// iktisat ve Türk ekonomisi

iktisat ve Türk ekonomisi

Türkiye reklamı için Formula 1 hikaye, WTA Tenis Finalleri şahane oldu

Tenis her ülkede olmasa da, dünyada, global medyada, Türkiye’de gördüğü ilgiden çok daha fazlasını çekiyor. Türkiye son birkaç yıldır kadınlar tenisinin lider organizasyonu olan WTA Turu takviminde yer alan 3. kademe bir turnuva organize ediyordu. Teniste hem erkek hem kadın tarafında oynanan ortak dört büyük turnuva, Grand Slam var, Avustralya, Fransa, İngiltere ve ABD’de. Diğer turnuvalar ödülleri ve seyirci potansiyellerine göre çok daha küçük veya orta halli olabiliyorlar.

Dört büyük turnuva dışında, sene sonu, sezon bitimini sembolize eden Final turnuvasına sıralamada, sakat olmayan en yüksek puanlı 8 tenisçi katılıyor. Türkiye Tenis Federasyonu bu yıl sonu turnuvasına talip olup kadınlar tarafında WTA Tur final maçlarını üç yıllığına Türkiye’ye getirmeyi başardı. Maçlar 25-30 Ekim günleri arası üst üste 6 gün oynandı ve 41.si yapılan kadınlar sezon sonu turnuvasında son 12 yılın en çok seyirci rekoru, toplam 71 bin seyirci ile kırıldı. Bu yazıyı o hafta fırsat bulup hemen yazamadım, daha sonra aklıma gelince de, geride bıraktığımız hafta Londra’da gerçekleşen erkekler sezon sonu turnuvasını, ATP Finalleri’ni izleyip belki karşılaştırma yaparım diye beklemeyi tercih ettim.

Sinan Erdem'de organizasyon etkileyici bir şekilde gerçekleştirildi

Sinan Erdem’de organizasyon etkileyici bir şekilde gerçekleştirildi

Birkaç diğer fotoğrafımı da Facebook albümü olarak buraya tıklayarak görebilirsiniz

Önceki yıllarda İstanbul’da düzenlenen 3. kademe turnuvalara da bir, bazen 2 tane dünya sıralamasının ilk 10’undan tenisçiye ekstra prim ödenerek getirilmesine rağmen seyirci sayısı az olmasa bile pek de tatmin edici olmuyordu, hem de organizasyon medyada yer almasına rağmen. Belki de bu nedenle, bu yılki çok yüksek profilli sezon sonu turnuvamız için bilet fiyatları 20-40 TL gibi oldukça davetkar fiyatlardan satışa sunuldu. Bu arada ben ve ilgili bir başka arkadaşım da bu kadar yoğun ilgi beklemediğimizden final gününe zorla, sahaya biraz uzak bir noktadan bilet bulabildik.

Erkekler tenisinin kadınlar tenisinden biraz daha fazla ilgi çektiği, daha büyük ekonomik hacim yarattığını biliyoruz. Londra’da O2 Arena’da yapılan organizasyonun final gününün biletlerini turnuva başında kontrol etmiş, final günü biletlerinin yüzlerce TL ile 1-2 bin TL arasında değiştiğini görmüştüm. Türkiye’de 70 bin seyirciye ulaşmada bu bilet fiyatlarının çok önemli olduğunu tahmin edebiliriz. Öte yandan yine de seneye en azından bazı koltuk gruplarının fiyatların yukarıya çekilmesi de mantıklı olur, çünkü zaten karaborsada tenis bileti satılır oldu! Bu da sevindirici mi üzücü mü desek…

164 Ülkede Canlı Yayınlandı
Sinan Erdem Spor Kompleksi çok güzel hazırlanmıştı. Saha içindeki iletişim ve görsellik de şahane idi. Kortun her iki yanında da dev İstanbul yazısı çok ciddi bir reklam etkisi oluşturmuştur, yönetmenlerin de bu yazıyla TV’de güzel geçişler yaptığını izledik. 29 Ekim günü Cumhuriyet Bayramı’nı resmi olarak kutlayamadığımız bir dönemde sahada top toplayıcı çocuklar, diğer görevli küçüklerin standart tişört yerine kıpkırmızı Türk bayraklı tişörtleri de dünyanın dört bir yanında ekranlarda görüldü. Tabii her organizasyonun farklı düzeni ve anlaşmaları oluyordur, ama erkekler tenisinin zirvesinde, O2 Arena’daki turnuvanın izlediğim tek maçı olan final maçında sahada Londra yazmıyordu, oraya İstanbul yazabilmemiz de, ekstra maliyeti varsa bilemiyorum ama, önemli bir kazanım.

Ekranlar demişken, sadece seyirci değil erişim olarak da rekorlar kırıldı, 22 uluslararası yayıncı, maçları 164 ülkeye ulaştırdı. Sadece final maçı değil, grup maçları, yarı final eşleşmeleri de yayınlandı. Ayrıca Eurosport.com, ESPN3.com, TennisTV.com maçları hatta maç öncesi ve sonrası özel programlarını da İnternet üstünden canlı olarak izleyicilerle buluşturdu. WTA Finalleri’nin resmi web sitesi de turnuva boyunca çok yüksek miktarda ziyaret edildi ve bu alanda da rekor kırıldı.

Turnuvada sadece tekler değil, çiftler maçları da yapıldı. 4 çift takım, 8 tenisçi de çiftler birinciliği için mücadele etti. Çiftlerin dev ismi olmuş, kupayı da ilerleyen yaşına rağmen yine kaldıran Raymond, “Grand slam’lerde bile böyle bir kalabalığın önünde çiftler maçı oynamadım” diye şaşkınlık ve memnuniyetini dile getirdi.

Tüm bunlar turnuvaya bazı yüksek reytingli oyuncuların katılamaması, bazılarının da finale kalamadan elenmiş olmasına rağmen gerçekleşti. Bunda yerli seyircilerin ilk defa bu turnuvayla tanışmasının da etkisiyle yoğun ilgisinin etkisi oldu. Nitekim WTA’nın başındaki Stacey Allaster, seyirciden çok etkilendiğini sıklıkla ifade ederken organizasyonun mükemmelliyeti için teşekkür etti, ve WTA’nın mücevher değerindeki bu turnuvasına olan ilginin kadınlar tenisinin global olarak ne kadar dikkat çekmeye başladığının bir kanıtı olduğunu iddia etti. Bu nokta ayrıca önemli, global olarak gerçekten böyle ilgi çeken bir turnuvayı organize etmek Türkiye’nin marka imajına olumlu katkı yapacaktır.

Turnuvayı kazanan Petra Kvikova'nın sevinci

Finalde Azarenka’yı yenerek turnuvayı kazanan Petra Kvikova’nın sevinci

Tabii sponsorlar da çok önemli, başta bir süredir Fransız BNP’nin parçası olan Türk Ekonomi Bankası (TEB), Spor Toto, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın katkıları bu işi yapılabilir kıldı. Bakanlık demişken, reklam panolarında Türkçe ve İngilizce Bakanlık adı yazmanın anlamını sorguladığımı da söyleyeyim. Belki yabancılara Gençlik Bakanlığı’mızın reklamından ziyade Türkiye Cumhuriyeti falan, veya genel anlam taşıyan başka bir ifade ile iletişim yapsak daha mantıklı olurdu…

Ülke Tanıtımına Üstün Katkı Yaptı
Açıkçası “ülkemizin tanıtımına katkıda bulundu” sözleri bana genelde boş laf gibi gelir, her gün dünyada sayısız gazete okunuyor, TV izleniyor ve her birinde onlarca, yüzlerce kez şehir, ülke isimleri geçiyorken Türkiye’nin bir haberde adının geçmesinin faydasının örneğin turizme katkısının sınırlı olacağını düşünürüm. Bunun yerine bütçenin gerçekten hedef turizm ziyaretçisine yönelik iletişimde kullanılması daha yüksek getiri sağlayabilir, derim.

Gerçekten mantıklı, kabul edilebilir maliyetlerle büyük etki yaratabilecek çok çok az organizasyon vardır, bunlardan biri örneğin futbolda Şampiyonlar Ligi finalidir, teniste de sahaya kocam İstanbul yazarak, sürekli ve saatlerce bunu dünya ekranlarında tutan WTA Finalleri de bir o kadar, hatta daha bile etkili olmuştur.

Formula 1 yarışlarını Türkiye’de gerçekleştirebilmenin maliyetiyle ilgili her kafadan başka ses çıkmakta, 200 milyon doların üstünü piste, yatırımlara harcadık diyenler var. Üstüne üstlük her yıl da yarışlar yapılsın diye 13 milyon dolar lisans bedeli gibi bir organizasyon bedeli de söz konusu iken, 2012 ve sonrasında yarış yapılabilmesi için 25 milyon dolar seviyelerinin talep edildiği medyada yer alıyor.

İşte Türkiye kolay ve basit ama etkin olanı gözden kaçırıp önce, hemen, heyecanla, arzuyla büyük ve riskli olana saldırıyor. Bir otomobil pistine 400 milyon TL’ler dökülmüşken, bunun üstünde de yarış yapılsın diye belki de yılda 50 milyon TL daha harcanması düşünülüyor, tartışılıyor.

WTA sezon sonu turnuvası ise bundan çok daha küçük maliyetlerle, var olan bir tesiste, turnuva ödülü olarak birkaç milyon dolar üstlenilerek yapıldı. Sadece pek çok kanalda saatlerce İstanbul yazısı göstermekle kalmadık, Türkiye’de tenis gibi bir spora olan ilginin yoğunluğunu, seyircinin ilgisi ve profesyonelliğini, organizasyon becerisini de kanıtlamış olduk. Fazla söze gerek yok, kaynakları daha doğru kullanmanın her zaman bir yolu vardır…

Öte yandan böyle bir etkinlik düzenleyen ülkenin kendi sporcularını da bu arenalarda gösterebilmesi gerekiyor. Şimdi bunu başaran federasyona tenisi Türkiye’ye daha fazla yaymak gibi zorlu bir görev düşüyor.

TARTIŞALIM

“Türkiye reklamı için Formula 1 hikaye, WTA Tenis Finalleri şahane oldu” henüz yorumlanmamış, ilk siz yorumlayın

Yorum yapın