// dünya ekonomisi

dünya ekonomisi

Resesyon yeni bir modelin kilidini açıyor mu? Daha az sabit maaşla işyerinize ortak olup kar ve zararı paylaşmaya var mısınız

Küresel ekonomik daralma işsizliği insanlığın büyük sıkıntılar yaşadığı dönemlerdeki seviyelere yakınlaştırmaya başladıkça iktisat modeli tartışmaları kuvvetleniyor. Fakat kapitalizm, komünizm, devletçilik, vs. derken mülkiyeti müteşebbis insanlar ile devlet arasında ileri geri çekiştirip duruyoruz.

Fakat bu kısır tartışmayı aşmaya yönelik sohbetler de yaygınlaşmaya başladı. Paydaşların (İng. “stakeholder” karşılığı olarak kullanıyorum) yani çalışan, müşteri, değer zincirindeki diğer kurumlar, doğal kaynaklar, kamu kurumları, müşterimiz olmayan ama içinde faaliyet gösterilen toplumların da mülkiyetin yönetimi ve kazancına maddi, manevi ortak ve söz hakkı sahibi olması belki de gelecekte yeni bir iktisadi düzenin temel dayanak noktası olacak.

Robot Gibi Üretim Bandı Başında Durup Mesai Bitimini Beklemek Doğamızda Var mı?

Doğayla beraber yaşayarak evrim geçiren insanoğlu vahşi hayvanlar, doğal afetlerin yanında besin bulamama riskiyle de karşı karşıya kalarak bugünlere geldi. Avlanmaya çıktığında eli boş dönebilir, tarlasına ektikleri selle yok olabilirdi. Bu risklerle yaşamaya alışan insan, önce feodal düzende toprak ağasının köle çiftçisi, sonra endüstri devriminde fabrikanın köle işçisine indirgenip pazarlık kuvvetinin yettiği ücretle yetinmeye başladığından beri, “risksiz ücret akışının” rahatlığına, konforuna alıştı. Doğasına aykırı denebilecek bu düzende mavi yakalısı, beyaz yakalısı “maaşım, ücretim az da olsa her ay yatırılsın, şirket zengin de olsa zorlansa da bana ne” ruh haline kapıldı.

Fakat bugün ekonomik krizin, durgunluğa, neredeyse depresyona varacak kadar kuvvetli olması eski kriz dönemlerindeki yaklaşımların bugün çalışmayacağını gösteriyor. “Maaşımdan ve zammımdan vazgeçmem” yaklaşımı büyük şirketlerin bir anda binlerce insanı kapı önüne koymasına neden oluyor, bahane ya da değil…

Cuma sabahı Sabancı Holding paylaşım toplantılarından birinde INSEAD öğretim üyesi Prof. Enver Yücesan’ın soruları da bu tartışmanın iyice yaygınlaşacağını gösterir gibiydi. “Bir şirket için hissedarlara değer yaratmak, çalışan, müşteri gibi iş ‘partnerlerine’ değer yaratmaktan daha öncelikli midir” sorusuna, tepe yöneticisinden uzman seviyesine her kademeden yaklaşık 150 kişilik çalışanın büyük çoğunluğu “hayır” yönünde yanıt verdi. Aynı soruyu bugün dünyanın pek çok yerinde, pek çok ayrı şirkette sorsak yine benzer oranda “hayır” yanıtı alacağımızı, hele bir de şirket ortamı dışında sokaktaki vatandaşa sorsak daha da yoğun olumsuz dönüş olacağına eminim.

Yoksa Konformizm Bu Kadar mı Ağır Basıyor

Fakat Prof. Yücesan’ın aksi yöndeki yanıtı tabii ki salonda biraz şaşkınlık yarattı. Sonsuz serbesti, “bırakınız yapsınlar”, “serbest ticaret”, “bireysel mülkiyet ve girişimin yüceltilmesi” temaları etrafında gördüğüm içinde yaşadığımız sistemin, toplumlar arası ve içinde eşitsizlikler bu kadar yüksekken insanlık için en verimli sonuçları üretebilecek düzen olabileceğine ihtimal vermeyen biriyim. Öte yandan realist yaklaşıp, bir örneklemini Sabancı Center’da gördüğüm kapitalizmin mevcut işleyişi ve finansal piyasalardaki dalgalı hisse işlemlerinin ardındakilerin tüm önceliklere sahip olmasını gönül rahatlığıyla kabullenemeyen dünya üzerindeki büyük kitlenin de yeni bir ekonomik düzen kurulması için bir girişimde bulunmadığını tespit etmeliyiz. Bu durumda, pek çoğumuzun mevcut düzeni ve içinde “konformizmi” tercih ettiğini, girişimci olup risk almaktansa daha büyük bir organizasyonun maaşlı üyesi olmayı kabul ettiğini söyleyebiliriz.

Tüm paydaşların iktisadi teşebbüste söz hakkı olması için çalışan ortaklığı ilk adım olabilir

Kabaca Türkiye’de bir yıl tarımda nispeten iyi, diğerinde nispeten kötü bir ekin kaldırıldığını söyleyebiliriz. Ama ne kadar iyi ya da ne kadar kötü olacağını tam kestiremeyiz. Gelir beklentisindeki belirsizlik sadece tarımda değil pek çok alanda mevcut. Fakat yürürlükteki ekonomik doktrinin “maaş ve tüm giderler sonrası kar, riskin ödülü olarak tümüyle girişimcinin hakkıdır” iddiasını kalbimiz onaylamak istemese de beynimizle “risk almayalım, kar da zarar da girişimciye kalsın” yaklaşımında olduğumuzu kabul etmek gerekir. Ama kayıplar bugünkü seviyelere çıktığında, fiyatları düşürmesine rağmen satışlar hacim olarak yarı yarıya indiğinde maaş ödemeye bile zorlanan şirketinlerin tümünü işçi çıkartmak için fırsatçı davranmakla suçlamak doğru olamaz.

Avrupa’da Çalışanlarını Ortak Edenler Artıyor

Nitekim bu düşünceyi kabullenenlerin sayısı artıyor. Belki de kabaca bir yüzyılla sınırlı modern ekonomi tecrübemizle aklımızın alabildiği en ideal, ütopik ekonomi düzeni olabilecek “paydaş” tabanlı ekonomiye yaklaşan anlaşmaların haberleri gelmeye başladı. Amerikan otomotiv devi Chrysler’ın iflas başvurusu sonrası ortaya çıkan yapıda işçiler önemli bir pay aldıktan sonra dün de General Motors’un Avrupa iştiraki Opel yeniden yapılanırken işçiler şirketten %10’luk bir pay aldı. Maaşları korumak bir yana, en olumsuz etkilenen sektörlerde “%5 mi %10 mu maaş indirimi” pazarlığı yapılan pek çok Avrupa ülkesinde sendikalar işlerini korumak için bugün feragat ettiklerinin karşılığında şirketin iyi günlerine inanarak geleceğe yatırıp yapıp şirket ortaklığını kabul etmeye başlıyorlar. Son dönemde popüler örneklerini Almanya’da görsek de bu ülkede büyük şirketlerin hisselerinin sadece %1,7’si çalışanların elinde, Fransa’da ise rakam %4,5’lara dayanmış, Avrupa ortalaması ise %2,6.

Bu, tepe yöneticilere indirimli hisse opsiyonu tanımakla tam olarak aynı şey değil. Şirketin sıkıntılı dönemlerine omuz vermeyi göze alan çalışanlar böylece “bizim piyasa süper, şirket paraya para demiyor, ama maaşımız enflasyon kadar bile artmadı” diye yakınmaktan kurtulabilir. İşçilerin şirkete ortaklığının olması ve artması, “uzun vadede şirketin iyiliği aslında sadece işçilerin umrunda” iddiasını da göz önüne alırsak son derece sağlıklı. Tabii ki şirket yönetiminde ne kadar söz sahibi olunacağı da bir tartışma konusu oluyor. Nitekim bazı şirketler sadece kar payı hakkı veren ortaklık modelleriyle yola devam ediyorlar.

Var mısınız?

Tabii ki işçilerden, çalışanlardan fedakarlık istemek, çalışma saati, maaş ve zamları kesmek, bunun karşılığında hisse vermek şirketleri bugünkü krizden kurtarmaya yetmeyecek. Fakat 2008 resesyonu sonrası ekonomik model tartışmaları sürerken “paydaş” tabanlı bir düzenin ilk adımı olabilecek işçi ortaklığı örneklerinin yaşanması ümit verici. Bilmiyorum siz ne dersiniz, sabit kısmı çok az, değişken kısmı çok olan bir maaşla şirketinize küçük bir ortak olmak ister miydiniz?

[tags]Ekonomik kriz, resesyon, daralma, yeni ekonomi, ekonomi tartışmaları, paydaşlar, stakeholder, işçi ortaklığı, çalışan ortaklığı, kapitalizm, bireysel mülkiyet, risk ve kar[/tags]

TARTIŞALIM

“Resesyon yeni bir modelin kilidini açıyor mu? Daha az sabit maaşla işyerinize ortak olup kar ve zararı paylaşmaya var mısınız” henüz yorumlanmamış, ilk siz yorumlayın

Yorum yapın