// doğa, çevre ve gezi

doğa, çevre ve gezi

Roma Gezi Rehberi: Şehrin Başyapıtları, Öneriler

Oldukça uzun bir dönem boyunca Roma İmparatorluğu’nun merkezinde, gücün zirvesinde olan İtalya’nın başkenti bugünlerde ise Katolikliğin merkezi Vatikan’ı barındırıyor olması ile önemini koruyor. Roma’yı nereden anlatmaya başlamalı, ne sırayla anlatmalı karar vermek zor, çünkü Roma’ya plansız programsız bir tatile gitseniz, ya da iş ziyaretinden geriye bir gününüz kalmış olsa bile “görülecek başlıca yerler” listesi oluşturup bunu başarmak kolaydır. Bu nedenle ben önceki gezi yazılarımdan biraz farklı olarak kendi ipuçlarımı, düşünce ve yorumlarımı paylaşmaya çalışacağım. Çektiğim fotoğraflardan yaklaşık 150’sini de Flickr’daki Roma albümümden görebilirsiniz.

Vatikan Müzeleri ve Papalık
Kent devleti Vatikan, Papalık ile birlikte dünyanın en önemli müzelerinden birini de barındırıyor. Vatikan Müzeleri içinde yer alan Sistina Şapeli Michelangelo’nun resimlediği tavan ile tüm gün boyunca tıklım tıklım. Ama eğer birazcık da olsa daha sakin bir an yakalamak, hatta banklara oturup tavana uzun uzun bakmak istiyorsanız öğleden sonraya kalmamak gerekiyor. Bunun için müzenin ilk koridorlarını biraz hızlı geçebilir, Sistina Şapeli’ne erken girebilirsiniz. Sonrasında müze turunuza en baştan yeniden başlayabilir, 2. turda Sistina’ya vakit ayırmadan geçebilirsiniz.

Ama iki tur atsanız bile Vatikan Müzeleri’nde birkaç yeri görmeden atlamak son derece olası. Biletlerle beraber temin edebileceğiniz plan bir yere kadar faydalı olabiliyor, ama yine de çıkışa iki kere bile fazla erken(!) varırsanız, 3. kez baştan başlamaya değebilir. Mümkünse müzeye gelmeden önce edineceğiz daha detaylı bir plan, harita ile dolaşmaya çalışın. Örneğin gözden kaçabilen, adını bilmediğim bahçemsi bölümde Belvedere Apollonu, Laokoon, Belvedere Torsosu heykelleri MÖ. 4. Yüzyıl kadar eski bir geçmişe sahip ve heykelcilik sanatı açısından çok büyük öneme sahip. Görevlilere de bu bu isimleri söylemeniz yeterli olacaktır.

Caravaggio’nun Çarmıhtan İndiriliş tablosu da Vatikan Müzeleri’ndedir ve şehirdeki en önemli 2-3 tablodan biri olarak kabul edilebilir.

Ama tabii ki Vatikan deyince akla gelen şey Papalık tarafından olabildiğine heybetli olacak şekilde yaptırılan, ziyaretçilerini yüksek tavanın altında küçücük hissettirmeyi de amaçlayan San Pietro Bazilikası. Michelangelo, az sonra bahsedeceğim Roma’nın hala ayakta kalan Pantheon’una duyduğu saygının göstergesi olarak Pantheon’dan yaklaşık 1,3 metre daha az geniş olan 42 metre çapında bir kubbe tasarlamış Bazilika için. Bazilika’nın hazinesine inmedim, yorum yapamayacağım; ama hızlıca dolaştığım eski Papalar’ın mezarları olan ücretsiz bölüm ise Hıristiyan olmayanlar için pek ilgi çekici olmayacaktır. Bunun yerine mahzen mezar veya Hazinelik’te şansınızı denemek size kalmış. San Pietro’nun en önemli bulunan noktası hemen girişte sağ tarafta Michelangelo’nun başyapıtı 1499 tarihli Pieta heykelinde Hz. İsa, Meryem Ana’nın üzüntülü bakışlarını çekerek yatıyor.

Roma İmparatorluğu’ndan Bugüne
128 yılından 1881’e kadar 17 yüzyıldan fazla dünyanın en büyük kubbesi olarak kalan ve bugün hala dünyanın destekle güçlendirilmemiş en geniş beton kubbesi olma özelliğini de koruyan Roma İmparatorluğu’nun Pantheon’u ilk olarak M.Ö. 27 yılında yapılmış bir tapınakmış. 608 yılında Santa Maria Rotonda Kilisesi haline getirilmesi bugünlere kadar korunmasını kolaylaştırmış. Mutlaka görülmesi gereken bu yapının kubbesinin tam ortasındaki boşluktan üstünüze lapa lapa kar yağmasının çok güzel olduğu söyleniyor. Pantheon’da gözden kaçırmamanız gereken şey Raffaello’nun mezarı. Orjinalleri olmasa da mevcut kapılar da 350 yıllık ve dikkate değer, İtalya’nın birleşmesinin mimarı 2. Vittario Emmanuelle’in mezarını ise ister istemez fark edeceksinizdir.

Bu arada Pantheon’un etrafında şanlı dondurmacı ve kafeler olduğunu da söylemeli.

Roma İmparatorluğu’nun diğer başlıca izleri ise tabii ki Kolezyum amfitiyatro ve İmparatorluk Forası olarak adlandırılan bölge ve Roma Forumu alanı. Roma Forumu’nu maalesef tam anlamıyla gezemedim ama bu alana tepeden bakmanın da bambaşka bir zevki var. İsterseniz beyaz renkli devesa Vittoria Emanuele anıtının sağ arkası/yanındaki merdivenlerden çıkarak, isterseniz Kolezyum’un yanından Roma’nın kuruluşuyla iç içe geçmiş tarihiyle meşhur Palatino Tepesi’ne çıkarak forumu izlemeli.

Roma, Palatino Tepesi’ne kurulu iken mezarlık olan Forum çağlarla birlikte gelişmiş ve 1000 yılı aşkın süre şehrin heybetini korumuş, yaşamın merkezi olmuş. Forum’da Septimus Severus kemeri, Kolezyum’un karşısındaki tepeden başlarsanız size yakın oluşu ile de ilginizi talep ediyor. Bu zafer takının süslemelerini inceleyebilirsiniz.

Müzeler, Güzel Sanatlar
Benim için Roma gezisinin en ilginç parçalarından biri dünyanın en güzel küçük galerilerinden biri olduğu söylenen Galleria Borghese idi. Villa Borghese parkı içerisinde başka müzeler, göller, havuzlar ve dinlenecek alanlar mevcut. 16. ve 17. yüzyıllardan önemli eserler barındıran galeri iki katlı bir bina ama her salonda dikkat çekici heykeller, duvar ve tavan süslemeleri, özellikle üst kattaki tablolarıyla Roma’da, hem de pek yorulmadan, tam anlamıyla tadı damakta kalan bir sanat ziyafeti sunuyor. Bernini’nin üç heykeli, Apollon ve Defne, Persephone’nin Kaçırılışı ve Davud ile birlikte Raffaello’dan Çarmıhtan İndiriliş tablosu, Caravaggio’dan Hasta Bakkhos Olarak Kendi Portresi gibi eserler ilk akla gelenler.

Paris’in aksine Roma’da romantik yerler denince ilk akla gelen büyük parklar ve bahçelerdir. Villa Borghese de Roma’nın başlıca romantik yerleri arasında sayılır, tabii yeşillikler, gölet, sandal kiralamak gibi şeyler sizin için paylaşıldıkça değer kazanan şeyler ise.

İşte bu park içerisinde, Galleria Borghese’den yaklaşık 10-15 dakikalık yürüme mesafesinde Galleria Nazionale d’Arte Moderna, benim tercümemle Ulusal Modern Sanatlar Müzesi bulunur. Ama müzenin adı sizi yanıltmasın, modern sanatlar müzesi olmasına rağmen modernizmi son 10-20 yıl ile sınırlandırmadığından çok daha eski eserler, tablolar, heykeller de müzede bulunur. Beni tatmin eden bir müze olduğunu söyleyebilirim.

Bu arada özellikle Galleria Borghese’de aşırı sıkı, Modern Sanatlar Müzesi’nde de kayda değer bir fotoğraf yasağı ve engellemesi olduğunu söyleyebilirim. Küçük galeride olur da cihazınızı içeri sokabilirseniz içerde huzursuzluk yaşayabilir, kamerasını sokamamış pek çok ziyaretçinin de hışmına uğrayabilirsiniz. Bu nedenle sizlerle paylaştığım fotoğrafların çok zor elde edildiğini söylemeliyim.

Son olarak Museo Nazionale Romano yani Roma Ulusal Müzesi’nde İmparatorluk döneminden kalma klasik sanat örnekleri sergilenmektedir. Museo Nazionale Romano’ya giriş hakkınız Kolezyum, İmparatorluk Forası gibi mekanlarda aldığınız geniş kapsamlı biletlerle edinilmiş olabilir, ya da bu müzeden geniş kapsamlı bilet alarak örneğin Kolezyum’da bilet kuyruğu beklemeyerek çok fazla vakit kazanabiliriz!

Birbirine uzak sayılabilecek iki ayrı yerde, Palazzo Massimo ve Palazza Altemps’ten oluşan müzenin herhangi birinden aldığınız bir giriş bileti diğer binaya da girmenizi sağlar. Şehrin bir diğer önemli müzesi Musei Capitolini’yi ise ziyaret edememiş olsam da adını anmalıyım.

Kiliseler
Roma’da kaç kilise var bilmiyorum ama daha önemlisi, bize manalı ya da manasız gelebilecek herhangi bir özelliği ile, meşhur olan belki 2-3 düzine kilise var. Tabii bunun bir nedeni de sanat ve mimarideki üstün noktaların büyük ustalar tarafından kiliselerde icra edilmiş olması, Rönasans, Yüksek Rönasans, Barok tarzlarda kiliseler önemli farklara sahip.

Santa Maria del Popolo Kilisesi’nde ise en çok öne çıkan iki şey karşı karşıya iki büyük önemli tablo; Aziz Petrus’un Çarmıha Gerilişi ve Aziz Paulus’un Dine Dönmesi. Her birindeki ışık, gölge tasarımları gerçekten de parmak ısırtan mükemmellikte.

Kolezyum’un ötesinde, bulması çok da zor olmayan ama sanırım 5 ya da 6 gibi alt katları kapanan San Clemente Kilisesi ise şehrin arkeolojik dini mirasını karşınıza çıkarıyor. Maalesef kapanışa 10 dakika kala ulaşıp kabul edilmediğim yeraltı katlarında 1. Yüzyıldan bir tapınak, 4. Yüzyıldan bir kilise, onun üstüne daha yeni bir kilisenin kalıntıları bulunuyormuş, bu kalıntılar ise 1800’lerin ortalarında keşfedilmiş. San Clemente’de de fotoğraf çekmek yasaktır ve gerçekten çok zordur. Yer altındaki katlara inmeseniz de zaten kilisenin bugün kullanılan kısmında önemli eserler bulunmakta.

900 yüzyıllık Apsis Mozaiği’ndeki Cennet Tasiviri’nde alımlı hayvanlar, koyunlar, ve yol gösterici, “Çoban” isayı simgeleyen koyun dikkat çekicidir. Ayrıca kilisenin avlusu ve süslemeli ön cephesi de hoştur, avluda şarkılar söylendiğine şahit olabilirsiniz.

Tabii tüm bunlar Roma’nın başlıca ziyaret noktaları idi. Ama Roma’da bu kategorilere ek görüp de anlatamadığım, göremediğim onlarca yer olduğu gibi hiç değinemediğim meydanlar, çeşmeler de mevcut. Tabii yeme içme gibi konularda da tavsiyeler mümkün, örneğin İtalya’dayız diye her pizzanın güzel olacağını sanmamak gibi… Ama Roma için aklımda kalan başlıca şeyleri paylaşmış olmakla yetineyeyim, belki ilerde eklemeler, yeni bir yazı ile zenginleştiririz. Ziyaretiniz sonrası yorumlarımızı da zevkle karşılaştırabiliriz…

Ve Roma fotoğraflarımdan 145 tanesini Flickr’daki Roma albümümden izleyebilirsiniz.

[tags]Roma, Roma gezisi, Roma gezi notları, İtalya, Vatikan, Vatikan Müzeleri, Pantheon, Borghese, Santa Maria del Popolo[/tags]

TARTIŞALIM

“Roma Gezi Rehberi: Şehrin Başyapıtları, Öneriler” 6 kez yorumlanmış, siz de yorumlayın

  1. Gidesim geldi…

    Yorumlayan: Ömer Enis | 24.01.2010, 13:39
  2. Harika bir yazı olmuş. Teşekkürler…

    Yorumlayan: Recep Hilmi Tufan | 24.01.2010, 13:44
  3. Çok teşekkürler Ömer ve Recep :)

    Yorumlayan: H. Cihan Salim | 24.01.2010, 18:38
  4. mart basinda 3 gecelik bir seyahat planliyoruz , yaziniz bize isik tutacak . su siralar booking.com dan otel bakiyordum . otel tavsiyeniz var mi ?

    Yorumlayan: sinem seker | 04.02.2010, 17:46
  5. Sinem Hanım maalesef otel tavsiyem yok. Roma’daki oteller ülkenin diğer turistik şehirlerindeki otellere göre servis/ücret açısından daha geride gibi geldi bana. Mesafeler çok büyük değil, ama araç kiralamayacaksanız yine de şehrin çok dışlarına çıkmamanız tabii daha iyi olur. Metroya yakın olmak iyi, fakat metroda sadece iki hat olduğundan yürümek ve otobüsler de iyi alternatifler olabiliyor.

    Yorumlayan: H. Cihan Salim | 04.02.2010, 23:47
  6. temmuz ayında hotel fiamma da kalmıştım. termini istasyonuna oldukça yakın, haritadan baktığınızda republica meydanı’na 100-150 metre mesafede diyebilirim. her ne kadar roma gibi bir açık hava müzesi formatlı şehirde metro kullanmayı tavsiye etmesemde(her sokağı gezmek tercihim) , metro hattı da mevcut bu bölgede zaten.3 gün için orta kalite ve memnun kalacağınızı söyleyebileceğim bir otel. termini bölgesinde 2-3 yıldızlı nispeten daha ekonomik birçok otel mevcut.

    Yorumlayan: ender sel | 13.02.2010, 15:29

Yorum yapın