<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>H. Cihan Salim - Günce... Blog... &#187; iktisat ve Türk ekonomisi</title>
	<atom:link href="http://www.cihansalim.net/blog/category/iktisat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cihansalim.net/blog</link>
	<description>www.cihansalim.net</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 09:52:57 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Yoğunlaşan Rekabette Kazanmak için Oyun Sahanı Tanı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/yogunlasan-rekabette-kazanmak-icin-oyun-sahani-tani/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/yogunlasan-rekabette-kazanmak-icin-oyun-sahani-tani/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 10:34:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1657</guid>
		<description><![CDATA[Dikkat ve ilgi çekmek için artan bir rekabet var. Duygulara hitap eden, ortak bir yolculuk ve deneyim hissini, kendini ifade etme imkanını sunan organizasyonlar daha fazla ilgi çekmeyi başaracak.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ekim ayında <a target="_blank" title="12. İstanbul Bienali'nde hızlı bir gezi esnasında cep telefonumla çekebildiğim fotoğrafları Facebook albümümden görebilirsiniz" href="https://www.facebook.com/media/set/?set=a.10150480349925550.461622.739605549&#038;type=1&#038;l=95c1240953">12. Bienal</a>i ile modern sanatta olduğu kadar, dönüşen medyanın öncülerini Digital Age ve Yeni Medya Düzeni konferanlarında ağırlayarak da ilgi çekti İstanbul. Assange, Huffington ve Jimmy Wales’in dediklerini farklı kaynaklardan kolayca bulup okuyabilirsiniz, ama bu etkinliklerde medyanın dönüşümü ve sansür dışında konuşulan kayda değer şeyleri de irdelemekte sonsuz fayda var.</p>
<p><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2011/digital-age-2011-konferansi-ziyaretci-icerigini-dogru-yoneten-fark-yaratiyor-ve-sosyal-medya-degil-sosyal-paylasim-aglari/">Digital Age konferansı</a>nda Richard Stacy harika ilüstrasyon seçimleriyle, feodal dönemlerde, bilgiyi tutan ve dağıtma gücü olanlara göre güç piramidini, sonra eski bir düğün fotoğrafında kadını bilgi, kocasını dağıtım aracı olarak gösterdikten sonra yeni araçlarla bilginin dağıtımdan bağımsızlığını kazandığını, giyotinle ölüme mahkum edilmiş birinin kafasının yani bilgilerinin, dağıtım aracı olan gövdesinden ayrılmasıyla gösterdi. Evet, yeni iletişim araçları bir giyotin gibi sert ve geri dönüşü olmayan müdahelelerle medyayı, medyayla ilişkimizi değiştiriyor. Geleneksel medya araçları, TV’den radyoya, bilginin dağıtıcısı olduğu kadar belki hapishaneleriydiler de.</p>
<p>Artık bilgi özgürce dağılıyor. Ve sosyal paylaşım platformları, sosyal ‘medya’ olmanın öncesinde, markaların, kurumların bireylerle iletişime geçmesini sağlamaktan çok daha ulvi bir amaç için kullanılıyorlar; bireyler arası haberleşme, sosyalleşme için. Bireyler kurumlarla ilişkilerini, kurumlarca yönetilen sayfalardan ziyade kendi kurallarını koydukları gruplarda idare etmek isteyecek. Ve aslında onların olumlu olumsuz yorumları kurumların diyalog kurması için doğal ortamı yaratacak, aynı markaya “sen kimsin, ne yaparsın” merakının bir içerik, biriken tavsiyelerinin ise bir ‘ilgili topluluk’ yaratacağı gibi!</p>
<p>Yoğunlaşan iletişim ortamında -<a href="http://www.cihansalim.net/blog/2011/dyg-yeni-medya-duzeni-konferansindan-arda-kalanlar-icerik-uret-dikkat-ve-durustluk-icin-rekabet-et/">DYG Yeni Medya Düzeni Konferansı&#8217;11-</a> Tom Chatfield’ın da tekrar hatırlattığı gibi, dikkat ve ilgi çekmek için artan bir rekabet var. Duygulara hitap eden, ortak bir yolculuk ve deneyim hissini, kendini ifade etme imkanını sunan, zevk hissi yaratabilen; kullanıcılarına kullandıkları platform, grup veya hizmet için harcadıkları zamanın bir şeyin büyümesi ve gelişmesine katkıda bulunduğunu gösterebilen, ki bu bir sanal karakter bile olabilir, organizasyonlar daha fazla ilgi çekmeyi başaracak.</p>
<p><em>Digital Age Kasım&#8217;11 sayısı köşe yazısının ilk bölümüdür, <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2011/yerli-otoyu-birak-tableti-e-kitaba-indirgeme-bilgi-uret/">2. bölüm için buraya tıklayabilirsiniz</a></em></p>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Fyogunlasan-rekabette-kazanmak-icin-oyun-sahani-tani%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/yogunlasan-rekabette-kazanmak-icin-oyun-sahani-tani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yerli Otoyu Bırak, Tableti e-Kitaba İndirgeme; Bilgi Üret</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/yerli-otoyu-birak-tableti-e-kitaba-indirgeme-bilgi-uret/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/yerli-otoyu-birak-tableti-e-kitaba-indirgeme-bilgi-uret/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 10:32:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Esintiler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1658</guid>
		<description><![CDATA[Fatih projesi, okullarda öğrencilere tablet bilişim cihazı dağıtma planı ekonomi gündeminin sıcak konularından. Bir diğer konu da, otomobilde yerli üretim. Birine odaklanıp daha büyük kazançlar elde etmek gerekiyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye gibi her hafta büyük başka lafların konuşulup hızla gündemden düştüğü bir ülkede konuları gündemde tutmanın faydası önemli olduğuna inanıyorum. “Türkiye, yerli bir marka ile de otomobil üretmeli” kararı ülke ekonomisinde zaten kıt olan tasarrufların en verimli şekilde kullanılmamasına neden olur.</p>
<p>Okullarda tablet bilişim cihazı dağıtmayı hedeflerken kırsala eğitimi yaymakta zorlanan Hindistan’da bunun ne kadar ucuza, yaklaşık 85 TL’ye gerçekleştirileceğini duyduk mu? Biz bu fiyatlara ulaşamıyorsak 1900’lerin endüstri koluna yatırım yapacağımıza bilişime odaklanmalı değil miyiz? Yazılımlar ve enformasyonu bilgiye çevirmek bilgi çağının temeli.</p>
<p>Yerli kaporta, motor yerine o araçların yazılımını dünyaya ihraç etmeyi hedeflemeliyiz. Hele tablet konusunda, önemli olan cihaz değil, artık içine konacak kitaplar da değil, eğer ki o tabletler sadecenie bir e-kitap okuyucu olmanın ötesine geçsin istiyorsak eğitmenleri geliştirmeli, çocuklarımıza sadece teknoloji değil, bununla birlikte soru sorabilme, yorum yapabilme becerisi kazandırmalıyız.</p>
<p><strong>‘Turkce’ Umrumuzda mı!</strong><br />
Bu yazıyı otomatik yazım kontrolü kapalı bir tablet bilgisayarda aceleyle yazıyor olsam Türkçe kelimesini bile çıkaramayacaktım. Türkiye’de yüz binlerce akıllı telefon sahibi ekranda çıkan sanal klavyelerinde bazı modellerde ‘s’ye uzun bastıklarında ş harfini kullanabiliyorlar örneğin. Sony dışında tabletler de Türkçe harfleri sağ kenara itmiş olan uyduruk Türkçe Q klavyeyle bile gelmiyor.</p>
<p>Zaten Türke F klavye dersen de dalga geçiliyor. 0,99 dolara uygulama almayı biliyoruz, bu basit şeyi zorlayacak gücümüz yok mu? Yunanlılar, Ruslar, Asyalılar, Araplar da İngilizce klavyeye mi mecbur! Don’t you care?!</p>
<p><em>Digital Age Kasım&#8217;11 sayısı köşe yazısının 2. bölümüdür, <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2011/yogunlasan-rekabette-kazanmak-icin-oyun-sahani-tani/">ilk bölüm için buraya tıklayabilirsiniz</a></em></p>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Fyerli-otoyu-birak-tableti-e-kitaba-indirgeme-bilgi-uret%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/yerli-otoyu-birak-tableti-e-kitaba-indirgeme-bilgi-uret/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye reklamı için Formula 1 hikaye, WTA Tenis Finalleri şahane oldu</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/turkiye-reklami-icin-formula-1-hikaye-wta-tenis-finalleri-sahane-oldu/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/turkiye-reklami-icin-formula-1-hikaye-wta-tenis-finalleri-sahane-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Nov 2011 22:50:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1647</guid>
		<description><![CDATA[Kadınlar tenisinde sezon sonu WTA Final turnuvası İstanbul'da Ekim sonunda gerçekleştirildi. Kasım sonunda Londra'daki erkekler turnuvasını TV'den izledikten sonra hem organizasyon, hem de 'İstanbul' reklamı olarak ne kadar eksiksiz bir iş başarıldığını tekrar görmüş olduk. Formula 1'e akıtılan paranın çok daha azıyla neler olabileceğini de artık kabul etmenin zamanı geldi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tenis her ülkede olmasa da, dünyada, global medyada, Türkiye&#8217;de gördüğü ilgiden çok daha fazlasını çekiyor. Türkiye son birkaç yıldır kadınlar tenisinin lider organizasyonu olan <a target="_blank" href="http://www.wtatennis.com/">WTA Turu</a> takviminde yer alan 3. kademe bir turnuva organize ediyordu. Teniste hem erkek hem kadın tarafında oynanan ortak dört büyük turnuva, <a target="_blank" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Grand_Slam_%28tenis%29">Grand Slam</a> var, Avustralya, Fransa, İngiltere ve ABD&#8217;de. Diğer turnuvalar ödülleri ve seyirci potansiyellerine göre çok daha küçük veya orta halli olabiliyorlar.</p>
<p>Dört büyük turnuva dışında, sene sonu, sezon bitimini sembolize eden Final turnuvasına sıralamada, sakat olmayan en yüksek puanlı 8 tenisçi katılıyor. <a target="_blank" href="http://www.ttf.org.tr/">Türkiye Tenis Federasyonu</a> bu yıl sonu turnuvasına talip olup kadınlar tarafında WTA Tur final maçlarını üç yıllığına Türkiye&#8217;ye getirmeyi başardı. Maçlar 25-30 Ekim günleri arası üst üste 6 gün oynandı ve 41.si yapılan kadınlar sezon sonu turnuvasında son 12 yılın en çok seyirci rekoru, toplam 71 bin seyirci ile kırıldı. Bu yazıyı o hafta fırsat bulup hemen yazamadım, daha sonra aklıma gelince de, geride bıraktığımız hafta Londra&#8217;da gerçekleşen erkekler sezon sonu turnuvasını, ATP Finalleri&#8217;ni izleyip belki karşılaştırma yaparım diye beklemeyi tercih ettim. </p>
<div align="center">
<div align="center">
<div style="width:640px; text-align:center" class="captionfull"><img align="center" width=640 src="https://fbcdn-sphotos-a.akamaihd.net/hphotos-ak-snc7/380139_10150586770185550_739605549_11675498_1124283912_n.jpg"/ title="Sahada her türlü organizasyon da başarıyla gerçekleştirildi" alt="Sinan Erdem'de organizasyon etkileyici bir şekilde gerçekleştirildi"/>
<p>Sinan Erdem&#8217;de organizasyon etkileyici bir şekilde gerçekleştirildi</p>
</div>
<p><a href="https://www.facebook.com/media/set/?set=a.10150586767590550.480544.739605549&#038;type=1&#038;l=1833a4b3ce">Birkaç diğer fotoğrafımı da Facebook albümü olarak buraya tıklayarak görebilirsiniz</a></div>
</div>
<p>Önceki yıllarda İstanbul&#8217;da düzenlenen 3. kademe turnuvalara da bir, bazen 2 tane dünya sıralamasının ilk 10&#8242;undan tenisçiye ekstra prim ödenerek getirilmesine rağmen seyirci sayısı az olmasa bile pek de tatmin edici olmuyordu, hem de organizasyon medyada yer almasına rağmen. Belki de bu nedenle, bu yılki çok yüksek profilli sezon sonu turnuvamız için bilet fiyatları 20-40 TL gibi oldukça davetkar fiyatlardan satışa sunuldu. Bu arada ben ve ilgili bir başka arkadaşım da bu kadar yoğun ilgi beklemediğimizden final gününe zorla, sahaya biraz uzak bir noktadan bilet bulabildik.</p>
<p>Erkekler tenisinin kadınlar tenisinden biraz daha fazla ilgi çektiği, daha büyük ekonomik hacim yarattığını biliyoruz. Londra&#8217;da O2 Arena&#8217;da yapılan organizasyonun final gününün biletlerini turnuva başında kontrol etmiş, final günü biletlerinin yüzlerce TL ile 1-2 bin TL arasında değiştiğini görmüştüm. Türkiye&#8217;de 70 bin seyirciye ulaşmada bu bilet fiyatlarının çok önemli olduğunu tahmin edebiliriz. Öte yandan yine de seneye en azından bazı koltuk gruplarının fiyatların yukarıya çekilmesi de mantıklı olur, çünkü zaten karaborsada tenis bileti satılır oldu! Bu da sevindirici mi üzücü mü desek&#8230;</p>
<p><strong>164 Ülkede Canlı Yayınlandı</strong><br />
Sinan Erdem Spor Kompleksi çok güzel hazırlanmıştı. Saha içindeki iletişim ve görsellik de şahane idi. Kortun her iki yanında da dev İstanbul yazısı çok ciddi bir reklam etkisi oluşturmuştur, yönetmenlerin de bu yazıyla TV&#8217;de güzel geçişler yaptığını izledik. 29 Ekim günü Cumhuriyet Bayramı&#8217;nı resmi olarak kutlayamadığımız bir dönemde sahada top toplayıcı çocuklar, diğer görevli küçüklerin standart tişört yerine kıpkırmızı Türk bayraklı tişörtleri de dünyanın dört bir yanında ekranlarda görüldü. Tabii her organizasyonun farklı düzeni ve anlaşmaları oluyordur, ama erkekler tenisinin zirvesinde, O2 Arena&#8217;daki turnuvanın izlediğim tek maçı olan final maçında sahada Londra yazmıyordu, oraya İstanbul yazabilmemiz de, ekstra maliyeti varsa bilemiyorum ama, önemli bir kazanım.</p>
<p>Ekranlar demişken, sadece seyirci değil erişim olarak da rekorlar kırıldı, 22 uluslararası yayıncı, maçları 164 ülkeye ulaştırdı. Sadece final maçı değil, grup maçları, yarı final eşleşmeleri de yayınlandı. Ayrıca Eurosport.com, ESPN3.com, TennisTV.com maçları hatta maç öncesi ve sonrası özel programlarını da İnternet üstünden canlı olarak izleyicilerle buluşturdu. WTA Finalleri&#8217;nin resmi web sitesi de turnuva boyunca çok yüksek miktarda ziyaret edildi ve bu alanda da rekor kırıldı.</p>
<p>Turnuvada sadece tekler değil, çiftler maçları da yapıldı. 4 çift takım, 8 tenisçi de çiftler birinciliği için mücadele etti. Çiftlerin dev ismi olmuş, kupayı da ilerleyen yaşına rağmen yine kaldıran Raymond, &#8220;Grand slam&#8217;lerde bile böyle bir kalabalığın önünde çiftler maçı oynamadım&#8221; diye şaşkınlık ve memnuniyetini dile getirdi.</p>
<p>Tüm bunlar turnuvaya bazı yüksek reytingli oyuncuların katılamaması, bazılarının da finale kalamadan elenmiş olmasına rağmen gerçekleşti. Bunda yerli seyircilerin ilk defa bu turnuvayla tanışmasının da etkisiyle yoğun ilgisinin etkisi oldu. Nitekim WTA&#8217;nın başındaki Stacey Allaster, seyirciden çok etkilendiğini sıklıkla ifade ederken organizasyonun mükemmelliyeti için teşekkür etti, ve WTA&#8217;nın mücevher değerindeki bu turnuvasına olan ilginin kadınlar tenisinin global olarak ne kadar dikkat çekmeye başladığının bir kanıtı olduğunu iddia etti. Bu nokta ayrıca önemli, global olarak gerçekten böyle ilgi çeken bir turnuvayı organize etmek Türkiye&#8217;nin marka imajına olumlu katkı yapacaktır.</p>
<div align="center">
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img align="center" width=470 src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/wta-istanbul-sampiyon-sevinci-l.jpg"/ title="Turnuvayı kazanan Petra Kvikova'nın sevinci" alt="Turnuvayı kazanan Petra Kvikova'nın sevinci"/>
<p>Finalde Azarenka&#8217;yı yenerek turnuvayı kazanan Petra Kvikova&#8217;nın sevinci</p>
</div>
</div>
</div>
<p>Tabii sponsorlar da çok önemli, başta bir süredir Fransız BNP&#8217;nin parçası olan Türk Ekonomi Bankası (TEB), Spor Toto, Gençlik ve Spor Bakanlığı&#8217;nın katkıları bu işi yapılabilir kıldı. Bakanlık demişken, reklam panolarında Türkçe ve İngilizce Bakanlık adı yazmanın anlamını sorguladığımı da söyleyeyim. Belki yabancılara Gençlik Bakanlığı&#8217;mızın reklamından ziyade Türkiye Cumhuriyeti falan, veya genel anlam taşıyan başka bir ifade ile iletişim yapsak daha mantıklı olurdu&#8230;</p>
<p><strong>Ülke Tanıtımına Üstün Katkı Yaptı</strong><br />
Açıkçası &#8220;ülkemizin tanıtımına katkıda bulundu&#8221; sözleri bana genelde boş laf gibi gelir, her gün dünyada sayısız gazete okunuyor, TV izleniyor ve her birinde onlarca, yüzlerce kez şehir, ülke isimleri geçiyorken Türkiye&#8217;nin bir haberde adının geçmesinin faydasının örneğin turizme katkısının sınırlı olacağını düşünürüm. Bunun yerine bütçenin gerçekten hedef turizm ziyaretçisine yönelik iletişimde kullanılması daha yüksek getiri sağlayabilir, derim.</p>
<p>Gerçekten mantıklı, kabul edilebilir maliyetlerle büyük etki yaratabilecek çok çok az organizasyon vardır, bunlardan biri örneğin futbolda Şampiyonlar Ligi finalidir, teniste de sahaya kocam İstanbul yazarak, sürekli ve saatlerce bunu dünya ekranlarında tutan WTA Finalleri de bir o kadar, hatta daha bile etkili olmuştur.</p>
<p>Formula 1 yarışlarını Türkiye&#8217;de gerçekleştirebilmenin maliyetiyle ilgili her kafadan başka ses çıkmakta, 200 milyon doların üstünü piste, yatırımlara harcadık diyenler var. Üstüne üstlük her yıl da yarışlar yapılsın diye 13 milyon dolar lisans bedeli gibi bir organizasyon bedeli de söz konusu iken, 2012 ve sonrasında yarış yapılabilmesi için 25 milyon dolar seviyelerinin talep edildiği medyada yer alıyor.</p>
<p>İşte Türkiye kolay ve basit ama etkin olanı gözden kaçırıp önce, hemen, heyecanla, arzuyla büyük ve riskli olana saldırıyor. Bir otomobil pistine 400 milyon TL&#8217;ler dökülmüşken, bunun üstünde de yarış yapılsın diye belki de yılda 50 milyon TL daha harcanması düşünülüyor, tartışılıyor.</p>
<p>WTA sezon sonu turnuvası ise bundan çok daha küçük maliyetlerle, var olan bir tesiste, turnuva ödülü olarak birkaç milyon dolar üstlenilerek yapıldı. Sadece pek çok kanalda saatlerce İstanbul yazısı göstermekle kalmadık, Türkiye&#8217;de tenis gibi bir spora olan ilginin yoğunluğunu, seyircinin ilgisi ve profesyonelliğini, organizasyon becerisini de kanıtlamış olduk. Fazla söze gerek yok, kaynakları daha doğru kullanmanın her zaman bir yolu vardır&#8230;</p>
<p>Öte yandan böyle bir etkinlik düzenleyen ülkenin kendi sporcularını da bu arenalarda gösterebilmesi gerekiyor. Şimdi bunu başaran federasyona tenisi Türkiye&#8217;ye daha fazla yaymak gibi zorlu bir görev düşüyor.</p>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Fturkiye-reklami-icin-formula-1-hikaye-wta-tenis-finalleri-sahane-oldu%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/turkiye-reklami-icin-formula-1-hikaye-wta-tenis-finalleri-sahane-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalifiye eleman sıkıntısındaki Türk İnterneti yeni yetenekleri bekliyor: Hangi sektörde kim talep görüyor?</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/kalifiye-eleman-sikintisindaki-turk-interneti-yeni-yetenekleri-bekliyor-hangi-sektorde-kim-talep-goruyor/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/kalifiye-eleman-sikintisindaki-turk-interneti-yeni-yetenekleri-bekliyor-hangi-sektorde-kim-talep-goruyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Oct 2011 09:46:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1627</guid>
		<description><![CDATA[Avrupa'nın en geniş İnternet nüfuslarından biri ülkemizde, fakat konu e-iş'e gelince buna paralel bir gelişmişlikte değiliz. Dijital dönüşümden bir şekilde etkilenen, hatta tamamen bu alanda faaliyet gösteren şirketler kalifiye eleman sıkıntısında. Yazılım gibi teknik alanlar dışında nerelerde fırsatlar var, irdeliyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarını geride bıraktık; izinler, tatiller çoğunlukla kullanıldı. Eylül&#8217;ü de hafif rehavetle geçirdik, ama küresel durgunluktan darbe yememek için artık kendini ve kurumunu geliştirme zamanı geldi de çattı!</p>
<div align="center"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6758407155973721";
//blog-orta-468
google_ad_slot = "3758895704";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//--></script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>
<p>Avrupa’nın en geniş İnternet nüfuslarından birine sahip olsak da e-iş endüstrisinde buna paralel bir olgunluğa erişmiş değiliz. On milyonlarca kullanıcıya ulaşmamız, bunların da İnternet’te para harcamaya başlaması henüz birkaç yıllık bir olgu olduğundan sektörel uzmanlık ve ‘en iyi uygulama’ birikimlerine sahip kurum sayısı çok az.</p>
<p>İş modellerini dijital dünya üzerine kurmuş şirketler emekleme evresini henüz geride bıraktığından bu alanda birikimli insan gücü açığımız ciddi boyutta.</p>
<p>Bu yaz gerek kendi kariyerimle ilgili hamleler yaparken, gerekse de sektördekilerle konuşurken artık Türk İnternet ekosisteminin, bu alanda üstün birikimli uzman çalışan arzından çok daha hızlı büyüdüğünü bizzat gözlemledim.</p>
<p>Türkiye’nin en çok ziyaret edilen yerli portalı, dünyanın en büyük yazılım şirketinin Türkiye portalı, patlama yapan özel ve grup alışveriş sitelerinin, en büyük e-ticaret devinin farklı pazarlama pozisyonlarını, kuvvetli medya markalarının anahtar pozisyonları neredeyse 2-3 ay dolduramadığını görmek düşündürücü. Tabii bu aynı zamanda fırsatlar olduğunu da gösteriyor.</p>
<p>Gerek kendini geliştirip kariyerinde sıçrama yapmak isteyenler, gerekse de hem özel hem kamu eğitim kurumlarının bu boşluğu doldurmak için aksiyon alma gerekliliği artık çok ivedi.</p>
<div align="center">
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img align="center" width=470 src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/aranan-eleman-l.jpg"/ title="Aranan eleman olmak için doğru konuları çalışmak, İnternet sektöründe iş kapısını aralamanızı sağlayabilir" alt="Aranan eleman olmak için doğru konuları çalışmak, İnternet sektöründe iş kapısını aralamanızı sağlayabilir"/>
</p>
</div>
</div>
</div>
<p><strong>E-ticaret, Dijital Pazarlama, Pazar Araştırma, Medya&#8230;</strong><br />
Yüksek öğretim kurumları ve diğer eğitim organizasyonları dijital dünya odaklı programlarını duyuruyor. Derslerin adı önemli değil, içeriğinin kurgulandığı bu dönemde ise gerçekçi olmak, uygulanabilir, ölçülebilir gelişme alanları belirlemek, sektörde gerçekten kalıcı fark yaratan uygulamaları kurgulayanları eğitmen olarak davet etmek gerekiyor.</p>
<p>Sektörün gençlerine bir avuç tavsiye, tabii isterlerse öğretim kurumlarına da önerilerimiz bu yaz en az 2 ay doldurulamayan açık pozisyonlarla başlıyor:</p>
<p><strong>Kategori, Ticaret ve Müşteri Tecrübesi Yönetimi: </strong>Sanal perakendecilikte de fiziki bir mağazada olduğu gibi müşterinin alışverişiyle sonuçlanan süreçler planlanmalı, çizilmelidir.</p>
<p>Bilimsel yönetilen perakende organizasyonlarında müşteriyi karşılamak ve tanımak; ne için geldiğini tahmin etmek ve ihtiyacını öğrenmek (çünkü ihtiyaç duyulmayan bir şeyi satmayı başaran organizasyonunuz daha sonrasında müşteri memnuniyetsizlikleriyle baş edemeyebilir); yönlendirmek ama her zaman diğer kategori ve/veya diğer ürün alternatiflerini mevcut satıştan dikkati dağıtıcak şekilde değil ama rahatlatıcı bir çeşitlilikle sunmak; müşteriden gelen sinyalleri, soru işareti ve davranışları okuyabilmek (bir e-perakendeci, ziyaretçinin Kategori sayfasına anasayfadan mı ürün sayfasından mı geldiğine göre kategori sayfasını özelleştirip tekrar ürüne yönlendirmeyi başarabilir); ve satış olsun olmasın, müşteriyi takip etmek ana adımlardır. Hepsi de e-ticaret yönetiminde uygulanabilir.</p>
<p><strong>Dijital Pazarlama:</strong> Hangi video patlama yaptı, herkes Twitter’da neyi konuşuyor bilen, yorumları süper ‘modere’ eden sosyal medya ekibi/ajansınız hatta dijital pazarlama biriminiz olabilir.</p>
<p>Peki İnternet’in sunduğu mecra avantajları sayesinde marka algısı ve satışlarını patlatan kaç Türk şirketi gördünüz? Çoğunlukla dahi reklam ajansının 360 derece planını Facebook’a başarı ile taşımak veya Türkiye’nin meşhur karikatüristleri ile kurgu yapmak, bedava kontör veya kola vermek yetiyor da artıyor! Hatta marka o kadar iyi biliniyor, zaten insanlar Facebook’ta takipteler! Seminerleri, dersleri asıl vermesi gerekenler küçük bütçelerle büyük trafik çekebilen, daha az meşhur markaların pazarlamacıları. Bu konuya sayfalar yetmez, gençler ne mi yapmalı: ‘Pazarlama problemi nedir’den başlayıp hedef kitle niye benim markamla etkileşime girmeli, onları niye Facebook sayfamda istiyorum, yatırdığım paraya dönüş ne oranda gibi konularda çalışıp sonuç yaratmayı öğrenmeli, bu dar dönemlerde iş bulurlar!</p>
<p><strong>Pazar Araştırma ve Müşteri Analizleri:</strong> Ziyaretçileri hakkında detaylı bilgiye sahip olan sınırlı sayıda şirketin işi daha kolay. Fakat özellikle Türk e-ticaretini patlatan özel alışveriş ve grup fırsat siteleri müşterileri hakkında oldukça az detayda bilgi sahibi. Her gün, her bir ticari teklifin performansının önemli olduğu, her teklif için ciddi moda çekimleri veya işletmelere kayda değer komisyon bırakıldığı bir ortamda e-posta dağıtım listesine kayıtlı yüz binlere hangi tekliflerin gönderileceğini stratejik olarak planlamak için müşteri analizleri çok önemli.</p>
<p>Fakat bu bildik Excel tablolarında birkaç kategori kolonu ve ciro değerleriyle altından kalkılacak bir şey değil. Bu alandaki boşluğu dolduracak uzmanların kantitatif araştırma ve modelleme tecrübesi önemli. Bu taze sektörde, verinin müşteriden ve pazardan nasıl toplanacağının tasarlanması bile başlı başına önemli. Anket, özel teklif, izinli veri toplama yöntemleri; üstüne Web 2.0 şirketi olmanın avantajlarını kullanmak için gelen ‘kalitatif’ geri beslemenin veriye çevrilmesi, kısacası bu alanda e-ticaret müşterisini tanımak isteyecek pazar araştırmada yetkinleşmiş profesyonellerine ihtiyaç var.</p>
<p><strong>Yeni / Dönüşen medya: </strong>Üzülerek izlediğim bir sektör içinde bulunduğum medya. “Bize de bir Steve Jobs lazım” diye yazanlar bile çıkıyor. Felakete karşı kurtarıcısını çaresiz bekleyenler veya “gazeteler 10 sene sonra çökecek” diyen çok bilmişler değil, İnternet’in yeni paraya dönüşen değerlerini özümseyebilenler Türk medyasının dijitalle imtihanında rol çalabilir. Bu değerlerden bazıları ‘dikkat’ yani zaman, ve de ‘itibar’. Aynı anda belli sayıda şeye dikkat ayırıp itibar sağlayabilir, Google ‘+1’ veya Facebook ‘Beğen’ yapabiliyor, itibar kazanma, kişisel tatmin uğruna yazıp çiziyor, fotoğraf çekiyorsak içeriğin önemli kısmı ücretsiz olmaya devam edecek!</p>
<p>İnternet’in yine mecra olarak üstünlüğünü kullanabilen medya platformlarımız o kadar az ki. Multimedyadan nasıl değer yaratabileceğine; analiz ve dosya konularını İnternet’te, gittikçe mobilleşen ortamda nasıl değerini koruyarak aktarabileceğine kafa yormaya başlayanlar ilk adımı atabilir. Fakat altın örümcek ödüllü sitelerimizin bile Reuters görsellerine abone olmak için yönetimden zor maddi destek alabildiği bir ortamda medyadakilerin işi en zoru.</p>
<p>Bugün bireylerin kendi kendine veya kısa süreli bir programla daha kolay geliştirebilecekleri disiplinleri ele aldık. Tabii yazılım, görsel tasarım, hatta hala bize uzak bir yıldız olan bilgi mimarisi alanındaki açıklarımız da hiç de küçük değil&#8230;</p>
<div align="center"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6758407155973721";
google_alternate_color = "FFFFFF";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
google_ad_format = "468x15_0ads_al";
//2007-10-01: linkunit
google_ad_channel = "8438864729";
google_color_border = "32527A";
google_color_bg = "FFFFFF";
google_color_link = "0000FF";
google_color_text = "000000";
google_color_url = "008000";
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
  src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Fkalifiye-eleman-sikintisindaki-turk-interneti-yeni-yetenekleri-bekliyor-hangi-sektorde-kim-talep-goruyor%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/kalifiye-eleman-sikintisindaki-turk-interneti-yeni-yetenekleri-bekliyor-hangi-sektorde-kim-talep-goruyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yapı Kredi geri kalıyor&#8230; Worldcard&#8217;ın 20. yıl kampanyasında cinlik! Ortak POS&#8217;a geçilebilecek mi bu ülkede?</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/yapi-kredi-geri-kaliyor-worldcardin-20-yil-kampanyasinda-cinlik-ortak-posa-gecilebilecek-mi-bu-ulkede/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/yapi-kredi-geri-kaliyor-worldcardin-20-yil-kampanyasinda-cinlik-ortak-posa-gecilebilecek-mi-bu-ulkede/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Jul 2011 11:45:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1542</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye'nin en geniş katılımlı kredi kartı programlarından biri olan World, 20. yıl kampanyası için vaat ettiği puanları "Aa, ama kartınız mağazada bizim POS cihazımızdan değil, başka bankadan geçirilmiş" diyerek hediye etmezken bu ülkede ortak POS'a geçilebilir mi? Daha önemlisi, biz müşteriler, kasiyerin hangi makineye kart taktığını takip etmek zorunda mıyız gerçekten?..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bankaların kredi kartı kampanyaları yıllar içinde şekil ve biçim değiştiriyor. Son yaşadığım tecrübeyi burada paylaşıp paylaşmamakta kararsız kaldım, ama bankadan bankaya değişen uygulamalar görünce Yapı Kredi Bankası&#8217;nın bir pazarlama iletişimi başarısızlığı olduğuna karar kıldım.</p>
<div align="center"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6758407155973721";
//blog-orta-468
google_ad_slot = "3758895704";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//--></script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>
<p>Türkiye&#8217;nin en geniş kullanıcı tabanına sahip kart programlarından World&#8217;ün 20. yılını kutlayan Yapı Kredi, televizyonlarda yoğun reklamlarla 5 tane 100 TL&#8217;lik harcamaya 40-50 TL bir miktar World puan hediye edeceğini duyurdu. Tabii benim gibi pek çok kişi de cüzdanındaki diğer kartlar yerine World&#8217;ü kullandı büyük (en azından 100 TL&#8217;lik) alışverişlerinde.</p>
<p>Ve puan yükleme günü geldi, puanlar yok. Bankayı arıyoruz, cevap &#8220;işlem sırasında kartınız Yapı Kredi World POS cihazından geçirilmemiş, puan kazanmaya hak kazanmadınız.&#8221;</p>
<div align="center">
<div align="center">
<div style="width:300px; text-align:center" class="captionfull"><img align="center" width=300 src="http://cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/featured/vadaa-f.jpg"/ title="Worldcard 20. yıl kampanyasında acaba kaç müşteriye kaç yüz bin veya kaç milyon TL puan verilmedi, merak etmiyor değilim..." alt="Worldcard 20. yıl kampanyasında acaba kaç müşteriye kaç yüz bin veya kaç milyon TL puan verilmedi, merak etmiyor değilim..."/>
<p>Worldcard 20. yıl kampanyasında acaba kaç müşteriye kaç yüz bin veya kaç milyon TL puan verilmedi, merak etmiyor değilim&#8230;</p>
</div>
</div>
</div>
<p>Birincisi ve en önemlisi, ben marketin, mağazanın, benzincinin, kozmetikçinin kartımı önündeki makinelerden hangisine taktığını kontrol mü edeceğim? Müşteri deneyimi (İng. &#8216;Customer Experience&#8217;) günümüz iş dünyası ve son tüketiciye dönük çalışmalarda çok önemli yer tutuyor, ben de bizzat bu konuda çalışmış, parasını bu konudan kazanmış gibi olarak soruyorum: Evet, farklı banka POS&#8217;undan geçirilmek Yapı Kredi&#8217;ye komisyon zararı getirebilir, ama müşteri deneyiminin nasıl olacağını önceden planladınız mı?</p>
<p>İkincisi, belki sizin POS cihazınız o mağazada yok, çünkü sizle anlaşamadı? Ben bunu nereden bileyim tezgah altında, hangi bankanın POS&#8217;ları var?</p>
<p>Siz niye buna TV reklamında minyatür altyazı yerine sesli olarak da &#8220;World üye işyerinde World POS&#8217;undan yapılan işlemler&#8221; diye dikkat çekmiyorsunuz!</p>
<p>Evet, başka bankalar da bu tip kampanyalar yapıyor ama attıkları kampanya e-postası veya SMS&#8217;inde açık açık Garanti Bonus üye işyerleri diye belirtiyorlar, hatta itiraz edilince bazen, &#8220;haklısınız, işyeri üyemiz, yanlış POS&#8217;tan geçirmiş&#8221; diyerekten size ödülü veriyor, sonra üye işyeri ile mahsuplaşıyorlar&#8230;</p>
<p>Yapı Kredi&#8217;nin sıradan bir kampanyası değil, TV&#8217;den tüm Türkiye&#8217;ye kuvvetli bir &#8220;20. Yılımız&#8221; iletişimi yaptığı kampanyası olduğu için bunu yazmak istedim.</p>
<p>Ayrıca&#8230; Yapı Kredi demişken, ben ve aile bireylerim toplam 6-7 banka ile çeşitli nedenle çalışıyor, konuşuyoruz. Yapı Kredi ve Finansbank&#8217;ın çağrı merkezleri gerçekten sektör ortalamasının çok altında.</p>
<p>Yenilenen World kredi kartımız iki haftayı aşkın bir süredir iletilemedi, adreste bulunduğumuz halde. Aktif İleti&#8217;yi de, ısrarla onunla çalışan ve bir kredi kartını müşterisine ulaştıramayan Yapı Kredi&#8217;yi, her ikisinin de telefonda çözüm değil sorun üretmeye çalışan çağrı merkezi elemanlarını tebrik etmeden de yapamayacağım(!)</p>
<p>Son olarak, Türkiye ekonomisinde bu kadar çok kredi kartı bolluğu ve sonucunda POS cihazı bolluğu yaşanması gerçekten de verimlilik kaybı, gider ve masrafları büyüten bir kara delik. Ortak POS&#8217;a geçilecek diye aylardır, yıllardır yazılıp çiziliyor, ama ortak POS&#8217;a geçen işyeri çok az, bankalar ortak POS&#8217;ta bile kampanya için sorun çıkartabiliyor&#8230; Sonuçta, gereksiz yere POS cihazlarına akıtılan milyon dolarlar, zorlaşan kasiyer hayatları, memnuniyetsiz müşteriler&#8230;</p>
<div align="center"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6758407155973721";
google_alternate_color = "FFFFFF";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
google_ad_format = "468x15_0ads_al";
//2007-10-01: linkunit
google_ad_channel = "8438864729";
google_color_border = "32527A";
google_color_bg = "FFFFFF";
google_color_link = "0000FF";
google_color_text = "000000";
google_color_url = "008000";
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
  src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Fyapi-kredi-geri-kaliyor-worldcardin-20-yil-kampanyasinda-cinlik-ortak-posa-gecilebilecek-mi-bu-ulkede%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/yapi-kredi-geri-kaliyor-worldcardin-20-yil-kampanyasinda-cinlik-ortak-posa-gecilebilecek-mi-bu-ulkede/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Telekomünikasyonda ilk çeyrek ve sürpriz sonuçlar: &#8216;Ses&#8217; metalaşırken, mobil veri tüketimi geriliyor!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/telekomunikasyonda-ilk-ceyrek-ve-surpriz-sonuclar-ses-metalasirken-mobil-veri-tuketimi-geriliyor/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/telekomunikasyonda-ilk-ceyrek-ve-surpriz-sonuclar-ses-metalasirken-mobil-veri-tuketimi-geriliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Jun 2011 20:47:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1532</guid>
		<description><![CDATA[2011'in ilk 3 ayında telekom sektöründe gerçekleşen rakamlar sanılanın aksine gelirlerin önceki çeyreklere göre düştüğünü, ses trafiğinindeki ucuzlamanın diğer ürün ve katma değerli hizmetlerle telafi edilemediğini gösteriyor. Türk Telekom’un ses gelirlerinden sonra İnternet erişim gelirlerinin de ağır topçu ateşi altında kaldığı birkaç çeyrek daha göreceğiz gibi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>BTK, 2011 yılı 1. çeyrek pazar verileri raporunu geçen ay yayınlamıştı. Rapora yer veren çok az sayıda yerde de derinine inilmedi. Numara taşıma, ara bağlantı ücretlerinde düzenleme, agresif rekabet gibi nedenlerle ortalama iletişim maliyetleri bir süredir düşmekteyken abone tabanının genişlemesi ve abone başına tüketimin artması ile gelirler yükselmeye devam ediyordu. Ta ki 2011’in ilk üç ayına kadar.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Türk Telekom ve üç GSM operatörü ilk üç ayda 5,34 milyar TL satış geliri elde ettiler, bu meblağ her ne kadar 2010’un ilk çeyreğine göre nominalde %3’lük bir büyüme gösterse de 2010’un hem 3. hem de 4. çeyrek cirolarından daha düşük.</p>
<p>Ekonominin iki haneli büyüme oranlarını zorladığı tahmin edilen, beyaz eşya dahil tüketici elektroniği harcamalarının geçen yıl aynı döneme göre %25 artarak 5,1 milyar TL ile rekor kırdığı bir dönemde telekomünikasyon gelirlerinin, hem de KDV ve ÖTV yükünde değişiklik yokken gerilemesi çok dikkat çekici bir gelişme. İnternet bağlantı fiyatlarının pek de gerilemediği bir dönemde toplam gelirlerin düşmesi, ucuzlayan ses hizmetinin daha da fazla metalaştığını gösteriyor.</p>
<div align="center">
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img width=470 src="http://cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/operator-komedyenler-l.jpg"/ title="GSM operatörleri ve burada yer almayan Türk Telekom'un Cem Yılmaz'ı bizleri eğlendirse de sektör düşen cirolarla pek mutlu olamıyor" alt="GSM operatörleri ve burada yer almayan Türk Telekom'un Cem Yılmaz'ı bizleri eğlendirse de sektör düşen cirolarla pek mutlu olamıyor"/>
<p>GSM operatörleri ve burada yer almayan Türk Telekom&#8217;un Cem Yılmaz&#8217;ı bizleri eğlendirse de sektör düşen cirolarla pek mutlu olamıyor</p>
</div>
</div>
<p>Peki ses gittikçe ‘metalaşır’ (‘commoditize’) iken katma değerli hizmetler kadar odak konusu olan veri hizmetlerinde beklenecek güçlü karlılık söz konusu mu?</p>
<p>ADSL kullanıcı sayısı, 2010’un son çeyreğine oranla %1’in altında arttı, yani sabit hat üstünden geniş bant İnternet penetrasyonunda Türkiye orta vadede çıkabileceği zirveye ulaşmış gibi. 3G bağlantı seçeneği ise, İnternet abone sayısındaki artışı neredeyse tek başına sürüklüyor.</p>
<p>Fakat gelirler ve karlılıkla ilgili sorumuzun cevabına sandığımız yanıt gelmeyecek gibi! BTK’ya göre 3G mobil İnternet kullanıcı sayısı hızla artarak 1,9 milyona dayanmış. Fakat ortalama kullanıcı tüketimi 3 aylık süreçte 3,00 GB olmuş. Halbuki geçen yıl aynı dönemde 3,29; geçen yıl son çeyrekte 3,03 GB veri tüketilmişti. Bu da operatörlerin büyük lisans ödemesi ve ciddi yatırımlar yaptığı 3G ağlarında kişi başı tüketimin coşkuyla artmak bir yana gerilediğini gösteriyor.</p>
<p>3G İnternet kullanımının hızla sabit hattan ADSL kullanımının yerini almaya devam ettiğini de görüyoruz. 2010’un ilk üç ayında geniş bant İnternet aboneliklerinin %87’si telefon hattı – ADSL üzerinden gerçekleşirken, 2010’un son çeyreğinde bu oran %78’e, bu yıl ilk çeyrekte ise %74’e geriledi. Tabii ki 3G İnternet abonelerinin azımsanmayacak bir kısmı aynı zamanda evlerinde ADSL bağlantıya da sahip, ama 3G’ye geçiş eğilimi gücünü korumaya ve GSM operatörleri cazip fiyatlamaları sürdürüp veri hizmetinden karlılıklarını bir süre daha zayıf seviyelerde tutmayı göze aldıkça Türk Telekom’un ses gelirlerinden sonra İnternet erişim gelirlerinin de ağır topçu ateşi altında kaldığı birkaç çeyrek daha göreceğiz.
</p></div>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Ftelekomunikasyonda-ilk-ceyrek-ve-surpriz-sonuclar-ses-metalasirken-mobil-veri-tuketimi-geriliyor%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/telekomunikasyonda-ilk-ceyrek-ve-surpriz-sonuclar-ses-metalasirken-mobil-veri-tuketimi-geriliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>eBay, GittiGidiyor&#8217;un %93&#8242;ünü aldı. GG artık eBay Türkiye&#8230;</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/ebay-gittigidiyorun-yuzde93unu-aldi-gg-artik-ebay-turkiye/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/ebay-gittigidiyorun-yuzde93unu-aldi-gg-artik-ebay-turkiye/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Apr 2011 15:26:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1293</guid>
		<description><![CDATA[Türk e-ticaret platformlarının en başarılı örneklerinden GittiGidiyor&#8216;un %93&#8242;ü artık ABD&#8217;nin en büyük e-pazaryeri eBay&#8216;in. Şirketin ilk yatırımcısı Mustafa Say&#8217;ın iLab Ventures&#8217;i şirketteki %7 hissesini en azından bir süre daha elinde tutacak.

Son günlerde bu yönde aldığımız duyumların ardından gün içinde GittiGidiyor ofisinde imzanın kutlandığını öğrenmiştik. Son olarak da eBay&#8217;in basın açıklamasıyla imza resmi olarak duyurulmuş oldu. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türk e-ticaret platformlarının en başarılı örneklerinden <a href="http://www.GittiGidiyor.com">GittiGidiyor</a>&#8216;un %93&#8242;ü artık ABD&#8217;nin en büyük e-pazaryeri <a href="http://www.ebay.com">eBay</a>&#8216;in. Şirketin ilk yatırımcısı Mustafa Say&#8217;ın iLab Ventures&#8217;i şirketteki %7 hissesini en azından bir süre daha elinde tutacak.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Son günlerde bu yönde aldığımız duyumların ardından gün içinde GittiGidiyor ofisinde imzanın kutlandığını öğrenmiştik. Son olarak da <a href="http://finance.yahoo.com/news/eBay-Agrees-to-Acquire-Shares-bw-1283179881.html?x=0">eBay&#8217;in basın açıklaması</a>yla imza resmi olarak duyurulmuş oldu. 6,4 milyon üyesi olan Gittigidiyor 2010 yılı sonunda açık arttırma ile satış yöntemini iptal etmiş ve liste fiyatları üzerinden satış ile yola devam etme kararı almıştı.</p>
<p>2010 yılında pazar payında gerileme yaşayan site, 2011&#8242;de açık arttırma modelinin de iptali ile aktif kullanıcı tabanında bir miktar kayba uğramıştı. Aktif bir GittiGidiyor kullanıcısı olarak açık arttırma modelinde satıcı ve alıcıların tutumları nedeniyle gittikçe daha zor alışveriş yapar hale geldiğimizi gördükçe bu modeli kendi kendimize baltaladığımız için üzülmeden edemiyorum.</p>
<p>eBay Avrupa operasyonları Başkan Yardımcısı Doug McCallum, &#8220;2007&#8242;de GittiGidiyor&#8217;a ortak olurken harika yönetilen bir işe girdiğimizi biliyorduk, onlardan öğreneceğimiz, ve onlarla paylaşabileceğimiz çok şey var&#8221; diyerek satın almayı duyurdu.</p>
<p>Yeni hisselerin satın alma fiyatına göre Gittigidiyor&#8217;un değerlemesinin 150 ila 200 milyon dolar arasında olduğu konuşuluyor. Türk İnternet girişimleri arasında bir başarı hikayesi olan Gittigidiyor&#8217;un kurucuları Serkan Borançılı, Burak Divanlıoğlu, Tolga Kabataş ve de tüm çalışanlarını bu teklifi almalarını sağlayan performansları için tebrik ediyoruz. Tabii eBay&#8217;den gelen maddi kaynağın da yine Türk İnternet ekosisteminde yeni girişimleri ateşlemesini bekliyoruz.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Febay-gittigidiyorun-yuzde93unu-aldi-gg-artik-ebay-turkiye%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/ebay-gittigidiyorun-yuzde93unu-aldi-gg-artik-ebay-turkiye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ford&#8217;un EcoBoost modellerinin test sürüşü için Antalya&#8217;daydık: Benzinli motorlar dizellere yaklaşmaya çalışıyor</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2011/fordun-ecoboost-modellerinin-test-surusu-icin-antalyadaydik-benzinli-motorlar-dizellere-yaklasmaya-calisiyor/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2011/fordun-ecoboost-modellerinin-test-surusu-icin-antalyadaydik-benzinli-motorlar-dizellere-yaklasmaya-calisiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Feb 2011 21:49:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1200</guid>
		<description><![CDATA[Ford geçtiğimiz hafta Antalya'da yeni EcoBoost motorunun basın lansmanını ve test sürüşünü gerçekleştirdi. Ben de oradaydım, hem araçları denedik hem de Ford yöneticileriyle konuştuk. Trend dizele yaklaşmaya çalışan benzinli motorları geniş kitlelere sunmak, fiyatlar da yavaş yavaş netleşiyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kaynağa göre Türkiye’de bugüne kadarki en kalabalık otomobil basın lansmanı olan Ford EcoBoost motorların Türkiye pazarına sunuluşunda, Antalya’da gazete, televizyon ve dergicilerle birlikte olan 8 blog yazarından biri de bendim. Petrol fiyatları ve dolayısıyla akaryakıt masraflarının tekrar yükselmeye başladığı bu dönemde tasarruf gündemden düşmüyor. Ülkemizde de ‘motorin’ fiyatlarının benzinden ucuz olması nedeniyle, pek çok kişi, araçlarını her gün 100 km. kullanmasalar bile dizel motorlu araçlara daha fazla para vermeyi göze alır oldular. Böylece dizel araçlar pazarın yarısını temsil eder hale geldi. Bu arada hükümetin bu gidişat dolayısıyla, kendi içinde mantıklı bir yaklaşımla, seçim sonrası motorin üzerindeki vergileri de arttırmayı gündeme alacağı üzerine duyumlar söz konusu.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Bu nedenle üreticiler benzinli motor tarafında da tasarruf yapabilen, böylece hem kullanım masrafını, hem de doğaya salınan atıkları azaltabilen yenilikler peşindeler. Tabii az yakıt tüketen, tasarruflu, küçük motor deyince de akla “düşük performanslı mı” sorusu geliyor. Ford da, C-Max, Mondeo ve S-Max ile başladığı <a title="Ford'un İngilizce EcoBoost sitesi" target="_blank" href="http://www.ford.com/technology/ecoboost/">EcoBoost motor</a> seçeneğinin adına ‘Boost’ ekleyerek bu algıyı kırmayı hedeflemiş olsa gerek. EcoBoost motorlu araçların benzer güç çıkışı olan geleneksel daha geniş hacimli benzinli motorlara kıyasla yaklaşık %20 daha az yakıt harcadığı belirtiliyor. Tabii bunu test edemedik, ama motorun performansını hissetme imkanımız oldu.</p>
<p><strong>EcoBoost Motorlu Araçların Performansı Olumlu</strong><br />
Antalya’nın güzel havasında, güneşli bir günde, orman yollarında yaklaşık 50 kilometrelik bir parkurda test sürüşü gerçekleştirdik. Yokuş ve viraj çıkışlarında performans ve de özellikle vites değiştirilmese de hız değişiklerinde akıcı geçişler tatmin edici idi. EcoBoost motorlardaki turboşarj türbini dikkat çekici. 200.000 devir/dakika hızlarda dönüyor ve 1.6 litre motorda en yüksek tork olan 240 Nm’nin, 1600 gibi düşük devirlerde elde edilmesini, 4000 d/d’ye kadar sürmesini sağlıyor. Ani hızlanmalarda gerekli anlık tepkiyi, yüksek torku sağlamak ve turbo gecikmesini minimum kılmak üzere üzere turboşarj türbinleri daha küçük ve düşük atalete sahip olacak şekilde tasarlanmış.</p>
<p>Özellikle C-Max’ten memnun kaldık, MPV modellere Türk tüketicisi çok alışık olmasa da yüksek tavan, geniş iç hacim daha fazla ailenin ilgisini çekecektir. İki kişilik gruplar olarak araçları almıştık, ben ve Yalçın Pembecioğlu ile C-Max’ten sonra Mondeo kullanınca farkı daha iyi hissettik.</p>
<div align="center">
<div style="width:306px; text-align:center" class="captionfull"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/resim/ecoboost/EcoBoostMotor.jpg"><img title="Ford EcoBoost motorlar benzin tüketiminde tasarruf yaparken yüksek performans vaat ediyor" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/ecoboost/EcoBoostMotor-m.jpg" alt="Ford EcoBoost motorlar benzin tüketiminde tasarruf yaparken yüksek performans vaat ediyor"/></a>
<p>Ford EcoBoost motorlar benzin tüketiminde tasarruf yaparken yüksek performans vaat ediyor</p>
</div>
</div>
<p>Test alanında bir diğer denediğimiz teknoloji de otomatik park özelliği oldu. C-Max ile otomatik park sensörünü açtığınızda yanından geçtiği boşluklardan girebileceği bir genişlik fark edince haber veren bilgilendirme paneli sizi ileri ve geri vitese takma, hafifçe gaza basma konusunda yönlendiriyor. Fakat yanından bir kez geçtiğiniz boş alanı, geri geri gelip tekrar bulamadığı bize söylendi. Bir küçük eksi de, öndeki aracın hizasını alması, önünüzdeki araç yola çok açık park etmiş ise siz de öyle park ediyorsunuz. Fakat buna rağmen son derece keyifli, işi inanılmaz derecede kolaylaştıran otomatik park etme özelliği biz blogcuların hoşuna gitti. Sunipeyk de aracı dışardan izleyip not verdi&#8230;</p>
<p>Peki ya fiyatlar&#8230; Pazardaki diğer düşük hacimli ve yüksek güç üreten rakiplerin fiyat seviyeleri değerlendirilerek belirlenmiş; Mondeo 1.6L EcoBoost, 55,6 bin TL’den başlayan fiyatla satışa sunuluyor. 5 koltuklu C-MAX 1.6L EcoBoost için 52 bin TL’den başlayan fiyat belirlenirken 7 koltuklu Grand C-MAX 1.6L Ecoboost, 56 bin TL’den başlayan satış fiyatına sahip. 2011 yılında Mondeo’nun 1.6L EcoBoost motoruyla 2500-3000 adet satılması hedeflenirken bu rakamın C-MAX ailesinde yaklaşık 1500 seviyelerinde olması bekleniyormuş.</p>
<p><strong><br />
2011 Otomobil Satışları 2010 Seviyelerinde Kalabilir, Ford Dijital İletişime Daha Fazla Önem Verecek</strong><br />
Etkinliğin benim için en dikkat çekici yanı, Ford Otosan Genel Müdür Baş Yardımcısı Ted Cannis’in blogcularla özel toplantısı oldu. Ted’in özellikle bizlerin de geleneksel medya temsilcileriyle beraber davet edilmemizi istediğini öğrendik ve kendisiyle oturarak yarım saati aşan ayakta da bir saate varan bir diyaloğumuz oldu. Ted Cannis’i Murat Kaya zorladı; “Ford dışı favori otomobili ne olurdu” diye, bir Detroitli olarak yine büyük Amerikan arabalarından yana bir sevgisi olduğunu belli etti.</p>
<div align="center">
<div style="width:545px; text-align:center" class="captionfull"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/resim/ecoboost/blogger-ted-ford-mondeo.jpg"><img title="Ford Otosan Genel Müdür Yardımcısı Ted, biz blogcularla çektirdiği hatıra fotoğrafına hareket kattı" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/ecoboost/blogger-ted-ford-mondeo-m.jpg" alt="Ford Otosan Genel Müdür Yardımcısı Ted, biz blogcularla çektirdiği hatıra fotoğrafına hareket kattı"/></a>
<p>Ford Otosan Genel Müdür Yardımcısı Ted, biz blogcularla çektirdiği hatıra fotoğrafına hareket kattı</p>
</div>
</div>
<p>Ted ve diğer yöneticiler, 2011’de otomobil satışlarının 2010 ile benzer seviyelerde olacağını, yüksek büyümenin pek olası olmadığını beklediklerini de paylaştılar. Tam da döviz kurlarının yukarı hareketlendiği bu dönemde ithal araçların fiyatları ve satışları üzerinde olumsuz etki olasılığı tabii başlıca neden oldu. Ocak ayındaki yüksek satışların bizi yanlış yönlendirmemesi gerektiğini de konuştuk.</p>
<p>Son olarak, İnternet’te otomotiv üzerine yazıp çizen kişilere de önemli bir mesaj verdi Ted: “Eğer bilgi, yorum, içerik, görsel ihtiyaçlarınız varsa doğrudan bizle, Ford ile temasa geçmenizi isteriz, sizler bizim iletişim çalışmalarımızda önemlisiniz.” İnternet’te içerik üretenler, Ford’da kurumsal iletişim uzmanı, sosyal medya üzerine daha önce de çalışmış olan Hikmet Nakilcioğlu’na 0 262 315 50 83 numaralı telefondan ulaşabilir. Son olarak, Ford.com.tr&#8217;nin de Nisan ayında yeni bir görünüme kavuşacağını öğrendik.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2011%2Ffordun-ecoboost-modellerinin-test-surusu-icin-antalyadaydik-benzinli-motorlar-dizellere-yaklasmaya-calisiyor%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2011/fordun-ecoboost-modellerinin-test-surusu-icin-antalyadaydik-benzinli-motorlar-dizellere-yaklasmaya-calisiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;Dolaylı özelleştirme&#8217;: Petrol Ofisi&#8217;ni Doğan satmak zorunda kaldı, Avusturyalı aldı; akaryakıtın %70&#8242;i yabancılara geçti</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/dolayli-ozellestirme-petrol-ofisini-dogan-satmak-zorunda-kaldi-avusturyali-aldi-akaryakit-sektorunde-cogunluk-yabancilara-gecti/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/dolayli-ozellestirme-petrol-ofisini-dogan-satmak-zorunda-kaldi-avusturyali-aldi-akaryakit-sektorunde-cogunluk-yabancilara-gecti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Oct 2010 18:12:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1133</guid>
		<description><![CDATA[Tarihimizin en büyük vergi cezasına çarptırılan Doğan Grubu varlıklarını satmak zorunda kalıyor, Türkiye'de akaryakıtın devi Petrol Ofisi'ndeki hisselerini de Avusturyalı OMV alınca böyle önemli bir sektörün büyük çoğunluğu yabancılara geçmiş oldu. Peki devlet hazinesine para koymanın en sağlıklı yolu doğrudan veya dolaylı özelleştirme mi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sanırım Cumhuriyet tarihinin en büyük vergi cezalarından birinin verildiği Doğan Grubu&#8217;nun kararın iptali için başvurduğu hukuki süreç devam ediyor. Ama grup, borsaya açık olduğundan ve de şeffaf yönetim ilkeleri izlemesi gerektiğinden bu vergi cezasını ödeme olasılığı için ciddi bir parayı &#8220;ayırmak&#8221; zorunda. Bakalım sonuç ne olacak.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Fakat bu yükün altında ezilen grup varlıklarını satmak zorunda. Son olarak da Avusturyalı enerji devi OMV ile ortak bir şekilde yönettiği Petrol Ofisi&#8217;ndeki hisselerini de Avusturyalı şirkete sattı. Petrol Ofisi denizcilik yakıt türlerinde Türkiye&#8217;de tüm satışları yaptığından %100, havacılık yakıtlarında %96 pazar payına sahipti. Bu kadar kuvvetli olan bir şirketin de yabancı hakimiyetine geçmesi tabii çok sağlıklı değil.</p>
<p>Benzin türlerinde %23, motorin ve fuel oil türlerinde %25 pazar payı ile toplam pazarın %32&#8217;sine sahip PO&#8217;nun ardından %18 pazar payı ile bir dünya devi Shell geliyor. Ardından OPET ve BP&#8217;nin %10&#8242;ar payı. Şu yapıda, Türk akaryakıt sektöründe %70 yabancı ağırlığı oluşmuş oldu.</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img title="OPET dışında ilk 5 içinde çoğunluğu Türk olan bir akaryakıt şirketi kalmadı, ayrıca Rus Lukoil de bu listeye son eklenen yabancı büyük oldu" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/akaryakitta-4-buyuk-yabanci-l.jpg" alt="OPET dışında ilk 5 içinde çoğunluğu Türk olan bir akaryakıt şirketi kalmadı, ayrıca Rus Lukoil de bu listeye son eklenen yabancı büyük oldu" />
<p>OPET dışında ilk 5 içinde çoğunluğu Türk olan bir akaryakıt şirketi kalmadı, ayrıca Rus Lukoil de bu listeye son eklenen yabancı büyük oldu</p>
</div>
</div>
<p>Liberal piyasa, iktisat teorilerini okuyarak, bazılarını çok doğru bularak geçirdiğim lisans eğitimimden sonra lisans üstü eğitimimde bunları sorgulama başladık. Bugün ise, 2008&#8242;den beri yaşananları görerek serbest piyasanın, sürekli özelleştirmelerin ne kadar doğru olduğunu tüm dünya, özellikle de bizim gibi gelişmekte olan ülkeler sorguluyor.</p>
<p>Özelleştirme dışında bu örnekte olduğu gibi özel sektörün de varlıklarını, kendilerini tatmin edecek fiyatlar ile yabancı devlere sattıklarını tecrübe ediyoruz. Bu örnekte ise bir nevi özelleştirme yaşandı diyebiliriz, çünkü PO&#8217;nun satışı için OVM&#8217;den alınacak para, ceza ödemeye kullanılacak gibi. Bu durumda da devletin kasasına yeni taze yabancı para girmiş olacak.</p>
<p>Fakat devletler, özellikle günümüzde tüm dünyada faizler çok çok düşmüşken aslında kolay ve çok ucuza borçlanabiliyorlar. Özelleştirme gibi yöntemler ise kritik sektörlerde stratejik varlıkların kaybı anlamına geliyor&#8230;<br />
Lafın kısası, ben Doğan Grubu&#8217;nun, Türkiye&#8217;nin borsaya açık en büyük gruplarından biri olarak vergi kaçırmaya çalışmış olabileceğine ihtimal veremiyorum. Gerçekten öyle bir durum söz konusu ise Türkiye&#8217;de gerçekten çok güvensiz bir iş ortamı olduğunu düşünmek zorunda kalırız. Aksine, Maliye ile bir iletişim kopukluğu, belki evraklar, belki kanunların yorumlanmasında sorun olabilir gibime geliyor.</p>
<p>Ama günün sonunda bir başka Türk şirketi daha yabancı olmuş oldu&#8230; Bakalım dünya kısa sürede ütopik bir şekilde tüm ekonomik sınırları kaldıracak, millet ve sınırların olmadığı bir iktisadi düzene geçip benim bu yazdıklarımı manasız kılacak mı!</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2010%2Fdolayli-ozellestirme-petrol-ofisini-dogan-satmak-zorunda-kaldi-avusturyali-aldi-akaryakit-sektorunde-cogunluk-yabancilara-gecti%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/dolayli-ozellestirme-petrol-ofisini-dogan-satmak-zorunda-kaldi-avusturyali-aldi-akaryakit-sektorunde-cogunluk-yabancilara-gecti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Döviz savaşları nereden çıktı? Diğer ülkeler nasıl tepki veriyor ve biz gerçekten zayıf TL istiyor muyuz</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/doviz-savaslari-nereden-cikti-diger-ulkeler-nasil-tepki-veriyor-ve-biz-gercekten-zayif-tl-istiyor-muyuz/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/doviz-savaslari-nereden-cikti-diger-ulkeler-nasil-tepki-veriyor-ve-biz-gercekten-zayif-tl-istiyor-muyuz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Oct 2010 20:40:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=1070</guid>
		<description><![CDATA[Küresel resesyon sonrası bollaşan döviz ucuzluyor. Yabancı sermaye "sıcak sıcak akıp istediğinde çekip gitmesin" isteyen aynı sınıfta olmaya çalıştığımız Brezilya gibi ülkeler ise radikal önlemler alıyor. Biz Merkez Bankası'na sorumluluğu yıkarken problemi küçümsüyoruz. Ama belki de değersiz döviz kurları bizi gerçekten rahatsız etmiyor olabilir, çünkü bunun da faydaları var!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Lirası, yabancı paralar karşısında değer kazandığı bir dönemden geçiyor. 2002&#8242;deki devalüasyon sonrası aşırı değer kaybeden paramız sonrasındaki yıllarda ise değer kazandı. Bu yıllar boyunca ekonomi gündemininin başlıca tartışma konularından biri de paramızın aşırı değerli olup olmadığı idi. Konu üzerine ben de birkaç yazı yazdım, örneğin: <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/yine-guclu-lira-sanayimizi-olduruyor-feryatlari-buna-uyum-saglayan-turk-girisimcileri">Yine “Güçlü Lira Sanayimizi Öldürüyor” Feryatları, Buna Uyum Sağlayan Türk Girişimcileri</a></p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Son aylarda yaşananlar ise dikkat çekici, çünkü artık &#8220;döviz kuru savaşları&#8221; başlıklı haberler yerli ve yabancı basın organlarında yer alırken uluslararası iktisadi kurumların tepelerindeki yöneticiler bile &#8220;savaş&#8221; ifadesini kullanmaktan çekinmiyor.</p>
<p><strong> Buraya Nasıl Geldik: Gelişmiş Ekonomiler Faizleri Düşürür, Piyasaya Para Yağdırır</strong></p>
<p>Neler mi oluyor? 2008&#8242;de en yoğun biçimde yaşadığımız küresel ekonomik çöküntü sonrasında ABD ve Avrupa başta olmak üzere gelişmiş ekonomiler ekonominin tümüne yayılan sıkıntıları aşabilmek için radikal hamleler yapmaya başladı. Bunların başlıcası şuydu: Yanlış hesaplamalar, aşırı riskli işlemler ortaya çıktıkça güven kaybına uğrayan finansal kurumların kendi aralarında ve diğer ekonomik birimlerden kolayca kaynak bulabilmesi için piyasaya para pompalamak. Böylece bankalar kendi aralarında ve de sonrasında şirketlere, tüketicilere daha kolay kredi açabilecek, ekonomik canlanma kolaylaşacaktı. Yani likidite arttırılmaya çalışıldı, kredi kullanımı, tüketim için faizler yükseltilmedi, hatta mümkünse düşürüldü.</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img title="Parası Yuan'ı değersiz tutarak ihracatının yavaşlamasını engellemeye çalışmakla suçlanan Çin artık yalnız değil, son dönemde pek çok ülke kur seviyelerini etkilemeye çalışıyor" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/yuan-dolar-doviz-tl-kur-savaslari-l.jpg" alt="Parası Yuan'ı değersiz tutarak ihracatının yavaşlamasını engellemeye çalışmakla suçlanan Çin artık yalnız değil, son dönemde pek çok ülke kur seviyelerini etkilemeye çalışıyor" />
<p>Parası Yuan&#8217;ı değersiz tutarak ihracatının yavaşlamasını engellemeye çalışmakla suçlanan Çin artık yalnız değil, son dönemde pek çok ülke kur seviyelerini etkilemeye çalışıyor</p>
</div>
</div>
<p>Ama geride kalan sürede bu önlemler etkili olmadı, piyasaya pompalanan para daha çok finansal yatırımlara kaydı, altın gibi metal veya gıda emtialarına yatırılıp burada rekor fiyatlara çıkılmasına neden oldu, en azından krediye dönüşmeden finans sisteminde kaldı. Bunu gören düzenleyici kurumlar ve siyasiler de faizleri düşük tutmaya, piyasada yeterli &#8220;para&#8221; bulunması yönünde çabalarını sürdürmeyi tercih ettiler.</p>
<p>Gelişmiş ülkelerdeki bu tutum sonucu, öncelikle bu ülkelerde, sonrasında dünya genelinde, bu ülkelerin paraları bollaştı, özellikle de ABD Doları. Ve tahmin edeceğiniz üzere, kolay bulunan, her yerde bollaşan bir şeyin kıymeti de, diğer alternatiflere göre ucuzladı, geriledi.</p>
<p>Ellerinde &#8220;gelişmiş ekonomi&#8221; paraları olan, çoğunlukla o ülkelerin yatırımcıları, kısa vadede risk içermeyen %1 ve altındaki faizlere tamah etmektense yine risk içermeyen ama daha yüksek faiz kazancı olan enstrüman arayışını hızlandırdılar (örneğin Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi&#8217;nin Devlet İç Borçlanma Senetleri). Bu da dünyanın geri kalanına, gelişmemiş ekonomilere daha fazla ABD Doları, Avro, Japon Yeni akması demekti.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de Döviz Kıymetsizleşirken</strong></p>
<p>Ülkemize de bolca döviz gelir oldu. Bu da dövizin fiyatını, TL&#8217;ye göre düşürdü. Tabii bir ülkenin parasının değerli olması güzel, gurur veren ve normal şartlar altında arzu edilecek bir şey. Değerli bir para, bu ülkenin varlıklarının başka bir ülkenin ekonomik birimleri tarafından kendi şartlarına göre ucuza elde edilmesini zorlaştırır. Fakat aşırı değerli bir para birimi de ekonomide bazı zorlukları beraberinde getirir.</p>
<p>Nitekim ihracatçımız da, &#8220;80 TL&#8217;ye ürettiğim, 100 TL&#8217;ye satmayı arzuladığım bir ürünü daha bir süre önce 1.50 TL&#8217;lik TL/ABD Doları kuru varken 66 Dolar&#8217;a satmaya çalışıyordum, şimdi ise 1.40&#8242;lık kur ile 71 Dolar istemek zorundayım. Yani hiç farkına varmadan neredeyse %10 zam yapmış oldum yabancı müşterime, o da başka ülkeden mal almaya kalkıyor&#8221; diye isyan ediyor.</p>
<p>Öncelikle bir ülkenin kendi parasını kıymetsizleştirerek ihracatını arttırıp kalkınabileceğine, gelişmiş ekonomiler arasına girebileceğine inanmadığımı belirtmeliyim. Sadece döviz kuru ile bu işler çözülemez, çünkü biz bugün paramızın değerini eriterek örneğin Slovakya&#8217;da üretilen, Ukrayna&#8217;da, İran&#8217;da üretilen bir arabaya göre, yabancı müşteri için daha ucuza gelen araba satabiliriz. Ama tüm dünya ülkeleriyle &#8220;paramızı yerin dibine sokarak&#8221; mücadele edemeyiz, bugün Çin, yarın Vietnam olacak. Belki ondan sonra Nijerya!</p>
<p>Öte yandan tabii ki mutlak olmasa da, bir ülke için ideale yakın denebilecek sağlıklı bir döviz kuru dengesi de yakalanmaya çalışılabilir. Ama bu da Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası&#8217;nın faizleri indirmesi, piyasadan doğrudan ABD Doları alması ile başarılamaz.</p>
<p>Bunun için farklı yöntemler seçmeli, bu yola ülke olarak baş koyup koymayacağımıza karar vermeliyiz. Çünkü başarılı olunmak isteniyorsa çok büyük fedakarlıklar yapılması gereken bir şeyden bahsediyoruz.</p>
<p><strong>Aynı Sınıfı Paylaşmaya Çalıştığımız Ülkeler Nasıl Cevap Veriyor?</strong></p>
<p>Az önce bahsettiğim gibi dünyada gelişmiş ülkelerin para bolluğu yaşanıyor. Uluslararası Finans Enstitüsü verisine göre, 2010 yılında sadece gelişmekte olan ülkelere giden net yabancı sermaye miktarı, yıl toplamı olarak öngörülen 709 milyar ABD Doları&#8217;nı çoktan geçip 825 milyar ABD Doları&#8217;na ulaşmış.</p>
<p>Bu sermaye içinde fabrika, alışveriş merkezi, mağaza, hastane, üniversite, eğlence tesislerini sıfırdan kurmak için gelişmemiş ülkelere akan yabancı yatırımcıların önemli payı var. Ama örneğin Avrupa pazarlarına ihracat için yarıştığımız, parasını değersiz tutmaya çalışan Çin, bir süredir fabrika kurmaya gelen yabancı yatırımcıya bile izin verip vermemekte ince eleyip sık dokuyor, ülke ekonomisine katkısını, yeni bir yöntem ve teknoloji transferi getiriliyor mu, yoksa sıradan bir üretim yöntemiyle, sadece ucuz işgücüne dayalı bir model mi gelmiş, inceliyor.</p>
<p>Veya yine dünyanın hızla yükselen ekonomilerinden Brezilya&#8217;da, ülkeye giren özellikle &#8220;sıcak para&#8221; olarak nitelendirilen, borsaya, faize yatırılan yabancı yatırımlar ülke parasına çevrilirken ve geri çevrilirken stopaj kesiyor. Bir süre önce bu stopaj oranını 2 puan daha yükselttiler.</p>
<p>Çin, Brezilya dışında Güney Kore, Tayland, hatta Avustralya, Japonya da yabancı sermaye girişlerini düzenlemeye çalışıyor. Japonya, önceki hafta Merkez Bankası üzerinden piyasaya müdahele etmeye çalıştı, fakat bundan bir fayda edinemedi. Bu da bize önemli bir ders olmalı.</p>
<p><strong>Peki Gerçekten İhracatımız Coşsun İstiyor muyuz(!)</strong></p>
<p>Az önce büyük fedakarlık derken ima ettiğim şey, eğer ülkemiz ABD Doları, Avro içinde yüzmesin, bizim paramız hak ettiğinden fazla değerlenmesin istiyorsak, yapmamız gerekenin tüm sorumluluğu TC Merkez Bankası üstüne bırakmamak. Çünkü günümüzde, bir yılda trilyon dolarlar seviyesinde dünyayı gezen sermaye miktarının ülkeye etkisini düzenlemek için geniş kapsamlı, iddialı düzenlemeler yapmalı.</p>
<p>Ama bunu gerçekten istiyor muyuz? Başbakanımız da geçenlerde değerli TL&#8217;den rahatsız olmadığını, aksine mutlu olduğunu belirtmişken, değerli TL&#8217;nin faydalarını da şöyle sıralayabiliriz: Gittikçe artan oranda ithal ara malı, üretim yapmak için &#8220;girdi&#8221; olarak kullanan bir ülkede TL güçlendikçe girdi olarak alınan ithal mallar ucuzluyor. Bu da üretimi ucuzlatıyor. İkincisi, ülkemiz sanayisi gelişmiş bir sanayi olmadığı için pek çok alanda ara malı veya tüketim malı olarak ithal ürüne bağımlıyız. Bu ürünler, güçlü TL ile daha ucuza soframıza, kullanımımıza geliyor. Bu da enflasyonun daha kolay kontrol edilmesini sağlıyor. Ayrıca düşük Dolar, Avro fiyatları, geçmişte devalüasyonlarla ömrünü geçirmiş, tedirgenleşmiş halkımızın ekonomimize olan güveninin artmasını sağlıyor. Aynı şekilde değerli TL sayesinde yabancı bankalardan, kurumlardan alınan krediler çok daha ucuza geliyor, böylece bankalarımız tüketicilere, şirketlere daha ucuza döviz kredisi kullandırtabiliyorlar.</p>
<p>Tüm bunlar da seçim öncesi, ihracat için, hatta ihracatı bıraktım iç piyasa için üretim yapan pek çok sanayi kurumunun yaşadığı sıkıntılardan daha ağır basabiliyor.</p>
<p>İşte bu düzeni sürdürüp sürdürmemek ülke açısından çok önemli bir karar. Geçmiş tecrübeler, iktisat teorileri, sürekli el parasıyla, borçla, hem de ithal ürünü tüketerek ihya olamayacağımız yönünde. Ama dünya çok çok acayip bir dönemden geçiyor. Belki de daha 5-10, bilemedik 20 sene bu modelde yaşamayı beceren bir ülke ve halk olabiliriz!</p>
<p>Ama eğer bu riski almak istemiyorsak farklı yöntemler düşünmeliyiz. Artık Başbakan da fikrini beyan ettikten sonra, Merkez Bankası&#8217;ndan başkasına söz söylemeye cesaret edemeyen ihracatçı ve sanayicilerimiz aslında kur seviyesinin etkilenmesi için bugün Brezilya&#8217;nın, Çin&#8217;in yaptıklarının yapılması gerektiğini görebilirler mi, ve söyleyebilirler mi acaba&#8230;</p>
<p>Son yarım yüzyılın en çılgın dönemlerinden geçerken doğru yön hangisi kestirmek zor olabilir. Ama yönünden emin olanlar varsa, seçtikleri araçların da kesinlikle bu şartlara uygun olması gerekiyor.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li><a title="Yazıyı okumak için tıklayınız" href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/yine-guclu-lira-sanayimizi-olduruyor-feryatlari-buna-uyum-saglayan-turk-girisimcileri">Yine “Güçlü Lira Sanayimizi Öldürüyor” Feryatları, Buna Uyum Sağlayan Türk Girişimcileri</a></li>
<li><a title="Yazıyı okumak için tıklayınız" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/faiz-indirin-diye-gazeteye-ilan-vermek-bilgisizlik-degil-art-niyetlilik/">“Faiz İndirin” Diye Gazeteye İlan Vermek Bilgisizlik Değil Art Niyetlilik!</a>
</li>
</ul>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2010%2Fdoviz-savaslari-nereden-cikti-diger-ulkeler-nasil-tepki-veriyor-ve-biz-gercekten-zayif-tl-istiyor-muyuz%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/doviz-savaslari-nereden-cikti-diger-ulkeler-nasil-tepki-veriyor-ve-biz-gercekten-zayif-tl-istiyor-muyuz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yatırımlarımızın %4&#8242;ü Tarıma Giderken Et Fiyatlarını Suni Olarak Düşürmek Çözüm Olamaz</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/yatirimlarimizin-4u-tarima-giderken-et-fiyatlarini-suni-olarak-dusurmek-cozum-olamaz/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/yatirimlarimizin-4u-tarima-giderken-et-fiyatlarini-suni-olarak-dusurmek-cozum-olamaz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 20:28:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=983</guid>
		<description><![CDATA[Et fiyatları bir yılda %30'lardan fazla pahalılaşırken bunun nedenini piyasayı manipüle eden dev şirketlere bağlamak mümkün olmuyor. Çünkü aksine, son 7 yılda Türkiye'deki tüm yatırımların %4'ünü bile alamayan tarım sektörü bırakın devler çıkarmayı, küçülüyor, büzülüyor, üretemiyor. Azıcık üretim de haliyle kıymetli oluyor!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her hafta farklı konuların gündeme geldiği, bir anda derin tartışmaların yaşanıp geçen haftaki konunun unutulduğu bir ortamdayız. Böylesi hızlı değişen gündem, kamuoyunda doğru bilgiyi öğrenememe, öğrenilse de hazmedemeden, anlık tepkilerle yaşama eğilimini arttırıyor. Et fiyatlarının son bir yılda %30&#8242;ların üstünde pahalılaşması ile ilgili değerli fikirler tartışıldı. Ortaya konan iddialardan biri de tarım ve hayvancılığa yeteri kadar yatırım yapılmamış olmasıydı. Ama bunu böyle söylemek yeterli olmuyor, sayısal ve güvenilir verilerle karşılaştırma yaparak sonuca ulaşmak gerekiyor.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Alttaki tabloda 2002-2009 yılları arasında Türkiye&#8217;de yapılan yatırımların yüzdesel dağılımını görüyoruz. Mustafa Sönmez&#8217;in <a target="_blank" href="http://mustafasnmz.blogspot.com/2010/04/asyalasma-her-seyi-carptyor.html">&#8220;Asyalaşma Her Şeyi Saptırıyor&#8221; yazısı</a>nda kullanmak için DPT ve TÜİK verilerinden derlediği tablonun en alt satırında geride kalan yaklaşık 7 yıllık dönemde toplam yatırımların %16&#8217;sının kamu yani merkezi ve yerel yönetimler tarafından yapıldığı görülüyor. Ulaştırma, hizmetler, enerji ve eğitim kamunun en çok yatırım yaptığı alanlar. Tarım ve hayvancılık ise, devletin toplam %16&#8242;lık yatırım harcamasının sadece %8&#8242;ini alabilmiş. Özel sektörün %84&#8242;lük yatırım ağırlığını kendi içinde dağıttığımızda ise tarım %2,5&#8242;ta kalmış. Yani Türkiye&#8217;de 7 yıllık dönemde kamu ve özel sektörün tarım ve hayvancılığa yatırımlarının toplamı, tüm yatırımların %4&#8242;ü bile edememiş!</p>
<div align="center">
<div style="text-align:center"><img width="262" height="270" title="2002-2009 yılları arasında Kamu ve Özel Sektör Yatırımlarının Dağılımı" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/yatirim-dagilimi-2002-09.jpg"/></div>
</div>
<p>İktisat biliminin tartışılan kuramları çoktur, ama her şeyin temelindeki arz ve talep dengesizliği hayatın her alanında geçerli değil midir? Fakat Türkiye&#8217;de sadece arz-talep denklemini kullanarak bile her gün kayda değer yazı yazmak mümkün! Bir mal veya hizmete yönelik talep, o malın arzı, yani piyasada bulunabilen miktarından daha hızlı artıyor ise o mal veya hizmet kıymetlenecek, pahalılaşacaktır. Yeni bitirdiğim çok ilginç bir kitap olan <a target="_blank" href="http://www.superfreakonomicsbook.com/">SuperFreakonomics</a>, hayatta pek çok şeyin arz ve talep dengesiyle ilgili örnekler vermeye, daha ilk bölümde, fuhuş sektörünü ele alarak başlıyor. Yıllar boyu hayat kadınlarının yakalanıp hapse atılmasıyla aslında arzın suni olarak kısılmasına, ama erkeklerinin talebinin aynı kalması nedeniyle fiyatların artmasına neden olduğu iddia ediliyor. Tartışmaya açık bu gibi örnekler için kitabı okuyabilirsiniz.</p>
<p>Ama şu bir gerçek ki, Türkiye gibi bir ülkenin tarım ve hayvancılığa, toplam yatırımlarının sadece %4&#8242;ünü yönlendirmesi kabullenilemez. Bırakın nüfus artışına yetişmeyi, sürekli gerileyen hayvancılık, piyasaya sunulan et arzında daralma, doğal olarak fiyatların artmasına neden olacaktı. Maalesef ithalat çözüm değil.</p>
<p>Bugün örneğin <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/siyasi-irade-ve-rekabet-kurulu-mudahele-etmedikce-telekom-devlerimiz-tum-turkiyenin-karliliginin-ucte-birini-aliyor/" title="'Siyasi irade ve Rekabet Kurulu müdahele etmedikçe telekom devlerimiz tüm Türkiye’nin karlılığının üçte birini alıyor' başlıklı yazımı okumak için tıklayınız">Türkiye&#8217;nin en büyük karını elde eden GSM ve sabit hat iletişim sektörlerinde, hakim konumlarını sürdüren Türk Telekom ve Turkcell&#8217;in piyasadaki fiyatları etkileme gücü çok yüksek</a>. Ve söz konusu bu nedenle artan kullanım fiyatları olsaydı kamu müdahelesi, mümkünse ithalat veya alternatif kanallardan rekabetçi ürün/hizmetler sunmak doğru olurdu.</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img width="470" height="175" title="Türkiye'de tarım ve hayvancılıkta sadece çiftçi, çoban değil hayvan nüfusu da azalıyor" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/siyah-beyaz-coban-l.jpg"/>
<p>Türkiye&#8217;de tarım ve hayvancılıkta sadece çiftçi, çoban değil hayvan nüfusu da azalıyor <font size="-1">/ Harika fotoğraf, <a target="_blank"  href="http://www.flickr.com/photos/nuran/3005260428/">Flickr&#8217;da Nuran</a>&#8216;dan, blog ana sayfama sığması için üstten alttan kesmek zorunda kaldım</font></p>
</div>
</div>
<p>Fakat Türk hayvancılığında böylesi hakim konumda, yarı tekel veya tekel bir kurum, şirket yok. Aksine, yurtdışından aşırı ucuz ithal edilebilecek düşük kalite ve orta kalite etler ile düşen et fiyatları sonucu hayvancılık sektörü darbe yiyecek, çünkü zaten yıllardır yatırım yapılmadığından verimli olamayan, maliyetleri sürekli artan bu sektörün ayakta kalması, hele suni olarak düşürülmüş fiyatlarla çok zor olacak.</p>
<p>Bugüne kadar sıklıkla tekel konumundaki piyasa, sektör ve şirketleri ele aldığım için hiç sıra gelmeyen bir şeyi söylemenin şimdi zamanı: Önce üretici hakları gelir, sonra tüketici hakları&#8230;
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2010%2Fyatirimlarimizin-4u-tarima-giderken-et-fiyatlarini-suni-olarak-dusurmek-cozum-olamaz%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/yatirimlarimizin-4u-tarima-giderken-et-fiyatlarini-suni-olarak-dusurmek-cozum-olamaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Müslüman Ülkeler ve Türki Cumhuriyetler&#8217;in Yıllardır Süregelen Beklentisine Cevap Verebilecek miyiz? Türk e-postası Anaposta ve Türk Arama Motoru</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/musluman-ulkeler-ve-turki-cumhuriyetlerin-yillardir-suregelen-beklentisine-cevap-verebilecek-miyiz-turk-e-postasi-anaposta-ve-turk-arama-motoru/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/musluman-ulkeler-ve-turki-cumhuriyetlerin-yillardir-suregelen-beklentisine-cevap-verebilecek-miyiz-turk-e-postasi-anaposta-ve-turk-arama-motoru/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 22:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=858</guid>
		<description><![CDATA[Bayramda önce çoğumuz şaka sandı, ama değilmiş! Devletimiz artık doğan her bebeğin nüfus cüzdanına Anaposta hizmetinden verilen e-posta adresini yazmayı, ve ayrıca tüm Müslüman ve Türki cumhuriyetlerin tercih edeceği Google'a rakip arama motoru kurmayı hedefliyormuş]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sanırım pek çoğumuz doğar doğmaz her Türk bebeğinin nüfus cüzdanına e-posta adresi  yazılacağı, ayrıca Google ve Yahoo! gibi devlere rakip bir devlet arama motoru yapılacağı haberini ilk duyduğumuzda şaka sandık. Ama <a href="http://www.cnnturk.com/2009/bilim.teknoloji/teknoloji/11/28/e.posta.adresi.nufus.cuzdanina.giriyor/553464.0/">haber saygın yayınlarda sırasıyla yerini aldı</a>ktan sonra sırada “şaşırmak” vardı!</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Bayramın ortasında durup dururken çıkan bu haber üstüne de bilişim yazarları dışında pek kalem oynatan olmadı, ki aslında çok derin anlamları olan bir gelişme idi, hatta bazı yabancı yayınlar bu fırsatla tekrar Türkiye’deki ifade özgürlüğü, devlet kontrolcülüğü, zihniyet gibi kavramları sorgulayan makaleler yayınladılar.</p>
<p>Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı <a href="http://www.cnnturk.com/2009/bilim.teknoloji/teknoloji/11/28/e.posta.adresi.nufus.cuzdanina.giriyor/553464.0/">Tayfun Acarer’in verdiği demeç</a> ile ortaya çıktığı üzere iki büyük proje söz konusu: İlki Anaposta ile 70 milyon Türk vatandaşına 10 GB kotalı e-posta adresi açmak, ki böylece Yahoo! Mail, Microsoft Hotmail, Google Gmail gibi yabancı ve güvenli olmayan posta adresleri ve ağları kullanılmamış olacak ve tam anlamadığım ifade ile “70 milyon kişinin kullanabileceği bir mobil ağ sağlanmış olacak” imiş. Acarer’in demeci aynen şöyle devam ediyor: “İslam ülkeleri ile Türk cumhuriyetleri, Türkiye&#8217;nin posta altyapısını tercih edeceklerinden, uluslararası büyük bir ağ ve internet haberleşme ortamı sağlanmış olacak.&#8221;</p>
<p>İkincisi ise arama motoru kurulması, çünkü Google gibi yabancı şirketler bizim ihtiyaçlarımıza cevap vermedikleri gibi hassasiyetlerimizi de dikkate almıyor ve istenmeyen sonuçları arama sonuç sayfalarında gösteriyorlar. Böyle bir arama motoru da yine aynı şekilde bilgi akışının yurtdışına çıkıp dönmesini engelleyecek ve yine İslam ülkeleri ve Türki cumhuriyetler de bu arama motorunu kullanmayı tercih edecekler beklentisi söz konusu.</p>
<p>Konu hakkında Serdar Kuzuloğlu’nun dün yayınlanan <a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=967860">“ERKE&#8217;yi unutun, Milli Motor geliyor!” yazısı</a>nın özellikle 2. bölümünde de dikkat çektiği üzere yabancı arama motorlarının ihtiyaçlarımıza cevap vermemesi çok tartışılabilecek bir iddia. Bugün arama motorlarından tabii ki istediğimiz bilgiyi istediğimiz kolaylıklta edinemiyoruz, ama bu sadece bizim sorunumuz değil İnternet’in tüm dünyada kabul gören başlıca sorunu, bilgiyi organize edip sunmada verimsizlikler söz konusu. Fakat herhangi bir arama motoru için “Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap veremiyor” diyemeyiz. Ancak ve ancak bu ihtiyaç ve talepler ülkeyi yönetenlerin, İnternet kullanıcısı halkın ihtiyaçlarından farklı ise bu söz konusu olabilir. Yani sansür, engelleme amacına hizmet edemiyor olabilir Google ve diğerleri.</p>
<p>Bizim yaşadığımız sıkıntı herhalde Çin gibi ülkeler Yahoo! ve Google’ı yola yani dize getirebilirken bizim neden Google’a işimize gelmeyen sonuçları göstermemeye ikna edemediğimiz! Ama bunu böyle ifade etmeye henüz cesaret edemiyor sanırım Türkiye’de İnternet’in geleceğini elinde tuttuğuna inananlar.</p>
<p>Yine konu hakkında yazan Yurtsan Atakan’ın “<a href="http://www.aksam.com.tr/2009/12/01/yazar/15361/yurtsan_atakan/evrensel_internet_e_yerel_guduk_versiyon.html">Evrensel İnternet&#8217;e yerel güdük versiyon” başlıklı makalesi</a> ise başlığından da anlaşıldığı üzere hala İnternet’in ne olduğunu anlamayanlar ya da anlamasına rağmen İnternet’i kendilerine göre yontabileceklerine inananlar tarafından yönetiliyor olduğumuzu vurguluyor.</p>
<p>Atakan’ın yazısında da yer verdiği fikirlerimi kısaca açacak olursam, ülkemizin yine doğru vizyonu ortaya koymadığını çünkü bugün &#8220;esas&#8221; olanın doğru veya yanlış bilgiye ulaşıp ulaşamama değil, ulaşılan onlarca farklı kaynağı işleyip doğru anlam ve sonuç çıkarabilme yeteneği olduğunu söylemeliyim.</p>
<p>Çünkü arama motorunun eksik, hatalı, taraflı bilgi sunması söz konusu bile olsa(!), bunu engellemeye harcanak çabanın sağlayacağı fayda, sadece İnternet&#8217;te değil hayatın her alanında söz konusu olan yanlış, eksik bilgileri doğru bilgilerden ayırabilmeyi öğretecek çabanın sağlayacağı faydanın yanında küçücük kalır.</p>
<p>Siz istediğiniz kadar işinize gelmeyen haber ve yorumları engelleyin, erişime kapatın, olmadı yalanlayın, siyasetçiler, spor yöneticileri, vd. işlerine gelmeyen bilgiyi üretenleri &#8220;şerefsizlik&#8221; ile itham etsin, günümüzde &#8220;demokrasiyim&#8221; demeye yüzünüz birazcık tutacaksa günün sonunda bir yerden bir şekilde istemediğiniz bilgi, haber, yorum yayılacaktır.</p>
<p><strong>Asıl Yatırım Arama Motoru, E-Postaya Değil, Aşırı Pahalı İnternet Erişimine Yapılmalı</strong></p>
<p>Bunun yerine eğitimi, anlama, değerlendirme, sonuca varma ve buna göre doğru çözüm hareketini seçebilme becerisini sadece gençlere değil tüm topluma kazandırmalıyız. Sansür amaçlı algılanan projelere para dökmektense ülkede İnternet erişimini yaymalıyız. Bakın <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%E2%80%99de-e-ticaret-nereden-nereye%E2%80%A6-online-ticaret-hacmi-tahmini-beklentiler-ve-basari-faktorleri/">bir önceki yazımda Türkiye&#8217;de İnternet aboneliği sayısının nasıl bilgisayar sayısına ulaşıp bu noktada yeni abone sayısındaki büyümesinin neredeyse durduğunu anlattım</a>. Ülkede bilgisayar, vb. cihazlar erişilebilir olmalı, ucuzlamalı ya da herkese fırsat sunan ortak kullanım alanları kurulmalı ki halk bilgi teknolojilerinden faydalanabilsin.</p>
<p>Bilişim cihazlarına ulaşım kadar önemli olan diğer şey ise İnternet erişiminin yaygınlaşması. Ülkede İnternet erişimi, ister bilgisayardan, ister cep telefonundan olsun çok daha ucuz olmalı. <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/en-pahali-adsl-hala-bizde-4-mbit-hiz-neyimize-4-mblik-hattimiz-var-mi/">Türkiye, OECD ülkeleri içinde en pahalı İnternet erişimi sağlanan ülke</a>. Neden mi? Birinci neden İnternet erişiminde sabit hat tekelinin sürmesi, ikincisi ise İnternet&#8217;ten alınan vergilerin yüksekliği. <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/internet%E2%80%99in-vergisi-ine-ine-2-lira-indi-ama-pirlantada-kdv-yok-hala-en-pahali-internet-turk-mali-internet/">İnternet&#8217;in vergisi sadece 2 Lira inerken ülkemizde pırlantanın KDV&#8217;si yok</a>. Eskiden <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/internet%E2%80%99in-vergisi-ine-ine-2-lira-indi-ama-pirlantada-kdv-yok-hala-en-pahali-internet-turk-mali-internet/">en ucuz ADSL paketi ile ayda 9 saatte kotanızı doldurup 29 Lira ödeme riski varken</a> artık 8 Mbit hızla 27 TL&#8217;lik paket ile, bir ayda sadece 87 dakika İnternet kullanarak 27 TL ödemeniz gerekebilir!</p>
<p>İşte 70 milyon kişiye açılacak e-posta hesabı için alınacak donanım, altyapı yatırımı, ithal ürünlere aktarılacak kaynaklar ve Google ya da Yahoo!&#8217;ya rakip olması pek mümkün olmayan bir devlet arama motoruna aktarılacak vergi gelirlerini, üst paragrafta bahsettiğim sıkıntıların çözümü için çok daha faydalı ve verimli alanlara aktarmalıyız.</p>
<p>Bugün ülkemizde insanlar cep telefonundan dinlendiği korkusuyla yaşarken devletimizin verdiği e-posta adresini kullanmaktan da maalesef çekinecek, Mynet veya Yahoo, Hotmail kullanmaya devam edecektir.</p>
<p>Öte yandan devlet, anaposta olarak adlandırılan bu hizmeti resmi hizmet olarak kabul edeceğinden belediye olsun, ticari işler olsun, vatandaşlık işleri olsun pek çok konuda anaposta kullanılmaya çalışılacak ama şifresini unutanların devlet dairelerine nüfus cüzdanlarıyla gitmeleri, hatta sistemde ortaya çıkabilecek güvenlik açıkları gibi sorunlar baş ağrıtmaktan da öte kişi ve kurumlara kayıplar yaşatabilecektir.</p>
<p>Acarer &#8220;Bu ölçekte geliştirilecek bir projenin uygulamaya sunulması ve ulusal bir e-posta altyapısının kurulması, teknik, ekonomik ve soysal açıdan ülkemize büyük prestij ve kazanımlar sağlayacak&#8221; sözüyle kapatmış sanırım. Ben de şunu söylemeden geçemeyeceğim, bugün sadece Google, Yahoo, Microsoft değil dünyanın dört bir yanında onlarca şirket milyonlarca kullanıcıya aynı anda e-posta hesabı sunuyor. Bir devletin bunu yapmakla kazanacağı prestij, ülkeyi gerçek bir İnternet ülkesine çevirmenin, vatandaşlarının, 1-2 ülkenin denemeye başladığı gibi, bedavaya, olmadı çok çok ucuza İnternet&#8217;e erişmesini ve hakkıyla kullanmasını sağlamaktan kazanacağı prestijin yanında hiç kalır&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fmusluman-ulkeler-ve-turki-cumhuriyetlerin-yillardir-suregelen-beklentisine-cevap-verebilecek-miyiz-turk-e-postasi-anaposta-ve-turk-arama-motoru%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/musluman-ulkeler-ve-turki-cumhuriyetlerin-yillardir-suregelen-beklentisine-cevap-verebilecek-miyiz-turk-e-postasi-anaposta-ve-turk-arama-motoru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de e-Ticaret Nereden Nereye… Online Ticaret Hacmi Tahmini, Beklentiler ve Başarı Faktörleri</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%e2%80%99de-e-ticaret-nereden-nereye%e2%80%a6-online-ticaret-hacmi-tahmini-beklentiler-ve-basari-faktorleri/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%e2%80%99de-e-ticaret-nereden-nereye%e2%80%a6-online-ticaret-hacmi-tahmini-beklentiler-ve-basari-faktorleri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 20:40:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=832</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye İstatistik Kurumu'na göre hanelerin %30'u İnternet erişimi sahip. Yani Türk İnternet alemini hedefleyen bir teşebbüsün tam 25 milyon potansiyel müşterisi var! Peki, bu büyük pazardan para kazanan, büyüyen girişim örneği deyince neden bir elin parmağından fazla isim aklımıza gelmiyor, neden e-ticaret ülkemizde palazlanmıyor?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2009 yılı araştırmasına göre Türkiye’deki hanelerin %30’u İnternet erişimine sahip olduğu, buradan hareketle ve yine anketlerle 16-74 yaş arası bireylerin %38’inin İnternet kullanıcısı sayıldığı açıklandı. Yani Türk İnternet alemini hedefleyen bir iktisadi teşebbüsün tam 25 milyon potansiyel ziyaretçisi, hatta müşterisi var! Peki, bu büyük pazardan para kazanan, büyüyen girişim örneği deyince neden bir elin parmağından fazla isim aklımıza gelmiyor, neden e-ticaret ülkemizde palazlanmıyor?</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Ne kadar bilindik bir soru aslında! Belki sizin de sorduğunuz bir soru; belki de yurtdışına okumaya, çalışmaya giden arkadaşınızın günceli merakı veya yabancı bir iş adamının Türk İnterneti’ni anlama çabası karşısında cevap vermeye çabaladığınız bir soru.</p>
<p>Maalesef dijital devrim bazılarının şimdiden vardığımızı sandığı ütopik evresine henüz ulaşmadığından hala bilgi eksikliği, yokluğu hissettiğimiz alanlar var. İşte Türkiye İnterneti ve e-ticareti de bu alanlardan biri. Mantıklı çıkarımlarda bulunmak, doğru hamleleri yapabilmek için doğru veri ve bilgilere sahip olmak olmazsa olmazların başında geliyor. Güvenilir, karşılaştırılabilir veri eksikliği de aslında e-ticaretin palazlanamamasının nedenlerinden biri.</p>
<p><strong>Bilgisayar Sahipliğinde Yavaşlama e-Ticareti Yavaşlatabilir</strong><br />
Öncelikle pazarın potansiyelini ve gerçekleşmeleri tahmin edebilmek için resmi İnternet kullanıcı sayısı, abone sayısı ve bilgisayarlaşma oranlarındaki trendle başlayacak olursak sürekli yükselen eğrilerle karşılaşıyoruz. 2003 yılında 1,2 milyon olan İnternet abone sayısı 2008’de yaklaşık 5,8 milyona yükseldi, öte yandan 2003 yılında 3,5 milyon adet ile İnternet abonesinden çok daha fazla olan kişisel bilgisayar sayısı ise 2008’de aynı şekilde 5,8 milyona dayandı. Yine aynı dönemde İnternet kullanıcı sayısı 25 milyona ulaştı!</p>
<div align="center"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/tr-e-ticaret/2008bilgisayar-internet-kullanici-sayilari.gif" title="2003-2009 arası İnternet ve bilgisayar kullanıcı sayısı ve bilgisayar sayısı" alt="2003-2009 arası İnternet ve bilgisayar kullanıcı sayısı ve bilgisayar sayısı"/></div>
<p>Sadece bu üç rakam bile bize pek çok çıkarımda bulunma şansı veriyor. Bunlardan biri kabaca 6 milyon abonelik ve 6 milyon bilgisayar ile İnternet kafeleri ve iş yerlerindeki kullanımı toplasak gerçekten 25 milyona ulaşır mıyız sorusu? Ulaşsak bile bu 25 milyonun gerçekte ne kadarı e-ticaret potansiyelini meydana koyuyor? İrdelemeye devam edeceğiz.</p>
<p>Bir diğer çıkarım da halkın İnternet’e ulaşımında artık birinci sıkıntının ekonomik İnternet erişimi değil bilgisayarlaşma olduğu. 2008 itibarı ile bilgisayar sayısına ulaşan İnternet aboneliği sayısı yani bilgisayar başına neredeyse %100’lük İnternet penetrasyonu artık bir an önce masaüstü, dizüstü, mini dizüstü, kısaca nasıl olursa olsun bilgisayara erişimin kolaylaştırılması gerektiğini gösteriyor. İşte bu da İnternet kullanıcı sayısında 14. olan Türkiye’nin, İnternet kullanıcılarının toplam nüfusa oranında %30’lar ile neredeyse dünya 60. olmasının nedenini ortaya çıkarıyor.</p>
<p>Mümkünse kendine ait, değilse bile kullanım şartlarında kısıtlama olmayan cihazları kullanarak İnternet’e erişenler e-ticaret hacmini doğrudan etkiliyor. Sosyal bir aktivite olarak arkadaşlarla fiziksel ya da online alışverişe çıkabiliyoruz, ama İnternet kafede tanımadıklarımızın yanında, ekranda kişisel tercihlerimizi yansıtan ürünler arasında dolaşmak pek azımızın hoşlanarak yapacağı bir aktivite olacaktır.</p>
<p><strong>E-Ticaret Hacmini Ölçebilene Aşk olsun!</strong><br />
Bugün Türkiye’ye yatırıma gelen, ana iş kanalı ya da ikincil kanalı İnternet olan küresel oyuncular bile Bankalararası Kart Merkezi (BKM) sanal POS verilerinden e-ticaret hacmine ulaşmaya çalışıyorlar. Sanal POS verilerine e-ticaret sayılamayacak telefon siparişleri, fatura ödemeleri, vb. kalemler de dahil olduğundan çok uçuk rakamlarla karşı karşıya kalıyoruz.</p>
<p>Öte yandan elektronik perakende pazarının üçte biri ila yarısı arasında bir kısmını kontrol ettiği tahmin edilen hepsiburada.com’un açıklamalarından gidersek de pazarı olduğundan küçük gördüğümüze inanıyorum. 2009 tarihli yerli ve yabancı pazar araştırma şirketlerinin sınırlı ama tutarlı rakamlarına ulaşıp yıllardır işim ve merakım gereği belli aralıklarla bir kenarda topladığım rakamların çerçeveleriyle baktığımda şu tablonun kabul edilebilir olduğunu düşünüyorum.</p>
<div align="center"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/tr-e-ticaret/turkiye-2003-2008-eticaret-hacmi-cihansalim.gif" alt="2003-2009 arası seçilmiş kategorilerde, tüketim vergileri hariç Türkiye e-ticaret hacmi" title="2003-2009 arası seçilmiş kategorilerde, tüketim vergileri hariç Türkiye e-ticaret hacmi"/></div>
<p>İkinci el pazaryerleri ve elektrikli ev aletleri, tüketici elektroniği, kitap, film gibi medya ve içerik ile oyun ve eğlence ürünleri, kozmetikler ve evcil hayvan, koleksiyon ürünleri, mücevharat gibi diğer kategorileri içeren fakat gıda, vitamin, hırdavat, giyim gibi kalemleri içermeyen, satış vergileri hariç, toplam e-ticaret hacmi 2008 yılında 1 milyar ABD Doları, ya da 1,3 milyar TL’ye ulaştı. İkinci el pazaryerlerinin büyümesi ve farklı ürün kategorilerinde farklı vergi oranlarının doğurduğu karşılaştırma zorlukları nedeniyle bu alanda araştırma yapanlara da kenara koydukları her rakamı vergili vergisiz not etmelerini tavsiye ediyorum.</p>
<p>Giyim, mobilya gibi saydığım kategorilerde paylaşabileceğim kadar güvenilir verilere ulaşmakta genelde de bir zorluk olduğuna inanıyorum. Bu alanlardaki iş hacminin de eklenmesiyle 1 milyar dolarlık rakamın %15 üstünde bir büyüklükten konuşmak mümkün.</p>
<p>Toplam pazarın neredeyse dörtte birini temsil eden tüketici elektroniği bir zamanlar açık ara önde olduğu online dünyada diğer kategorilerden daha yavaş büyümeye devam ediyor. Ev elektroniği ise e-perakendeciliğin yönünü belirleyecek hacme ulaştı. Öte yandan gerek diğer kategorilerde, gerekse de online perakendeciliğin çok daha niş ürün kategorilerinde hızlı büyüme sürüyor ve hala gidilecek çok yol var.</p>
<p><strong>İnternet’ten Alışveriş Yapan Türk Kullanıcısının Beklentileri</strong><br />
Pazarın demografik ve ekonomik özelliklerini daha detaylandırmak, tahminlerde bulunmak da mümkün ve önemli, ama bu yazıyı bir başlangıç ve genel fikir verebilecek bir rehber gibi konumlandırabilmek için en iyisi söz konusu e-ticaret hacmini yaratan Türk İnternet kullanıcılarının alışveriş tercihlerine de değinmek.</p>
<div align="center"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/tr-e-ticaret/turk-internet-kullanici-eticaret-beklentileri.gif" title="Türk İnternet kullanıcılarının e-ticaret platformlarında öncelikli tercih nedenleri" alt="Türk İnternet kullanıcılarının e-ticaret platformlarında öncelikli tercih nedenleri"/></div>
<p>Gerek az örneği olan kapsamlı tüketim anketleri, gerekse de başarılı ve başarısız girişimleri içerden ve dışarıdan gözlemleyebildiğimiz kadarıyla Türkiye’de e-ticaretin e-perakendecilik tarafında başarı faktörlerinin başında marka ve isim bilinilirliği ve güveni ile lojistik yeterlilik geliyor. Dolandırıcılık ve sahtecilik hala ortalama kullanıcının en büyük çekincesi olduğundan kulaktan kulağa ve İnternet üzerindeki yorumlar belirleyici rol oynuyor.</p>
<p>Genel bir sosyal ihtiyaç olarak konumlandırılabilecek güven ihtiyacından sonra e-girişimin kontrolündeki en önemli faktör kullanıcının yaşadığı yere ürün gönderilip gönderilmediği, kargo masrafı, zamanında teslimatta başarı. Lojistik başarı tekrar alışverişi tetikleyen temel faktörlerden. Gerek lojistik sorunlar, gerekse de alınan hizmet ya da ürünle ilgili olası sorunlarda müşteri ilişkileri, iade, sigorta, tamir gibi konuları da barındıran hizmetler önem sıralamasının yine üst sıralarında.</p>
<p>Kullanıcılara “niye İnternet’ten alışveriş” sorusu yöneltildiğinde bol çeşit, iyi ve detaylı açıklamalar yanıtını almadığımız bir araştırmaya güvenmemiz imkânsız. Doğal olarak başarılı Türk e-ticaret girişimlerinin çoğunun belli bir kategoride farklı ihtiyaçlara cevap verebilen ürün ve hizmetleri aynı anda sunduğunu, ayrıca bunlar hakkında iyi bilgilendirme yaptığını görüyoruz. En önemli 5 faktör listesinin sonunda ise sadece kampanya indirimleriyle sınırlı kalmayan ödeme seçeneklerinin yeterliliği yer alıyor. Çünkü hala online işlemlerde kredi kartını kullanmak ya da hemen havale çekmek istemeyen, teslimatı alırken ödemek isteyen büyük bir kitle mevcut.</p>
<p>Bu liste size gizli bir iksir formülü sunmuyor gibi görünebilir ama geride bıraktığımız 12 ayda Türkiye’nin en popüler e-perakendecilerinden ikisinin kepenk indirmesinin başlıca nedenleri arasında finansal zorluklardan da öte müşteri sadakati yaratamama olduğu gerçeğini daha fazla gizleyemeyiz!</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fturkiye%25e2%2580%2599de-e-ticaret-nereden-nereye%25e2%2580%25a6-online-ticaret-hacmi-tahmini-beklentiler-ve-basari-faktorleri%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/turkiye%e2%80%99de-e-ticaret-nereden-nereye%e2%80%a6-online-ticaret-hacmi-tahmini-beklentiler-ve-basari-faktorleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Berlin Duvarı&#8217;nın, Doğu Bloku&#8217;nun Yıkılışının 20. Yılı: Buna Değdi mi? İktisadi Olarak Hayır, İnsani Olarak Evet!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-blokunun-berlin-duvarinin-yikilisinin-yirminci-yili-buna-degdi-mi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-blokunun-berlin-duvarinin-yikilisinin-yirminci-yili-buna-degdi-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 16:15:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=822</guid>
		<description><![CDATA[Komünist Blok'un dağılışının 20. yıldönümünde geriye baktığımızda çok farklı sonuçlar çıkıyor. Kapitalist serbest pazar ekonomisinin beklentinin aksine tüm ülkelere refah getirmediğini, ama faşizme varan baskının ortadan kalkmasıyla insanların hayatlarından daha mutlu olduğunu görüyoruz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Berlin Duvarı’nın, demir perdenin yıkılışının ve Komünist ya da Doğu Bloku’nun parçalanmasının 20. yıldönümündeyiz. Doğu Bloku’nun parçalanmaya başlama süreci daha önceden de başlamış olsa, hatta Macaristan’ın Avusturya sınırını 89’un ilkbaharında açmasıyla geri dönülmez süreç başlasa da, tarihi bir sembol olarak Berlin Duvarı’nın kitlelerce aşıldığı 9 Kasım 1989 önemini koruyor ve koruyacak.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Ay’a ayak basışın 40. yıldönümü de olan 2009’da geriye dönüp son on yıllarda insanlığın ne kadar ilerlediğini bol bol tartışır olduk. Özellikle bugünlerde komünist devlet yönetim modelinin yıkılmasının ardından kapitalizmle kucaklaşan Doğu Bloku ülkelerinin hali merak edilir oldu. Karşılaştırmalara başlamadan önce yazı sonunda detaylandıracağım bir tespiti paylaşmalıyım; Demir Perde ülkelerini sosyalist blok olarak tanımlamak yanlış ve sosyalizm karşıtı bir değerlendirme olur. Faşizme varan baskılar hissettiren, tek elden kontrolün her kararda etkili olduğu Komünizm’in bir türevinin etkisi altında olan söz konusu ülkelerde demokrasi yoktu, ama ekonomik açıdan ülkeden ülkeye değişen modeller söz konusu idi. Bu nedenle duvarın yıkılışının daha çok demokrasiye geçiş olarak nitelendirilmesine ben de katılıyorum.</p>
<div align="center"><img title="Duvarın üstünde Brejnev ve Honecker'ın samimiyeti gösteren eski bir hatıra" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/berlin-duvar-brejnev-honecker.jpg" alt="Duvarın üstünde Brejnev ve Honecker'ın samimiyeti gösteren eski bir hatıra" /></p>
<p><strong>Halkın Değişime Desteği Düşüyor, ama Daha Mutlular</strong><br />
Eski komünist ülkelerde yapılan anketler çarpıcı sonuçlar sunuyor. <a href="http://pewresearch.org/pubs/1396/european-opinion-two-decades-after-berlin-wall-fall-communism" target="_blank">Pew Research Center’ın Pazartesi günü yayınladığı detaylı sonuçlar</a>a göre 1991’den bugüne Doğu Bloku halkları değişime inancını büyük ölçüde kaybetmiş. (<a href="http://pewglobal.org/docs/?DocID=25" target="_blank">Yanıtların görsel sunumu da şurada</a>)</p>
<p>“Çok partili sisteme geçişi onaylıyorum” diyenler Doğu Almanya’da yüzde 91’den 85’e, Macaristan’da 74’ten 56’ya, Litvanya’da 75’ten 55’e, Rusya’da 61’den 53’e, Bulgaristan’da 76’dan 52’ye, Ukrayna’da 72’den 30’a düşerken Çek Cumhuriyeti’nde 80’de kalmaya devam etmiş, Slovakya ve Polanya’da 1 ve 4 puan artarak 70 ve 71’e ulaşmış.</p>
<p>Lafın kısası “demokrasiye geçişi onaylıyorum” diyenler bu ülkelerde 1991’de en az %61 (Rusya) iken bugün 5 ülkede %56 ve altında rakamlar görüyoruz!</p>
<p>“Kapitalist pazar ekonomisine geçişi onaylıyorum” diyenler ise tüm ülkelerde düşmüş. Doğu Almanya, Çek Cumhuriyeti, Polanya ve Slovakya gibi Orta Avrupa ülkeleri Demir Perde’den kurtulmanın olumlu hissiyatı ve ekonomik faydasını en çok görenler olarak hala %66 ve üstünde olumlu görüş göstermişler. Bulgaristan’da 73’ten 53’e, Litvanya’da 76’dan 50’ye, Rusya’da 54’ten 50’ye, Macaristan’da 80’den 46’ya, Ukrayna’da 52’den 36’ya çok ciddi gerilemeler söz konusu.</p>
<p>Bir diğer soru ise “İnsanların ekonomik durumu komünizm dönemindekine göre nasıl” şeklinde imiş, yanıtlar alttaki grafikte görebileceğiniz gibi Polanya ve Çek Cumhuriyeti hariç oldukça olumsuz.</p>
<div align="center"><img title="Eski demir perde ülkelerinde insanlar iktisadi olarak komünist rejim altında daha iyi olduklarını düşünüyorlar" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/berlinduvari/komunizme-gore-bugun-ekonomik-durum.png" alt="" /></div>
<p>Öte yandan “Hayattan memnuniyeti bir merdivene benzetirsek ve merdivenin 10. basamağını mutlak mutluluk olarak tanımlarsak kaçıncı basamaktasınız” sorusuna 7 ve üstünde cevap verenler ise 1991’dekinden çok daha yüksek çıkmış. Bulgaristan’da bile %8’den %15’e önemli bir yükseliş söz konusu.</p>
<div align="center"><img title="Öte yandan aynı ülkelerde herkes 1991'e göre bugün hayatından daha memnun" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/berlinduvari/hayattan-memnuniyet.gif" alt="" /></div>
<p><strong>İktisadi Refah ise 1989’dan Daha Kötü, Ölüm Oranları Çok Yüksek</strong><br />
Pew’in araştırmasında daha pek çok soru var, ama ilk bakışta dikkat çekici olanlar bunlar. Öte yandan haftalık Economist dergisinin 2008 sonunda hazırladığı “2009’da Dünya” sayısında da konuyla ilgili önemli bir yazı bulunuyordu. Serbest pazar ekonomisinin önemli yayınlarından Economist’in tespitleri de bana vurucu gelmişti. Henüz global resesyon derinleşmeden önce yapılan karşılaştırmada ekonomik durumun göreceli olarak daha kötüye gittiği görülüyordu.</p>
<p>Alttaki grafikte satın alma gücü paritesine göre ülkelerin milli hasılaları gruplanmış. Satın alma gücü paritesi döviz kurlarındaki dalgalanmaları analizin dışına çıkararak gerçekçi bir karşılaştırma yapma imkanı sağlar ve her ciddi çalışmada kullanılması gereken rakamdır. Avrupa Birliği’nin ilk 15 üyesi, yani EU15’in kişi başı geliri satın alma gücüne göre “100” olarak alınmış. 1989’da Baltık Ülkeleri 49,7 endeks değeri ile AB15’e en yakın kişi başına gelire sahipmiş, yani neredeyse yarı yarıya seviyesindelermiş. Orta Avrupa 48,7, Bağımsız Devletler Topluluğu ülkeleri 42,2, Balkan Ülkeleri 37,6 ve tüm bu geçiş ülkeleri (grafikte Transition Economies) ortalamada 43,6 değerindelermiş. 1999’da, yani duvarın yıkılışının 10. yılında tüm ülkeler Avrupa Birliği’nin ilk 15 üyesine göre ciddi kayıplara uğramış, göreceli olarak oldukça fakirleşmiş.</p>
<div align="center"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/resim/berlinduvari/dogu-blogu-kisi-basi-gelirde-degisim.jpg"><img title="Tıklayarak Büyütebilirsiniz - Kişi başına düşen gelir Avrupa Birliği'nin ilk 15 üyesiyle karşılaştırıldığında bugün 20 sene öncesine göre daha kötü" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/berlinduvari/dogu-blogu-kisi-basi-gelirde-degisim.jpg" alt="" width="750" height="229" /></a></div>
<p>2009 tahmini değerleri ise, tahminimce krizin bu kadar kalıcı olacağını öngörmemiş bile olsa yine de durumun hala düzelmediğini gösteriyor. Pew araştırması satır aralarında belirttiğim gibi Orta Avrupa ve Baltık ülkeleri dışında toplamda geçiş ülkeleri, eski Komünist Blok 39,6 değeriyle AB’ye göre göreceli olarak kişi başına düşen gelirde %10’luk bir kayba daha uğramış.</p>
<p>Ve bu analiz 1989 seviyesinin yakalanması için her yıl %4-5 seviyelerinde büyüyerek yaklaşık bir on yılın daha gerektiği yönünde yorumlanıyor Economist yazarı tarafından. Tabii ki tek elden kontrollü bir iktisadi düzendeki refahı tamamen serbest pazarın insafına bırakılmış sonsuz tercihler altındaki refahla karşılaştırmak zor, insanlar bugün istedikleri, ya da en azından istediklerini sandıkları şeyleri daha kolay edinebiliyorlar. Ama elektrik tüketimi gibi göstergeler de yine grafiktekine paralel sonuçlar gösteriyor!</p>
<p>Öte yandan Komünizm’in çöküşünün ardından yaşananların tarihteki en barışçı, en az kanlı büyük devrimlerden biri olduğu söylenir. Ama 1989 sonrası Balkanlar’da iç savaşlarda yine de on binlerce can kaybı yaşandı. Ama savaşlar dışında Doğu Bloku’nda ölümler de çok arttı. Son 20 yılda dünyada nüfus kaybına uğrayan tek bölge Doğu Avrupa, rakam ise 7 milyon! Bu rakam had safhada stresin sonucu olarak yorumlanıyor. Pew araştırmasındaki sonuçlarda dikkat çekici olan gençlerle yaşlıların cevapları arasında oluşan uçurum. Bunu değişime direnmek ve nostalji peşinde olmak şeklinde yorumlamaya kaçmak doğru değil, çünkü kapitalist sisteme geçişle beraber pek çok Komünist ülkede daha önce çok düşük seyreden “işsizlik” azdı, 40, 50, 60 yaşlarındaki insanlar hayatlarında ilk defa sürekli gelirden mahrum kalıp iş kuyruklarına girdiler, şanslı olanları bile çok azalan emekli aylıklarıyla geçinmeye çalıştılar.</p>
<p>Sonuçta Sovyetler Birliği’nin etkisi ve kontrolünün hissedildiği, bazılarının Sosyalist Blok demeyi tercih ettiği, Doğu Bloku’nda değişime değip değmediğini sorduğunuzda farklı yanıtlar alıyorsunuz. Sadece yaşlılar ve gençler arasında değil şehirdekiler ile kırsalda yaşayanlarda bile çok büyük farklar söz konusu. İktisadi olarak “buna değdi(!)” diyebilmek için bile henüz erken.</p>
<p>Öte yandan örneğin Çek Cumhuriyeti’nde dolaşırken halkın üstünde hala etkisini hissedebileceğiniz  Demir Yumruk, faşist komünist yönetimin tarihe karışması kuşkusuz insanlık tarihi ve bölge halkları açısından önemli bir kazanç, nitekim bu yüzden hayatından mutlu olanlar son 20 yılda artmış.</p>
<p>Diğer bloglarda bu konularda neler yazılmış diye göz atarken <a href="http://www.bigumigu.com" target="_blank">Bigumigu</a>’da denk geldiğim <a href="http://www.boston.com/bigpicture/2009/10/the_berlin_reunion.html" target="_blank">“Berlin buluşması” adlı birkaç günlük sanat performansının fotoğraflarına buradan</a> bakmanızı da öneririm. Bu fotoğrafların da hissettirdiği gibi Doğu ile Batı Almanya’nın bütünleşmesi bile fazlasıyla önemli bir insani gelişme oldu&#8230;</p>
<div><!--adsense#linkunit--></div>
</div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fdogu-blokunun-berlin-duvarinin-yikilisinin-yirminci-yili-buna-degdi-mi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-blokunun-berlin-duvarinin-yikilisinin-yirminci-yili-buna-degdi-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siyasi irade ve Rekabet Kurulu müdahele etmedikçe telekom devlerimiz tüm Türkiye&#8217;nin karlılığının üçte birini alıyor</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/siyasi-irade-ve-rekabet-kurulu-mudahele-etmedikce-telekom-devlerimiz-tum-turkiyenin-karliliginin-ucte-birini-aliyor/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/siyasi-irade-ve-rekabet-kurulu-mudahele-etmedikce-telekom-devlerimiz-tum-turkiyenin-karliliginin-ucte-birini-aliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2009 17:14:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=639</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye'nin en büyük 500 şirketi listesinde ekonomik krizin tüm şirketleri 2008'de nasıl vurduğunu gördük. Ama Turkcell ve Türk Telekom'un 4 milyar dolar, geri kalan 498 şirketin ise sadece 8,9 milyar dolar kar elde etmesi üstünde durmamız gereken bir konu. Her konuşmamızda, her e-mail alışverişinde ülke refahı telekom tekellerine transfer oluyor!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fortune Türkiye dergisi 2008 yılı satışlarına göre Türkiye’nin, finans-bankacılık kurumları hariç, <a href="http://www.milliyet.com.tr/Ekonomi/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&#038;KategoriID=3&#038;ArticleID=1111777">en büyük 500 şirketi listesini yayınladı</a>. Satışların, ihracatın, karlılığın ne kadar düştüğünü haberlerde okuduk ama ortaya çıkan tabloda asıl tartışılması gereken Türkiye’nin büyük şirketlerinin net karlarının nasıl eridiği ve ne kadar az sektörde ne kadar az şirketin kar ettiği. Ve daha da önemlisi telekomünikasyon sektörünün ne kadar yüksek kar elde ettiği.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>500 büyük şirket 2008 yılında toplamda sadece 12,9 milyar ABD Doları kar etti, en çok kar eden şirket 2,31 milyar dolar ile Turkcell, ikinci ise 1,75 milyar dolar ile Türk Telekom oldu. Turkcell ile Türk Telekom’un toplam karı 4,06 milyar dolar oldu, listedeki diğer 498 şirket ise 8,8 milyar dolar kar edebildi. Yani tüm 500 şirketin net karının %32’si iki şirketin oldu.</p>
<p>30 milyar dolarlık satışlarıyla Türkiye’nin en büyük kurumu Tüpraş ve diğerleri çok daha az kar ederken iki telekomünikasyon şirketinin bu kadar dev, orantısız kar elde etmeleri her geçen gün Türk Ekonomisi’nde tüketicilerden ve kurumsal müşterilerden telekoma ciddi kaynak transferi olduğunu gösteriyor. Sadece tüketiciler değil kurumlar da ister sabit hatlardan, ister cep telefonu şebekelerinden konuşurken, İnternet’e bağlanırken, lafın kısası haberleşirken fahiş fiyatlar ödemeye devam ediyor.</p>
<p>Çünkü doğal tekel konumundaki Türk Telekom önce devlet sonra özel tekel konumunda, hala rekabet oluşmayan şehir içi telefon ve ADSL altyapısının kaymağını yiyiyor. Cepten iletişim pazarını ise hükümetler bir türlü rekabetçi hala sokamadı; Turkcell’in mevcut konumu oluşturan faktörler saymakla bitecek gibi değil: 2. lisans sahibi Telsim’de yaşananlar, Telsim’e el konulması, hem Aria hem de Aycell ile fazla lisans verilip pazara fazla oyuncu çekilmesi ama gereksiz yatırımlarla güçsüz oyuncuların rekabetin kalitesini bozması, daha da önemlisi Turkcell’in hakim durumunu kötüye kullandığına dair başvuraların değerlendirilmesinde yaşananlar, baz istasyonlarının paylaşılmasının önünün hala açılmaması&#8230;</p>
<p>Tüm bu yaşananlarda, daha önce sık sık yazdığım gibi Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (eski adıyla Telekomünikasyon Kurumu) ve Rekabet Kurumu’nun payı var, sorumlulukları devam ediyor ve hala yapılabilecekler var. Çünkü her geçen gün tüketicilerin ve tüm müşterilerin cebinden ciddi bir refah birikimi, telekomünikasyonda sabit hatların tekelini elde tutan azınlık payı devletin, çoğunluk payı Suudi Oger Grubu’nun olan <a href="http://www.turktelekom.com.tr">Türk Telekom</a>’a ve hissedar yapısı karmakarışık olan, İsveçli, Rus şirketler ile Çukurova’nın paylaşımındaki <a href="http://www.turkcell.com.tr">Turkcell</a>’e transfer oluyor.</p>
<p><strong>İngiltere GSM Pazarı ve Vodafone ile T-Mobile’ın İngiltere-Türkiye Takası</strong><br />
Yine bugünlerde İngiltere cep telefonu operatörleriyle ilgili haberleri de okuyoruz. İngiltere’de biri sanal şebeke operatörü olmak üzere başlıca 6 operatör var; O2, Vodafone, Orange ve T-Mobile ilk dört operatör. Bu ilk dördün abone pazar payı sırasıyla %25,8, %24,7, %20,9 ve %16,1. Abone gelirleri açısından pazar payları ise şöyle: O2 %27,2, Vodafone %25,3, Orange %21,9, T-Mobile %14,5. Türkiye’de, Turkcell’in web sitesinden paylaştığı 2008 verilerine göre %56 ile pazar Turkcell’in kontrolünde, Avea %19, Vodafone %25 pazar payına sahip.</p>
<p>İngiltere cep telefonu pazarı fazlasıyla rekabetçi, öyle ki operatörler fiyatlama konusunda ciddi sıkıntı yaşıyorlar. Yatırımlarının dönüşü konusunda beklentilerinin oldukça altında kalan Alman telekom devi Deutsche Telekom’un İngiltere’de T-Mobile’ı satması bekleniyor. O2’den sonra Vodafone’un da T-Mobile’ı satın alabileceği haberleri bu hafta Avrupa ekonomi medyasının ana gündem maddelerinden biriydi. Haftanın sonuna doğru ise Vodafone’un Almanya’dan gelecek bir takas teklifine sıcak bakabileceği spekülasyonları bizim medyamızda da yer buldu. Buna göre Alman Deutsche Telekom İngiltere’de sahibi olduğu T-Mobile’ı Vodafone İngiltere’ye devretmek karşılığında Vodafone Türkiye’yi kendi bünyesine katmak istiyormuş. Böyle bir olasılığa pek ihtimal vermediğimi söylemeliyim. Vodafone kendi ülkesinde büyümeye ve karını arttırmaya çok önem veriyor olsa da büyümenin karlı şekilde devam ettiği Türkiye pazarından çıkmak istemeyecektir.</p>
<p><strong>Türk Telekomünikasyon Pazarında Yüksek Karlılık</strong><br />
İngiltere GSM piyasasında “EBITDA” yani Faiz, Vergi ve Amortisman Öncesi Kâr (FAVÖK) miktarının şirket satışlarına oranı 2008 yılında yaklaşık olarak %20-25 seviyelerinde idi. <a title="Türk Telekom'un web sitesinden ilk çeyrek faaliyet raporu (PDF formatında)" href="http://www.turktelekom.com.tr/telekom/eng/pdf/financial_operational/2009/TTKOM-2009-Q1-Press-Release.pdf">Türk Telekom’un FAVÖK oranı krizin kendini hissettirdiği 2009’un ilk üç ayında bile tam %43</a> olarak gerçekleşti. <a title="Research and Markets'ın Türk GSM piyasası rapor özeti" href="http://www.reuters.com/article/pressRelease/idUS174559+19-Aug-2008+BW20080819">Turkcell’in 2010 yılında dahi %40’ın üstünde EBITDA marjını koruması bekleniyor</a>. Bir yanda İngiltere pazarında kıyasıya rekabet sonucu %20’lerde seyreden kar marjları, Türkiye’de ise iki devin %40’ların altına inmeyen karlılıkları ve sonuçta büyük karları.</p>
<p>İngiltere’deki GSM operatörlerinin karlılıkta bu kadar yüksek seviyelere ulaşamamaları onların GSM işini doğru düzgün bilmemesi, yönetememesinden değil sıkı rekabetin sağladığı fiyatlar ve tabii bu avantajları kullanabilen bilinçli tüketiciler.</p>
<p>Tartışmaya açık iktisat teorileri ve politikaları çoktur ama piyasada hakim konumda olan oyuncuların “tekelleşmesi” tartışmaya açık bir iktisadi gerçeklik olamaz. Eğer Türk ekonomisi dünyanın en güçlü, entelektüel üretim kapasitesini sonuna kadar kullanarak son derece yüksek katma değerli ürünler üreten başlıca ekonomilerinden biri olsaydı %40 seviyelerindeki FAVÖK oranlarına başka sektörlerde de bol bol rastlardık. Talebi kriz döneminde bile azalmayan ürünleri üreten, belli hammadde ve diğer girdilere ayrıcalıklı erişim hakkı olan şirketler bile bugün Türkiye’de böyle yüksek karlar elde edemiyorlar.</p>
<p>Türkiye bilgi toplumu olmak istiyorsa, Türkiye refahı olabildiğine eşit dağıtan bir ekonomi olmak istiyorsa buna uygun ekonomi politikaları uygulamak zorunda. Başta telekomünikasyonda olmak üzere, tekel ve “tekel gibi” oyuncuların gücünü korumaya devam ettiği her gün ülkede refahın haksız ve adaletsiz tranferi devam edeceği gibi iletişim alanında zorlanan, yeni hizmet ve teknolojilere geç (örneğin geciken 3. Nesil şebekeler, yavaş İnternet altyapısı) ve pahalı erişebilen toplum bilgi toplumuna dönüşmekte zorlanacaktır. Sorumluluk hem ilgili bürokratik kurumlarda hem de siyasi iradededir&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fsiyasi-irade-ve-rekabet-kurulu-mudahele-etmedikce-telekom-devlerimiz-tum-turkiyenin-karliliginin-ucte-birini-aliyor%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/siyasi-irade-ve-rekabet-kurulu-mudahele-etmedikce-telekom-devlerimiz-tum-turkiyenin-karliliginin-ucte-birini-aliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resesyon yeni bir modelin kilidini açıyor mu? Daha az sabit maaşla işyerinize ortak olup kar ve zararı paylaşmaya var mısınız</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/resesyon-yeni-bir-modelin-kilidini-aciyor-mu-daha-az-sabit-maasla-isyerinize-ortak-olup-kara-ve-zarara-ortak-olmaya-var-misiniz/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/resesyon-yeni-bir-modelin-kilidini-aciyor-mu-daha-az-sabit-maasla-isyerinize-ortak-olup-kara-ve-zarara-ortak-olmaya-var-misiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 May 2009 17:50:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=608</guid>
		<description><![CDATA[Kriz daralmaya dönüşünce kapitalizm, komünizm, devletçilik gibi mülkiyeti girişimci birey ile devlet arasında ileri geri çekiştiren kısır sohbetlere daldık. Halbuki satışları çakılan, iflasa doğru giden şirketler çalışanlarıyla yeni modeller denemeye başladılar. Avrupa'da işçiler zor günde işlerini korumak, iyi günde kara ortak olmak için şirkete ortak olmayı talep etmeye başladılar bile.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Küresel ekonomik daralma işsizliği insanlığın büyük sıkıntılar yaşadığı dönemlerdeki seviyelere yakınlaştırmaya başladıkça iktisat modeli tartışmaları kuvvetleniyor. Fakat kapitalizm, komünizm, devletçilik, vs. derken mülkiyeti müteşebbis insanlar ile devlet arasında ileri geri çekiştirip duruyoruz.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Fakat bu kısır tartışmayı aşmaya yönelik sohbetler de yaygınlaşmaya başladı. Paydaşların (İng. &#8220;stakeholder” karşılığı olarak kullanıyorum) yani çalışan, müşteri, değer zincirindeki diğer kurumlar, doğal kaynaklar, kamu kurumları, müşterimiz olmayan ama içinde faaliyet gösterilen toplumların da mülkiyetin yönetimi ve kazancına maddi, manevi ortak ve söz hakkı sahibi olması belki de gelecekte yeni bir iktisadi düzenin temel dayanak noktası olacak.</p>
<p><strong>Robot Gibi Üretim Bandı Başında Durup Mesai Bitimini Beklemek Doğamızda Var mı?</strong></p>
<p>Doğayla beraber yaşayarak evrim geçiren insanoğlu vahşi hayvanlar, doğal afetlerin yanında besin bulamama riskiyle de karşı karşıya kalarak bugünlere geldi. Avlanmaya çıktığında eli boş dönebilir, tarlasına ektikleri selle yok olabilirdi. Bu risklerle yaşamaya alışan insan, önce feodal düzende toprak ağasının köle çiftçisi, sonra endüstri devriminde fabrikanın köle işçisine indirgenip pazarlık kuvvetinin yettiği ücretle yetinmeye başladığından beri, “risksiz ücret akışının” rahatlığına, konforuna alıştı. Doğasına aykırı denebilecek bu düzende mavi yakalısı, beyaz yakalısı “maaşım, ücretim az da olsa her ay yatırılsın, şirket zengin de olsa zorlansa da bana ne” ruh haline kapıldı.</p>
<p>Fakat bugün ekonomik krizin, durgunluğa, neredeyse depresyona varacak kadar kuvvetli olması eski kriz dönemlerindeki yaklaşımların bugün çalışmayacağını gösteriyor. “Maaşımdan ve zammımdan vazgeçmem” yaklaşımı büyük şirketlerin bir anda binlerce insanı kapı önüne koymasına neden oluyor, bahane ya da değil&#8230;</p>
<p>Cuma sabahı Sabancı Holding paylaşım toplantılarından birinde INSEAD öğretim üyesi Prof. Enver Yücesan’ın soruları da bu tartışmanın iyice yaygınlaşacağını gösterir gibiydi. “Bir şirket için hissedarlara değer yaratmak, çalışan, müşteri gibi iş ‘partnerlerine’ değer yaratmaktan daha öncelikli midir” sorusuna, tepe yöneticisinden uzman seviyesine her kademeden yaklaşık 150 kişilik çalışanın büyük çoğunluğu “hayır” yönünde yanıt verdi. Aynı soruyu bugün dünyanın pek çok yerinde, pek çok ayrı şirkette sorsak yine benzer oranda “hayır” yanıtı alacağımızı, hele bir de şirket ortamı dışında sokaktaki vatandaşa sorsak daha da yoğun olumsuz dönüş olacağına eminim.</p>
<p><strong>Yoksa Konformizm Bu Kadar mı Ağır Basıyor</strong></p>
<p>Fakat Prof. Yücesan’ın aksi yöndeki yanıtı tabii ki salonda biraz şaşkınlık yarattı. Sonsuz serbesti, “bırakınız yapsınlar”, “serbest ticaret”, “bireysel mülkiyet ve girişimin yüceltilmesi” temaları etrafında gördüğüm içinde yaşadığımız sistemin, toplumlar arası ve içinde eşitsizlikler bu kadar yüksekken insanlık için en verimli sonuçları üretebilecek düzen olabileceğine ihtimal vermeyen biriyim. Öte yandan realist yaklaşıp, bir örneklemini Sabancı Center’da gördüğüm kapitalizmin mevcut işleyişi ve finansal piyasalardaki dalgalı hisse işlemlerinin ardındakilerin tüm önceliklere sahip olmasını gönül rahatlığıyla kabullenemeyen dünya üzerindeki büyük kitlenin de yeni bir ekonomik düzen kurulması için bir girişimde bulunmadığını tespit etmeliyiz. Bu durumda, pek çoğumuzun mevcut düzeni ve içinde “konformizmi” tercih ettiğini, girişimci olup risk almaktansa daha büyük bir organizasyonun maaşlı üyesi olmayı kabul ettiğini söyleyebiliriz.</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center"><img alt="Tüm paydaşların iktisadi teşebbüste söz hakkı olması için çalışan ortaklığı ilk adım olabilir" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/paydas-ekonomi-isci-calisan-ortakligi-l.jpg" title="Tüm paydaşların iktisadi teşebbüste söz hakkı olması için çalışan ortaklığı ilk adım olabilir"/></div>
</div>
<p>Kabaca Türkiye’de bir yıl tarımda nispeten iyi, diğerinde nispeten kötü bir ekin kaldırıldığını söyleyebiliriz. Ama ne kadar iyi ya da ne kadar kötü olacağını tam kestiremeyiz. Gelir beklentisindeki belirsizlik sadece tarımda değil pek çok alanda mevcut. Fakat yürürlükteki ekonomik doktrinin “maaş ve tüm giderler sonrası kar, riskin ödülü olarak tümüyle girişimcinin hakkıdır” iddiasını kalbimiz onaylamak istemese de beynimizle “risk almayalım, kar da zarar da girişimciye kalsın” yaklaşımında olduğumuzu kabul etmek gerekir. Ama kayıplar bugünkü seviyelere çıktığında, fiyatları düşürmesine rağmen satışlar hacim olarak yarı yarıya indiğinde maaş ödemeye bile zorlanan şirketinlerin tümünü işçi çıkartmak için fırsatçı davranmakla suçlamak doğru olamaz.</p>
<p><strong>Avrupa&#8217;da Çalışanlarını Ortak Edenler Artıyor</strong></p>
<p>Nitekim bu düşünceyi kabullenenlerin sayısı artıyor. Belki de kabaca bir yüzyılla sınırlı modern ekonomi tecrübemizle aklımızın alabildiği en ideal, ütopik ekonomi düzeni olabilecek “paydaş” tabanlı ekonomiye yaklaşan anlaşmaların haberleri gelmeye başladı. Amerikan otomotiv devi Chrysler’ın iflas başvurusu sonrası ortaya çıkan yapıda işçiler önemli bir pay aldıktan sonra dün de General Motors’un Avrupa iştiraki Opel yeniden yapılanırken işçiler şirketten %10’luk bir pay aldı. Maaşları korumak bir yana, en olumsuz etkilenen sektörlerde “%5 mi %10 mu maaş indirimi” pazarlığı yapılan <a href="http://www.ft.com/cms/s/0/032623ec-4ad3-11de-87c2-00144feabdc0.html" target="_blank" title="Financial Times'dan bu konuyla ilgili bir yorum yazısı">pek çok Avrupa ülkesinde sendikalar işlerini korumak için bugün feragat ettiklerinin karşılığında şirketin iyi günlerine inanarak geleceğe yatırıp yapıp şirket ortaklığını kabul etmeye başlıyorlar</a>. Son dönemde popüler örneklerini Almanya’da görsek de bu ülkede büyük şirketlerin hisselerinin sadece %1,7’si çalışanların elinde, Fransa’da ise rakam %4,5’lara dayanmış, Avrupa ortalaması ise %2,6.</p>
<p>Bu, tepe yöneticilere indirimli hisse opsiyonu tanımakla tam olarak aynı şey değil. Şirketin sıkıntılı dönemlerine omuz vermeyi göze alan çalışanlar böylece “bizim piyasa süper, şirket paraya para demiyor, ama maaşımız enflasyon kadar bile artmadı” diye yakınmaktan kurtulabilir. İşçilerin şirkete ortaklığının olması ve artması, “uzun vadede şirketin iyiliği aslında sadece işçilerin umrunda&#8221; iddiasını da göz önüne alırsak son derece sağlıklı. Tabii ki şirket yönetiminde ne kadar söz sahibi olunacağı da bir tartışma konusu oluyor. Nitekim bazı şirketler sadece kar payı hakkı veren ortaklık modelleriyle yola devam ediyorlar.</p>
<p><strong>Var mısınız?</strong></p>
<p>Tabii ki işçilerden, çalışanlardan fedakarlık istemek, çalışma saati, maaş ve zamları kesmek, bunun karşılığında hisse vermek şirketleri bugünkü krizden kurtarmaya yetmeyecek. Fakat 2008 resesyonu sonrası ekonomik model tartışmaları sürerken “paydaş” tabanlı bir düzenin ilk adımı olabilecek işçi ortaklığı örneklerinin yaşanması ümit verici. Bilmiyorum siz ne dersiniz, sabit kısmı çok az, değişken kısmı çok olan bir maaşla şirketinize küçük bir ortak olmak ister miydiniz?</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fresesyon-yeni-bir-modelin-kilidini-aciyor-mu-daha-az-sabit-maasla-isyerinize-ortak-olup-kara-ve-zarara-ortak-olmaya-var-misiniz%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/resesyon-yeni-bir-modelin-kilidini-aciyor-mu-daha-az-sabit-maasla-isyerinize-ortak-olup-kara-ve-zarara-ortak-olmaya-var-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğu ile Batı&#8217;nın Köprüsü, Milyarderlerin Şehri, İmparatorlukların Başkenti&#8230; İstanbullu&#8217;nun Gurbeti Dünya&#8217;nın Gözdesi Olurken</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-ile-batinin-koprusu-milyarderlerin-sehri-imparatorluklarin-baskenti-istanbullunun-gurbeti-dunyanin-gozdesi-olurken/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-ile-batinin-koprusu-milyarderlerin-sehri-imparatorluklarin-baskenti-istanbullunun-gurbeti-dunyanin-gozdesi-olurken/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 May 2009 19:04:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı ve mekanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=600</guid>
		<description><![CDATA[“İki kıtayı birleştiren köprü,” “Doğu ile Batı’nın buluştuğu nokta." Artık İstanbul'un bundan daha fazlası olduğunu yabancılar da dile getirmeye başladı. Anadolu toprakları üzerindeki etkisi yüzyıllardır pek de değişmeyen ama kendisi değişen bu şehri sahiplenmenin vakti geçiyor bile. Şimdilik sadece 13 dolar milyarderi varken, şehrin tadını çıkarmak herkes için daha kolayken...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“İki kıtayı birleştiren köprü,” “Doğu ile Batı’nın buluştuğu nokta.”</p>
<p>Duyar duymaz İstanbul diyesimiz geliyor, ama artık sadece bizim değil, yabancıların da. Anadolu ve Boğazlar coğrafi konumlarıyla yüzyıllardır ticaretin, farklı kültürlerin, göçlerin, dönüşsüz gidişlerin, gidişi olmayan dönüşlerin toprağı olarak gerçekten de Doğu ile Batı’nın benzersiz birlikteliğinin ev sahibi. Fakat İstanbul sadece bu değil. İlgimi çeken, oturup yazmama neden olan şu ki, “sadece Doğu ile Batı arasındaki köprü değil” itirazı da artık sadece Türkler’den gelmiyor. <a target="_blank" href="http://www.ft.com">Financial Times</a>’ın (FT) geçen haftasonu “How to Spend” ilavesine göz atarken iki sayfalık İstanbul yazısının manşetinin altında işte aynen bu eleştiri yer alıyordu.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Moskova’yla birlikte Avrupa’nın en kalabalık şehri, 2010 yılı Avrupa kültür başkentlerinden biri, ama Atatürk Kültür Merkezi yıkıldıktan sonra Süreyya Operası ile yetinmeye çalışan, aslında Opera Evi olmayan bir kültür başkenti. Trafik sorununu çözemeyen, kriz nedeni ile sokaklarda uyuyan arabaların yolları tıkamaya başladığını görmektense tercihli yol icadı ile avunan bir şehir. Eksikleri o kadar çok ki&#8230;<br />
Ama artıları o kadar fazla ki, yerel ve merkezi yöneticileri, bizzat kendi halkı, arada bir yoklayan fay hattına rağmen tekrar dünya ölçeğinde önem kazanıyor. Kendi müziği, kendi kokusu, mutfağı, dört mevsimi ve tabii sunduğu görüntüsü öylesine farklı ki. Müziği, kokusu, sokaklardaki görüntüleri halkının yansıttığı kuvvetli enerjiden geliyor.</p>
<p>Bu enerji çok hızlı değişimi de getiriyor. Değişim belirsizliği mümkün kılıyor. Belirsizliği ise biz Türkler o kadar da sevmiyoruz, ama belirsizliği yaratmadaki sorumluluğumuzun farkına da varamıyoruz.<br />
İstikrarsız ekonomi ile <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_GDP_(nominal)_per_capita">kişi başına düşen gelirde 50-60. sıralarda</a> olsak da, yüksek doğurganlık oranı, büyük nüfus, geniş coğrafya ile Türkiye toplam ekonomik büyüklükte <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_GDP_(nominal)">dünya 17.si</a>. Hızlı değişen ekonomik yapı bu büyük ekonomide hızlı zenginlikler de getiriyor. Dünyanın en büyük 100 şirketi listelesinde Türk şirketi yok, <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_billionaires">en varlıklı 100 insan</a> listesinde de Türk insanı yok. Ama varlığı bir milyar doları aşan Türkler hiç de az değil. Düşündürücü olan ise tümünün adresinin İstanbul olması. Büyük coğrafyasının bir kısmı sanayide, bir kısmı turizmde, bir kısmı tarımda ilerleyen ülkede refahın sahibi ise tartışmasız İstanbul’da.</p>
<p>FT’deki yazıda resesyon başlamadan önceki 2008 rakamlarına göre İstanbul’da tam 34 dolar milyarderi yaşadığı, bunun da Moskova, New York ve Londra’dan sonra en kalabalık milyarder nüfusu olduğundan dem vurularak şehrin lüksle anılan bölgelerinden bahsediliyor. Resesyonla Moskova ve İstanbul geriledi, 2009 listesinde 13 milyarder ile İstanbul, <a target="_blank" href="http://www.forbes.com/2009/03/10/worlds-richest-cities-billionaires-2009-billionaires-cities_slide_7.html?thisSpeed=15000">Dünya’nın 7. milyarderler şehri</a>. Önündeki şehirlerden üçü ABD’den. </p>
<p>İşte “alaturka” durumlara bir örnek daha&#8230; Bilmiyorum belki de iki paragraf öncesine dönüp değişimle ilgili yazdıklarımı silmek mi gerekiyor? Geniş varoşlarıyla milyarderlerin şehri, yönettiği iktisadi güç ile şehir-devlet gibi; uzun süredir olduğu gibi.</p>
<p>Dünya’nın Doğu’sunun ve Anadolu’nun kalkınma serüvenine kadar gitmeyelim, İstanbul’da kalalım. Hala yeni de olsa Kanyon alışveriş merkezini bile zenginler için demode olur, çoktandır hareketsiz kalan otelcilik yeni açılımlarla dönerken, bohemlik çoktandır kapalı kaldığı sandıktan çıkarılır, Asmalı Mescit yepyeni bir kitlenin nefes borusu olurken lokal değişikliklerin bile şehre neler kattığını görmemek mümkün değil.</p>
<p>Geçen hafta gittiğimde yine “ben Bilgi’de okumak için niye bu kadar erkenci davrandım” dedirten <a title="Santralİstanbul'la ilgili ilk izlenimlerimi anlattığım yazım" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/santralistanbul-artik-sanat-ve-bilgi-uretecek/">Santralİstanbul</a>, “How to Spend”de Rachel Howard’a göre Tate Modern’e kafa tutarken, İstanbul Modern, modern sanatı Boğaz manzarasıyla sersemletirken bu topraklarda modernizmin gelişim macerası serüvenini izlemek başlıbaşına bir olay.</p>
<p>Modernleşmeye karşı direnen, katliam yapmayı gelenek kılıfına sığdırabileceğine inananlar, hoşgörüyü unutanlar da bu toprakların insanları, işte bu hafta dünyayı, dünyamızı, feleğimizi şaşırttılar.</p>
<p>Nelere sahip olduğumuzu anlamanın vakti artık geçiyor. İstanbul’a sahibiz, İstanbul’u anlatmak kolay değil çünkü İstanbullu’yu, Türk’ü anlamak kolay değil. Vapurda tarihi yarımada gözümüzü alırken bana “Memleket nere abi” diye soran, İstanbul’u sahiplenmeyen, kabullenmeyen birey kendini oralı hissettiğini sandığı şehri de sahiplenmediğini, kabullenemediğini, o yüzden İstanbullar’a geldiğini düşünmüyor ya da düşünmek istemiyor.</p>
<p>Bağlılık hissedemediği bu dünya incisinin, özel hayatında ne sıkıntılar yaşıyor olsa da, tadını çıkarmayı denemiyor. Hem de şehri değiştirenlerden biri olmasına rağmen. İstanbul’suz kalmayı göze alma lüksümüz var mı?</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fdogu-ile-batinin-koprusu-milyarderlerin-sehri-imparatorluklarin-baskenti-istanbullunun-gurbeti-dunyanin-gozdesi-olurken%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-ile-batinin-koprusu-milyarderlerin-sehri-imparatorluklarin-baskenti-istanbullunun-gurbeti-dunyanin-gozdesi-olurken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ekonomiyi Canlandırma Paketi Sayesinde Büyüyen İşsiz Ordusu Lüks Konut, Araç ve Notebook Alabilecek</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/ekonomiyi-canlandirma-paketi-sayesinde-buyuyen-issiz-ordusu-luks-konut-arac-ve-notebook-alabilecek/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/ekonomiyi-canlandirma-paketi-sayesinde-buyuyen-issiz-ordusu-luks-konut-arac-ve-notebook-alabilecek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2009 20:28:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=559</guid>
		<description><![CDATA[Resesyonun Türkiye’yi teğet geçmesinin hayalden ibaret olduğunu anladıktan sonra gecikmeli ekonomik paketler açmaya başladık. Fakat paketler imalatı, yerli ürüne talebi canlandırmaktansa sadece ticaretle yetiniyor, hatta ithal mallara talebi arttırıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ekonomik krizin Türkiye’yi teğet geçmesinin hayal olduğunu anladıktan sonra gecikmeli ekonomik paketler açmaya başladık. Fakat dev dalgaya set çekmek için çok geç, imalat sanayindeki üretim düşüşü 2001 krizinden de daha derin, 1994 kriziyle karşılaştırabilir derinlikte. İşsizlik daha önce hiç görmediğimiz seviyelere çıktı.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Genel ekonomik görünüm bu kadar kötüyken tam da seçim öncesi açıklanan ekonomik paketler ise işsizin, dar gelirlinin acısına tuz biber olacak nitelikte. Bir imalat sanayi şirketi çalışanı olarak yaşananların ciddiyeti karşısında bu paketlere şaşırıp kaldım.</p>
<p>Otomotiv gibi doğrudan ve dolaylı şekilde ülke ekonomisinde önemli yer tutan, dünyada da imalat sanayinin temel taşlarından biri olan bir sektörde ülkemizin ciddi tecrübe ve birikimi oluştu. Fakat ürettiğimiz araçlara dış talebin yere çakılmasıyla yüksek stoklar birikti. Maalesef birkaç aydır “otomotive destek gelecek” beklentisi yaratıldı, bu algılamaya bizzat hükümetimiz de katkıda bulununca otomotiv, ticari araç ihtiyacını güçlü şekilde hissedenler bile vergi indirimini beklemeye koyuldu ve geride bıraktığımız iki ayda satışlar geçen yılın yarı seviyelerinde dolaştı. Canlandırma paketiyle geçen hafta otomotivde indirim olunca bu bekletilen talep galerilere, ‘showroom’lara koştu, aşırı talep sonucu bazı noktalarda araç fiyatlarının hafif de olsa arttırıldığı göründü.</p>
<p>Daha da önemlisi olabilecek en iyi vergilendirme yapılmadı, Türkiye’de üretilen araçların tüketimini özendirecek daha güçlü adımlar atılabilirdi. Dünya böyle bir dönemdeyken, her ülke kendi şirketlerini kurtarmaya çalışırken bu güçlü adımı atacak güçlü bir tek parti hükümetimiz varken bu bir hayal kırıklığı yarattı. Zaten üç aydır nefes alamayan otomotivde işçiler, satışçılar geçici ve kalıcı(!) izinlere çıkarılmıştı bile. Halbuki bu indirim daha önce, daha düşük miktarda bile yapılsa bunlar yaşanmazdı.<br />
Gelişigüzel  vergi indirimi ile ithal araçlara talep patladı. Örneğin 1,6 litrelik bir BMW modelinden ülkede 75 adet stok varken daha indirimin ilk günü 40 adet sipariş alındığını gazetelerden okuduk!</p>
<p><strong>Bir Gelir Dağıtımı Aracı: Vergi</strong><br />
Vergiler, devlet harcamalarına kaynak olarak toplanır. Devlet harcamaları toplumda gelir dengesizliğini olabildiğine iyileştirecek yönde yapılır. Ülkenin ekonomik düzeni, iktisadi ideoloji tercihi ne olursa olsun, sosyal adaletsizliğe el atmak özel kesimin değil kamu yönetiminin görevidir. İstanbul’un şık bir mahallesinde geçen yıl 750 bin TL’ye alınan ev bir senede %10 değer kazanıp 825 bin TL değerine ulaşırken 555 Lira net asgari ücret alan biri söz konusu evin bir yılda kazandırdığı 75 bin liralık kazanca yemeden içmeden, bir kuruş harcamadan 12 senede kavuşabilir. İşte bu tip gelir dağılımı ve refah konularında önemli araçlardan biri vergidir.</p>
<p>Fakat maalesef doğrudan vergileri yani gelir vergilerini toplamakta başarısız olduğumuz gibi dolaysız vergileri de bu amaca uygun ayarlayamamaktayız. Geçen hafta otomotiv odaklı olan ekonomik pakete bu hafta da mobilya, ofis araç gereçleri, bilgisayarda vergi indirimi geldi. Bilgisayar satışlarında patlama beklentisini de medyada okumaya başladık. 150 metrekareden büyük konutlarda da %18 olan KDV’nin %8’e indiğini biliyoruz. Örneğin bugün bir gazetenin emlak ilavesinin ilk sayfasında 900 bin liralık bir villanın kampanya artı vergi indirimi ile 825 bin lira seviyelerine indiğini gördük.</p>
<p>Türkiye’de sadece monte edilen, özellikle dizüstü pazarında tamamen yabancı, ithal markaların egemenliğinde olan bir ortamda bilgisayarda vergiyi indirmek Türk üreticisine mi, yabancı çip ve bilgisayar donanımı üreticilerine mi yarayacak? Ya da son paketteki iş yeri satış vergilerinin düşmesi ekonomiyi canlandıracak mı?</p>
<p>İşsizlik rekor seviyede iken yastık altında biriktirilen paralar, Sanayi Bakanı’nın dediği gibi, çıkartılıp ithal araba almak için kullanılıyorsa krizi atlatmak bir yana yaz aylarında daha da yoğun yaşayabiliriz. Paketlerde otomotiv, konut, ofis malzemesi dışında şeyler de var, mobilya gibi. Ama bunlar ülkede üretimi canlandıracak şeyler değiller. Sanayiye güç katacak, enerji, çalışan maliyetini düşürecek önlemler yerine sadece tüketmeye, hem de ithal ya da yerli göz etmeden öylesine tüketmeye yönlendirmek yeterli olmaktan çok uzak.</p>
<p>Açılan ekonomik paketlerle toplumun üst gelir gruplarına mensup kesimlerinden alınan vergilerden feragat edilmiş olunuyor. Bu ekonomiye bir hareket getirse de etkisi çok dar kalıyor. Lüks bir villadan alınmayan 100 bin liralık vergi kaybına karşılık bir iş yerine verilecek 100 bin liralık desteği düşünelim&#8230; Her iktisadi canlandırma hamlesinde önemli olan birim miktar başına en büyük etkiyi yaratmaktır.</p>
<p>Bugün inşaat malzemeleriyle ilgili bir vergi indirimi, küçük konutların da satışını canlandıracak önlemler alınsa, istihdam deposu olan inşaat sektöründe de biraz kıpırdanma yaşanabilirdi. Ama şimdilik tüm paketler ticareti canlandırmak üzerine, üretimi değil…</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fekonomiyi-canlandirma-paketi-sayesinde-buyuyen-issiz-ordusu-luks-konut-arac-ve-notebook-alabilecek%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/ekonomiyi-canlandirma-paketi-sayesinde-buyuyen-issiz-ordusu-luks-konut-arac-ve-notebook-alabilecek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnternet’in Vergisi İne İne 2 Lira İndi, Ama Pırlantada KDV Yok! Hala En Pahalı İnternet Türk Malı İnternet</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/internet%e2%80%99in-vergisi-ine-ine-2-lira-indi-ama-pirlantada-kdv-yok-hala-en-pahali-internet-turk-mali-internet/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/internet%e2%80%99in-vergisi-ine-ine-2-lira-indi-ama-pirlantada-kdv-yok-hala-en-pahali-internet-turk-mali-internet/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2009 13:23:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=546</guid>
		<description><![CDATA[Depremin yaralarını sarmak için hayatımıza giren Özel İletişim Vergisi hala İnternet faturalarımızda duruyor. Bu ay ÖİV %15'den %5'e indi ama ÖİV+ %18'lik KDV ile İnternet için en fazla para ödeyen ülke olmayı sürdürüyoruz. Pırlantanın yakutun KDV'si yokken İnternet'in vergisini 2 Lira indirdik! İnternet'imiz pırlanta gibi olsa gam yemeyeğiz ama nerde...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1999 Depremi Türk ekonomisinin başta gelen coğrafyası İzmit’te tamiri zor hasarlar bırakınca hükümet yeni kaynak arayışına girmek ve de yeni vergiler çıkarmak zorunda kalmıştı. Özel İletişim Vergisi de bunlardan biriydi. 2003 ile birlikte deprem ve krizin etkileri sarılmaya başlandı ama yine de hükümetler ÖİV’den vazgeçmedi. “Farklı”, “çok özel(!)” iletişim hizmetlerini alanlar bunun için fazla para ödemeyi göze almalıydı! Pırlantada KDV sıfırlanırken cep telefonu ve İnternet lüks olarak kalmaya devam etti, hem KDV hem de özel vergiye tabii tutuldu…</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Ama İnternet’in verimlilik, katılımcılık, dengeli ve eşit büyüme gibi büyük kazançlar vaat ederek ülke kalkınmasını hızlandırdığı sonunda anlaşılmaya başlandı. 2006 yılında Yüksek Planlama Kurulu, Bilgi Toplumu Stratejisi Eylem Planı&#8217;nı onayladı. Bu planın 105&#8242;inci maddesinde KDV aynı kalsa bile İnternet çok özel, çok lüks bir iletişim yöntemi olmadığından ÖİV’nin iptal edilmesi yönünde tavsiye niteliğinde karar vardı. Ama iki buçuk yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen İnternet kullananlar İnternet fiyatının üstüne bir de %15 özel iletişim vergisi ödediler.</p>
<p>Sonunda bu ay özel iletişim vergisi %15 yerine %5’e indirildi, ama 2006’daki %0 oranına inilmedi. Bu da olumlu bir gelişme ama hiç de yeterli değil. <a title="En pahalı İnternet bizde, 4 Mbit Hız Neyimize başlıklı yazımı okumak için tıklayınız" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/en-pahali-adsl-hala-bizde-4-mbit-hiz-neyimize-4-mblik-hattimiz-var-mi/">OECD ülkeleri içinde en pahalı İnternet erişimi Türkiye’de</a>, belki tüm dünya ülkelerindeki fiyatları karşılaştıran bir çalışma yapılsa o çalışmada da Türkiye en sonlarda yer alacaktır. Bunun bir nedeni İnternet’i tek bir şirketin tekeline bırakmak, rekabet ortamı yaratmamak ise diğeri de İnternet erişim fiyatlarına %18 KDV ve %15 ÖİV eklenmesi, yani 100 Lira’lık bir İnternet hizmeti için tam 33 Lira vergi ödenmesidir.</p>
<p>ÖİV’de 10 puanlık düşüş ile toplam vergi yükü %23’e indi ama bu hala çok yüksek. Bugün en yaygın İnternet erişim yöntemi olan ADSL’de kullanıcıların yaklaşık %85’i en ucuz tarifeyi kullanıyor. Bu tarifeye göre kullanıcılar en düşük paket için 21.80 Liralık bir hizmet alıyor, buna 3 Lira 92 kuruş KDV, 3 Lira 27 kuruş ÖİV ödeyerek ayda 29 Lira’ya İnternet kullanabiliyordu. Yeni indirim ile ÖİV 3 Lira 27 kuruştan 1 Lira 9 kuruşa iniyor, yani kullanıcılar 2 Lira 18 kuruş tasarruf edecekler. Bu ise toplamda 26 Lira 81 kuruşluk İnternet demek. Sizce bu 2 Lira ile daha çok insan İnternet’e bağlanmayı tercih eder mi? Yıllık 348 Lira yerine 322 Lira ödenecek, bu kadarlık bir indirim İnternet’i yaygınlaştırmaya yeter mi… Maalesef…</p>
<p>Yeni indirimi İnternet servis sağlayıcılar tarifelerine yansıttılar ve en düşük paketler 29 Lira’dan 26,81 Lira’ya indi. Öte yandan <a title="Kablo İnternet ile ilgili eski yazımı buradan okuyabilirsiniz" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/kablo-internet-ucuzladi-adslye-daha-da-iyi-bir-alternatif/">her zaman ADSL&#8217;ye çok iyi bir alternatif olarak hatırlattığım Türksat Kablo İnternet</a> tarifelerinde de <a target="_blank" href="http://www.uydunet.net/">indirim yaptı</a> ve en basit ve ucuz paket olan aylık 10 Lira’lık paket fiyatı da 9,24’e indi. Halbuki KDV ve ÖİV tümden kaldırılsa ya da %1 gibi bir seviyeye indirilse 10 Lira’dan 7 buçuk liralara inebilirdik…</p>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td>İnternet Paketi</td>
<td>Çıplak ADSL Fiyatı</td>
<td>KDV (%18)</td>
<td>Eski ÖİV (%15)</td>
<td>ÖİV (%5)</td>
<td>Eski Toplam</td>
<td>Yeni Toplam</td>
</tr>
<tr>
<td>ADSL – En Ucuz Paket</td>
<td>21,80</td>
<td>3,92</td>
<td>3,27</td>
<td>1,09</td>
<td>29,00</td>
<td>26,81</td>
</tr>
<tr>
<td>Kablo İnternet (Türksat) – En Ucuz Paket</td>
<td>7,52</td>
<td>1,35</td>
<td>1,13</td>
<td>0,38</td>
<td>10,00</td>
<td>9,24</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>2007 sonlarında “İnternet’te vergiler sıfırlansın” şeklinde bir kampanya başlatmayı, sivil bir girişim oluşturup İnternet kullanıcıları ve medyanın desteğiyle konuyu gündeme taşımayı düşünmüştüm ama özel nedenlerle bu işe el atamadım. Ama Türkiye’de milyonlarca İnternet kullanıcısı var, bunların önemli bir bölümü de ev ya da işine İnternet bağlatamıyor, kafelerden İnternet’e giriyor.</p>
<p>Tabii bilinçli bir toplum oturduğu yerden olumlu şeyler olsun diye bekleyip dua etmek, ümit etmek ile yetinmez, insiyatif alır, taleplerini iletir. Bu durumda da İnternet kullanıcılarına görev düşüyor, ama İnternet kullanıcıları sayısız web sitesine erişim yasaklanırken, çoğu Türk İnternet kullanıcısının hayran olduğu <a title="Şimdi de EkşiSözlük'e erişim engelleniyor, peki sözlük tepki oluşturabilecek aidiyeti yarattı mı başlıklı yazım için tıklayınız" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/simdi-de-eksisozluke-erisim-engelleniyor-peki-sozluk-tepki-olusturabilecek-aidiyet-yaratti-mi-yoksa-sadece-oturup-elestiri-yazma-mekani-mi/">Ekşi Sözlük ve YouTube gibi siteler kapatılırken pek de iyi imtihan veremedi, tepkisiz kaldı</a>&#8230;</p>
<p>Bu toprakların insanları matbaa dünyada devrim yaratırken okuma yazma bilmiyordu. Dünya hızla sanayileşirken daha da geri kaldı. Artık çoktan istasyondan hareket etmiş olan İnternet treninin en azından son vagonuna atlamak istiyorsak İnternet’i şu ya da bu şekilde mutlaka kitlelerine erişimine mümkün kılmalı, bunu özel bir iletişim olarak görmekten vazgeçmeliyiz. İnternet artık hayatın olmazsa olmazı, nasıl temel gıda maddelerinde vergi indirimleri yapılıyorsa İnternet için de indirime gidilmeli. Yakut, elmas, pırlanta KDV’si %0 iken İnternet’in de KDV’si inmeli hatta %1 gibi sembolik seviyeler inmeli. İşte o zaman yıllık 348 Lira ADSL ödeyenler 260 küsür Liralar öder, işte o zaman bilgisayardan, cep telefonundan, İnternet kafeden İnternet’e girmek yaygınlaşır, o zaman insanımız bilgiye çabuk ulaşır, banka kuyruklarında saatler kaybetmez, verimli, etkin yaşar.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li><a title="En pahalı İnternet bizde, 4 Mbit Hız Neyimize başlıklı yazımı okumak için tıklayınız" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/en-pahali-adsl-hala-bizde-4-mbit-hiz-neyimize-4-mblik-hattimiz-var-mi/">En pahalı ADSL Hala Bizde; 4 Mbit Hız Neyimize, 4 Mb&#8217;lik Hattımız Var mı?</a></li>
</ul>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Finternet%25e2%2580%2599in-vergisi-ine-ine-2-lira-indi-ama-pirlantada-kdv-yok-hala-en-pahali-internet-turk-mali-internet%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/internet%e2%80%99in-vergisi-ine-ine-2-lira-indi-ama-pirlantada-kdv-yok-hala-en-pahali-internet-turk-mali-internet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deflasyon: Tüketmekten Yorulan Zengin Ülkelerin Korkulu Rüyası; Enflasyondan Bezen Bizlere ise &#8220;Uzaylı&#8221;</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/deflasyon-tuketmekten-yorulan-zengin-ulkelerin-korkulu-ruyasi-enflasyondan-bezen-bizlere-ise-uzayli/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/deflasyon-tuketmekten-yorulan-zengin-ulkelerin-korkulu-ruyasi-enflasyondan-bezen-bizlere-ise-uzayli/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2009 21:13:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=527</guid>
		<description><![CDATA[Global resesyon kuvvetlenirken kabus senaryoların yeni bir yıldızı var: Deflasyon, yani eksi enflasyon, yani fiyatların yıldan yıla düşmesi. Hani bize çok yabancı, yaşanası değil, bu dünyadan, düşünmekten bile uzak şeyler olur ya... Bizim için de deflasyon öyle bir şey! Nasıl bir dünya ama, tüketme isteği olup gücü olmayanlar ve tüketme gücü olup isteği olmayanlar!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hani bazı şeyler olur ya, bize çok yabancı, bizim için yaşanası değil, sanki bu dünyadan veyahut bu hayattan değil, düşüncesi bile uzak, hiç tanıdık olmayan ve bu özellikleriyle de genellikle önyargılı, olumsuz yaklaştığımız… Bazen bir mal, hizmet; bazen bir davranış biçimi; bazen bir sosyal olgu… İşte böyle hissettiriyor çoğumuza Japonya’da yıllarca sürdükten sonra şimdi ABD’nin kabusu olan “deflasyon” kelimesi, yani “eksi enflasyon”, yani fiyatların düştükçe düşmesi…
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Ben de bugün bizlere çok ama çok uzak diyarların bu korkunç canavar hakkında konuşayım istedim, yıllardır gazetelerimizde vatandaşı yerden yere vururken çizilen enflasyon canavarının farklı renkte olanı.<br />
Çünkü artık Amerika Birleşik Devletleri’nde ciddi bir korku olmaya, kriz habercisi Roubini gibi iktisatçıların sözlerinde yer bulmaya başladı. Kriz önce dezenflasyon yarattı, yani enflasyonda kuvvetli düşüş yaşandı ama ortalama fiyat seviyesindeki değişim hala artı yönde ve pozitifti, hala da öyle. Ama her yeni aylık rapor ABD’de daha çok mal ve hizmet grubunda gerileme gösterdikçe deflasyona yaklaşıldığı haklı olarak düşünülmeye başladı.</p>
<p>Peki deflasyondan, yani ortalama fiyat seviyelerinin kalıcı azalış trendine girmesinden neden korkuluyor, paranın alım gücü artmayacak mı? Evet, paranın alım gücü artacağı için deflasyondan korkuluyor. Çünkü Japonya’da da 1990’lardan 2000’lerin ortalarına kadar yaşandığı üzere, insanlar büyük harcamalar yapmayı sürekli erteliyor.</p>
<p>Fiyatların düşmeye devam edeceği inancı, birikimin veya kazanılan paranın yarın bugünkünden daha çok mal veya hizmete denk geleceği düşüncesi ile tüketim azalıyor. Tüketim azaldıkça, stoklar biriktikçe, üretimi arttırmak için bir sebep kalmıyor, önce stokları eritmek için indirimler geliyor, ama daha çok indirim geleceğine yönelik beklenti korundukça bu da bir işe yaramıyor, sonunda üretim de kısılıyor. Üretim kısıldıkça işten çıkarmalar başlıyor, daha az gelirle çalışan sınıf daha da az tüketiyor. Daha az tüketim talebi fiyatların daha da düşmesine neden oluyor ve bu kısır döngü, deflasyon sarmalı, durgunluğu da aşıp ekonomik depresyona götürebiliyor. 1930-33 arasındaki Büyük Depresyon sırasında enflasyon yılda ortalama eksi 10 idi, yani her yıl mal ve hizmet fiyatları ortalama yüzde on azalıyordu.</p>
<p>Çeyrek yüzyıldır tek haneli enflasyona enflasyon demeyen, illa çift haneli enflasyon istenen ülkemizde enflasyonun parayı elinde tutanlara zarar getirdiğini çok iyi öğrenmiş olmalıyız, ev, arsa, teçhizat sahiplerinin de varlıklarının değerinin arttığını. Deflasyonda ise elinde parası, daha doğrusu paraya çevrilebilir, yani likit varlıkları olanlar mutlu olurken, kolayca paraya çevrilemeyen arsa, vb. varlıkları olanlar da ellerindeki varlık yıldan yıla değer kaybettiğinden zarar ediyor. Bu gerçek insanların böylesi büyük varlık yatırımlarını da geciktiriyor. Deflasyon güçlüyken ev almak değil kiralamak tercih ediliyor.</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img alt="Deflasyon sarmalının oluşması halinde tüketiciler fiyatlardaki değişim, yani indirimlere eskiye oranla çok daha ilgisiz kalıyor, ancak ekonominin düzeleceği sinyalini hissettiklerinde harcama yapıyorlar" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/deflasyon-l.jpg" title="Deflasyon sarmalının oluşması halinde tüketiciler fiyatlardaki değişim, yani indirimlere eskiye oranla çok daha ilgisiz kalıyor, ancak ekonominin düzeleceği sinyalini hissettiklerinde harcama yapıyorlar" />
<p>Deflasyon sarmalının oluşması halinde tüketiciler fiyatlardaki değişim, yani indirimlere eskiye oranla çok daha ilgisiz kalıyor, ancak ekonominin düzeleceği sinyalini hissettiklerinde harcama yapıyorlar</p>
</div>
</div>
<p>Yine deflasyon esnasında sabit bir geliri olanlar, örneğin emekli maaşı alanlar daha iyi durumda olurken borçlular zorlanıyor. Çünkü enflasyonist bir ortamın tersine ödediğiniz her faiz taksiti borcu aldığınız gün tahmin ettiğinizden daha büyük bir alım gücüne sahip oluyor. Yüzde sıfır faizle bile borçlanmış olsanız fiyatlar her sene %10 düşüyorsa, reel anlamda yüksek bir faiz yükünün altına girmiş oluyorsunuz. Bu da kredi alma isteğini yok ediyor, tabii kredi almadan büyük yatırım yapamayacak olanlar da bu yatırımları yapmıyor, ne bireyler, ne ticari kurumlar.</p>
<p>Hatta şirketler, kurumlar, ve tabii bireyler borçlarını olabildiğine erken kapatmaya, faiz ödemelerinden kurtulmaya çalışıyor. Sonuçta bilanço resesyonu da denilen bilanço küçülmeleri geliyor. Şirketler de “yatırım tüketimlerini” erteliyorlar.</p>
<p>Deflasyon üzerine yazacak çok şey var ama bunlar bile bize yabancı topraklara fazlasıyla girmemize yardımcı oldu. Hele işin iktisadi boyutunu bir yana bırakıp psiko-sosyal açıdan olaya yaklaştığımızda çok daha vurucu sonuçları düşünmek mümkün oluyor. Harcamalarını, yani “büyümelerini” erteleyen kurumlar, ve tabii bireyler, aslında hayatı da ertelemiş oluyorlar, ama vücut yaşlanması ertelenemiyor. Kendine ait bir şeye sahip olma güdüsünün fazlası zarar derken bu sefer de tümden bastırılmış oluyor, güvensizlik bu sefer de farklı bir yönden insanı yakalayıp götürüyor…</p>
<p>Tabii tüm bunlar sanayileşmiş zengin ülkelerin korkuları ve dertleri… Deflasyonun hükümet harcamaları, merkez bankalarının ülkeyi paraya boğması, faizlerin indirilmesiyle aşılacağı inancı içinde bulunduğumuz dönemde inandırıcılığını yitiriyor. ABD, Japonya zaten hükümet harcamalarını arttırmış, faizleri yerlerde süründürürken bile enflasyon oluşmuyor, çünkü enflasyon her zaman bir “arz-talep dengesi” konusu. Arzın talepten az olduğu her pazarda fiyat artışı yaşanabiliyor. Artık “sanayileşme sonrası ileri hizmet toplumu /ekonomisi”ne dönüştükleri iddia edilen ABD gibi ülkelerin ise tüketim talepleri öyle bir değişti, doyum öyle noktalara geldi ki tüketim marjinal güdülenmelerle arttırılabiliyor.</p>
<p>Öte yandan Türkiye gibi zenginleşmemiş, sanayileşememiş ekonomilerde ise deflasyon pek olası değil. Hala nüfusumuzun büyük çoğunluğu fakirken, karnını doyurmak peşindeyken talebin daha uzunca yıllar güçlü kalacağı ortadayken bizde olsa olsa deflasyon değil dezenflasyon süreçleri yaşanabiliyor… Ve zaten dezenflasyona yani enflasyon artışının düşmesine de ihtiyacımız. Hiçbir sivri akıllının, “bak enflasyon değil deflasyon olursa ne kadar kötü olur yazıyorsun, işte Merkez Bankası da enflasyonu hoş görsün, enflasyondan bir şey olmaz” deme lüksü yok. Bizim gibi yüksek enflasyonlu ülkelerde enflasyon toplum içinde refah transferi demektir o kadar…</p>
<p>Nasıl bir dünyada yaşıyoruz! Dünyanın bir ucunda tüketim gücü var ama isteği yok, fiyatlar düşüyor; dünyanın bir ucunda da tüketim isteği var ama tüketme gücü yok, buna rağmen fiyatlar yükseliyor ve tüketme gücüne sahip olmak gittikçe zorlaşıyor!</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2009%2Fdeflasyon-tuketmekten-yorulan-zengin-ulkelerin-korkulu-ruyasi-enflasyondan-bezen-bizlere-ise-uzayli%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/deflasyon-tuketmekten-yorulan-zengin-ulkelerin-korkulu-ruyasi-enflasyondan-bezen-bizlere-ise-uzayli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>20 Ülke Liderinden Gösteriş için Kriz Toplantısı: Gizlice Bankalardan İktidarı Geri Alma Planı mı Uygulanıyor</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/20-ulke-liderinden-gosteris-icin-kriz-toplantisi-gizlice-bankalardan-iktidari-geri-alma-plani-mi-uygulaniyor/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/20-ulke-liderinden-gosteris-icin-kriz-toplantisi-gizlice-bankalardan-iktidari-geri-alma-plani-mi-uygulaniyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Nov 2008 20:58:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=419</guid>
		<description><![CDATA[2. Dünya Savaşı'ndan beri ilk kez endüstriyelleşmiş ülkelerin tümü aynı anda ekonomik daralmaya girerken bir araya gelen G20 liderlerinin toplantısından beklendiği üzere pek bir şey çıkmadı. Toplantının asıl amacı iktidar ilişkilerinin dağılımını ve serbest pazar ekonomisinin konumunu yeniden kalibre etmek olmasın...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Endüstriyelleşmiş başlıca ülkelerinin tümü 2. Dünya Savaşı&#8217;ndan beri ilk kez önümüzdeki yıl hep birden küçülecek. Böyle sıradışı bir dönemde yirmi önde gelen ülke lideri adeta 2. Savaş sonrasının Bretton Woods anlaşmasını hatırlatırcasına ABD&#8217;de bir araya geldi. Medyada fazlasıyla yer bulan, finansal kriz ve uzantılarıyla biz &#8220;gelişmekte olan&#8221; ülke vatandaşlarının bağlantısını ilk kez siyasi düzlemde öne çıkaran G20 toplantısı insanlarda beklentiler oluşturdu. Toplantının amacı neydi ve önemli bir sonuç çıktı mı soruları ise akılları meşgul etmeye devam edecek gibi.
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Finans piyasaları ve dünya ekonomisi üzerine yapılan toplantı sonrası yayınlanan yaklaşık <a title="G20 toplantısı deklarasyonu İngilizce olarak Beyaz Saray resmi web sitesinden okunabilir" href="http://www.whitehouse.gov/news/releases/2008/11/20081115-1.html" target="_blank">beş sayfalık deklarasyon</a> dikkat çekici, yeni bir şey söylemiyor, hatta toplantıdan önce, daha liderler bir araya gelmeden kaleme alındığı hissi uyandırıyor. Liderlerin ağzından çıkan ve bize en güçlü ulaşan sözler ise finans piyasalarını sakinleştirmek ve duraklama arifesindeki dünya ekonomisini canlandırmak için &#8220;ne gerekiyorsa yapılacağı.&#8221;</p>
<p>Ne gerekiyorsa yapmak maalesef bir planın olmadığını, uzgörüyle neler olabileceğini tahmin edemediğimiz gibi proaktif değil reaktif davranacağımızı gösterir. Evet, zaten bu karanlıkta kimse önünü göremiyor ama liderler bir araya geldiğinde daha elle tutulur bir açıklama beklenebilirdi; ama itiraf etmek gerekirse bu beklenti bu sefer zaten oluşmadı.</p>
<p>Bir yanda Avrupalılar dahil toplantıya katılanlar Amerikalılar&#8217;ı krizi çıkarmakla suçlarken diğer yanda refah seviyesi yüksek ülkeler banka kurtarmaya uğraşmaktan sersemlediğinden tasarrufları güçlü gelişmekte olan ülkelerden fonlarını uluslararası kullanıma açmalarını istediler. Zaten bir ülke ya da birliğin toplantı sonrası liderlik rolü elde edinmesi beklenmiyordu. Nitekim zirveden en büyük kazancı Uluslararası Para Fonu (IMF) elde etti, küreselleşen kriz karşısında bazı alanlarda önemli roller edindi, hatta trajikomik şekilde &#8220;mevcut krizden ders çıkarıp öğretme&#8221; görevi bile aldı!</p>
<p>Yine de liderlerin bir araya gelip birbirlerinin ne kadar korkmuş, çaresiz olduklarını görmelerinin de faydası olmuştur şeklinde bir görüş de var. Belki bu görüş, &#8220;ne gerekiyorsa yapacağız&#8221; demecinin nedenidir.</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img alt="Dünyanın ekonomik büyümesinin dengeli ve sürdürülebilir olması için çok kritik bir dönemeçteyiz" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/muz-para-l.jpg" title="Dünyanın ekonomik büyümesinin dengeli ve sürdürülebilir olması için çok kritik bir dönemeçteyiz"/>
<p>Dünyanın ekonomik büyümesinin dengeli ve sürdürülebilir olması için çok kritik bir dönemeçteyiz</p>
</div>
</div>
<p>Zirveden çıkan kayda değer ve bence fazlasıyla önemli bir &#8220;karar&#8221; ise, dünyanın önde gelen onlarca bankasının kanun yapıcılar tarafından çok yakın denetlenmesi önerisinin üzerinde çalışılacağı idi. Finansal hizmet devleri olan bu şirketlerin günümüz dünyası üzerinde etkileri, siyasilerin, iktidar sahiplerinin alışık olduklarından farklı.</p>
<p>Silah ve petrol gibi endüstriyel kompleksin, dünyayı yönettiği iddia edilen başlıca sanayi ilişkilerinin temelinde üretim faktörleri yatıyor, hammadde, üretim imtiyazları, emeğe karşı &#8220;haklar&#8221; gibi. Dev finansal kurumlar ise hizmet sektörünün parçası olarak, paranın elektronikleşmesiyle de, yerel iktidarlarla endüstriyel kompleksin kurduğu ilişkileri kurmuyor, farklı yöntemler izliyor, imtiyazları müzakere etmiyor, bizzat elde etmiyor, aksine uluslararası ticari, ekonomik kurumların ülkelere koştuğu şartlar zaten onlara imtiyazlı olacakları piyasalar oluşturabiliyor. Bunun da ötesinde gelişmiş ülkelerde bile finans devlerinin davranışlarını kontrol etmek bir yana, tüm ticari hayatın merkezinde olan, paranın, büyümenin, refahın hız ve yönünü etkileyen bu kurumları siyasiler etkileyemiyor..</p>
<p>Bu devleri yönlendirmeye kalkarlarsa kendileri esnekleştirdikleri, çevikleştirdikleri bu finansal kurumlar operasyonlarının daha büyük bölümünü başka bir ortama, alana taşıyabiliyorlar. Hükümetler de başka ülkeler bankalara &#8220;daha yakın&#8221;, &#8220;çekici&#8221; davranırsa korkusuyla finans devlerini boyunduruk altına alma çabalarına girişmiyorlar. İşte bu toplantıda 20 ülke lideri birden, &#8220;biz finans devlerinin üstüne aynı anda gideceğiz, onları köşeye kıstıracağız&#8221; demiş oldular! Bu içinde bulunduğumuz dönem için tarihi bir iddiadır! Banka ve diğer finansal kurumlar ile alışılagelmiş &#8220;iktidar paylaşım modellerini&#8221; uygulayamayan geçici iktidarlar yeni bir model de kuramadıklarından bu krizi fırsat bilip finansçıları kontrol etmeye çalışmaya kalkıyor.</p>
<p>Evet, krizin çıkış noktası nedeniyle, önce &#8220;finans krizi&#8221;, sonra &#8220;küresel finansal kriz&#8221; adlandırılan bu yaşananlarda tabii finansçılar suçlu. Ama aslında bu bir finans krizi değil tüm boyutlarıyla ekonomik, insani bir kriz. Bankalar ise görünürde ilk suçlular ve kurbanlar. Bankalar bugün batmasaydı yarın batacaklardı, ama belki bu akşam onlardan önce çok daha büyük başka devler batacaktı, örneğin otomobil üreticileri.</p>
<p>Bu konuyu bugünlük burada bırakalım ve toplantının ikinci amacını hatırlayıp bitirelim. ABD Hazinesi Uluslararası İlişkiler Müşteşarı&#8217;nın dediği gibi, Bush&#8217;un bu toplantıyı yapma ve ev sahibi olma isteğinin ana nedeni, böylesi huzursuz ruh halinde acele ve geri dönüşü zor olacak kararlar alınmasını, yani bu kadar yol alınmış &#8217;serbest pazar kapitalizminin&#8217; terk edilmesi olasılığını yok etmekti.</p>
<p>Kapital yani sermaye birikimini önceki yüzyıllarda yapmış günümüzün zengin ülkeleri bu büyük kriz döneminde, bırakın diğer ülkeleri, kendi içlerinden bazılarının bile tekrar korumacı iktisat politikalarıyla ekonomik krizi atlatmaya çalışmaya kalkmasından korkuyor, birbirlerine güvenemez hale geliyor. Bu nedenle toplantıların bir diğer amacı da &#8220;birbirlerinin yüzüne baka baka yalan söyleme&#8221; olasılığını her bir toplantıda daha da azaltmak, ayrıca diğer gelişmekte olan ekonomilere de &#8220;alternatif düşünmeyin&#8221; mesajı vermekti. Ha siz krizi bitirmek için bir şeyler yaptılar mı, şimdi seneye ekonomimiz nasıl olur, işsizlik, döviz kurları, faizler&#8230; falan diyorsanız değişen bir şey yok; hatta hala bir ay önce yazdığım <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/kuresel-kriz-nereye-gidiyor-turkiyede-ne-olur-birikimler-nasil-degerlendirilebilir/">&#8220;Küresel Kriz Nereye Gidiyor, Türkiye’de Ne Olur, Birikimler Nasıl Değerlendirilebilir?&#8221; yazı</a>ma bakabilirsiniz.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2008%2F20-ulke-liderinden-gosteris-icin-kriz-toplantisi-gizlice-bankalardan-iktidari-geri-alma-plani-mi-uygulaniyor%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/20-ulke-liderinden-gosteris-icin-kriz-toplantisi-gizlice-bankalardan-iktidari-geri-alma-plani-mi-uygulaniyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yoksulluk Engellenebilir, Hem de Kolayca! Enflasyon ve Yoksulluk</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yoksulluk-engellenebilir-hem-de-kolayca-enflasyon-ve-yoksulluk/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yoksulluk-engellenebilir-hem-de-kolayca-enflasyon-ve-yoksulluk/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Oct 2008 20:17:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=319</guid>
		<description><![CDATA[Bugün Blog Hareket Günü, dünyada binlerce blog yazarı gibi bugün biz de burada insanlık ayıbı olan "Yoksulluk" gerçeğine eğiliyoruz. Yoksulluk ve enflasyonun nasıl yoksulluk yarattığı benim seçtiğim konu. "Biraz enflasyondan bir şey olmaz" yaklaşımı ülke olarak zenginleşmemizi geciktiriyor!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen yıl olduğu gibi yine bugün 15 Ekim&#8217;de on binden fazla web güncesi &#8220;<a href="http://blogactionday.org/tr" target="_blank">Blog Action Day</a>&#8220;in parçası olarak insanlığı ilgilendiren bir konu üzerine yazıyor. 2007&#8242;de doğa ve çevreyi koruma konusunda daha geniş bir bilinç uyandırmaya çalışılmış ve başarılı olunmuştu. Bu yılın konusu ise bir başka insanlık ayıbı; yoksulluk!</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Geçen yıl çevre üzerine yazdığım yazımda ben de olabildiğine farklı öneri, yöntemleri paylaşmaya çalışmıştım, bu sene de fakirlik, açlık, gelir eşitsizliği üzerine şaşırtıcı bilgiler edinebileceğiniz yazılar gerek Blog Hareket Günü web sitesinde, gerekse de Türk ve yabancı bloglarda bulunuyor, örneğin yoksulluğun yeryüzünden aslında kısa sürede silinebileceği, bunun için aslında ne kadar az kaynak gerektiği gibi&#8230;</p>
<p>Ben ise bu sefer yoksulluğun derinleşmesine neden olan faktörlerden biri olan enflasyon olgusuna değinmek aradaki ilişkiye dikkat çekmeyi tercih ettim. Enflasyon, ya da fiyat enflasyonu, belli bir zaman diliminde mal ve hizmetlerin ortalama fiyat seviyelerindeki yükselmeyi tanımlamak için kullandığımız bir terim. İktisat biliminde çok farklı yaklaşımlarla ele alınan, nasıl düşürüleceği tartışılan enflasyon eninde sonunda satın alma gücünü yıpratan, elimizdeki kağıtların daha az mala karşılık gelmesine neden olan bir olgu.</p>
<div align="center"><a href="http://blogactionday.org/tr" target="_blank"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/blogact08logo.jpg" alt="Blog Hareket Günü 2008: Yoksulluk!" /></a></div>
<p>Yabancı dostlara, misafirlere hatta iş bağlantılarına, eğer Türkiye&#8217;nin çok farklı bir ülke olduğunu anlatmak gerekiyorsa, konu iktisat olmasa bile Türk&#8217;ün enflasyonla ilişkisini anlatmadan geçemem, çünkü bu beni hep etkilemiştir! Bir çeyrek yüzyıldan uzun süre çift haneli enflasyonla yaşamak, dünyadaki örneklerin aksine fiyat artış oranı yıllık %100&#8242;lere ulaşsa da &#8220;hiper enflasyon&#8221; felaketi yaşanmayan, bakkala çanta dolusu para ile gitmek zorunda kalınmayan bir ülkede yaşamış olmak bence özel bir tecrübedir! Fiyatların artış hızının kontrol altına alın(a)mayışının halkça kanıksanması da ayrıca trajikomiktir&#8230;</p>
<p>İşte bu nedenle enflasyon bizi korkutmaz, ama %1000, evet yazıyla yüzde bin, seviyelerini gören Almanya dahil pek çok ülke enflasyondan öcü gibi korkar, önlem üstüne önlem alır. Halbuki az da olsa  enflasyonun hoş görülecek tarafı yoktur, %6-7 enflasyon bile kabul edilemez&#8230;</p>
<li>Çünkü enflasyon ortalama fiyat değişimidir, fiyatları değişmeyen, hatta yaşam evresinde ilerlemiş ve artık fiyatları azalan ürünlerin etkisiyle düşük görülür, ama yoksullar bu ürün ve hizmetlerden önce gıda gibi temel ihtiyaçların fiyatlarından etkilenirler. Gıda fiyatlarında ilk şoku yaşadığımız bu yıl, gelecekte de ne gibi sıkıntılar yaşayacağımızın göstergesidir.</li>
<p></p>
<li>Çünkü enflasyon oranı o ülkede el değiştiren tüm ürünleri dikkate alarak elde edilen bir ortalamadır. Orta ve üst gelir grubundakiler daha fazla harcama ve tüketim yaptıklarından enflasyon oranı da bu grupların tükettikleri ürün ve hizmetlerin fiyatlarına yaklaşır ve dar gelirlinin enflasyonu konusunda yanlış bilgi verir.</li>
<p></p>
<li>Çünkü yoksullar ellerine geçen paranın ya tümünü harcamak zorunda kalır, veya orta ve üst gelir grubundakilere oranla çok az bir miktarı tasarruf edebilir. Tasarruf gücü düşük olduğundan tasarruflarıyla ev, üretim aracı, teçhizat, motorlu araç, sermaye ya da para piyasası varlıkları edinemez. Tasarruf edip para biriktirebilenler ise biriktirdikleri parayla elde ettikleri varlıklardan kar payı, faiz ya da rant gibi gelirler sağlayarak yoksullar ile aralarındaki farkı giderek açarlar.</li>
<p></p>
<li>Enflasyon yüksek kaldıkça ülke parasına güven kalmaz, insanlar parayı saklamak istemez, bir an önce parayı harcayarak karşılığında kıymetini koruyabilen ya da onlara geçici bir süre de olsa fayda sağlayacak mal ve hizmetler edinmek isterler. Bu durum psikolojik olarak da güvensizlik, gelecekle ilgili çekimserlik ve karamsarlık yaratır.</li>
<p></p>
<li>Parasına saygısı azalan, parayı elinde tutmak istemeyenleri tasarrufa yönlendirmek daha zordur. Bu nedenle ancak yüksek faizler karşılığında paralarını tüketim yerine tasarrufa yönlendirirler.</li>
<p></p>
<li>Benzer şekilde yüksek enflasyon, yarattığı güven bunalımı, artan risk algılaması nedeniyle yine faizlerin artmasına neden olur.</li>
<p></p>
<li>Enflasyon arttıkça yükselen faizler tasarruf edemeyenlerin tasarruf edenlere göre refah seviyesini düşürür, yoksullar göreceli olarak daha da yoksullaşır.</li>
<p></p>
<p>Daha da fazla örnek ve açıklama ile enflasyonun yoksullukla ilişkisini görebiliriz, bir oturuşta bunları yazmayı yeterli görüyorum. Bu olguyu kabullendiğimizde ülke olarak onlarca yıldır neden zenginleşemediğimizle ilgili önemli bir ipucu edinmiş oluruz.</p>
<p>Son yıllarda enflasyonla mücadelede ciddi kazanımlar edindik, ama karşıt sesler gittikçe yükseliyor. &#8220;Biraz enflasyondan bir şey olmaz&#8221;, &#8220;Merkez Bankası enfasyonla mücadele etmektense döviz kuruyla uğraşsın&#8221; gibi yaklaşımlar sonumuzu getirebilecek aymazlıklardır. Bu istekler dile getiriliyor çünkü belli seviyelerde tutulan enflasyon devletlere ve sermaye birikimi sağlamış ekonomik birimlere avantaj sağlıyor. Bunun da nedenlerini gerekirse yorumlarla tartışırız.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin enflasyonu yenmesi gerekiyor! Enflasyonu düşürmek, azaltmak, yavaşlatmak daha çok insanın yoksulluk zincirinden kurtulması demek. Geçmiş örneklere, hatta bugünlerde olanlara bakıp örnek almalıyız. Bir ülke ekonomisinin büyümesi yoksulluğu bitirmez, aksine, enflasyon yüksek ise, yoksulluk ülke büyüse de artabilir!</p>
<p>Siyasetçilerimiz, idarecilerimiz, uzun vadeli düşünebilen akılcı sermaye sahipleri, Arjantin ve yoksulluğu bir türlü yenemeyen pek çok ülkede baş gösteren huzursuzluğu yaşamak istemiyorsa bu gerçeği kabullenmeli.</p>
<p>Arjantin son dönemde yıllık ortalama %8 büyüdü, ama yoksulluk seviyesinde ilk yıllardaki düzelme (ki bu da baz etkisi nedeniyle kriz sonrası düzeltmedir denebilir) yok oldu ve şu anda yoksulluk artıyor, hem de ülke hızlı büyürken&#8230;</p>
<p>Kuzey yarımkürede en yüksek enflasyon yaşayan birkaç ülkeden biriyiz. Hepimizin enflasyon ile mücadeleyi desteklemesi, kısa vadeli, popülist uygulamarı destek vermemesi gerekiyor&#8230;</p>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/enflasyon-mikrobuna-alisan-bunyemiz-ve-enflasyondan-ocu-gibi-korkan-cin/">Enflasyon Mikrobuna Alışan Bünyemiz ve Enflasyondan Öcü Gibi Korkan Çin! Çünkü Fakirden Zengine Refah Transferi Enflasyonla Oluyor</a></li>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/dogal-kaynaklarimizi-tuketiyoruz-ilk-tehlike-suda-lutfen-tasarruf-edin/">Doğal Kaynaklarımızı Tüketiyoruz, İlk Tehlike Suda, Lütfen Tasarruf Edin</a></li>
</ul>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2008%2Fyoksulluk-engellenebilir-hem-de-kolayca-enflasyon-ve-yoksulluk%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yoksulluk-engellenebilir-hem-de-kolayca-enflasyon-ve-yoksulluk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küresel Kriz Nereye Gidiyor, Türkiye&#8217;de Ne Olur, Birikimler Nasıl Değerlendirilebilir?</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kuresel-kriz-nereye-gidiyor-turkiyede-ne-olur-birikimler-nasil-degerlendirilebilir/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kuresel-kriz-nereye-gidiyor-turkiyede-ne-olur-birikimler-nasil-degerlendirilebilir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Oct 2008 21:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=300</guid>
		<description><![CDATA[Herkes küresel finans krizini anlamaya çalışıyor, ama uzmanlardan, ekonomistlerden, siyasetçilerden, sanayicilerden hiçbiri net ve açık olmayan farklı farklı yorumlar geliyor. Genel hatlarıyla ne oluyor, bizi nasıl etkiler ve ne zaman rahatlarız tahmin etmeye çalışalım /Yeni yorumla yazıyı güncelledim/]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Küresel finans krizi hızlanarak dünyanın merkezine doğru ilerliyor! Bayram tatili dönüşünde daha fazla kişi “bu iş nereye gidiyor, Türkiye’de ne olur, bankadaki paramızı ne yapalım” sorularını yöneltmeye başlayınca bir yazı yazayım dedim. Çünkü çok farklı sesler çıkıyor, ama bu seslerin hiçbiri iddialı, kesin ifadeler kullanamayınca dinleyen iyice şaşırıyor.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Ama sanmayın ki ben dediklerimin çıkacağı konusunda iddialıyım, sadece bazı dinamikleri ortaya koymaya çalışacağım. Mevcut dünya düzeni, üretim faktörlerine erişim hakları, “bazılarına daha serbest ticaret” rejimi düşünüldüğünde büyümenin bugüne kadar sürmesi doğaldı. Fazla düşük Dolar faizleri, Dolar geliri olan insanları tüketime, şirketleri yeni yatırıma yönlendirirken getirisi ne kadar düşük olursa olsun dolar biriktiren Asya ülkeleri, Batılılar&#8217;ın borçlanmasını sağlayarak sistemin genleşmesini destekliyorlardı. Hem böylece gelişmiş ülkelere ihracat yapabilmelerini sağlayan tüketim gücünü ayakta tutmaya çalışmış oluyorlardı.</p>
<p>Bu ucuz, bol para döneminde bazı pazarlar balon denecek kadar fazla büyüdü, ender de olsa “.com İnternet şirketleri krizi” gibi bazı sektörlerin balonları patladı, bu sektörlerden işsizler ordusu boşaldı, servetler eridi. Şimdi sıra, bu balonların oluşmasında katalizör görevi olan finans sektörüne geldi. Ama finansal kurumların batmasına izin vermek pek mümkün değil! Paranın insan hayatına girmesinden sonra bu “malın” en iyi şartlarda el değişmesi görevini edinenlerin yeri iktisadi hayat içinde bambaşka…</p>
<p>İnsanları ev, araba, elektronik eşya sahibi yapan, dünyanın öbür ucunda seyahatlere gönderen ucuz kredilerin kaynağı olan bu aracılar, genleşen sistemde rekabetten hızlı büyüme hırsıyla krediyi tabana yayarken kendi temellerini oymaya başlamışlardı. Bugün hangi komşusunun temeli sağlam bilmeyen finansal kurumlar birbirine borç vermek istemediğinden devletler araya girmeye, işlerin yürümesi için bankalara borç vermeye, bunu çok ucuz yapmaya çalışıyorlar. Ama şu kesin ki, mevcut kurtarma paketleri, piyasaya daha ucuz ve daha çok para verme hamleleri yeterli değil. Ucuz aldığı kredilere güvenip anormal risk alan, bugün borcunu ödeme gücü kalmayanların ortaya çıkması, batması ya da sermayedar bulması/değiştirmesi gerekiyor. Bunların batması ya da güçlenmesi sonucu hangi finansal kurumların batacağı ya da ayakta kalacağı da meydana çıkacak. Belki &#8220;şaşırmam&#8221; diyeni bile şaşırtacak -bankacılık dışı- bazı Amerika ve Avrupa devlerinin de isimleri silinecek, ya da sahipleri! Ancak o zaman hasta “kusmuş” olacak. Kustuktan sonra ilk anlar hiç hoş olmayacak, boğaz yanacak, acı tat gitmeyecek, kusmadan önce hastayken olduğu gibi şeker emerek kendini kandırma lüksü ortadan kalkacak. Ama işte o zaman hastalığın iyileşme aşamasını görmeye başlayacağız.</p>
<p><strong>Kriz Biter mi</strong><br />
Peki, Amerika ve Avrupa ne zaman kusacak? Birleşik Devletler’de Kasım’daki Başkanlık seçimi öncesi güven tazelenmesi imkansız. Sonrasında da bugün verilen uyuşturucu ilaçların, serumların etkisinin kaybetmesi gerekiyor, bunun için de irade! Büyük bir iki çöküşü göze alabilecek bir irade. Bu demek değil ki büyük şoklar olmadan iyileşme olmaz, bunsuz da olabilir ama hastalık durumu şaşırtıcı derecede uzun sürer ve politikacıların şokla kaybetmeyi göze aldıklarından daha büyük kayıplar yaşanır.</p>
<p>Avrupa’ya gelince, yaşlı kıta finansçıları okyanusun ötesinden fazlasıyla zehirli finansal varlık edindikleri için ABD’den önce finansal toparlanma mümkün değil. Ötesinde, Avrupa içinde güven bunalımının daha kalıcı olması, Avrupa’nın büyüme temposunu arttırması için daha uzun süre geçmesi gerekeceği görünüyor. Temizlik sonrası ABD’nin Avrupa’ya büyük farkla canlanacağı kehanetinde bulunmak zor ama en azından Orta ve özellikle Batı Avrupa’da dalgalar çekildikten sonra manzara sandığımızdan kötü olabilir.</p>
<p><strong>Türkiye ve Kriz</strong><br />
Ülkemize gelince, 2001 sonrası düzenlemeler, bankacılıkta konsolidasyon, bankacılığın korkulan bir şey haline getirilmesiyle sonuçlanan süreçler nedeniyle finans sistemimizde ciddi bir sıkıntı oluşmayacak. Bankalar büyüme, şubeleşme tarafında temkinli davranabilir, fonlama iştahları değişebilir, ama kendi sağlıkları bozulmaz.</p>
<p>Maalesef asıl sıkıntıyı imalat sanayinde yaşayacağız. Ağırlığı azalsa da geleneksel olarak asıl pazarımız olan Avrupa ekonomilerindeki yavaşlama Türk mallarına talebi azaltacak. Özellikle Avrupa’nın motoru Almanya’nın Asya’ya ihracatında yavaşlama oranı takip edilmesi gereken bir değişken. Dünyanın emek tabanlı ucuz üretim merkezi olan Asya ülkelerinin makine ve teçhizat yatırımları özellikle Almanya olmak üzere Avrupa ihracatında önemli paya sahipken Asya’nın ABD ve Avrupa’daki duraklama ve durgunluk sonrası yatırımlarında azalma olasılığı kısır döngü oluşturabilir. Bu durumda Türkiye’nin işi daha da zorlaşacaktır.</p>
<p>Böylesi çalkantılı bir dönemde “bize bir şey olmaz” şeklindeki umursamazlık maalesef stres ve sıkıntı yaratıyor, rahatlatmaktan ziyade. Yerli ve yabancı dayanak noktalarıyla bir ekonomik plan, orta vadeli güvenilir hedefler açıklanacağına siyasetin kısır tartışmaları devam ediyor.</p>
<p>Türkiye dış fon kullanımıyla büyüyen bir ülke, maalesef. Geriye dönüp baktığımızda döviz girdisinin sağlanmadığı dönemler ekonomik büyüme çok ciddi oranda yavaşlamış, duraklamış. Açık vererek, borçlanarak büyüyen Türkiye’nin önümüzdeki dönemde, son beş yılda olduğu gibi kolay dış fon bulması kolay değil. Daha pahalı, yani yüksek faizli borçlanabilecek kurumlarımız bir de değer kaybeden Lira ile risklerinin arttığını görecek. Ekonomik faaliyetteki yavaşlama katılaşan resmi işsizlik oranın artmasına da neden olacak.</p>
<p><strong>Para Nasıl Değerlendirilmeli</strong><br />
2008 başında sinyalini almaya başladığımız küresel sıkıntılar yazın, tatil aylarının geçmesi sonrası gündeme güçlü şekilde gelecekti. Bunu görebilenlerden bazıları yazdan sonra pozisyonunu başarıyla almıştır. Bu haftaki dalgalanma sonrası dövize uzun ve orta vadeli yatırım yapmak hiç mantıklı değil. Kısa vadede, oynaklıklardan yararlanabileceğini inananlar dövize gidebilir. Yine kısa vadede altın için de olumlu konuşmak kolay değil. Ama orta vadede, bugün bu yazının konusu olmayan, 2009’da dünyada enflasyon tehdidi başını gösterince, altını satacağı noktayı bilenler, bugün değil ama ilerde altın alabilir.</p>
<p>Sermaye piyasaları, lafın kısası borsaya gelince, bildiğiniz gibi borsamızın küresel finansal krizde yaşananlarla korelasyonu yüksek. Bu da yazının başında bahsettiğim üzere, hastalıktan tamamen kurtulduğumuzda hisse senetlerinin getiri sağlayacağı anlamına geliyor. Aslında İMKB’de dip seviyelere yaklaştığımız hissine sahip olanlar çoğalıyor, ama bugünden alım düşünenler dünya hastalıktan kurtuluncaya kadar zaman maliyetine katlanabilirler. Halbuki yüksek Lira faizlerimiz hala orada. Mevduat, bono, tahvil… Alışkanlıkları bırakmak zor, isteyen sevdiğinde kalabilir, ama 1 aylık mevduattan paranızı alıp 2-3 gün etrafa bakıp, kararsız kalıp tekrar çok kısa vadeli mevduat veya bonoya döndükçe faiz gelirinizden stopaj verdiğini unutanlar o kadar çok ki… Faizlerde, özellikle enflasyondaki yumuşama sonrası büyük adımlar beklemeyen biri olarak vadelerini uzatanların zarar edeceğini sanmadığımı söyleyebilirim.</p>
<p>Ayrıca tekrarlamakta fayda var, kararsızlar için her zaman en iyisi tüm yumurtaları aynı sepete koymamaktır. Elinizdeki bölüştürüp dağıtmak büyük kazançlar getirmez ama büyük kayıplardan korur!</p>
<p>Evet, ekonomi tahlili yazımız, sondaki yatırım önermeleriyle riskli hale dönüştü, insanların birikimlerini yönlendirmede fikir vermek, hele bugünlerde cesaret isterken, bir de gidip bunları yazıya dökerek tarihe not düşmek… Ama bildiğini gizlemek, lafı evirip çevirip aslında hiçbir şey dememekten çok daha önemli bir tutum diye düşünüyorum&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2008%2Fkuresel-kriz-nereye-gidiyor-turkiyede-ne-olur-birikimler-nasil-degerlendirilebilir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kuresel-kriz-nereye-gidiyor-turkiyede-ne-olur-birikimler-nasil-degerlendirilebilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yine &#8220;Güçlü Lira Sanayimizi Öldürüyor&#8221; Feryatları, Buna Uyum Sağlayan Türk Girişimcileri</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yine-guclu-lira-sanayimizi-olduruyor-feryatlari-buna-uyum-saglayan-turk-girisimcileri/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yine-guclu-lira-sanayimizi-olduruyor-feryatlari-buna-uyum-saglayan-turk-girisimcileri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Aug 2008 19:50:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=259</guid>
		<description><![CDATA[TCMB'yi suçlamak kaçak dövüşmek, çünkü TCMB'nin birincil ve tek hedefi fiyat istikrarı yani enflasyonu düşürmek ise, ona bu görevi veren kim bilmiyor muyuz? Ama günü kurtarma peşindeki meslek ve sanayi odaları oldukça biz her hafta gazetelerde aynı haber ve demeçleri daha uzun yıllar okuruz, aman sıkılmayın...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ağustos yine gündemin ağırlaştığı, Türkiye&#8217;nin dinlendiği bir ay oldu denebilir. Böyle bir ortamda  ekonomi ve iş dünyasında Türkiye&#8217;nin büyük sanayi ve ticaret odalarının, birliklerinin demeçleri daha çok görünür, duyulur oldu. Geniş bir üye tabanına sahip bu birliklerin de iç siyasi dinamiklerini anlamak, hoşgörüyle yaklaşmak gerekiyor. İçe dönük mesaj vermek, icraatlerini anlatmak isteseler de bu kurumların yöneticilerinin demeçleri  bu hedefi aşarak kamuoyununa ulaştığından doğruluğu çok önem kazanıyor.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Mesela İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Tanıl Küçük&#8217;ün ikinci 500 büyük sanayi kuruluşunu açıklarken yaptığı konuşmada &#8220;kazançlar sanal&#8221; demesi ne anlama geliyor diye insan düşünmeden edemiyor. Bir önceki yıla göre gelirlerinde yüksek artış yaşayan sanayi kuruluşlarının bu kazançlarının dövizle borçlanmalarından geldiğine dikkat çekiliyor, Türk Lirası&#8217;nın güçlü seyretmesinin dövizle borçlananları kalkındırdığı konuşuluyor. Ama bu zaten bilinen bir şey ve son yıllarda Türkiye&#8217;de sadece bu ilk 500, 1000 sanayi kuruluşu değil pek çok şirketin uyguladığı bir fonlama yöntemi.</p>
<p>İşte bu yöntemle elde edilen kazancın &#8220;sanal&#8221; olduğu, ama ilerde güçlü Lira yüzünden yaşanabileceklerden sonra zararın sanal değil gerçek olacağını ima eden İSO Başkanı sanırım ülkemiz girişimcisinin günü kurtarmaya yönelik yaşadığını çok iyi bildiğinden böyle konuşuyor. Mesala Bursa&#8217;da helikopterlerle gelip stadyumda sünnet düğünü yaptıran iş adamının yıllık 10 bin YTL civarında kazandığını devlete beyan ettiğini, vergi vereceğine, işini büyüteceğine parayı böyle harcadığını bildiğindendir belki. Konuyu dağıtmayayım ama işte vergileri kaçıran zenginlerimiz azalmadıkça devletimiz harcama yapabilmek için daha çok vergi koymak, daha çok borçlanmak zorunda kalacak, bu da TL faizlerinin inmesini yavaşlatacak, yani TL&#8217;yi güçlü kılmaya devam edecektir. Bunları düşünüyor muyuz?</p>
<p>Neyse, dönelim ana konuya. Herhalde bu nedenle İSO Başkanı kazanç sanal diyordur&#8230; Yoksa kazanç nasıl sanal, geçici olabilir de zarar kalıcı olur? Eğer bir işletme 0, hatta eksi maliyetle borçlanıp sermaye eklemeden işlerini büyütüyor, makine, teçhizat, arsa, işçi ve her türlü üretim faktörlerini çoğaltarak üretimini arttırıyorsa bu sanal olamaz. İşte bu kazançlarla kalıcı üstünlükler kurmak, rekabette öne çıkmak gerekir. Bunun içinde uzun vadeli, stratejik düşünmeli, bugünün karını geleceğin sermayesi olarak görmelidir. Gerekirse yönetim danışmanlığı almalı, gerekirse yeni ürün geliştirme konusunda destek aramalı, aynı ürünle yeni müşterilere ulaşmak için kollarını uzatmasını sağlayacak yöntemler öğrenmelidir.</p>
<div align="center"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/madeni1l.jpg" alt="" /></div>
<p>Yazının sonunda diyecektim ama dayanamadım; Türk insanı gerçekten de içinde bulunduğu ortamlarda fırsatın kokusunu alır, nasıl davranması gerektiğini bulur ve fayda/kazanç sağlar. Lira&#8217;nın değer kaybetmeye başlayacağını anladığında dövizle borçlanmasını bu hızla arttırmaz, merak etmeyin.</p>
<p>Fakat biliyoruz ki ülkemiz gelişmiş ekonomilerin ülkelerinin izlediği yolların bazıları yeni yeni arşınlıyor. Bu nedenle sanayi odaları, meclisleri, sivil toplum kuruluşları belli aşamaları yeni yeni yaşıyor. Hele ülkemiz gibi henüz olgunlaşmamış bir siyasi yapısı olan bir ortamda onlar da açıklamalarını yaparken farklı motivasyonlarla davranıyorlar.</p>
<p>Dış ticaret, dolayısıyla ihracattan sorumlu olan Devlet Bakanı Tüzmen ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Oğuz Satıcı&#8217;nın beraber Mısır&#8217;a gitmeleri, orada Türk organize sanayi bölgesi oluşturma çalışmalarını anlamak mümkün mü? İhracatçılar Meclisi Başkanı Türk sanayicisine &#8220;yurtdışında üretim yap&#8221; demekle kalmadığı gibi o da sürekli güçlü Türk Lirası&#8217;ndan şikayet ettiğinden biz vatandaşlar da Türkiye&#8217;nin sonunun bu güçlü Lira, güçsüz dolardan geleceğine inanmaya başladık, başlayacağız.</p>
<p>Ama Oğuz Satıcı icraatleri pek takdir görmemiş olsa gerek ki TİM Başkanlığı&#8217;na yeniden aday olmadı. Ağustos ayında TİM ekonomistlerinden birinin hazırladığı &#8220;Türkiye&#8217;nin Zenginleşme Projesi: Afrika&#8221; adlı kitabın TİM tarafından tanıtılması da ülkemizde yaşanabilecek garipliklerden biriydi.</p>
<p><strong>TCMB Suçlu mu? TCMB O Kadar Güçlü Olsa Enflasyon Düşerdi&#8230;</strong></p>
<p>Asıl düşündürücü olan ise gerek İSO, gerek TİM, gerekse de benzer kurum ve üyelerinin Lira&#8217;nın güçlü olmasının &#8220;suçlusu&#8221;(!) olarak hep Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası&#8217;nı görmeleri, Banka yönetimini açıkça hedef göstermekten çekinmemeleri. Daha önce de bu konuda yazdım, para politikası ve TCMB&#8217;nin elindeki enstrümanlar kurların yönünde sanıldığı kadar etkili değil. İşte yazının başında söz ettiğim gibi, yurtdışından döviz borçlanıp birkaç yıldır onlarca milyar doları ülkeye sokan reel sektör ülkede döviz bolluğu yaratıyor, farkında mısınız? Ya benim çevremde bile olan, Lira&#8217;ya güvenmeyip hep döviz tutan sayısız insan? Dinamikleri doğru okumak lazım.</p>
<p>TCMB&#8217;yi suçlamak aslında kaçak dövüş, çünkü TCMB&#8217;nin birincil ve tek hedefi fiyat istikrarı yani enflasyonu düşürmek ise, ona bu görevi veren kim bilmiyor muyuz? Ama hükümetin ekonomi yönetimini eleştirmeye çekinen meslek odaları, meclisler, sanayi odaları oldukça biz her hafta gazetelerde aynı haber ve demeçleri daha uzun yıllar okuruz, aman sıkılmayın&#8230;</p>
<p><strong>Kur Riski Taşıyanlar Çok Şey Yapabilir ama En Basiti&#8230;</strong></p>
<p>Peki biraz da ilaçlardan bahsedelim. Gerçekten de bugün ciddi cari açık taşıyan ülkemizde bankalar ama özellikle de sanayiciler ciddi büyük açık pozisyon taşıyorlar. İhracat yapan, yani döviz girdisi olanlar için dövizle borçlanmak normaldir diyebiliriz ama döviz geliri olmayanların çokluğu düşündürücü.</p>
<p>Makroekonomik politika değişikliği öneri ve hayalleri, hatta şirketlere yönetim, finansal oran, hedef rakamları bir yana, Türkiye&#8217;de riski azaltmak için artık sağır sultanın işittiği ama duymadığı bir yöntemi tekrar hatırlatmalı: İzmir&#8217;deki Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası, yani VOB! Hala açık kontratlar, işlem hacmi çok düşük olduğu için bu yazıyı bu kadar basit ama etkili bir öneriyle bitiriyorum.</p>
<p>İşte geçen hafta BDDK Başkanı&#8217;nın da paylaştığı, &#8220;TL birden tepetaklak giderse şirketlerimiz de mecburen el değiştirir, yabancı olur mu&#8221; korkusuna karşılık riski azaltma yöntemi. Buyrun iki ay, hatta yıl sonu için Avro veya ABD Doları kurunuzu sabitleyin, riskinizi azaltın. Bu kontratların fiyatının kurtulacağınız belirsizliğe karşı düşük kaldığını unutmayın.</p>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li><a title="Yazıyı okumak için tıklayınız" href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/yine-guclu-lira-sanayimizi-olduruyor-feryatlari-buna-uyum-saglayan-turk-girisimcileri">Yine “Güçlü Lira Sanayimizi Öldürüyor” Feryatları, Buna Uyum Sağlayan Türk Girişimcileri</a></li>
<li><a title="Yazıyı okumak için tıklayınız" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/faiz-indirin-diye-gazeteye-ilan-vermek-bilgisizlik-degil-art-niyetlilik/">“Faiz İndirin” Diye Gazeteye İlan Vermek Bilgisizlik Değil Art Niyetlilik!</a>
</li>
</ul>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2008%2Fyine-guclu-lira-sanayimizi-olduruyor-feryatlari-buna-uyum-saglayan-turk-girisimcileri%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yine-guclu-lira-sanayimizi-olduruyor-feryatlari-buna-uyum-saglayan-turk-girisimcileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YouTube güvenlik ve yetki belgesi almamışmış, geri kalan milyonlarca web sitesi gibi!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/youtube-guvenlik-ve-yetki-belgesi-almamismis-geri-kalan-milyonlarca-web-sitesi-gibi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/youtube-guvenlik-ve-yetki-belgesi-almamismis-geri-kalan-milyonlarca-web-sitesi-gibi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Jun 2008 21:36:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=208</guid>
		<description><![CDATA[Geçen hafta Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım YouTube&#8217;a erişimin engellenmesi hakkındaki sorulara şaşırtıcı cevaplar verdi: &#8220;3. Dünya ülkesi site kapatıyor demek fiyaka. Buraya gelip güvenlik, yetki belgeleri almaları gerekiyor. Diğer ülkelerde yapıyorlar, burada yapmıyorlar.&#8221; Uzmanlığı, geçmişi, siyasi ve ideolojik yaklaşımı ne olursa olsun bir Ulaştırma Bakanı&#8217;nın web sitelerine erişime izin vermek için güvenlik, yetki belgesinden bahsetmesi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım YouTube&#8217;a erişimin engellenmesi hakkındaki sorulara şaşırtıcı cevaplar verdi: &#8220;3. Dünya ülkesi site kapatıyor demek fiyaka. Buraya gelip güvenlik, yetki belgeleri almaları gerekiyor. Diğer ülkelerde yapıyorlar, burada yapmıyorlar.&#8221; Uzmanlığı, geçmişi, siyasi ve ideolojik yaklaşımı ne olursa olsun bir Ulaştırma Bakanı&#8217;nın web sitelerine erişime izin vermek için güvenlik, yetki belgesinden bahsetmesi, bunu diğer ülkelerde de varolan normal bir süreç gibi &#8220;göstermesi&#8221; İnternet&#8217;i hala televizyon, gazete sandığımızın çok acı göstergesi.</p>
<iframe src='http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.cihansalim.net%2Fblog%2F2008%2Fyoutube-guvenlik-ve-yetki-belgesi-almamismis-geri-kalan-milyonlarca-web-sitesi-gibi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light&amp;height=35' scrolling='no' frameborder='0' style='border:none; overflow:hidden; width:450px; height:35px' allowTransparency='true'></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/youtube-guvenlik-ve-yetki-belgesi-almamismis-geri-kalan-milyonlarca-web-sitesi-gibi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

