İtalya’nın en sevilen, en çok turist çeken bölgelerinden olan Toskana’da UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan 6 yer bulunmakta, tarihi ve kültürel mirasa ek olarak aynı zamanda bölgenin doğası, tabiatı, manzaraları da oldukça etkileyici. İtalya turları deyince Roma, Venedik ve son zamanlarda bunlara katılan Milano ile birlikte Toskana bölgesi de ziyaret ediliyor, her birinde birer ikişer gün geçiriliyor, ama vakti olanlar için Roma ile birlikte Toskana da çok daha fazlasını hak ediyor.
İtalyanca Toscana olarak yazılan ve bizim okuduğumuz gibi Toskana olarak telaffuz edilen bölgede yerleşimler Bronz Çağı’nda başlamış. Her ne kadar bölgenin doğası, bitki örtüsü değişiklik göstermiyor olsa da her tarihi şehrin, prenslik ya da düklüğün ayrı ve farklı bir geçmişi olduğunu bu bölgede hissetmeye başlıyorsunuz. Gerçek anlamda bir İtalya Birliği’nin oluşmasının 19. Yüzyıl’a kadar gecikmesinin sebebi olan farklı şehir devletlerin farklı yönetim ve kültürlerini korumasının günümüze yansıyan sonucu İtalya gezilerinin daha dinamik ve heyecanlı geçmesi oluyor.
Bölgenin başkenti Floransa belli aralıklarla belli turistik yayınlarda Avrupa’nın en gezilesi üç şehrinden biri olarak listelenir, fakat ben belki de böylesi bir beklentiyle gittiğimden biraz hayal kırıklığına uğradım. İtalyan Rönasansı’nın doğduğu ve Medici Ailesi’nin desteğiyle geliştiği şehir sanat ve mimari açısından büyük bir zenginliğin sembolü olmaya devam ediyor.
Michelangelo, Leonardo da Vinci ve Botticelli’nin şehrinde görülesi müzelerin başında Galleria degli Uffizi bulunuyor. İtalya’da her yerde uzun kuyruklarda beklendiğinden ve yoğun ziyaretçi akınını kontrol etmede ve “tatmin etmede” örneğin Paris’ten daha geride kaldıklarından Uffizi Müzesi, büyük katedraller gibi önemli yerlere İnternet üzerinden, hatta telefon ile çağrı merkezini arayıp İngilizce olarak da rezervasyon yaptırıp rezervasyon numarası ile gidip hiç beklemeden giriş yapabilirsiniz. Ciddi vakit kazancı elde etmek için mutlaka öneriyorum. Pazartesi kapalı olan Uffizi’yi gezemediğim için bir yorum yapamayacağım ama Rönasans’ın önemli temsilcilerini, “Venüs’ün doğuşu” gibi eserleri ağırladığını söylemeliyim.
İç avlusuyla bir dönemlerin Floransa villaların başlıca örneklerinden olan Bargello Müzesi önemli heykellere ev sahipliği yapıyor, her ayın 2. ve 4. pazartesi günleri ise kapalı. Museo dell’Opera del Duomo ise Floransa’nın meşhur katedralinin tam arkasında bir müze. “il Duomo” ya da Duomo olarak anılan katedralin tarihini, geçmişini, mimari ve inşa dönemlerini aktarmanın ötesinde katedralin iç ve dış süslemelerinden korumaya alınan önemli parçaları barındırıyor.
Santa Maria del Fiore Katedrali Floransa fotoğraflarını kubbesiyle taçlandırmakta olan büyük, dış cephesi ve süslemeleri ile etkileyici bir kilise. Kilisenin iç süslemeleri kalmadığından Museo dell’Opera’nın önemi artıyor fakat içine girip meşhur kubbenin iç süslemesine uzun uzun bakılabilir. Hatta ücret karşılığında farklı bir kapıda kuyruk bekleyerek kubbeye çıkabilirsiniz. Katedralin ön yüzünün karşısında Battistero di San Giovanni yani Vaftizhane bulunuyor, ayrıca katedralin bir parçası sanılan Campanile yani çan kulesi de meydanın önemli yapılarından.
Floransa’da tabii ki görülecek yerler listesi uzayıp gider ama kısa ve öz tutmak gerekirse Arno Nehri üzerinde 2. Dünya Savaşı’nı atlatan tek köprü olarak kalan Ponte Vecchio yani Eski Köprü’yü de biraz vakit ayrılabilir. Bir zamanlar kasaplarla dolu iken gittikçe kuyumcular ve süs eşyalarının mekanına dönüşen köprünün gerçekten de üst seviyede mücevher işçiliği ve ürünlerine bakarak ticari heyecanını hiç kaybetmediğini de görebilirsiniz.
Ve tabii Signoria Meydanı! 450 yıllık Neptün Havuzu İtalyan ve yabancı turistlerin dinlendikleri, fotoğraf çektikleri meydanın atraksiyonlarından sadece bir tanesi. Meydanda yer alan Michelangelo’nun Davut’u gibi pek çok önemli heykelin ayrı anlamları, hikayeleri, bazen politik mesajları bile var.
Sanat ve mimarisine girersek çıkamayacağımız Floransa’dan sonra Toskana Bölgesi’nin en meşhur şehri Pisa da beklediğimden fazla ilgi çekiyor gibi geldi. Eğik Pisa Kulesi’nin fotoğrafını çocuk yaşlarda görmeye başlayanımız pek çoktur, tabii kuleyi bizzat karşında, gerçekten de eğik ama sağlam halde görmek etkileyici. Mucizeler Meydanı anlamındaki Piazza dei Miracoli’deki katedralin saat kulesi olan Pisa’nın tepesine de çıkmak mümkün. Meydanda Pisa Kulesi dışında vaftizhane, katedral ve mezarlık bulunmakta. İtalya’nın en büyük vaftizhanesi, kubbesinin üstündeki heykeliyle Pisa Kulesi’nden birkaç santimetre daha bile yüksek, fakat iç dekorasyonu fazlasıyla “sade”. Zaman kısıtım nedeniyle içlerine girmediğim bu yapılardan en çok gözden kaçanı Campo Santo anıt mezarı şık duvarları ile bazıları tarafından Dünya’nın en zarif mezarlığı kabul ediliyormuş.
Pisa’daki üç ana yapıyı farklı açılardan, hava da açıksa, yemyeşil çimler üzerinde seyretmek gerçekten hoş, ama sınırlı vakti olanların bir an önce Siena’ya ve bölgenin diğer önemli yerleşimlerine geçmelerini öneririm. Siena Floransa’dan 70 km uzaklıkta bir tepeye kurulmuş yerleşim. Küçük Pisa’nın tarihin bir döneminde ticari üstünlüğünün meyvesini askeri gücüne de yansıtarak bölgeyi etkisi altına almış olması gibi Siena da heybetli dönemler yaşamış. Bugün ise belki de en ilginç özelliği her yaz 2 Temmuz’da elemesi, 16 Ağustos’ta finali yapılan Palio at yarışı. Avrupa’nın en büyük meydanları arasında gösterilen, yarım daire şeklindeki, hem de Palazzo Pubblico’ya eğimli Piazza del Campo Meydanı şehrin kalbinin attığı yer. Yeme içme mekanı olmasının yanında meydanda uzanıp dinlenenler seyrederken “burada eğersiz at yarışları yapılıyor” dense inanması zor olan bir görüntü de sunuyorlar.
Siena’nın her mahallesinin kendine has bir amblemi, renkleri var ve sokaklarda binaların üstünde, elektrik kutularının, saksıların süslemesinde dikkat etmeniz halinde bunları görmeniz mümkün. Mahalleler at yarışını kazanırlarsa günler süren kutlamalar yapıyor, gerçekten büyük gurur duyuyorlar. Canlısını, ya da bir videosunu görmeden ne kadar önemli bir etkinlik olduğunu anlamak gerçekten zor ama çok uzun süredir yaşatılan bu gelenek için sayısız turist de şehre geliyor.
Siena’nın güzel pastanelerinden farklı atıştırmalıklar, çay ve kahveye eşlik edecek tatlılar almak, daracık sokaklarda yürümek, tepelerden doğaya bakmak mutluluk veriyor. Ama Siena’nın katedrali bence gerek iç gerek dış süslemeleri ve heybeti ile tüm Toskana’nın en etkileyici dini yapısı. Siena Katedrali ya da yine “Duomo” için de daha önce dediğim gibi İnternet ya da telefonla yer ayırtmanızı şiddetle öneririm. 13. Yüzyıl’da büyük bir bölümü tamamlanan yapı Siena’nın yükselişinin ve bölgeyi etkisi altına almasının da sembolü ve bugüne kadar da çok iyi korunmuş. Meydandaki Palazzo Pubblico’nun müzesi de gezilebilecek başlıca yerlerden. Vakit ayırmanız halinde 1-2 tarihi nokta da görülebilir, meydanda Saray’ı karşınıza aldığınızda sağdaki sokaklarda turizm bürolarından bilgi ve harita edinmek mümkün.
Standart Toskana turlarının son ayağı olan San Gimignano çok daha küçük. Burada bir dönem gerek gösteriş, gerek farklı kullanım amaçlarıyla villa evlere eklenen kuleler yükseldikçe yükselmiş, bugün pek çok kulesiyle ilgi çekici bir görüntüye sahip Gimignano’nun gezmediğim kilisesi Collegiata ve Piazza del Duomo diye zaten göreceğiniz etrafında dünyanın en iyi dondurmacısı seçildiğini iddia eden dondurmacı ve kafelerle çevrili meydanının yanında bence gitmişken tepesine çıkmaya değecek olan Torre Grossa kulesi ve aynı biletle girebildiğiniz minik Pinacoteca Civica Müzesi köyün başlıca çekim noktaları. Grossa’dan yani büyük kuleden güzel bir Toskana manzarası izleyerek akşamı bitirip Gimignano’da ücretsiz düzenlenen klasik müzik konserlerinden biriyle geceyi tamamlamanız mümkün. Ama tabii eğer 40 kişilik bir turla gitmemiş ve bir an önce otelinize dönmeniz gerekmiyor ise.
Etkileyici Toskana’nın dünya mirası listesindeki diğer yerleri de Siena çevresinde Rönasans ressamlığına da ilham vermiş olan harika doğasıyla Val d’Orcia ve bu bölgede bahçe, saray ve katedrali ile henüz yeteri kadar meşhur olmamış olsa da Pienza. Maalesef bu iki yeri görmediğimden bir yorum yapamayacağım ama Siena’nın bende güzel izler bıraktığını, Pisa ve San Gimignano’nun da ilginç bir görsel ziyafet sunduğunu tekrar belirtmeliyim. Sırada Roma var…
İlgili Yazılar:








TARTIŞALIM
“Toskana Bölgesi Gezi Notları: Floransa, Siena, Pisa, San Gimignano…” henüz yorumlanmamış, ilk siz yorumlayın
—
—