// blog ve bloglar

blog ve bloglar

‘Sosyal Medya’ şimdi rüştünü ispatladı! Medyayı suçlamak doğru mu? Gezi Parkı gibi bağımsız medyayı da kollamalı ve Demokrasi halk talep ederse gelir…

Gezi Parkı’ndaki oturma eylemiyle başlayan halk hareketinin eriştiği geniş katılımı ve vatandaşın maruz kaldığı had safhada saldırıları aynı ölçüde yansıtmaktan kaçınan ana akım medya, medyayı en çok tüketen halk kesiminden ciddi tepki çekiyor. Başbakan’ın “medya da olayları büyütüyor” ifadesine cevaben sessiz kalınmış olsa da, artık olaylar yatışmak üzereyken dahi saat başlarındaki haber bültenlerinin daha uzun kısmını Diren Gezi Parkı hareketine ayıranların yerli değil yabancı TV’ler idi.

Türkiye gibi yüksek gelir ve eğitim seviyesine ulaşmamış toplumlarda, alternatif medyanın da ana akım medyanın da bağımsız olarak devam edebilmesini sağlayacak gelirleri sürekli kılması çok zor. Entelektüel üretim ürünlerinin değerine saygı duyulmayan toplumda, ana akım medya kanalları da ancak bir iş adamının çeşitli merakları nedeniyle canlı tutulabiliyor, ve tabii kendi kendine ayakta duracak para kazanması isteniyor.

4. Kuvvet Medya?

İletişim, veri (data), malumat (information) ve bunların sentezlenmesiyle oluşan bilginin yönetimi her canlı türü için hayatı öneme sahip. Dolayısıyla tarih boyunca bilginin yönetimi de toplumları yönlendirmede en önemli araçlardan biri oldu. Henüz 1787’de İngiltere’de parlamento konuşmalarında dile getirilen 4. kuvvet ifadesi, o dönemlerde yönetim/asilzadeler, ruhban sınıf, ve çalışan tabanın güçlerine ek olarak gücü kalıcı ve sürekli olarak görülmeyen bir diğer sosyal veya politik güç oluşumuna dikkat çekiyordu. Daha güncel ifadesi sıklıkla, yasama (meclis), yürütme (hükümet) ve yargıya ek olarak bir nevi gözetleyici, halkın haklarını gözeten gazetecilik için kullanılması idi.

Türkiye’de geçtiğimiz 1-2 on yılda medyanın bu önemli gücünü, medya patronlarının diğer işlerini palazlandırmak için haksız ve orantısız kullandığı inancı sıklıkla dile getirildi. Fakat Türk medyasının toplumun gündemini çok büyük oranda şaşırtabilecek, hatta seçim sonuçlarına etki edebilecek hamlelerini örneklemekte ben şahsen çok zorlanıyorum. Çünkü Türkiye bir görüntülü medya tüketimi ülkesi, televizyon tartışmaları ise 90’lardaki çalkantıların sorumlusu olmaktan çok uzaktı. Tirajların çok düşük olduğu basın tarafında ise, gazetecilik Türkiye çapına asla etki edemedi, hala da edemiyor. Türkiye’de seçmen tabanı tercihindeki büyük kayışlar, bilgi tabanlı değil, duygusal gerçekleşiyor, liderlerin kimlikleri önemli rol oynuyor.

Kuvvetler Ayrılığı Kaldı mı?

Yasama, yürütme ve yargının birbirinden bağımsız hareket etmesinin sorunlar doğuracağı, kabul edilemez olduğu, Türkiye’de istediği kadar sınırsız hareket edemeyen siyasilerce arada bir dile getirilir. Yargıyı etki altına alma çalışmalarına paralel ise, medyadaki varlık genişletilmeye çalışılır. 4. kuvvet medyanın da, yasama ve yürütme ile ayrı telden çalması istenmez.

Yıllardır sürekli medyaya karşı siyasi hoşnutsuzluk demeçleri, “kışkırtıcı, sorumsuz medya” ifadeleri duyuyoruz. Bir yandan da batan bankalar, grup şirketlerinin ortak olduğu TV kanallarına borçlar nedeniyle el konulup satılmaya çalışıldığı süre boyunca devlet organları tarafından kontrol ediliyor, içerikleri yönetiliyor.

Bağımsız ya da Korkusuz Medyanın Soyunun Tükendiği Tarih?

Sermaye bağımsızlığı bir yana, içerik olarak da özgür yayın yapabilmek kolay mı sanıyorduk acaba Gezi Parkı eylemi öncesinde? Çevrenizde habercilikle alakalı bir şekilde ekmeğini kazanmış birine bir anısını anlattırın, mutlaka çıkacaktır. Benim en yakın canlı örneğim, Türkiye’de dağıtımı yasaklanan “İmamın Ordusu kitabı İnternet’e düştü” haberi verip kitabın hangi sitelerde bulunduğu yazan NTVMSNBC yöneticilerinin benim içinde olduğum ofiste, apar topar daha 3-4 saat geçmeden savcılıkta ifade vermeye çağrılması idi.

Hükümet sözcüsü Çelik’in Gezi Parkı gösterileri esnasında attığı bir tweet

Ardından Ergenekon süreci başladı, bugün Türkiye’de gazetecilik yapmakta olanları, “beni de içeri alırlar” korkusu olmadan haber yazabiliyor sanmayalım. Türkiye, dünyada en çok gazetecinin tutuklu olduğu ülke, ama konuyu takip ediyor muyuz?

Eğer eleştirilen medya kanalları gibi olmayıp bağımsız ve cesaretle yayın yapanların arkasında durmayacak, onları da Gezi’yi koruduğun gibi korumayacaksan geleneksel medyayı da bu kadar suçlama hakkın olamaz…

İnternet’ime Dokunma

2011’de zorunlu İnternet filtresi kullanımı yönünde düzenleme de ülke genelinde protestolara neden olmuştu. Gençler yeni iletişim araçlarını özgürce kullanmaya devam etmek için, belki de bugünkü Gezi Hareketi’nin öncü gösterisini yapmışlar, yine dünya genelinde dikkat çekmişlerdi. Geleneksel medya ise, İnternet sansürü korkularına, sokaklarda 50 binin üstünde insan toplanmasına rağmen pek rağbet etmemiş idi.

İnternet’ime Dokunma gösterileri aslında bugünlerdeki Twitter kullanımıyla sivil hareketin büyümesi için ilk tohumları atmış…

İnsanların istediği haberi, yazıyı, makaleyi okuması, istediği fotoğraf, resimleri, videoları seyretmesi bugün İnternet üzerinde hala engelleniyor, bir şekilde etrafından dolaşmaya yarayan araçlar var diye insanlar çok da tepki göstermiyor. Ama bugün gelinen noktada, az önce “Twitter başbelası bir şeydir” demeci de verildikten sonra, ülkede İnternet kullanımı ile ilgili yeni düzenlemelerin takipçisi olmak da, #OccupyGezi Twitter etiketini canlı tutanlar için takip edilecek bir konu olacak mı?

Sosyal Ağlar Asıl Şimdi Sosyal Medya Oldu! Vatandaş Muhabirliği / Gazeteciliği üzerine…

Facebook, Twitter, Instagram ve diğerleri ‘social networking’ imkanı sunan ‘social network’ler yani sosyal paylaşım ağları olarak adlandırılır. Dünyada bu ifade uzun süre sosyal medya ifadesinden daha çok kullanıldı, 2010’da, belki küresel ekonomik sıkıntıların da yaygınlaştığı, her ülkede farklı konularda da olsa sivil protestoların arttığı dönemlerde, aslında yine geleneksel medyanın haberlerini paylaşma ve yayma amaçlı kullanım arttıkça, medya kelimesi de artan oranda kullanılır oldu. 2010 sonunda Arap Baharı‘ndaki temel rolüyle de vatandaş muhabirliği aracı olmakla kalmayıp dağtık yayın aracı rüştünü de ispatladı.

Aslında geçtiğimiz günlerde araştırma şirketi IPSOS’un pek çok ülkede yaptığı çalışmanın sonuçlarında görüldüğü gibi (haber / tablolar), Suudi Arabistan, Hindistan, Endonezya, Güney Kore, Türkiye en çok paylaşım yapılan ülkeler, ki bu ülkelerdeki toplum yapısı özellikle gençlerin yaşıtlarıyla diyalog kurmasını zorlaştıran kültür kodları taşıyor. Bu da sosyal paylaşım ağlarının ‘medya’ ve ‘habercilik’ bağlamında kullanılma eğilimini azaltıyor.

Haber değeri taşıyan sosyal paylaşımlar ise birkaç yıldır geleneksel medyamıza haber ve esin kaynağı oluyor. Aslında ideali, gittikçe artan sayıda insanın fotoğraf çekebilen cihazları ve İnternet erişimi varken, vatandaş muhabirliği bilinci ve buna yer veren medyanın oluşması idi. Böyle bir projeyi 2006-07’de Dogan Online altında OnPunto projesinde yaratmaya çalışmış, vatandaşın yazısını basılı gazete Hürriyet’in ilk sayfasına çıkartacak ortamı sağlamıştık. Fakat devamı gelmedi.

Vatandaş muhabirliği ifadesi kullanmayı tercih ediyorum, vatandaş gazeteciliğinden ziyade. Toplumumuzda etik şekilde jurnalleme, haksızlıkları ihbar etme kültürü gelişmediğinden, bana dokunmayan yılan zihniyetiyle, komşumuz elektriği kaçak kullansa da şikayet etmez iken vatandaş gazeteciliği ya da muhabirliğinin gelişmesi vakit alacak.
Bu nedenle geleneksel medya, vatandaştan muhabirliğe açık mı, açık olsa da düzenli içerik çıkar mı, önemli soru işaretleri.

Fakat en son gördüğümüz bunun aksi bir durum, çok kaliteli, dikkat çekici, mühim bir vatandaş muhabirliği söz konusu günlerdir, fakat bu sefer medya vatandaşın gazetecilik, muhabirlik refleksini kabul etmiyor, kabul edemiyor, yer ver(e)miyor!

İşte bu noktada, bence Türkiye’de ancak 2013’te, sosyal medya sıfatını hak etti sosyal paylaşım ağlarımız, çünkü haberi almak için döndüğümüz medyum (‘medya’nın tekil hali), Twitter idi. Bugüne kadar TV’deki şovların, futbol kavgalarının yansımasını görüyorduk sürekli, ama artık “Bir şeyler oluyor da biz mi kaçırıyoruz” diye hep soru işaretimiz olacak ve o zaman bu yeni kullanım şekliyle bir laklak paylaşım ağından medyaya dönüşen sosyal ağlara gireceğiz!

İnternet Erişimi Hala Lüks iken Sosyal Medya Kurtarıcı Olamaz

Halk İnternet’ine sahip çıksa bile, Türkiye’de İnternet kullanımı yaygınlaşma oranı giderek yavaşlıyor. Satın alma gücü paritesine göre düzenlendiğinde sadece sabit İnternet değil, cep telefonundan İnternet’e erişimde de en çok para harcaması gereken halklardan biriyiz. Mobil iletişimde bizden ucuz tam 95 ülke var.

Hele böylesi halk hareketleri için mobil iletişimin ne kadar kritik olduğunu düşündüğümüzde, her ay ödenen iletişim faturalarındaki yüksek KDV ve Özel İletişim Vergisi giderleriyle mobil İnternet kullanımının geniş kitlelere yayılması daha uzun sürecek gibi…

Halkın %56’sı İnternet’siz, Yani #OccupyGezi Nedir Bihaber

En iyi tahminlere göre 12 yaş üstündekilerin %44’ü İnternet erişimine sahip. Bu sayı içinde azımsanmayacak sayıda İnternet kafe kullanıcıları, bilgisayarı olmayan ama cep telefonundan Facebook paketi ile çevresine tutunanlar, evinde bilgisayarı olsa da İnternet alamayıp işyerinde gün içinde sınırlı saat İnternet kullanabilenler olduğunu da unutmamalı.

Yani İnternet tabanlı bir yeni medya oluşumunun Türkiye’de tabana yayılan bir güce erişmesi için hala çok zamana ihtiyaç var!..

Demokratikleşme Halk Talep Ederse Olur

Eşyanın tabiatı gereği… Talepler ne kadar ağır, geri çevrilmeleri de geleceği ne kadar tehlikeye atıyorsa, o talepleri yerine getirmeye de o kadar özen gösteririz. Ana akım medyanın bugünkü durumunu da böyle okumak lazım. Gerçekten korkusuz ve nesnel (objektif) yayın yapmasını istediğiniz kanallara bu talebinizi ne kadar güçlü iletiyorsunuz? Böyle olurlarsa ne kazanacaklarını, olmazlarsa ne kaybedeceklerini gösterebiliyor, bu duruşunuzda kararlı kalabiliyor musunuz?

Enformasyonun ve haberin, haberleşmenin yönetiminin hala çok önemli ve kontrolünün çok hassas olduğu bir dönemden geçiyoruz… Dünya genelinde iktisadi sıkıntılar, toplumsal barıştaki bozulmalar, 20. yüzyılın 2. yarısında nispeten yakalanan huzur ortamının tekrar bozulmaya yüz tuttuğunu gösteriyor.

İstediğimiz şeyleri, bunlar temel haklar bile olsa, hak ettiğimizi, sahip olmak ve korumak istediğimizi gösteremezsek, almakta gittikçe zorlanacağınız bir döneme gidiyoruz. İster özgür medya istiyor olun, ister İstanbul’un merkezinde kolayca ulaşılan bir park, isterseniz de daha demokratik bir kişisel özgürlükler ortamı…

TARTIŞALIM

“‘Sosyal Medya’ şimdi rüştünü ispatladı! Medyayı suçlamak doğru mu? Gezi Parkı gibi bağımsız medyayı da kollamalı ve Demokrasi halk talep ederse gelir…” henüz yorumlanmamış, ilk siz yorumlayın

Yorum yapın