// medya / pazarlama

medya / pazarlama

Sex and the City 2 politik, kültürel stres yaratmaması gereken ve bence çok kötü de olmayan bir film

Sex and the City, 1990’ların sonu, 2000’lerin başında televizyon dünyasının en çok ilgi çeken dizilerinden biri olarak 6 sezon sürdü. Gecikmeyle önce Cine5’te, ardından Digiturk kanallarında yayınlanan dizinin ilk 3 yılından sonrasından oldukça kopmuş, 2008’de vizyona giren ilk filmi izlememiş olsam da Sex and the City’i bir yapım olarak başarılı bulurum.

Yine de iş yerinden arkadaşlarım filme gitmeyi önerdiğinde, önce filmin IMDB’deki düşük notuna göz atmış, ayrıca 1-2 gazetede çok da olumlu olmayan eleştiriler sonrası alternatif film önermeyi düşünmüştüm. Ama ağır basamadım, sonuçta sadece Türkiye’de değil, dünyanın pek çok ülkesinde, kültüründe Sex and the City’nin ciddi bir kadın takipçisi var. Ve pek çok kadın, bu filmde hayatlarından veya hayallerinden bazı parçalar buluyorlar, dolayısıyla erkekler de! Bu da şovun özellikle ilk yıllardaki “derinliğinin” getirdiği başarısının sonucu…

Film Müslümanlar’ı Rencide mi Ediyor

Salonda yerimizi aldık, benim aklımda bir yandan da gazetelerde çıkan Sex and the City’nin Müslümanlar’ı rencide edebileceği ile ilgili birkaç haber ve de İsrail ile gerilen ilişkiler nedeniyle filmin Türkiye’de vizyona girişinin son anda bir hafta ertelenmiş olması var.

Dört orta yaşlı kadın, özel bir iş ortaklığıyla ilgili görüşme vesilesiyle davet edildikleri Abu Dabi’de tatile giderler. Bu arada Dubai’nin artık bittiği, Abu Dabi’nin yeni yıldız olduğu da vurgulanır. Kadınlar turistler için “kurtarılmış bölgelerden biri” olan otellerinde yerli turistlerle de aynı ortamı paylaşırlar. Yerli, kara çarşaflı Arap kadınlar ise bu dört konuğu süzerken uzaktan uzaktan kolyelerini beğenirler mesela.

Tabii dört Amerikalı aralarında, çarşaflıların nasıl rahat edebildiğini, nasıl peçeli iken yemek yiyebildiklerini, bunun ne kadar zor olduğunu sorgular, bazen espri de yaparlar. Filmin sonuna doğru aceleyle havaalanına gitmeye çalışırken bir ‘suk’ta, bir çarşı içinde dekolteyle zor duruma düştüklerinde bir grup kadının bir araya geldiği bir dükkana sığınır, orada samimiyet kurulunca Abu Dabili o grup kadının çarşaf içinde ne kadar şık ve marka kıyafetler giydiğini görürler. Tabii o noktaya kadar otelde, gece kulüplerinde çevreyi umursamaz 1-2 harekette bulununca da Abu Dabili aileleri sinir ederler.

Açıkçası bunlar niye rencide edici olsun anlamadım! Bu yazıyı da son dönemde toplum olarak alınganlığımızı sorgulamak için yazdım. Bırakın Abu Dabi’yi, kendi ülkemizde farklılıklarımızı kabul etmekte çok mu başarılıyız? Bulunulan ortam, mahalle, semte göre tesettürlüler açık olan hakkında veya açık olanlar tesettürlü hakkında hiç mi “bu kadar açık giyinince erkeklerin bakışından rahatsız olmuyor mu” veya “bunu bu sıcakta nasıl giyebiliyor” gibi kadınsı düşüncelerini arkadaşlar arasında paylaşmıyor mu?

Sex and the City 2, zaten film tanıtım materyalleri ile nasıl bir film olduğunun mesajını vermiyor mu...

Sex and the City 2, zaten film tanıtım materyalleri ile nasıl bir film olduğunun mesajını vermiyor mu…

Hangi dört kadın bir araya geldiğinde, başka kadınlardan bahsetmiyorlar… Abu Dabili çarşaflı kadınların içlerine giydikleri elbiseler de yine sürpriz değil. Sonuçta toplumda kendilerini kapatanlar mahreminde, evinde, arkadaşlarında, özel toplantılarında aynı şekilde giyinmiyorlar, bunu biliyoruz, bu nedenle ülkemizde harem selam uygulamalı tatil tesisleri yok mu?

Sex and the City’deki kadınların politik bir ajandaları olmaları bana pek inandırıcı gelmiyor. 2008’de, benim izlemediğim ilk filmde, bir romantik-komedi için rekor hasılat ve başarı elde eden yapımcılar böyle bir riski niye almak istesinler bu sefer?

Ama ülke olarak, belki kendimize güvensizliğin de etkisi olabilir, alınganlığımız maalesef artıyor, ki bu da olumsuz bir eğilim. Aynı şeyi geçen hafta İstanbul üzerine yapılmış olan, ünlü sanatçı Bausch’un dans gösterisi “Nefes”te de gözlemledim. Evet, yine hamam, yine aşırı trafik ve İstanbul, Türkiye. Fakat yabancı algısını kırmak için örneğin bilimde veya iş dünyasında büyük bir atılım sergiliyor muyuz ki bunu haksızlık olarak görelim? Mesela dünyaca ünlü bir İnternet veya giyim markamız var mı? Ama bunu düşünmeyip bir hamam sahnesi yüzünden salondan ayrılırken huzursuz olanlarımızın sayısı artıyor. Biz değiştimizi sanıyoruz, “yabancılar bunu görmüyor” diyoruz, peki gerçekten değiştik mi?

Adının Yarattığı Beklentileri Karşılamasa da Çok Kötü Değil, Hatta Eğlenceli

Filme dönersek, film bunda pek başarılı olamasa da bir romantik komedi olma iddiasında. Biz tabii az önce bahsettiğimiz hassasiyetten dolayı sadece Araplar ile ilgili kısmına takıyoruz, ama aslında filmdeki dört kadın sadece Abu Dabi’de yaşananlarla değil, kendilerinin de Abu Dabi’de yaşadıklarıyla dalga geçiyorlar, ki sonuçta onlar da kurtulmak için o dalga geçtikleri peçeleri takıyorlar. Ve bunun da ötesinde, filmin başında, düğünde şarkı söyleyen efsanevi Amerikalı sanatçı, 64 yaşındaki Lisa Minnelli ile de aralarında dalga geçiyorlar, daha pek çok şey ile olduğu gibi…

Lisa Minelli demişken, Beyoncé’nin Single Ladies – Put a Ring On It’ini şaşırtıcı şekilde yorumlaması, Dido’dan yine etkileyici “Everything to Lose” parçası, Cyndi Lauper’in “True Colors”ı filme ciddi değer katmış. Yine, belki de başta belirttiğim nedenlerle, beklentilerimi deniz seviyesinin altına indirip gittiğim filmde eğlenmeyi başarmamı sağlayan sahne ve sanat yönetimi, örneğin filmin ilk bölümündeki düğün sahneleri de bence Sex and the City’yi yazları da sinema salonuna gidenler için iyi bir seçim yapıyor. Sonuçta bir Amerikan lise filmi kıvamında, konusuz, içi boş, ama yine de eğlenceli bir film diye düşündüm.

TARTIŞALIM

“Sex and the City 2 politik, kültürel stres yaratmaması gereken ve bence çok kötü de olmayan bir film” bir kez yorumlanmış, siz de yorumlayın

  1. bence cok güzel

    Yorumlayan: tahir | 07.08.2010, 16:48

Yorum yapın