// sanat kültür tiyatro

sanat kültür tiyatro

4 tiyatro oyunu bir yazıda: Şark Dişçisi; Bavul; Çığ ve Bölge Hastanesi

Bu kış ve ilkbaharda izlediğim dört tiyatro oyunu ile ilgili yazmadan önce, 2 haftada YouTube’da yaklaşık 30 milyon kez izlenen alttaki videoyu izlemenizi rica edeceğim. Eğer altta bir video görmez iseniz de, buraya tıklayarak doğrudan YouTube üstünden izleyebilirsiniz.

Belçika’da yeni açılacak bir TV kanalına ilgi ve dikkat çekmek için böyle bir prodüksiyona, hem de ülkenin pek de kalabalık olmayan bir meydanında imza atılmasını eğlence sektörünün tümü için anlamlı buluyorum.

Artık bildiğimiz ‘eğlence’, etkinlik sektöründe sadece sektör içinde rekabet edilmiyor. Tüketicilerini sinema salonlarından, konserlerden, bar, kafe, restoran, gece kulüplerinden, spor müsabakalarından, televizyon gibi rakiplerden kendilerine çekmekle uğraştıkları gibi, alışveriş merkezleriyle de, bilgisayar ve konsol oyunlarıyla da, İnternet üzerinde yapılacak aktiviteler ile de rekabet içindeler.

Hatta tüketiciyi kendi karşına oturtmak da yetmiyor, o esnada ona iyi bir tecrübe yaşatmaz isen, elindeki telefondan Facebook, Foursquare, Twitter’da neler yazılıyor, ne fotoğraflar yükleniyor, kim nerede diye dikkatini başka yerlere aktarıyor. Veya TV seyrederken bir yandan bilgisayarından müzik dinliyor, hatta sosyal ağ oyunlarında çiftliğini suluyor, balıklarına yem veriyor. Akıl ayırma – dikkat için de bir rekabet söz konusu. Tüketicinizin aklı başka yerlere bol bol giderse sizden olumlu bahsetme olasılığı, sizin sunduğunuz hizmeti ilerde kuvvetle hatırlama ve tavsiye etme olasılığı zayıflıyor.

Ülkemizde çok yaygınlaşmamış pek çok kültür sanat dalının da bu riski alma lüksü bence yok, olmamalı. Tiyatro da yaygınlaşmak için Facebook çılgını, hem dünyada en çok TV izleyenlerden biri olan bu ülkenin halkının karşısına çok iyi çıkmalı…

Şark Dişçisi… Herkesin bu kadar bol vakti var mı sanıyorsunuz?
Geç de olsa sezonun en ilgi çeken 2-3 İst. Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları gösterisini izledim. Oyunun Afife Tiyatro Ödülleri’nde en iyi kostüm, en iyi ışık tasarımı adaylıklarını haklı buluyor, görsel bir şölen, bir renk terapisi yaşatma iddiasında olduğunu düşünüyorum. Fakat Hagop Baronyan’ın 140 yıl önce yazdığı, zamanı için ilgi çekebilecek bir konu olsa da, bugün aldatma konusunda çok yüzeysel bir komedya sunan oyunun böyle zayıf bir olay örgüsü ile nasıl 3 saatten 4 saate uzanan süre boyunca izleyicileri salonda tutma iddiasında olduğu ise beni hayretler içerisinde bıraktı.

Maddi beklentilerle kendinden hayli büyük bir kadınla evlenen, mesleğinin pek de ehli olmayan ama duruşuyla nam salan bir dişçinin eşini aldatması, bu esnada evin evlenme çağına gelen genç kızının da kendisine ‘uygun bulunan’, saygılı ve muhtemelen iyi gelirli ama yaşlı koca adayı yerine Paris havası koklamış bir genç ile yakınlaşması, evin hanımını iki yandan sıkıştırmaktadır. Ama hiç de köşesine çekilip kaderine boyun eğmeye niyeti olmayan evin hanımı kocasını sonunda yakalar, fakat kendisinin de evliliğin önceki yıllarında eşine sadık kalmadığı tesadüfen ortaya çıkar. Ortalık önce bir hayli karışır, fakat bu ortamda kimsenin kimseye ahlak dersi verecek durumu olmadığından hoşgörüyle her şey yerli yerine oturur.

İst. Bel. Şehir Tiyatroları'nın Şark Dişçisi görselliğiyle öne çıkıyor

İst. Bel. Şehir Tiyatroları’nın Şark Dişçisi görselliğiyle öne çıkıyor

Müzikli danslı bir performans. Fakat keşke bu kadar emek, harika sahne performansı daha fazla müzikal özelliği taşısa idi. Arada adeta geçişleri doldurmak için kullanılacağına, müzikli bölümlerde hikayenin gelişimini de bir müzikal gibi izleyebilseydik. Müzikli kısımların bence yarısı, sahne süresini uzatmaya yarıyor.

140 yıllık oyunun yeniden okunması, restorasyonunda da günümüze, illa ki politika değil, güncel aşk-evlilik ilişki dinamiklerine, toplumun genel merak konularına da gönderme yapılabilirdi. Bir Moliere benzeri komedyaya azıcık ucundan yaklaşılsaydı, izleyicilerin aklında bu şovu izledikten sonra ertesi gün, ertesi hafta yaşamlarına dair bir tane bile olsa soru işareti oluşturabilseydi ‘tiyatro’ bence varlık nedenini bir kez daha kanıtlamış olurdu.

Özetle, Şark Dişçisi’nin muhtemelen ödüller aldığını göreceğiz, oyuncuların performansı, kostümler, saçlar… Büyük olasılıkla keyif alabilirsiniz, zira benim izlediğim akşam salonun dörtte üçü coşkuyla izledi, fakat pek çok insan da, girişte bahsettiğim gibi, benim ilk defa bu yoğunlukta gördüğüm bir şekilde, e-postalarını kontrol etti, Facebook’a girdi, özellikle salonun arka yarısında 3-5 dk.da bir telefon ekran ışıkları çıktı ortaya, sıkılanlar oldu, çünkü çok çok uzun bir oyun. Benim konuştuğum kendi grubum ve tesadüfen karşılaştığım eski iş arkadaşlarım, salondaki izleyicilerin büyük kısmının az tiyatro izlediğini düşündü.

Kısacası çocuğunuzu anneanne, babaanneye bırakma hakkınız çok fazla değilse, bence başka bir seçenek için bu hakkınızı kullanın. Ama tiyatro sizin fazlasıyla düşkün ve meraklı olduğunuz bir eğlence değilse, yeni yeni ısınıyorsanız müzikli danslı bu performans size tiyatro salonlarında daha çok vakit geçirmeniz için kuvvetli bir motivasyon kaynağı olabilir. Dekor da kuvvetli olsaydı, adeta Cirque du Soleil’in bir bölümünü izlediğinizi sanabilirsiniz.

Bölge Hastanesi
Maalesef Albay Kuş adlı oyunlarını izleyemediğim TiyatroAdam’ın yeni oyunu Bölge Hastanesi’ni Bulgar yazar Hristo Boyçev’den Hüseyin Mevsim çevirmiş Türkçe’ye. Doğu Avrupa’da bir bakımsız hastanenin adeta unutulmuş bir koğuşunda birbirinden farklı sorunları olan hastaların arasında geçenleri, ümitsizlik ile ümit arasında yaşanan absürd, bazen trajik olayları izliyoruz.

Açıkçası “yıllardan beri parçalanarak kimliksizleştirilmeye çalışılan Balkan toplumunun bir minyatürü olarak da algılayabileceğimiz bir koğuştur” tanıtımına dair referansları oyunda pek fark edemedim, benim odaklanamamdan dolayı olabilir, ama ilk yarı yine haddinden fazla uzundu, hem de yavaş gelişti. 2. perde için kafamızda çok da soru işareti oluşturmadı, hatta maalesef arada salondan ayrılanlar oldu, ben de düşündüm, ama önde boşalan koltuklara geçmeye karar verdim!

TiyatroAdam'ın Bölge Hastanesi, bir hastane koğuşundaki ortak belleğin nasıl uçtuğu üzerine

TiyatroAdam’ın Bölge Hastanesi, bir hastane koğuşundaki ortak belleğin nasıl uçtuğu üzerine

Boyçev’in metninden bir çok mesaj çıkarabiliriz, bizim toplumumuz için de önemli olan. Mesela konuşmanın, sözlü iletişimin ötesinde yazmanın önemi, tarihini yazmayan, kendi geçmişini bile araştırmayan toplum ve hatta bireylerin adeta dünya ile bağlarının gittikçe zayıflaması… Resmi tarihi kimin yazdığı, nasıl bu resmi tarihi sorgulamadan kabullenebildiğimiz ve doğru bildiklerimizden kopup bu sanal gerçekliğe kapılmamız, bunun geçerliliğin, güvenilirliğinin artması… bir şekilde her şeyi yazan, 24 saat defter ve kaleminden ayrılmayan bir hastanın üstünden hoş bir şekilde anlatılıyor.

Bölge Hastanesi ortalama bir seyirlik. TiyatroAdam gibi, sadece popüler, çok satan öğeler barındıran oyunlara yatırım yapmayan bir yapılanmanın sahnelerimize daha da büyük katkılar yapacağını ümit ediyorum, önleri açık olsun diyorum.

Çığ
Çığ ise yukarda aktardığım iki oyunun aksine, kısa bir oyun, hem de tek perde. Tuncer Cücenoğlu’nun yazdığı oyun İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda oynanıyor. Burada anlattıklarım içinde ilk gördüğüm Çığ ben bu yazıyı yazarken pek sahneye konmuyor, ama Mayıs ayındaki program henüz yayınlanmadı.

Dağlık bir bölgede yılda sadece birkaç ay rahat yaşayabilenlerin çarpıcı dramına, korku dolu, aşırı kontrollü, baskı altındaki günlerine şahit oluyoruz. Yılın geri kalan 9-10 ayında bir bebeğin doğum anındaki çığlıklarına bile tahammül edilemez, zira geçmişte bunun gibi en küçük bağırmalar bile çığ düşmesine ve köyde ölümlere neden olmuştur. Töre burada farklı bir töredir, çığ riskinin kalıp kalmadığı ilkel belirtilerle ölçülür, yalaktaki erimiş karın bıraktığı su seviyesi gün be gün kontrol edilir, evin hamile gelininin bir gün önce bile doğum yapmasına izin verilmesi söz konusu bile olamaz! Ama sancılar artmış, evin oğlu hamile eşinin durumunu annesinden, babaannesinden saklamaya çalışmaktadır. Töre kesin ve nettir, ebe çağrılır, bebeğin bugün geleceği öngörülür ama çığ riski devam etmektedir. Evin babası, çığ mevsiminde ‘ses çıkarmamaya’ dayanamayıp aklını yitiren “bir gün fişeği ateşleyeceğim, hepimiz bu çileli hayattan kurtulalım” diyen kardeşini de töre yüzünden kaybetmiştir. Ailesinden bir bireyi daha kaybetme riski ona acı vermekte ama gelininin doğum yapmasına izin vererek köyde olası başka ölümlere yol açan ailenin reisi olma riskini de almak istememektedir.

Çığ, bir yenidoğanın çığlığının bir köyün sonu olabileceğinden korkanların öyküsü

Çığ, bir yenidoğanın çığlığının bir köyün sonu olabileceğinden korkanların öyküsü

Hem şehir tiyatrosu yapımını şehirde izleyen bizlerin zorlu doğa koşullarının farklı coğrafyalarda nasıl hayat hikayeleri yarattığını kanımızı dondurur derinlikte hissetmemizi sağlıyor oyun, hem de baskılanmış bireylerin başkaldırmalarının sadece düzenin güç sahiplerine karşı mücadeleyle sınırlı olmadığını göstererek aile içindeki dinamiklerine de göndermeler yapıyor. Fakat özellikle köyün ebesi, bekçisi ve köyün yöneticisinin -modern muhtar?- kostümlerinin uzay çağı kıyafetleri olmasıyla verdiği mesajı algılayamadığım gibi oyunun havasını da bozduğunu düşündüm. Bu ekibin, geldikleri evin bireylerinin dünyalarından kopuk, katı mantıkçı bir düşünce yapısını savundukları mesajı aklıma geldi, fakat evin büyüklerinin de bu töreyi kabullendiğini düşünürsek bu açıklamamla da tatmin olmadım. Çığ, düşündürücü kısa bir seyirlik, ama şehirde 2 saatlik trafik çekmeniz gereken mesafede sahneleniyor ise ‘mutlaka görün’ tavsiyesi veremem.

Bavul
“Şark dişçisi” uyarlama bir komedya, ama Bavul ‘yerelleştirme’, güncelleme açısından daha başarılı, gündeme bol gönderme yapan bir oyun. Sanırım İzmir Devlet Tiyatroları’nın da yakınlarda sahnelediği bu oyunu ben İstanbul’da Volkan Severcan Tiyatrosu yapımı olarak Profilo’da izledim. Başrollerde Volkan Severcan, Melda Gür ve Ayşen Guruda’nın olduğu oyunda bavulları bir uçak yolculuğunda karışan iki kişinin başarısız ilişki geçmişleri ve oldukça farklı kişiliklerine rağmen denemeye başladıkları ilişkinin absürdlüğünü izliyoruz. Kadın, “bu sünepe adamla birkaç ay flört edersem mükemmelliyetçiliğim törpülenir, bunun üstüne kiminle tanışırsam evlenirim, artık zamanı geldi” diye düşünürken erkeğin motivasyonu ise, kendisini Facebook üzerinden organize edilen bir lise arkadaşları buluşmasında karşılaştığı eski arkadaşına kaçarak terk eden eski eşini unutmaktır.

Bavul güzel bir eğlencelik, Ayşen Guruda'nın oyunu da özellikle keyifli

Bavul güzel bir eğlencelik, Ayşen Guruda’nın oyunu da özellikle keyifli

Oyunculuğun daha çok öne çıkması gereken bir nevi durum komedisi bu oyunda oyuncular hakkıyla, fazlasıyla bunu başarıyor. Bavul’da da ilk perde beklediğimden biraz daha zayıftı, ama gittikçe artan temposuyla oyun bol esprisi ile adeta önünüzden geçip gidiyor.

Genelde iğreti kaçan uygulamalara şahit olduğumuz dışsal müdaheleler, dış sesler, konu dışında müdaheleler ile seyirciyle direkt diyalog kurup oyundan bir anda gerçek dünyaya geçiş yapan bölümler sahnelerimizde artan şekilde kullanılır oldu. Fakat Bavul’da bir ‘ilişki uzmanı’nın arada sahneye fırlaması da, seyircilerle etkileşim kurması da göze batmıyor, hatta eğlence faktörüne biraz katkı da yapıyor. Ama bu ilişki uzmanı aile psikoterapistinin oyunun en sonunda farklı bir şekilde oyuna dahil olması da ilginç kaçıyor biraz… Bavul, eğlenmek, gülmek isteyenler için çok uygun bir oyun.

Uzun süredir biriktirdiğim oyunları bir kerede yazmaya fırsat bulabildim, önümüzdeki ay İKSV Tiyatro Festivali başlıyor, oradan izlenimlerimi daha sık paylaşmayı ümit ediyorum…

TARTIŞALIM

“4 tiyatro oyunu bir yazıda: Şark Dişçisi; Bavul; Çığ ve Bölge Hastanesi” henüz yorumlanmamış, ilk siz yorumlayın

Yorum yapın