<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>H. Cihan Salim - Günce... Blog... &#187; dünya ekonomisi</title>
	<atom:link href="http://www.cihansalim.net/blog/category/dunya-ekonomisi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cihansalim.net/blog</link>
	<description>www.cihansalim.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 11 Aug 2010 12:56:45 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Dijital Dönüşümü Başaran Müzik Endüstrisinin Korsana Aşkı ve Nefreti!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/dijital-donusumu-basaran-muzik-endustrisinin-korsana-ask-ve-nefreti/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/dijital-donusumu-basaran-muzik-endustrisinin-korsana-ask-ve-nefreti/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Mar 2010 21:48:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=951</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye'de erişime engellenen binlerce sitenin önemli bir kısmı müzik parçalarına ücretsiz erişim yollarını paylaştıkları için ceza aldı. Öte yandan Türkiye gibi gelişmekte olan bazı ülkelerde sokak satıcıları, korsan kopyaların endüstriye pek de zarar vermediğini düşünenler de var. Dijital satışlar toplam müzik pazarının %27'sine ulaşmışken açıkçası tek bir doğrunun varlığından söz etmek pek mümkün değil!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Medyanın dijitalle imtihanını, dijital geleceğini her geçen gün daha fazla tartışır olduk. Örneğin bir süre önce yine bu sayfalarda aslında en önemli belirleyicinin, ekonominin temelindeki kıtlık/bolluk ikilemi olduğunu ve kabullenmek istemesek de haber ile yorumunun da kıymetsizleşmeye mümkün kılacak bollukta bir şey olan insan düşüncelerinin sonucu olduğunu yazmıştım. Peki sadece haber ve yorum mu? Yoksa telif haklarıyla korunan diğer hızlı tüketilen entelektüel ürünler de mı aynı yöne gidiyor, örneğin müzik!</p>
<p>Müziğin ucuzlaması, bedavalaşması ve yapım şirketlerinin sıkıntıları, gazete ve medya devlerinin dijitalle imtihandaki sıkıntıları kadar tartışılmıyor, ki bu da doğal. Çünkü kamuoyunu yönlendiren medya, kendi geleceği hakkında daha çok stres yapıyor. Fakat ülkemizde müziğin ücretsiz edinilmesi az ilgi çeken dev fırtınalar koparıyor! Mesela Türk Telekom TTNet Müzik ile, Turkcell ise gnçPLAY ile ücretsiz müzik dinletmek için ciddi anlaşmalara imza atarken pek çok hedefleri vardı. Sadece bunlar değil, Avea, Fizy, MPlay, Mynet, Muzik.net, Sendinle gibi pek çok platform da yasal yoldan müzik sunuyor. Ama bir yandan da Türk müzik endüstrisinin %80’ini, Türkiye’deki yabancı müziğin tümünü temsil ettiğini belirten Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği MÜ-YAP ise 2005’ten beri binlerce, belki on binlerce web sitesini telif hakları ihlalleri iddiası ile, haberlere göre de uyarmadan, erişime engelletiyor.</p>
<p>Henüz YouTube yasağı, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ve kurucu öğelerine hakaret, gençlerin gelişimine zararlı içerik gibi konular gündemde yokken başlayan web forumlarının, sitelerinin MÜ-YAP tarafından kapatılmasının çoğunun nedeni, söz konusu sitelerde müzik yayınlandığından değil, P2P dosya paylaşım programlarına bu sitelerden erişilebildiği içindi. Fotokopi makinesinin para çoğaltmakta kullanılabileceği korkusuyla yasaklanmasına benzeyen bu davaların kabul görmesi ve engelleme kararı çıkması ise MÜ-YAP’ı eleştirmeden önce aslında çok daha başka bir gündemimiz olması gerektiğinin göstergesi idi.</p>
<p>Engellemeler devam etti, örneğin geçtiğimiz aylarda Last.fm, MySpace gibi büyük yabancı müzik siteleri de engellendi, MÜ-YAP bazı yabancı yayınlarda bile kendini savunmak zorunda kaldı. Bir yandan da gittikçe artan sayıda İnternet kullanıcısı, hatta köşe yazarları MÜ-YAP’a ateş kusup bir gün MÜ-YAP’ın düşüşünün başlayacağı hatırlattılar.</p>
<p><strong>Peki Dünyada Neler Oluyor</strong><br />
Küresel müzik pazarı 2009’da, 2004’teki seviyelerinden %30 daha daralmışken bunda hem daha çok parçanın kopyalanarak el değiştirmesi hem de albüm ve parça fiyatlarının ucuzlaması önemli rol oynadı. 2003’te sadece 20 milyon ABD Doları seviyelerinde olan dijital müzik gelirleri 2009’da 4,2 milyar dolar seviyelerine ulaştı. Bu da tüm müzik endüstrisinin satışları içinde %27’lik bir pay demek!</p>
<p>Öte yandan Chris Anderson’ın “Free” adlı kitabında daha detaylı okuyabileceğiniz üzere, gelişmekte olan ülkelerde müziğin geleceğiyle ilgili önemli ipuçları verebilecek gelişmeler yaşanıyor. Dünyanın parlayan ekonomileri Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’de durum çok farklı. Korsanın galip geldiğinin kabul edildiği Çin’de müzik satışlarının %95’inin korsan olduğu tahmin ediliyor. Türkiye’nin de dahil olduğu gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerde toplumun büyük bir kesimi için orjinal albüm satın almak bir lüks. Bu durumda müzik endüstrisindeki oyuncular da rollerini değiştiriyor, “herkes için her şey” oluyorlar.</p>
<p>Çin’deki kayıt şirketleri genç yetenekleri bulma işini bu konuda uzmanlaşmış kurumlara bırakmıyor, sanatçıları için albüm hazırlamıyorlar! Tüketicilere satacak albümler üretmek yerine radyolara gönderilen, kendi web sitelerine ücretsiz yükledikler ‘single’ parçalar üretiyorlar. Örneğin ülkenin genç yıldızlarından birinin parçalarından oluşan bir CD toplam 5 milyon adet satılıyor, ama bu korsan CD’lerden ne ajans, ne de sanatçı para kazanıyor. Fakat bunu kabullenerek alternatif yollar deniyor, uygun olabilecek her noktaya sponsor buluyorlar. Çok sanatçılı dev konserlerin ana sponsoru ve yan sponsorları oluyor. Konser gelirleriyle yetinmiyor, sanatçılar ve albümlere yönelik hediyelik eşya gibi onlarca ürünün üretimi ve pazarlaması da tamamen kayıt şirketlerinin kontrolünde. 3. parti hizmet sağlayıcılara gitmektense sanatçı ve şarkılarının reklamlarını da yine kendileri üretiyor, medya planını bizzat yapıyorlar. Portföylerindeki sanatçılar arasındaki gelir dağılımını olabildiğine adaletli yapmak için de web sitelerindeki ücretsiz albüm ve parça indirilme oranlarının dağılımı gibi verilerden faydalanıyorlar.</p>
<div align="center">
<div style="width:475px; text-align:center" class="captionfull"><img width="475" height="175" title="Dijital müzik satışları hızla artarken bu satışları artıran faktörler arasında korsanın da sayıldığı ülkeler var!" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/dijital-donusum-muzik-endustrisi-korsan-ask-nefret-l.jpg"/>
<p>Dijital müzik satışları hızla artarken bu satışları artıran faktörler arasında korsanın da sayıldığı ülkeler var!</p>
</div>
</div>
<p>Brezilya müziğinde ise son yılların en büyük çıkış yapan türlerinden biri olan Tekno Brega, romantik ve yumuşak brega calypso müziğinin tekno tarzla harmanlanmasıyla olduğu kadar inanılmaz sokak satışlarıyla da popülerliğe kavuştu. En yeni Banda Calypso CD’lerini 1,5 TL’ye satan sokak satıcılarının elindeki albümlerin hiçbiri kayıt şirketinden gelmiş değil, ama yasadışı da değil! Çünkü en popüler gruplardan olan Banda Calypso CD’lerinin ‘master’larını ve CD kapak görsellerini hem sokaktakilere, hem radyo DJ’lerine dağıtıyor. DJ’ler kendi mix’lerini oluşturup sokaktakilere dağıtıp çok az da olsa gelir elde edebiliyorlar ama sokak satışlarından doğrudan gruba giden bir para söz konusu değil!</p>
<p>Fakat konser, DJ gecesi gibi özel etkinlikler düzenlenecek şehirlere önceden ücretsiz çıkartma yapan grup bugün Brezilya’nın en zengin gruplarından biri, çünkü yine Çin’de olduğu gibi inanılmaz bir konser geliri söz konusu. Yılda 200’e yakın konserleri canlı olarak kaydediliyor ve çıkışta izleyicilere normal sokak CD’lerinin iki katı fiyatına, yaklaşık 3 TL’ye satılıyor, hem de her seferinde binlerce.</p>
<p><strong>Müzik Endüstrisi Dijitalden Gelir Elde Etmeyi Biliyor</strong><br />
Peki örneğin Çin’de müzik satmak gerçekten imkansız mı? Hiç de değil, örneğin China Mobile cep telefonu kullanıcılarının satın aldığı 20 saniyelik melodiler yılda yaklaşık 1 milyar doları aşan bir hacim yaratıyor. Müzik satışları form değiştiriyor. Beyoncé’nin 2009’daki “I Am&#8230; Sasha Fierce” adlı hit parçası tam 260’dan fazla ayrı üründe gelir kazandırdı! ‘Cover’, ‘remix’ler dışında cep telefonları için melodiler, oyunlar ve çok daha fazlası, müzik endüstrisinin müziği insan hayatının daha fazla alanına sokmak için çabaladığını gösteriyor.</p>
<p>2003’te yaklaşık 50 lisanslı dijital müzik servisinde 1 milyon çeşitlik bir ürün kataloğu varken bugün yaklaşık 400 ayrı platform üzerinden 11 milyondan fazla parça satışta. Dijitalin en büyük etkisini hisseden medya ve eğlence dünyasının önemli parçası müzik endüstrisi hızlı bir dönüşüm sağladı ve dijital satışlarda oyunlardan sonra en büyük 2. payı %27 ile alıyor. Film, gazete ve dergi satışları ise toplamda %11’e zor ulaşıyor.</p>
<p>Demek ki Türk müzik endüstrisi, dijitali, dünyanın geri kalanındaki ortakları gibi daha iyi kullanmalı. Ve demek ki global müzik endüstrisi dijital müzik dışında geleneksel müzik tüketimini de yaratıcı yaklaşımlarla yeniden yapılandırmalı, çünkü artık hiçbir şey eskisi gibi değil.</p>
<p>Brezilya ve Çin’den verdiğim örnekler ne her ülke, ne de her sanatçıya uygun, sadece korsanla beraber yaşayabilen bazılarının hikayesi. Dijitale karşı en büyük dönüşümü yaşamış ve gerçekten yaratıcı modeller deneyebilen müzik endüstrisinin önünde uzanan bir doğru patika yok, ama tüketicilere en uygun modeli sunabilmek artık hayati önem taşıyor. Aksi halde örneğin Brezilya’da olduğu gibi yerel müziğin yeni albüm üretiminde çok büyük düşüşler yaşanabiliyor, ki bu da entelektüel üretimin, fikri hakların pek saygı görmediği ülkemiz için büyük bir tehlike sinyali.</p>
<p>* Çin ve Brezilya örnekleri hakkında daha fazla bilgiyi Wired yazarı Chris Anderson’ın Free adlı kitabından, yazıdaki diğer veriler ve fazlasını da IFPI’nın Digital Music Report 2010’undan edinebilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/dijital-donusumu-basaran-muzik-endustrisinin-korsana-ask-ve-nefreti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gelişmiş Ülkeler Gökdelenlerden Vazgeçerken Gelişmemişler Bayılıyor, Demek ki Aynı &#8216;Şeyin&#8217; İşlevi Coğrafi Fark Gösteriyor. İstanbul ise Gökdelenlerde Dünya 7.si Olmasına Rağmen Özeniyor&#8230;</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/gelismis-ulkeler-gokdelenlerden-vazgecerken-gelismemisler-bayiliyor-demek-ki-ayni-seyin-islevi-cografi-fark-gosteriyor-istanbul-ise-gokdelenlerde-dunya-7si-olmasina-ragmen-ozeniyor/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/gelismis-ulkeler-gokdelenlerden-vazgecerken-gelismemisler-bayiliyor-demek-ki-ayni-seyin-islevi-cografi-fark-gosteriyor-istanbul-ise-gokdelenlerde-dunya-7si-olmasina-ragmen-ozeniyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Jan 2010 10:29:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[doğa, çevre ve gezi]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[şehir turizmi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Burj Dubai]]></category>
		<category><![CDATA[Burj Khalifa]]></category>
		<category><![CDATA[Dubai Kulesi]]></category>
		<category><![CDATA[gökdelen]]></category>
		<category><![CDATA[gökdelenler]]></category>
		<category><![CDATA[kümelenme]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi çalışma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=891</guid>
		<description><![CDATA[Burj Dubai ya da resmi adıyla Burj Khalifa 818 metrelik yüksekliğiyle bu hafta açılışını yaparken, İstanbul'da Dubai Kulesi'nin düşündürdükleri üzerine eskiden yazdıklarımı paylaşmak istedim: Gelişmiş ülkelerde kümelenme, bir arada çalışma ihtiyacı azaldığından yeni rekor gökdelenleri yapılmazken gelişmemiş ülkeler sırf turistik amaçla büyük yatırımların altına giriyor]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugüne kadar yapılmış en yüksek bina, ilk bilinen adıyla Burj Dubai, resmi adıyla Burj Khalifa, Dubai&#8217;de bu hafta açıldı. Anten kulesiyle 828 metrelik yüksekliğe ulaşarak Tayvan&#8217;daki Taipei 101&#8242;in 508 metrelik yüksekliğinin çok daha ötesine geçen bina belki de bugüne kadar en çok tartışılan, sorgulanan gökdelen projesi oldu ve olacak. Ben de hiç adetim olmasa da yaklaşık dört sene önce yazdığım bir yazıyı virgülüne dokunmadan izninizle tekrar paylaşmak istedim.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p><em>30 Ekim 2005</em><br />
Endüstrileşmiş ülkelerin iş dünyası belli bir zaman evresinde maliyet kısmak, sermaye birikimi, kümelenmek, vb. pek çok teori tarafından açıklanan şekilde bazı birimlerini belli şehirlerde topladılar. Gökdelenler de, bu şirket, ekonomi ve ülkelerin simgesel bir gösterişi olduğu kadar işlevsel olarak da inşa edildi. Zira birbirine yakın olmak, haberleşmenin, ulaştırma ve iletişim hizmetlerinin henüz gelişmemiş olduğu dönemlerde çok önemliydi. Bu kadar ciddi masraflar yaparak sadece görsel bir güç gösterisinde bulunmak ekonomik olarak mantıksızken bu kadar çok girişimcinin ve şirketin gökdelen inşa etmesi mutlaka bir mantık barındırmalıydı!</p>
<p>Fakat gelişmiş ülkelerde bir devrim oldu, belki de yeni bir çağ başladı. Daha hızlı ulaşım, haberleşme, farklı noktalarda rekabet edebilmek için operasyonların bir bölümünün taşınması, kısacası merkezileştirme sürecinin tersine dönüp yetkiyi dağıtma dönemine girdik. Yurtsan Atakan&#8217;ın geçtiğimiz günlerde yazdığı gibi, bu gelişmeler gelişmiş ülkelerde öbekleşmenin önemini azalttı. Ama maalesef bu gelişmeleri okuyabilenlerin sayısı Dünya&#8217;da bile az iken ülkemizde hemen hemen yok denecek kadar küçük. Artık insanlar farklı noktalarda çalışıp İnternet üzerinden bir araya geliyor, yüzyüze görmedikleri insanlarla yıllarca &#8220;aynı çatı altında&#8221; çalışmış oluyor.</p>
<p>Öte yandan gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeler doğru bir hedef olan &#8220;ülkeyi markalaştırma&#8221; hedefine ulaştırmak için pek çok yolu deniyorlar. Bu yollardan biri de, dünya rekoru kıran bir adet gökdelen dikerek daha alçak da olsa sayısız gökdeleni olan gelişmiş şehirleri &#8220;turistik&#8221; olarak geride bırakmak. Böylesi bir yaklaşım, şehre bir ya da birkaç kule dikerek bunların işlevini turizm ve eğlenceye indirmek demek oluyor. Hele turisti böyle tavlamaya çalışan şehirlerin ilgi çekecek varlık fakiri olduğunu da düşününce gelişmiş ülkeler ile diğerleri arasında gökdelen kavramına bakışta ne kadar büyük fark olduğunu gösteriyor.</p>
<div align="center"><img title="Dubai'deki 818 metrelik Burj Dubai ya da Burj Khalifa yeni inşaat teknikleri açısından öncü oldu, ama Dubai iş alemine katkısı aynı derecede sıradışı olmayacak" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/gokdelen-burj-dubai-khalifa-l.jpg"/></div>
<p>Son günlerde İstanbul&#8217;a dikilecek Dubai Towers yani Dubai Kuleleri ve üstüne Yurtsan Atakan&#8217;ın yazdıkları bana bunları düşündürdü. Ardından İstanbul&#8217;un zaten beton yığını olduğunu düşünerek bununla ilgili bir araştırma olup olmadığına baktım. 90 metre ve üstündeki binaları sayıp bunları puanlayan bir site İstanbul&#8217;u Dünya şehirleri arasında 37. sırada gösteriyor. 12 kat ve 35 metrenin üstündeki binaları sayan Emporis&#8217;in sayfalarında ise çok çarpıcı bir gerçekle karşılaşıyoruz. 35 metre üstünü yüksek bina ve gökdelen olarak listeleyen bu çalışma İstanbul&#8217;u Dünya 7. ilan ediyor. Buna göre İstanbul&#8217;da 35 m. üstünde 2112 bina bulunuyor. İstanbul&#8217;un doğal ve tarihi güzellikleri olduğundan İstanbul&#8217;un ve İstanbullular&#8217;ın büyük bina fantezisinin tek nedeni sayılabilecek büyük bina eksikliği iddiası da böylece geçersiz kalıyor. Yatırım konusu ise bir başka muamma, ona da bir başka gün değiniriz&#8230; </p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/gelismis-ulkeler-gokdelenlerden-vazgecerken-gelismemisler-bayiliyor-demek-ki-ayni-seyin-islevi-cografi-fark-gosteriyor-istanbul-ise-gokdelenlerde-dunya-7si-olmasina-ragmen-ozeniyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geleneksel Medyanın Dijital Geleceğini Yeniden Tartışma Zamanı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/geleneksel-medyanin-dijital-gelecegini-yeniden-tartisma-zamani/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/geleneksel-medyanin-dijital-gelecegini-yeniden-tartisma-zamani/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Dec 2009 12:05:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[medya / pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=872</guid>
		<description><![CDATA[Krizde batma tehlikesi yaşayan medya devlerinin haberleri sıklaştıkça, dijitalleşmenin getirdiği bolluk ve ucuzluk ile sosyal medya merakı öne çıkıyor. Geleneksel medyanın sıkıntısı sadece bloglar ya da Google News gibi toplayıcı, organize edici hizmetler değil aynı zamanda çok fazla haber kaynağının belli sayıdaki medya tüketicisinin sınırlı vakti için rekabet etmesi. Farkı ne şekilde ve nasıl yaratabileceğini ise hem gazeteciler, hem blog yazarları düşünmeli]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bireysel İnternet yayıncılığı blog platformları sayesinde çok kolaylaştığından beri sıklıkla geleneksel medya ile karşılaştırılmaya başlandı. Özellikle 2007-2008 yıllarına kadar blogların kalitesi, blogların içeriğinin nesnelliği, blogların geleceği tartışılırken dünya ekonomisindeki yavaşlama ile birlikte şimdi de gazeteler ve gazetecilerin geleceğini merak eder, tartışır olduk.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Çünkü dünyanın gittikçe daha fazla ülkesinde geleneksel medya tüketimi azalırken İnternet’te geçirilen zaman artıyor. İnternet’in haberlere ulaşmada sunduğu hız ve maliyet avantajı gazete, dergi satışlarını olumsuz etkiliyor. Son aylarda dünyanın önde gelen basılı yayınlarının zarar ettiği, el değiştireceği, web sitelerinin ücretli olacağı yönünde haberler çoğalmaya başladı. Bir yandan da Google News ve benzeri haber toplayıcı hizmetlere karşı gazetelerin tepkisi artıyor.</p>
<p>Gündemdeki medya tartışmalarının birkaç yıl içinde böyle değişmesinin ardında yatan tek nedenin blog yazarlığındaki artış olduğunu söylemek tabii ki doğru olmaz. Ama gazetelerin geleceğinin sorgulanır hale gelmesi bile “Kral öldü, yaşasın yeni kral blogcular” hissiyatını doğurmuyor değil.</p>
<p>Bu his hem bazı blogcularda, hem de tüketicilerine ulaşmak için en etkin kanal arayışında olan şirketlerin pazarlama departmanlarında güç kazanıyor. Bazı blogcular, geleneksel medya kanallarının can çekiştiği haberlerini aldıkça, biraz haklı da olarak değişime ayak uyduramayan medyanın artık düzlüğe çıkamayacağını, günün kendi günleri olduğunu düşünebiliyor.</p>
<p>Öte yandan medya dünyasının dönüşümünden ziyade bir mesaj iletme aracı olarak faydasıyla ilgili olan pazarlamacı ve halkla ilişkiler uzmanları ise farkında olmadan sosyalleşme platformları Facebook,  Xing, Friendfeed gibi sitelerdeki yükselişi blog yazarları ile birebir eşleştiriyorlar. Blog yazarlarını bu platformların aktif yönlendiricileri olarak varsayıyorlar. Sosyal medyada tek bir fotoğrafla bile olsa içerik üreten birey sohbetin ve enerjinin kaynağı oluyor ama aslında o birey bile fotoğrafla vermek istediği mesajın gelen yorumlar sonrası neye dönüşebileceği üzerinde tasarruf sahibi olamıyor.</p>
<p><strong>Değişim Hem Sosyolojik Hem Teknolojik, ve Haliyle Ekonomik!</strong><br />
Tabii geleneksel medyanın yaşadığı sıkıntılar ile sosyalleşme platformlarının yükselişinin eş zamanlılığını da yakalayarak anlamlandırabilmek lazım. Nielsen’ın bir araştırması son bir yılda sosyal paylaşım sitelerinde geçirilen zamanın toplam İnternet kullanımı içinde aldığı payın üç kat arttığını gösterirken benzeri karşılaştırmalar üç yıl öncesiyle yapıldığında İnternet üzerinden haber tüketimine ayrılan sürede ciddi kayıp yaşandığını görüyoruz. Gittikçe daha fazla insan günlük haberler ve editöryal içeriği takip etmektense arkadaşlarının dediklerini, yaptıklarını, şu anda nerede olduklarını, paylaştıkları fotoğrafları takip etmek istiyor; 2000’lerin ilk on yılında adeta herkes herkesi gözetlemek istiyor.</p>
<p>İşin teknolojik boyutunda ise her 18 ayda bir iki katı performansı aynı fiyata sunan işlemci gücü, buna yakın hızlarda gelişen depolama teknolojisi ve iletişim altyapısının bant genişliği, sayısallaştırılabilen ürünlerin ek bir kopyasını oluşturmanın masrafını, yani marjinal maliyeti sıfıra yaklaştırıyor. Bu da, en başta Google örneğinden gördüğümüz gibi pek çok hizmeti çok düşük ücretlere, hatta bedava almamıza kapı açıyor.</p>
<p>Öte yandan bu ucuzlama, hatta bedavalaşmaya rağmen iktisatın temel dayanağı arz ve talep hala belirleyici. Çünkü kıt olan şeyler hala kıymetli iken fazla bol olan şeyler ucuz kalmaya devam ediyor; ve ucuz kalmaya mahkum olanların belki de başta geleni ise insan düşünceleri, fikirleri, ürettiğimiz ve işlediğimiz veri ve hatta enformasyon!</p>
<p>Çünkü milyonlarca insan gün boyunca gündelik hayat, çevresindekiler, dünya ve geleceğe dair örtüşen şeyleri düşünüyorlar. Veri ve enformasyondan derlenen bilginin değeri ancak çok doğru yerde ve anda paha biçilmez oluyor. Ama diğer her bilgi kolayca paylaşıldığından, hızla yayıldığından aynı kıymeti yakalayamıyor. Özellikle İnternet tabanlı, başarılı “bedava üzerine kurulu” iş modelleri sıradan bilginin ucuzluğunu gerçekten kavramış olanların elinden çıkıyor, ki bu da başka bir yazı konumuz olarak kalsın.</p>
<div align="center"><img title="İnsanlar daha çok uzun bir süre haber ve yorum tüketmeye istekli olacaklar, fakat iletişimin kolaylaşması fark yaratan içeriğin ayakta kalabilmesini mümkün kılıyor" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/gelenekel-medya-gazetecilik-dijital-gelecek-l.jpg" alt="İnsanlar daha çok uzun bir süre haber ve yorum tüketmeye istekli olacaklar, fakat iletişimin kolaylaşması fark yaratan içeriğin ayakta kalabilmesini mümkün kılıyor" /></div>
<p>Geleneksel medya kanalları ve gazete web sitelerinin, gelir kaybının ana faktörlerinin birinin de bu olduğunu görmeleri gerekiyor. Google News gibi toplayan ve derleyen hizmetler ve gazetelere alternatif web siteleri, bloglar tabii ki gelir kaybına neden oluyor. Ama asıl sorun çok fazla rakibin aynı anda kolayca bulunan, “çok bol” olan haberi sunması, fark yaratmakta haklı olarak zorlanması. Bolluk ve dijital teknolojilerin getirdiği ucuzluk geleneksel medyayı zorlayan belki de en büyük faktör.</p>
<p>Nitekim Google da gittikçe daha fazla sayıda geleneksel ve kaliteli medya kanalının finansal zorluklarla boğuşmasını kaygıyla izliyor, çünkü Google sadece kendisinin kar edebildiği bir medya işinin sürdürülebilir olmadığının farkında. “Parasızlaşmasına” yardımcı olduğu hizmetleri verebilmek için para kazandıran yeni inovasyonlar bulmuş olan Google, kaliteli ve güvenilir içerik sağlayan medya devlerinin benzeri yeni iş modelleri bulamadan önce “parasızlaşan”, bedavalaşan hizmetler yüzünden iflas etmelerinden korkuyor, çünkü o zaman endeksleyip bize aratacağı ve güvenle sonuçlar arasında gösterebileceği çok daha az kaliteli içerik olacak!</p>
<p><strong>Bizim Tartışmalarımızın Çözümü Hem Basit Hem Karışık</strong></p>
<p>İşte tüm bu kuvvetler aynı anda etkilerini gösterirken Türkiye’de de tekrar İnternet gazeteciliği tartışmaları önemli kalemlerin ucunda canlanıyor. İki şey tekrar tartışılıyor, ilki ücretli İnternet gazeteciliği, ama bu konuda tartışmaya bile gerek yok. Türk İnternet gazeteciliğini oluşturan ve takip edenlerden birinde bile seviyesizlik zaafı oldukça böyle bir içeriği ücretle sunma şansınız kalmıyor!</p>
<p>İkinci olarak ise blog yazarı ile gazetecinin farkı tartışılır gibi oluyor ama dünyadaki uygulamaları gördükçe yavaş yavaş geleneksel medya temsilcileri de blogcuları meslektaş gibi görmeye sıcak bakmaya başlıyor, zaten artık çoğu da bizzat blogcu, olmadı Twitter kuşu! Diğer yandan blog yazarları ve sosyal platformların aktif içerik üreticileri de bu yakınlaşmaya sıcak bakmalı, çünkü bu tam bir yumurta tavuk döngüsü.</p>
<p>İnternet’i bir zamanlar hor gören uzgörüsüz gazete yazarlarının hataları artık gün gibi ortaya çıkmışken İnternet’in “yerlisi” hissedenlerin de eski tartışmaları unutmaları gerekiyor. Çünkü şimdi de kulaktan kulağa “blogculara lansman yapmak istiyoruz, ama on kişi çağırınca geri kalan yüz kişiyi kızmış buluyoruz” sözleri aktarılıyor.</p>
<p>Halkla ilişkilerciler ve pazarlamacılar, sosyal medyanın üyeleriyle geleneksel medya ve blogcuları ayrıştırma becerisini kazandıkça; ve hepimiz geçimini blog yazmaktan kazananlar dışında kalanları, amatör ve kendisi için yazıp çizenler olarak konumlandırmayı başarırsa önemli bir engeli aşmış olacağız. Bugün Renault Türkiye blogculara harika bir lansman yapıyorken Renault Romanya aynı otomobil için çok daha sıradan bir lansmanı hem blogcu, hem dergici, hem de gazetecilere aynı anda, çok katılımcı bir ortamda yapabiliyorsa almamız gereken bazı dersler olduğu ortada&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/geleneksel-medyanin-dijital-gelecegini-yeniden-tartisma-zamani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Berlin Duvarı&#8217;nın, Doğu Bloku&#8217;nun Yıkılışının 20. Yılı: Buna Değdi mi? İktisadi Olarak Hayır, İnsani Olarak Evet!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-blokunun-berlin-duvarinin-yikilisinin-yirminci-yili-buna-degdi-mi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-blokunun-berlin-duvarinin-yikilisinin-yirminci-yili-buna-degdi-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 16:15:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=822</guid>
		<description><![CDATA[Komünist Blok'un dağılışının 20. yıldönümünde geriye baktığımızda çok farklı sonuçlar çıkıyor. Kapitalist serbest pazar ekonomisinin beklentinin aksine tüm ülkelere refah getirmediğini, ama faşizme varan baskının ortadan kalkmasıyla insanların hayatlarından daha mutlu olduğunu görüyoruz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Berlin Duvarı’nın, demir perdenin yıkılışının ve Komünist ya da Doğu Bloku’nun parçalanmasının 20. yıldönümündeyiz. Doğu Bloku’nun parçalanmaya başlama süreci daha önceden de başlamış olsa, hatta Macaristan’ın Avusturya sınırını 89’un ilkbaharında açmasıyla geri dönülmez süreç başlasa da, tarihi bir sembol olarak Berlin Duvarı’nın kitlelerce aşıldığı 9 Kasım 1989 önemini koruyor ve koruyacak.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Ay’a ayak basışın 40. yıldönümü de olan 2009’da geriye dönüp son on yıllarda insanlığın ne kadar ilerlediğini bol bol tartışır olduk. Özellikle bugünlerde komünist devlet yönetim modelinin yıkılmasının ardından kapitalizmle kucaklaşan Doğu Bloku ülkelerinin hali merak edilir oldu. Karşılaştırmalara başlamadan önce yazı sonunda detaylandıracağım bir tespiti paylaşmalıyım; Demir Perde ülkelerini sosyalist blok olarak tanımlamak yanlış ve sosyalizm karşıtı bir değerlendirme olur. Faşizme varan baskılar hissettiren, tek elden kontrolün her kararda etkili olduğu Komünizm’in bir türevinin etkisi altında olan söz konusu ülkelerde demokrasi yoktu, ama ekonomik açıdan ülkeden ülkeye değişen modeller söz konusu idi. Bu nedenle duvarın yıkılışının daha çok demokrasiye geçiş olarak nitelendirilmesine ben de katılıyorum.</p>
<div align="center"><img title="Duvarın üstünde Brejnev ve Honecker'ın samimiyeti gösteren eski bir hatıra" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/berlin-duvar-brejnev-honecker.jpg" alt="Duvarın üstünde Brejnev ve Honecker'ın samimiyeti gösteren eski bir hatıra" /></p>
<p><strong>Halkın Değişime Desteği Düşüyor, ama Daha Mutlular</strong><br />
Eski komünist ülkelerde yapılan anketler çarpıcı sonuçlar sunuyor. <a href="http://pewresearch.org/pubs/1396/european-opinion-two-decades-after-berlin-wall-fall-communism" target="_blank">Pew Research Center’ın Pazartesi günü yayınladığı detaylı sonuçlar</a>a göre 1991’den bugüne Doğu Bloku halkları değişime inancını büyük ölçüde kaybetmiş. (<a href="http://pewglobal.org/docs/?DocID=25" target="_blank">Yanıtların görsel sunumu da şurada</a>)</p>
<p>“Çok partili sisteme geçişi onaylıyorum” diyenler Doğu Almanya’da yüzde 91’den 85’e, Macaristan’da 74’ten 56’ya, Litvanya’da 75’ten 55’e, Rusya’da 61’den 53’e, Bulgaristan’da 76’dan 52’ye, Ukrayna’da 72’den 30’a düşerken Çek Cumhuriyeti’nde 80’de kalmaya devam etmiş, Slovakya ve Polanya’da 1 ve 4 puan artarak 70 ve 71’e ulaşmış.</p>
<p>Lafın kısası “demokrasiye geçişi onaylıyorum” diyenler bu ülkelerde 1991’de en az %61 (Rusya) iken bugün 5 ülkede %56 ve altında rakamlar görüyoruz!</p>
<p>“Kapitalist pazar ekonomisine geçişi onaylıyorum” diyenler ise tüm ülkelerde düşmüş. Doğu Almanya, Çek Cumhuriyeti, Polanya ve Slovakya gibi Orta Avrupa ülkeleri Demir Perde’den kurtulmanın olumlu hissiyatı ve ekonomik faydasını en çok görenler olarak hala %66 ve üstünde olumlu görüş göstermişler. Bulgaristan’da 73’ten 53’e, Litvanya’da 76’dan 50’ye, Rusya’da 54’ten 50’ye, Macaristan’da 80’den 46’ya, Ukrayna’da 52’den 36’ya çok ciddi gerilemeler söz konusu.</p>
<p>Bir diğer soru ise “İnsanların ekonomik durumu komünizm dönemindekine göre nasıl” şeklinde imiş, yanıtlar alttaki grafikte görebileceğiniz gibi Polanya ve Çek Cumhuriyeti hariç oldukça olumsuz.</p>
<div align="center"><img title="Eski demir perde ülkelerinde insanlar iktisadi olarak komünist rejim altında daha iyi olduklarını düşünüyorlar" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/berlinduvari/komunizme-gore-bugun-ekonomik-durum.png" alt="" /></div>
<p>Öte yandan “Hayattan memnuniyeti bir merdivene benzetirsek ve merdivenin 10. basamağını mutlak mutluluk olarak tanımlarsak kaçıncı basamaktasınız” sorusuna 7 ve üstünde cevap verenler ise 1991’dekinden çok daha yüksek çıkmış. Bulgaristan’da bile %8’den %15’e önemli bir yükseliş söz konusu.</p>
<div align="center"><img title="Öte yandan aynı ülkelerde herkes 1991'e göre bugün hayatından daha memnun" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/berlinduvari/hayattan-memnuniyet.gif" alt="" /></div>
<p><strong>İktisadi Refah ise 1989’dan Daha Kötü, Ölüm Oranları Çok Yüksek</strong><br />
Pew’in araştırmasında daha pek çok soru var, ama ilk bakışta dikkat çekici olanlar bunlar. Öte yandan haftalık Economist dergisinin 2008 sonunda hazırladığı “2009’da Dünya” sayısında da konuyla ilgili önemli bir yazı bulunuyordu. Serbest pazar ekonomisinin önemli yayınlarından Economist’in tespitleri de bana vurucu gelmişti. Henüz global resesyon derinleşmeden önce yapılan karşılaştırmada ekonomik durumun göreceli olarak daha kötüye gittiği görülüyordu.</p>
<p>Alttaki grafikte satın alma gücü paritesine göre ülkelerin milli hasılaları gruplanmış. Satın alma gücü paritesi döviz kurlarındaki dalgalanmaları analizin dışına çıkararak gerçekçi bir karşılaştırma yapma imkanı sağlar ve her ciddi çalışmada kullanılması gereken rakamdır. Avrupa Birliği’nin ilk 15 üyesi, yani EU15’in kişi başı geliri satın alma gücüne göre “100” olarak alınmış. 1989’da Baltık Ülkeleri 49,7 endeks değeri ile AB15’e en yakın kişi başına gelire sahipmiş, yani neredeyse yarı yarıya seviyesindelermiş. Orta Avrupa 48,7, Bağımsız Devletler Topluluğu ülkeleri 42,2, Balkan Ülkeleri 37,6 ve tüm bu geçiş ülkeleri (grafikte Transition Economies) ortalamada 43,6 değerindelermiş. 1999’da, yani duvarın yıkılışının 10. yılında tüm ülkeler Avrupa Birliği’nin ilk 15 üyesine göre ciddi kayıplara uğramış, göreceli olarak oldukça fakirleşmiş.</p>
<div align="center"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/resim/berlinduvari/dogu-blogu-kisi-basi-gelirde-degisim.jpg"><img title="Tıklayarak Büyütebilirsiniz - Kişi başına düşen gelir Avrupa Birliği'nin ilk 15 üyesiyle karşılaştırıldığında bugün 20 sene öncesine göre daha kötü" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/berlinduvari/dogu-blogu-kisi-basi-gelirde-degisim.jpg" alt="" width="750" height="229" /></a></div>
<p>2009 tahmini değerleri ise, tahminimce krizin bu kadar kalıcı olacağını öngörmemiş bile olsa yine de durumun hala düzelmediğini gösteriyor. Pew araştırması satır aralarında belirttiğim gibi Orta Avrupa ve Baltık ülkeleri dışında toplamda geçiş ülkeleri, eski Komünist Blok 39,6 değeriyle AB’ye göre göreceli olarak kişi başına düşen gelirde %10’luk bir kayba daha uğramış.</p>
<p>Ve bu analiz 1989 seviyesinin yakalanması için her yıl %4-5 seviyelerinde büyüyerek yaklaşık bir on yılın daha gerektiği yönünde yorumlanıyor Economist yazarı tarafından. Tabii ki tek elden kontrollü bir iktisadi düzendeki refahı tamamen serbest pazarın insafına bırakılmış sonsuz tercihler altındaki refahla karşılaştırmak zor, insanlar bugün istedikleri, ya da en azından istediklerini sandıkları şeyleri daha kolay edinebiliyorlar. Ama elektrik tüketimi gibi göstergeler de yine grafiktekine paralel sonuçlar gösteriyor!</p>
<p>Öte yandan Komünizm’in çöküşünün ardından yaşananların tarihteki en barışçı, en az kanlı büyük devrimlerden biri olduğu söylenir. Ama 1989 sonrası Balkanlar’da iç savaşlarda yine de on binlerce can kaybı yaşandı. Ama savaşlar dışında Doğu Bloku’nda ölümler de çok arttı. Son 20 yılda dünyada nüfus kaybına uğrayan tek bölge Doğu Avrupa, rakam ise 7 milyon! Bu rakam had safhada stresin sonucu olarak yorumlanıyor. Pew araştırmasındaki sonuçlarda dikkat çekici olan gençlerle yaşlıların cevapları arasında oluşan uçurum. Bunu değişime direnmek ve nostalji peşinde olmak şeklinde yorumlamaya kaçmak doğru değil, çünkü kapitalist sisteme geçişle beraber pek çok Komünist ülkede daha önce çok düşük seyreden “işsizlik” azdı, 40, 50, 60 yaşlarındaki insanlar hayatlarında ilk defa sürekli gelirden mahrum kalıp iş kuyruklarına girdiler, şanslı olanları bile çok azalan emekli aylıklarıyla geçinmeye çalıştılar.</p>
<p>Sonuçta Sovyetler Birliği’nin etkisi ve kontrolünün hissedildiği, bazılarının Sosyalist Blok demeyi tercih ettiği, Doğu Bloku’nda değişime değip değmediğini sorduğunuzda farklı yanıtlar alıyorsunuz. Sadece yaşlılar ve gençler arasında değil şehirdekiler ile kırsalda yaşayanlarda bile çok büyük farklar söz konusu. İktisadi olarak “buna değdi(!)” diyebilmek için bile henüz erken.</p>
<p>Öte yandan örneğin Çek Cumhuriyeti’nde dolaşırken halkın üstünde hala etkisini hissedebileceğiniz  Demir Yumruk, faşist komünist yönetimin tarihe karışması kuşkusuz insanlık tarihi ve bölge halkları açısından önemli bir kazanç, nitekim bu yüzden hayatından mutlu olanlar son 20 yılda artmış.</p>
<p>Diğer bloglarda bu konularda neler yazılmış diye göz atarken <a href="http://www.bigumigu.com" target="_blank">Bigumigu</a>’da denk geldiğim <a href="http://www.boston.com/bigpicture/2009/10/the_berlin_reunion.html" target="_blank">“Berlin buluşması” adlı birkaç günlük sanat performansının fotoğraflarına buradan</a> bakmanızı da öneririm. Bu fotoğrafların da hissettirdiği gibi Doğu ile Batı Almanya’nın bütünleşmesi bile fazlasıyla önemli bir insani gelişme oldu&#8230;</p>
<div><!--adsense#linkunit--></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/dogu-blokunun-berlin-duvarinin-yikilisinin-yirminci-yili-buna-degdi-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resesyon yeni bir modelin kilidini açıyor mu? Daha az sabit maaşla işyerinize ortak olup kar ve zararı paylaşmaya var mısınız</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/resesyon-yeni-bir-modelin-kilidini-aciyor-mu-daha-az-sabit-maasla-isyerinize-ortak-olup-kara-ve-zarara-ortak-olmaya-var-misiniz/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/resesyon-yeni-bir-modelin-kilidini-aciyor-mu-daha-az-sabit-maasla-isyerinize-ortak-olup-kara-ve-zarara-ortak-olmaya-var-misiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 May 2009 17:50:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=608</guid>
		<description><![CDATA[Kriz daralmaya dönüşünce kapitalizm, komünizm, devletçilik gibi mülkiyeti girişimci birey ile devlet arasında ileri geri çekiştiren kısır sohbetlere daldık. Halbuki satışları çakılan, iflasa doğru giden şirketler çalışanlarıyla yeni modeller denemeye başladılar. Avrupa'da işçiler zor günde işlerini korumak, iyi günde kara ortak olmak için şirkete ortak olmayı talep etmeye başladılar bile.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Küresel ekonomik daralma işsizliği insanlığın büyük sıkıntılar yaşadığı dönemlerdeki seviyelere yakınlaştırmaya başladıkça iktisat modeli tartışmaları kuvvetleniyor. Fakat kapitalizm, komünizm, devletçilik, vs. derken mülkiyeti müteşebbis insanlar ile devlet arasında ileri geri çekiştirip duruyoruz.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Fakat bu kısır tartışmayı aşmaya yönelik sohbetler de yaygınlaşmaya başladı. Paydaşların (İng. &#8220;stakeholder” karşılığı olarak kullanıyorum) yani çalışan, müşteri, değer zincirindeki diğer kurumlar, doğal kaynaklar, kamu kurumları, müşterimiz olmayan ama içinde faaliyet gösterilen toplumların da mülkiyetin yönetimi ve kazancına maddi, manevi ortak ve söz hakkı sahibi olması belki de gelecekte yeni bir iktisadi düzenin temel dayanak noktası olacak.</p>
<p><strong>Robot Gibi Üretim Bandı Başında Durup Mesai Bitimini Beklemek Doğamızda Var mı?</strong></p>
<p>Doğayla beraber yaşayarak evrim geçiren insanoğlu vahşi hayvanlar, doğal afetlerin yanında besin bulamama riskiyle de karşı karşıya kalarak bugünlere geldi. Avlanmaya çıktığında eli boş dönebilir, tarlasına ektikleri selle yok olabilirdi. Bu risklerle yaşamaya alışan insan, önce feodal düzende toprak ağasının köle çiftçisi, sonra endüstri devriminde fabrikanın köle işçisine indirgenip pazarlık kuvvetinin yettiği ücretle yetinmeye başladığından beri, “risksiz ücret akışının” rahatlığına, konforuna alıştı. Doğasına aykırı denebilecek bu düzende mavi yakalısı, beyaz yakalısı “maaşım, ücretim az da olsa her ay yatırılsın, şirket zengin de olsa zorlansa da bana ne” ruh haline kapıldı.</p>
<p>Fakat bugün ekonomik krizin, durgunluğa, neredeyse depresyona varacak kadar kuvvetli olması eski kriz dönemlerindeki yaklaşımların bugün çalışmayacağını gösteriyor. “Maaşımdan ve zammımdan vazgeçmem” yaklaşımı büyük şirketlerin bir anda binlerce insanı kapı önüne koymasına neden oluyor, bahane ya da değil&#8230;</p>
<p>Cuma sabahı Sabancı Holding paylaşım toplantılarından birinde INSEAD öğretim üyesi Prof. Enver Yücesan’ın soruları da bu tartışmanın iyice yaygınlaşacağını gösterir gibiydi. “Bir şirket için hissedarlara değer yaratmak, çalışan, müşteri gibi iş ‘partnerlerine’ değer yaratmaktan daha öncelikli midir” sorusuna, tepe yöneticisinden uzman seviyesine her kademeden yaklaşık 150 kişilik çalışanın büyük çoğunluğu “hayır” yönünde yanıt verdi. Aynı soruyu bugün dünyanın pek çok yerinde, pek çok ayrı şirkette sorsak yine benzer oranda “hayır” yanıtı alacağımızı, hele bir de şirket ortamı dışında sokaktaki vatandaşa sorsak daha da yoğun olumsuz dönüş olacağına eminim.</p>
<p><strong>Yoksa Konformizm Bu Kadar mı Ağır Basıyor</strong></p>
<p>Fakat Prof. Yücesan’ın aksi yöndeki yanıtı tabii ki salonda biraz şaşkınlık yarattı. Sonsuz serbesti, “bırakınız yapsınlar”, “serbest ticaret”, “bireysel mülkiyet ve girişimin yüceltilmesi” temaları etrafında gördüğüm içinde yaşadığımız sistemin, toplumlar arası ve içinde eşitsizlikler bu kadar yüksekken insanlık için en verimli sonuçları üretebilecek düzen olabileceğine ihtimal vermeyen biriyim. Öte yandan realist yaklaşıp, bir örneklemini Sabancı Center’da gördüğüm kapitalizmin mevcut işleyişi ve finansal piyasalardaki dalgalı hisse işlemlerinin ardındakilerin tüm önceliklere sahip olmasını gönül rahatlığıyla kabullenemeyen dünya üzerindeki büyük kitlenin de yeni bir ekonomik düzen kurulması için bir girişimde bulunmadığını tespit etmeliyiz. Bu durumda, pek çoğumuzun mevcut düzeni ve içinde “konformizmi” tercih ettiğini, girişimci olup risk almaktansa daha büyük bir organizasyonun maaşlı üyesi olmayı kabul ettiğini söyleyebiliriz.</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center"><img alt="Tüm paydaşların iktisadi teşebbüste söz hakkı olması için çalışan ortaklığı ilk adım olabilir" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/paydas-ekonomi-isci-calisan-ortakligi-l.jpg" title="Tüm paydaşların iktisadi teşebbüste söz hakkı olması için çalışan ortaklığı ilk adım olabilir"/></div>
</div>
<p>Kabaca Türkiye’de bir yıl tarımda nispeten iyi, diğerinde nispeten kötü bir ekin kaldırıldığını söyleyebiliriz. Ama ne kadar iyi ya da ne kadar kötü olacağını tam kestiremeyiz. Gelir beklentisindeki belirsizlik sadece tarımda değil pek çok alanda mevcut. Fakat yürürlükteki ekonomik doktrinin “maaş ve tüm giderler sonrası kar, riskin ödülü olarak tümüyle girişimcinin hakkıdır” iddiasını kalbimiz onaylamak istemese de beynimizle “risk almayalım, kar da zarar da girişimciye kalsın” yaklaşımında olduğumuzu kabul etmek gerekir. Ama kayıplar bugünkü seviyelere çıktığında, fiyatları düşürmesine rağmen satışlar hacim olarak yarı yarıya indiğinde maaş ödemeye bile zorlanan şirketinlerin tümünü işçi çıkartmak için fırsatçı davranmakla suçlamak doğru olamaz.</p>
<p><strong>Avrupa&#8217;da Çalışanlarını Ortak Edenler Artıyor</strong></p>
<p>Nitekim bu düşünceyi kabullenenlerin sayısı artıyor. Belki de kabaca bir yüzyılla sınırlı modern ekonomi tecrübemizle aklımızın alabildiği en ideal, ütopik ekonomi düzeni olabilecek “paydaş” tabanlı ekonomiye yaklaşan anlaşmaların haberleri gelmeye başladı. Amerikan otomotiv devi Chrysler’ın iflas başvurusu sonrası ortaya çıkan yapıda işçiler önemli bir pay aldıktan sonra dün de General Motors’un Avrupa iştiraki Opel yeniden yapılanırken işçiler şirketten %10’luk bir pay aldı. Maaşları korumak bir yana, en olumsuz etkilenen sektörlerde “%5 mi %10 mu maaş indirimi” pazarlığı yapılan <a href="http://www.ft.com/cms/s/0/032623ec-4ad3-11de-87c2-00144feabdc0.html" target="_blank" title="Financial Times'dan bu konuyla ilgili bir yorum yazısı">pek çok Avrupa ülkesinde sendikalar işlerini korumak için bugün feragat ettiklerinin karşılığında şirketin iyi günlerine inanarak geleceğe yatırıp yapıp şirket ortaklığını kabul etmeye başlıyorlar</a>. Son dönemde popüler örneklerini Almanya’da görsek de bu ülkede büyük şirketlerin hisselerinin sadece %1,7’si çalışanların elinde, Fransa’da ise rakam %4,5’lara dayanmış, Avrupa ortalaması ise %2,6.</p>
<p>Bu, tepe yöneticilere indirimli hisse opsiyonu tanımakla tam olarak aynı şey değil. Şirketin sıkıntılı dönemlerine omuz vermeyi göze alan çalışanlar böylece “bizim piyasa süper, şirket paraya para demiyor, ama maaşımız enflasyon kadar bile artmadı” diye yakınmaktan kurtulabilir. İşçilerin şirkete ortaklığının olması ve artması, “uzun vadede şirketin iyiliği aslında sadece işçilerin umrunda&#8221; iddiasını da göz önüne alırsak son derece sağlıklı. Tabii ki şirket yönetiminde ne kadar söz sahibi olunacağı da bir tartışma konusu oluyor. Nitekim bazı şirketler sadece kar payı hakkı veren ortaklık modelleriyle yola devam ediyorlar.</p>
<p><strong>Var mısınız?</strong></p>
<p>Tabii ki işçilerden, çalışanlardan fedakarlık istemek, çalışma saati, maaş ve zamları kesmek, bunun karşılığında hisse vermek şirketleri bugünkü krizden kurtarmaya yetmeyecek. Fakat 2008 resesyonu sonrası ekonomik model tartışmaları sürerken “paydaş” tabanlı bir düzenin ilk adımı olabilecek işçi ortaklığı örneklerinin yaşanması ümit verici. Bilmiyorum siz ne dersiniz, sabit kısmı çok az, değişken kısmı çok olan bir maaşla şirketinize küçük bir ortak olmak ister miydiniz?</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/resesyon-yeni-bir-modelin-kilidini-aciyor-mu-daha-az-sabit-maasla-isyerinize-ortak-olup-kara-ve-zarara-ortak-olmaya-var-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deflasyon: Tüketmekten Yorulan Zengin Ülkelerin Korkulu Rüyası; Enflasyondan Bezen Bizlere ise &#8220;Uzaylı&#8221;</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/deflasyon-tuketmekten-yorulan-zengin-ulkelerin-korkulu-ruyasi-enflasyondan-bezen-bizlere-ise-uzayli/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/deflasyon-tuketmekten-yorulan-zengin-ulkelerin-korkulu-ruyasi-enflasyondan-bezen-bizlere-ise-uzayli/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2009 21:13:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=527</guid>
		<description><![CDATA[Global resesyon kuvvetlenirken kabus senaryoların yeni bir yıldızı var: Deflasyon, yani eksi enflasyon, yani fiyatların yıldan yıla düşmesi. Hani bize çok yabancı, yaşanası değil, bu dünyadan, düşünmekten bile uzak şeyler olur ya... Bizim için de deflasyon öyle bir şey! Nasıl bir dünya ama, tüketme isteği olup gücü olmayanlar ve tüketme gücü olup isteği olmayanlar!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hani bazı şeyler olur ya, bize çok yabancı, bizim için yaşanası değil, sanki bu dünyadan veyahut bu hayattan değil, düşüncesi bile uzak, hiç tanıdık olmayan ve bu özellikleriyle de genellikle önyargılı, olumsuz yaklaştığımız… Bazen bir mal, hizmet; bazen bir davranış biçimi; bazen bir sosyal olgu… İşte böyle hissettiriyor çoğumuza Japonya’da yıllarca sürdükten sonra şimdi ABD’nin kabusu olan “deflasyon” kelimesi, yani “eksi enflasyon”, yani fiyatların düştükçe düşmesi…
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Ben de bugün bizlere çok ama çok uzak diyarların bu korkunç canavar hakkında konuşayım istedim, yıllardır gazetelerimizde vatandaşı yerden yere vururken çizilen enflasyon canavarının farklı renkte olanı.<br />
Çünkü artık Amerika Birleşik Devletleri’nde ciddi bir korku olmaya, kriz habercisi Roubini gibi iktisatçıların sözlerinde yer bulmaya başladı. Kriz önce dezenflasyon yarattı, yani enflasyonda kuvvetli düşüş yaşandı ama ortalama fiyat seviyesindeki değişim hala artı yönde ve pozitifti, hala da öyle. Ama her yeni aylık rapor ABD’de daha çok mal ve hizmet grubunda gerileme gösterdikçe deflasyona yaklaşıldığı haklı olarak düşünülmeye başladı.</p>
<p>Peki deflasyondan, yani ortalama fiyat seviyelerinin kalıcı azalış trendine girmesinden neden korkuluyor, paranın alım gücü artmayacak mı? Evet, paranın alım gücü artacağı için deflasyondan korkuluyor. Çünkü Japonya’da da 1990’lardan 2000’lerin ortalarına kadar yaşandığı üzere, insanlar büyük harcamalar yapmayı sürekli erteliyor.</p>
<p>Fiyatların düşmeye devam edeceği inancı, birikimin veya kazanılan paranın yarın bugünkünden daha çok mal veya hizmete denk geleceği düşüncesi ile tüketim azalıyor. Tüketim azaldıkça, stoklar biriktikçe, üretimi arttırmak için bir sebep kalmıyor, önce stokları eritmek için indirimler geliyor, ama daha çok indirim geleceğine yönelik beklenti korundukça bu da bir işe yaramıyor, sonunda üretim de kısılıyor. Üretim kısıldıkça işten çıkarmalar başlıyor, daha az gelirle çalışan sınıf daha da az tüketiyor. Daha az tüketim talebi fiyatların daha da düşmesine neden oluyor ve bu kısır döngü, deflasyon sarmalı, durgunluğu da aşıp ekonomik depresyona götürebiliyor. 1930-33 arasındaki Büyük Depresyon sırasında enflasyon yılda ortalama eksi 10 idi, yani her yıl mal ve hizmet fiyatları ortalama yüzde on azalıyordu.</p>
<p>Çeyrek yüzyıldır tek haneli enflasyona enflasyon demeyen, illa çift haneli enflasyon istenen ülkemizde enflasyonun parayı elinde tutanlara zarar getirdiğini çok iyi öğrenmiş olmalıyız, ev, arsa, teçhizat sahiplerinin de varlıklarının değerinin arttığını. Deflasyonda ise elinde parası, daha doğrusu paraya çevrilebilir, yani likit varlıkları olanlar mutlu olurken, kolayca paraya çevrilemeyen arsa, vb. varlıkları olanlar da ellerindeki varlık yıldan yıla değer kaybettiğinden zarar ediyor. Bu gerçek insanların böylesi büyük varlık yatırımlarını da geciktiriyor. Deflasyon güçlüyken ev almak değil kiralamak tercih ediliyor.</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img alt="Deflasyon sarmalının oluşması halinde tüketiciler fiyatlardaki değişim, yani indirimlere eskiye oranla çok daha ilgisiz kalıyor, ancak ekonominin düzeleceği sinyalini hissettiklerinde harcama yapıyorlar" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/deflasyon-l.jpg" title="Deflasyon sarmalının oluşması halinde tüketiciler fiyatlardaki değişim, yani indirimlere eskiye oranla çok daha ilgisiz kalıyor, ancak ekonominin düzeleceği sinyalini hissettiklerinde harcama yapıyorlar" />
<p>Deflasyon sarmalının oluşması halinde tüketiciler fiyatlardaki değişim, yani indirimlere eskiye oranla çok daha ilgisiz kalıyor, ancak ekonominin düzeleceği sinyalini hissettiklerinde harcama yapıyorlar</p>
</div>
</div>
<p>Yine deflasyon esnasında sabit bir geliri olanlar, örneğin emekli maaşı alanlar daha iyi durumda olurken borçlular zorlanıyor. Çünkü enflasyonist bir ortamın tersine ödediğiniz her faiz taksiti borcu aldığınız gün tahmin ettiğinizden daha büyük bir alım gücüne sahip oluyor. Yüzde sıfır faizle bile borçlanmış olsanız fiyatlar her sene %10 düşüyorsa, reel anlamda yüksek bir faiz yükünün altına girmiş oluyorsunuz. Bu da kredi alma isteğini yok ediyor, tabii kredi almadan büyük yatırım yapamayacak olanlar da bu yatırımları yapmıyor, ne bireyler, ne ticari kurumlar.</p>
<p>Hatta şirketler, kurumlar, ve tabii bireyler borçlarını olabildiğine erken kapatmaya, faiz ödemelerinden kurtulmaya çalışıyor. Sonuçta bilanço resesyonu da denilen bilanço küçülmeleri geliyor. Şirketler de “yatırım tüketimlerini” erteliyorlar.</p>
<p>Deflasyon üzerine yazacak çok şey var ama bunlar bile bize yabancı topraklara fazlasıyla girmemize yardımcı oldu. Hele işin iktisadi boyutunu bir yana bırakıp psiko-sosyal açıdan olaya yaklaştığımızda çok daha vurucu sonuçları düşünmek mümkün oluyor. Harcamalarını, yani “büyümelerini” erteleyen kurumlar, ve tabii bireyler, aslında hayatı da ertelemiş oluyorlar, ama vücut yaşlanması ertelenemiyor. Kendine ait bir şeye sahip olma güdüsünün fazlası zarar derken bu sefer de tümden bastırılmış oluyor, güvensizlik bu sefer de farklı bir yönden insanı yakalayıp götürüyor…</p>
<p>Tabii tüm bunlar sanayileşmiş zengin ülkelerin korkuları ve dertleri… Deflasyonun hükümet harcamaları, merkez bankalarının ülkeyi paraya boğması, faizlerin indirilmesiyle aşılacağı inancı içinde bulunduğumuz dönemde inandırıcılığını yitiriyor. ABD, Japonya zaten hükümet harcamalarını arttırmış, faizleri yerlerde süründürürken bile enflasyon oluşmuyor, çünkü enflasyon her zaman bir “arz-talep dengesi” konusu. Arzın talepten az olduğu her pazarda fiyat artışı yaşanabiliyor. Artık “sanayileşme sonrası ileri hizmet toplumu /ekonomisi”ne dönüştükleri iddia edilen ABD gibi ülkelerin ise tüketim talepleri öyle bir değişti, doyum öyle noktalara geldi ki tüketim marjinal güdülenmelerle arttırılabiliyor.</p>
<p>Öte yandan Türkiye gibi zenginleşmemiş, sanayileşememiş ekonomilerde ise deflasyon pek olası değil. Hala nüfusumuzun büyük çoğunluğu fakirken, karnını doyurmak peşindeyken talebin daha uzunca yıllar güçlü kalacağı ortadayken bizde olsa olsa deflasyon değil dezenflasyon süreçleri yaşanabiliyor… Ve zaten dezenflasyona yani enflasyon artışının düşmesine de ihtiyacımız. Hiçbir sivri akıllının, “bak enflasyon değil deflasyon olursa ne kadar kötü olur yazıyorsun, işte Merkez Bankası da enflasyonu hoş görsün, enflasyondan bir şey olmaz” deme lüksü yok. Bizim gibi yüksek enflasyonlu ülkelerde enflasyon toplum içinde refah transferi demektir o kadar…</p>
<p>Nasıl bir dünyada yaşıyoruz! Dünyanın bir ucunda tüketim gücü var ama isteği yok, fiyatlar düşüyor; dünyanın bir ucunda da tüketim isteği var ama tüketme gücü yok, buna rağmen fiyatlar yükseliyor ve tüketme gücüne sahip olmak gittikçe zorlaşıyor!</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/deflasyon-tuketmekten-yorulan-zengin-ulkelerin-korkulu-ruyasi-enflasyondan-bezen-bizlere-ise-uzayli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>20 Ülke Liderinden Gösteriş için Kriz Toplantısı: Gizlice Bankalardan İktidarı Geri Alma Planı mı Uygulanıyor</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/20-ulke-liderinden-gosteris-icin-kriz-toplantisi-gizlice-bankalardan-iktidari-geri-alma-plani-mi-uygulaniyor/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/20-ulke-liderinden-gosteris-icin-kriz-toplantisi-gizlice-bankalardan-iktidari-geri-alma-plani-mi-uygulaniyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Nov 2008 20:58:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=419</guid>
		<description><![CDATA[2. Dünya Savaşı'ndan beri ilk kez endüstriyelleşmiş ülkelerin tümü aynı anda ekonomik daralmaya girerken bir araya gelen G20 liderlerinin toplantısından beklendiği üzere pek bir şey çıkmadı. Toplantının asıl amacı iktidar ilişkilerinin dağılımını ve serbest pazar ekonomisinin konumunu yeniden kalibre etmek olmasın...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Endüstriyelleşmiş başlıca ülkelerinin tümü 2. Dünya Savaşı&#8217;ndan beri ilk kez önümüzdeki yıl hep birden küçülecek. Böyle sıradışı bir dönemde yirmi önde gelen ülke lideri adeta 2. Savaş sonrasının Bretton Woods anlaşmasını hatırlatırcasına ABD&#8217;de bir araya geldi. Medyada fazlasıyla yer bulan, finansal kriz ve uzantılarıyla biz &#8220;gelişmekte olan&#8221; ülke vatandaşlarının bağlantısını ilk kez siyasi düzlemde öne çıkaran G20 toplantısı insanlarda beklentiler oluşturdu. Toplantının amacı neydi ve önemli bir sonuç çıktı mı soruları ise akılları meşgul etmeye devam edecek gibi.
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Finans piyasaları ve dünya ekonomisi üzerine yapılan toplantı sonrası yayınlanan yaklaşık <a title="G20 toplantısı deklarasyonu İngilizce olarak Beyaz Saray resmi web sitesinden okunabilir" href="http://www.whitehouse.gov/news/releases/2008/11/20081115-1.html" target="_blank">beş sayfalık deklarasyon</a> dikkat çekici, yeni bir şey söylemiyor, hatta toplantıdan önce, daha liderler bir araya gelmeden kaleme alındığı hissi uyandırıyor. Liderlerin ağzından çıkan ve bize en güçlü ulaşan sözler ise finans piyasalarını sakinleştirmek ve duraklama arifesindeki dünya ekonomisini canlandırmak için &#8220;ne gerekiyorsa yapılacağı.&#8221;</p>
<p>Ne gerekiyorsa yapmak maalesef bir planın olmadığını, uzgörüyle neler olabileceğini tahmin edemediğimiz gibi proaktif değil reaktif davranacağımızı gösterir. Evet, zaten bu karanlıkta kimse önünü göremiyor ama liderler bir araya geldiğinde daha elle tutulur bir açıklama beklenebilirdi; ama itiraf etmek gerekirse bu beklenti bu sefer zaten oluşmadı.</p>
<p>Bir yanda Avrupalılar dahil toplantıya katılanlar Amerikalılar&#8217;ı krizi çıkarmakla suçlarken diğer yanda refah seviyesi yüksek ülkeler banka kurtarmaya uğraşmaktan sersemlediğinden tasarrufları güçlü gelişmekte olan ülkelerden fonlarını uluslararası kullanıma açmalarını istediler. Zaten bir ülke ya da birliğin toplantı sonrası liderlik rolü elde edinmesi beklenmiyordu. Nitekim zirveden en büyük kazancı Uluslararası Para Fonu (IMF) elde etti, küreselleşen kriz karşısında bazı alanlarda önemli roller edindi, hatta trajikomik şekilde &#8220;mevcut krizden ders çıkarıp öğretme&#8221; görevi bile aldı!</p>
<p>Yine de liderlerin bir araya gelip birbirlerinin ne kadar korkmuş, çaresiz olduklarını görmelerinin de faydası olmuştur şeklinde bir görüş de var. Belki bu görüş, &#8220;ne gerekiyorsa yapacağız&#8221; demecinin nedenidir.</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img alt="Dünyanın ekonomik büyümesinin dengeli ve sürdürülebilir olması için çok kritik bir dönemeçteyiz" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/muz-para-l.jpg" title="Dünyanın ekonomik büyümesinin dengeli ve sürdürülebilir olması için çok kritik bir dönemeçteyiz"/>
<p>Dünyanın ekonomik büyümesinin dengeli ve sürdürülebilir olması için çok kritik bir dönemeçteyiz</p>
</div>
</div>
<p>Zirveden çıkan kayda değer ve bence fazlasıyla önemli bir &#8220;karar&#8221; ise, dünyanın önde gelen onlarca bankasının kanun yapıcılar tarafından çok yakın denetlenmesi önerisinin üzerinde çalışılacağı idi. Finansal hizmet devleri olan bu şirketlerin günümüz dünyası üzerinde etkileri, siyasilerin, iktidar sahiplerinin alışık olduklarından farklı.</p>
<p>Silah ve petrol gibi endüstriyel kompleksin, dünyayı yönettiği iddia edilen başlıca sanayi ilişkilerinin temelinde üretim faktörleri yatıyor, hammadde, üretim imtiyazları, emeğe karşı &#8220;haklar&#8221; gibi. Dev finansal kurumlar ise hizmet sektörünün parçası olarak, paranın elektronikleşmesiyle de, yerel iktidarlarla endüstriyel kompleksin kurduğu ilişkileri kurmuyor, farklı yöntemler izliyor, imtiyazları müzakere etmiyor, bizzat elde etmiyor, aksine uluslararası ticari, ekonomik kurumların ülkelere koştuğu şartlar zaten onlara imtiyazlı olacakları piyasalar oluşturabiliyor. Bunun da ötesinde gelişmiş ülkelerde bile finans devlerinin davranışlarını kontrol etmek bir yana, tüm ticari hayatın merkezinde olan, paranın, büyümenin, refahın hız ve yönünü etkileyen bu kurumları siyasiler etkileyemiyor..</p>
<p>Bu devleri yönlendirmeye kalkarlarsa kendileri esnekleştirdikleri, çevikleştirdikleri bu finansal kurumlar operasyonlarının daha büyük bölümünü başka bir ortama, alana taşıyabiliyorlar. Hükümetler de başka ülkeler bankalara &#8220;daha yakın&#8221;, &#8220;çekici&#8221; davranırsa korkusuyla finans devlerini boyunduruk altına alma çabalarına girişmiyorlar. İşte bu toplantıda 20 ülke lideri birden, &#8220;biz finans devlerinin üstüne aynı anda gideceğiz, onları köşeye kıstıracağız&#8221; demiş oldular! Bu içinde bulunduğumuz dönem için tarihi bir iddiadır! Banka ve diğer finansal kurumlar ile alışılagelmiş &#8220;iktidar paylaşım modellerini&#8221; uygulayamayan geçici iktidarlar yeni bir model de kuramadıklarından bu krizi fırsat bilip finansçıları kontrol etmeye çalışmaya kalkıyor.</p>
<p>Evet, krizin çıkış noktası nedeniyle, önce &#8220;finans krizi&#8221;, sonra &#8220;küresel finansal kriz&#8221; adlandırılan bu yaşananlarda tabii finansçılar suçlu. Ama aslında bu bir finans krizi değil tüm boyutlarıyla ekonomik, insani bir kriz. Bankalar ise görünürde ilk suçlular ve kurbanlar. Bankalar bugün batmasaydı yarın batacaklardı, ama belki bu akşam onlardan önce çok daha büyük başka devler batacaktı, örneğin otomobil üreticileri.</p>
<p>Bu konuyu bugünlük burada bırakalım ve toplantının ikinci amacını hatırlayıp bitirelim. ABD Hazinesi Uluslararası İlişkiler Müşteşarı&#8217;nın dediği gibi, Bush&#8217;un bu toplantıyı yapma ve ev sahibi olma isteğinin ana nedeni, böylesi huzursuz ruh halinde acele ve geri dönüşü zor olacak kararlar alınmasını, yani bu kadar yol alınmış &#8217;serbest pazar kapitalizminin&#8217; terk edilmesi olasılığını yok etmekti.</p>
<p>Kapital yani sermaye birikimini önceki yüzyıllarda yapmış günümüzün zengin ülkeleri bu büyük kriz döneminde, bırakın diğer ülkeleri, kendi içlerinden bazılarının bile tekrar korumacı iktisat politikalarıyla ekonomik krizi atlatmaya çalışmaya kalkmasından korkuyor, birbirlerine güvenemez hale geliyor. Bu nedenle toplantıların bir diğer amacı da &#8220;birbirlerinin yüzüne baka baka yalan söyleme&#8221; olasılığını her bir toplantıda daha da azaltmak, ayrıca diğer gelişmekte olan ekonomilere de &#8220;alternatif düşünmeyin&#8221; mesajı vermekti. Ha siz krizi bitirmek için bir şeyler yaptılar mı, şimdi seneye ekonomimiz nasıl olur, işsizlik, döviz kurları, faizler&#8230; falan diyorsanız değişen bir şey yok; hatta hala bir ay önce yazdığım <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/kuresel-kriz-nereye-gidiyor-turkiyede-ne-olur-birikimler-nasil-degerlendirilebilir/">&#8220;Küresel Kriz Nereye Gidiyor, Türkiye’de Ne Olur, Birikimler Nasıl Değerlendirilebilir?&#8221; yazı</a>ma bakabilirsiniz.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/20-ulke-liderinden-gosteris-icin-kriz-toplantisi-gizlice-bankalardan-iktidari-geri-alma-plani-mi-uygulaniyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yoksulluk Engellenebilir, Hem de Kolayca! Enflasyon ve Yoksulluk</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yoksulluk-engellenebilir-hem-de-kolayca-enflasyon-ve-yoksulluk/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yoksulluk-engellenebilir-hem-de-kolayca-enflasyon-ve-yoksulluk/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Oct 2008 20:17:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=319</guid>
		<description><![CDATA[Bugün Blog Hareket Günü, dünyada binlerce blog yazarı gibi bugün biz de burada insanlık ayıbı olan "Yoksulluk" gerçeğine eğiliyoruz. Yoksulluk ve enflasyonun nasıl yoksulluk yarattığı benim seçtiğim konu. "Biraz enflasyondan bir şey olmaz" yaklaşımı ülke olarak zenginleşmemizi geciktiriyor!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen yıl olduğu gibi yine bugün 15 Ekim&#8217;de on binden fazla web güncesi &#8220;<a href="http://blogactionday.org/tr" target="_blank">Blog Action Day</a>&#8220;in parçası olarak insanlığı ilgilendiren bir konu üzerine yazıyor. 2007&#8242;de doğa ve çevreyi koruma konusunda daha geniş bir bilinç uyandırmaya çalışılmış ve başarılı olunmuştu. Bu yılın konusu ise bir başka insanlık ayıbı; yoksulluk!</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Geçen yıl çevre üzerine yazdığım yazımda ben de olabildiğine farklı öneri, yöntemleri paylaşmaya çalışmıştım, bu sene de fakirlik, açlık, gelir eşitsizliği üzerine şaşırtıcı bilgiler edinebileceğiniz yazılar gerek Blog Hareket Günü web sitesinde, gerekse de Türk ve yabancı bloglarda bulunuyor, örneğin yoksulluğun yeryüzünden aslında kısa sürede silinebileceği, bunun için aslında ne kadar az kaynak gerektiği gibi&#8230;</p>
<p>Ben ise bu sefer yoksulluğun derinleşmesine neden olan faktörlerden biri olan enflasyon olgusuna değinmek aradaki ilişkiye dikkat çekmeyi tercih ettim. Enflasyon, ya da fiyat enflasyonu, belli bir zaman diliminde mal ve hizmetlerin ortalama fiyat seviyelerindeki yükselmeyi tanımlamak için kullandığımız bir terim. İktisat biliminde çok farklı yaklaşımlarla ele alınan, nasıl düşürüleceği tartışılan enflasyon eninde sonunda satın alma gücünü yıpratan, elimizdeki kağıtların daha az mala karşılık gelmesine neden olan bir olgu.</p>
<div align="center"><a href="http://blogactionday.org/tr" target="_blank"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/blogact08logo.jpg" alt="Blog Hareket Günü 2008: Yoksulluk!" /></a></div>
<p>Yabancı dostlara, misafirlere hatta iş bağlantılarına, eğer Türkiye&#8217;nin çok farklı bir ülke olduğunu anlatmak gerekiyorsa, konu iktisat olmasa bile Türk&#8217;ün enflasyonla ilişkisini anlatmadan geçemem, çünkü bu beni hep etkilemiştir! Bir çeyrek yüzyıldan uzun süre çift haneli enflasyonla yaşamak, dünyadaki örneklerin aksine fiyat artış oranı yıllık %100&#8242;lere ulaşsa da &#8220;hiper enflasyon&#8221; felaketi yaşanmayan, bakkala çanta dolusu para ile gitmek zorunda kalınmayan bir ülkede yaşamış olmak bence özel bir tecrübedir! Fiyatların artış hızının kontrol altına alın(a)mayışının halkça kanıksanması da ayrıca trajikomiktir&#8230;</p>
<p>İşte bu nedenle enflasyon bizi korkutmaz, ama %1000, evet yazıyla yüzde bin, seviyelerini gören Almanya dahil pek çok ülke enflasyondan öcü gibi korkar, önlem üstüne önlem alır. Halbuki az da olsa  enflasyonun hoş görülecek tarafı yoktur, %6-7 enflasyon bile kabul edilemez&#8230;</p>
<li>Çünkü enflasyon ortalama fiyat değişimidir, fiyatları değişmeyen, hatta yaşam evresinde ilerlemiş ve artık fiyatları azalan ürünlerin etkisiyle düşük görülür, ama yoksullar bu ürün ve hizmetlerden önce gıda gibi temel ihtiyaçların fiyatlarından etkilenirler. Gıda fiyatlarında ilk şoku yaşadığımız bu yıl, gelecekte de ne gibi sıkıntılar yaşayacağımızın göstergesidir.</li>
<p></p>
<li>Çünkü enflasyon oranı o ülkede el değiştiren tüm ürünleri dikkate alarak elde edilen bir ortalamadır. Orta ve üst gelir grubundakiler daha fazla harcama ve tüketim yaptıklarından enflasyon oranı da bu grupların tükettikleri ürün ve hizmetlerin fiyatlarına yaklaşır ve dar gelirlinin enflasyonu konusunda yanlış bilgi verir.</li>
<p></p>
<li>Çünkü yoksullar ellerine geçen paranın ya tümünü harcamak zorunda kalır, veya orta ve üst gelir grubundakilere oranla çok az bir miktarı tasarruf edebilir. Tasarruf gücü düşük olduğundan tasarruflarıyla ev, üretim aracı, teçhizat, motorlu araç, sermaye ya da para piyasası varlıkları edinemez. Tasarruf edip para biriktirebilenler ise biriktirdikleri parayla elde ettikleri varlıklardan kar payı, faiz ya da rant gibi gelirler sağlayarak yoksullar ile aralarındaki farkı giderek açarlar.</li>
<p></p>
<li>Enflasyon yüksek kaldıkça ülke parasına güven kalmaz, insanlar parayı saklamak istemez, bir an önce parayı harcayarak karşılığında kıymetini koruyabilen ya da onlara geçici bir süre de olsa fayda sağlayacak mal ve hizmetler edinmek isterler. Bu durum psikolojik olarak da güvensizlik, gelecekle ilgili çekimserlik ve karamsarlık yaratır.</li>
<p></p>
<li>Parasına saygısı azalan, parayı elinde tutmak istemeyenleri tasarrufa yönlendirmek daha zordur. Bu nedenle ancak yüksek faizler karşılığında paralarını tüketim yerine tasarrufa yönlendirirler.</li>
<p></p>
<li>Benzer şekilde yüksek enflasyon, yarattığı güven bunalımı, artan risk algılaması nedeniyle yine faizlerin artmasına neden olur.</li>
<p></p>
<li>Enflasyon arttıkça yükselen faizler tasarruf edemeyenlerin tasarruf edenlere göre refah seviyesini düşürür, yoksullar göreceli olarak daha da yoksullaşır.</li>
<p></p>
<p>Daha da fazla örnek ve açıklama ile enflasyonun yoksullukla ilişkisini görebiliriz, bir oturuşta bunları yazmayı yeterli görüyorum. Bu olguyu kabullendiğimizde ülke olarak onlarca yıldır neden zenginleşemediğimizle ilgili önemli bir ipucu edinmiş oluruz.</p>
<p>Son yıllarda enflasyonla mücadelede ciddi kazanımlar edindik, ama karşıt sesler gittikçe yükseliyor. &#8220;Biraz enflasyondan bir şey olmaz&#8221;, &#8220;Merkez Bankası enfasyonla mücadele etmektense döviz kuruyla uğraşsın&#8221; gibi yaklaşımlar sonumuzu getirebilecek aymazlıklardır. Bu istekler dile getiriliyor çünkü belli seviyelerde tutulan enflasyon devletlere ve sermaye birikimi sağlamış ekonomik birimlere avantaj sağlıyor. Bunun da nedenlerini gerekirse yorumlarla tartışırız.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin enflasyonu yenmesi gerekiyor! Enflasyonu düşürmek, azaltmak, yavaşlatmak daha çok insanın yoksulluk zincirinden kurtulması demek. Geçmiş örneklere, hatta bugünlerde olanlara bakıp örnek almalıyız. Bir ülke ekonomisinin büyümesi yoksulluğu bitirmez, aksine, enflasyon yüksek ise, yoksulluk ülke büyüse de artabilir!</p>
<p>Siyasetçilerimiz, idarecilerimiz, uzun vadeli düşünebilen akılcı sermaye sahipleri, Arjantin ve yoksulluğu bir türlü yenemeyen pek çok ülkede baş gösteren huzursuzluğu yaşamak istemiyorsa bu gerçeği kabullenmeli.</p>
<p>Arjantin son dönemde yıllık ortalama %8 büyüdü, ama yoksulluk seviyesinde ilk yıllardaki düzelme (ki bu da baz etkisi nedeniyle kriz sonrası düzeltmedir denebilir) yok oldu ve şu anda yoksulluk artıyor, hem de ülke hızlı büyürken&#8230;</p>
<p>Kuzey yarımkürede en yüksek enflasyon yaşayan birkaç ülkeden biriyiz. Hepimizin enflasyon ile mücadeleyi desteklemesi, kısa vadeli, popülist uygulamarı destek vermemesi gerekiyor&#8230;</p>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/enflasyon-mikrobuna-alisan-bunyemiz-ve-enflasyondan-ocu-gibi-korkan-cin/">Enflasyon Mikrobuna Alışan Bünyemiz ve Enflasyondan Öcü Gibi Korkan Çin! Çünkü Fakirden Zengine Refah Transferi Enflasyonla Oluyor</a></li>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/dogal-kaynaklarimizi-tuketiyoruz-ilk-tehlike-suda-lutfen-tasarruf-edin/">Doğal Kaynaklarımızı Tüketiyoruz, İlk Tehlike Suda, Lütfen Tasarruf Edin</a></li>
</ul>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/yoksulluk-engellenebilir-hem-de-kolayca-enflasyon-ve-yoksulluk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küresel Kriz Nereye Gidiyor, Türkiye&#8217;de Ne Olur, Birikimler Nasıl Değerlendirilebilir?</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kuresel-kriz-nereye-gidiyor-turkiyede-ne-olur-birikimler-nasil-degerlendirilebilir/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kuresel-kriz-nereye-gidiyor-turkiyede-ne-olur-birikimler-nasil-degerlendirilebilir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Oct 2008 21:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=300</guid>
		<description><![CDATA[Herkes küresel finans krizini anlamaya çalışıyor, ama uzmanlardan, ekonomistlerden, siyasetçilerden, sanayicilerden hiçbiri net ve açık olmayan farklı farklı yorumlar geliyor. Genel hatlarıyla ne oluyor, bizi nasıl etkiler ve ne zaman rahatlarız tahmin etmeye çalışalım /Yeni yorumla yazıyı güncelledim/]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Küresel finans krizi hızlanarak dünyanın merkezine doğru ilerliyor! Bayram tatili dönüşünde daha fazla kişi “bu iş nereye gidiyor, Türkiye’de ne olur, bankadaki paramızı ne yapalım” sorularını yöneltmeye başlayınca bir yazı yazayım dedim. Çünkü çok farklı sesler çıkıyor, ama bu seslerin hiçbiri iddialı, kesin ifadeler kullanamayınca dinleyen iyice şaşırıyor.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Ama sanmayın ki ben dediklerimin çıkacağı konusunda iddialıyım, sadece bazı dinamikleri ortaya koymaya çalışacağım. Mevcut dünya düzeni, üretim faktörlerine erişim hakları, “bazılarına daha serbest ticaret” rejimi düşünüldüğünde büyümenin bugüne kadar sürmesi doğaldı. Fazla düşük Dolar faizleri, Dolar geliri olan insanları tüketime, şirketleri yeni yatırıma yönlendirirken getirisi ne kadar düşük olursa olsun dolar biriktiren Asya ülkeleri, Batılılar&#8217;ın borçlanmasını sağlayarak sistemin genleşmesini destekliyorlardı. Hem böylece gelişmiş ülkelere ihracat yapabilmelerini sağlayan tüketim gücünü ayakta tutmaya çalışmış oluyorlardı.</p>
<p>Bu ucuz, bol para döneminde bazı pazarlar balon denecek kadar fazla büyüdü, ender de olsa “.com İnternet şirketleri krizi” gibi bazı sektörlerin balonları patladı, bu sektörlerden işsizler ordusu boşaldı, servetler eridi. Şimdi sıra, bu balonların oluşmasında katalizör görevi olan finans sektörüne geldi. Ama finansal kurumların batmasına izin vermek pek mümkün değil! Paranın insan hayatına girmesinden sonra bu “malın” en iyi şartlarda el değişmesi görevini edinenlerin yeri iktisadi hayat içinde bambaşka…</p>
<p>İnsanları ev, araba, elektronik eşya sahibi yapan, dünyanın öbür ucunda seyahatlere gönderen ucuz kredilerin kaynağı olan bu aracılar, genleşen sistemde rekabetten hızlı büyüme hırsıyla krediyi tabana yayarken kendi temellerini oymaya başlamışlardı. Bugün hangi komşusunun temeli sağlam bilmeyen finansal kurumlar birbirine borç vermek istemediğinden devletler araya girmeye, işlerin yürümesi için bankalara borç vermeye, bunu çok ucuz yapmaya çalışıyorlar. Ama şu kesin ki, mevcut kurtarma paketleri, piyasaya daha ucuz ve daha çok para verme hamleleri yeterli değil. Ucuz aldığı kredilere güvenip anormal risk alan, bugün borcunu ödeme gücü kalmayanların ortaya çıkması, batması ya da sermayedar bulması/değiştirmesi gerekiyor. Bunların batması ya da güçlenmesi sonucu hangi finansal kurumların batacağı ya da ayakta kalacağı da meydana çıkacak. Belki &#8220;şaşırmam&#8221; diyeni bile şaşırtacak -bankacılık dışı- bazı Amerika ve Avrupa devlerinin de isimleri silinecek, ya da sahipleri! Ancak o zaman hasta “kusmuş” olacak. Kustuktan sonra ilk anlar hiç hoş olmayacak, boğaz yanacak, acı tat gitmeyecek, kusmadan önce hastayken olduğu gibi şeker emerek kendini kandırma lüksü ortadan kalkacak. Ama işte o zaman hastalığın iyileşme aşamasını görmeye başlayacağız.</p>
<p><strong>Kriz Biter mi</strong><br />
Peki, Amerika ve Avrupa ne zaman kusacak? Birleşik Devletler’de Kasım’daki Başkanlık seçimi öncesi güven tazelenmesi imkansız. Sonrasında da bugün verilen uyuşturucu ilaçların, serumların etkisinin kaybetmesi gerekiyor, bunun için de irade! Büyük bir iki çöküşü göze alabilecek bir irade. Bu demek değil ki büyük şoklar olmadan iyileşme olmaz, bunsuz da olabilir ama hastalık durumu şaşırtıcı derecede uzun sürer ve politikacıların şokla kaybetmeyi göze aldıklarından daha büyük kayıplar yaşanır.</p>
<p>Avrupa’ya gelince, yaşlı kıta finansçıları okyanusun ötesinden fazlasıyla zehirli finansal varlık edindikleri için ABD’den önce finansal toparlanma mümkün değil. Ötesinde, Avrupa içinde güven bunalımının daha kalıcı olması, Avrupa’nın büyüme temposunu arttırması için daha uzun süre geçmesi gerekeceği görünüyor. Temizlik sonrası ABD’nin Avrupa’ya büyük farkla canlanacağı kehanetinde bulunmak zor ama en azından Orta ve özellikle Batı Avrupa’da dalgalar çekildikten sonra manzara sandığımızdan kötü olabilir.</p>
<p><strong>Türkiye ve Kriz</strong><br />
Ülkemize gelince, 2001 sonrası düzenlemeler, bankacılıkta konsolidasyon, bankacılığın korkulan bir şey haline getirilmesiyle sonuçlanan süreçler nedeniyle finans sistemimizde ciddi bir sıkıntı oluşmayacak. Bankalar büyüme, şubeleşme tarafında temkinli davranabilir, fonlama iştahları değişebilir, ama kendi sağlıkları bozulmaz.</p>
<p>Maalesef asıl sıkıntıyı imalat sanayinde yaşayacağız. Ağırlığı azalsa da geleneksel olarak asıl pazarımız olan Avrupa ekonomilerindeki yavaşlama Türk mallarına talebi azaltacak. Özellikle Avrupa’nın motoru Almanya’nın Asya’ya ihracatında yavaşlama oranı takip edilmesi gereken bir değişken. Dünyanın emek tabanlı ucuz üretim merkezi olan Asya ülkelerinin makine ve teçhizat yatırımları özellikle Almanya olmak üzere Avrupa ihracatında önemli paya sahipken Asya’nın ABD ve Avrupa’daki duraklama ve durgunluk sonrası yatırımlarında azalma olasılığı kısır döngü oluşturabilir. Bu durumda Türkiye’nin işi daha da zorlaşacaktır.</p>
<p>Böylesi çalkantılı bir dönemde “bize bir şey olmaz” şeklindeki umursamazlık maalesef stres ve sıkıntı yaratıyor, rahatlatmaktan ziyade. Yerli ve yabancı dayanak noktalarıyla bir ekonomik plan, orta vadeli güvenilir hedefler açıklanacağına siyasetin kısır tartışmaları devam ediyor.</p>
<p>Türkiye dış fon kullanımıyla büyüyen bir ülke, maalesef. Geriye dönüp baktığımızda döviz girdisinin sağlanmadığı dönemler ekonomik büyüme çok ciddi oranda yavaşlamış, duraklamış. Açık vererek, borçlanarak büyüyen Türkiye’nin önümüzdeki dönemde, son beş yılda olduğu gibi kolay dış fon bulması kolay değil. Daha pahalı, yani yüksek faizli borçlanabilecek kurumlarımız bir de değer kaybeden Lira ile risklerinin arttığını görecek. Ekonomik faaliyetteki yavaşlama katılaşan resmi işsizlik oranın artmasına da neden olacak.</p>
<p><strong>Para Nasıl Değerlendirilmeli</strong><br />
2008 başında sinyalini almaya başladığımız küresel sıkıntılar yazın, tatil aylarının geçmesi sonrası gündeme güçlü şekilde gelecekti. Bunu görebilenlerden bazıları yazdan sonra pozisyonunu başarıyla almıştır. Bu haftaki dalgalanma sonrası dövize uzun ve orta vadeli yatırım yapmak hiç mantıklı değil. Kısa vadede, oynaklıklardan yararlanabileceğini inananlar dövize gidebilir. Yine kısa vadede altın için de olumlu konuşmak kolay değil. Ama orta vadede, bugün bu yazının konusu olmayan, 2009’da dünyada enflasyon tehdidi başını gösterince, altını satacağı noktayı bilenler, bugün değil ama ilerde altın alabilir.</p>
<p>Sermaye piyasaları, lafın kısası borsaya gelince, bildiğiniz gibi borsamızın küresel finansal krizde yaşananlarla korelasyonu yüksek. Bu da yazının başında bahsettiğim üzere, hastalıktan tamamen kurtulduğumuzda hisse senetlerinin getiri sağlayacağı anlamına geliyor. Aslında İMKB’de dip seviyelere yaklaştığımız hissine sahip olanlar çoğalıyor, ama bugünden alım düşünenler dünya hastalıktan kurtuluncaya kadar zaman maliyetine katlanabilirler. Halbuki yüksek Lira faizlerimiz hala orada. Mevduat, bono, tahvil… Alışkanlıkları bırakmak zor, isteyen sevdiğinde kalabilir, ama 1 aylık mevduattan paranızı alıp 2-3 gün etrafa bakıp, kararsız kalıp tekrar çok kısa vadeli mevduat veya bonoya döndükçe faiz gelirinizden stopaj verdiğini unutanlar o kadar çok ki… Faizlerde, özellikle enflasyondaki yumuşama sonrası büyük adımlar beklemeyen biri olarak vadelerini uzatanların zarar edeceğini sanmadığımı söyleyebilirim.</p>
<p>Ayrıca tekrarlamakta fayda var, kararsızlar için her zaman en iyisi tüm yumurtaları aynı sepete koymamaktır. Elinizdeki bölüştürüp dağıtmak büyük kazançlar getirmez ama büyük kayıplardan korur!</p>
<p>Evet, ekonomi tahlili yazımız, sondaki yatırım önermeleriyle riskli hale dönüştü, insanların birikimlerini yönlendirmede fikir vermek, hele bugünlerde cesaret isterken, bir de gidip bunları yazıya dökerek tarihe not düşmek… Ama bildiğini gizlemek, lafı evirip çevirip aslında hiçbir şey dememekten çok daha önemli bir tutum diye düşünüyorum&#8230;</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kuresel-kriz-nereye-gidiyor-turkiyede-ne-olur-birikimler-nasil-degerlendirilebilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Enflasyon Mikrobuna Alışan Bünyemiz ve Enflasyondan Öcü Gibi Korkan Çin! Çünkü Fakirden Zengine Refah Transferi Enflasyonla Oluyor</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/enflasyon-mikrobuna-alisan-bunyemiz-ve-enflasyondan-ocu-gibi-korkan-cin/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/enflasyon-mikrobuna-alisan-bunyemiz-ve-enflasyondan-ocu-gibi-korkan-cin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Mar 2008 20:33:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/enflasyon-mikrobuna-alisan-bunyemiz-ve-enflasyondan-ocu-gibi-korkan-cin/</guid>
		<description><![CDATA[Bu ülkede her gün başka bir konu üzerine, laf ebeliği falan da yapmadan, elle tutulur şeyler yazmak çok kolay. Tepemize aldığımız idarecilerin tutumları, demeçleri, kararları sürekli malzeme sağlıyor. Bunlardan bazılarını yazmaya gerek bile yok, herkes göreceğini görebiliyor, yorumunu yapabiliyor. Ama bazen de gerçekten popülist sözleri öyle güzel söyleyenler oluyor ki maalesef toplumun geniş kesimleri bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu ülkede her gün başka bir konu üzerine, laf ebeliği falan da yapmadan, elle tutulur şeyler yazmak çok kolay. Tepemize aldığımız idarecilerin tutumları, demeçleri, kararları sürekli malzeme sağlıyor. Bunlardan bazılarını yazmaya gerek bile yok, herkes göreceğini görebiliyor, yorumunu yapabiliyor. Ama bazen de gerçekten popülist sözleri öyle güzel söyleyenler oluyor ki maalesef toplumun geniş kesimleri bu sözlerden olumlu yönde etkileniyor.
<div align=center><!--adsense--></div>
<p>Şubat ayı enflasyon oranlarının açıklanması sonrası enflasyon hedefi tartışmalarının &#8220;enflasyon hedeflenmeli mi&#8221; boyutuna kayması en güncel örnek. Son 12 aylık tüketici enflasyonunun yaklaşık %9,1&#8242;e çıkması ve %4&#8242;lük yılsonu hedefinin artık açıkça ulaşılmaz olduğunun kabullenilmesiyle birlikte enflasyonun nedenlerini tartışmaya başlar gibi olduk. Yükselen enflasyon politikacılara sorulduğunda ise özellikle dışsatımla ilgili devlet bakanı <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/437950.asp" title="İlgili NTVMSNBC haberi" target="_blank">Kürşad Tüzmen&#8217;in &#8220;düşündürücü&#8221; açıklamaları</a> geldi:</p>
<blockquote><p>&#8220;Enflasyonda ciddi oranda yanıldık, sorumlu arkadaşlarımız herhalde gereken açıklamaları yapacaktır. Sadece kurla enflasyonu aşağı çekme politikası izlendi. Türk Lirası&#8217;na aşırı değerlenme imkanı verildi. Doların düşük değerde seyretmesi, enflasyonun aşağı çekilmesinde esas araç olarak kullanıldı. Bu kadar ödün verdik, ithalat patlaması yaşadık.</p>
<p>Ben o zaman söyledim: 1.700’den 1.600’e doğru hareketlenirken, ‘şimdi müdahale edelim, bunu tutalım&#8230;’ Ne olacaktı, enflasyon bundan belki 1-2 puan daha yüksek olacaktı&#8230; Açık söyleyeyim; Yüzde 4-5 tamam, onu biz de görmek isteriz. Ama madem yüzde 4-5 olmuyor, yüzde 9’lara çıkıyor. O zaman yüzde 10’u da yüzde 9’u da gözönüne alarak, Türkiye’nin rekabetçiliğini daha da artıracak, ihracatı güçlendirecek bir ülke platformu sağlanması mümkün olurdu.&#8221;</p></blockquote>
<p>İşte Türkiye&#8217;nin klasikleşen &#8220;enflasyondan zarar gelmez&#8221; düşünce yapısındaki idareci yaklaşımı yine karşımızda. İlk bakışta kulağa hoş geliyor değil mi, iktisat ve piyasalara hakim olmayanların da gerçekten döviz fiyatlarının bilerek alçak tutulduğuna inanası geliyor. Bunlara bugün hiç girmeyelim. Günün konusunu yazmama neden olan kısmı şu: &#8220;%5&#8242;i biz de isteriz ama madem olmuyor, %10&#8242;ları kabul edelim&#8221; yaklaşımı. Diğer bölümler zaten tartışmaya açık, çok speküle edilen konular. Bu arada &#8220;1-2 puan yüksek olsa da olur&#8221; diyebilmek de ilginç, enflasyonda 1-2 puanlık ayarlar yapmak kolay olsa zaten enflasyonu düşürmek dünyada bu kadar zor olur muydu?</p>
<p>Hemen bu noktada sabah <a href="http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2008/03/080305_china.shtml" title="BBC Türkçe'nin haberi" target="_blank">Çin Halk Cumhuriyeti Başbakanı Wen Jiabao&#8217;nun ajanslara düşen enflasyon açıklaması</a>nı okuyalım:</p>
<blockquote><p>&#8220;Yıllık %7,1 gibi yüksek bir enflasyon oranını yıl sonunda %4,8&#8242;e çekmeyi amaçlıyoruz. Bu amaçla büyümemizden feragat etmeyi, sadece %8 büyümeyi hedefliyoruz.&#8221;</p></blockquote>
<p>Son dönemde her yıl önceki yıla göre çift haneli hızda büyüyen Çin ekonomisi son olarak %11,4 büyüdü. Dünya ekonomisindeki enflasyon ateşi Çin&#8217;e de sıçradı, bu hızlı büyüme iç talebi de güçlendirdiğinden enflasyon tahminlerin de üstünde artarak %7&#8242;yi geçdi. Enflasyonun ne kadar tehlikeli bir hastalık olduğunu, enflasyonu çok az süre tecrübe etmiş bir ülke olmasına rağmen Çin iyi biliyor olsa gerek ki Başbakan bu sene daha az büyümeyi, yani daha az yeni iş ve aş yaratmayı hedefleyerek enflasyonu düşürmeyi mutlak amaç olarak öne çıkarıyor.</p>
<p>Peki dünyada hiperenflasyon acısını çekmeden, yani %500-1000 gibi yıllık fiyat artışları görmeden, %60, 90, 100 gibi yıllık enflasyon rakamları ile otuz yılı aşkın süre yaşayan Türkiye neden hala enflasyonun ne yaptığını anlayamadı? İktisat bilenler zaten enflasyonu, enflasyonun nasıl gelir dağılımını bozduğunu, fakirden zengine refah transferi yaptığını, teorisiyle birlikte bilmeli. Kamu yönetimi gibi alanlardan mezun insanlar da bunlara vakıf olmalı.</p>
<p>Ben bu donanıma sahip olmayanlar için enflasyonu bir paragrafta basitçe ele alayım. Sağlıklı işleyen bir ekonomide faiz oranları enflasyon oranından yüksek olur, ancak bu durumda bizler paramızı gidip faize yatırırız, aksi durumda faiz bizi tatmin etmez. Enflasyonu düşüremeyen ülkeler gelişmiş ekonomi olarak nitelendirelemez, gerek dışardakilerin gerek içerdekilerin ekonomiye güveni azalır ve paralarını yatırmak için daha çok faiz isterler. Yani enflasyon yükseldikçe faizler daha da fazla yükselir. Ama dar gelirlilerin tasarruf gücü yoktur, ellerine geçen paradan tasarrufa ayırabildikleri miktar yok denecek kadar azdır. Orta gelirli bir miktar tasarruf yapar ama ortanın üstü ve yüksek gelirliler doğal olarak ellerine geçen parayı tamamen tüket(e)mez, çok daha ciddi bir bölümünü tasarruf eder. Bu tasarruflarını da faizle nemalandırırlar.</p>
<p>Yani lafın kısası, enflasyon <em>düşük gelirlilerden yüksek gelirlilere refah transferini hızlandıran bir mekanizmadır</em>. Düşük enflasyon seviyelerinde ise devlet, şirketler ve özellikle de aile harcamalarından ev almaya kadar tüketimlerini borç alarak yapabilen dar ve orta gelirliler daha ucuza borç alabilirler. Yani yüksek gelirlinin tasarrufu tabana nispeten daha fazla yayılır.</p>
<p>Ama bunu bilmesini normalde beklemeyeceğimiz, iktisat donanımı olmayan politikacılar, bazı iş adamları ve pek çok kişi 30 yıldır Türkiye&#8217;de yaşanan yüksek enflasyondan da mı ders çıkarmadı? Sürekli gündemde olan, dün Tüzmen&#8217;in ağzından yarın başkasının ağzından çıkacak olan &#8220;biraz enflasyondan bir şey olmaz&#8221; yaklaşımı herhalde enflasyonsuz yapamayan bünyemizin kıvranmaya başladığının göstergesi.</p>
<p>Önceki gün açıklanan yıllık %9 enflasyon bu kesimin dediği gibi biraz daha yüksek olsaydı, mesela son 3 yıldır %20 seviyelerine yakın dalgalansaydı 2005&#8242;te 50 YTL&#8217;lik bir market poşetinin aynısını bugünkü gibi 64 YTL&#8217;ye değil, ancak 86,50 YTL&#8217;ye doldurabilirdik. Bayram, düğün hediyesi almak için paramız olmadığında bankadan kredi alırken yıllık %30&#8242;a varan faizler öder, kredi kartında bir ay ödeme geciktirirsek bugünkü gibi %6-7 değil, %17-18 faiz ödemek zorunda kalırdık.</p>
<p style="text-align: center"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/03/yirmimln.jpg" alt="Yirmi milyon TL’lik banknot" /></p>
<p>Ama tüm bunlar bir yana, milletçe utanmamız gereken şey paramızın banknot hali olmalıydı. Üstünde tam yirmi milyon, yani 20 000 000 yazan bir kağıtla alışveriş yapmaktan gurur kırıcı ne olabilir? Maalesef enflasyon lobisi, sadece ihracatla kalkınamayacağımızı bilmediği gibi dış dünyayla ticaret yaparken sattığı malın fiyatını 8-9 sıfırla söylemekten de utanmıyormuş demek&#8230;</p>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li> <a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/yoksulluk-engellenebilir-hem-de-kolayca-enflasyon-ve-yoksulluk/">Yoksulluk Engellenebilir, Hem de Kolayca! Enflasyon ve Yoksulluk</a></li>
</ul>
<div align=center><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/enflasyon-mikrobuna-alisan-bunyemiz-ve-enflasyondan-ocu-gibi-korkan-cin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başbakan Bahçeli&#8217;yi Türbandan Önce Davos İçin Koluna Taksa, &#8220;Güçlü Ülke ve Ekonomi&#8221; Mesajı Verse!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/basbakan-bahceliyi-turbandan-once-davos-icin-koluna-taksa-guclu-ulke-ve-ekonomi-mesaji-verse/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/basbakan-bahceliyi-turbandan-once-davos-icin-koluna-taksa-guclu-ulke-ve-ekonomi-mesaji-verse/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Jan 2008 21:04:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/basbakan-bahceliyi-turbandan-once-davos-icin-koluna-taksa-guclu-ulke-ve-ekonomi-mesaji-verse/</guid>
		<description><![CDATA[Dünya Ekonomi Forumu 2008 randevusu Davos&#8217;ta başladı. 2007 Davos&#8217;u sonrası yazdığım &#8220;Her Şeye Yukardan Bakmaya Devam, Davos 2007′de Türkiye Kayıptı&#8221; yazımda da vurguladığım üzere mevcut dünya ekonomik düzenine, Davos&#8217;un amacına, konuşulanlara inancımız olmayabilir ama bunları değiştirmek ya da iyileştirmek adına bir şeyler yapmak bir yana, eğer bu düzenin bir dişlisi olmuşsanız bazı şeylerden de geri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.weforum.org" title="Davos WEF Resmi Sitesi" target="_blank">Dünya Ekonomi Forumu</a> 2008 randevusu Davos&#8217;ta başladı. 2007 Davos&#8217;u sonrası yazdığım &#8220;<a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/her-seye-yukardan-bakmaya-devam-davos-2007de-turkiye-kayipti/" rel="bookmark" title="Permanent Link to ">Her Şeye Yukardan Bakmaya Devam, Davos 2007′de Türkiye Kayıptı</a>&#8221; yazımda da vurguladığım üzere mevcut dünya ekonomik düzenine, Davos&#8217;un amacına, konuşulanlara inancımız olmayabilir ama bunları değiştirmek ya da iyileştirmek adına bir şeyler yapmak bir yana, eğer bu düzenin bir dişlisi olmuşsanız bazı şeylerden de geri kalmamanız gerekiyor.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Türkiye&#8217;de mevcut küresel düzene eklemlenmeye çalışıyor, ama böyle bir düzenin parçası olma kararını veren, vereni desteklemiş olan siyasetçiler, çoğu sefer olduğu gibi, sadece bakmakla yetiniyorlar. İş insanları, siyasetçiler, organizasyon ve fikir liderlerinin bir araya geldiği Davos&#8217;a bu yıl Başbakan R. T. Erdoğan katılmıyor.Türkiye&#8217;nin bu foruma neden daha fazla ilgi gösterebileceği, neden katılımını güçlendirebileceği ile ilgili fikirler en başta bağlantı verdiğim geçen yılki yazımdan okunabilir. Ama Türkiye&#8217;nin, ya da siyasilerin neden katılmayabileceği üzerine de pek çok haklı neden sunulabilir. Hele bu yılki forumun daha sönük geçeceği beklentisi varken, pek çok ülkenin devlet başkanları bu sene gelmemişken bu nedenler daha da güçlü olabilir.</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/basbakan-bahceliyi-turbandan-once-davos-icin-koluna-taksa-guclu-ulke-ve-ekonomi-mesaji-verse/davosda-dunya-ekonomi-forumu-2008-basladi/" rel="attachment wp-att-158" title="Davos’da Dünya Ekonomi Forumu 2008 Başladı"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/01/davos08.jpg" alt="Davos’da Dünya Ekonomi Forumu 2008 Başladı" border="0" /></a></p>
<p>Ama katılmama nedenlerinin kabul edilir olabilmesinde Davos&#8217;a gitmeyerek kazanılan zamanda yapılanlar önem kazanıyor. Ya bir başka ülke ile önemli açılımların temeli atılabilir ya da Türkiye&#8217;nin hayati öneme sahip iç meselelerinde, örneğin ekonomi, güvenlik önlemleri gibi önemli çalışmalar yapılabilir.</p>
<p>Maalesef kamuoyuna yansıyan görüntü hiç de öyle değil. Başbakan ve MHP lideri Devlet Bahçeli türbanın yüksek öğretim kurumlarında yer bulabilmesiyle ilgili yoğun olarak çalışıyor, bazen aralarında bazen başkalarıyla medya önünde atışıyorlar.</p>
<p>Son günlerde ise ABD ekonomisinin 2008&#8242;de yavaşlayacağı ve gerçek anlamda bir kriz yaşayabileceği korkusuyla dünya finans piyasaları sallanıyor. Borsalarla beraber şirketler değer yitiriyor, para sığınacak güvenilir liman arıyor, bankalar da yatırımcılar da borç vermekte çok daha seçici davranıyor. Kısa vadede finansal genleşmenin ters döneceği bir gerçek. Bu tablodan Türkiye de etkileniyor, yabancı yatırım ve dış borca bağımlı olan ekonomimiz 2007 yılında yapısal gelişmeler ortaya koyamadığından, en azından 2008&#8242;de dünyaya çok daha güçlü bir mesaj vermek zorunda.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin seçim yılını atlattığı, iktisadi anlamı olan reformlarını sürdüreceği, iç sorunlarını eski dönemlere göre azalttığını göstermesi gerekiyor. İşte bunlar ve ötesi hakkında dünyanın geri kalanının çekincesi olduğundan, daha da kötüsü bizim, Türk halkının korkuları sürdüğünden ülkemize güven az. Güven az olduğu için bugün devletimiz bizlerden ve yabancılardan borç almak için kendi bastığı paraya %15&#8242;in üstünde faiz vermenin maliyetine katlanıyor.</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/basbakan-bahceliyi-turbandan-once-davos-icin-koluna-taksa-guclu-ulke-ve-ekonomi-mesaji-verse/bahceli-ve-erdogan/" rel="attachment wp-att-160" title="Bahçeli ve Erdoğan"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2008/01/bahcelierdogan.jpg" alt="Bahçeli ve Erdoğan" border="0" /></a></p>
<p>Ülkemize ve dışarıya güven aşılamak, artık işlerin yoluna girmesi için kararlı olduğumuzu göstermemiz gerekiyor. Bunun için diğer ülkelerin aksine sadece başbakanla değil muhalefet partisiyle de Davos&#8217;a katılsak farklılık yaratmaz mıyız? Sayın Erdoğan Sayın Bahçeli&#8217;yi türban konusunda koluna takmadan önce Davos&#8217;ta koluna taksa ve &#8220;ülke olarak biz bütünüz, demokratik ve dinamiğiz&#8221; mesajı verse her şey çok farklı olmaz mı? Ama demek ki öncelikleri bu değil. Demek ki Türkiye ekonomisi ve insanların 2008&#8242;de kriz yaşama, işsiz kalma tehlikelerinden ziyade ülkenin bir numaralı sorunu türban&#8230;</p>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/her-seye-yukardan-bakmaya-devam-davos-2007de-turkiye-kayipti/" rel="bookmark" title="Permanent Link to ">Her Şeye Yukardan Bakmaya Devam, Davos 2007′de Türkiye Kayıptı</a></li>
</ul>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/basbakan-bahceliyi-turbandan-once-davos-icin-koluna-taksa-guclu-ulke-ve-ekonomi-mesaji-verse/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Faiz İndirin&#8221; Diye Gazeteye İlan Vermek Bilgisizlik Değil Art Niyetlilik!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/faiz-indirin-diye-gazeteye-ilan-vermek-bilgisizlik-degil-art-niyetlilik/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/faiz-indirin-diye-gazeteye-ilan-vermek-bilgisizlik-degil-art-niyetlilik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Oct 2007 21:12:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[popülizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2007/faiz-indirin-diye-gazeye-ilan-vermek-bilgisizlik-degil-art-niyetlilik/</guid>
		<description><![CDATA[Öğleden sonra haberlere göz atmak için İnternet&#8217;e girdiğimde Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) başını çektiği iş dünyası örgütlerinin gazetelere verdikleri ilanla T. C. Merkez Bankası’ndan (TCMB) şok faiz indirimi istediğini gördüm. Girişim oldukça fazla medya kuruluşunda önemli haber olarak sunuldu, ilanı ise eve bugün gelmesi gereken gazetelerin başka bir noktada kalması nedeniyle göremedim. Ama zaten uzun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öğleden sonra haberlere göz atmak için İnternet&#8217;e girdiğimde Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (<a href="http://www.tim.org.tr" target="_blank">TİM</a>) başını çektiği iş dünyası örgütlerinin gazetelere verdikleri ilanla T. C. Merkez Bankası’ndan (<a href="http://www.tcmb.gov.tr" target="_blank">TCMB</a>) <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/423089.asp" title="İlgili NTVMSNBC haberi" target="_blank">şok faiz indirimi istediği</a>ni gördüm. Girişim oldukça fazla medya kuruluşunda önemli haber olarak sunuldu, ilanı ise eve bugün gelmesi gereken gazetelerin başka bir noktada kalması nedeniyle göremedim. Ama zaten uzun süredir TİM&#8217;in bu söylemi ile karşı karşıya idik.<br />
<center><!--adsense--></center><br />
Bugün Türkiye&#8217;deki faiz seviyesinin yüksek olduğunu kabul edenlerimizin sayısı oldukça fazla. Ama bilgisizlik nominal faizlere odaklanıp kalmamıza neden oluyor. Halbuki reel faizlerin (örneğin nominal faiz seviyesi %11, enflasyon %7 ise reel faiz kabaca %4&#8242;tür) yüksekliğine kafayı takmamız lazım. Neden Türk borçlanma kağıtlarına güvensizlik had safhada, neden bugün %10&#8242;luk faiz karşılığı bırakın yabancıları Türk insanı bile devletine borç vermeye yanaşmıyor?Asıl sorun bu düzen iken biz sanal tartışmalara boğuluyoruz. Bugünlerin geleceğini göremedik, önlemimizi alamadık. 4 senedir süren yeni, nispeten istikrarlı döneme bile hala alışamadık. Her seferinde sene sonu için döviz ve enflasyonda yüksek tahminlerde bulunup tutturamayan kurumlarımızın sayısı çok yüksek. Bundan sonra da suçu hep faizlerin yüksekliğine atmak isteyip sorumluluk almaktan kaçınanların borusunu dinlemeye başladık. Halbuki dünya ekonomisinde yeni bir dönemdeyiz, likidite bolluğu ve/veya para bolluğu (ki ikisi ayrı şeyler) her türlü ürün ve malın, bu petrol de olabilir borçlanma kağıdı da, fiyatlarını dalgalandırıyor.</p>
<p>Bu durumu görememekle kalmayan grup Türkiye&#8217;deki gelişmeleri de görmezden geliyor. Daha birkaç yıl önce %50&#8242;lere indi diye sevindiğimiz faiz bugün %15&#8242;lere dayandı, ama ABD Doları o günden bu yana YTL karşısında ciddi oranda değer kaybetti. Demek ki bugün gazetelere ilan verenlerin iddiasının aksine &#8220;faizler düşünce YTL değer kaybedecek&#8221; savı geçerli bir sav değil. Alttaki grafiği kısıtlı zamanımda çok acele oluşturdum, hiç süsleyemedim, üstüste ikisini birleştirmekle yetindim. Son on iki ayda, TCMB gecelik faiz oranları değil asıl önemli gösterge olan, adı üstünde, gösterge bono faizinde çok ciddi bir düşüş oldu, özellikle Ağustos sonrasında yaklaşık 2 puan daha indik. Bu değişim de %30&#8242;lara dayandı. Ama aynı dönemde döviz kurları da YTL karşısında 2001 krizinden beri en düşük seviyesine geriledi. Belirttiğim gibi bugün az zamanım olduğundan daha uzun bir dönemi içeren bir grafik sunamadım, o durumda görüntü daha da çarpıcı olacaktı.<a href="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2007/10/200710tcmbfaiz.png" title="Gösterge faiz oranlarında son 12 aydaki düşüş dövizi YTL karşısında güçlü kılmıyor ki…"></a></p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2007/10/200710tcmbfaiz.png" title="Gösterge faiz oranlarında son 12 aydaki düşüş dövizi YTL karşısında güçlü kılmıyor ki…"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2007/10/200710tcmbfaiz.png" alt="Gösterge faiz oranlarında son 12 aydaki düşüş dövizi YTL karşısında güçlü kılmıyor ki…" border="0" /></a></p>
<p>Türkiye&#8217;de artık pek çok kişi faizin de dövizin de düştüğünün farkında. İkisinin uzunca bir süredir aksi yöne değil aynı yöne hareketlendiğini de öğrendiler, çünkü finans piyasalarında dönen paranın yarattığı yeni düzen dışında Türk ekonomisinin büyüme potansiyeli de aşırı yabancı yatırım çekti. Fakat bunu gördüklerinden emin olduğum bazı kesimler bence art niyetle, sırf kendi hedef kitlelerine sevimli gözükmek uğruna hedef şaşırtıyorlar. TCMB&#8217;nın belirlediği faizlerin YTL&#8217;yi aşırı güçlendirdiğine, bu nedenle Türkiye&#8217;nin rekabet gücünü kaybedip işsizlik sorununa çözüm bulamadığını öne çıkaranlar bugünkü TCMB Para Kurulu toplantısı öncesi gazetelere ilanlar vererek bu söylemi abarttılar.</p>
<p>Ben de faizlerin yüksek olduğuna inanıyor, daha hızlı indirim yapabileceğimizi düşünüyorum. Ama indirsek bile sadece daha ucuza borçlanacağımızı, döviz kurlarının ihracatçının hayalindeki kadar artmayacağını biliyorum. Bu ilanları verenlerin oluşturduğu hava maalesef şu: &#8220;<strong>TCMB&#8217;nin tepesindeki bürokratlar Türkiye için iyi olanı istemiyor!</strong>&#8221; Gazeteyi okuyan ortalama vatandaşın ne düşünmesini bekliyorsunuz?</p>
<p>Ya bu davranış ve değerlendirme tarzı başka alanlara da sıçrarsa, ya Dışişleri&#8217;nde görevli tecrübeli diplomatlara, TMSF&#8217;deki bürokratlara ve diğerlerine de inanmamaya, güvenmemeye başlarsak? Türkiye yine dünyada bir ilki başardı ve Merkez Bankası&#8217;nı baskı altına almak için böyle tehlikeli yolu seçen bir gruba bu fırsatı sundu. Ya TCMB faizleri bu akşam 2-3 puan düşürseydi? Bu durumda da &#8220;ilan etkili oldu, hizaya geldiler&#8221; düşüncesi hakim olacak, her önemli karar öncesi önce TCMB&#8217;ye sonra diğer bağımsız kurumlara karşı benzer kampanyalar için cesaret kazanılmış olacaktı!</p>
<p>Olayın vahameti kısaca bu şekilde. Bir iki kısa bilgi vermek gerekirse, bugün Türkiye&#8217;de onlarca milyar dolar olduğu belirtilen sıcak paranın büyük çoğunluğu İMKB&#8217;de. Borsamızdaki şirket kağıtlarının %73&#8242;ü yabancıların elinde, yani yüksek faiz ana etken değil. Yani korkulması gereken asıl başka şeyler var.</p>
<p>İkinci bir nokta da 2006&#8242;da dünya piyasalarında dalgalanmanın Türkiye&#8217;deki büyük etkisi sonucu yerli döviz hesaplarının tekrar arttığı. Ama seçim sonrası beklentilerin de sakinleşmesi ile yavaşça yerliler de YTL&#8217;ye dönüş yapacaklar, aynen 2003 sonrasında olduğu gibi. Ya o zaman kur sizce nereye gidecek? Daha çok kişi YTL talep edince değer artışı için yeni bir neden ortaya çıkacak. Tabii bu olasılıkları düşünenler o kadar az ki&#8230;</p>
<p>Efendiler, tüm bunları yaşayacağımızı öngöremediniz, bunların olmasını istemiyorsanız zamanında serbest pazar ve ekonomisi, finans piyasalarının dünyaya entegrasyonu, konvertibilite ve ötesinin ne olduğunu iyi öğrenecek, &#8220;kazanan gerçekten biz mi olacağız&#8221; diye soracaktınız. Artık global finans piyasalarına eklemlenmiş durumdayız, bir politika aracı ile harikalar yaratamayız, lütfen anlayın&#8230;</p>
<p><em>Önemli Not:</em> Türkiye döviz kuru sayesinde ihracatını arttırmaya çalışmakla bir yere gidemez. Birleşmiş Milletler bu özel günde, <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/415751.asp" title="İlgili NTVMSNBC haberi" target="_blank">bu gece 854 milyon insanın aç karnına uyumaya çalışacağını</a> duyurdu. Biz ise orta gelirli bir ülke olarak şanslıyız, ücretlerimiz göreceli olarak oldukça yüksek, bazı doğal kaynaklara sahibiz. Karın tokluğuna çalışmaya hazır milyarların olduğu bir dünyada Türkiye&#8217;nin rekabet gücü dandikleştirmeye çalıştığımız YTL&#8217;den gelemez, gelmemeli! Diğer maliyet kalemleri kısılmalı, Türkiye montajcı olmaktan çıkıp katma değere odaklanmalı, bunları çok kişi söylüyor ama dünyadaki fakirliği bizzat görmeyenler hala &#8220;ucuz işçilikle üretirim, ihraç ederim&#8221; diyebiliyor&#8230;<br />
<center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/faiz-indirin-diye-gazeteye-ilan-vermek-bilgisizlik-degil-art-niyetlilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Facebook Çılgınlığı: İnternet&#8217;in Geleceği Değil, Günümüz Şartlarında Bir Uygulama</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/facebook/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/facebook/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Oct 2007 19:58:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2007/facebook/</guid>
		<description><![CDATA[İlk web sayfalarımı erken denebilecek bir dönemde yayınlamaya başlamamın bir nedeni de kısa süre içinde fazlasıyla kişinin web sitesinin olacağı tahminimdi. İlk trenin bir vagonuna tutunmak istemiştim, sonraki trenlerin daha konforlu olacağını, binenlerin kolayca web sitesi sahibi olacağını da tahmin ediyordum.
2000&#8242;lere geldiğimizde &#8220;tam&#8221;/geniş siteler yerine &#8220;blog&#8221; olarak adlandırılan basit, sade kişisel sayfaların çoğaldığını gördük. Bunların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İlk web sayfalarımı erken denebilecek bir dönemde yayınlamaya başlamamın bir nedeni de kısa süre içinde fazlasıyla kişinin web sitesinin olacağı tahminimdi. İlk trenin bir vagonuna tutunmak istemiştim, sonraki trenlerin daha konforlu olacağını, binenlerin kolayca web sitesi sahibi olacağını da tahmin ediyordum.<br />
<center><!--adsense--></center>2000&#8242;lere geldiğimizde &#8220;tam&#8221;/geniş siteler yerine &#8220;blog&#8221; olarak adlandırılan basit, sade kişisel sayfaların çoğaldığını gördük. Bunların da bir nevi web sitesi olduğunu, ikisi arasında bir tercih yapmaya gerek olmadığını düşündüm, hala da düşünüyoruz. Mevcut web sitemde mevcut web yayınlama altyapımla blog yazmaya başladım. Erken blog yazmaya başlamış ama blog yazılımı/yayınlama platformu kullanmaya geçmemiştim! Hem de çok uzun bir süre.İnsanların kendini yazarak ifade etme merakından sonra &#8220;sosyalleşme&#8221; sitelerinin gelmesi çok sürpriz olmadı, hatta Türkiye&#8217;de böyle girişimleri özendirmek için çalıştım, bana web projesi fikri soranları bu alana yönlendirdim. Ve ötesinde ciddi bir sosyal oluşturma girişiminde görev aldım. Ama o proje de blog odaklı idi, çünkü insanların yazmak için gereken efor karşısında bu kadar üşeneceklerini tahmin etmemiştim.Ama kitleler blog sahibi olmakla uğraşmaktan ziyade daha eğlenceli, basit bir şekilde kendilerini bu tip platformlarda göstermek istiyordu. Sadece fotoğraf paylaşmak, arkadaşlarını yeniden bulmak için kullanılan sitelerin kullanıcı sayısında patlama oldu. Ben bazı girişimcileri bu iş modeline de özendirmeme rağmen kendim aktif olarak kullanmadım. Öyle ki yılın web olayı olan <a href="http://www.facebook.com" target="_blank">Facebook</a>&#8216;a bile henüz kısa süre önce katıldım.</p>
<p>Benim yaşadıklarımdan çok daha fazlasını yaşamış, İnternet yayıncılığını yönlendirmiş Jeffrey <a href="http://www.zeldman.com/2007/09/18/facebook-considered-harmless/" target="_blank">Zeldman&#8217;ın Facebook&#8217;a üye olmasıyla ilgili yazısı</a>nda yazdıklarıma fazlasıyla benzer tecrübelerini okuduktan sonra ben de bu gelişmelerin içinde olmama rağmen şaşkınlığımı ve &#8220;kendimi&#8221; korumamı, sonunda da bu girişimlerin üreticisi olmakla yetinmeyişimi yazmaya cesaret ettim!</p>
<p>Ama bugün Facebook yazmamın asıl nedeni artık Facebook&#8217;u doğru konumlandırmamız için uygun bir dönem olması. Facebook geniş kitlere 2006 Eylül&#8217;ünde açıldı, yaklaşık bir yıl geride kaldı, son dönemde de Türk web siteleri, bloglar, günlük gazetelerde fazlasıyla yer bulmaya, her şekilde yorumlanmaya, haber yapılmaya başlandı.</p>
<p>Bilmeyenler için Facebook, arkadaşlarınızla, çevrenizdekilerle bağlantınızı korumanızı sağlayan, onların ne yapmakta olduklarını takip etmekle yetinmeyip uygulamalarla ortak hareket etmenizi sağlayan, tüm İnternet&#8217;te ve Türkiye&#8217;de en çok ziyaret edilen 10 siteden biri. Kısaca tanıttığım Facebook hakkında dikkat çekici birkaç bilgi vermenin de tam yeri. Facebook şu anda sadece buna odaklanmış tüm sitelerin önünde dünyanın en büyük fotoğraf paylaşım sitesi. Kullanıcılarının yarısından fazlasının her gün ziyaret ettiği, gün boyunca 20 dakikadan fazla zaman harcadığı site toplumbilimcilerin incelemesi gereken bir merak yarattı. Daha önce ayrı ayrı sitelerin sunduğu hizmetlerden güzel bir paket hazırlayan Facebook benzerlerinin de önüne geçerek her yaş, eğitim ve meslek grubundakilere yönelik olmayı başardı.</p>
<p>Bu ilgi Facebook&#8217;un değerini de oldukça yükseltti. Geçen yıl <a href="http://tr.yahoo.com" target="_blank">Yahoo!</a>&#8216;nun teklifini geri çeviren Facebook şimdilerde de <a href="http://www.microsoft.com" target="_blank">Microsoft</a>&#8216;un %5 hisse için 500 milyon dolarlık teklifi ile karşılaştı. Bu da hızla değer kazanan girişimin <a href="http://www.google.com">Google</a> gibi firmaların geçmişiyle karşılaştırılmasını hatta kısa vadede &#8220;Web&#8217;in Geleceği&#8221; olarak tanıtılmasına kadar değişik yorumlara neden oluyor.</p>
<p>Peki Facebook bu yüksek trafiği korumak bir yana arttırabilecek bir yapıya bürünebilecek mi? Elde edilen başarı sonrası büyütülen hedefler sitenin bir başlangıç/açılış sayfasına dönüşmesini, insanların İnternet&#8217;te yapabilecekleri daha fazla şeyi Facebook üstünden yapar hale gelmesini hedefler arasına soktu. Acelesi olanlara detaylara girmeden önce şaşırtmayacak yanıtı verebilirim: Facebook&#8217;un yeni dev olması tamamen insanların tercihlerine bağlı, çünkü teknik ve uygulama olarak İnternet&#8217;te, Web&#8217;de bir adım ileri gitmemizi sağlamıyor.</p>
<p>Neden mi? Çünkü Facebook kapalı bir sistem, eğer Facebook kullanıcı hesabınızla siteye giriş yapmazsanız herhangi bir hizmetten faydalanamazsınız. Tüm üyelerin yayınladığı içerik Facebook içine özel, <a href="http://www.flickr.com" target="_blank">Flickr</a>, <a href="http://www.youtube.com" target="_blank">YouTube</a> gibi sistemlerin aksine &#8220;kapalı&#8221;. Sunulan ürüne baktığımızda bu bir zorunluluk gibi görünüyor, çünkü iletişim bilgileriniz, arkadaşlarınız, onlarla nerede tanışdığınız, şu anda ne yaptığınız ve çok daha fazlasını Facebook&#8217;ta paylaşıyorsunuz. Ama aslında Facebook&#8217;un sunduklarını, uğraşmayı ve biraz daha fazla zamanda yapmayı göze alırsanız pek çok araç ve rakip mevcut. Zaten milyonlar Flickr&#8217;da fotoğraflarını tanımadıklarına, YouTube&#8217;da aile videolarını herkese, <a href="http://www.myspace.com" target="_blank">MySpace</a> gibi sitelerde kişilikleri hakkında çok daha fazlasını istedikleri gruplara açıyorlar.</p>
<p>Facebook ve Facebook platformu gerçekten özel ve çok başarılı. Ama büyük şirketlerde çalışanların belki de her gün kullanmak zorunda kaldığı, VPN bağlantısıyla ulaşabildikleri bir İntranet, kurum içi web sitesine benziyor. Uygulama geliştiriciler, 3. partiler, mevcut ve potansiyel iş ortakları Facebook platformunda yer alabiliyor, gelir elde edebiliyorlar, ama Facebook platformuna uygun uygulamalar yazarak. Yani böyle geniş bir kullanıcı tabanına sahip çoğu girişim gibi Facebook da kendi arabirimini, platformunu, kullanıcı veritabanı ve hizmetini kendine özel, tescillediği sistemiyle sunuyor.</p>
<p>Ya daha fazla büyük platform bu yolu seçerse? YouTube, Flickr, MySpace, <a href="http://www.last.fm" target="_blank">Last.fm</a> ve çok daha fazlası uygulama geliştiricileri kendi platformlarını öğrenmeye ve buna özel çalışmaya iterse? Her bir sistem için ekstra maliyet, hem iş ortakları için hem de platformlar için gelir kaybı söz konusu olur, zaten mevcutta işletim sistemleri arasında platform rekabeti varken, &#8220;Windows mu, MacOS mu, Linux mu&#8221; derken, hatta PC&#8217;ye alternatif çokluortam sistemleri, oyun konsolları platformları çoğalırken bir de her büyük web girişimi için yeni maliyetler çıkarılması İnternet ticaretinin doğasına pek uymuyor.</p>
<p><a href="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2007/10/faceofis.jpg" title="Facebook merkez ofis duvarları"></a></p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2007/10/faceofis.jpg" title="Facebook merkez ofis duvarları"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2007/10/faceofis.jpg" alt="Facebook merkez ofisinin duvarları..." title="Facebook merkez ofisinin duvarları..." border="0" /></a></p>
<p>Çünkü bizim zaten bir ortak platformumuz var, o da İnternet&#8217;in kendisi. Herkese açık araçlar, protokol ve arabirimlerle girişimciler istedikleri uygulamayı geliştirebiliyor. Facebook&#8217;un da agresif hedeflerini koruması durumunda çok fazla seçeneği yok gibi. Er geç sistemini açmak, iç dış ederek kıymetli veritabanındaki bilgilerin bir bölümünü erişilebilir kılmak istediği büyümeyi sağlayabilir. Hatta Facebook verileri ve uygulamalarından faydalanan yeni uygulamalar geliştirilmesine izin vermesi bile başarısını arttırabilir. Böylece insanlar yeni ve başka uygulamaların içinde Facebook&#8217;da tuttukları bilgilerinden faydalanabilir.</p>
<p>Ama sözkonusu olan insan ve davranışları olunca formüller, doğrusal tahminler geçersiz kalıyor. Belki de Facebook mevcut yapısıyla tüm dünyayı kendine &#8220;aşık&#8221; tutmayı becerir ve hedeflerine daha da yaklaşır. Yine de unutmamız gereken İnternet&#8217;ten bahsettiğimiz, burada hep ileriye adım attığımız. Ne var ki kapalı bir sistem ve içine uygulama geliştirmek ise adeta bir &#8220;geri adım&#8221;.</p>
<p>Facebook büyük bir karar aldığında belki yine burada değerlendiririz ama en azından geçen bir yıldaki başarıyı geleceğin teminatı olarak almadan önce üstteki gerçeklere de dikkat etmeliyiz. Sizlerin de yorumlarını bekliyorum.</p>
<p>Son olarak Zeldman&#8217;ın yazısından bir alıntı yapmadan edemeyeceğim: Bu tip web girişimlerinin başarısının arkasında yatan bir neden de işten sıkılınca oyalanmak; çoğu iş yerinde masanızda mastürbasyon yapamazsınız ama bunun yerine geçecek bir şey bulabilirsiniz&#8230;</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/facebook/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Davos&#8217;ta Web 2.0 etraflıca konuşuldu, ama asıl önemlisi günce yazarları gazetecilerden geri kalmadı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/davosta-web-20-etraflica-konusuldu-ama-asil-onemlisi-gunce-yazarlari-gazetecilerden-geri-kalmadi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/davosta-web-20-etraflica-konusuldu-ama-asil-onemlisi-gunce-yazarlari-gazetecilerden-geri-kalmadi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Feb 2007 19:54:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=11</guid>
		<description><![CDATA[Davos&#8217;taki Dünya Ekonomi Forumu 2007&#8242;de web günceleri (blog), Web 2.0 ve topluluk sitelerinin yükselişi de etraflıca tartışıldı. Time&#8217;ın 2006&#8242;de yılın insanı olarak &#8220;Siz&#8221;i, yani her birimizi seçmesinin üzerinden bir hayli zaman geçti, pek çok Türkçe güncede bu konu işlendi, ama ben askerde olduğum için bu konuda yazamadım. Time&#8217;ın bu seçimi ve medyada bu konudaki tartışmaların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Davos&#8217;taki <a target="_blank" href="http://www.weforum.org/" class="dis"><font color="#bb4411">Dünya Ekonomi Forumu</font></a> 2007&#8242;de web günceleri (blog), Web 2.0 ve topluluk sitelerinin yükselişi de etraflıca tartışıldı. Time&#8217;ın 2006&#8242;de yılın insanı olarak &#8220;Siz&#8221;i, yani her birimizi seçmesinin üzerinden bir hayli zaman geçti, pek çok Türkçe güncede bu konu işlendi, ama ben askerde olduğum için bu konuda yazamadım. Time&#8217;ın bu seçimi ve medyada bu konudaki tartışmaların artması da Davos&#8217;ta konunun öne çıkmasının bence temel nedeniydi.</p>
<p><img align="right" width="200" src="http://www.weforum.org/fweblive/groups/public/documents/wef_webpage/webimageam.jpg" alt="Davos'ta Web 2.0 oturumları" height="136" style="width: 200px; height: 136px" title="Davos'ta Web 2.0 oturumları" />Bu arada bazılarınızın okumuş olacağı üzere, dergi yılın adamını seçerken geleneksel anketlerin sonucuna değer verirdi, ama bu yıl Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez ankette birinci çıktı. Bu durumda, yılın adamının Web&#8217;de içerik üreten, paylaşan kişiler olmasının aslında bir kaçış stratejisi olduğunu da söyleyebiliriz.</p>
<p><center><!--adsense--></center></p>
<p>Dönelim Davos&#8217;a, zirvede insanların eğilimleri tartışıldı ve gerek <a target="_blank" href="http://www.weforum.org/en/events/AnnualMeeting2007/index.htm#web" title="Davos 07'de Web 2.0 paneli">İnternet&#8217;ten takip ettiğim bir panelde</a>, gerekse CNN International&#8217;ın bir oturumunda size aktarabileceğim kalitede yeni sözler söylenmedi. Aslında pek çok kişiye göre yeni şeyler söylendi, ama bu sitenin takipçilerini zaten bunları biliyordu. Evet, medyada ama daha önemlisi medya tüketiminde değişim başladı, insanlar geleneksel kanallara ayırdıkları zamanı azaltıp yeni kaynaklara da göz atmaya başladılar. Aslında bu günümüzde yaşam tarzımızdaki değişimin sonucu, bilgisayar başına yerleşen toplum ekran başında yakınlık kurabileceği yeni ve çeşitli hedefler arıyor. Geleneksel bazı yayınlar bazılarımıza nispeten &#8220;resmi&#8221; gelmeye başlıyor.</p>
<p>Evet, ne zamandır yazmamanın sonucu konuyu hemen Davos&#8217;un ötesine taşıyorum. Peki niye Davos dedim o zaman? Çünkü bu sene Davos&#8217;ta günce yazarlarına dikkat çeken şekilde değer verildi, zirveyi düzenleyenlerden bazıları günce yazarlarıyla bizzat tanıştı, onların zirveyi okurlarına aktarmaları için kolaylıklar sağladılar. Yani gazete, dergi, TV, radyo temsilcilerine sunulan olanaklara yakın olanaklar sunuldu. İşte bu önemli bir işaret, ülkemizde de benzer yaklaşımların sergilenmesinin zamanı geldi. Zira bazı günce yazarları çoğu köşe yazarından fazla okunuyor, sadık bir okuyucu kitlesine, ciddi bir güce ve tercihini bu yönde kullananlar küçük görülmeyecek bir gelire sahip oluyor.</p>
<p>Davos&#8217;ta konuya verilen önem Forum&#8217;un güncesine de yansımıştı, adresi <a href="http://wef.typepad.com/blog">http://wef.typepad.com/blog</a></p>
<p>alakalı: &#8220;<a rel="bookmark" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/her-seye-yukardan-bakmaya-devam-2007-davosunda-turkiye-kayipti/">Her Şeye Yukardan Bakmaya Devam, 2007 Davos’unda Türkiye Kayıptı</a>&#8220;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/davosta-web-20-etraflica-konusuldu-ama-asil-onemlisi-gunce-yazarlari-gazetecilerden-geri-kalmadi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her Şeye Yukardan Bakmaya Devam, Davos 2007&#8242;de Türkiye Kayıptı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/her-seye-yukardan-bakmaya-devam-davos-2007de-turkiye-kayipti/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/her-seye-yukardan-bakmaya-devam-davos-2007de-turkiye-kayipti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Feb 2007 14:02:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=6</guid>
		<description><![CDATA[Her yıl İsviçre&#8217;nin Davos kentinde devlet liderleri, akademisyenler ve tabii iş insanları Dünya Ekonomi Forumu için bir araya geliyor. Küreselleşme, kapitalizm, dünyanın gidişatı konuları bir yana bugünlük Davos&#8217;a katılıyorsak nasıl katılmamız gerektiğini düşünelim. Eğer &#8220;serbest pazar&#8221; ekonomisi uyguluyor, yabancı sermaye gelsin de döviz açığımız daralsın diye kıvranıyorsak, Türkiye&#8217;yi gerek siyasi gerek iktisadi açıdan daha etkili [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl İsviçre&#8217;nin Davos kentinde devlet liderleri, akademisyenler ve tabii iş insanları <a target="_blank" href="http://www.weforum.org" class="dis">Dünya Ekonomi Forumu</a> için bir araya geliyor. Küreselleşme, kapitalizm, dünyanın gidişatı konuları bir yana bugünlük Davos&#8217;a katılıyorsak nasıl katılmamız gerektiğini düşünelim. Eğer &#8220;serbest pazar&#8221; ekonomisi uyguluyor, yabancı sermaye gelsin de döviz açığımız daralsın diye kıvranıyorsak, Türkiye&#8217;yi gerek siyasi gerek iktisadi açıdan daha etkili anlatmak için Davos Zirvesi&#8217;ni de kullanmak zorundayız. İçeriği, elde edilen çıktı tartışılır olsa da &#8220;önemli&#8221; görevlerde bulunan bu kadar fazla insanı bir arada bulmak pek kolay olmuyor.<br />
<center><!--adsense--></center><br />
Türkiye bu yıl takip edebildiğim kadarıyla Davos&#8217;ta pek konuşulmadı, ama &#8220;Değişen Güç Dengesi&#8221; ana temalı zirvede gelişmekte olan ülkeler, özellikle Çin ve Hindistan&#8217;ın ayak sesleri ayrıca İnternet&#8217;in güç dengelerini değiştirmesi ele alındı, ki bu konuya da bir başka gün gireceğim. Gelişmekte olan ülkeler konuşulurken Türkiye 2007&#8242;de riskli bir ülke olarak tartışıldı, cılız sayıda katılımcılarımıza bu soruldu. Gerek uluslararası medya kanalları gerekse İnternet&#8217;te Türkiye&#8217;nin adı geçmedi.</p>
<p>Açıkçası ülke olarak, gerek ortalama vatandaşta, gerekse yöneticilerimizde bazı şeyleri umursamama, beğenmeme, yukardan bakma alışkanlığı düşündürücü. &#8220;Davos kimler içindir, bir şey çıkar mı&#8221; diye düşünmektense artık orada Dünya&#8217;nın her bölgesinden gelen insanların bulunduğunu, bir küresel diyalog kurma çabasının orada devam ettiğini görmek gerekiyor. Bazılarımız Davos&#8217;un ortaya çıkışını, bazılarımız orada konuşulanları beğenmeyebilir, ama biz beğenmeyip orada olanları takip bile etmezken hiç beklenmedik bölgelerden gelenler Davos&#8217;ta girişimlerde bulunuyor, ticari ve siyasi olmadığında en azından kültürel alışverişe giriyorlar. Aslında Cuma günü televizyonda Ertuğrul Özkök&#8217;ün dediği gibi, orası bir nevi modern Babil Kulesi gibi, belli bir tabaka orada bir araya geliyor ve belki de geleceğin dünyasını tartışıyor. Belki siyasiler savaş kararı almaya kalksa bile bu kulede ticari ve kültürel bağlar kuranlar siyasilerin bu girişimini etkileyecek bir güç grubu kuruyorlar.</p>
<p>Ertuğrul Özkök demişken, kendisini Doğuş Grubu&#8217;nun Davos&#8217;taki holding davetinde gördüm, Ferit F. Şahenk ve Abdullah Gül ile. Ertuğrul Özkök ile Hürriyet binasında çalışırken &#8220;merhaba&#8221;m vardı, tanıyan herkesin saygısını kazanan Ferit Bey&#8217;le ise yüksek lisans programımda bir hayli sohbet etmiştim, asker dönüşü ben de hemen geride bıraktığım son işim ve eğitim programıma nostaljik özlemimi giderircesine Davos&#8217;ta olup iş dünyasını takip etme isteği hissettim. Ama maalesef benim gibi düşünen iş adamları ve belki daha önemlisi ekonomistlerimiz, akademisyenlerimiz pek fazla değildi ki Doğuş tek örnek olarak kendini gösterdi. Aslında bu vesile ile Türkiye&#8217;de en iyi halkla ilişkiler ve iletişim çalışmalarını yaptığını düşündüğüm holding olan <a target="_blank" href="http://www.dogusholding.com.tr" class="dis">Doğuş Grubu</a>&#8216;nun hakkını teslim edebilirim. Günceye kişisel muhabbetler eklemeden de olmuyorsa, bunları düşündüğüm ve izlediğim günün sabahı gittiğim iş görüşmesinde spor giyinmekle itham edilmeme neden olan kahverengi ceket ve yeşil gömleği tam da dolaba kaldırmışken Davos&#8217;ta Özkök&#8217;ü aynı kombinasyonla görünce tercihimden memnun kaldım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/her-seye-yukardan-bakmaya-devam-davos-2007de-turkiye-kayipti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
