Tatile gittim, geldim, hala YouTube‘a erişim engellenmesi haberlerini yanlış tartışıyoruz, hala Ulaştırma Bakanı ve bazı başka yetkililer, hatta sadece ilgililer, örneğin bazı gazeteciler cevap olarak, “Google’ın vergi borcu var” diyor. Öncelikle bilmeyenler için kısaca özetleyelim, YouTube’un da sahibi olan Google bugün dünyanın en çok reklam geliri kazanan kurumu veya birkaç kurumundan biri. Birçok hizmeti ücretsiz verebilmesinin altında, örneğin Google arama sonuçlarının, Gmail’deki e-posta mesajlarının yan tarafında, Google Maps Haritalar uygulamasında harita üstünde veya etrafında, YouTube videolarinin altında reklam gösterebilmesi yatıyor. Buna ek olarak, hem okumakta olduğunuz benimkisi gibi kişisel web siteleri, hem de NTVMSNBC gibi dev web platformları da reklam gösterirken Google ile ortaklık yapıyorlar. Yani örneğin Google reklam sistemine “futbol ayakkabısı” reklamı veren bir kurum varsa, o kurumun reklamlarını kendi sitelerinde mesela spor ile ilgili sayfalarda Google sayesinde otomatikman gösterip bunun karşılığında elde ettikleri gelirden Google’a komisyon veriyorlar.
Tabii ki Türk şirketleri de hem Türkiye sınırları içinde, hem de dışardaki potansiyel müşterilere ulaşmak için Google’a bol bol reklam veriyor. Fakat kesilen faturalar, sadece Türkiye’de değil, onlarca ülkede Google İrlanda ofisinden kesiliyor, yani Google İrlanda bir gelir kazanıyor, vergisini İrlanda’da ödüyor, siz ister sadece Türkiye’de, isterseniz de Fransa’da reklam veriyor olun. Bu da sadece Türkiye’nin değil pek çok başka ülkenin de tepkisini çekiyor. Örneğin Fransa, Google gelirlerini vergilendirebilmek için daha geçtiğimiz hafta yenilikçi yöntemler arayışında olduğunu belli etti.
Ama gerek web sitemde, gerekse de bilişim yayınlarında yıllardır yakındığım üzere, maalesef İnternet’in nasıl işlediğini, kurallarını tam olarak anlayamayan ve içselleştiremeyen kamu ve özel sektör yöneticilerinin çoğunlukta olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İnternet’te sınırların belirsizleştiği, engellemelerin zorlaştığı, bireyin kendi tercih ve süzgeçlemesinin önem kazandığını öğrenemiyor veya kabullenemiyoruz.
Sorun YouTube Değil Google’ın Vergi Vermemesi ise Google’a Erişilmesin(!)
YouTube yasağının nedenleri olan uygulamalardan Cumhurbaşkanı Gül, Twitter gibi platformlar da dahil olmak üzere farklı ortamlarda “düzeltilmesi gerekir” imasıyla bahsediyor, Başbakan Erdoğan “Ben girebiliyorum” diyor. Ama buna rağmen YouTube’ın sadece bir örneği olduğu sansür artık iki yılı da aşan süredir devam ediyor.
Google’ın sahibi olduğu YouTube yasağı ile ilgili sorularda iki cevap en çok duyulanlar. Bir tanesi, “YouTube Türkiye’de ofis açsın”. İşte İnternet’in işleyişini kavrayıp bunu içselleştirebilme sıkıntısından bunu kast ediyorum, eğer her ülkede bir ofis açılacaksa İnternet üzerinden iş yapabilmenin ne kadar avantajı kalıyor? İnternet’in hayatımıza getirdiği en büyük kolaylık mekandan bağımsızlık sunması ve mesafeleri yok etmesi değil mi?
İkinci cevap ise, Google’ın vergi borcu olduğu iddiası. Diyelim ki gerçekten de İnternet şirketleri her ülkeye ayrı ayrı vergi ödemek zorunda. Peki vergisini ödemeyenlere erişimin engelleneceğine dair bir kanunumuz var mı? Hayır. Peki diyelim ki, vergi ödemeyen her İnternet sitesine erişim engellenir, sansürlenir. Peki o zaman YouTube yerine neden Google engellenmiyor, sansürlenmiyor?!
Türkler’in Gördüğü Reklamları Yayınlayan Her Kurum Türkiye’ye Vergi Öder mi…
Bugün Ulaştırma Bakanı’na bağlı bir kurum olan Türk Hava Yolları, Türkiye’den izlenen CNN, BBC gibi pek çok yabancı TV kanalına ve de Economist gibi ülkemizde artık pek çok bayide satılan yabancı yayınlara reklam veriyor. Diyelim ki CNN’in hedef kitlesi Türkiye’deki Türkler değil, ama Economist ve diğer pek çok dergi biz Türkler alsın, okusun diye ithal ediliyor. Ve biz bunlarda sadece THY değil Akbank, Garanti, İş Bankası gibi Türk bankalarının ve başka uluslararası şirketlerimizin reklamlarına maruz kalıyoruz.
Bu reklamlar için THY, bankalar ve diğer şirketlerimiz yayıncı kurumlara ciddi reklam harcamaları yapıyor. THY’nin Barcelona spor kulübüne sponsorluğunu duyurduğu reklamlar çok ciddi bir meblağ tutmuş olmalı. Ama yayıncı kurumlar, hem bir Türk şirketinden aldıkları, hem de Türkiye’de de gösterime soktukları reklamlar için Türk Maliyesi’ne vergi ödüyorlar mı… Ödemelerini istesek ne olur?
Lafı fazla uzatmaya gerek yok. Burada sadece en çok duyulan iki cevaba azıcık eğilmeye çalıştık. Ama konu daha da derin. Sadece vergi kazanmak, ofis açtırmak değil, tartışılabilecek çok şey var. Sansürün bu kadar kolay olması kimlerin işine geliyor gibisinden…
Kanun Değişmeli, Kullanıcılar da, STK’lar da!
Bir önceki hükümet döneminde, AKP’nin hazırladığı, CHP’nin de desteklediği 5651 numaralı kanun değiştirilmeli, güncellenmeli. Ama görünen o ki, statükoyu korumaya çalışanlar hiç de az değil.
Peki sorumluluk sadece siyasi partilerde mi? Biz İnternet kullanıcıları, sansürü ülkemizde gerçekten etkili biçimde protesto etmek yerine Google Haritalar uygulamasında sanal yürüyüşler yapıp dünya medyasının ilgisini çeker, yabancı medyadan medet umarsak; gerek ilgili medya kurumları, daha da önemlisi bilişim alanında faaliyet göstermek üzere yıllar önce kurulmuş, “adı bilinen” sivil toplum kuruluşları gıkını çıkarmazken sizce statükonun değişmesi kolay mı?
Peki ne yapmalı? Bir yerden başlamalı! Bu Cumartesi, 17 Temmuz’da saat 17′de Taksim’de sansüre karşı bir yürüyüş yapılacak, detaylar için SansureKarsiYuruyus.com
Sansür çok ciddi bir konudur. Kontrolü kaçırıldığında insan hakları ihlalidir. Vergiydi, ofisti… gibi bahanelerle açıklanamaz, bugün Türkiye’de en az 4-5 bin sitenin erişime engellendiği söyleniyor…



Girişimleri paylaşırsak çok sevinirim. En yakında ve ciddi girişim, 17 Temmuz’da Taksim’de protesto yürüyüşü. http://sansurekarsiyuruyus.com
Ayrıca;
http://www.sansursuzinternet.org.tr/
http://yeter.neonebu.com/
http://www.sansuresansur.org/
http://kampanya.org.tr/sansur/