// ben...

ben...

Hayır diyemediğin her sefer bir dahaki “hayır”ın şiddeti artar, hem sen hem karşındaki için

Tecrübelerim, yaşananlar ve yaşantılar üzerine pek yazmam güncemde, yakın takipçilerim bilir. Ama belki de arada bir yazmalı, yazıp öğrenmeli, ne de olsa öğrenmenin yaşı yok.

Toplumların “bireyselleşme” söz konusu olduğunda farklı gelişmişlik düzeyleri vardır. Bu aralar çok uzaklardan yazıştığım bir arkadaşımla iki toplumu karşılaştırırken bunu sık sık fark ediyorum. Bizimkisi gibi toplumlarda çocuklarımız için her şeyi o daha istemeden yaparken sadece onun sorun çözme yeteneğini değil, eksiklikler ve kısıtlar içinde kendine yetme becerisini geliştirmesini de geciktiririz.

Kendine yetmenin zorluğunu gören birey bazı şeyleri yapamayacağını öğrendiğinde kendisinden her isteneni de yapamayacağını fark eder. Ama içinde büyüdüğü ortam gerçekten kahraman anne veya babaların sonsuz fedakarlıklarıyla inşa edilmiş ise veya sosyal çevresinde mahcubiyet, “başkası ne der”, “başkası da ister” algıları kuvvetli ise fedakarlık yapamayacağını dile getirmek nasıl da zorlaşır, imkansızlaşır.

Mesela ne mi olur? İyi bir arkadaşıyla ne zamandır ilk defa buluşmaya, bir şeyler yemeye gittiğinde onu kırmamak için tercihlerine uyum sağlar. Hatta 2 saat bir şey yememesi gerekir, çünkü dişçiye gitmiş, dolgu yaptırmıştır. Ama sevgili arkadaşının baskısıyla bir şey içmese bile ağzının diğer tarafından 3-5 lokma bir şey atıştırır. 1-2 gün sonra dolgunun çok da sert olmadığını fark eder, üstünde meteor delikleri gibi yuvacıklar oluşmuştur! Başka bir dişçiye daha gider, “malzeme iyi değil, veya iyi hazırlanmamış” cevabını alır ama sorun olmadığını öğrenir. Fakat yine de malzemeden mi yoksa hayır diyemediğinden mi dolgunun vaktinde sertleşmediğinden emin olamaz!

Üstünden birkaç ay daha geçer, bu arkadaş çok önemli bir ricada bulunur. Ricayı yerine getirmek ise zordur, çünkü bazı başka arkadaşları veya dostları ile değer verdiği ilişkilerin zarar görmesinden korkar. Ama arkadaşına bugüne kadar pek de “hayır” diyemediği için bu sefer ilk ‘hayır’ını, hele böylesi önemli bir konuda söylemek zor gelir. Sonunda mecburen arkadaşına olumsuz cevap verir, ama onunla ilişkisi eskisi gibi midir merak eder.

Küçükken hayır demek ne kadar kolaydı, değil mi!

İşte bu hikayeye benzer hikayeler yaşamamak, hatta daha sıkıntılı olanlarını tecrübe etmemek için hayır demeyi öğrenmeli! Ülkemizde hayır diyebilenler çok az, hatta bırakın “hayır”ı, hakim olduğu bir konuda bir büyüğüne, yöneticisine bilgilendirici bir yorum yapmaktan çekinenler bile çok fazla, bakınız “Uçak Kazaları: Kokpit İçindeki “Güç Mesafesi” Havaalanına Kalan Mesafeden Fazla Olur mu? Ya Toplum İçindeki?” adlı yazıma.

Hayır diyemediğin insana hayır dediğinde onun ne hissettiğini düşünmek, “acaba hep benden istediklerini almaya alıştı mı” gibisinden onlarca düşünceye kapılmak mümkün. Ama geciken her hayır bir sonraki depremin şiddetini arttırabilir. Denk ve insan olarak kıymetinizi, değerinizi koruyan ilişkiler için neyi ne kadar verebileceğinizi öğrenmeye çalışmaya başlamanın zamanı geldi de geçiyor!

Bu arada bu demek değil ki “işinize gelmiyorsa reddedin, geri çevirin”. Tam da sevgili Tunç Kılınç, Fikir Atölyesi’nde “Beni REDDettin” yazısını yazmışken benim bu yazımın ona zıt kutup olmadığını, tamamlayıcı olduğunu düşünüyor, böyle değerlendirmenizi diliyorum. Her şey dengeli ve eşit olmalı!

TARTIŞALIM

“Hayır diyemediğin her sefer bir dahaki “hayır”ın şiddeti artar, hem sen hem karşındaki için” henüz yorumlanmamış, ilk siz yorumlayın

Yorum yapın