// sanat kültür tiyatro

sanat kültür tiyatro

“Anne, ben barbar mıyım” temalı 13. İstanbul Bienali bu kez beklentilerin altında!

İKSV tarafından 1987’ye kadar “Uluslararası İstanbul Festivali” bünyesinde gerçekleştirildikten sonra İstanbul Bienali olarak düzenlenen çağdaş sanat dünyamızın lider etkinliği dünyada ilk 5, hatta 2009 ve 2011’deki bienaller sonrası ilk 3 en heyecan verici ve merak edilen bienal arasında konumlanmaya doğru ilerliyor. Ekonomi dergisi Economist’in dahi “2013’te neler olacak” özel sayısında da İstanbul’un bienaller arasında başlarda gelmesi farkındalığın yayıldığının göstergesi idi.

Türkiye tarihine 80’ler sonrası en önemli toplumsal hareketlilik olarak geçen Gezi protestoları, Türkiye’de kamusal alanların halkın olmadığını acı şekilde gösterdikten sonra 13. bienalimizin yönetimi de, ‘kamusal’ alanları kullanma planından geri adım atarak, farklı haftalarda birkaç kez okumama rağmen tam anlayamadığım bir ifade ile otoriteden izin almak zorunda kalmaktansa bienali kapalı alanlarda tutmayı tercih ettiklerini açıkladı:

Bu yılki bienalin kürakörü Fulya Erdemci, “13. İstanbul Bienali için, Gezi Parkı, Taksim Meydanı, Tarlabaşı Bulvarı, Karaköy ve Sulukule Mahallesi gibi kentteki en tartışmalı -ve de bienalin varlığıyla soylulaştırma tehlikesi olmayan- kentsel mekânlara odaklanmıştık. Gezi olaylarının öncesinde kentsel kamusal mekânlara müdahale eden pek çok proje gerçekleştirmeyi planlamıştık” dedikten sonra şu açıklamayı yaptı: “Ama vatandaşlarının özgür ifadelerine izin vermeyen otoriteden alacağımız izinle sokaklarda sanat projeleri gerçekleştirmenin ne demek olduğunu sorguladığımızda, bağlamın tamamen değişerek bu projelerin ortaya çıkış nedenlerini ötelediklerini gördük. Bu açıdan, kamusal alan sorunsalını irdeleyen bu projeleri bu koşullarda gerçekleştirmenin onların varlık nedenleri ile çelişebileceğine karar verdik. Ve bu doğrultuda gerçekleştirilmemelerinin daha anlamlı bir öneri olduğuna kanaat getirdik ve kentsel kamusal mekânlardan çekilme kararı aldık.”

Fakat bienal en azından bu yıl ücretsiz gezilebiliyor, böylece kamusal alandan uzaklaşmasına rağmen en azından ziyaretçilere kapılarını ardına kadar açıyor. Bienal 14 Eylül-20 Ekim 2013 tarihleri arasında şu 5 mekanda gezilebiliyor: Karaköy’de İstanbul Modern’in yanındaki Antrepo No.3; buradan 5 dakika yürüme mesafesindeki Galata Özel Rum İlköğretim Okulu; Beyoğlu İstiklal Caddesi’ndeki ARTER ve SALT Beyoğlu ile Unkapanı İMÇ’deki 5533.

2012 sonbaharında ilk kez düzenlenen İstanbul 1. Tasarım Bienali‘nde özellikle kamusal bilinci ciddi şekilde etkileyen kentsel dönüşüm üstüne çarpıcı işlere de yer veren sergi, çıtayı iyice yükseltti, henüz ilk kez düzenlenmesine rağmen bu olumlu dönüşler ve kritikler İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın hanesine güçlü bir artı olarak tarihe geçti.

Kamusaldan çekilmiş olsa bile şehre yayılabilseydi
Bu yıl ise kamusal alandan çekilen bienal, şehrin de dar bir kısmında kalmaya devam etti. Her ne kadar 5353’ün desteğiyle Haliç’in öbür tarafına azıcık geçilmiş olsa da, dünyaca merak uyandıran, iddialı ve özenli, önceden uzun bir hazırlık süreci olan bir etkinlik, İstanbul Avrupa kültür başkenti iken başarılamayan halkın sanatla temasını daha da güçlendirebilmeli, Karaköy ve Beyoğlu aksı dışında da söylemek istediğini söyleyebilmeli.

Rehberli turlar zayıf
Koç Holding’in sponsorluğunda bu yıl ücretsiz gezilen bienaldeki 3 mekanda, Arter, Antrepo ve Rum Okulu’nda, rehberli geziler 1,5 saat arayla yapılıyor; 12:00, 13:30, 15:00, 16:30 saatlerinde başlayarak. 20 TL vererek aldığınız tek biletle 3 mekanı da farklı günlerde rehberle gezebiliyorsunuz. Özellikle haftasonları 40-50 kişinin sadece 2 rehberle yola çıktığı anlarda, zaten rehberi duymak, özellikle antrepo’nun akustik düşmanı ortamında imkansız gibi.
20 kişinin ödediği 240 TL nereye bağış, yardım olarak gidiyor bilmiyorum ama rehber kardeşlerimizin çoğunluğu da, topluluk önünde heyecanlanan, sesini yönetemeyen, utangaç genç üniversite öğrencileri olunca bienaldeki eserleri hak ettikleri gibi dinlemeye çalışmak da zorlaşıyor. Üstelik sergi gezenlerin azımsanmayacak kısmı, rehber kardeşlerimizin bazılarının düzenli olarak benzer sanatsal etkinliklerle ilgilenmediğini fark ettirircesine bilgi birikimlerini kolayca aşan sorular sormaya kalkarsa ortalık iyice karışıyor.
“Böyle bir rehberlik sistemi İstanbul Bienali’ni kaldırır” diye düşünülüyor ise, buna karşılık Bienal’deki işleri sorgulayanlar olduğunda da kızmamak gerekir…

Barbar mıyız diye sormayı bile beceremedik gibi
Anne ben barbar mıyım, aslında alternatif okumaları çok olan bir önerme. Lakin bienalin sayfasından da bu önermelerin bir kısmını okumak mümkün. Ama bu sefer çok daha geniş bir tarihsel perspektife yayılan bienaldeki işlerin izleyiciyi günümüze ve yarına odaklanmaktan alıkoyduğu hissine kapıldım. Ama tabii bu kişisel fikrim, ve herkesin bienali okuyuşu farklı olacaktır.
Yine de “barbar mıyız” sorusu ile ne kast edildiğinin ortalama ziyaretçiye aktarılamadığını kimle konuşsam gözlemledim…

…barbar kelimesi kent ve kentlilerin haklarıyla ters bir bağıntı içerisindedir. Bugün, İstanbul’da örneğin, iyi bir vatandaş olmak ne demektir? Süregelen kentsel dönüşümlerin, bu “savaş meydanı”nın ortasında, vatandaş olmak statükoya uymak mıdır, yoksa sivil itaatsizlik eylemlerine katılmak mı? Neo-liberal kentsel politikalar sosyo-ekonomik Darwinizm’e yol açan serbest piyasa parametrelerinin uygulanmasını savunur; bu ise güçlünün zayıfı ezdiği vahşi bir ortam oluşturur. Vatandaşların birbirlerine karşı, özellikle de en zayıf ve en dışlanmışlar da dahil olmak üzere, sorumluluk hissettikleri ve bu sorumluluğu yüklendikleri yeni bir toplumsal sözleşme hayal edemez miyiz?

Bu metni baz aldığımızda, eserlerin “hangi taraftayız ya da olmalıyız” sorusunu sordurmakta yetersiz kaldığını hissettim.

13. Bienal, video işleriyle akıllarda kalacak gibi. Bienalin imza/sembol işi olarak değerlendirebileceğimiz Sulukule’deki kentsel dönüşüme gençlerin müzikle cevabını içerek “Harikalar Diyarı” videosuyla yazımı bitiriyorum, mutlaka seyredin derim.

TARTIŞALIM

““Anne, ben barbar mıyım” temalı 13. İstanbul Bienali bu kez beklentilerin altında!” 2 kez yorumlanmış, siz de yorumlayın

  1. Cok güzel bir özet olmuş, bazı şeylerin havada kaldığı konusunda hemfikrim, ama yine dediğiniz gibi girişlerin de ücretsiz olması sayesinde bilincin artırılması, bienalin ve bu vesileyle sanatın yaygınlaşmasına katkıda bulunması açısından da güzel bir gelişme. Saygılarımla,
    NAzli

    Yorumlayan: nazli | 10.10.2013, 02:44

Yorum yapın