// blog ve bloglar

blog ve bloglar

Şirketler Asıl Şimdi Bilişimin Gücünü Anlamıyor: Güven Krizi Sürerken Kolektif Zeka Yardıma Hazır

2009 insanoğlunun Ay’a ayak basışının kırkıncı, Berlin Duvarı’nın yıkılışının ve Çin’de Tiananmen Meydanı olaylarının ise 20. yıldönümü olması açısından önemli bir yıl. Bu olayların ardından geride bıraktığımız son birkaç on yılda ise icat artışının yavaşladığını, uzay teknolojileri bir yana, klonlama, gen ve yapay kalp çalışmaları dışında kısır bir dönemden geçtiğimizi görüyoruz. Google’ın web sitelerini karşılaştırma metodolojisini bile icat olarak sıralayan listelerle karşılaşıyoruz.

20 yıl sonra baktığımızda, duvarın yıkılmasıyla pazar ekonomisine geçen Doğu Bloku ülkelerinin Avrupa Birliği’nin ilk 15 ülkesinin refah seviyesine göreceli durumunun kötüleştiğini, ihraç gelirleri yükselen ve teknolojik ürün tüketimi artan Arap ülkelerinde işsizliğin arttığını, Çin’de İnternet kontrolünde çarpıcı yaklaşımları izliyor ve 1930’lardan beri en büyük iktisadi bunalımı yaşıyoruz.

Web 2.0 ve sonrasında İnternet’in uzun kuyruğa (“long tail”), yani hizmet edilmesi kar getirmeyecek kadar farklı özellikler sergileyen çok fazla sayıda birey ya da mini topluluğa hizmeti artık mümkün kıldığı sloganına rağmen dijital bölünme kapanmıyor, Asya ve Güney ülkelerinde dijital okuryazarlığı arttıracak cihaz ve çözümler için elini taşın altına koyan olmuyor. Bizlerin burada ve aramızda tartıştığımız “dijital kültür” milyarlarca yaşlı, fakir, eğitimsiz birey için bir şey ifade edemiyor.

Başta genç nüfusu yoğun bizim gibi ülkeler hakkında olmak üzere pek çok ortamda çizilen pembe tabloya doğru bakmak gerekiyor. Toplum ve tüketici boyutunu farklı açılardan incelemek mümkün, örneğin günümüzde teknolojinin kendisini yalnızlaştırdığını kabul eden ve etmeyen iki büyük teknoloji kullanıcısı grup var, bunları da ileriki yazılara bırakalım.

Çalışanlar ve Tüketiciler Değişirken
Gelişmelere kurumsal açıdan bakıldığında, değişen toplum yapısının şirket duvarlarının dışında kalamayacağını görmek gerekiyor. Yavaşlayan teknolojik gelişme, iyileşmeyen küresel ekonomi, her yerden her zaman bağlı olduğu halde yalnızlaşan, hem de gelecekten ümidi azalan bireyler işverenlerin hem çalışan ordusunu, hem de müşterilerini oluşturuyor.

Güven sağlamak zorlaştığı gibi daha da önem kazanıyor. Her dakika yeni bir blog yayına başlar, 5–10 bin kişi Twitter’a yeni bir cümle girerek dünyadaki sohbete katılırken bir kurumun kendisiyle alakalı bir mesajı kontrol etmesi imkansız gibi bir şey. Kurum mesajları ise sadece marka, ürün veya pazarlama amaçlı olmuyor, bu nedenle yeni iletişim kanallarını şirketlerin pazarlama bölümleri dışında görev alanlar da kucaklamalı. “Her yerden her şeye anında erişebilen kullanıcı”nın varlığı, yönetim kurulu toplantılarından “çocuklarımın, torunumun uğraştığı şeyler” diye dışlanmamalı.

Tam yeğenin düğününe gideceği gün saçında felaket(!) yaratıcılık gösteren arka caddedeki kuaförü yermek ya da övmek için yerini Google Haritalar’da işaretleyen, üstüne yorum yazan sürekli müşteriniz sizden aldığı kırtasiye malzemesi veya çanak anten için neden aynısını yapmasın? Temel endüstri kollarından otomotiv sektörünün efsaneleri Chrysler ya da General Motors kendi bayilerinden gelen sıradan taleplerden çok daha faydalı yorumları yıllardır İnternet’ten takip etseydi iflas koruması ve devlet kontrolüne sığınmak zorunda kalmayabilirlerdi.

Her yerde duymaya başladığınız “İnternet’i medya iletişim planının ana bacaklarından biri yapmalısınız, Facebook’tan tüketicilere ulaşmalısınız” önermelerini bir de aksi yönden düşünmeliyiz. Facebook’ta 400 arkadaşı olan biri, kendini bu kitleye ifade etmek, fotoğraflarını göstermek arzusundan daha fazlasını arkadaşlarını takip etmek, öğrenmek ve uyum sağlamak için duyuyor, o yüzden 400 kişiyi arkadaş olarak ekliyor. Çünkü dışarıda, etrafımızdaki sayısal dünyada kitlelerin kolektif birikim ve zekâsı kullanmayı bilenler için bir cevher olarak duruyor.

Şirketler Bilişimi Anlamamaya Başladı
Peki, büyük kurumlarda “IT departmanı” diye adlandırılan bilişim bölümleri artık her ölçekteki şirkette varken neden bu büyük kolektif birikimin farkına varılmıyor, şirketler bilişim dünyasını anlamıyor mu? Bilgi teknolojilerinin önemini kavramış olan kurumlar maliyetleri düşürmek, doğru miktarda dışkaynak kullanımına gitmek, kurumsal yazılımların doğru seçip işletildiği bir IT yönetimi kurmakta sıklıkla başarılı olabiliyor. Ama bilişimin içindeki iletişim ayağının potansiyelini kaçırıyorlar.

Bireyler yönetimin gücünden çalmaya başlıyor, çalışanlar kurum içi, kurumlar arası ve müşterileriyle açık iletişimin faydalarını görüp etkileşimlerini arttırırken izole kalmaya devam ettiğinin farkına varmayan tepe yönetimler değişime ayak uyduramıyor.

Buna bir de çalışanların değişen ve karşılanmaması tercih edilen farklı çalışma yöntemleri gibi talepleri eklenince kurum içi kültür zarar görmeye başlıyor. Genç nesil gün içinde bilgisayarına kendi MP3 çalarını takıp müzik parçalarını düzenlemek, koleksiyonunu zenginleştirmek, kişisel işlerini de yapmak istiyor, ama yine bu genç nesil iş yerinde yönetici rolü olmayan daha yaşlı çalışanların aksine gece 11’de iş yapmaya, e-postalarını yanıtlamaya çok daha yatkın hatta istekli oluyor. Her zaman her yerden bağlı olan, arkadaşlarını, gündemi yorumlayan bu nesil iş yerinde yorum yapamadığını, kendine kulak verilmediğini hissettiğinde özel hayatıyla iş hayatı arasında anlaşılamaz bir dengesizlik oluşuyor, gittikçe daha çoğu böyle bir işte çalışmaktan kolaylıkla vazgeçiyor.

“Açık inovasyon” yaklaşımı gibi güncel yönetim tartışmaları bulgularının da temel aldığı üzere bilginin mutlak sahibi olmak zorlaşıyor ve kurumların sınırları yeniden oluşuyor. Daha az belirgin, daha geçirgen ve esnek sınırlar sayesinde mevcut ve potansiyel müşteriler, rakipler, tedarikçiler, kamuoyu, kamu yönetimiyle etkileşimden gelebilecek fikir ve bilgiler şirketlerin büyümesinde gittikçe daha fazla rol sahibi oluyor.

Tarihteki en yoğun iletişim trafiğini yaşarken her türlü oluşumun bilişim politikalarını gözden geçirip bu yeni döneme uyarlaması gerekiyor. Öte yandan pek çok şirket ve devletin bu dönüşümde zorlanmasının temel nedeninin eski iş yapış modelini katılaştıran mevcut karmaşık IT yönetimi olması da dikkat çekici!

[tags]kolektif zeka, açık inovasyon[/tags]

TARTIŞALIM

“Şirketler Asıl Şimdi Bilişimin Gücünü Anlamıyor: Güven Krizi Sürerken Kolektif Zeka Yardıma Hazır” henüz yorumlanmamış, ilk siz yorumlayın

Yorum yapın