// bilgisayarlar

bilgisayarlar

Dijital Detoks mu?!

2016 ne yıpratıcı yıldı deyip geçtik, ama kaygılarımız kısa vadede azalacak gibi görünmediğinden yılın hemen ilk ayında pek çoğumuz bir şeyleri yoluna sokma planlarını yapma çabasındaydı, haklı olarak…
ABD’de ise Trump’ın görevi devralmasının ertesi günü milyonlarca kişiyi sokaklara döken ‘Kadınlar Yürüyüşü’ etkinliği aslında pek çok farklı görüşün savunulduğu bir protesto etkinliği idi. (Wikipedia İngilizce / Vikipedi Türkçe) Şaşırtıcı olan ise, seçim sonuçlarının açıklandığı gece Hawai’de hayal kırıklığına uğramış bir kadının uyumadan önce Facebook’ta bir yürüyüş etkinliği oluşturması ile başlaması idi. Sabah uyandığında 10 bin kişinin bu etkinliğe ‘Katılıyorum’ işaretlediğini görmesi bireysel olarak oldukça şaşırtıcı olsa da toplumsal olarak yeni iletişim ve örgütlenme yöntemlerinin göstergesi son göstergesi idi. Aynı hafta sonu Türk medyasında palm yağı tartışılıyordu.

Türkiye’nin ilk detoks firmasında bir dönem pazarlama sorumlusu olduğumdan, eski iş arkadaşlarımızla buluştuğumuzda bizim de gündemimizdeydi. “Sadece palm mı kanserojen” deyip diğer gıdalardan bahsetmekle kalmayıp, cep telefonları gibi teknolojik ürünlerin de kanserojen risk analizi yapılmaya başlandı. Zaten yeni ama hızla yaygınlaşan bir teknolojinin sağlıksız olduğuna dair haber çıkması artık popüler kültürün bir parçası(!) Fakat artık cihazların sadece teknik özelliklerinin fiziksel bedenimize doğrudan etkilerini tartışmakla kalmıyoruz.

Teknoloji sadece riskli veya rahatsız edici değil, toksik olarak nitelenebiliyor, sosyal ağlarda geçirdiğimiz vaktin beyne veya düşünme yetisine, gerçek dünyada iletişim kurma becerilerimize zarar verdiği gibi iddiaları olan makale ve araştırmalara denk geliyoruz. Instagram’da sürekli mutlu ve keyif çatan paylaşımları gördükçe ‘eksiklik’, ‘kendi hayatından tatminsizlik’ gibi psikolojik sonuçların oluştuğu raporlanıyor. Twitter’da karşıt dünya görüşlerini karalayan haber ve yorum tweet’leri okudukça ‘öfke duymak’, ‘gelecek kaygısına kapılmak’; idam isteyen ilkokul çocuklarını gösteren tweetler gibi radikal söylem ve görüntülere maruz kaldıkça ‘toplumdan ayrı kalmış’ gibi hissetmek ve ‘çekip gitmek’ arayışının arttığı gibi toksik etkili örnekler çoğaltılabilir.


Teknolojiden Arınmak İyi Reçete mi Placebo mu…

Bu gerçekliklerle mücadele etmek yerine, bize bunları fark ettiren adeta gözümüze sokan teknolojiye karşı tepki duyanlarımız çoğalıyor. “Bağımlılığı azaltacağım, bu yıl mutlaka bir kez teknoloji detoksu yapacağım” söylemini, 2017’de inziva tatillerine, telefon çekmeyen, WiFi’siz yerlere giderek kafa dinleme hayallerini şimdiden duyuyoruz. Herşeyi kapatmak bir reçete gibi düşünülüyor.

Tamamıyla inzivaya çekilmeyi düşünmüyorsak, teknolojinin yaygınlaştığı bir ortamda yadsımak değil dengeli olmaya odaklanmalıyız

Yoğun bir kurumsal hayatın yanında yoga eğitmenliğini sürdüren, üstelik eskiden sağlıklı yaşam sektöründe de çalışmış biri olarak meseleye farklı açılardan ve empatiyle yaklaşabildiğimi düşünüyorum. Bilimdeki gelişmeleri anlamakta zorlanmaya başladığımız, üstelik de şahsi teknolojik cihazlara neredeyse bağımlı olduğumuz hissi topluma yayılsa da bunlar gelecekten korkma ve bugünkü halimizi kaybetme kaygısı yaratmamalı. Nostalji her zaman değişik hisler uyandırır, ama “geçmişte her şey daha iyiydi” yaklaşımı da sürekli hızlanan bir dünyada bizi psikolojik olarak koruyamaz.

2010’lara gelmeden basılı medyanın ‘ölüm yılı’ tahminleri yapılıyordu, fakat hala oldukça kuvvetli ve yaygın dağıtımı olan gazete, dergiler görüyoruz, hatta bu okuduğunuz yazı da aslında basılı bir dergideki  köşe yazısı için yazılmıştı. Bunun nedeni de hala kâğıdın çok iyi bir okuma alternatifi olması, foto görselliğini çok uygun bir fiyat/kalite performansında sunması. Sonsuza kadar kağıt kullanmayacak olsak da, yüz milyonlarca tablet, bilgisayar ve milyarlarca telefona rağmen hala basılı mecra iletişimi devam ediyor. Bu da “yeni teknoloji şeytanidir, eskisi daha iyi olsa bile eskiyi öldürür” tezinin doğru olmadığına bir örnek.

Detoks uzmanı arkadaşlarımın bir kısmı Osmanlı’da lavman olarak bilinen bağırsak yıkamanın detoksun aşırıya kaçan bir yöntemi olduğunu düşünüyor! İnternet’ten de yılda birkaç hafta -bağırsak yıkamak gibi- tümüyle uzak kalmak bir o kadar ‘radikal’ bir çözüm!

Teknolojiyi ‘zehirleyen sistemler’ olarak algılamak gerek kişisel, gerek toplumsal olarak bizi geriye düşürür. 2017 Wired World dergisinde aynı konuyu işlerken dendiği gibi, şunu fark etmemiz gerekiyor, biz o ekranlara bakmıyoruz, o ekranlardan dünyaya bakıyor, seyrediyoruz ve dünyaya ulaşıyoruz.

Teknoloji sayesinde üzülerek takip ettiğimiz, gördüğümüz olaylar karşısında bir şey yapıp yapmamak bir kişisel tercih… Ama şahsen bir şey yapmaya, insiyatif almaya enerji bulamıyorsak, haberdar ve dolayısıyla mutsuz olduk diye bize haberi ulaştıran teknolojiyi suçlamak kolaya kaçmak olur… Hele uyumadan önce Facebook’ta açtığı sayfayla milyonları harekete geçiren, tarihteki en kalabalık günübirlik protestonun yapılmasına ön ayak olan Amerikalı kadını düşünürsek!..

TARTIŞALIM

“Dijital Detoks mu?!” henüz yorumlanmamış, ilk siz yorumlayın

Yorum yapın