// sanat kültür tiyatro

sanat kültür tiyatro

La Fura dels Baus’un İstanbul’a özel gösterisi ne kadar özel?

İKSV, 40. yılını kutlamak için, özellikle 20 yıl önce Barselona Olimpiyatları açılışındaki performansları ile bilinir olan, 11. İstanbul Tiyatro Festivali’nde sergiledikleri “F@ust Sürüm 3.0” adlı gösterileri ülkemizde sevilen, La Fura dels Baus’a özel bir göste sipariş etti. İstanbul İstanbul isimli gösteri 21 ve 22 Haziran’da iki kez sahneleniyor. Ben de bugün ikincisine gitme ümidim varken başka bir işim çıkması ve biraz da provalardan aldığım izlenim sonucu büyük olasılıkla gösteriyi izlemiyor olacağım.

Fakat İnternet’te La Fura dels Baus ile ilgili o kadar az kaynak bulunca en azından bugün sağdan soldan topladıklarımı paylaşayayım dedim, her ne kadar daha tiyatro festivali üzerine oturup yazmasam da.

10 küsür yıldır ilk defa özgün olmayan, sağdan soldan topladıkları birleştirdiğim bir yazı oluşturuyorum, bu akşam gidecek olanlara ve de kaçıranlara bir fikir verebilir. Alakalı ve değerli içerik bulursam bu yazıyı ilerki günlerde güncellemeyi de düşünüyorum.

1) Tanıtım metni / 2) İlk gece, gösterinin ardından izlenimler / 3) Provadan izlenimler / 4) İlk geceden bazı fotoğraflar / 5) Özetle…

1) Öncelikle tanıtımı İKSV’nin web sitesinden aynen buraya alıyorum;

“Dünyanın en çarpıcı gösteri sanatları topluluğu İstanbul’da!
İstanbul Kültür Sanat Vakfı, 40 yılını hafızalardan silinmeyecek bir dünya prömiyeriyle kutluyor: Dünyanın en çarpıcı gösteri sanatları topluluğu La Fura dels Baus, İstanbul’un tarihini, büyüsünü ve dinamizmini tüm renkleriyle yansıtacak olağanüstü bir performansla İstanbul’da.

Bugüne kadar beş kıtadaki 250 şehirde sayısı üç milyonu aşan bir seyirci kitlesine 3.000’den fazla gösteri sergileyen, müthiş bir görselliğe ve cesarete sahip La Fura dels Baus, İstanbullulara geçmişten geleceğe uzanacak bir deneyim yaşatmaya hazırlanıyor.

La Fura dels Baus’un “İstanbul İstanbul” projesi tanıtımı için 18 Haziran Pazartesi günü hazırlıkların bütün hızıyla devam ettiği Haliç Camialtı Tersanesi’nde bir basın toplantısı gerçekleştirildi. Basın toplantısına İKSV Genel Müdürü Görgün Taner ve İstanbul Tiyatro Festivali Direktörü Dikmen Gürün’ün yanı sıra La Fura dels Baus topluluğunun sanat direktörleri Alex Olle ve Carlus Padrissa konuşmacı olarak katıldı. Projenin hazırlanma süreci ve topluluğun çalışmalarını anlatan sanat yönetmenleri, “İstanbul İstanbul” gösterisinde İKSV’nin simgesi olarak, ilk kez kullandıkları dört lale motifini, La Fura dels Baus’un kalıcı bir parçası haline getireceklerini söyledi. İKSV Genel Müdürü Görgün Taner İKSV’nin özel olarak sipariş ettiği “İstanbul İstanbul”un önemini ve İKSV’nin özel projelerle İstanbul’un kültür ve sanat yaşamında öncülük görevini üstlenmeye devam edeceğini aktardı. İstanbul Tiyatro Festivali Direktörü Dikmen Gürün ise İKSV’nin, La Fura dels Baus gibi önemli bir toplulukla ortaya çıkardığı bu projeden duyduğu mutluluğu dile getirdi.

Basın toplantısının ardından dansçı ve oyuncular, La Fura dels Baus ile özdeşleşen ve topluluğun her gösterisinde farklı koreografi ve elementler kullanarak uygulanan “İnsan Kulesi” (Human Net) bölümünü sahneledi. “İnsan Kulesi” bölümünde 60 kişilik ekip iplerle birbirine bağlı olarak yerden yükselen bir platformda özel bir koreografi sergiledi. La Fura dels Baus, gösterilerinde, “İnsan kulesi” (Human Net) bölümünde ilk defa İstanbul’da kullanacağı elementlere de yer verecek.

“İstanbul, İstanbul”dan notlar
La Fura dels Baus, “İstanbul İstanbul” gösterisinde İstanbul’un güzellikleriyle beslenen İKSV’nin 40 yıllık zaman sürecindeki yolculuğunu kendi diliyle anlatmaya hazırlanıyor. Bu özel gösteride kocaman bir top içinde gökyüzünde salınan oyuncular, Haliç’e tepeden bakan bir uçan at ve 60 kişinin birbirine iplerle bağlı olduğu insan kulesi coşkuyla izlenecek.

Gösteri sırasında, tiyatro sanatçısı Tilbe Saran’ın yüzünün yansıtılacağı 9 metre boyunda bir dişi kukla İstanbul’la ilgili bir şiiri seslendirirken; dev bir kum saatinin ve 4 vincin üzerinde yer alan, İKSV’nin de logosunu oluşturan lale kostumlü dansçılar Ayrin Ersöz’ün hazırladığı özel koreografilerle gösteri boyunca seyircilerle olacak. Sumru Ağıryürüyen’in de şarkılarıyla eşlik gösteride ayrıca İKSV Stüdyo ekibi Selçuk Metin ve Erman Pehlivan tarafından hazırlanan ve Selçuk Metin’in çektiği İstanbul fotoğraflarından oluşan videolar da gösterilecek.

Tüm dünyada açıkhavada yaptıkları gösterileri gittikleri ülkelerden ekip ve gönüllü gençlerle gerçekleştiren La Fura dels Baus, İstanbul’daki bu olağanüstü performansı, 250 başvuru arasından seçilen 80 gönüllü dansçı ve oyuncu ile gerçekleştirecek. Tüm performanslar için alanda 10 metrelik üç iskele ve 80 ile 160 tonluk iki vinç bulunacak. Beş gündür Camialtı Tersanesi’nde hazırlıklara devam eden La Fura dels Baus’un teknik ekibi, 15’i İspanyol, 25’i Türk teknisyen olmak üzere toplam 40 kişiden oluşuyor.

1979 yılında bir sokak tiyatrosu topluluğu olarak kurulan La Fura dels Baus, bugüne kadar, açık alan gösterileri, dijital tiyatro ve sokak tiyatrosundan operaya uzanan birçok alanda seyirciyle buluştu. Seyirciyle oyuncunun arasındaki sınırları kaldıran Katalan topluluğun mekânın mimarisini dikkate alan özgün ve çarpıcı performansları, dünyanın dört bir yanında ilgiyle izleniyor. Accions adlı oyunlarıyla kült statüsü kazanan La Fura dels Baus’un hazırladığı 1992 Barselona Olimpiyatları açılış seremonisini yaklaşık 500 milyon kişi izledi. Yeni yüzyılı kutlamak için sahneye koydukları L’Home del Milleni adlı açık alan gösterisi Barselona’nın merkezinde 20.000 kişiye sergilendi. Floransa’da 35.000 kişinin izlediği La Divina Comédia yorumları ve Valencia Bienali’nin açılışında sahnelenen La Navaja en el Ojo adlı gösterileri hafızalara kazındı. Salzburg Festivali’nde operalarıyla yer alan topluluğun, La Scala, Sydney, Bochum, Paris, Roma ve Tokyo Operaları ile Bolşoy Tiyatrosu gibi pek çok yerde eserleri oynandı. 11. İstanbul Tiyatro Festivali’nde sergiledikleri “F@ust Sürüm 3.0” adlı gösterileri ülkemizde de büyük ses getiren La Fura dels Baus, sergilediği bütün oyun ve operalarında müzik ve hareketi benzersiz bir biçimde harmanlıyor. “Fausto 5.0” adlı filmleriyle en iyi fantastik film dalında Golden Méliès ödülünü alan topluluk, dijital tiyatro adını verdiği performanslarında interneti de aktif bir biçimde kullanıyor.

Müthiş bir görsellik, müziğin hareketle buluştuğu cesur bir performans: “Istanbul, Istanbul” seyircileri unutulmaz bir şölene davet ediyor. İzleyicilerimizin yoğun ilgisi üzerine gösterinin ilk gün biletleri tükendi, ikinci gösteri için biletler Biletix ve İKSV’de.”

2) İlk gecenin ardından, biraz hayal kırıklığı içeren ve İKSV’ye dönük öneriler içeren bir yazı, bu adresten, http://danzon2008.blogspot.com , sizlerle paylaşıyorum; yazının bir kısmı aşağıda. Ama yukarı tıklayarak tüm yazıyı okumanızı isterim.

“iksv’nin ünlü katalan topluluk la fura dels baus’a hazırlattığı 40. yaş kutlaması “istanbul istanbul” gösterisinin iki akşamına da bilet almıştım. çünkü, reklamlarında söylendiği üzere, la fura dels baus’un dünyanın en çarpıcı gösteri topluluklarından biri olduğunu düşünüyordum. (…)

dün akşam camialtı tersanesine gidip, gösterinin başlamasını beklerken etrafıma şöyle bir göz atınca gördüm ki, 2010 “rheingold”daki alet, edevat, obje ve sistemlerin aynısı buraya getirilmiş. gösteriyi sonuna kadar seyrettikten sonra ise “aydım”.
anlaşılan sanata değil de ticarete kafası müthiş çalışan la fura dels baus’un kurucuları 5-6 adet alet tasarlamışlar, kim isterse gidip, farklı kombinasyonlarla 60 dakikalık bir gösteri hazırlayıp işin içinden çıkıyor, paralarını alıyorlar.
sanat bunun neresinde? sanat bu kadar kolay üretilir ve tüketilir mi oldu!

şimdi geri dönüp tekrar bakınca; “rheingold” yine belli bir kaliteyi tutturan bir işmiş; orada parçalar birbirleriyle anlamlı bir bütün oluşturmuşlar; gerek müzik gerek objeler gerekse de parçaları birbirine bağlayan hikaye sırıtmıyor.
“istanbul istanbul” ise; güneydoğumuzdan bir ağıt, iki karadeniz şarkısı (bari bir de zeybek havası olsaymış), en turistiğinden güvercinli, tramvaylı, istiklalli istanbul görselleri, türkiye’nin en güzel ve vurgusu en mükemmel seslerinden tilbe saran’ın okuduğu “istanbul’u dinliyorum” şiirinin insanı soğutacak kadar tekrarlanan hep aynı dizeleri, “war horse”dan apartılmış at, bir arkadaşın “köy düğününden hallice” diye tanımladığı atmosfer, birbirleriyle bağlanmayan müzikler (carmina burana yerine fazıl say nazım oratoryosu çaldı diye seviniyor insan!)

iksv reklamlarında “dünya prömiyeri” olarak tanımlanınca, haklı olarak gazetecinin biri sormuş basın toplantısında; “bu gösteriyi başka ülkelere götürecek misiniz” diye. ollé ile padrissa “burası için tasarladığımız laleleri ilerde başka gösterilerimizde kullanacağız” diye cevaplamışlar.
beş yapraklı laleler; içlerinde ikişer kişi, her biri ikişer yaprağı kapayıp açıyor, bu sırada beşinci yaprak hep açık kalıyor; bir obje bu kadar mı tasarım özürlü olur!
(…)
şimdi elimizde ne var? kendimiz çaldık kendimiz oynadık. ha, arada, la fura del baus para kazandı.
bu gösteriyi dünya üzerinde kaç sanatsever takip etti; “la fura dels baus istanbul üzerine özel bir proje hazırlıyormuş, gidip istanbul’da seyredelim” deyip şehrimize gelen oldu mu!
iş artık böyle yürüyorsa, yani sanat ticarete dökülmüşse, bari siz de oyunu kurallarına göre oynasaydınız; la fura del baus’a öyle bir gösteri hazırlatsaydınız ki, dünyanın dört bir köşesinden millet merak edip gelseydi; 40. yaş bahane, şehre, ülkeye katkı, gelir sağlanmış olsaydı! ”

3)Provadan izlenimler ve yorumlar; http://www.gunlerinkopugu.com adresinden; bu sefer yazının neredeyse tümünü burada paylaşıyorum:

“(…)
yıl 2008. alkantara festivali için lizbon’dayız. bir haziran gecesi são jorge kalesi’ne doğru yola düşüyoruz. hava sıcak, ortalık kalabalık, bilet bulmak zor (bilet fiyatları 5eu ve 10eu!). clara andermatt’ın meu céu gösterisini izleyeceğiz. bundan sonrasını anlatmak zor. kalenin girişinde, yerli halk arasından seçilmiş bir grup yaşlı karşılıyor bizi. yavaş yürüyor, bir halk türküsü ya da ninni söylüyorlar yanlış hatırlamıyorsam. performans, usulca, hiçbir anons, en küçük alkış olmadan, kısık sesli, gizemli bir takiple başlıyor böylece. grubun peşinden kalenin içlerine doğru ilerliyoruz. bundan sonrasını anlatmak güç. gözlerimde kalan görüntüler var, sesler var, hissettiklerim var ama kelimeleri unutmuşum. opera, sirk, tiyatro, dans, her şeyin var olduğu, birbiriyle içiçe geçtiği, ışığın gözlerinizi almadan aydınlatıp renklendirdiği, her anına hayran kalmanız ve büyülenmeniz için yaratılmış, mekanı kucaklayan bir gösteriydi meu céu. iki saat sürdü, yormadı, hiç bitmesin dedirtti.

sonraki araştırmalarımda öğrendim ki clara andermatt portekiz’de yaşayan belçikalı bir koreografmış. ve ustalığı mekana özel yaptığı, kendi ekibi dışından o kentin insanlarını, sanatçılarını dahil ettiği bu görkemli performanslarıymış. topkapı sarayı bahçesinde buna benzer bir iş yapıldığını, isteyen herkesin kapasite yettiğince izlediğini hayal etmiştim.

nereden nereye… dün akşam camialtı tersanesi’ne giderken aklımda bir bu meu céu vardı, bir de la fura dels baus’un 1998’de tiyatro festivali’nde akm koltuklarından izlediğim ve beni “beslemiş” oyunlar listesindeki f@ust sürüm 3.0 oyunu. mavi marmara’nın istirahatte olduğu tersanede bu iki gösteri birleşecek, kafamın içinde havai fişekler patlayacaktı. eseri gerçekleştiren 80 kişilik performansçıların tümünün gönüllülerden seçildiğini fark edip, teknik kurulumun son dakikalarını gördüğümde sanatsal bir şölenden çok teknik bir ustalıkla karşılaşacağımızı anladım. gösteriyi izledikçe haksız olmadığım da ortaya çıktı.

istanbul istanbul’un en güzel ve özel kısmı şüphesiz aşağıda koşturan teknisyenleri görmezden gelmenizi sağlayacak kadar göz alıcı olan sonu, yani “insan kulesi” bölümü. fazıl say’ın nazım oratoryosu’nun, çalışılmış koreografinin farkı bu bölümde ortaya çıkıyor. dün akşam fotoğraf ya da video çekimi yasaktı ama eminim bu akşam herkes bolca fotoğraf çekiyordur ve yarın itibariyle facebook, twitter ya da medyada bolca fotoğraf bulabilirsiniz bu bölümle ilgili.

“insan kulesi” dışında istanbul istanbul, lale bölümündeki (grup istanbul’u temsil eden lale figürünü ilk kez kullanmış ve sonraki performanslarda da kullanmayı düşünüyormuş) ucuz animasyon ve laleler, ortalıkta performanslardan daha fazla görünür olan vinçler (estetik?), tilbe saran’ın iksv’nin 40. yılı sebebiyle okuduğu iyi temenniler metni (kör gözüm parmağına ve gereksiz bir konuşma) ile aklımda kalacak gibi görünüyor. bütünlüklü ve “bundan sonra ne olacak?” merakı uyandıran bir görsel şölen yerine epizodik, sağdaki sekans bitince soldakinin ve ardından yine sağdakinin başlayacağından emin olduğunuz ve o an izlediğinizden sıkıldığınızda öbür tarafa bakıp hazırlıkları izleyerek kendinizi eğlendirebileceğiniz, müziğin sumru ağıryürüyen’in yakıcı sesi ve elbette nazım oratoryosu dışında ortalama seyrettiği performans, 5-10 günde koreografi çalışmanın imkansızlığı da göz önüne alınırsa sanatsal değil teknik bir gösteri izleme beklentisiyle giderseniz hayatta kalabileceğiniz bir iş. zaten benim arada bir yaptığım gibi tekniğe takılıp metrelerce yukarıdaki topu aşağıdan kablolar, ipler, halatlarla kontrol etmeye çalışan teknisyenlerin koşmalarını, ayakları havada salınmalarını seyrederek keyiflenmeniz bazen çok daha olası. oryantal yap(tırıl)maya çalış(ıl)an dev kadın kuklasını hareket ettirmek için didinen gönüllülerin önünde durup neyi ne terafa çekmeleri gerektiğini anlatan kadın teknisyen de aynı şekilde hoştu ve keşke kendi dans etseydi dedirtti.

ortaokul ve lise yıllarımı aydınlatan, beni ben yapan bir iksv var ki, bence kadim seyircilerine herkesin ücretsiz katılabileceği bir gösteri sunabilmeliydi. her şeye rağmen bu küçük bir başlangıç olsun, çok daha iyileri gelsin arkasından diyorum.

4) İlk geceden fotoğraflar
Facebook’ta tesadüfen bulduğum bu albümden (lütfen tıklayın) gösteri ile ilgili görsel bir fikriniz oluşabilir; Emre Mollaoğlu’nun ellerine sağlık.
Yazıyı güncelleyeceğimi söylemiştim, ardından İKSV’nin Facebook’ta daha geniş bir albümü yayına alındı, tıklayabilirsiniz.

5) Özetle;
dediğim gibi normalde böyle bir yazı yayınlamam, kendim yazardım. Fakat bu değerli yazılar kadar derin yazamayacağımı da hissettim.
Bu arada bu hafta sonu, hatta Cuma günü, yani aynı gösteri gecesinde, Londra’da La Fura dels Baus’un bir gösterisi olduğunu da fark ettim; Prometheus Awakes diye daha görkemli olacağını tahmin ettiğim bir gösteri, hem de seyircilere ücretsiz olarak sergilenecek.

Benim bu yazıyı birleştirirken çıkış noktam, ‘dünya prömiyeri’ tanıtımı idi. Bir pazarlamacı olarak, abartılı ifadelerle pazarlama iletişimi yapma konusunda hassas biriyim.
Gazetelerde, şehrin çeşitli noktalarındaki panolarda, ‘dünya prömiyeri’ diye gördüğümüz ‘İstanbul İstanbul’u La Fura dels Baus keşke yurt dışında sergilese değil mi, böyle Titanlar’ın Yükselişi gibi eserlerden ziyade. Madem İKSV’nin özel siparişi, ve dünya için yapılmış… Tabi gösteri gerçekten uluslararası ilgi çekecek içerikte, ve de La Fura’nın diğer oyunlarından kayda değer farklılık içeriyorsa, zira insan kulesi ya da insan ağı, La Fura’nın diğer gösterilerinde de var örneğin, ki İstanbul’da da en etkileyici anı buydu sanırım. Cumhuriyet’te Evin İlyasoğlu’nun değindiği gibi, La Fura’nın İstanbul’u yalnız lalenin simgelediği, son yılların ağulu şarkıları ve Orhan Veli’nin sürekli bas gibi temel çizgiyi çizen şiirlerinden ibaretti, gerisiyse onların genel gösterisindeki öğelerdi.

Yok hayır, eğer kendi kendimizi eğlendirmek, İKSV’nın varlığıyla mutlu olmamız için -ki çok mutluyuz, dost acı söyler misali, daha iyi olsun istiyoruz- bu efor gösterildiyse de, La Fura dels Baus, hem de burada gönüllülerle sahneye performans koyarken, keşke sanatın tabana inemediği Türkiye’de de bedava veya 5-10 TL olsaydı, değil mi?.. İKSV bu ülkenin en iddialı sanat kurumudur,ve bu yüzden de beklentilerimiz yükseliyor, çünkü Türkiye farklılaşıyor, sanatın değerini algılamada hızlı gelişmesek de, sanat tüketmek yani izlemek isteyenler de artıyor…

TARTIŞALIM

“La Fura dels Baus’un İstanbul’a özel gösterisi ne kadar özel?” henüz yorumlanmamış, ilk siz yorumlayın

Yorum yapın