// doğa, çevre ve gezi

doğa, çevre ve gezi

İtalya Turu: Venedik Gezi Notları

Yılda 12 milyon turist çeken Venedik gerçekten eşsiz bir yerleşim. Adriyatik’in kuzey sahillerinde yarım ay biçimli lagündeki takım adalarda ilk kalıcı yerleşimler, saldırılardan kaçanlar tarafından 6. yüzyılda kurulmuş. Yaklaşık 697 yılında bağımsız askeri birlik kuran topluluk yönetici olarak kendi dükünü de atamış, ama Bizans yönetiminden bağımsızlığını kazanması vakit almış. Papa ve Bizans İmparatoru’nun itirazlarına rağmen İslam dünyası ile de ticarete başlayıp bir de İskenderiye’den kaçırdıkları İncil yazarı Aziz Markos’un naaşını öne çıkararak dini sembollerini de Bizans’tan koparmış.

Bugün dünyanın bir çok diline yerleşmiş olan “Arsenal” ya da “Arsenale”, Venedik’in denizlerdeki gücünü arttıran tersanesinin adıydı. Osmanlılar Akdeniz’de kuvvetlendikçe ve keşiflerle yeni deniz yollarının ve rotalarının öne çıkmasıyla Doğu ticareti önem kaybedince Venedik’in altın çağı da sona erdi. Arsenale demişken, Vaktiniz yeterli ise adanın Doğu taraflarına, Castello denilen bölgesine ister yürüyerek isterseniz deniz otobüsleri, hadi biz deniz minibüsü(!) diyelim, ile gidebilirsiniz. Bu bölgede Venedik’in sokaklarını darlaştıran binalardan sonra sizi şaşırtabilecek bir ferahlık, yeşil alan, heykelleri ve bir mini sarayı barındıran parkta tur atabilir, hala başka bölgelere göç etmemiş Venedikliler ve Venedik’te çalışmak için gelmiş yabancıların yerleştiği konutların arasında dolanabilir, ve tabii Arsenale’nin kapısını görebilir, donanma tarihi müzesi Museo Storica Navale’i gezebilirsiniz. Çevredeki hangarları, binaları da sabırla gözden geçirmenizi öneririm, çünkü yakın zamanlarda kullanılmış olan gerçek gemiler sergilenmekte. Venedik’in çekim merkezi bölgelerine geçmeden önce Arsenal demişken dünyanın en eski modern sanat bienali olan La Biennale di Venezia‘yı da hatırlatmalıyım. Tek sayılı yıllarda Haziran-Eylül arasında, pek çok ülkeden katılımla açılan etkinlik bildiğim kadarıyla Venedik Film Festivali gibi organizasyonların da çatısını oluşturmakta.

Kuşbakışı Venedik aslında İtalya gibi bir çizmeyi de andırmıyor değil. Büyük Kanal tren garının da olduğu Santa Crore'den başlayıp San Marco Meydanı'na ulaşamadan tekrar denizle buluşuyor

Kuşbakışı Venedik aslında İtalya gibi bir çizmeyi de andırmıyor değil. Büyük Kanal tren garının da olduğu Santa Crore’den başlayıp San Marco Meydanı’na ulaşamadan tekrar denizle buluşuyor

Deniz seviyesinden 1 metre yüksekteki merkezi bölge, çökeltiye çakılmış sayısız çam kazıkla desteklenen 118 adacık üzerinde insanlık tarihinin en ilginç yerleşimlerinden birine ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Venedik denince anlaşılan ana ada 6 ayrı bölgeye ayrılmış, San Marco en bilineni. Çoğunlukla tur grupları da adanın tren istasyonu da olan Santa Crore’ye ulaşmalarına rağmen oradan deniz yoluyla San Marco’ya getiriliyor, turlarına buradan başlıyorlar. Piazza San Marco, yani San Marco Meydanı üç tarafı revakla süslü, bir ucunda San Marco Bazilikası ile Venedik tarihi boyunca yaşamın merkezi olmuş. Meydanda, Bazilika’nın karşısında Campanile di San Marco kulesi asansörle 100 metre yüksekten Venedik’i izleme fırsatı sunuyor. Ama bence vakit ve para kaybetmeye değmez çünkü bina yoğunluğu nedeniyle kanallar hiç görünmüyor, yukardan herhangi bir şehre bakmış gibi oluyor, Venedik’in suyun üstünde olduğu hissini yaşayamıyorsunuz.

Bazilika bir zamanlar Avrupa’nın en önde gelen iç mekanlarından birine sahipken daha ilerki çağlarda yapılan katedral ve bazilikaların görkemi arttıkça önemi azalmaya başlamış. Kabaca 10 dakikada gezebileceğiniz Bazilika’ya girmek ise güneş altında 20 dakikadan birkaç saate vakit alabilir. Bu nedenle www.venetoinside.com/en/basilica_of_san_marco/ adresinden ziyaret gününüzü ve kişi sayısını belirterek rezervasyon yapabilir, rezervasyon numarası ile hiç beklemeden ayrı kapıdan girebilirsiniz. Fazlasıyla turist çeken İtalya’da müzeden kiliseye pek çok yer için İnternet’ten veya İngilizce dahil pek çok dilde hizmet veren çağrı merkezlerinden bazen ekstra ücretle yer ayırtmak mümkün.

Bazilika’nın içinde Hazine gibi bölümler pek etkileyici değil diyebilirim, ama Bazilika girişindeki kuyruk aslında Museo Marciano için olabilir, ki müze şehrin en önemli tarihi varlıklarından San Marco atlarına ev sahipliği yapıyor. 1204 yılında o zamanki adıyla Konstantinopolis’ten savaş ganimeti olarak taşınan atlar aslında bizim bugünkü topraklarımıza da zamanında Roma ya da Antik Yunanistan’da dökülmüş bronz şahaserlerdir. Yaklaşık 2200 yıllık bu eser antik çağlardan kalma tek yanyana 4 at anlamına gelen quadriga örneği imiş. Müzede atların dışında bazı mozaikleri görebilir, bazilikanın tavan süslemelerini yakından izleyebilir, ardından dışarı çıkarak San Marco meydanını yukardan görebilir, Bazilika’nın önündeki aynı atların kopyasına bu sefer daha yaklaşabilirsiniz. İçerden çıktığınızda ise San Marco Bazilikası’da dönüp tekrar tekrar bakarsınız. Beş farklı kubbesi ile gerçekten göz alıcı bir zarafete sahip olduğundan meydanın farklı noktalarından izlemeye doyamayacağınız bir eser…

Palazzo Duccale yani Dükler Sarayı iç avlusunun güzel görüntüsü ile bir zamanların görkemli günlerini hala yaşatıyor

Palazzo Duccale yani Dükler Sarayı iç avlusunun güzel görüntüsü ile bir zamanların görkemli günlerini hala yaşatıyor
(fotoğrafı tıklayarak büyütebilirsiniz)

Venedik’in diğer önemli ziyaret noktası da 9 yüzyıl boyunca imparatorluğun yönetildiği Palazzo Duccale yani Dükler Sarayı’dır. Avlunun sağ tarafındaki merdivenlerle çıktığınız ikinci kattan sarayın içine girilir, merdivenler hemen iki yöne ayrılır, vaktiniz varsa düz yolu tercih etmeyip sağa kıvrılmanızı öneririm, böylece daha fazla yer görmüş olursunuz. Hafızam beni yanıltmıyorsa bu şekilde ceza mahkemeleri, hapishaneler ve suçluların belki de son kez gün ışığü görerek saraydan zindan tarafına geçtiği meşhur Ahlar Köprüsü Ponte Dei Sospiri’den geçebilirsiniz. Saray’ın bazı odalarında birkaç dilde açıklama panosu bulunsa da anlatımlı turlardan birine katılmak da hoş olacaktır. Özel toplantıların yapıldığı Onlar Konseyi gibi odalardan yavaş yavaş tüm Venedik erkeklerin toplandığı tartışma ve seçimlere ev sahipliği yapan Büyük Konsey Salonu’na geçerken tarihi de bir nebze olsun okumuş olursunuz.

San Marco Bazilikası'nın ön cephesi

San Marco Bazilikası’nın ön cephesi
(fotoğrafı tıklayarak büyütebilirsiniz)

Dükler Sarayı’na girerken aldığım sıradan bilet bana Venedik’teki diğer başlıca müzelerden üçüne daha girme imkanı sunuyordu. San Marco Meydanı’nda Bazilika’nın karşısında, ilerde, gözden kaçması kolay bir girişi olan Museo Correr aynı zamanda Museo Archeologico’ya da ev sahipliği yapıyor, Venedik tarihinin pek çok sanat eseri Correr’de görülebilir.

Dükler Sarayı'nın bir penceresinden karşıda minicik San Giorgio Maggiore, sağ tarafta ise Lido Adası'nın ucu

Dükler Sarayı’nın bir penceresinden karşıda minicik San Giorgio Maggiore, sağ tarafta ise Lido Adası’nın ucu

Kombine bilet ile girebileceğiniz müzelerden bazıları da Venedik’in eski zengin şahsiyetlerinin bazılarının tarihi evlerinde, örneğin benim ziyaret edemediğim Ca’ Rezzonica gerek Büyük Kanal’a bakan pencerelerinin manzarası gerek Murano camlarından avizeleriyle balo salonu, gerek sanat koleksiyonu ile önemli bir uğrak noktası. Turist kaynayan dar Venedik sokaklarında vaktiniz varsa böyle binaları, müzeleri ziyaret etme fırsatını kaçırmayarak, vaktiniz yoksa dış süslemelere bakarak Batı’ya doğru yürüyebilir, eğer oradan başlamadıysanız tren istasyonuna yaklaşabilir, görülecek yerler azalınca deniz minibüsü demeyi uygun gördüğüm vaperottalardan birine atlayarak Büyük Kanal üstünden tekrar San Marco Meydanı’nın güzelliklerine dönebilirsiniz. Ya da bilet fiyatını doğru ödeyerek Venedik’in diğer adalarına geçebilir, Lido, Burano ve Murano adalarına da gidebilirsiniz. Yüzmek isteyenlerin Lido’ya gittiğini, Murano’nun cam işçiliği atölyelerinin dikkat çektiğini duymuş olduğumu aktarmanın ötesine geçemeyeceğim. Öte yandan Venedik ana adaya en yakın olan, sürekli dikkatinizi çekmiş olabilecek minik adacık San Giorgio Maggiore’ye de vaporetta hatlarından doğru olana binerek, ki sanırım 82 numara idi, gidebilir, aynı isimli kilise görülebilir, yanındaki kuleye asansörle çıkılarak Venedik ana adası izlenebilir.

Venedik deyince akla gelen gondolları kullanabilmek her isteyene nasip olmuyor, gondolcular da bu nedenle biraz havalı davranabiliyor

Venedik deyince akla gelen gondolları kullanabilmek her isteyene nasip olmuyor, gondolcular da bu nedenle biraz havalı davranabiliyor
(fotoğrafı tıklayarak büyütebilirsiniz)

Ve tabii gondolllar… Gondolcuların hepsinin şarkı söyleyebildiğini, ya da söylemek isteyeceğini sanmayın. Bu bile bir pazarlık konusu olabiliyor, hatta iki yerine dört kişi gondol paylaşmayı düşündüğünüzde gondolcunun fiyat arttırabildiğini görüp de şaşırmayın, süre de bir başka pazarlık konusu ve genelde anlaştığınız süreden 5 dakika az dolaşmayı kabullenmek gerekebiliyor. Vaporettalar ile etkileyici büyük kanalı gezmek daha çok erkeklerin ilgisini çekerken güzel gondollarla Venedik’in daracık su yollarında, gondolcunun akrobatik hareketleri, el ve ayak yordamıyla binaların farklı yüzlerini görmek de kadınların “Venedik’e gittim” demesi için olmazsa olmazlardan biri oluyor denebilir.

İlgili Yazılar:



TARTIŞALIM

“İtalya Turu: Venedik Gezi Notları” 3 kez yorumlanmış, siz de yorumlayın

  1. Gidip gezilesi bir yer..

    Yorumlayan: JawBreaker | 07.09.2009, 20:30
  2. Bu kadar az ve öz fakat bir o kadar da aydınlatıcı bir gezi notu hazırladığınız için teşekkürler…

    Yorumlayan: zeynep | 19.04.2011, 23:03

Yorum yapın