// ben...

ben...

Sosyal Medya Odaklı Kampanyalar Gittikçe Büyüyor! Renault Bursa’da Fabrika Gezdiriyor, Gerisi de Geliyor…

İnternet kullanımı arttıkça medya tüketiminin daha büyük bir bölümü de web yayınlarına kayıyor. Nitekim reklam verenler de bu eğilimin gücünü özellikle 2009’da daha yakından izleyip test etmeye başladı. Nitekim 2009’un ilk ayında İnternet reklamlarına TV reklamlarından daha fazla bütçe ayrılan ilk büyük ekonomi Birleşik Krallık oldu. Daha önce de Danimarka’da İnternet reklam hacmi televizyon reklamlarını aşmıştı. 1998’de 19 milyon sterlin büyüklüğünde olan İngiltere İnternet reklam pastası 2009’un sadece ilk altı ayında 1.750 milyon sterlin değere ulaştı. 2008’e göre %17 daralan TV reklam harcamaları ise 1,6 milyar sterlin seviyesinde kaldı.

İnternet’te geçirilen zamanın ise gittikçe daha geniş bir kısmı sosyal web olarak adlandırılan bireylerin kendilerini ifade ettiği, arkadaşlarını takip ettikleri sosyalleşme platformlarına kayıyor. Fakat bu platformların bir reklam mecrası olgunluğuna ulaştığını söylemek mümkün değil. Nitekim İnternet reklamlarında en büyük dilimi, örneğin İngiltere’de yaklaşık %60 seviyelerinde payı olan arama motoru reklamları oluşturuyor.

Sosyal medyada ise kulaktan kulağa, dost tavsiyesi, arkadaş tecrübesinin önemi bir hayli fazla. Bu nedenle markalar da potansiyel tüketicilerin aklında olmak ve bahsedilebilmek için çaba harcamaya yöneliyor. Fakat bu yolda de pek çok kritik faktör devreye giriyor. Örneğin kulaktan kulağa yayılan mesajı kontrol etmenin zorluğu, bazı halkla ilişkiler aktivitelerinin sosyal medyanın ruhuna zıt bayağılık ve sıradanlıkta reklamlar olarak algılanması ve gerek bu iletişime doğrudan maruz kalan bireylerin, gerek takipçilerinin buna olası tepkileri, doğru hedef kitleyi bulabilmek diye uzayıp giden bir liste oluşturabiliriz. Fakat daha fazla marka bu yolları aşındırdıkça belli yöntemler kabul görmeye başlıyor, doğru ya da yanlış…

Oyak Renault Bursa fabrikasında blogcular ve Fluence için tasarladıkları alternatif blog tasarımları bir arada

Oyak Renault Bursa fabrikasında davetli blogcular ve Fluence için tasarladıkları alternatif blog tasarımları

Türkiye’de de geçtiğimiz yıl özellikle Gillette’in blog yazarlarına yönelik kampanyasıyla belki de ilk geniş çaplı blog iletişimi yapılmış oldu diyebiliriz. Öncesinde ve sonrasında çeşitli etkinlikler düzenlendi, deneme ürünleri gönderildi ama benim takip edebildiğim kadarıyla kayda değer etki yaratanlar bir elin parmaklarını geçmediği gibi kampanyalar da daha çok hızlı tüketim ürünleri ve bilişim hizmetleri çevresinde gerçekleştirildi.

Bu nedenle 3,9 milyar TL cirosu ve 3,2 milyar TL ihracatıyla Türk otomotiv sektörünün en büyüklerinden, aynı zamanda Fransız Renault’un Batı Avrupa dışındaki en büyük iştiraki olan Oyak-Renault’un yeni modeli Fluence’nin blogculara Bursa’da lanse edilmesi bence oldukça kayda değer bir aktivite oldu. Otomotiv gibi farklı dinamikleri olan bir sektörün en büyük oyuncularından birinin ve bu konuda beraber çalıştığı ajansın yaklaşımı, İnternet’e ve bu örnek özelinde sosyal medyaya atfedilen önemin arttığının çok önemli bir göstergesi.

Oyak Renault Bursa fabrikasında blogcular üretimin farklı aşamalarını da yakından izlediler, tabii önce güvenlik kurallarına uyarak

Oyak Renault Bursa fabrikasında blogcular üretimin farklı aşamalarını da yakından izlediler, tabii önce güvenlik kurallarına uyarak!

Megane’nin yerini alacak olan Fluence sadece Türkiye’de üretilecek ve Romanya ile Rusya pazarlarından büyük pay almaya çalışacak. Geçen ayki Frankfurt otomotiv fuarına davet ettiği gazetecilerle bu haberi duyuran Renault, takip edebildiğim kadarıyla, daha sonrasında geleneksel medya kanallarına yönelik ikinci bir çalışma yapmadı. Bu nedenle 3 Ekim’de karikatüristler Selçuk Erdem, Erdil Yaşaroğlu ve Radikal Gazetesi yazarı Kaan Sezyum ile yirmiyi aşkın blog yazarının Bursa fabrikasına davet edilmesi ayrıca dikkat çekici idi.

Tabii böyle düşünmemin bir nedeni de hala Türk medyasında İnternet hakkında atılıp tutulması ve blog yazarlarının da buna fazlasıyla tepki duyması sonucu oluşan ayrışmanın hissedilir boyutlara ulaşması. Hala bazı şirketler ve halkla ilişkiler ajansları aynı aktiviteye blogcu da davet edersek gazeteciler bozulur mu diye çekinebiliyor! Hâlbuki örneğin Renault’un Romanya’nın başkentinde yaptığı Fluence lansmanına hem gazeteci hem dergici hem de blog yazarları aynı anda davet ediliyor.

Gezide blogculara eşlik eden Selçuk Erdem, Erdil Yaşaroğlu ve Kaan Sezyum bir arada

Gezide blogculara eşlik eden meşhur simalar Selçuk Erdem, Erdil Yaşaroğlu ve Kaan Sezyum bir arada – Erdil Yaşaroğlu’nun iPhone’undan benim çekimim olduğu için izinsiz kullanıyorum!

“Renault Fluence bir blog olsa” etkinliğine dönecek olursak Kasım ayında lansmanı yapılacak model için farklı bir online pazarlama yöntemi düşünülmüş. Detaylarını bilmesem de biz davetli blog yazarlarının üretim aşamasını da gördükten sonra 3 dev tuvale hazırladığımız Fluence blog veya web sitesi taslaklarının Fluence satışları başlamadan bir süre önce halk oylamasına sunulacağını, verilen oylarla Fluence web sitesinin netleşeceğini söyleyebilirim. Bursa gezisi ile hedef hemen bir “kulaktan kulağa” etkisi yaratmak değil idi, ama bakalım oylama başlayınca davetliler kendi gruplarının tasarımı kazansın diye web siteleri, bloglarında bir aktivite gösterecek mi? O zaman bir taşla iki kuş vurulmuş olur! (Fluence Bir Blog Olsa web sitesi açıldı, buraya tıklayarak ziyaret edebilirsiniz)

Pazarlama ve sosyal medyacı gözlüklerimizi kenara bırakıp etkinlikten aldığımız lezzete dönecek olursak öncelikle gezi öncesi vakti olanlara spor ve 4×4 Renault modellerinin test sürüş için gönderildiğini söylemeliyim. Etkinliğe ilk daveti aldığım gün Türk bloglarında bir arama yaptığımda Renault’un sosyal medyada pek yer alamadığını gözlemlemiş, bu nedenle aktiviteyi daha da mantıklı bulmuştum. Aynı şekilde bir algı eksikliğini de spor ve 4×4 araçlarda Renault logosu görmekte yaşadığımı hissettiğimi itiraf etmeliyim. Coupé modelleri test etmek bu önyargıları biraz kırmış olsa gerek.
Megane modelinin yerini alan Fluence’nin detaylı bir incelemesini etkinliğe davetli blogculardan Onur Koray’ın kaleminden okuyabilirsiniz. Benim ilgimi çeken, küresel resesyon nedeniyle daralan büyük, geniş araç pazarında Renault’un cesaretle, belki risk alarak sınıfının en uzun aracını, en geniş bagaj hacmi ile pazara sunması oldu diyebilirim.

Biraz da blogcu dedikodusu yapacak olursak etkinlikte sadece erkeklerin ya da sadece otomobiller üzerine yazanların olmadığını söylemeliyim. Üretim gezisi esnasında el becerileri geliştirme atölyesinde Uğur Özmen’in çocukken elinin alıştığını söylediği aletleri tekrar eline alıp tornavida sıkmasınu, dönüş yolunda İskender ziyafetimiz esnasında Sunipeyk’in ilk tek porsiyon siparişime “Aa, oldu mu” şeklinde “gaz vermesi” üzerine 2. porsiyondan sonra o bahçedeyken tatlısını bir suç ortağı ile mideye indirmemi ve de Selçuk Erdem’in oyuncak robotunun üretime dahil oluşunu bir süre daha unutmayacağım kesin!

Blog yazarlarına yönelik çalışma ve lansmanlar devam edecek, en az iki aktivite daha önümüzdeki bir ay içinde geliyor! Bence bu aktivitelere katılan ve katılmayan blogcuların fikirlerini de geniş kapsamlı olarak duymanın zamanı geldi, çünkü tek başıma cevap veremeyeceğim kadar çok soru birikti. Yorumlarınızı bekliyorum.

[tags]Renault Fluence bir blog olsa, sosyal medya, sosyal platformlarda pazarlama, blog etkinliği, Fluence, Renault, Proximity Istanbul, Selçuk Erdem, Erdil Yaşaroğlu, Kaan Sezyum[/tags]

İlgili Yazılar:

TARTIŞALIM

“Sosyal Medya Odaklı Kampanyalar Gittikçe Büyüyor! Renault Bursa’da Fabrika Gezdiriyor, Gerisi de Geliyor…” bir kez yorumlanmış, siz de yorumlayın

  1. Cengiz Semercioğlu Kelebek’teki köşesinde “Blogger da sarı basın kartı alabilmeli” başlıklı yazısında dikkat çekici noktalara değinmiş.
    Pirelli’nin Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden blogger davet ettiği etkinlikle artık blog yazarlarının önemini daha iyi fark ettiğini söylemiş ve artık biz gazeteciler de blogcuları meslektaş görmeliyiz demiş.
    Aynı zamanda daha düşündürücü olan şu sözü halkla ilişkiler uzmanlarının ağzından aktarmış:
    “Bir konuyla ilgili yazan 10 bloggerdan 2’si davet edildiğinde, geri kalan 8’i “Biz neden davet edilmedik” diye firma hakkında karalama kampanyasına başlatıyormuş hemen…”

    Yorumlayan: H. Cihan Salim | 15.10.2009, 20:48

Yorum yapın