Kriz daralmaya dönüşünce kapitalizm, komünizm, devletçilik gibi mülkiyeti girişimci birey ile devlet arasında ileri geri çekiştiren kısır sohbetlere daldık. Halbuki satışları çakılan, iflasa doğru giden şirketler çalışanlarıyla yeni modeller denemeye başladılar. Avrupa’da işçiler zor günde işlerini korumak, iyi günde kara ortak olmak için şirkete ortak olmayı talep etmeye başladılar bile.
“İki kıtayı birleştiren köprü,” “Doğu ile Batı’nın buluştuğu nokta.” Artık İstanbul’un bundan daha fazlası olduğunu yabancılar da dile getirmeye başladı. Anadolu toprakları üzerindeki etkisi yüzyıllardır pek de değişmeyen ama kendisi değişen bu şehri sahiplenmenin vakti geçiyor bile. Şimdilik sadece 13 dolar milyarderi varken, şehrin tadını çıkarmak herkes için daha kolayken…
Resesyonun Türkiye’yi teğet geçmesinin hayalden ibaret olduğunu anladıktan sonra gecikmeli ekonomik paketler açmaya başladık. Fakat paketler imalatı, yerli ürüne talebi canlandırmaktansa sadece ticaretle yetiniyor, hatta ithal mallara talebi arttırıyor.
Depremin yaralarını sarmak için hayatımıza giren Özel İletişim Vergisi hala İnternet faturalarımızda duruyor. Bu ay ÖİV %15′den %5′e indi ama ÖİV+ %18′lik KDV ile İnternet için en fazla para ödeyen ülke olmayı sürdürüyoruz. Pırlantanın yakutun KDV’si yokken İnternet’in vergisini 2 Lira indirdik! İnternet’imiz pırlanta gibi olsa gam yemeyeğiz ama nerde…
Global resesyon kuvvetlenirken kabus senaryoların yeni bir yıldızı var: Deflasyon, yani eksi enflasyon, yani fiyatların yıldan yıla düşmesi. Hani bize çok yabancı, yaşanası değil, bu dünyadan, düşünmekten bile uzak şeyler olur ya… Bizim için de deflasyon öyle bir şey! Nasıl bir dünya ama, tüketme isteği olup gücü olmayanlar ve tüketme gücü olup isteği olmayanlar!
2. Dünya Savaşı’ndan beri ilk kez endüstriyelleşmiş ülkelerin tümü aynı anda ekonomik daralmaya girerken bir araya gelen G20 liderlerinin toplantısından beklendiği üzere pek bir şey çıkmadı. Toplantının asıl amacı iktidar ilişkilerinin dağılımını ve serbest pazar ekonomisinin konumunu yeniden kalibre etmek olmasın…
Bugün Blog Hareket Günü, dünyada binlerce blog yazarı gibi bugün biz de burada insanlık ayıbı olan “Yoksulluk” gerçeğine eğiliyoruz. Yoksulluk ve enflasyonun nasıl yoksulluk yarattığı benim seçtiğim konu. “Biraz enflasyondan bir şey olmaz” yaklaşımı ülke olarak zenginleşmemizi geciktiriyor!
Herkes küresel finans krizini anlamaya çalışıyor, ama uzmanlardan, ekonomistlerden, siyasetçilerden, sanayicilerden hiçbiri net ve açık olmayan farklı farklı yorumlar geliyor. Genel hatlarıyla ne oluyor, bizi nasıl etkiler ve ne zaman rahatlarız tahmin etmeye çalışalım /Yeni yorumla yazıyı güncelledim/
TCMB’yi suçlamak kaçak dövüşmek, çünkü TCMB’nin birincil ve tek hedefi fiyat istikrarı yani enflasyonu düşürmek ise, ona bu görevi veren kim bilmiyor muyuz? Ama günü kurtarma peşindeki meslek ve sanayi odaları oldukça biz her hafta gazetelerde aynı haber ve demeçleri daha uzun yıllar okuruz, aman sıkılmayın…
Önceki haftanın önemli haberi “GAP’ı İşsizin Parası Bitirecek” idi. Türkiye’nin en büyük kalkınma hamlelerinden biri olan GAP’ı bitirmek için hala çok büyük bir kaynak gerekiyor. Kaynak bulma çalışması devletin kasasında farklı amaçlarla toplanan fonlara göz dikilmesine neden oldu. İlk akla gelenlerden biri de, çalışanlardan yapılan kesintilerle oluşturulan İşsizlik Sigortası Fonu.
TBMM Genel Kurulu’nda görüşmeleri süren, son günlerin önemli gündem maddesi ve önümüzdeki haftalarda yeni eylem, iş bırakmalara neden açacak olan Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı Türkiye’nin geleceği için sandığımızdan çok daha fazla önemli bir konu. Türkiye’nin iktisadi açıkları deyince cari açık, sağlık ve emeklilik sistemlerindeki açıklar akla geliyor. Cari açık için ne yapılması gerektiği sürekli gündemde, [...]
Bu ülkede her gün başka bir konu üzerine, laf ebeliği falan da yapmadan, elle tutulur şeyler yazmak çok kolay. Tepemize aldığımız idarecilerin tutumları, demeçleri, kararları sürekli malzeme sağlıyor. Bunlardan bazılarını yazmaya gerek bile yok, herkes göreceğini görebiliyor, yorumunu yapabiliyor. Ama bazen de gerçekten popülist sözleri öyle güzel söyleyenler oluyor ki maalesef toplumun geniş kesimleri bu [...]