Berlin Duvarı’nın, demir perdenin yıkılışının ve Komünist ya da Doğu Bloku’nun parçalanmasının 20. yıldönümündeyiz. Doğu Bloku’nun parçalanmaya başlama süreci daha önceden de başlamış olsa, hatta Macaristan’ın Avusturya sınırını 89’un ilkbaharında açmasıyla geri dönülmez süreç başlasa da, tarihi bir sembol olarak Berlin Duvarı’nın kitlelerce aşıldığı 9 Kasım 1989 önemini koruyor ve koruyacak.
Ay’a ayak basışın 40. yıldönümü de olan 2009’da geriye dönüp son on yıllarda insanlığın ne kadar ilerlediğini bol bol tartışır olduk. Özellikle bugünlerde komünist devlet yönetim modelinin yıkılmasının ardından kapitalizmle kucaklaşan Doğu Bloku ülkelerinin hali merak edilir oldu. Karşılaştırmalara başlamadan önce yazı sonunda detaylandıracağım bir tespiti paylaşmalıyım; Demir Perde ülkelerini sosyalist blok olarak tanımlamak yanlış ve sosyalizm karşıtı bir değerlendirme olur. Faşizme varan baskılar hissettiren, tek elden kontrolün her kararda etkili olduğu Komünizm’in bir türevinin etkisi altında olan söz konusu ülkelerde demokrasi yoktu, ama ekonomik açıdan ülkeden ülkeye değişen modeller söz konusu idi. Bu nedenle duvarın yıkılışının daha çok demokrasiye geçiş olarak nitelendirilmesine ben de katılıyorum.
Halkın Değişime Desteği Düşüyor, ama Daha Mutlular
Eski komünist ülkelerde yapılan anketler çarpıcı sonuçlar sunuyor. Pew Research Center’ın Pazartesi günü yayınladığı detaylı sonuçlara göre 1991’den bugüne Doğu Bloku halkları değişime inancını büyük ölçüde kaybetmiş. (Yanıtların görsel sunumu da şurada)
“Çok partili sisteme geçişi onaylıyorum” diyenler Doğu Almanya’da yüzde 91’den 85’e, Macaristan’da 74’ten 56’ya, Litvanya’da 75’ten 55’e, Rusya’da 61’den 53’e, Bulgaristan’da 76’dan 52’ye, Ukrayna’da 72’den 30’a düşerken Çek Cumhuriyeti’nde 80’de kalmaya devam etmiş, Slovakya ve Polanya’da 1 ve 4 puan artarak 70 ve 71’e ulaşmış.
Lafın kısası “demokrasiye geçişi onaylıyorum” diyenler bu ülkelerde 1991’de en az %61 (Rusya) iken bugün 5 ülkede %56 ve altında rakamlar görüyoruz!
“Kapitalist pazar ekonomisine geçişi onaylıyorum” diyenler ise tüm ülkelerde düşmüş. Doğu Almanya, Çek Cumhuriyeti, Polanya ve Slovakya gibi Orta Avrupa ülkeleri Demir Perde’den kurtulmanın olumlu hissiyatı ve ekonomik faydasını en çok görenler olarak hala %66 ve üstünde olumlu görüş göstermişler. Bulgaristan’da 73’ten 53’e, Litvanya’da 76’dan 50’ye, Rusya’da 54’ten 50’ye, Macaristan’da 80’den 46’ya, Ukrayna’da 52’den 36’ya çok ciddi gerilemeler söz konusu.
Bir diğer soru ise “İnsanların ekonomik durumu komünizm dönemindekine göre nasıl” şeklinde imiş, yanıtlar alttaki grafikte görebileceğiniz gibi Polanya ve Çek Cumhuriyeti hariç oldukça olumsuz.

Öte yandan “Hayattan memnuniyeti bir merdivene benzetirsek ve merdivenin 10. basamağını mutlak mutluluk olarak tanımlarsak kaçıncı basamaktasınız” sorusuna 7 ve üstünde cevap verenler ise 1991’dekinden çok daha yüksek çıkmış. Bulgaristan’da bile %8’den %15’e önemli bir yükseliş söz konusu.

İktisadi Refah ise 1989’dan Daha Kötü, Ölüm Oranları Çok Yüksek
Pew’in araştırmasında daha pek çok soru var, ama ilk bakışta dikkat çekici olanlar bunlar. Öte yandan haftalık Economist dergisinin 2008 sonunda hazırladığı “2009’da Dünya” sayısında da konuyla ilgili önemli bir yazı bulunuyordu. Serbest pazar ekonomisinin önemli yayınlarından Economist’in tespitleri de bana vurucu gelmişti. Henüz global resesyon derinleşmeden önce yapılan karşılaştırmada ekonomik durumun göreceli olarak daha kötüye gittiği görülüyordu.
Alttaki grafikte satın alma gücü paritesine göre ülkelerin milli hasılaları gruplanmış. Satın alma gücü paritesi döviz kurlarındaki dalgalanmaları analizin dışına çıkararak gerçekçi bir karşılaştırma yapma imkanı sağlar ve her ciddi çalışmada kullanılması gereken rakamdır. Avrupa Birliği’nin ilk 15 üyesi, yani EU15’in kişi başı geliri satın alma gücüne göre “100” olarak alınmış. 1989’da Baltık Ülkeleri 49,7 endeks değeri ile AB15’e en yakın kişi başına gelire sahipmiş, yani neredeyse yarı yarıya seviyesindelermiş. Orta Avrupa 48,7, Bağımsız Devletler Topluluğu ülkeleri 42,2, Balkan Ülkeleri 37,6 ve tüm bu geçiş ülkeleri (grafikte Transition Economies) ortalamada 43,6 değerindelermiş. 1999’da, yani duvarın yıkılışının 10. yılında tüm ülkeler Avrupa Birliği’nin ilk 15 üyesine göre ciddi kayıplara uğramış, göreceli olarak oldukça fakirleşmiş.
2009 tahmini değerleri ise, tahminimce krizin bu kadar kalıcı olacağını öngörmemiş bile olsa yine de durumun hala düzelmediğini gösteriyor. Pew araştırması satır aralarında belirttiğim gibi Orta Avrupa ve Baltık ülkeleri dışında toplamda geçiş ülkeleri, eski Komünist Blok 39,6 değeriyle AB’ye göre göreceli olarak kişi başına düşen gelirde %10’luk bir kayba daha uğramış.
Ve bu analiz 1989 seviyesinin yakalanması için her yıl %4-5 seviyelerinde büyüyerek yaklaşık bir on yılın daha gerektiği yönünde yorumlanıyor Economist yazarı tarafından. Tabii ki tek elden kontrollü bir iktisadi düzendeki refahı tamamen serbest pazarın insafına bırakılmış sonsuz tercihler altındaki refahla karşılaştırmak zor, insanlar bugün istedikleri, ya da en azından istediklerini sandıkları şeyleri daha kolay edinebiliyorlar. Ama elektrik tüketimi gibi göstergeler de yine grafiktekine paralel sonuçlar gösteriyor!
Öte yandan Komünizm’in çöküşünün ardından yaşananların tarihteki en barışçı, en az kanlı büyük devrimlerden biri olduğu söylenir. Ama 1989 sonrası Balkanlar’da iç savaşlarda yine de on binlerce can kaybı yaşandı. Ama savaşlar dışında Doğu Bloku’nda ölümler de çok arttı. Son 20 yılda dünyada nüfus kaybına uğrayan tek bölge Doğu Avrupa, rakam ise 7 milyon! Bu rakam had safhada stresin sonucu olarak yorumlanıyor. Pew araştırmasındaki sonuçlarda dikkat çekici olan gençlerle yaşlıların cevapları arasında oluşan uçurum. Bunu değişime direnmek ve nostalji peşinde olmak şeklinde yorumlamaya kaçmak doğru değil, çünkü kapitalist sisteme geçişle beraber pek çok Komünist ülkede daha önce çok düşük seyreden “işsizlik” azdı, 40, 50, 60 yaşlarındaki insanlar hayatlarında ilk defa sürekli gelirden mahrum kalıp iş kuyruklarına girdiler, şanslı olanları bile çok azalan emekli aylıklarıyla geçinmeye çalıştılar.
Sonuçta Sovyetler Birliği’nin etkisi ve kontrolünün hissedildiği, bazılarının Sosyalist Blok demeyi tercih ettiği, Doğu Bloku’nda değişime değip değmediğini sorduğunuzda farklı yanıtlar alıyorsunuz. Sadece yaşlılar ve gençler arasında değil şehirdekiler ile kırsalda yaşayanlarda bile çok büyük farklar söz konusu. İktisadi olarak “buna değdi(!)” diyebilmek için bile henüz erken.
Öte yandan örneğin Çek Cumhuriyeti’nde dolaşırken halkın üstünde hala etkisini hissedebileceğiniz Demir Yumruk, faşist komünist yönetimin tarihe karışması kuşkusuz insanlık tarihi ve bölge halkları açısından önemli bir kazanç, nitekim bu yüzden hayatından mutlu olanlar son 20 yılda artmış.
Diğer bloglarda bu konularda neler yazılmış diye göz atarken Bigumigu’da denk geldiğim “Berlin buluşması” adlı birkaç günlük sanat performansının fotoğraflarına buradan bakmanızı da öneririm. Bu fotoğrafların da hissettirdiği gibi Doğu ile Batı Almanya’nın bütünleşmesi bile fazlasıyla önemli bir insani gelişme oldu…




TARTIŞALIM
“Berlin Duvarı’nın, Doğu Bloku’nun Yıkılışının 20. Yılı: Buna Değdi mi? İktisadi Olarak Hayır, İnsani Olarak Evet!” henüz yorumlanmamış, ilk siz yorumlayın
—
—