartmak-madden-de-manen-de-zararli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2. İnnovasyon Konferansı ve Türkiye&#8217;de İnnovasyona Yaklaşım</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/2-innovasyon-konferansi-ve-turkiyede-innovasyona-yaklasim/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/2-innovasyon-konferansi-ve-turkiyede-innovasyona-yaklasim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Nov 2007 19:14:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2007/2-innovasyon-konferansi-ve-turkiyede-innovasyona-yaklasim/</guid>
		<description><![CDATA[Salı günü Lütfi Kırdar Kongre Merkezi&#8217;nde 2. Türkiye İnnovasyon Konferansı&#8216;na katılma şansı elde ettim. Eğer bir ana temadan bahsedilecek olursa, bu yıl odak Türk ekonomisinin büyümesi idi. Konferansı Turkishtime dergisi  ile birlikte düzenleyen fed Training eğitim ve danışmanlık firmasının kurucusu Arman Kırım&#8217;ın son kitabı &#8220;Türkiye Nasıl Zenginleşir&#8221; öğleden önceki başlıca odak noktası idi. Akşam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Salı günü Lütfi Kırdar Kongre Merkezi&#8217;nde <a title="tanıtım sayfası" href="http://www.ommedya.com/innovasyon.asp" target="_blank">2. Türkiye İnnovasyon Konferansı</a>&#8216;na katılma şansı elde ettim. Eğer bir ana temadan bahsedilecek olursa, bu yıl odak Türk ekonomisinin büyümesi idi. Konferansı Turkishtime dergisi  ile birlikte düzenleyen fed Training eğitim ve danışmanlık firmasının kurucusu Arman Kırım&#8217;ın son kitabı &#8220;Türkiye Nasıl Zenginleşir&#8221; öğleden önceki başlıca odak noktası idi. Akşam son konuşmacı ise yine ülke ekonomilerinin büyümesi ile ilgili çok önemli bir teorisyen olan Prof. Paul Romer idi.</p>
<p><!--adsense--></p>
<p>İlk bakışta konferansın faydalı ve güzel olduğunu söylemeliyim. Ama daha önce innovasyon, yani fed Training&#8217;in açıklaması ile &#8220;para kazandıran yaratıcılık, farklılaştıran yenilik&#8221; konusunda önemli 1-2 etkinliğe katılmış biri olarak çok daha iyisini beklediğimi söylemeliyim. Konferans&#8217;a gelmek isteyip gelemeyenlerin kayıp için fazla üzülmemeleri gerekir, eğer bu konuda kendi başlarına da araştırma yapan kişilerse. Çünkü konferans Kırım&#8217;ın son kitabının özeti, etkinliğin dört ana ortağı <a href="http://www.akbank.com.tr" target="_blank">Akbank</a>, <a href="http://www.arcelik.com.tr" target="_blank">Arçelik</a>, <a href="http://www.toyotasa.com.tr" target="_blank">ToyotaSA</a>, <a href="http://www.turkcell.com.tr" target="_blank">Turkcell</a>&#8216;in reklamlarda da sık sık gördüğümüz en yeni uygulamalarının adeta &#8220;hatırlatılması&#8221; şeklinde idi. Konferansın iki önemli yabancı akademisyen konuşmacısı izleyicileri farklı şekilde etkiledi, ki onların da aslında bazı çalışmalarını okumak anlattıklarının yerini alabilirdi denebilir.</p>
<p>Öncelikle Arman Kırım doğru bir tespitle Türkiye&#8217;nin montaj yaparak, &#8220;ucuz üretim merkezi&#8221; olmaya çalışarak kalkınamayacağını, her zaman daha ucuz üreticinin çıkacağını söyledi. Ardından Türkiye&#8217;ye önerdiği çözüm marka olma hayalleri kurmaktansa bir nevi Avrupa&#8217;nın Çin&#8217;i olması, ama Çin olmanın da ötesinde Avrupa pazarı için Avrupalı firmalara olabildiğince katma değerli üretim yapmasıydı. Maalesef bu sözler çok yeni değil, &#8220;Avrupa&#8217;nın Çin&#8217;i&#8221; Türkiye için çok kişinin ağzından çıkan bir yorum ve tartışmalı bir arzu. Asıl tezi olan &#8220;2. Nesil Fasonculuk&#8221;, AR-GE, araştırma ve yenilikçilik üzerine kurulu mümkün olduğu oranda ucuz üretim, böylece değer zincirinde daha geniş bir bölgeye oturmak da zaten bugün bazı doğru yönetilen firmalarımızın hedefi. Fakat eleştirim bunların daha önce söylenmemiş gibi dile getirilmesiydi, Profesör Kırım&#8217;ın bu stratejik açılım ve reçetesini ben de çok doğru buluyorum.</p>
<p>Konferansın konsept ve/veya akıl ortakları olan firmaların sunumlarının bir bölümü zaten bildiğimiz yenilikçi hizmet ve ürünlerinin tekrar anlatılmasıydı. Ama konferansa katılan dinleyicilerin elde edeceği fayda ancak bu yeniliklerin gerçekten nasıl ortaya çıktığı, kurum içi yenilikçilik uygulamaları, bu sürecin baştan sona yönetimi üzerine bilgilenmek olurdu. Dört firmadan ikisinin bu konuda biraz başarılı olduğunu söylemeliyim.</p>
<p>Konferansın ağır topları Prof. Paul Romer ve Prof. Michael Raynor farklı hedef kitlelere hitap ettiler. <a href="http://www.leighbureau.com/speaker.asp?id=283" target="_blank">Michael Raynor</a> doğrudan şirketlere yönelik bir sunum yaptı. İki önemli kitabıyla yenilikçilik ve pazara uygulanması konusunda önemli isimlerden olan Raynor bazen hep doğruları yapan bir firmanın nasıl kaybedebileceğini geçmişten örnekler vererek anlattı, ki bu da dinleyicileri etkiledi.</p>
<p>Daha düşük maliyetli, bazen daha kalitesiz üretim yapan bir firmanın pazardan pay kapabilmesi pazarda farklı ihtiyaçlara sahip bir sürü tüketici olmasından kaynaklanır. Bu firmaların düşük fiyatlı düşük kar marjlı satışları pazardaki eski oyunculardan bazılarını hiç zorlamaz. Bunlar artık üretim kapasitelerini tamamen kaliteli ürüne yönlendirebilir, böylece pazarın daha karlı bölümüne, daha varlıklı ve talepkar tüketicilere satabilirler. Hissedar ve yöneticiler de daha yüksek karlılık adına yeni giren, alt pazar innovasyonu yapan firmaya pazarın bir kısmının bırakılmasından memnun bile olur. Ama bazı sektörlerde bu küçükler güçlenir, önce orta altı, sonra orta segmentleri de ele geçirirler. Örneğin Batılı elektronik devlerine fason üretim yapan Koreli ve Japon tüketiciği elektroniği firmalarının bugün çok güçlü markalara dönüştüğü gibi. Bu noktadan hareketle yönetimin, hissedarın, teknoloji direktörünün desteklediği kararlar uzun vadede kaybettirebilir deyip innovasyon ihtiyacına, innovasyonun aşağıdan, burun bükülenlerden de gelebileceğine dikkat çekti Prof. Raynor.</p>
<p>Ama aslında karlılık odaklı pazar giriş/çıkışları yapan, hisse kazancı odaklı hareket eden firma ne kadar doğru yapmıştır bunu da düşünmek lazım. Mevcut piyasa ekonomisinde finansal araçlar, türev piyasalar acaba firmaları yanlış doğrulara mı yönlendiriyor, bu çok önemli bir konu. Şimdilik soruyu sorup devam edelim.</p>
<p>Raynor&#8217;ı dikkatle dinleyen katılımcılar günün son konuşmacısı <a href="http://www.stanford.edu/~promer/" target="_blank">Paul Romer</a>&#8216;a ise fazla dayanamadı! &#8220;Yeni Büyüme Teorisi&#8221; ile ünlü Stanford Üniversitesi ekonomisti sunumunda Türkiye ekonomisini genel olarak ele aldı, kamu ve özel sektöre yönelik çoğunlukla yapısal durum, değişiklik ve reform ihtiyaçları ile ilgili konuştu. Merkez Bankaları&#8217;nın rolünden açık ila kapalı ekonomi tercihlerine, kamunun yönetim metadolojisine değinen Romer çoğunlukla özel şirket çalışanlarından oluşan dinleyicilerin dikkatini çekemedi ve salonun yarısı konuşma bitmeden boşaldı. Tabii bunda saatin ilerlemesi, Romer&#8217;a kadar herkesin zamanını aşması, hatta sabah etkinliğin 45 dakika geç başlamasının da rolü olabilir. Yeri gelmişken zamana sadık kalmayan, birbirine saygı göstermeyen, disiplinden uzak bir toplumun ne kadar başarılı olabileceği de tartışmalıdır&#8230;</p>
<p>Romer gibi önemli bir ekonomisti çok az kişinin dinlemesi hem yazık, hem ayıp oldu. Romer devletin neyi ne oranda yönetmesi gerektiğine dair açılımlarda bulunduğu gibi ülke olarak eğitime çok daha büyük kaynak ayırmamız gerektiğini karşılaştırmalı ülke istatistikleri ile ortaya koydu. Fakat Romer&#8217;ı devlet ve hükümet çalışanları, bürokratlar ve milletvekilleri de dinlemeliydi. Tabii ülkemizde bu alanlarda çalışma yapan akademisyenler de&#8230; Etkinliğin arkasındaki çalışmaları tam bilmiyorum ama Romer ile, tabii Raynor&#8217;la da, kendi akademisyenlerimiz etkileşime girmeli, fikir alışverişinde bulunmalı, temasta kalmak için adımlar atmalıydı.</p>
<p>Aslında gün sonunda şu izlenimi edinmek mümkündü. Maalesef konferans düzenleyicileri yeteri kadar innovatif olamamıştı. İnnovatif olsalar daha büyük bir ticari başarı elde eder, daha çok davetiye satar ve dağıtır, daha çok katılımcıya ulaşır, daha canlı ve sesli bir etkinlik yaratabilirdi. Koca Lütfi Kırdar&#8217;ın bu kadar önemli bir konudaki tartışmada çok boş yerinin kalması düşündürücü idi. Tabii tüm anlattıklarım bir yana, Türkiye&#8217;nin yenilikçiliğe, innovasyona, farklılık yaratmaya ne kadar ilgili olduğunu dolu ve boş koltuk oranları gösteriyordu.</p>
<p>Açılış konuşmasını yapan Burhan Özkan&#8217;ın dediği gibi, toplumsal kültürümüz sadık olanları ödüllendirmekte, yenilikçi ve farklı fikir koyanları aşağı indirmekte&#8230;</p>
<p><!--adsense#linkunit--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/2-innovasyon-konferansi-ve-turkiyede-innovasyona-yaklasim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Faiz İndirin&#8221; Diye Gazeteye İlan Vermek Bilgisizlik Değil Art Niyetlilik!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/faiz-indirin-diye-gazeteye-ilan-vermek-bilgisizlik-degil-art-niyetlilik/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/faiz-indirin-diye-gazeteye-ilan-vermek-bilgisizlik-degil-art-niyetlilik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Oct 2007 21:12:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2007/faiz-indirin-diye-gazeye-ilan-vermek-bilgisizlik-degil-art-niyetlilik/</guid>
		<description><![CDATA[Öğleden sonra haberlere göz atmak için İnternet&#8217;e girdiğimde Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) başını çektiği iş dünyası örgütlerinin gazetelere verdikleri ilanla T. C. Merkez Bankası’ndan (TCMB) şok faiz indirimi istediğini gördüm. Girişim oldukça fazla medya kuruluşunda önemli haber olarak sunuldu, ilanı ise eve bugün gelmesi gereken gazetelerin başka bir noktada kalması nedeniyle göremedim. Ama zaten uzun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öğleden sonra haberlere göz atmak için İnternet&#8217;e girdiğimde Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (<a href="http://www.tim.org.tr" target="_blank">TİM</a>) başını çektiği iş dünyası örgütlerinin gazetelere verdikleri ilanla T. C. Merkez Bankası’ndan (<a href="http://www.tcmb.gov.tr" target="_blank">TCMB</a>) <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/423089.asp" title="İlgili NTVMSNBC haberi" target="_blank">şok faiz indirimi istediği</a>ni gördüm. Girişim oldukça fazla medya kuruluşunda önemli haber olarak sunuldu, ilanı ise eve bugün gelmesi gereken gazetelerin başka bir noktada kalması nedeniyle göremedim. Ama zaten uzun süredir TİM&#8217;in bu söylemi ile karşı karşıya idik.<br />
<center><!--adsense--></center><br />
Bugün Türkiye&#8217;deki faiz seviyesinin yüksek olduğunu kabul edenlerimizin sayısı oldukça fazla. Ama bilgisizlik nominal faizlere odaklanıp kalmamıza neden oluyor. Halbuki reel faizlerin (örneğin nominal faiz seviyesi %11, enflasyon %7 ise reel faiz kabaca %4&#8242;tür) yüksekliğine kafayı takmamız lazım. Neden Türk borçlanma kağıtlarına güvensizlik had safhada, neden bugün %10&#8242;luk faiz karşılığı bırakın yabancıları Türk insanı bile devletine borç vermeye yanaşmıyor?Asıl sorun bu düzen iken biz sanal tartışmalara boğuluyoruz. Bugünlerin geleceğini göremedik, önlemimizi alamadık. 4 senedir süren yeni, nispeten istikrarlı döneme bile hala alışamadık. Her seferinde sene sonu için döviz ve enflasyonda yüksek tahminlerde bulunup tutturamayan kurumlarımızın sayısı çok yüksek. Bundan sonra da suçu hep faizlerin yüksekliğine atmak isteyip sorumluluk almaktan kaçınanların borusunu dinlemeye başladık. Halbuki dünya ekonomisinde yeni bir dönemdeyiz, likidite bolluğu ve/veya para bolluğu (ki ikisi ayrı şeyler) her türlü ürün ve malın, bu petrol de olabilir borçlanma kağıdı da, fiyatlarını dalgalandırıyor.</p>
<p>Bu durumu görememekle kalmayan grup Türkiye&#8217;deki gelişmeleri de görmezden geliyor. Daha birkaç yıl önce %50&#8242;lere indi diye sevindiğimiz faiz bugün %15&#8242;lere dayandı, ama ABD Doları o günden bu yana YTL karşısında ciddi oranda değer kaybetti. Demek ki bugün gazetelere ilan verenlerin iddiasının aksine &#8220;faizler düşünce YTL değer kaybedecek&#8221; savı geçerli bir sav değil. Alttaki grafiği kısıtlı zamanımda çok acele oluşturdum, hiç süsleyemedim, üstüste ikisini birleştirmekle yetindim. Son on iki ayda, TCMB gecelik faiz oranları değil asıl önemli gösterge olan, adı üstünde, gösterge bono faizinde çok ciddi bir düşüş oldu, özellikle Ağustos sonrasında yaklaşık 2 puan daha indik. Bu değişim de %30&#8242;lara dayandı. Ama aynı dönemde döviz kurları da YTL karşısında 2001 krizinden beri en düşük seviyesine geriledi. Belirttiğim gibi bugün az zamanım olduğundan daha uzun bir dönemi içeren bir grafik sunamadım, o durumda görüntü daha da çarpıcı olacaktı.<a href="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2007/10/200710tcmbfaiz.png" title="Gösterge faiz oranlarında son 12 aydaki düşüş dövizi YTL karşısında güçlü kılmıyor ki…"></a></p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2007/10/200710tcmbfaiz.png" title="Gösterge faiz oranlarında son 12 aydaki düşüş dövizi YTL karşısında güçlü kılmıyor ki…"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2007/10/200710tcmbfaiz.png" alt="Gösterge faiz oranlarında son 12 aydaki düşüş dövizi YTL karşısında güçlü kılmıyor ki…" border="0" /></a></p>
<p>Türkiye&#8217;de artık pek çok kişi faizin de dövizin de düştüğünün farkında. İkisinin uzunca bir süredir aksi yöne değil aynı yöne hareketlendiğini de öğrendiler, çünkü finans piyasalarında dönen paranın yarattığı yeni düzen dışında Türk ekonomisinin büyüme potansiyeli de aşırı yabancı yatırım çekti. Fakat bunu gördüklerinden emin olduğum bazı kesimler bence art niyetle, sırf kendi hedef kitlelerine sevimli gözükmek uğruna hedef şaşırtıyorlar. TCMB&#8217;nın belirlediği faizlerin YTL&#8217;yi aşırı güçlendirdiğine, bu nedenle Türkiye&#8217;nin rekabet gücünü kaybedip işsizlik sorununa çözüm bulamadığını öne çıkaranlar bugünkü TCMB Para Kurulu toplantısı öncesi gazetelere ilanlar vererek bu söylemi abarttılar.</p>
<p>Ben de faizlerin yüksek olduğuna inanıyor, daha hızlı indirim yapabileceğimizi düşünüyorum. Ama indirsek bile sadece daha ucuza borçlanacağımızı, döviz kurlarının ihracatçının hayalindeki kadar artmayacağını biliyorum. Bu ilanları verenlerin oluşturduğu hava maalesef şu: &#8220;<strong>TCMB&#8217;nin tepesindeki bürokratlar Türkiye için iyi olanı istemiyor!</strong>&#8221; Gazeteyi okuyan ortalama vatandaşın ne düşünmesini bekliyorsunuz?</p>
<p>Ya bu davranış ve değerlendirme tarzı başka alanlara da sıçrarsa, ya Dışişleri&#8217;nde görevli tecrübeli diplomatlara, TMSF&#8217;deki bürokratlara ve diğerlerine de inanmamaya, güvenmemeye başlarsak? Türkiye yine dünyada bir ilki başardı ve Merkez Bankası&#8217;nı baskı altına almak için böyle tehlikeli yolu seçen bir gruba bu fırsatı sundu. Ya TCMB faizleri bu akşam 2-3 puan düşürseydi? Bu durumda da &#8220;ilan etkili oldu, hizaya geldiler&#8221; düşüncesi hakim olacak, her önemli karar öncesi önce TCMB&#8217;ye sonra diğer bağımsız kurumlara karşı benzer kampanyalar için cesaret kazanılmış olacaktı!</p>
<p>Olayın vahameti kısaca bu şekilde. Bir iki kısa bilgi vermek gerekirse, bugün Türkiye&#8217;de onlarca milyar dolar olduğu belirtilen sıcak paranın büyük çoğunluğu İMKB&#8217;de. Borsamızdaki şirket kağıtlarının %73&#8242;ü yabancıların elinde, yani yüksek faiz ana etken değil. Yani korkulması gereken asıl başka şeyler var.</p>
<p>İkinci bir nokta da 2006&#8242;da dünya piyasalarında dalgalanmanın Türkiye&#8217;deki büyük etkisi sonucu yerli döviz hesaplarının tekrar arttığı. Ama seçim sonrası beklentilerin de sakinleşmesi ile yavaşça yerliler de YTL&#8217;ye dönüş yapacaklar, aynen 2003 sonrasında olduğu gibi. Ya o zaman kur sizce nereye gidecek? Daha çok kişi YTL talep edince değer artışı için yeni bir neden ortaya çıkacak. Tabii bu olasılıkları düşünenler o kadar az ki&#8230;</p>
<p>Efendiler, tüm bunları yaşayacağımızı öngöremediniz, bunların olmasını istemiyorsanız zamanında serbest pazar ve ekonomisi, finans piyasalarının dünyaya entegrasyonu, konvertibilite ve ötesinin ne olduğunu iyi öğrenecek, &#8220;kazanan gerçekten biz mi olacağız&#8221; diye soracaktınız. Artık global finans piyasalarına eklemlenmiş durumdayız, bir politika aracı ile harikalar yaratamayız, lütfen anlayın&#8230;</p>
<p><em>Önemli Not:</em> Türkiye döviz kuru sayesinde ihracatını arttırmaya çalışmakla bir yere gidemez. Birleşmiş Milletler bu özel günde, <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/415751.asp" title="İlgili NTVMSNBC haberi" target="_blank">bu gece 854 milyon insanın aç karnına uyumaya çalışacağını</a> duyurdu. Biz ise orta gelirli bir ülke olarak şanslıyız, ücretlerimiz göreceli olarak oldukça yüksek, bazı doğal kaynaklara sahibiz. Karın tokluğuna çalışmaya hazır milyarların olduğu bir dünyada Türkiye&#8217;nin rekabet gücü dandikleştirmeye çalıştığımız YTL&#8217;den gelemez, gelmemeli! Diğer maliyet kalemleri kısılmalı, Türkiye montajcı olmaktan çıkıp katma değere odaklanmalı, bunları çok kişi söylüyor ama dünyadaki fakirliği bizzat görmeyenler hala &#8220;ucuz işçilikle üretirim, ihraç ederim&#8221; diyebiliyor&#8230;<br />
<center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/faiz-indirin-diye-gazeteye-ilan-vermek-bilgisizlik-degil-art-niyetlilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>3. Nesil İhalesini İptal Etmek Olumlu, İptal Edilmeyecek İhale Hazırlamak Daha Önemli</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/3-nesil-ihalesini-iptal-etmek-olumlu-iptal-edilmeyecek-ihale-hazirlamak-daha-onemli/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/3-nesil-ihalesini-iptal-etmek-olumlu-iptal-edilmeyecek-ihale-hazirlamak-daha-onemli/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Sep 2007 21:15:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[rekabet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=115</guid>
		<description><![CDATA[Önceki hafta yapılan 3. Nesil (IMT-2000/UMTS &#8211; 3N) ihalesine sadece Turkcell teklif vermişti. İhalenin teknik altyapısının eksiklerini ve diğer operatörleri teklif vermemeye iten gelişmeleri hemen unutmamak gerektiğini, ayrıca ihalenin onaylanması durumunda yaşanabilecekleri yazmıştım.
Telekomünikasyon Kurumu (TK) ihaleyi ele aldığı toplantı sonrası iptal kararı aldı. Mantıklı olan bu hamleydi ama ülkemizde artık akılcı düşünce ve yaklaşımın karar alma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Önceki hafta yapılan 3. Nesil (IMT-2000/UMTS &#8211; 3N) ihalesine sadece Turkcell teklif vermişti. İhalenin teknik altyapısının eksiklerini ve diğer operatörleri teklif vermemeye iten gelişmeleri hemen unutmamak gerektiğini, ayrıca ihalenin onaylanması durumunda yaşanabilecekleri <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/garip-bir-3-nesil-ihalesi-boykot-ettiren-telekomunikasyon-kurumu">yazmıştım</a>.</p>
<p><center><!--adsense--></center><a target="_blank" href="http://www.tk.gov.tr">Telekomünikasyon Kurumu</a> (TK) ihaleyi ele aldığı toplantı sonrası iptal kararı aldı. Mantıklı olan bu hamleydi ama ülkemizde artık akılcı düşünce ve yaklaşımın karar alma süreçlerinde etkisini yitirmeye başladığı dönemde Kurum&#8217;un bu kararı alması yine de tebrik edilir nitelikte bir gelişme.</p>
<p>Neden iptal gerektiğinin sektörel açıklamaları önceki yazımda. İktisadi açıdan bakıldığında ise bir ürünün &#8220;talep edilmemesi&#8221;, ürünün ayıplı olduğunu ya da hiçbir <em>&#8220;tüketicinin&#8221;</em> üründen almayı beklediği değerin ürün fiyatının üstünde olmadığını gösterir.</p>
<p>3. Nesil iletişim altyapısı kurma ve sunma hakkını bu kadar değersiz hale getirdiğimiz için kendimizle ne kadar övünsek az! Yaptığımız işi yarım yamalak yapmak kültürümüzün öyle bir parçası oldu ki kanunları, düzenlemeleri, ihale şartnamelerini bile bir kerede doğru yazamıyoruz, güven ortamı yaratamıyoruz. Bekleyin yakında başka yamalanmış yırtık düzenlemeleri de tartışacağız.</p>
<p>Şimdilik 3. Nesil ihalesi için önce doğru bir ihale şartnamesi, boykot edilmesi halinde sürecin devamını sağlayacak bir düzen tasarımı, mantıklı bir lisans fiyatı hazırlamak TK&#8217;nın görevi. Yine eksik yapamayız, çok zaman kaybettik&#8230;</p>
<p><em>İlgili Yazılar:</em></p>
<ul>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/garip-bir-3-nesil-ihalesi-boykot-ettiren-telekomunikasyon-kurumu/" title="Garip Bir 3. Nesil İhalesi, Boykot Ettiren Telekomünikasyon Kurumu">Garip Bir 3. Nesil İhalesi, Boykot Ettiren Telekomünikasyon Kurumu</a></li>
</ul>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/3-nesil-ihalesini-iptal-etmek-olumlu-iptal-edilmeyecek-ihale-hazirlamak-daha-onemli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
