// sanat kültür tiyatro

sanat kültür tiyatro

Bausch’un ‘Nefes’i, Tiyatro Festivali’nden Sutra ve Yoroboshi; İstanbul’dan Geçen İsim Sahibi Gösteriler

İki yılda bir düzenlenen Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nin 2008 programı beni çok mutlu etmiş, özellikle Litvanya’dan gelen, Avrupa’yı sarsmış bir Faust yorumunu 3 saati aşan bir süre heyecanla izlemiş ve İskandinav bir efsane olan Orfe ve Evridiki’yi baz alan Operation Orfeo’nun opera konseptine 1993 yılında yaptığı katkıyı bizzat izleme şansı bulmuştum.

Eğer görebiliyorsanız üstteki video Operation Orfeo’dan bir kısım, ama operanın finali gerçekten çok etkileyici idi, o zaman hala ayakta olan AKM’de tüm seyirciler, harika duman, ışık kombinasyonu ile yükselen sular altında kalmıştık!

2010 Festivali kapsamında medyada dikkat çeken gösteri ise başrolünde ünlü aktör John Malkovich’in olmasıyla Şeytani Komedya: Bir Seri Katilin İtirafları idi. Çok erken bilet kuyruğuna katılanlardan olsam da bu oyuna bilet almak içimden gelmedi. Ama gösterinin İstanbul’dan bir gün önce, bir gün sonra Paris gibi diğer Avrupa şehirlerinde de sahne aldığını İnternet’te görmüş, “Malkovich yorgun geldi, umursamadı” gibi yorumlara gülmüştüm, bize yorgun geldiyse bizden sonra Avrupa’nın tarihi opera salonlarında ne halde oynamış olabilir!

Herneyse, nedense 2008 programı benim daha çok ilgimi çekti, o yüzden bu sene az oyunu seyredebildim, o yüzden genel bir yorum yapamayacağım. Meraklısı okumuştur, festivalin en etkileyici performanslarından biri üst üste iki gün bizle olan Sutra idi. Çin’deki Shaolin Tapınağı’ndan on yedi rahip, ödüllü Antony Gormley’in inanılmaz sadelikte ve etkileyicilikte düzenlediği sahnede, Fas asıllı Belçikalı kareograf Sidi Larbi Cherkaoi ile etkileyici bir mücadele, savaş dansı sundular.

En çarpıcı olanı ise sahnede, üstü açık bir tabutu, kapısı kopmuş bir telefon kulubesini andıran ahşap kutular idi. Dansçılar o kutuların içine girdiler, çıktılar, her sahnede o kutuları o kadar hızlı yer değiştirdiler ki, biz daha yakındaki rahiplere gözümüzü dikmişken nasıl bir anda yirmiye yakın kutunun yeni bir forma girdiğini fark etmez olduk. Kutular bir kale duvarı, aşılması zor bir dağ, bir labirent, bir kütüphane duvarı oldular, yükseldiler, zemine indiler. Minimalist geçinen yerli ve yabancılar, bütçe sıkıntısı mı yaşadığını anlayamadıklarım, Türkiye’de yeteri kadar büyük sahne bulamadıklarından dekorlarının bir kısmını getirebilen yabancılar sonrası bu hareketli sahne düzeni sanırım sadece beni değil tüm izleyicileri derinden etkiledi ki, benim hayal edebileceğimden çok daha uzun süre alkış aldı Sutra ekibi.

Sutra’da gerçekten farklı sahneler farklı tatlar sundu, hepsini olmasa da bazılarını YouTube gibi sitelerde “Sutra Sidi Larbi” gibi bir arama yaparak izleyebilirsiniz, altta bir video paylaşıyorum.

Festivalde izlediğim bir başka performans Japon Yoroboshi ve Bahar Ayini idi. İki perdede iki farklı hikaye, Japon kültürünün “noh” dansını temel almış. Fakat Sutra’nın üstünden bir hafta geçmeden izlediğim, farklı beklentilerle gittiğim bu gösteri beni çok tatmin etmedi, ama tabii gitmesem de aklımın bir ucunda kalacaktı!

Festival dışında ise geçtiğimiz hafta İstanbul’da, İstanbul Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında önemli bir dans gösterisi daha vardı. Modern dansın büyük ustası Pina Bausch’un 2003 yılında İstanbul’dan esinlenerek hazırladığı Nefes, 7 yıl sonra tekrar şehrine döndü. Kentler ve İnsanlar tasarısında diğer şehirler Palermo, Hong Kong, Lizbon ve Sao Paulo imiş. Lizbon gösterisindeki enerjiyi görenler İstanbul için de daha etkileyici bir gösteri beklentilerini eskiden de dile getirmişler.

Dansçıların büyük kısmı, 2002’de İstanbul’u bizzat gezmiş ve kente dair gözlemlerini, bulduklarını Bausch ile paylaşmış. Sonuçta evrensel olgulara, her yerde yaşananlara ek olarak İstanbul’da, Türkiye’de yaşama dair gözlemlerini sahneye koymuşlar. Bausch’un en doğal dürtüleriyle, kırılganlık, alınganlık, kızgınlıklarını yansıtarak hareket etmelerini istediği dansçıları, boş bir sahne, su birikintisinden beslenen bir dekor önünde aşırıya kaçmamayı başararak bence son dönemin en iyi dans performanslarından birini sundular şehrimizde. Dansçıların Brezilya’dan Endonezya’ya, İspanya’dan İtalya’ya farklı geçmişleri, varoluşları, yılların tecrübelerini taşıması bunda etkiliydi.

Ama Bausch’un ve onların işlediği temalar, “Avrupa Kültür Başkenti İstanbul” hakkında genel kanıya paralel bir hayal kırıklığı yarattı, çünkü yine klişeler ile karşılaştık. Hamam sahneleri, İstanbul trafiğini temsil ettiğini düşünmemiz gereken Roma’dan çılgın trafik görüntüleri, Boğaz kıyılarında agresif Türk esnafları ve turistler, yine bildik Türkiye, İstanbul ve Doğu görüntüleri… Lafın kısası, harika dansçıların harika dansları, güzel kareografi, ama farklı dansçıların ortalama seyirci ‘ben’in gözünde çok farklılaşmayan benzer yorumlarının fazla tekrar yapması, ve kendimize dair garipliklerimizin bize yabancılar tarafından sunulması esnasında coşkuyla alkışa başlayan yurdum insanı…

İstanbul, 2. Dünya Savaşı’ndan beri en büyük ekonomik şoku 2009’da yaşayan Türkiye’de, yavaş yavaş kendine gelirken, şöyle ya da böyle güzel etkinliklere seyircisini gönderiyor. Ama Tiyatro Festivali boyunca hem izleyiciyi, hem dekor taşıyan yerlisi, yabancısına ızdırap yaratan Harbiye kongre alanındaki anlamsız yol çalışmasıyla, büyük bir opera sahnesi olmamasıyla çok daha fazlasına ulaşabilmekte kendini yavaşlatıyor.

TARTIŞALIM

“Bausch’un ‘Nefes’i, Tiyatro Festivali’nden Sutra ve Yoroboshi; İstanbul’dan Geçen İsim Sahibi Gösteriler” henüz yorumlanmamış, ilk siz yorumlayın

Yorum yapın