<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>H. Cihan Salim - Günce... Blog... &#187; ben&#8230;</title>
	<atom:link href="http://www.cihansalim.net/blog/category/ben/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cihansalim.net/blog</link>
	<description>www.cihansalim.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 09 Mar 2010 22:00:15 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Hayır diyemediğin her sefer bir dahaki &#8220;hayır&#8221;ın şiddeti artar, hem sen hem karşındaki için</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2010/hayir-diyemedigin-her-sefer-bir-dahaki-hayirin-siddeti-artar-hem-sen-hem-karsindaki-icin/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2010/hayir-diyemedigin-her-sefer-bir-dahaki-hayirin-siddeti-artar-hem-sen-hem-karsindaki-icin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 18:22:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=919</guid>
		<description><![CDATA[Bizimkisi gibi toplumlarda çevresinin bin bir fedakarlığıyla büyüyen, bunu içselleştiren bireyler kendine yetmenin zorluğunu geç öğreniyor. Aynı fedakarlığı devam ettirme görevi veya mahcubiyet gibi hislerle başkasını eli boş göndermekten çekinirken aslında kendi ruh sağlıkları ve ilişkilerinin fay hattına stres yüklediklerinin farkına varmayabiliyorlar!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tecrübelerim, yaşananlar ve yaşantılar üzerine pek yazmam güncemde, yakın takipçilerim bilir. Ama belki de arada bir yazmalı, yazıp öğrenmeli, ne de olsa öğrenmenin yaşı yok.</p>
<p>Toplumların &#8220;bireyselleşme&#8221; söz konusu olduğunda farklı gelişmişlik düzeyleri vardır. Bu aralar çok uzaklardan yazıştığım bir arkadaşımla iki toplumu karşılaştırırken bunu sık sık fark ediyorum. Bizimkisi gibi toplumlarda çocuklarımız için her şeyi o daha istemeden yaparken sadece onun sorun çözme yeteneğini değil, eksiklikler ve kısıtlar içinde kendine yetme becerisini geliştirmesini de geciktiririz.</p>
<p>Kendine yetmenin zorluğunu gören birey bazı şeyleri yapamayacağını öğrendiğinde kendisinden her isteneni de yapamayacağını fark eder. Ama içinde büyüdüğü ortam gerçekten kahraman anne veya babaların sonsuz fedakarlıklarıyla inşa edilmiş ise veya sosyal çevresinde mahcubiyet, &#8220;başkası ne der&#8221;, &#8220;başkası da ister&#8221; algıları kuvvetli ise fedakarlık yapamayacağını dile getirmek nasıl da zorlaşır, imkansızlaşır.</p>
<p>Mesela ne mi olur? İyi bir arkadaşıyla ne zamandır ilk defa buluşmaya, bir şeyler yemeye gittiğinde onu kırmamak için tercihlerine uyum sağlar. Hatta 2 saat bir şey yememesi gerekir, çünkü dişçiye gitmiş, dolgu yaptırmıştır. Ama sevgili arkadaşının baskısıyla bir şey içmese bile ağzının diğer tarafından 3-5 lokma bir şey atıştırır. 1-2 gün sonra dolgunun çok da sert olmadığını fark eder, üstünde meteor delikleri gibi yuvacıklar oluşmuştur! Başka bir dişçiye daha gider, &#8220;malzeme iyi değil, veya iyi hazırlanmamış&#8221; cevabını alır ama sorun olmadığını öğrenir. Fakat yine de malzemeden mi yoksa hayır diyemediğinden mi dolgunun vaktinde sertleşmediğinden emin olamaz!</p>
<p>Üstünden birkaç ay daha geçer, bu arkadaş çok önemli bir ricada bulunur. Ricayı yerine getirmek ise zordur, çünkü bazı başka arkadaşları veya dostları ile değer verdiği ilişkilerin zarar görmesinden korkar. Ama arkadaşına bugüne kadar pek de &#8220;hayır&#8221; diyemediği için bu sefer ilk &#8216;hayır&#8217;ını, hele böylesi önemli bir konuda söylemek zor gelir. Sonunda mecburen arkadaşına olumsuz cevap verir, ama onunla ilişkisi eskisi gibi midir merak eder.</p>
<div align="center">
<div style="width:470px; text-align:center" class="captionfull"><img width="470" height="175" title="Küçükken hayır demek ne kadar kolaydı, değil mi!" src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/themes/tma13/images/latest/hayirci-bebek-l.jpg"/>
<p>Küçükken hayır demek ne kadar kolaydı, değil mi!</p>
</div>
</div>
<p>İşte bu hikayeye benzer hikayeler yaşamamak, hatta daha sıkıntılı olanlarını tecrübe etmemek için hayır demeyi öğrenmeli! Ülkemizde hayır diyebilenler çok az, hatta bırakın &#8220;hayır&#8221;ı, hakim olduğu bir konuda bir büyüğüne, yöneticisine bilgilendirici bir yorum yapmaktan çekinenler bile çok fazla, bakınız <a title="Eski yazımı okumak için tıklayınız" href="http://www.cihansalim.net/blog/2009/ucak-kazalari-kokpit-icindeki-%e2%80%9cguc-mesafesi%e2%80%9d-havaalanina-kalan-mesafeden-fazla-olur-mu-ya-toplum-icindeki/">&#8220;Uçak Kazaları: Kokpit İçindeki “Güç Mesafesi” Havaalanına Kalan Mesafeden Fazla Olur mu? Ya Toplum İçindeki?&#8221; adlı yazım</a>a.</p>
<p>Hayır diyemediğin insana hayır dediğinde onun ne hissettiğini düşünmek, &#8220;acaba hep benden istediklerini almaya alıştı mı&#8221; gibisinden onlarca düşünceye kapılmak mümkün. Ama geciken her hayır bir sonraki depremin şiddetini arttırabilir. Denk ve insan olarak kıymetinizi, değerinizi koruyan ilişkiler için neyi ne kadar verebileceğinizi öğrenmeye çalışmaya başlamanın zamanı geldi de geçiyor!</p>
<p>Bu arada bu demek değil ki &#8220;işinize gelmiyorsa reddedin, geri çevirin&#8221;. Tam da sevgili Tunç Kılınç, Fikir Atölyesi&#8217;nde <a title="Tunç'un yazısını okumak için tıklayın" href="http://www.fikiratolyesi.com/2010/02/19/beni-reddettin/" target="_blank">&#8220;Beni REDDettin&#8221; yazısı</a>nı yazmışken benim bu yazımın ona zıt kutup olmadığını, tamamlayıcı olduğunu düşünüyor, böyle değerlendirmenizi diliyorum. Her şey dengeli ve eşit olmalı!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2010/hayir-diyemedigin-her-sefer-bir-dahaki-hayirin-siddeti-artar-hem-sen-hem-karsindaki-icin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyal Medya Odaklı Kampanyalar Gittikçe Büyüyor! Renault Bursa’da Fabrika Gezdiriyor, Gerisi de Geliyor…</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/sosyal-medyayi-odakli-kampanyalar-gittikce-buyuyor-renault-bursa%e2%80%99da-fabrika-gezdiriyor-gerisi-de-geliyor%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/sosyal-medyayi-odakli-kampanyalar-gittikce-buyuyor-renault-bursa%e2%80%99da-fabrika-gezdiriyor-gerisi-de-geliyor%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 19:26:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=781</guid>
		<description><![CDATA[Medya tüketiminde İnternet'in artan payı sosyal platformlara ve bu platformların aktif üreticileri blogculara olan ilgiyi de gün geçtikçe arttırıyor. Bugüne kadar hızlı tüketim ürünleri tarafında görülen kampanyalara bir yenisinin Türkiye'nin sanayi devlerinden Oyak Renault tarafından eklenmesi ise gelecek için önemli sinyaller veriyor]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnternet kullanımı arttıkça medya tüketiminin daha büyük bir bölümü de web yayınlarına kayıyor. Nitekim reklam verenler de bu eğilimin gücünü özellikle 2009’da daha yakından izleyip test etmeye başladı. Nitekim 2009’un ilk ayında İnternet reklamlarına TV reklamlarından daha fazla bütçe ayrılan ilk büyük ekonomi Birleşik Krallık oldu. Daha önce de Danimarka’da İnternet reklam hacmi televizyon reklamlarını aşmıştı. 1998’de 19 milyon sterlin büyüklüğünde olan <a href="http://www.guardian.co.uk/media/2009/sep/30/internet-biggest-uk-advertising-sector" target="blank">İngiltere İnternet reklam pastası 2009’un sadece ilk altı ayında 1.750 milyon sterlin değere ulaştı</a>. 2008’e göre %17 daralan TV reklam harcamaları ise 1,6 milyar sterlin seviyesinde kaldı.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>İnternet’te geçirilen zamanın ise gittikçe daha geniş bir kısmı sosyal web olarak adlandırılan bireylerin kendilerini ifade ettiği, arkadaşlarını takip ettikleri sosyalleşme platformlarına kayıyor. Fakat bu platformların bir reklam mecrası olgunluğuna ulaştığını söylemek mümkün değil. Nitekim İnternet reklamlarında en büyük dilimi, örneğin İngiltere’de yaklaşık %60 seviyelerinde payı olan arama motoru reklamları oluşturuyor.</p>
<p>Sosyal medyada ise kulaktan kulağa, dost tavsiyesi, arkadaş tecrübesinin önemi bir hayli fazla. Bu nedenle markalar da potansiyel tüketicilerin aklında olmak ve bahsedilebilmek için çaba harcamaya yöneliyor. Fakat bu yolda de pek çok kritik faktör devreye giriyor. Örneğin kulaktan kulağa yayılan mesajı kontrol etmenin zorluğu, bazı halkla ilişkiler aktivitelerinin sosyal medyanın ruhuna zıt bayağılık ve sıradanlıkta reklamlar olarak algılanması ve gerek bu iletişime doğrudan maruz kalan bireylerin, gerek takipçilerinin buna olası tepkileri, doğru hedef kitleyi bulabilmek diye uzayıp giden bir liste oluşturabiliriz. Fakat daha fazla marka bu yolları aşındırdıkça belli yöntemler kabul görmeye başlıyor, doğru ya da yanlış…</p>
<div align="center">
<div style="width:564px; text-align:center" class="captionfull"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/resim/fluence-blogcular-toplu-resim.jpg"><img title="Oyak Renault Bursa fabrikasında blogcular ve Fluence için tasarladıkları alternatif blog tasarımları bir arada" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/fluence-blogcular-toplu-resim-m.jpg" alt="Oyak Renault Bursa fabrikasında blogcular ve Fluence için tasarladıkları alternatif blog tasarımları bir arada" width="564" height="389" /></a>
<p>Oyak Renault Bursa fabrikasında davetli blogcular ve Fluence için tasarladıkları alternatif blog tasarımları</p>
</p>
</div>
</div>
<p>Türkiye’de de geçtiğimiz yıl özellikle Gillette’in blog yazarlarına yönelik kampanyasıyla belki de ilk geniş çaplı blog iletişimi yapılmış oldu diyebiliriz. Öncesinde ve sonrasında çeşitli etkinlikler düzenlendi, deneme ürünleri gönderildi ama benim takip edebildiğim kadarıyla kayda değer etki yaratanlar bir elin parmaklarını geçmediği gibi kampanyalar da daha çok hızlı tüketim ürünleri ve bilişim hizmetleri çevresinde gerçekleştirildi.</p>
<p>Bu nedenle 3,9 milyar TL cirosu ve 3,2 milyar TL ihracatıyla Türk otomotiv sektörünün en büyüklerinden, aynı zamanda Fransız Renault’un Batı Avrupa dışındaki en büyük iştiraki olan Oyak-Renault’un yeni modeli Fluence’nin blogculara Bursa’da lanse edilmesi bence oldukça kayda değer bir aktivite oldu. Otomotiv gibi farklı dinamikleri olan bir sektörün en büyük oyuncularından birinin ve bu konuda beraber çalıştığı ajansın yaklaşımı, İnternet’e ve bu örnek özelinde sosyal medyaya atfedilen önemin arttığının çok önemli bir göstergesi.</p>
<div align="center">
<div style="width:500px; text-align:center" class="captionfull"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/resim/fluence-blogcular-toplu-beyaz.jpg"><img title="Oyak Renault Bursa fabrikasında blogcular üretimin farklı aşamalarını da yakından izlediler, tabii önce güvenlik kurallarına uyarak" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/fluence-blogcular-toplu-beyaz-m.jpg" alt="Oyak Renault Bursa fabrikasında blogcular üretimin farklı aşamalarını da yakından izlediler, tabii önce güvenlik kurallarına uyarak" width="500" height="259" /></a>
<p>Oyak Renault Bursa fabrikasında blogcular üretimin farklı aşamalarını da yakından izlediler, tabii önce güvenlik kurallarına uyarak!</p>
</p>
</div>
</div>
<p>Megane’nin yerini alacak olan Fluence sadece Türkiye’de üretilecek ve Romanya ile Rusya pazarlarından büyük pay almaya çalışacak. Geçen ayki Frankfurt otomotiv fuarına davet ettiği gazetecilerle bu haberi duyuran Renault, takip edebildiğim kadarıyla, daha sonrasında geleneksel medya kanallarına yönelik ikinci bir çalışma yapmadı. Bu nedenle 3 Ekim’de karikatüristler Selçuk Erdem, <a target="_blank" href="http://www.erdilyasaroglu.com">Erdil Yaşaroğlu</a> ve Radikal Gazetesi yazarı <a target="_blank" href="http://www.sezyum.com">Kaan Sezyum</a> ile yirmiyi aşkın blog yazarının Bursa fabrikasına davet edilmesi ayrıca dikkat çekici idi.</p>
<p>Tabii böyle düşünmemin bir nedeni de hala Türk medyasında İnternet hakkında atılıp tutulması ve blog yazarlarının da buna fazlasıyla tepki duyması sonucu oluşan ayrışmanın hissedilir boyutlara ulaşması. Hala bazı şirketler ve halkla ilişkiler ajansları aynı aktiviteye blogcu da davet edersek gazeteciler bozulur mu diye çekinebiliyor! Hâlbuki örneğin <a target="_blank" href="http://www.rpmgo.com/renault-fluence-officially-launched-in-romania-hitting-the-rest-of-europe-in-2010">Renault’un Romanya’nın başkentinde yaptığı Fluence lansmanı</a>na hem gazeteci hem dergici hem de blog yazarları aynı anda davet ediliyor.</p>
<div align="center">
<div style="width:469px; text-align:center" class="captionfull"><img title="Gezide blogculara eşlik eden Selçuk Erdem, Erdil Yaşaroğlu ve Kaan Sezyum bir arada" src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/fluence3lusu.jpg" alt="Gezide blogculara eşlik eden Selçuk Erdem, Erdil Yaşaroğlu ve Kaan Sezyum bir arada" width="469" height="550" />
<p>Gezide blogculara eşlik eden meşhur simalar Selçuk Erdem, Erdil Yaşaroğlu ve Kaan Sezyum bir arada &#8211; Erdil Yaşaroğlu&#8217;nun iPhone&#8217;undan benim çekimim olduğu için izinsiz kullanıyorum!</p>
</div>
</div>
<p>“Renault Fluence bir blog olsa” etkinliğine dönecek olursak Kasım ayında lansmanı yapılacak model için farklı bir online pazarlama yöntemi düşünülmüş. Detaylarını bilmesem de biz davetli blog yazarlarının üretim aşamasını da gördükten sonra 3 dev tuvale hazırladığımız Fluence blog veya web sitesi taslaklarının Fluence satışları başlamadan bir süre önce halk oylamasına sunulacağını, verilen oylarla Fluence web sitesinin netleşeceğini söyleyebilirim. Bursa gezisi ile hedef hemen bir “kulaktan kulağa” etkisi yaratmak değil idi, ama bakalım oylama başlayınca davetliler kendi gruplarının tasarımı kazansın diye web siteleri, bloglarında bir aktivite gösterecek mi? O zaman bir taşla iki kuş vurulmuş olur! (<a target="_blank" href="http://www.fluencebirblogolsa.com/">Fluence Bir Blog Olsa web sitesi açıldı, buraya tıklayarak</a> ziyaret edebilirsiniz)</p>
<p>Pazarlama ve sosyal medyacı gözlüklerimizi kenara bırakıp etkinlikten aldığımız lezzete dönecek olursak öncelikle gezi öncesi vakti olanlara spor ve 4&#215;4 Renault modellerinin test sürüş için gönderildiğini söylemeliyim. Etkinliğe ilk daveti aldığım gün Türk bloglarında bir arama yaptığımda Renault’un sosyal medyada pek yer alamadığını gözlemlemiş, bu nedenle aktiviteyi daha da mantıklı bulmuştum. Aynı şekilde bir algı eksikliğini de spor ve 4&#215;4 araçlarda Renault logosu görmekte yaşadığımı hissettiğimi itiraf etmeliyim. Coupé modelleri test etmek bu önyargıları biraz kırmış olsa gerek.<br />
Megane modelinin yerini alan Fluence’nin detaylı bir incelemesini etkinliğe davetli blogculardan <a target="_blank" href="http://onurkoray.blogspot.com/2009/10/renault-fluence-tantm.html">Onur Koray’ın kaleminden okuyabilirsiniz</a>. Benim ilgimi çeken, küresel resesyon nedeniyle daralan büyük, geniş araç pazarında Renault’un cesaretle, belki risk alarak sınıfının en uzun aracını, en geniş bagaj hacmi ile pazara sunması oldu diyebilirim.</p>
<p>Biraz da blogcu dedikodusu yapacak olursak etkinlikte sadece erkeklerin ya da sadece otomobiller üzerine yazanların olmadığını söylemeliyim. Üretim gezisi esnasında el becerileri geliştirme atölyesinde <a href="http://www.ugurozmen.com/" target="_blank">Uğur Özmen</a>’in çocukken elinin alıştığını söylediği aletleri tekrar eline alıp tornavida sıkmasınu, dönüş yolunda İskender ziyafetimiz esnasında <a href="http://www.sunipeyk.com/" target="_blank">Sunipeyk</a>’in ilk tek porsiyon siparişime “Aa, oldu mu” şeklinde “gaz vermesi” üzerine 2. porsiyondan sonra o bahçedeyken tatlısını bir suç ortağı ile mideye indirmemi ve de Selçuk Erdem’in oyuncak robotunun üretime dahil oluşunu bir süre daha unutmayacağım kesin!</p>
<p>Blog yazarlarına yönelik çalışma ve lansmanlar devam edecek, en az iki aktivite daha önümüzdeki bir ay içinde geliyor! Bence bu aktivitelere katılan ve katılmayan blogcuların fikirlerini de geniş kapsamlı olarak duymanın zamanı geldi, çünkü tek başıma cevap veremeyeceğim kadar çok soru birikti. Yorumlarınızı bekliyorum. </p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
<p>İlgili Yazılar:</p>
<ul>
<li><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/musteri-sadakati-erirken-pazarlamacilarin-guncel-acilimlari-ne-asamada-internet-konsept-magazalar-deneysel-pazarlama/">Müşteri Sadakati Erirken Pazarlamacıların Güncel Açılımları Ne Aşamada? İnternet, Konsept Mağazalar, Deneysel Pazarlama…</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/sosyal-medyayi-odakli-kampanyalar-gittikce-buyuyor-renault-bursa%e2%80%99da-fabrika-gezdiriyor-gerisi-de-geliyor%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişisel haberler: Artık Best Buy Ekibindeyim! Ayrıca Dergilere Dönüyorum: Digital Age</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2009/kisisel-haberler-artik-best-buy-ekibindeyim-ayrica-dergilere-donuyorum-digital-age/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2009/kisisel-haberler-artik-best-buy-ekibindeyim-ayrica-dergilere-donuyorum-digital-age/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2009 16:36:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Esintiler]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=663</guid>
		<description><![CDATA[Ekim&#8217;den beri bizzat kendimle ilgili bir yazı yazmamışım, bu sayfaların &#8220;blog&#8221; kimliği biraz zedelendi mi bilmiyorum ama önümüzdeki birkaç yazıda biraz da aynayı kendime çevirmeyi düşünüyorum. Bu arada iş hayatımda sizlerle paylaşmak isteyeceğim önemli değişiklikler oldu:
10 Ağustos itibarıyla Best Buy Türkiye&#8217;de müşteri tecrübesi departmanında, yani pazarlama alanında çalışmaya başladım. Best Buy dünyanın en büyük teknoloji [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ekim&#8217;den beri bizzat kendimle ilgili bir yazı yazmamışım, bu sayfaların &#8220;blog&#8221; kimliği biraz zedelendi mi bilmiyorum ama önümüzdeki birkaç yazıda biraz da aynayı kendime çevirmeyi düşünüyorum. Bu arada iş hayatımda sizlerle paylaşmak isteyeceğim önemli değişiklikler oldu:</p>
<p>10 Ağustos itibarıyla Best Buy Türkiye&#8217;de müşteri tecrübesi departmanında, yani pazarlama alanında çalışmaya başladım. Best Buy dünyanın en büyük teknoloji perakendecisi, ilk mağazamız İzmir&#8217;de olacak, İzmir mağazasındaki iş olanaklarıyla ilgili güzel de bir web sitemiz var: <a href="http://www.buistebiisvar.com/" target="_blank">Bu İş&#8217;te Bi&#8217; İş Var</a>. İş olanaklarıyla ilgilenmiyorsanız bile eğlenceli gelecektir!</p>
<p>Ayrıca uzun süredir ara verdiğim basılı yayınlara da geri dönüyorum. Önümüzdeki Eylül sayısından itibaren dijital iş ve kültür dergisi <a href="http://www.digitalage.com.tr" target="_blank">Digital Age</a>&#8216;de yazıyor olacağım. Öneri, yorum ve yönlendirmelerinizi beklerim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2009/kisisel-haberler-artik-best-buy-ekibindeyim-ayrica-dergilere-donuyorum-digital-age/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkeğin Tıraş Macerası&#8230; İstiridye Kabuğundan 6 Bıçaklı Jilete</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/erkegin-tiras-macerasi-istiridye-kabugundan-6-bicakli-jilete/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/erkegin-tiras-macerasi-istiridye-kabugundan-6-bicakli-jilete/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Oct 2008 21:03:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=356</guid>
		<description><![CDATA[Erkeğin sakalla mücadelesi çok gerilere uzanıyor. Hayvan kabuklarından taşlara, bakıra derken teknolojik gelişim durmuyor, üç, dört, beşli bıçaklar karşımıza çıkıyor. Barbar kelimesinin "berbere gitmemiş" sıfatından türediği düşünüldüğünde üstümüzde ciddi bir tıraş baskısı var!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erkeğin yüzündeki tüylerle mücadelesi çok gerilere uzanıyor, kabuklu hayvanların kabuklarıyla başlayıp İ. Ö. 3000&#8242;li yıllarda bakırla devam ediyor, yontulmuş taşlardan çelik kullanımına kadar pek çok alternatif deneniyor. Büyük İskender&#8217;in tıraşlı olmayı özendiren ilk lider olduğu iddia ediliyor, ama daha önemli bir açıklama barbarlık konusunda! Uygar bir topluluk oluşturmayıp kaba bir yaşam sürenler için kullanılan barbar (barbarian) kelimesinin İngilizce &#8220;unbarbered&#8221; yani &#8220;tıraş olmamış&#8221; sıfatından türediği düşünülüyor.</p>
<div align=center><!--adsense--></div>
<p>Bunları ben de sakallarla uğraşım can sıkmaya başladığında okumuştum. Benim sorunum sert, ters, zor tüyler değil fazlasıyla hassas bir cilde sahip olmaktı. Öğrencilik yaşlarında mümkünse biraz sakal bırakırdık, ama sakalı uzadıkça ilk tıraşı ızdırap olma ihtimali artan en yakın arkadaşım kafama sakal işinde radikal bir çözüm soktu: Lazer epilasyon! Ne gerek vardı kanatıp durmaya!</p>
<div style="width:200px; text-align:center" class="captionright"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/sakal-sorunsali.jpg" alt="Erkeğin sakalıyla uğraşı sanıldığından daha derin bir ilişkinin parçasıdır..." />
<p>Erkeğin sakalıyla uğraşı sanıldığından daha derin bir ilişkinin parçasıdır&#8230;</p>
</div>
<p>Düşündük, taşındık, araştırmayı erteledik&#8230; Öğrencilik yaşlarında tatil aylarında rahat ederken profesyonel yaşam her iş gününde tıraşı hayatımıza sokunca hesap kitaba başladım. Bazı hesaplar 15-75 arasında yaklaşık 20 bin kez tıraş olduğumuzu, bunun da hayatımızın 5 ayını aldığını gösteriyor. Her gün, özellikle gelişmiş ülkelerde yüz milyonlarca insanın su, tıraş köpüğü, jeli, vb., tıraş ekipmanı kullandığını düşündüğümde de, <a title="Doğal Kaynaklarımızı Tüketiyoruz, İlk Tehlike Suda, Lütfen Tasarruf Edin başlıklı eski yazım" href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/dogal-kaynaklarimizi-tuketiyoruz-ilk-tehlike-suda-lutfen-tasarruf-edin/">kıtlaşan su</a> nedeniyle gelecekte tıraş, yüz tüyleri konusundaki değişiklikleri tahmin etmeye çalışırım ama bu yazıya fütürist yanımı karıştırmayayım!</p>
<p>Neyse, ben tıraş olma yeteneklerimi geliştirdim, zaman da akıp geçti. Sonra, o aralar henüz beraber çalışmadığım ama bir bilişim sektörü yazarı ve girişimcisi olarak takip etmemeyi göze alamayacağım Yurtsan Atakan&#8217;ın tıraş jiletleri ve tıraşla ilgili <a title="Atakan'ın tıraşla ilgili bir yazısı" href="http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2004/10/10/534724.asp">bir</a> <a title="Atakan'ın tıraşla ilgili daha yeni bir yazısı" href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/3903054.asp?yazarid=52&amp;gid=61" target="_blank">iki</a> yazısını da okudum ama o zaman Türkiye&#8217;de bulduğum iki bıçaklı jiletler de benim işimi hiç de kolaylaştırmıyorlardı&#8230;. Neyse, 3, sonra 4 bıçaklılar gelir gelmez hizmetim altına girdiler, bir yandan da özel bir yöntem, ve artık tıraş olurken aklım tıraşta değil günün planlanmasında oluyor.</p>
<p>Peki bunlar durup dururken nereden çıktı? Birkaç hafta önce yazdığım &#8220;<a href="http://www.cihansalim.net/blog/2008/musteri-sadakati-erirken-pazarlamacilarin-guncel-acilimlari-ne-asamada-internet-konsept-magazalar-deneysel-pazarlama/" target="_self">Müşteri Sadakati Erirken Pazarlamacıların Güncel Açılımları Ne Aşamada? İnternet, Konsept Mağazalar, Deneysel Pazarlama…</a>&#8221; yazımda bahsettiğim gibi, Gillette&#8217;in <a href="http://fenomenblogger.blogspot.com/" target="_blank">Fenomen Blogger</a> projesi çerçevesinde Türkiye&#8217;de satışı yeni başlayan pilli 5+1 bıçaklı jiletinin bana yollanması belki de ne zamandır aklımda olan bu konuda yazmama vesile oldu! Gillette Fusion Phenom geçen hafta çok hareketli olmam nedeniyle elime geçmedi ama bu hafta geçmesini bekliyorum.</p>
<p>Daha önce bilişim medyasında görevlerimde yeni ürünler, Windows versiyonları gibi yazılımlar denemiş, kısa gazete tecrübem dolayısıyla yurtdışı davetlere katılmış biri olarak şirketlerin halkla ilişkiler çalışmalarında medya çalışanlarıyla dirsek temasında olmalarına alışık biri olarak Gillette&#8217;in günce (blog) yazarlarına yönelik kampanyası beni eski geleneksel medya çalışanı olarak her zamankindan daha fazla heyecanlandırmadı. Hatta &#8220;Türkiye&#8217;de İnternet&#8221; ve kapalı iki özel konferansa şirket ya da geleneksel medya temsilcisi olarak değil cihansalim.net temsilcisi(!) olarak davet edilmenin keyfini de yaşadım. Ama Gillette&#8217;in Fenomen Blogger projesini sıkı medya ve etik süzgecimden geçiriyorum çünkü on yıldır katkıda bulunmaya çalıştığım gibi, Türkiye&#8217;de de artık İnternet&#8217;in önemi anlaşılmalı, İnternet ve mobil tabanlı pazarlama aktiviteleri çok çok daha çeşitlenmeli. Unutulmaması gereken, bugün 10 film oynatan bir salonda film seçiminde milyon dolarlık bütçeler, gazete reklamlarının değil, bir arkadaşın önerisinin yani &#8216;kulaktan kulağa&#8217;nın başlıca etken olduğu!</p>
<p>Bana dönersek, Phenom elime geçmedi ama Türkiye&#8217;ye geldiğinden beri beş bıçaklı jilet kullanan, askere giden arkadaşlarına bunu hediye eden biri olarak azalan tıraş yüzeyimde fazlasıyla üstün performans elde ediyorum, çene ve bıyık gibi bölgelerde bile. Phenom geldiğinde en azından aynı harika kolaylığı sağlayacağına eminim, ama iki beş bıçaklısı olan birinin pilsize karşı rakip ikinci beşlisi olmaktansa, sanırım bir arkadaşıma ya da babama güzel bir hediye olmaktan daha mutlu olur.</p>
<div align=center><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/erkegin-tiras-macerasi-istiridye-kabugundan-6-bicakli-jilete/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kültür Sanat Yaşamı Zenginleşiyor ama Kültür Başkenti Olmak İçin İzleyiciye Saygı Duymalı, &#8220;Kültür&#8221; Sahibi Olmalı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kultur-sanat-yasami-zenginlesiyor-ama-kultur-baskenti-olmak-icin-izleyiciye-saygi-duymali-kultur-sahibi-olmali/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kultur-sanat-yasami-zenginlesiyor-ama-kultur-baskenti-olmak-icin-izleyiciye-saygi-duymali-kultur-sahibi-olmali/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 May 2008 18:28:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı ve mekanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=207</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul'da alternatif, "özel", bağımsız kültür sanat mekanlarının yeşermesi ümit verici. Büyük bir kazanç olan Pera Müzesi'ni ziyaretimden sonra Garaj İstanbul'da dinlediğim konserin gecikmesi ise "kültür" kavramını yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cumartesi günü ne zamandır ziyaret etmek istediğim Pera Müzesi&#8217;nde, ardından Beyoğlu&#8217;ndaki Garaj İstanbul&#8217;da vakit geçirdim. 2010 yılında Almanya&#8217;nın Essen ve Macaristan&#8217;ın Pécs şehirleri ile birlikte &#8220;Avrupa Kültür Başkenti&#8221; ünvanını taşıyacak olan İstanbul&#8217;da alternatif, &#8220;özel&#8221;, bağımsız kültür sanat mekanlarının yeşermesi ümit verici.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Tepebaşı&#8217;nda 1893 yılında inşa edilen, yakın zamanlara kadar da &#8220;Bristol Oteli&#8221; adıyla tanınan tarihi yapı Suna ve İnan Kıraç Vakfı&#8217;nın girişimi, çabası ile <a title="Pera Müzesi web sitesi" href="http://www.peramuzesi.org.tr" target="_blank">Pera Müzesi</a>&#8216;ne dönüşeli çok oluyor. Müzenin sürekli koleksiyonlarından şu anda sergilenen &#8220;İmparatorluktan Portreler&#8221; koleksiyonu kaçırılmamalı. &#8220;Kolaj Dekolaj&#8221; sergisinin yanında şu anda şehrin en dikkat çekici sergilerinden birini oluşturmakta olan Joan Miro&#8217;nun baskılar, heykeller ve tabii resimleri de Pera Müzesi&#8217;nde sergilenmeye devam ediyor.</p>
<p>Müzeler haftasında olduğumuzdan pek çok şehirde müzelerin bir ya da birkaç gün ücretsiz gezilebildiği bu dönemi değerlendirmenizi de öneririm. Örneğin 21 Mayıs günü <a title="abancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi web sitesi" href="http://muze.sabanciuniv.edu/main/default.php" target="_blank">Sakıp Sabancı Müzesi</a> yine görmeye değer sergilerini ücretsiz olarak ziyaretçilere açacak. <a title="İstanbul Modern web sitesi" href="http://www.istanbulmodern.org/" target="_blank">İstanbul Modern</a>, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi, Pera Müzesi İstanbul&#8217;a yeni bir heyecan kattılar, her ne kadar İstanbul&#8217;a çok daha fazla müze gerekse de&#8230; Ama bu özel girişimler diğer müzeleri unutturmasın, örneğin Sultanahmet&#8217;teki Türk ve İslam Eserleri Müzesi şu anda pek çok şehirdeki müzelerden parçaları barındıran harika bir sergiye ev sahipliği yapıyor.</p>
<p>Cumartesi günkü ikinci durağım olan <a title="Garaj İstanbul'un web sitesi" href="http://www.garajistanbul.com" target="_blank">Garaj İstanbul</a> kendine has öyküsü ile aynı Pera Müzesi gibi 2005&#8242;den beri Beyoğlu, Galatasaray bölgesinde sanata yeni bir alan yaratmıştı. Benim ilk kez ziyaret ettiğim mekan Galatasaray otoparkının altında 600 metrekarelik bir alanda farklı türlerde sahne sanatı ve performans sergilenmesine fırsat sunuyor. <a title="Garaj İstanbul'un manifestosu" href="http://www.garajistanbul.com/garaj_manifesto.php" target="_blank">Manifestosu</a>, sponsorluğa yaklaşımı, önemli isim ve kurumlardan elde ettiği destek, koyduğu hedefleri ile farklılık yaratan Garaj İstanbul&#8217;da Cumartesi gecesi İtalyan folklorik araştırma grubu Canzoniere Grecanico Salentino müzik yapacaktı. Konser aynı gün Hürriyet Gazetesi&#8217;nin ilavesinde de duyuruldu, belki başka gazetelerde de&#8230; Başlangıç saatinde ise hala teknik ayarlamalar yapılıyor, hangi hoparlörün ne kadar ses vereceği ayarlanıyordu. Tam 35 dakika gecikme ile o güzel performansı izlemeye başladık.</p>
<p>Ama işte o 35 dakika yok mu&#8230; Tüketiciye, müşteriye saygısızlık ücret iadesi gerektirebilir belki ama konu sanat olunca, coşku ve performans iki yönlü paylaşılmak istenirken o ücreti bile istemeye tenezzül etmeden çekip gitmek fazlasıyla mümkün oluyor. Yine dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz. Sesini çıkarmayan, hakkını aramayan Türk insanı, Türk tüketicisi, Türk &#8220;izleyicisi&#8221; ve onun bu durumundan cesaret alarak fazlasıyla sorumsuz davranan diğer insanlarımız, esnafından politikacısına&#8230;</p>
<p>İşte bu zihniyet değişmediği sürece İstanbul&#8217;un kültür başkenti olması gösterişten öteye gidemez&#8230; &#8220;Kültür&#8221; son dönemde sanıldığı kadar basit bir kelime değildir. Kültür ilerici, idealist, pozitivist, sorumluluk sahibi, geçmişin kazançlarının üzerine inşa edilen ortak bir birikim yaratma ve paylaşılma idealinde olmalıdır.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/kultur-sanat-yasami-zenginlesiyor-ama-kultur-baskenti-olmak-icin-izleyiciye-saygi-duymali-kultur-sahibi-olmali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güncem Temizlendi ve Yeniden Ayakta&#8230;</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/guncem-temizlendi-ve-yeniden-ayakta/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/guncem-temizlendi-ve-yeniden-ayakta/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Apr 2008 08:05:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=181</guid>
		<description><![CDATA[Blog sayfalarımda birkaç gündür sürmekte olan sorunlardan kurtulduk. Konuyla ilgili açıklama ve yorumlarım...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Haftanın ikinci yarısında Günce&#8230; Blog&#8230; sayfalarım ve cihansalim.net/galeri adresindeki fotoğraf galerim hatalı görüntülenmeye başlandı. İş yoğunluğu ama özellikle de hala devam eden rahatsızlığım nedeniyle konuyla ilgilenemedim. Ancak dün olayı incelemeye aldığımda kullandığım içerik yaratma ve yönetim araçlarındaki bir açıktan yararlanarak sayfalarımın kodlarına müdahele edilmiş olabileceğini fark ettim.</p>
<div align="center"><!--adsense--></div>
<p>Nitekim Google arama sonuçlarında sayfamı gösterirken &#8220;Bu site bilgisayarınıza zarar verebilir&#8221; uyarısı göstermeye başlamış. Hemen gerek blog gerekse de galerimi sıfırladım ve yeniden kurdum. Görebildiğim kadarıyla şu anda sitede bir tehlike yok. Google&#8217;a da bu konuda başvurdum ve bu ibreyi kaldırmalarını rica ettim.</p>
<p>Sürekli okurlarıma sabırları için teşekkür ediyorum. Henüz Günce&#8230; Blog&#8230; sayfalarımın tasarımıyla ilgilenemeyeceğim. 1-2 hafta daha geçici bir tasarımla karşınızda olacağım. Bu dönemde sitede dolaşmak eskisi kadar kolay olmayabilir.</p>
<p>Fırsat bulursam kısa süre içinde yeni bir yazı yazarak normal yayınlarıma döneceğim. Yeni ve kayda değer gelişmeler olursa da bu yazıma bunları ekleyeceğim.</p>
<p>Ayrıca <a href="http://www.cihansalim.net/blog/feed"><img class="alignnone" src="http://www.cihansalim.net/blog/feedicon.gif" alt="" />http://cihansalim.net/blog/feed</a> adresinden ulaşabileceğiniz RSS beslemelerimin de tekrar yayına döndüğünü hatırlatmak isterim.</p>
<p>İlgi ve desteğinize sonsuz teşekkürler.</p>
<p><strong>Güncelleme</strong> &#8211; 22/04/2008: Sitem artık tamamen sorunsuz, cihansalim.net/galeri yayından kalktı, geri dönüp dönmeyeceğine ilerde karar vereceğim. Google ve benzer değerlendirme siteleri de cihansalim.net&#8217;in sorunsuz olduğu şeklinde raporlarını e-postama ilettiler. Anlayış ve sabrınız için tekrar teşekkürler.</p>
<div align="center"><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/guncem-temizlendi-ve-yeniden-ayakta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geçmişe Götüren Mardin Geleceğimiz İçin, Beraber Yaşamak İçin Örnek</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2008/gecmise-goturen-mardin-gelecegimiz-icin-beraber-yasamak-icin-ornek/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2008/gecmise-goturen-mardin-gelecegimiz-icin-beraber-yasamak-icin-ornek/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Jan 2008 19:34:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[doğa, çevre ve gezi]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğrafçılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2008/gecmise-goturen-mardin-gelecegimiz-icin-beraber-yasamak-icin-ornek/</guid>
		<description><![CDATA[Mardin&#8230; Hakkında söylenecek çok şey var, her biri hakkında sayfalarca yazılabilir. Ama Mardin&#8217;i bir günden biraz uzun görmüş biri olarak daha kısa yazacağım, bu bir günde gördüklerime yüklediğim anlamları&#8230; Söz ettiklerimi ve fazlasını cihansalim.net/galeri altındaki Mardin ve Midyat albümlerinde izleyebilirsiniz.
Aramice kökenli Mardin kelimesi &#8220;büyük kale(ler)&#8221; anlamını taşıyor. Merkezde, kayalık tepenin en üstünde Mardin Kalesi göz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left">Mardin&#8230; Hakkında söylenecek çok şey var, her biri hakkında sayfalarca yazılabilir. Ama Mardin&#8217;i bir günden biraz uzun görmüş biri olarak daha kısa yazacağım, bu bir günde gördüklerime yüklediğim anlamları&#8230; Söz ettiklerimi ve fazlasını cihansalim.net/galeri altındaki <a href="http://www.cihansalim.net/galeri/thumbnails.php?album=8" title="Mardin - cihansalim.net/galeri">Mardin</a> ve <a href="http://www.cihansalim.net/galeri/thumbnails.php?album=9" title="Midyat - cihansalim.net/galeri">Midyat</a> albümlerinde izleyebilirsiniz.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Aramice kökenli Mardin kelimesi &#8220;büyük kale(ler)&#8221; anlamını taşıyor. Merkezde, kayalık tepenin en üstünde Mardin Kalesi göz alabildiğince uzayıp giden, Suriye&#8217;yi gören pürüzsüz ovaya hakim, doruğun altında tepede tarihi yerleşimler &#8220;Mardin Denizi&#8221; diye de adlandırılan bu manzarayı izliyor.</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/galeri/displayimage.php?album=8&amp;pos=1" title="Alacakaranlık vaktinde Mardin Denizi'ne dönüşen Mardin Ovası" target="_blank"><img src="http://www.cihansalim.net/galeri/albums/mardin/normal_P1030053_%28Large%29.JPG" alt="Mardin Denizi!" border="0" height="300" width="400" /></a></p>
<p>Ama bizler için asıl manzara tarihi tepedeki kent. Maalesef beton yapılaşmalar Mardin&#8217;in görüntüsünü de bozmaya başlamış, tarihi taş binalara yapılan ekler özellikle dikkat çekiyor. Gereken özeni göstermeyek bu tarihi zenginliğimizi de kaybetme potansiyelimiz olduğunu gösteriyoruz. Fakat bugünkü haliyle Mardin insanı başka bir zamana götürüyor. Sanki Doğu&#8217;nun gizemli bir kentine, yüzyıllar öncesine gönderilmiş gibi hissediyoruz. Sokakları daracık bırakan yüksek duvarlı avluların içindeki güzellikleri merak ediyor, on metre sonra kesişen bir sokakla bir anda uçsuz bucaksız ovayı görüyor, ilerlemeye devam edince süslü balkon ve kemerlerin karanlıkta bıraktığı bir sokakta duvar işlemelerine hayran kalıyorum.</p>
<p>Daracık sokaklar bir anda çocukların cıvıltılarıyla, oyunlarıyla şenlenebiliyor. Öte yandan, bu duvarlar arasında giden yollarda sığınacak bir kapı açtırmanın imkansızlığı, geçmişin zor dönemlerinde yaşanmış mücadelelerin mekanının tam da bu sokaklar olduğunu düşündürtüyor, ürpertiyor.</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/galeri/displayimage.php?album=8&amp;pos=56" title="Mardin sokakları ve bugününün sahipleri olan çocukları" target="_blank"><img src="http://www.cihansalim.net/galeri/albums/mardin/normal_P1030128_%28Large%29.JPG" alt="Mardin sokakları ve bugününün sahipleri olan çocukları" border="0" height="300" width="400" /></a></p>
<p>Tarihi yerleşimi yaklaşık 3 saat yürürken harika minaresiyle Ulu Camii, Kırklar Kilisesi, Revaklı Çarşı ve daha pek çok yapı birden ortaya çıkıyor. Abdüllatif Camii, Şahtanalar&#8217;ınki gibi ev ve konaklar nispeten daha kolay kendini belli ediyor, tüm yapılar gözümüzü doyuran işçiliğe sahip. Tabii Güneydoğu Anadolu turumun geri kalanının aksine midem de yerel tatlara doyuyor, kubbe de denen yassı içli köfteler, çeşit çeşit pilavlar, işkembe dolması, etli ekmekler, yemeye fırsatım olmayan kaburga dolması gibi mükemmel yerel tatlar diğer bölge şehirlerinin aksine daha ulaşılabilir, daha yaygın gibime geldi Mardin&#8217;de.</p>
<p>Gerek bu açık hava müzesinde gerekse Midyat ilçesinde Müslümanlar, Süryaniler, Yezidiler beraber yaşıyor. Mardin karşılıklı hoşgörü ve anlayışın da ötesinde insanların din ve ırk farkını unutarak nasıl beraber yaşayabileceğini göstermesi açısından Türkiye&#8217;ye büyük bir örnek. İnanç farklılığının yanında ırk olarak da farklılıklara ev sahibi bir bölge, her ne kadar en parlak dönemlerindeki kadar kozmopolit olmasa da&#8230; Geçtiğimiz aylarda fidye için kaçırılan Süryani papazın serbest kalmasına zılgıtlar çekerek sevinen, coşan Müslüman köylü kadınların görüntüleri henüz çok taze.</p>
<p>Midyat da tarihi konakları, yerleşimleri ile bugün unutulan incelik ve zerafeti hatırlatıyor. Süryaniler&#8217;in faal olarak kullandıkları manastırlar dışında tarihi manastırlara da ev sahibi olan ilçe de Mardin merkezi gibi 4000 yıllık bir geçmişe sahip.</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/galeri/displayimage.php?album=9&amp;pos=6" title="Alacakaranlık vaktinde Mardin Denizi'ne dönüşen Mardin Ovası" target="_blank"><img src="http://www.cihansalim.net/galeri/albums/midyat/normal_007_%28Large%29.JPG" alt="Mardin Denizi!" border="0" height="300" width="400" /></a></p>
<p>Anlatacak daha çok şey var, ama belki fotoğraflar kelimeler yerine geçer. <a href="http://www.cihansalim.net/galeri">cihansalim.net/galeri</a> altındaki Mardin klasöründe Deyrulzafaran Manastırı, restore edilmekte olan Kasımiye Medresesi, Midyat klasöründe ise Mor Gabriel Manastırı yazıda bahsetmediğim yapılar. Ayrıca gerek <a href="http://www.mardin.bel.tr" title="Mardin Belediyesi Web Sitesi" target="_blank">Mardin</a> gerekse de <a href="http://site.midyat.gov.tr" title="Midyat Kaymakamlığı Web Sitesi" target="_blank">Midyat</a>&#8216;ın resmi kamu web sitelerinden pek çok tarihi, kültürel bilgi edinebilirsiniz. <a href="Mardinimiz.com" target="_blank">Mardinimiz.com</a> da bir diğer başvuru kaynağı olarak göze çarpıyor.</p>
<p>Mardin&#8217;i görmeli, Mardin&#8217;deki kaynaşmayı ülkemizin her kasabası ve şehrinde yaşamalıyız&#8230;<br />
<center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2008/gecmise-goturen-mardin-gelecegimiz-icin-beraber-yasamak-icin-ornek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mahkemesiz, Kararsız Site Kapatmalar Başladı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/mahkemesiz-kararsiz-site-kapatmalar-basladi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/mahkemesiz-kararsiz-site-kapatmalar-basladi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Dec 2007 15:45:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[ben...]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2007/mahkemesiz-kararsiz-site-kapatmalar-basladi/</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;İhbar Sitemiz de Açıldı, Hemen İhbar Edin; Mahkemeye, Hakime Gerek Yok, Site Kapansın!&#8221; başlıklı yazım üzerine hemen birkaç şikayet mektubu aldım. Bazıları kendi sayfalarının da yer aldığı büyük ücretsiz yayın ortamı sağlayan sitelerin kapatıldığını söylerken bazıları da &#8220;sansür başladı, işte kanıt&#8221; şeklinde adresler gönderdiler.
Gönderilen adreslere baktım, birinin adresinden açıkça müstehcen, büyük olasılıkla erotik yayın yaptığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;<a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/ihbar-sitemiz-de-acildi-hemen-ihbar-edin-mahkemeye-hakime-gerek-yok-site-kapansin/">İhbar Sitemiz de Açıldı, Hemen İhbar Edin; Mahkemeye, Hakime Gerek Yok, Site Kapansın!</a>&#8221; başlıklı yazım üzerine hemen birkaç şikayet mektubu aldım. Bazıları kendi sayfalarının da yer aldığı büyük ücretsiz yayın ortamı sağlayan sitelerin kapatıldığını söylerken bazıları da &#8220;sansür başladı, işte kanıt&#8221; şeklinde adresler gönderdiler.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Gönderilen adreslere baktım, birinin adresinden açıkça müstehcen, büyük olasılıkla erotik yayın yaptığı belli oluyordu. Diğerinin adresinden ise nasıl bir yayın yapacağını kestirmek mümkün değil. Fakat her iki sitenin adresini yazdığımda karşıma şu ekran çıktı:<br />
<a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/mahkemesiz-kararsiz-site-kapatmalar-basladi/mahkeme-karari-olmadan-engellenen-sitelerin-ekran-goruntusu/" rel="attachment wp-att-145" title="Mahkeme Kararı Olmadan Engellenen Sitelerin Ekran Görüntüsü"></a></p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.cihansalim.net/blog/2007/mahkemesiz-kararsiz-site-kapatmalar-basladi/mahkeme-karari-olmadan-engellenen-sitelerin-ekran-goruntusu/" rel="attachment wp-att-145" title="Mahkeme Kararı Olmadan Engellenen Sitelerin Ekran Görüntüsü"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/wp-content/uploads/2007/12/mahkemesiz-engelleme.jpg" alt="Mahkeme Kararı Olmadan Engellenen Sitelerin Ekran Görüntüsü" border="0" /></a></p>
<p>Bir önceki yazımda kullandığım ekran görüntüsünde gördüğünüz gibi bir mahkeme adı ve karar numarası vardı, üstteki görüntüde ise bunların ikisi de yok. Bu da Telekomünikasyon Kurumu altında kurulan <a href="http://www.tib.gov.tr/default.aspx?cid=1" target="_blank">Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı</a> (TİB) tarafından engelleme kararı verildiğini düşündürüyor. TİB yetkilileri, gelen site şikayetlerinde mahkemeye gitmeye gerek görmeden, ya da zaman kaybetmemek için artık engelleme kararı verebilecek, bunu hemen uygulatabilecekler. Bu yetkinin nasıl kullanılacağını zaman gösterek ama böyle bir denetleme kurulunun sansür kuruluna dönüşme şansı çok yüksek. Çünkü engellenen siteler sadece erotik içerikli siteler değil, pek çok site de &#8220;kamu zararına&#8221; olarak görünüyor, ama bu içerikler oldukça tartışmalı oluyor.</p>
<p>Zira artık günümüzde aile, çocuk filtreleme programları var, ayrıca bu engellemeler teknik olarak o sitedeki içeriği değiştiremediğinden, sadece bir grup İnternet kullanıcısını etkilediğinden yeteri kadar etkili olamıyorlar. Tekrar aynı şeye dikkat çekmek istiyorum, bizim insanlarımızı, İnternet kullanıcılarımızı bilinçlendirmemiz lazım. Her şikayette site kapatmakla bir yere varmamız çok zor, çünkü İnternet&#8217;te web yayıncılığı çok kolay, aynı sayfa birkaç saat içinde yepyeni bir adresten kolayca yayınlanabiliyor, hepsini engelleyebilmek içinse çok ciddi mesai ve uğraş gerekiyor&#8230;</p>
<p>Bu arada bana gelen e-postalarda yıllardır yazdıkları güncelerini (blog) yayınlayan WordPress.com gibi sitelerin erişiminin engellenmesi ile kendi blog yazılarına ulaşamadıklarını, emeklerini kaybetmek üzere olduklarını belirtenler için bir yol önereyim.</p>
<p><a href="http://www.opendns.com" target="_blank">OpenDNS.com</a> adresine gidin, oradaki seçenek ve bilgilerle ister modeminizin, ister işletim sisteminizin DNS adreslerini OpenDNS&#8217;e yönlendirin. ngellenen sitelere birkaç dakika içinde erişme şansına kavuşacaksınız. Böylece tüm yazılarınıza, çalışmalarınıza tekrar kavuşabilirsiniz.</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/mahkemesiz-kararsiz-site-kapatmalar-basladi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ben ve Blogda Yazı Üslubum, Farklılığın Nedenleri</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/ben-ve-blogda-yazi-uslubum-farkliligin-nedenleri/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/ben-ve-blogda-yazi-uslubum-farkliligin-nedenleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Nov 2007 22:33:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2007/ben-ve-blogda-yazi-uslubum-farkliligin-nedenleri/</guid>
		<description><![CDATA[Bir arkadaşım daha özellikle politika, iktisat, Türkiye odaklı yazılarımın üslubunun tanıdığı Cihan&#8217;ın tarzından çok farklı olduğunu söyleyince yazmam gerektiğini düşündüm. Evet, beni yakından tanıyanlar &#8220;bu kadar alttan alan, kendi çıkarını yok sayacak kadar mütevazı davranan, kızamayan, öfkelenmeyen&#8221; Cihan yerine son derece &#8220;nesnel&#8221; ve eleştirel gelişen, kesin hükümler içerebilen yazılar yazan bir Cihan gördüklerini belirtiyor, buna [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir arkadaşım daha özellikle politika, iktisat, Türkiye odaklı yazılarımın üslubunun tanıdığı Cihan&#8217;ın tarzından çok farklı olduğunu söyleyince yazmam gerektiğini düşündüm. Evet, beni yakından tanıyanlar &#8220;bu kadar alttan alan, kendi çıkarını yok sayacak kadar mütevazı davranan, kızamayan, öfkelenmeyen&#8221; Cihan yerine son derece &#8220;nesnel&#8221; ve eleştirel gelişen, kesin hükümler içerebilen yazılar yazan bir Cihan gördüklerini belirtiyor, buna bazen şaşırdıklarını söylüyorlar.</p>
<p><!--adsense-->Bunun asıl nedeni Türkiye&#8217;de pek çok konuda apaçık, gözlerimizin önünde yapılan yanlış uygulamaların, yanlış bilgilendirme ve yönlendirmelerin karşısında idealist biri olarak tepkimi dile getirme isteğimi İnternet&#8217;te ortaya koymam. Yanlış bilgilendirme ve yönlendirme günümüz dünyasında toplumların karşılaştığı en büyük sorunlardan biri, ben de burada kendi gördüğüm ve doğrulattığım, en azından kendim doğrulayabildiğim bilgi ve yorumları paylaşarak bilgi çağında bilgi toplumu olmamızı engellemeye çalışanları yavaşlatmaya çalışıyorum.</p>
<p>Ama yapılanlar, söylenenler o kadar şaşırtıcı, buna karşılık doğru bilgiyi paylaşma gayesindekiler de o kadar az ki bazen bir konuda yazarken tezleri çok açık, net ve güçlü koymak gerekiyor. Bu da dost çevremdeki şaşkınlığın ilk nedeni.</p>
<p>İkinci neden ise, beni okuyan diğer blog yazarlarından sayılı birkaçı ile daha önce konuştuğum gibi, benim yazılarımın &#8220;blog&#8221; kelimesi altında bir &#8220;yayın&#8221; biçiminde olmasına rağmen benim ortalama bir blogcu edası ile yazmayışım. Çocuk yaşlarda başlayan editörlük, yazarlık, ilerleyen dönemde köşe yazarlığı, yayın danışmanlığı görevleriyle çalıştığım medya şirketlerinden kalma alışkanlıkla bir yazar, bir gazeteci gibi sorumluluk alan biri olarak hala her yazımı bir toplumsal amaç ve fayda gözeterek yazıyorum.</p>
<p>Üçüncü ve en güçlü neden benim söz konusu yazılarda işlediğim konuların günlük hayatta arkadaşlarımla sohbet konularım içinde yer almayışı. Bunları konuşsam bu söz ve eleştirilerimi günlük sohbetlerin parçası olarak görecek kişiler yazı üslubuma da çok şaşırmayacak.</p>
<p>Evet, bu konuda yazma zamanının geldiğine inandım ve şu anda aklıma gelenleri paylaştım. Yazılarımdan çoğu okur yorumlarına açık kapı bırakmayacak bir yönlendirme ve yorumla kapansa da gerek içerik, gerek sunuş, gerekse üslubum hakkında her türlü yorumunuzu her zaman beklediğimi hatırlatmak isterim.</p>
<p>Okumaya devam ettiğiniz için hepinize teşekkürler. Boşluğa konuşmadığımı bilmek huzur verici!..</p>
<p><!--adsense#linkunit--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/ben-ve-blogda-yazi-uslubum-farkliligin-nedenleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Terör Korkusuyla GAP Turu&#8217;na Çıkmak, Nemrut Dağı ve Nemrut&#8217;ta Güneşe Yetişememek, Tur Düzenleyiciler</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/teror-korkusuyla-gap-turuna-cikmak-nemrut-dagi-ve-nemrutta-gunese-yetisememek-tur-duzenleyiciler/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/teror-korkusuyla-gap-turuna-cikmak-nemrut-dagi-ve-nemrutta-gunese-yetisememek-tur-duzenleyiciler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Nov 2007 21:38:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[doğa, çevre ve gezi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset / popülizm]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı ve mekanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/2007/teror-korkusuyla-gap-turuna-cikmak-nemrut-dagi-ve-nemrutta-gunese-yetisememek-tur-duzenleyiciler/</guid>
		<description><![CDATA[Ekim ayında çok kısa bir GAP turuna çıktım. Gerek evde bilgisayarda yaşadığım bazı sorunlar gerekse de bazı özel işler nedeniyle ne yazmaya ne de fotoğrafların bir bölümünü sunmaya zamanım oldu. Bugün artık ilk adımı atayım, ardından ara ara Güneydoğu&#8217;da gördüklerimden bahsedeceğim.
&#8220;Öncelikle böylesi sıkıntılı ve tehlikeli dönemde oralara gidilir mi&#8221; düşüncesine karşı açıklama yapayım. Kişisel olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ekim ayında çok kısa bir GAP turuna çıktım. Gerek evde bilgisayarda yaşadığım bazı sorunlar gerekse de bazı özel işler nedeniyle ne yazmaya ne de fotoğrafların bir bölümünü sunmaya zamanım oldu. Bugün artık ilk adımı atayım, ardından ara ara Güneydoğu&#8217;da gördüklerimden bahsedeceğim.</p>
<p><center><!--adsense--></center>&#8220;Öncelikle böylesi sıkıntılı ve tehlikeli dönemde oralara gidilir mi&#8221; düşüncesine karşı açıklama yapayım. Kişisel olarak bu geziyi daha önce planlamış ve rezerve etmiş olmam bir yana terör yüzünden yaşantımızda, özgürlük alanımızda olabildiğine az değişiklik yapmamız gerektiğine inanıyorum. Aksi durumda terörün amacına ulaşmasını sağlar, bacağımıza attığı bir çizik nedeniyle o gün evde kalıp yatmayı tercih ederek sindirilmiş, korkutulmuş oluruz. Tabii ki &#8220;cengaverlik yapın, korkusuz davranın&#8221; demiyorum, ama her zaman olduğu gibi akılcı tutumu koruma, mantıkla hareket etme taraftarıyım.</p>
<p>Bu yaklaşım bir yana gelecekte GAP turuna çıkmak isteyenler ama bölge hakkında çok az bilgi sahibi olanlara Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman, Mardin, Diyarbakır ve bölgedeki Harran, Hasankeyf gibi yerlerin terör örgütünün kabul edilemez eylemlerine tanık olduğumuz bölgeler olmadığını söyleyeyim. Maalesef eylemler Doğu Anadolu Bölgesi&#8217;nde yaşanıyor&#8230;</p>
<p style="text-align: center"><img src="http://farm3.static.flickr.com/2214/1872402257_a1287f2884.jpg?v=0" alt="Nemrut'a karanlıkta varabildiğimiz için Flickr'dan bir görüntüyü sizinle paylaşıyorum. Msuvanoba takma adlı kullanıcının eklediği bir görüntü" align="middle" height="375" width="500" /></p>
<p>Gelelim bölgenin güzelliklerine, ilk olarak da efsanelere ev sahipliği yapan Nemrut Dağı&#8217;na. Adıyaman merkezinden tahminimce bir saatlik bir yolculukla zirveye yakın bir noktaya varıyor, oradan da yaklaşık 20 dakikalık bir yürüyüşle iki bin yüz metre yükseklikteki zirveye ve Antiochos&#8217;un tümülüsüne, dev heykellere ulaşıyorsunuz.</p>
<p>Eski çağlarda Kommagene adıyla anılan bölgede kurulan Kommagene Krallığı fazla uzun ömürlü olmamış ve özgürlüğünü Roma&#8217;ya kaybetmiş. Kral I. Antiochos&#8217;un Nemrut&#8217;un tepesine yaptırdığı 49 metre yüksekliği, 149 metre eni olan tümülüs mezarı ise bugün Anadolu&#8217;da içine girilmemiş, talan ya da hırsızlığı uğramamış çok az sayıdaki tümülüsten biri. Zira mezar odasına giden koridorların içindeki (aklımda yanlış kalmış olabilir) taş parçacıkları herhangi bir dinamit, vb. tümülüs mezar odasına erişme yönteminin etkisiyle tamamen odanın içine akacak ve odayı kıymetsiz kılacak şekilde inşa edilmiş.</p>
<p>Nemrut&#8217;un tümülüsten çok daha fazla bilinen simgeleri ise tabii ki dev heykeller. Kralın iki yanına birer aslan, birer kartal ve de antik Yunan ve Acem tanrılarının oturduğu 10 metreye yaklaşan yükseklikte heykellerin kafaları uzun süredir vücutlarından ayrı olarak duruyor. Bunların omuzların üstüne yerleştirilmemesi de bir başka tartışma konusu.</p>
<p>Bu heykeller ve Kral&#8217;ın Yunan ve İranlı atalarının figürleri tümülüste de bulunuyor. Bu heykeller Yunanlı yüz hatları, İranlı giyim özellikleri taşıyor. Batı terasında bulunan aslan heykeli Mars, Jüpiter ve Mars&#8217;ın M.Ö. 7 Temmuz 62 yılında gökyüzündeki konumunu gösteriyor, bu tarih büyük olasılıkla inşaatın başladığı tarih olabilir.</p>
<p>Kommagene tarihi ve de anıt mezarın yanında Nemrut&#8217;un zirvesinde güneş doğuşu ve batışını izlemek büyük bir zevk imiş. İmiş diyorum çünkü biz Türkiye&#8217;nin sayılı birkaç kültür turu firmasından biriyle yaptığımız yolculukta boşuna güneş batışını göreceğimiz yönünde ümitlendirildik. Günler de kısalmaya başladığından gün boyunca her beş dakikalık gecikme birikerek akşam dağa geç varmamıza neden oldu. Burada parantez açıp Türk turistinin çılgın alışveriş iştahını yine tecrübe ettiğimi, bunu anlayamadığımı belirteyim. Böyle bir geziye katılan, nispeten kültürel değerlere, doğaya, tarihe kıymet veren insanlar bile kendilerini çarşılarda tatmin ederek akşam Nemrut&#8217;ta güneş batışına yetişemediler, kaçı bir daha Nemrut&#8217;a gidebilecek ki hayatları boyunca&#8230;</p>
<p>Tabii parantezi kapatıp asıl organizasyonu eksik planlayan tur firmasına da dikkat çekmek lazım. Zaten kısalan bir günde yapılacak yolculuk öncesi tur programına &#8220;Nemrut&#8217;ta muhteşem güneş batışını seyredip Adıyaman&#8217;a..&#8221; ifadeleri yazmak, o gün de sabah ve öğlen bunu kesin gibi sunmak maalesef tüketiciyi, müşteriyi kandırmaktır. Eğer firma ve rehberi bunda ciddi ise şartlar zorlanır, Nemrut&#8217;a zamanında çıkılırdı. Siz siz olun kültür turlarında tur firmasına sorular sorun, doğru cevabı almaya çalışın, tur boyunca rehberi (çok geziye çıkmış biri olarak artık rehberler üzerinde de yazma zamanım geldi, çok az olumsuz örneğin etkisi büyük oluyor maalesef) siz de gerektiğinde yönlendirin, motive edin de böyle gezilerde siz ve çevrenizdekiler programa sadık kalıp dakik olmaya çalışın.</p>
<p>UNESCO&#8217;nun Dünya Mirası listesinde yer alan Nemrut Dağı Milli Parkı fotoğraflarım çok az ve de karanlıkta çekildiği için pek kaliteli değil. Yüksek ISO değerleri ile alınan pozlarda ise kirlilik miktarı beni tatmin etmedi. Fotoğraflar bir sonraki GAP yazıma eşlik edecek, bölgeyi bizzat görmenin yerine geçemeyecek oldukları ise muhakkak!</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/teror-korkusuyla-gap-turuna-cikmak-nemrut-dagi-ve-nemrutta-gunese-yetisememek-tur-duzenleyiciler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>cihansalim.net içeriği ve e-postalarım geçici olarak erişilemeyebilir</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/cihansalimnet-icerigi-ve-e-postalarim-gecici-olarak-erisilemeyebilir/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/cihansalimnet-icerigi-ve-e-postalarim-gecici-olarak-erisilemeyebilir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Sep 2007 19:23:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon, İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=118</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;de rekabeti bir türlü sağlayamadık ve ben de ısrarımdan vazgeçip hem cihansalim.net alan adının yönetimini, hem de cihansalim.net&#8217;teki içeriği barındırma (hosting) hizmetini yabancı bir firmadan almaya karar verdim. Dünya genelinde ilk başvuruya verilen alan adları Türkiye&#8217;de fazlasıyla bürokrasi ve yüksek ücretle alınabiliyor, yıllardır bu durumdan sıkıntı çekenler yakınadursun daha fazla kişi .com gibi .tr ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;de rekabeti bir türlü sağlayamadık ve ben de ısrarımdan vazgeçip hem cihansalim.net alan adının yönetimini, hem de cihansalim.net&#8217;teki içeriği barındırma (hosting) hizmetini yabancı bir firmadan almaya karar verdim. Dünya genelinde ilk başvuruya verilen alan adları Türkiye&#8217;de fazlasıyla bürokrasi ve yüksek ücretle alınabiliyor, yıllardır bu durumdan sıkıntı çekenler yakınadursun daha fazla kişi .com gibi .tr ile bitmeyen adresleri tercih ediyor, gelirimizi, biriken refahımızın bir bölümünü dışarıya transfer ediyoruz. Örneğin ben de uzun kağıt işleri sonucu geri çevrileceğimi bildiğim cihansalim.net.tr adresine vermem istenen ücretin yarısından azını cihansalim.net için kredi kartımla hemen ödeyerek 2 dakikada işlemi tamamlayabiliyorum. Hele barındırma konusunda karşılaştırma yapmamak en iyisi, 10 MB&#8217;lık hosting alanı için bile fahiş ücretler isteyenler de Türkiye&#8217;nin çok geri kaldığını dünyaya resmen ilan ediyor.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Bunları bir başka zaman belki tekrar ele alırım. Ama kısaca duyurmak istediğim şu ki haftasonu alan adımı transfer edeceğimden eski yazılarıma, yeni günce yazılarım ve RSS beslemelerine, yani sitemin tüm içeriğine geçici olarak erişemeyeceksiniz. Daha da önemlisi @cihansalim.net ile biten e-posta adreslerime attığınız e-postalar da elime ulaşmayabilir. Diğer e-posta adresimi tercih etmenizi rica ederim.Çalışmanın olabildiğine kısa sürmesini umuyorum. Wordpress güncemi de umarım hızla yeni bir veritabanına aktarıp tekrar arşiviyle yayına alırım ve hemen yeni bir yazı ile huzurlarınıza çıkarım.</p>
<p>Güncelleme (2 Ekim): @cihansalim.net ile biten e-postalarım artık çalışıyor. Şu aşamada transferin sorunsuz tamamlandığını düşünüyorum. Eğer sitenin herhangi bir sayfasında sorunla karşılaşırsanız <a href="http://www.cihansalim.net/ulas.htm">bana iletmenizi</a> rica ederim.</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/cihansalimnet-icerigi-ve-e-postalarim-gecici-olarak-erisilemeyebilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mercury&#8217;den Kafkas Dansları ve Düşündürdükleri</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/mercuryden-kafkas-danslari-ve-dusundurdukleri/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/mercuryden-kafkas-danslari-ve-dusundurdukleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Sep 2007 10:23:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=112</guid>
		<description><![CDATA[Cuma akşamı Harbiye Açık Hava Tiyatrosu&#8217;nda &#8220;Ateşin Çocukları &#8211; Mercury&#8221; Kafkas dans gösterisini izledim. Dünya üzerindeki her halk ve topluluğun kendine has hasletleri mevcut, Kafkasya&#8217;nın nispeten az nüfuslu topluluklarının dikkat çeken özellikleri ise kanımca acıya, göz yaşına, melankoliye prim vermeme, hep dimdik ve asil, güzel ve güçlü görünmeye çalışmaları.  Bu durum sosyal hayatlarının her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cuma akşamı Harbiye Açık Hava Tiyatrosu&#8217;nda &#8220;Ateşin Çocukları &#8211; Mercury&#8221; Kafkas dans gösterisini izledim. Dünya üzerindeki her halk ve topluluğun kendine has hasletleri mevcut, Kafkasya&#8217;nın nispeten az nüfuslu topluluklarının dikkat çeken özellikleri ise kanımca acıya, göz yaşına, melankoliye prim vermeme, hep dimdik ve asil, güzel ve güçlü görünmeye çalışmaları.  Bu durum sosyal hayatlarının her anında kendini gösterirken tabii ki danslarına, eğlencelerine de yansımış.<center><!--adsense--></center></p>
<p>Kafkas, örneğin Çerkez danslarını daha önce az da olsa izlemiş, ya da görmüş olanlar kızların asil duruş ve süzülerek yer değişmelerini, erkeklerin onlar karşısında sunduğu saygılı ve etkileyici hareketleri bilir. Ateşin Çocukları gösterisi ise Kafkaslar&#8217;ın sert coğrafyası ve karmaşık tarihinin etkilerini daha çok sergileyen,  daha sert ve tempolu, hatta Kafkaslar&#8217;dan ayrılma, sürgün döneminin zorluk ve acılarına da dikkat çeken bir yorum sunuyor. Ayrıca yöresel ezgiler ve şarkılara da hatrı sayılır süre ayrılması gösterinin hedef kitlesinin daha çok Kafkas göçmenleri ve çocukları olduğunu düşündürebilir. Ama ilgili olanların görmesini tavsiye ettiğim Ateşin Çocukları&#8217;nın Türkiye turnesi devam ediyor. <a href="http://www.dancemercury.com/" title="Mercury Türkiye sitesi" target="_blank">Mercury web sitesi</a>nden programa ulaşabilirsiniz, başlangıç saatlerinde gitseniz de yer bulmakta zorlanacağınızı tahmin etmiyorum.</p>
<div align="center"><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/mercurydk.jpg" title="Gösteriden bir an" alt="Gösteriden bir an" align="right" height="301" width="300" /></div>
<p>Kökeninde Kafkaslar ile bir şekilde bağlantısı olanların daha da zevk alabileceğini ima etmemin nedeni ise Mercury grubunun henüz birkaç sene önce Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti&#8217;nde kurulmuş olması ve bu bölgenin insan kaynağı ve olanaklarından faydalanarak bir şeyler ortaya koymaya çalışması. Gösteriyi izlerken Türkiye&#8217;nin büyük dans grupları ve performansları ile bir karşılaştırma yapmadan edemedim. Gerçekten de Türkiye artık eski Türkiye değil. Son on yılda bazı alanlarda attığımız hızlı adımlar sonucu uluslararası arenada temsil gücümüz artıyor. Ama önümüzdeki hedef bu gelişme ivmesini tüm ülkeye yaymak olmalı. Büyük, kalabalık, farklı etnik gruplardan ama Cumhuriyet tarihi süresince ortak paydada buluşmuş insan kaynağının çok farklı ve üstün becerileri var. Mevcut konu çerçevesinde örnek vermek gerekirse 70 milyonluk ülkede sadece 1-2 büyük dans grubu değil, her bölgeden uluslararası gösteriler yapabilecek  beceride dans grupları oluşturmamız mümkün ve hatta elzem. Kültürel geçmişimizi korumak, bunu turizm ile beraber yoğurmak, zenginliklerimizin değerini bilmemiz gerekiyor.</p>
<p>Cuma akşamı Ateşin Çocukları&#8217;nın tek can sıkıcı noktası ise gösterinin 25 dakika geç başlaması idi. Bir önceki paragrafta &#8220;Türkiye&#8217;nin ivmesini koruması lazım&#8221; derken önümüzdeki en büyük sorunun bireysel ve kurumsal sorumluluk, hesap verebilirliklik, etik ve ahlaklı davranmak olduğunu düşünüyordum. İnsanlara, karşımızdakine saygı göstermeyişimiz tehlikeli boyuta ulaştı! Sanat ve gösteri dünyasında da ücretini ödeyerek karşılığında &#8220;kültürel tatmin&#8221; almak için gelen sayısız izleyiciye saygısızlık yapmak kabul edilebilir değil. Ama tabii Türkiye&#8217;de sorunun sürmesinin bir nedeninin de hakkını aramayan, aramaya üşenen, kabullenen insan modeli olduğunu unutmamak gerekli.</p>
<p>Gelişmiş ve kalkınmış ülkelerde zamanın değeri, dakiklik, programlı davranmak ve çalışmak kalkınmada etkili olmuş ve olmaya devam ediyor. Böyle ülkelerde belirsizlik azalıyor, her türlü ekonomik birim arasında, karşılıklı güven kuruluyor. Bizde ise tehlike artıyor, artık, &#8220;Ne de olsa toplantı  zamanında başlamaz, biraz geç gidelim&#8221; diyenler artıyor&#8230;<br />
<center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/mercuryden-kafkas-danslari-ve-dusundurdukleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rızık Nedir Bilmeyen Topkapı, Cevizlibağ Minibüsçüleri ve Kalkınamayan Ülke</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/rizik-nedir-bilmeyen-topkapi-cevizlibag-minibusculeri-ve-kalkinamayan-ulke/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/rizik-nedir-bilmeyen-topkapi-cevizlibag-minibusculeri-ve-kalkinamayan-ulke/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Jul 2007 19:50:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=104</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;nin ekonomik kalkınmasının istenen ivmeyi yakalayamaması, güçlü bir eğilim yaratıp sürdürememesinin birçok nedeni var. Ama başlıca nedenlerden biri ekonomik birimlerin bazılarının serbest pazar ekonomisindeki geleneksel rollerinden çok uzak tutumlar ve yapılanmalar içinde olması. Bizzat belirtmek gerekirse, sorun bireyler olarak iktisadi aktivitilerimizi doğru şekilde yerine getirmemek, ürün veya hizmeti olması gerektiği şekilde sunmamak, kararlarımızı iktisadi akılcılıkla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;nin ekonomik kalkınmasının istenen ivmeyi yakalayamaması, güçlü bir eğilim yaratıp sürdürememesinin birçok nedeni var. Ama başlıca nedenlerden biri ekonomik birimlerin bazılarının serbest pazar ekonomisindeki geleneksel rollerinden çok uzak tutumlar ve yapılanmalar içinde olması. Bizzat belirtmek gerekirse, sorun bireyler olarak iktisadi aktivitilerimizi doğru şekilde yerine getirmemek, ürün veya hizmeti olması gerektiği şekilde sunmamak, kararlarımızı iktisadi akılcılıkla değil duygusallıkla verip, eş dost kayırıp toplamda refah kaybıyla sonuçlanan alışverişlerde bulunmak.</p>
<p><!--adsense--></p>
<p>Her virgül arasındaki örnekler çoğaltılabilir, detaylandırılabilir ve tartışılabilir ama ülke olarak ahlak sorunumuz olduğunu kabul etmemiz, tartışmamamız gerekiyor. Kayıt dışı ekonominin büyüklüğü, hortumlamalar, dolandırıcılık oranlarının yüksekliği dışsal faktörlerle açıklanamaz.</p>
<p>Son günlerde bana bunları düşündürtenler ise İstanbul&#8217;un başka bir yerinde yaşandığını tahmin etmediğim Bakırköy-Cevizlibağ, Zeytinburnu-Topkapı minibüs hatlarının yolcuya saygısızlığı. Sahil yolunun Zeytinburnu kısmına çok yakın oturuyorum, ne hikmetse sahil yolunun toplu taşıma kavramıyla arası hiç iyi değil! Özel toplu taşıma araçları, iş servisleri de buna dahil. Bu nedenle sabahları Topkapı&#8217;ya minibüsle gidiyor, akşamları Cevizlibağ&#8217;dan minibüsle dönüyorum.</p>
<p>Hemen bu hatların kendine has özelliklerini <img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/minibus.jpg" alt="" width="200" height="180" align="right" />anlatayım. Zeytinburnu-Topkapı araçları çok sık, sanırım üç dakikada bir kalkıyorlar. Şoförler yolda belli duraklarda arkadaki araç gelene kadar bazen bir, bazen beş dakika bekliyorlar. Arkadaki aracın geldiğini görünce harekete geçiyorlar, bu sefer arkadaki araç aynı yerde bir sonraki araç gelene kadar bekliyor. Bu beklemeler bir çok kez tekrar ediyor, bu nedenle kaç dakikada Topkapı&#8217;da olacağınız tam bir bilmece. Çünkü yolcu sayısından memnun olmayan şoförlerden bazıları arkadaki araç gelse de durduğu yerde beklemeye devam ediyor. Arkadaki de onun gitmesini aynı yerde durarak bekliyor.</p>
<p>Yol boyunca aynı yerde duran, aynı istikamete giden iki minibüs görüntüsü sıklıkla oluşuyor. Hatta dün bu sayı üç oldu, en öndekinin gitmemesine bozulan içinde bulunduğum üçüncü aracın şoförü, &#8220;Acelesi olan en öndeki araca geçsin&#8221; dedi. Bizi görünce şaşıran öndeki araç sürücüsü de inerek &#8220;Niye senin yolcunu taşıyayım&#8221; şeklinde uzun bir tartışmaya girdi.</p>
<p>Tabii bu garip durumun oluşmasında yolcuların sessiz, kabullenen, hatta yadsıyan tutumu da önemli rol oynadı. Çok az sayıdaki bazı bireyler de kendi yöntemlerini oluşturup minibüslerin beklediği yerlerin 20 adım ötesinde durup, arkadan gelen minibüs bekleyeni geçerse onu durdurup binmek için bekliyorlar. Ama arkadan gelen araç durakta beklemeyi, bekleyen de harekete geçmeyi tercih ederse, bir saattir orada bekleyen şoför o yolcu adaylarını cezalandırıp onları almıyor! Aklınca müşteriyi terbiye ediyor&#8230;</p>
<p>Gelelim Cevizlibağ-Bakırköy hattına, bu hattı daha kısa anlatmak mümkün çünkü geçen hafta en öne oturduğum minibüsün şoförü önünde bir kronometre gördüm. Ne olduğunu sorduğumda belli bir dakikada diğer durakta olması gerektiğini, bunun için kronometre tuttuklarını söyledi. Durumu düşünün artık, 30 km/saat hızı kabullenen minibüs durakları da en azından maksimum yol süresi koyalım demişler! Peki bu çözüm oluyor mu? Hayır, çünkü süre kısa değil ve duraktan kalkan şoför son derece akıllı(!) şekilde ilk 5 dakikayı çok ağır sürüşle geçiriyor, hatta bakkalda durup içecek bir şeyler alıyor. Böylece yol boyunca daha çok yolcu alabileceğini düşünüyor. Yolun ikinci yarısında ise normal hızla gidiyo. Tabii yolun ikinci yarısında bir sıkışıklık olursa, kronometre korkusuyla şoför hantal aracı ralli arabası gibi kullanmaya başlıyor!</p>
<p>Eskiden şoförlere önce güzellikle, olmazsa da sürekli konuşarak daha fazla bekletmemeye çalışan ben ise artık sabah işe giderken şoförü izleyip stres depolamakla yetiniyorum! Çünkü eskiden diğer yolcular bana destek veriyordu&#8230;</p>
<p>Bunların Türkiye&#8217;de yaşanması üzücü, derinden etkileyici. Badireler atlatmış, elele vererek kalkınmış, bencilliği değil toplumsallığı öne çıkararak savaşın yıkımını atlatmış Türk ulusu gittikçe geleneksel değerlerinden uzaklaşıyor. Diğerlerini &#8220;yabancı&#8221; görüp, umursamayan, takmayan, kişisel çıkar için herkesi satmaya hazır olanların sayısı artıyor. Çok anlamlı ve kıymetli bir kavramı işaret eden &#8220;rızık&#8221; kelimesini unutuyoruz. Hakkımızdan fazlası için ne gerekiyorsa yapmaya çalışıyoruz&#8230;</p>
<p>Bu tutum da toplum refahı ve iktisadi yapılanmasını olması gerektiği noktaya yaklaştırmıyor, aksine uzaklaştırıyor. Bu davranışları bir İslam toplumunda görmemiz üzerine yazacağım bir iki paragraf ve Max Weber&#8217;in &#8220;Protestan Ahlakı&#8221; çalışmasından notlar da bir başka sefere&#8230;</p>
<p><!--adsense#linkunit--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/rizik-nedir-bilmeyen-topkapi-cevizlibag-minibusculeri-ve-kalkinamayan-ulke/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adı &#8216;Su&#8217; da olsa &#8216;Buz&#8217; da olsa Boğaz&#8217;daki Ada Bilinmez mi</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/adi-su-da-olsa-buz-da-olsa-bogazdaki-ada-bilinmez-mi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/adi-su-da-olsa-buz-da-olsa-bogazdaki-ada-bilinmez-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Jul 2007 20:06:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=102</guid>
		<description><![CDATA[Kurumsal bir etkinlik için dün akşam Galatasaray Adası&#8217;na gittim. &#8220;Su Ada&#8221; adı altında faaliyet gösteren eğlence mekanı işletmesindeki etkinliğin tanıtımı da bu isimle yapılmıştı. Aynı yolu paylaştığım ekipten birkaç kişi &#8220;Su Ada da nerede&#8221; diye konuşurken bu soruya ben de hak vermedim diyemem. Fakat ilerleyen dakikalarda aynı cümleleri pek çok kez daha duyunca garipsedim.
Kuruçeşme&#8217;de, adanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kurumsal bir etkinlik için dün akşam Galatasaray Adası&#8217;na gittim. &#8220;Su Ada&#8221; adı altında faaliyet gösteren eğlence mekanı işletmesindeki etkinliğin tanıtımı da bu isimle yapılmıştı. Aynı yolu paylaştığım ekipten birkaç kişi &#8220;Su Ada da nerede&#8221; diye konuşurken bu soruya ben de hak vermedim diyemem. Fakat ilerleyen dakikalarda aynı cümleleri pek çok kez daha duyunca garipsedim.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Kuruçeşme&#8217;de, adanın tam karşısında bir ya da iki motor sürekli olarak sahilden adaya, adadan sahile yolcu taşır. Biraz dolduktan sonra hareket eden bu minik motorda adaya giderken ve sonrasında adada ilk diyaloglar şu şekilde idi:</p>
<p style="text-align: center"><img width="567" src="http://www.spoizmir.org/images/stories/kiyi/image004.jpg" alt="Kuşbakışı Galatasaray Adası" height="335" style="width: 567px; height: 335px" title="Kuşbakışı Galatasaray Adası" /></p>
<p>&#8220;Geçen sene Buz Ada değil miydi burası?&#8221;, &#8220;Evet, ben de başka bir yere geleceğiz sandım&#8221;, &#8220;Niye her sene isim değişiyor ki&#8221;, &#8220;Bu Kuruçeşme&#8217;deki tek ada değil mi&#8221;, &#8220;Galatasaray Adası değil miydi burası&#8230;&#8221;</p>
<p>Bu kadar kişinin kafasının karışık olmasını açıklayabilir miyiz, açıklarsak inandırıcı olur mu tartışılır. Ama ben bir noktada bu soruları soranların bazılarına hak verememeye, yine insanlarımızın son dönemde iyice ortaya çıkan yaşama, çevrelerine ilgisizliğe, yadsıma eğilimine bağladım.</p>
<p>İstanbul Boğazı&#8217;nın sayılı incilerinden olan bu ada insana çok farklı duygular yaşatabiliyor, denizin içinde, bir adada vakit geçirmek çoğu insan için imkansızken bunu, hem de boğaz manzaralı gerçekleştirmek mümkün oluyor. Hatta denizin içinde bir havuzda yüzmek gibi bir fırsat dünyanın bazı özel tatil merkezlerinde olsa da bir başka dünya metropolünde çok zor, belki de bulunamayacak bir şans.</p>
<p>Bu incinin varlığını bilmemek İstanbul&#8217;da yaşayan her türlü insanımızın bu güzel şehre ne kadar ilgisiz olduğunu ortaya koyan bir başka örnek. &#8220;Ada&#8217;lı&#8221; ismi olan bir mekanın Etiler&#8217;de yeni bir mekan, Taksim&#8217;de bir restoran olabileceğini düşünmek biraz güçlü bir hayal gücü gerektiriyor gibime geliyor. Evet, Galatasaray Spor Kulübü&#8217;nün adayı yönetme konusunda bazı sıkıntıları oldu, ki bu apayrı ve uzun bir tartışma konusu, ama yine de Kuruçeşme taraflarında adı içinde &#8216;ada&#8217; kelimesi geçen bir yere gidildiği duyduğumda ben oranın Galatasaray Adası olduğunu tahmin edebilmeliyiz diye düşünüyorum, özellikle de sosyo-ekonomik açıdan daha şanslı olan, ya da şansını kendi yaratmış olan kesimin. Ekmek parası için gecesini gündüzüne katan, bu dünya kentinin güzelliklerinden mahrum kalanlar da var, ki İstanbul&#8217;un her noktasının güzelleştirilmesi gereğinin bir nedeni de onlara bir büyük şehirde yaşamanın az sayıdaki artısını sunabilmek</p>
<p>Yadsımamız, etrafımızda olanlara ilgisizliğimiz beni rahatsız ediyor ve yazmadan edemiyorum. Yoksa konu adanın adı değil, Galatasaray değil, amaç durup dururken eleştiri yapmak hiç değil. Toplumsal durumumuza güncel bir bakış&#8230;</p>
<p>Bugünkü yorumu kapatırken de apayrı bir konu dediğim adanın yönetiminin sadece isim tarafına değineyim. Maalesef ülkemizde azımsanmayacak bir topluluk kulüp taraftarlığı kavramını abartıp hayatında alacağı kararları renklere göre belirlerken isimler ve sponsorluklar da bazen gerçekten çekince yaratıyor, hatta &#8220;bu kulübe sponsor olursak diğeri bizim ürünü satın almaz&#8221; şeklinde şehir efsaneleri makro ve mikro kararları etkiliyor. Bu durumda GS Adası&#8217;nın işletme hakkını alanların da adanın ismini değiştirme talebi bir nebzeye kadar anlaşılabilir ama ismin de adanın kimliğine, geçmişine zarar vermeyecek nitelikte, kültürel değerleri korumayı zorlaştırmayacak özellikte olması gerekiyor.</p>
<p>Her ne kadar &#8220;Buzz Bar&#8221; işletmecileri geçen yıl ada için girişimde bulunmuş, çok da iyi yapmış, mantıken de kendi işletme zincirlerini öne çıkarma adına &#8220;Buzz Ada&#8221; ismini uygun görmüş olsalar da, &#8220;buz&#8221; kelimesinin gitmesi iyi oldu diyor, bu konu üzerinde ada sözleşmesini de araştırdıktan sonra daha detaylı yorum yapmayı planlıyorum. Şimdilik, eğer Kulüp&#8217;ün isim üzerinde son karar yetkisi yoksa bu önemli bir eksiklik diyerek araştırıp tekrar yazacağımı söyleyeyim&#8230;</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/adi-su-da-olsa-buz-da-olsa-bogazdaki-ada-bilinmez-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Avuçiçinde Türkçe Desteksiz Çalışmak Ne Kadar Anlamlı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/avucicinde-turkce-desteksiz-calismak-ne-kadar-anlamli/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/avucicinde-turkce-desteksiz-calismak-ne-kadar-anlamli/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Jun 2007 20:43:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=99</guid>
		<description><![CDATA[Zevk aldığımı söyleyemesem de geçmişte avuçiçi bilgisayar (PDA) kullandım ve şimdi yine kullanıyorum. 90&#8242;lı yılların ortalarında avuçiçi bilgisayar modeli bulmakta zorlanılıyor, bu cihazlara sahip olanlar bir araya gelmek için gruplar kuruyor, etkinlikler bile organize ediyorlardı. Zamanla model ve kullanıcı sayısı arttı ama yine de Türk kullanıcılar yazılım ve cihaz olarak bulduklarıyla yetinmeye devam ettiler, belki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zevk aldığımı söyleyemesem de geçmişte avuçiçi bilgisayar (PDA) kullandım ve şimdi yine kullanıyorum. 90&#8242;lı yılların ortalarında avuçiçi bilgisayar modeli bulmakta zorlanılıyor, bu cihazlara sahip olanlar bir araya gelmek için gruplar kuruyor, etkinlikler bile organize ediyorlardı. Zamanla model ve kullanıcı sayısı arttı ama yine de Türk kullanıcılar yazılım ve cihaz olarak bulduklarıyla yetinmeye devam ettiler, belki de etmeyi tercih ettiler.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Fakat ekonomik büyüme, teknolojik ürünlere merak ve gelişen perakende ağı avuçiçi teknolojideki gelişmelerle birleşince Türkiye&#8217;de satışlar ciddi miktarlara ulaştı. Cep telefonu özelliği kazanmış olan PDA&#8217;ler sonunda cep telefonu boyutlarına da indi. Babalar günü kampanyaları düzenleyen teknoloji market zincirleri son iki haftada bir hayli avuçiçi bilgisayar ya da yeni deyimle cep bilgisayarı sattılar. En indirimli kampanyayı yapan Vatan Bilgisayar&#8217;ın İstanbul şubelerinin tümünde tükenen modeller olduğunu gördüm, konuştuğum firma görevlilerinden öğrendiğim günlük PDA satış rakamı da etkileyici idi.</p>
<p>Türk bilişim pazarındaki büyümeye rağmen Türkçe ve Türkiye&#8217;ye özgü özellikleri olan cihaz sayısında bir artış olmaması düşündürücü. Sürekli büyümenin kalıcı büyümeye dönüşeceğine inanılan Türk ekonomisi on yıl içinde orta büyüklükteki Avrupa ülkelerinin bugünkü hacmine erişecek gibi görünüyor. Ama bugün yerelleştirme yapmadan satış yapamayacakları, yani yerel kanunların izin vermeyeceği ya da tüketicilerin ilgi göstermeyeceği ülkelere göre ürünlerini şekillendiren üreticilerin Türkiye&#8217;yi ve Türkçe&#8217;yi görmezden gelmesinin tek nedeni ekonomik büyüklük değil. Sanayi Bakanlığı&#8217;nın düzenlemeleri ve kanunları, diğer yönetmelikler Türkiye&#8217;de satılan ürünlerin özelliklerini eksik nitelendirirken biz kullanıcılar da ilk paragrafta dediğim gibi &#8220;bulduğumuzla yetiniyor&#8221;, hakkımızı istemiyoruz!</p>
<p>Bu konu hakkında çok kapsamlı ve çevreli yazmak mümkün ama yazan sayısı çok az. Konuya bir de bu açıdan değinmemin nedeni ise iş amaçlı kullanılan avuçiçi bilgisayarların Türkçe desteği vermemesinin daha da dikkat çekici oluşu. Yazışmalarınızı doğru Türkçe ile yapamamak, dökümanlarınızda Türkçe harf kullanamamak çalışmalarınız ve firmanızın profesyonel görünümüne, ticari aktivitelerine sekte vuracaktır. Önümüze gelen dökümanlarda, hangi dilde olursa olsun hatalar, yanlış, eksik yazımlar görünce şüpheyle yaklaşıyorsak kendi çalışmalarımızı da doğru sunabilmek için bu konuda hakkımızı aramamız, talebimizi iletmemiz gerekir. &#8220;Detayları tekrar tartışmak üzere&#8221; diyor, şimdilik bizzat cihaz üreticisi hp, Palm, I-Mate, yazılım üreticisi Microsoft gibi firmalarla temasa geçebileceğinizi hatırlatıyorum.</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/avucicinde-turkce-desteksiz-calismak-ne-kadar-anlamli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilişim sektörüne bir ara, yeni bir kişisel başlangıç&#8230;</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/bilisim-sektorune-bir-ara-yeni-bir-kisisel-baslangic/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/bilisim-sektorune-bir-ara-yeni-bir-kisisel-baslangic/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Jun 2007 12:31:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[ben...]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=98</guid>
		<description><![CDATA[Hobi olarak başlayan bilişimle uğraşım önce yarı zamanlı, sonra tam zamanlı işime dönüşmüştü. Bilişim medyasındaki çalışmalarımdan sonra web tabanlı projelerde iş geliştirme ve analiz yapmış, sonra da bazı firmaların İnternet ve alternatif kanal çalışmalarında koordinasyon ve planlama konularında görev almıştım.

Bu firmalar farklı sektörlerde olsalar da aynı fonksiyonlarda görev alıyordum. Farklı konularda kendimi geliştirmek, kariyerimde yeni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hobi olarak başlayan bilişimle uğraşım önce yarı zamanlı, sonra tam zamanlı işime dönüşmüştü. Bilişim medyasındaki çalışmalarımdan sonra web tabanlı projelerde iş geliştirme ve analiz yapmış, sonra da bazı firmaların İnternet ve alternatif kanal çalışmalarında koordinasyon ve planlama konularında görev almıştım.</p>
<p><center><!--adsense--></center><br />
Bu firmalar farklı sektörlerde olsalar da aynı fonksiyonlarda görev alıyordum. Farklı konularda kendimi geliştirmek, kariyerimde yeni bir yol açmak için yıllar sonra bilişim fonksiyonumu bırakmaya karar verdim.Bir süredir yaptığım görüşmeler sonrasında da, <a target="_blank" href="http://www.kordsa.com.tr/tr/index.htm">Kordsa Global</a>&#8216;de iş analisti olarak çalışmaya bu hafta itibarı ile başlamış bulunuyorum. Eskisi kadar sık görüşemediğim ama güncemi takip eden dostlarım bu şekilde haber vermiş olmamı umarım anlayışla karşılar.</p>
<p>Kişisel güncem bu durumdan ne kadar etkilenir kestirmek zor, zaten oldukça farklı konularda yorumlarımı da bugüne kadar sizlere aktardım, ilginizi koruduğunuz için teşekkürler. Ama bilişim profesyonel yaşamda ana faaliyet alanım olmasa da hobim olmayı sürdürecek. Ve güncemde de bu konuda yazmaya devam edeceğim, kimse boşuna sevinmesin(!), üzülmesin&#8230;</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/bilisim-sektorune-bir-ara-yeni-bir-kisisel-baslangic/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kredi Kartı İle Taksitli Alışverişte İade Izdırabı</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/kredi-karti-ile-taksitli-alisveriste-iade-izdirabi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/kredi-karti-ile-taksitli-alisveriste-iade-izdirabi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jun 2007 19:06:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=97</guid>
		<description><![CDATA[Geçen hafta ne zamandır ihtiyacım olan bir ürünü kredi kartımla, taksitli olarak satın aldım. Markadan, üründen, satıcıdan emindim. Tüm faktörler mükemmele yakın seviyede idi. Marka kalitesi ile tanınıyor, ürün az sayıda ve dikkatle üretiliyordu. Üstüne üstlük, alışveriş noktasının yan kapısında tanıdığımız da vardı. Onun sayesinde de satış sorumlusu ile harika bir diyalog kurduk.
Akşam eve gelip [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta ne zamandır ihtiyacım olan bir ürünü kredi kartımla, taksitli olarak satın aldım. Markadan, üründen, satıcıdan emindim. Tüm faktörler mükemmele yakın seviyede idi. Marka kalitesi ile tanınıyor, ürün az sayıda ve dikkatle üretiliyordu. Üstüne üstlük, alışveriş noktasının yan kapısında tanıdığımız da vardı. Onun sayesinde de satış sorumlusu ile harika bir diyalog kurduk.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Akşam eve gelip kutuyu açtığımda ise ürün bize acı bir sürpriz yaptı, tartışmasız şekilde ayıplı idi. Yukardaki faktörlere ek olarak mevcut tüketici haklarına güvenerek ürünü hafta sonuna denk gelen hemen ertesi gün iade etmeye gittim. Satış sorumlusu ürünü geri alabileceğini söyledi, ama son yılların büyük sorunu, hatta sorunsalı karşımızdaydı: &#8220;Kredi kartına taksitli satış yapılmıştı!&#8221;</p>
<p>Bu cümleyle geri çevrilen, işlem yapılmayan, iadesi alınmayan kişi sayısı sürekli artıyor. Banka-mağaza bağlantısının, tahsilat sisteminin eksiklerine, mağazaların art niyeti eklendiğinde tüketici büyük kayba ve zarara uğruyor. Tüketicilerimiz ise haklarını öğrenmediklerinden, çekimser davrandıklarından olayın üstüne gitmiyor, vazgeçebiliyor, ya da en azından aynı yerden başka ürünler almak zorunda kalabiliyorlar.</p>
<p>Bu konularda çaba ve mesai harcamış biri olarak tüketici haklarının önemini, tüketici haklarında son yıllardaki değişiklikleri hep daha fazla kişiye duyurmaya çalıştım. Hatta bir tüketici hakları yayınının web sitesinde haberim olmadan eklenen ismimin yanında hala &#8220;İstanbul Bilinçli Tüketici Temsilcisi&#8221; yazıyor! Son dönemde bu alandaki gelişmeleri yakından takip etmesem de en azından benzer sorunlarla boğuşanlar için kendi yaşadığım durumu aktarayım. Eğer taksitle satın aldığınız ürünü aynı gün iade ederseniz, işlem iptali son derece kolay, hemen POS cihazı üzerinden yapılabiliyor. Ertesi gün ve sonrasında ise, benim alışveriş yaptığım tipteki mağazalar, bağlı oldukları banka şubesine bir yazı yazarak işlem iptali istiyorlar ve ardından banka süreci işletiyor. İşte satıcıya bunu yaptırmak gerekiyor.</p>
<p>Bu gibi sorunlar yaşandığında işin peşinin bırakılmaması çok önemli. Hele Türkiye gibi kredi kartı işlemlerinin önemli bölümü taksitli satışla yapılan bir ülkede satışın &#8220;oldu bitti&#8221;ye getirilmesinin hiçbir mantıksal dayanağı yok. Satış temsilcisi ve mağazayı ikna edemezseniz mutlaka bankanızı arayarak destek isteyin. Hatta taksiti bahane etmekten de ileri gidip, &#8220;ürünü iade almak zorunda değilim&#8221; diyen satış noktalarına inanmayın, bağlı bulunduğunuz kaymakamlıkta tüketici sorunlarından sorumlu, genellikle &#8220;beyaz masa&#8221; olarak adlandırılan birimlere başvurun, hakkınızı arayın.<br />
<center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/kredi-karti-ile-taksitli-alisveriste-iade-izdirabi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu Güncenin Adresi 173 Bin Dolar Eder mi? Türkiye&#8217;de İnternet Kaç Paralık!</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/bu-guncenin-adresi-173-bin-dolar-eder-mi-turkiyede-internet-kac-paralik/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/bu-guncenin-adresi-173-bin-dolar-eder-mi-turkiyede-internet-kac-paralik/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 May 2007 11:25:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[blog ve bloglar]]></category>
		<category><![CDATA[web'de olanlar, olaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=93</guid>
		<description><![CDATA[İnternet çalışmaları ve araştırmaları yapan birkaç yıllık bir okurum bana hal hatır sorma amaçlı e-postasında kibarlık yapıp web güncemin değerli olduğunu belirtip bir web adresi vermiş. Google sayfa sıralaması ölçen sitelerden biri olan GooglePageRankChecker.com, aynı zamanda sorgulanan web adresinin parasal değerini de hesaplıyor.

&#8220;cihansalim.net/blog&#8221; adresinin 173 bin dolar değerinde olduğunu da bu siteden öğrenmiş oldum! Pazar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnternet çalışmaları ve araştırmaları yapan birkaç yıllık bir okurum bana hal hatır sorma amaçlı e-postasında kibarlık yapıp web güncemin değerli olduğunu belirtip bir web adresi vermiş. Google sayfa sıralaması ölçen sitelerden biri olan <a href="http://www.googlepagerankchecker.com/" target="_blank">GooglePageRankChecker.com</a>, aynı zamanda sorgulanan web adresinin parasal değerini de hesaplıyor.</p>
<div align=center><!--adsense--></div>
<p>&#8220;cihansalim.net/blog&#8221; adresinin 173 bin dolar değerinde olduğunu da bu siteden öğrenmiş oldum! Pazar pazar böyle hafif bir yazı yazarken bir yandan da &#8220;bu adresi bu değere satabilseydim&#8230;&#8221; düşüncesini kafamdan atmaya çalıştım. Tabii bu işin şakası, yıllardır İnternet&#8217;te karşılıksız, Türkçe içeriğe katkıda bulunma ideali ile yayın yapıyorum. Hatta cihansalim.net şeklinde .net ile sonlanan web adresimin .com ile biten halinin de birileri tarafından kötü niyetle kullanılıyor olmasını da hiç beklemiyordum, ama şu anda bunu da dert etmiyorum&#8230;</p>
<p>Fakat şaka bir yana, gerçekten de İnternet gittikçe daha büyük parasal değerler ifade ediyor, fakat biz bu büyüyen gerçekliği kendimize göre yontmaya, şekillendirmeye, daraltmaya çalışıyoruz. Web üzerinde yapılan işler dünyada artık &#8220;e-ticaret&#8221; gibi kavramlara sıkıştırılmıyor, alışılageldik kurum ve girişimlere rakip gelecek vaat eden işler olarak kabul ediliyor. Bizde ise web girişimleri işsiz gençlerin oyunları olarak algılanabiliyor&#8230; Birkaç iyi fikir ve doğru uygulama geliştiren gencin dünya çapında web işleri yapmasını, bu yoldan servet edinmesini bu nedenle ülkemizde tecrübe edemedik, hala da edemiyoruz!</p>
<div align=center><!--adsense#linkunit--></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/bu-guncenin-adresi-173-bin-dolar-eder-mi-turkiyede-internet-kac-paralik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yabancı Diziler: Nip/Tuck 4. Sezon Sıradan</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/yabanci-diziler-niptuck-4-sezon-siradan/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/yabanci-diziler-niptuck-4-sezon-siradan/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 May 2007 15:56:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar, spor, TV]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=91</guid>
		<description><![CDATA[Geçen yıl bu zamanlar izleyiciye saygı göstermeyen kanallar arasına CNBC-e&#8217;nin de katıldığından dem vurmuş, televizyonda dizi seyretme keyfimin pek çok kişi gibi azaldığını söylemiştim. Sevdiğim dizileri CD, DVD ve İnternet&#8217;ten takip etmeye başladım. Askerlik dönüşü eski hobileri canlandırmak uğruna çok tartışmalı, bence özel dizi Nip/Tuck&#8217;ın 4. sezonunu izlemeye başladım ve dizinin 4. sezonunun son bölümünü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen yıl bu zamanlar <a href="http://www.cihansalim.net/blog/200605.htm#cnbcesparkmeryem" title="Mayıs 2006'dan, South Park ile ilgili bir yazı ve CNBC-e">izleyiciye saygı göstermeyen kanallar arasına CNBC-e&#8217;nin de katıldığından dem vurmuş</a>, televizyonda dizi seyretme keyfimin pek çok kişi gibi azaldığını söylemiştim. Sevdiğim dizileri CD, DVD ve İnternet&#8217;ten takip etmeye başladım. Askerlik dönüşü eski hobileri canlandırmak uğruna çok tartışmalı, bence özel dizi Nip/Tuck&#8217;ın 4. sezonunu izlemeye başladım ve dizinin 4. sezonunun son bölümünü bugün seyrettim.<br />
<center><!--adsense--></center><br />
Nip/Tuck&#8217;ın ilgi çekmes<img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/niptucks4.jpg" title="4. sezonun kahramanı 'Michelle'" alt="4. sezonun kahramanı 'Michelle'" align="right" height="442" width="311" />inin nedenleri arasında tabii ki bazı popüler kültür ve popüler TV malzemelerini kullanması olsa da öte yandan her bölümde, etrafımızda olan ama fark etmediğimiz insanların etkileyici dramına şahit oluyorduk. Mutsuz insanların göze aldığı zor operasyonlar, mutlu insanların kafaya taktığı fiziksel özellikleri, gerçekten fiziksel sorunu olan insanların maddi, manevi sıkıntıları bizi düşündürüyor, güzellik kavramını sorgulatıyordu. Bir yandan da dizinin kahramanlarının hayatı sürüyordu. Doğru formül ve iyi senaryo 2005&#8242;te Altın Küre kazandırmıştı&#8230;</p>
<p>Geçen yıl seyrettiğim, Türkiye&#8217;de CNBC-e&#8217;de bu kış ben askerdeyken yayınlanan 3. sezonda ise dizi yapımcıları biraz daha farklı bir formüle kaydı ve kahramanların yaşadıkları daha çok öne çıktı, bir macera dizisine dönüştü. Yine de heyecanla izlendi. 4. sezonda ise çok daha başarısız olunduğunu söylemek zorundayım. Öyle ki, dizinin severleri önümüzdeki sene, CNBC-e diziyi yayınlarsa, izlememe seçeneğini ciddi olarak ele alabilir. Tamamen dizi karakterleri üzerine yoğunlaşan ama çok zorlama yapan, buna rağmen derine inemeyen, yüzeysel kalan bölümlerde bazen 20 yıl ileriye bile gidilip fantastik sahneler elde edilmeye çalışılıyor. Ama sonuçta elde edilen önceki sezonların başarısız bir tekrarı, hatta daha düşük bir performans. Seyrettiklerini sorgulayan, zamanı değerli olanlara duyurulur&#8230;</p>
<p>Aslında böyle bir konuyu yazmışken yine son 3 ay içinde, fırsat bulduğum kısa süreler sonrası ancak bitirdiğim Need for Speed: Carbon&#8217;un da beni kolaylığı ile hayal kırıklığına uğrattığını söylemenin yeridir. Need for Speed serisi yine görsel açıdan güçlü ama bu sefer oyun hiç rekabetçi ve zorlayıcı değil, hele final bölümleri oldukça sıradan ve final&#8230; eh işte.</p>
<p>Ama hep eleştiri olmasın, hala hoşuma gidenlerden de bahsederek bitireyim. Üstün performansını sürdüren bir klasik South Park, 11. sezonuna da güzel başladı. Öneririm&#8230;<br />
<center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/yabanci-diziler-niptuck-4-sezon-siradan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Avrupa Yakası Banliyö Trenleri Durdu Duracak&#8230; Sonra Ne Olacak?</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/avrupa-yakasi-banliyo-trenleri-durdu-duracak-sonra-ne-olacak/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/avrupa-yakasi-banliyo-trenleri-durdu-duracak-sonra-ne-olacak/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 May 2007 19:56:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=88</guid>
		<description><![CDATA[Arada bir Avrupa yakası banliyö trenlerini kullanıyorum. Oturduğum yere istasyonun yakın oluşu ve de raylı sistemin trafik ıstırabı çektirmemesi şehir içinde tren kullanmayı seçmemi sağlıyor. Fakat maalesef, banliyö hattındaki hizmetin kalitesinin sürekli düştüğünü görmemek de mümkün değil.
Bugün de Galatasaray Lisesi&#8217;nde her yıl düzenlenen mezunlar futbol turnuvasına katılmak için trene atladım, kısa sürede Yenikapı&#8217;da olmayı planlıyordum. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Arada bir Avrupa yakası banliyö trenlerini kullanıyorum. Oturduğum yere istasyonun yakın oluşu ve de raylı sistemin trafik ıstırabı çektirmemesi şehir içinde tren kullanmayı seçmemi sağlıyor. Fakat maalesef, banliyö hattındaki hizmetin kalitesinin sürekli düştüğünü görmemek de mümkün değil.</p>
<p><!--adsense-->Bugün de Galatasaray Lisesi&#8217;nde her yıl düzenlenen mezunlar futbol turnuvasına katılmak için trene atladım, kısa sürede Yenikapı&#8217;da olm<img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/tren20040805.jpg" alt="" width="300" height="248" align="right" />ayı planlıyordum. Fakat tren istasyona geç geldi, sonra da on dakika kalkmadı. Tam istasyondan çıkıyordum ki tren harekete başladı, ben de geri döndüm. Fakat aynı durum sonraki istasyonda da tekrarlandı. Çünkü Marmaray için ve Yenikapı&#8217;daki kazılar, ayrıca raylı sistem boyunca diğer çalışmalar nedeniyle maalesef pek çok yerde yol tek şeride düşmüş durumda.  Bozulan bir tren tüm sistemi tıkamış ve iki taraf da çalışmıyordu. Normal şartlar altında bir şerit hiç etkilenmez, hatta trafik elverdiğinde makaslar sayesinde diğer taraf da yavaş da olsa yola devam edebilecekken bugün bir arızada tüm sistem durdu.</p>
<p>Güncemde 2004 Ağustos&#8217;unda da konuya değinmiş, bu arada da yine tepkisizlikten dem vurmuşum, hatta o gün fotoğraf bile çekmişim. Buraya aldığım o fotoğraftaki görüntü ise bugünkü kalabalığın yanında hiç kalır. Bir ülkenin ulaştırma ve haberleşme sistemlerinin bu çağda ne kadar hayati olduğunu hala kavrayamamış olacağız ki bunlara öncelik vermiyor, özenli davranmıyor, bütçe ayırmıyoruz.</p>
<p>Bugünkü arızanın bu kadar etkili olması da, bir süre önce tam rakamı okuduğum ama şu anda hatırlayamadığım miktarda, günde on binlerce yolcu taşıyan Avrupa yakası banliyösünün son dönemde düştüğü durumun sıklıkla zaman, para kaybına, strese yol açtığının en taze örneği. Daha önce duracağı söylenen banliyö hala çalışıyor ama oldukça sıkıntılı olarak. Konuştuğum makinist ise kendilerine Eylül ayında seferlerin duracağının söylendiğini aktardı. Bu durumda sahil şeridinde, hem de raylı olarak neredeyse alternatifsiz olan bu ulaşım seçeneğinin sistemden çıkması çok büyük bir sorun olacak. Halkalı&#8217;dan Sirkeci&#8217;ye pek çok ilçede bu güzergaha alternatif başka toplu taşıma alternatifleri de yok&#8230;</p>
<p>İstanbul&#8217;un düştüğü hal gerçekten de düşündürücü, ülkenin bir bölgede bu kadar yoğunlaşması da&#8230;</p>
<p><!--adsense#linkunit--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/avrupa-yakasi-banliyo-trenleri-durdu-duracak-sonra-ne-olacak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı bir yaşam için &#8220;farkında&#8221; olun, etrafınızdaki laleleri görün&#8230; Ve Pentax lensin hayat verdiği bir BenQ</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/saglikli-bir-yasam-icin-farkinda-olun-etrafinizdaki-laleleri-gorun-ve-pentax-lensin-hayat-verdigi-bir-benq/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/saglikli-bir-yasam-icin-farkinda-olun-etrafinizdaki-laleleri-gorun-ve-pentax-lensin-hayat-verdigi-bir-benq/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Apr 2007 14:19:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[doğa, çevre ve gezi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı ve mekanlar]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğrafçılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=83</guid>
		<description><![CDATA[Pek çok yerde şaşırtıcı şekil ve renkteki laleler İstanbul&#8217;un güzelliğine güzellik katıyor, lale etkinlikleri de yapılıyor. Bu çalışmalar da aslında azımsanmayacak sayıda insanın eleştirisine maruz kalıyor. Maalesef şehirdekiler trafikten, kirden o kadar sıkkın ki &#8220;belediye niye lalelerle uğraşıyor&#8221; diye kızıyorlar, üç gün önce bindiğim bir taksinin şoförünün sözleri karşısında ben de &#8220;haklı&#8221; diye düşünmeden edemedim.
Ama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Pek çok yerde şaşırtıcı şekil ve renkteki laleler İstanbul&#8217;un güzelliğine güzellik katıyor, lale etkinlikleri de yapılıyor. Bu çalışmalar da aslında azımsanmayacak sayıda insanın eleştirisine maruz kalıyor. Maalesef şehirdekiler trafikten, kirden o kadar sıkkın ki &#8220;belediye niye lalelerle uğraşıyor&#8221; diye kızıyorlar, üç gün önce bindiğim bir taksinin şoförünün sözleri karşısında ben de &#8220;haklı&#8221; diye düşünmeden edemedim.</p>
<p><!--adsense-->Ama güncemde aralıklarla dile getirdiğim gibi tepkisiz ve umursamaz bir topluma dönüşüyoruz. Eğer bir şey yapmaya, sözümüzü duyurmaya çalışmayacaksak sürekli şikayet eder durumda olmak bana &#8220;keskin sirke küpüne zarar&#8221; deyişini hatırlatıyor. Gerçekten de laleler hakkında bir şey yapmayacaksak, niye gözlerimizi bu güzelliğe kapıyoruz? Bu sabah sahilde bir yürüyüşe çıktık ve yol kenarındaki az sayıda laleyi mutlulukla seyrettik, biraz sonra karşılacağımız şenliği bilmeden&#8230;</p>
<p><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/cihanlale2.jpg" alt="" width="563" height="320" align="middle" />Avrupa yakasında, sahil yolunda Yenikapı/Zeytinburnu girişindeki surların altındaki parkın bir soğanlı bitkiler parkına çevrildiğinden haberimiz yoktu, pek çok kişinin de yoktur. Ve lafı hiç uzatmadan yakında oturan ve çalışanların, hatta bu yoldan geçenlerin yarım saatliğine buraya girmesini şiddetle öneririm. Aracı olanlar da hiç zorlanmadan Yenikapı girişinden sapıp BP benzin istasyonundan hemen önce parkın girişine arabalarını bırakabilir, parkı gezip sahil yoluna dönerek yollarına devam edebilir.Az sayıda ve süs amaçlı yerleştirilen lalelerin yanında, şehrin bazı yerlerinde böyle inanılmaz güzellikte parklar var ama iyi duyurulmuyor, dikkat çekmiyor, daha önemlisi yer seçimi başarısız olduğundan bu güzelliklerin ziyaretçisi az oluyor. Bu da hem maddi hem manevi bir kayba neden oluyor. Yatırımların faydası az kişi tarafından alınabiliyor, alınan manevi haz çoğunluğa yayılmıyor.</p>
<p>Bu manevi haz çok önemli, sağlıklı ve uzun bir yaşam için ruh halimiz en büyük belirleyici. Stres ve stres altında vücudun salgıladığı hormanlar ilk çağlarda atalarımızın tehlikeden kurtulmasıyla sona eriyordu, bu tehlikelerin de neredeyse tümü fizikseldi, saldırı, savaş, vahi hayvanlar, doğa şartları gibi. Ama bugün, stresin kaynağı çoğunlukla fiziki değil, zihinsel ve tabii uzun süreli. Bu nedenle stresin tetiklediği vücut salgıları daha uzun süre etkili oluyor ve bize zarar veriyor. Hayata karşı tutumumuz bu nedenle çok önemli, farkındalık, çevremizdeki olayları takip edebilmek, tam anlamıyla yaşayabilmek, güzellikleri görebilmek sağlıklı ve kaliteli yaşamanın anahtarı.</p>
<p><img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/cihanlale1.jpg" alt="" align="middle" />Gelelim eve gelince yaptığım makro çekimlerden etkilenmemi sağlayan kameraya. Fotoğrafçılıkla yakından ilgili babamın sayesinde evde 6-7 tane kaliteli dijital fotoğraf makinesi var, ama en başarılı olanlarından biri bize sürpriz yapan bir BenQ; DC-X600. Anneme kompakt, kolay taşınabilir, hafif ve ekonomik ama tabii ki kaliteli bir model ararken geçen yılın son aylarında çok mükemmel bir teklifle karşılaşmıştık, Pentax lensli DC X600 gerçekten de çok başarılı olarak lanse edilen modellere göre mükemmel sonuçlar veriyor. Artık benim de kullanmaya başladığım makinede, elleri çok da sıkı durmayan biri olarak, hiç titreşim sorunu yaşamıyorum.Bilişim ve iktisatın aksine Türkçe&#8217;sine hakim olmadığım fotoğrafçılık alanında İngilizce kelimeler kullanacağım için üzgünüm; pek çok denememizde mükemmel &#8216;exposure&#8217; seviyeleri ile kareleri düzeltmemize hiç gerek kalmıyor. Ve çok önemli bir diğer şeyse &#8216;noise&#8217; ya da kirlilik/gürültü açısından yine çok iyi sonuçlar alıyor oluşumuz.</p>
<p>Belki de daha fazla deneme yapmak gerekiyor ama Pentax&#8217;ın lens olarak Leica&#8217;nın tahtını sarstığını hatta ele geçirdiğini söyleyebiliriz. Bu aralar pek kullanmadığımız Carl Zeiss lensler hakkında ise son durumu bilemiyorum. Ama dijital fotoğrafçılık konusunda tecrübesiz olanlara da, model seçerken dikkat etmeleri gerekenlerin bu bahsettiklerim olduğunu hatırlatmak isterim, lens kalitesi, otomatik ışık ve renk ayarı; asla megapiksel ya da dijital zoom değil&#8230;</p>
<p>Bugün çektiğim bazı kareleri <a title="Masaüstü duvar kağıtları" href="http://cihansalim.net/diger/eglence.htm#duvar" target="_blank">sitemin duvar kağıtları bölümü</a>ne, zamanım olursa eklemeyi düşünüyorum, bilginize.</p>
<p><!--adsense#linkunit--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/saglikli-bir-yasam-icin-farkinda-olun-etrafinizdaki-laleleri-gorun-ve-pentax-lensin-hayat-verdigi-bir-benq/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>THY cep telefonuna izin verecekse&#8230; Nisan başında soğuk Bodrum ve Detoks</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/thy-cep-telefonuna-izin-verecekse-nisan-basinda-soguk-bodrum-ve-detoks/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/thy-cep-telefonuna-izin-verecekse-nisan-basinda-soguk-bodrum-ve-detoks/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Apr 2007 20:13:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=80</guid>
		<description><![CDATA[Cuma akşamı, çalıştığım firmanın detoks merkezini ziyaret etmek için Bodrum&#8217;a gittim. THY uçağına erken bindim, tabii telefon çaldı ve konuşmaya başladım. Bir dakika sonra, uçağın kalkışına yaklaşık 30-35 dakika varken, hostes telefonu kapatmamı istedi. Kısa süre içinde kapattım ve zaten orta seviye bilgim olan uçuş donanımı hakkında, haklı da olsam bir tartışmaya girmeyeyim dedim.

Ama THY&#8217;nin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cuma akşamı, <a href="http://www.thelifeco.com.tr" title="The LifeCo" target="_blank">çalıştığım firma</a>nın detoks merkezini ziyaret etmek için Bodrum&#8217;a gittim. THY uçağına erken bindim, tabii telefon çaldı ve konuşmaya başladım. Bir dakika sonra, uçağın kalkışına yaklaşık 30-35 dakika varken, hostes telefonu kapatmamı istedi. Kısa süre içinde kapattım ve zaten orta seviye bilgim olan uçuş donanımı hakkında, haklı da olsam bir tartışmaya girmeyeyim dedim.<br />
<center><!--adsense--></center><br />
Ama THY&#8217;nin havada cep telefonuyla görüşmeye izin verme çalışmalarına başladığını bildiğimden yapılan uyarıya şaşırdım. Türk Hava Yolları, Şubat&#8217;ta kısıtlı bir çerçevede <a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=5988665&amp;tarih=2007-02-21" title="Konuyla ilgili Yurtsan Atakan'ın bir yazısı" target="_blank">tartışıldığı</a> <a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=3955525&amp;tarih=2006-02-23" title="Cep tehlikesi üzerine bir Hürriyet Bilim yazısı" target="_blank">üzere</a>, dünyada <a href="http://www.spntr.net/content/view/4267/77/" target="_blank">cep telefonuna izin veren ilk havayolu olmak üzere çalışmalarını hızlandırdı</a>. Ülke olarak bugüne kadar bazı teknolojik konularda geri kalmamız başkalarının tecrübesini görüp on<a href="http://www.flickr.com/photos/87908540@N00/330352153/" target="_blank"><img src="http://farm1.static.flickr.com/157/330352153_c613864260.jpg?v=0" title="THY ile yağmurlu hafta sonunda Bodrum'a... - Flickr'da Aykutu'dan" alt="THY ile yağmurlu hafta sonunda Bodrum'a... - Flickr'da Aykutu'dan" align="right" height="225" width="300" /></a>a göre en iyi metodu seçme şansı verdi, bunu da bazen kullandık. Hostesler uçağın kalkmasına yarım saat varken telefonu yasaklıyorsa, belki de bir konuda öncü olalım aşkıyla yanlış alanda hamle yapıyor olabiliriz.</p>
<p>Gelelim Bodrum&#8217;a. Detoks merkezinin bulunduğu Türkbükü&#8217;nü ve tabii Bodrum&#8217;u ilk defa Mart sonu, Nisan başında görmüş oldum. Havanın da soğuk olduğu bir hafta sonuna denk gelince turizm merkezlerinin ölü sezonda ne kadar hareketsiz olduğunu, gelir elde edemediğini farklı bir şekilde yeniden gözlemlemiş oldum. Türkiye&#8217;nin kültür turizmine önem vermesi işte bu yüzden çok önemli. Turistin 12 ay gelmesi için mevsimden bağımsız güzellikler doğru şekilde sunulmalı. Kültür turisti çekemezsek turizm gelirlerini sadece toplamda değil, turist başına da arttıramayız, çünkü kültür turisti daha çok harcama yapar, hatta gezdiği yerle iki tarafın da faydalanacağı olumlu etkileşimlere girer.</p>
<p>Peki detoks merkezine gidip, deneme amaçlı da olsa iki gün detoks yapılmaz mı&#8230; Üzerinde çalıştığım konuyu daha iyi kavramak için benim de bunu tecrübe etmem gerekiyordu! Bu yazılarımı okuyan yakın arkadaşlarıma buradan söyleyeyim, gerçekten zor ve mantıksız bir şey değil. İki gün bir şey yemeyip tam besin hatta mükemmel besin içeren sıvılarla beslenmek hiç de zor değil ama dönüş uçağında salatayı da nasıl iştahla yediğimi unutmayacağım. Ama üç gün sonra bugün hala, &#8220;cildinde bir değişiklik var&#8221; diyenler de oluyor. Yakın çevremde olmayan sevgili okurlarım reklam yaptığımı sanmasın diye bugünlük bu konuyu bu kadar ele alayım, ilerde devamını yazmayı planlıyorum.<br />
<center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/thy-cep-telefonuna-izin-verecekse-nisan-basinda-soguk-bodrum-ve-detoks/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Demet Tiyatro iyi ki var! Ve artık, &#8220;benim neslimin sevilen&#8230;&#8221; cümleleri kurma zamanı gelmiş</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/bir-demet-tiyatro-iyi-ki-var-ve-artik-benim-neslimin-sevilen-cumleleri-kurma-zamani-gelmis/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/bir-demet-tiyatro-iyi-ki-var-ve-artik-benim-neslimin-sevilen-cumleleri-kurma-zamani-gelmis/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Mar 2007 18:22:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[sanat kültür tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=32</guid>
		<description><![CDATA[Bir Demet Tiyatro&#8230; Türk televizyon tarihinin önemli kilometre taşlarından, hala benzersiz olan bir yapım. Bu yapımda yer almış isimler pek çok başka yapımda önemli roller aldılar, bazıları dev yapımlara imza attılar, hepinizin bildiği gibi. Ortaokul ve lise yıllarımda, L-Manyak dergisiyle beraber başlıca mizah kaynağımızdı, ertesi gün okulda esprilerin üzerinden geçilir, yeni espriler türetilirdi.
Ve dizi bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir Demet Tiyatro&#8230; Türk televizyon tarihinin önemli kilometre taşlarından, hala benzersiz olan bir yapım. Bu yapımda yer almış isimler pek çok başka yapımda önemli roller aldılar, bazıları dev yapımlara imza attılar, hepinizin bildiği gibi. Ortaokul ve lise yıllarımda, L-Manyak dergisiyle beraber başlıca mizah kaynağımızdı, ertesi gün okulda esprilerin üzerinden geçilir, yeni espriler türetilirdi.</p>
<p><center><!--adsense--></center>Ve dizi bu sezon geri döndü.  Ben askerde olduğumdan bir hayli bölüm kaçırdım. Rasgele gezinirken <a href="http://www.turkerkeskinpala.net/okyanusotesi/2006/11/29/bir-demet-tiyatro/" target="_blank">Okyanus Ötesi&#8217;nde Türker Keskinpala&#8217;nın yazdığı Bir Demet Tiyatro yazısı</a>nı da, dizinin ilk bölümünü öğrenme merakıyla heyecanla okudum. Ama beni beklenmedik şekilde düşünmeye iten, yazının sonunda ima ettiği nesil farkı konusu idi. Nesiller, toplum gibi konularda daha önce düşünmüş, hatta artık itiraf etmenin yeridir, bir roman yazmayı düşünmüş olmama rağmen benim altımda benden bir hayli farklı bakış açısına sahip olan nesillerin oluştuğunu kabullenmemiştim. Şöyle demek daha doğru olur, &#8220;biz şu dizileri, filmleri izlemeyi, şunu şu şekilde yapmayı severdik&#8221; diyerek, benden genç/küçük olanlarla farklılık hissetmemiştim. Çünkü en genç en çok kavramı kucaklayan, her şeye açık yaş grubundaydım. Bir fark varsa, altımdakilerle aramda değil üstümdekilerle aramda olabilirdi.Fakat bu cümleler bir &#8220;yaşlanıyoruz&#8221; edebiyatı değil. İnsan, sağlıklı ve uzun bir yaşam sürebilmek için her zaman yarınına bakmalı, geçmişine takılmamalı. Olumlu düşünmeli, yılların fiziki ve ruhi yıpranma getirdiğine kafayı takmamalı, enerji seviyemizi yüksek tutmalıyız. Hayata karşı tutumumuz her yaşta nasıl olacağımızı belirler, bu yüzden bazıları zamanından önce solar, diğerleri ise en fırtınalı, soğuk mevsimlerde çiçek açar. Bu son cümle yaşlanma üzerine yazan, ABD TV dünyasının duayenlerinden 95 yaşındaki <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Art_Linkletter" title="Wikipedia'da Linkletter" target="_blank">Art Linkletter</a>&#8216;dan. <a href="http://www.secondprime.com/" target="_blank">&#8220;İkinci bahar&#8221; kitabının sitesi</a> ise, yaşlandığını hissedenler kadar gençler için de önemli bir site.</p>
<p>Neyse, Bir Demet Tiyatro&#8217;ya dönersek, dizi bence ekranlarda kalmalı. Gönül bağım olduğu için değil, ekranda gerçekten tiyatro izleyebilmenin çok önemli olduğunu düşündüğüm için. Pek çok kişi tiyatroya hiç gidemezken böyle bir yapım onlara farklı bir dünya ve olanak sunuyor. Sadece bu nedenle bile, bu yapım diğer dizilerle içerik, performans ve reyting açısından karşılaştırılmamalı&#8230;</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/bir-demet-tiyatro-iyi-ki-var-ve-artik-benim-neslimin-sevilen-cumleleri-kurma-zamani-gelmis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vejetaryen, sağlıklı restoranda da çok lezzetli yemek oluyormuş</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/vejetaryen-saglikli-restoranda-da-cok-lezzetli-yemek-oluyormus/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/vejetaryen-saglikli-restoranda-da-cok-lezzetli-yemek-oluyormus/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Mar 2007 11:17:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam tarzı ve mekanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=23</guid>
		<description><![CDATA[Sağlıklı beslenmeye ve yaşamaya önem veren birisi olsam da vejetaryenlik ve &#8216;tamamıyla sağlıklı&#8217; beslenme konusunda uzman sayılmam. Çoğumuz ise bu kelimeleri duyunca, &#8220;tatsız tuzsuz&#8221; yemek yiyeceğini düşünür.

Halbuki bu hafta içi yemek yediğim Saf Organik Restoran sağlıklı besinlerin ne kadar lezzetli olabileceğini, aksini düşünmüyor olmama rağmen, bana fazlasıyla hissettirdi. En lezzetli ve hatta sağlıksız öğünlerden aldığım [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıklı beslenmeye ve yaşamaya önem veren birisi olsam da vejetaryenlik ve &#8216;tamamıyla sağlıklı&#8217; beslenme konusunda uzman sayılmam. Çoğumuz ise bu kelimeleri duyunca, &#8220;tatsız tuzsuz&#8221; yemek yiyeceğini düşünür.</p>
<p><center><!--adsense--></center><br />
Halbuki bu hafta içi yemek yediğim <a href="http://www.safrestaurant.com/tr/index.asp" target="_blank">Saf Organik Restoran</a> sağlıklı besinlerin ne kadar lezzetli olabileceğini, aksini düşünmüyor olmama rağmen, bana fazlasıyla hissettirdi. En lezzetli ve hatta sağlıksız öğünlerden aldığım lezzeti, belki daha fazlasını, sebzeler ve sağlıklı soslarla aldım.</p>
<p>Saf, Avrupa&#8217;nın şarap ve martini barına sahip ilk organik restoranıymış. Alanında dünyanın önemli isimlerinden Şef Chad Sarno&#8217;nun önderliğind<img src="http://www.cihansalim.net/blog/resim/safdolma.jpg" align="left" height="120" width="165" />eki mutfak sanırım daha fazla ilgiyi hak ediyor. Tanıştığım Chad&#8217;in hikayesi de ilginç, İtalyan bir aileden gelip organik bir mutfağa geçmesine astımı neden olmuş, devamını kendisinden dinleyebilirsiniz.Reklamını yapmak için değil, önemli yerli ve yabancı misafirlerini ağırlayacak restoran arayanlara bu yeni alternatifi duyurmak için Saf&#8217;tan bahsediyorum. Özellikle yemek kültürümüze yabancı, Uzak Batı(!) ya da Uzak Doğu&#8217;dan misafirimiz olduğunda, hele bunlar et yemeye pek sıcak bakmayan insanlarsa, önce heyecanlanır, sonra da şehirdeki birkaç alternatif arasından seçim yapıp şansımızın yaver gitmesini dileriz. İşte Saf, bu durumlarda misafirinizin fazlasıyla mutlu olmasını sağlayacak bir mekan diye düşünüyorum. Sitesinden detaylı bilgi alabilirsiniz, yeri Tünel&#8217;de ve az masası var, benden söylemesi.</p>
<p><center><!--adsense#linkunit--></center></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/vejetaryen-saglikli-restoranda-da-cok-lezzetli-yemek-oluyormus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İşe alım süreçlerinin ne kadarı ciddi? Ne kadarı iki tarafa da zaman ve para kaybı?</title>
		<link>http://www.cihansalim.net/blog/2007/ise-alim-sureclerinin-ne-kadari-ciddi-ne-kadari-iki-tarafa-da-zaman-ve-para-kaybi/</link>
		<comments>http://www.cihansalim.net/blog/2007/ise-alim-sureclerinin-ne-kadari-ciddi-ne-kadari-iki-tarafa-da-zaman-ve-para-kaybi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Feb 2007 13:05:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Cihan Salim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ben...]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve Türk ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cihansalim.net/blog/?p=19</guid>
		<description><![CDATA[İş görüşmelerine halen devam ediyorum, aslında aynı ve ayrı firmalarla o kadar çok mülakata girip çıkıyorum ki, mülakat yorgunluğu oluşuyor diyebilirim. Sanki mülakata katılmak benim işim gibi gelmeye başladı. Bu hafta sadece dün mülakatım yoktu, bir boşluk hissettim desem yalan olmaz.

Tabii bu kadar mülakata gidince, iş olanakları, şirketler, kendim ve kariyer dışında şeyler düşünmeye, mülakatları, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İş görüşmelerine halen devam ediyorum, aslında aynı ve ayrı firmalarla o kadar çok mülakata girip çıkıyorum ki, mülakat yorgunluğu oluşuyor diyebilirim. Sanki mülakata katılmak benim işim gibi gelmeye başladı. Bu hafta sadece dün mülakatım yoktu, bir boşluk hissettim desem yalan olmaz.</p>
<p><!--adsense--><br />
Tabii bu kadar mülakata gidince, iş olanakları, şirketler, kendim ve kariyer dışında şeyler düşünmeye, mülakatları, görüşmeye girenleri karşılaştırmaya başlıyor, &#8220;mülakat&#8221; kavramı üzerine düşünmeye de başlıyorum.</p>
<p>Askerlik şubeme, silah altına alınmadan önce son kez gittiğimde bana az bir miktar para verildi ve hiçbir açıklama yapılmadı. Önce &#8220;yanlışlıkla mı verildi, acaba paralı işlemler de mi var&#8221; diye düşündüm, sonra ise teslim olmak için yol parası olduğu aklıma geldi. Mesela iş görüşmelerine adayları çağıran firmalar böyle bir uygulama yapsa güzel olmaz mı? Zaten iş arayan ve mülakata çağrılanların önemli miktarı o dönemde bir başka firmadan geliri olmayan kişiler, en azından gerçekten maddi sıkıntı yaşayanlara böyle sembolik bir hediye, bu ya da farklı bir şekilde sunulsa güzel olmaz mı? Bu nereden mi aklıma geldi? Firmaların bazen haklı olarak, aşırı sayıda başvuru içindeki özgeçmişler üzerinden seçim yapmakta zorlanması, bazen de sadece &#8220;daha çok kişi görelim&#8221; mantığıyla hareket etmesi ve fazla kişinin toplantıya çağrılıyor olduğunu gözlemliyorum da ondan. Çoğu kişiye karşılıksız umut verilmesi bir yana onlara maddi kayıp anlamına da geliyor bu yaklaşım.</p>
<p>Tabii bu ilginç fikrimi yazmak için klavye başına oturmadım, en son ben askerdeyken de benimle görüşmek isteyen, olmayınca önceki hafta beni arayan önemli bir sigorta ve finansal hizmetler firmasına gittim. Dünyanın en büyük fonlarından birini yöneten firmanın ilanlarında &#8220;finansal danışman&#8221; arayışı içinde olduklarını belirtiyorlardı. Fakat toplantıda bana yapılan görev tanımı karşısında şok oldum, amaç bireylere sigorta satacak bir eleman almakmış. Böyle bir pozisyona nasıl &#8220;finansal danışman&#8221; deniyor anlamaya çalıştım ve iki taraf da daha da fazla zaman kaybetmesin diye teşekkür ederek erken ayrıldım.</p>
<p>En değerli kaynağımız zaman ve bunun yanında para kaybına, İstanbul gibi <a title="İETT sitesinden toplu taşıma bilgileri alınabilir" href="http://www.iett.gov.tr">toplu taşıma </a>altyapısı yetersiz bir yerde yollarda stres yapmaya neden olan bu yaklaşımlara sinirlenmekten daha çok üzülüyorum. Yüksek işsizlik ve her pozisyona aşırı başvuru, bazı şirketlerin yanlış ilanları ve işe alım yöntemleri ile birleşince sürece zarar veriyor ve refah (huzur, para, sağlık, zaman, vs.) kaybına neden oluyor.</p>
<p>Ha bu arada, tanıdıklarım dert etmesin, ben bir yandan geçici bir anlaşmayla çalışıyorum, bir yandan da çok adımlı birkaç işe alım sürecinin devamını bekliyorum. Ülkemizde de büyümenin işsizliğe yansıyacağı bir ortam diliyorum, bugünlük bu kadar diyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cihansalim.net/blog/2007/ise-alim-sureclerinin-ne-kadari-ciddi-ne-kadari-iki-tarafa-da-zaman-ve-para-kaybi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
