Ağustos yine gündemin ağırlaştığı, Türkiye’nin dinlendiği bir ay oldu denebilir. Böyle bir ortamda ekonomi ve iş dünyasında Türkiye’nin büyük sanayi ve ticaret odalarının, birliklerinin demeçleri daha çok görünür, duyulur oldu. Geniş bir üye tabanına sahip bu birliklerin de iç siyasi dinamiklerini anlamak, hoşgörüyle yaklaşmak gerekiyor. İçe dönük mesaj vermek, icraatlerini anlatmak isteseler de bu kurumların yöneticilerinin demeçleri bu hedefi aşarak kamuoyununa ulaştığından doğruluğu çok önem kazanıyor.
Mesela İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Tanıl Küçük’ün ikinci 500 büyük sanayi kuruluşunu açıklarken yaptığı konuşmada “kazançlar sanal” demesi ne anlama geliyor diye insan düşünmeden edemiyor. Bir önceki yıla göre gelirlerinde yüksek artış yaşayan sanayi kuruluşlarının bu kazançlarının dövizle borçlanmalarından geldiğine dikkat çekiliyor, Türk Lirası’nın güçlü seyretmesinin dövizle borçlananları kalkındırdığı konuşuluyor. Ama bu zaten bilinen bir şey ve son yıllarda Türkiye’de sadece bu ilk 500, 1000 sanayi kuruluşu değil pek çok şirketin uyguladığı bir fonlama yöntemi.
İşte bu yöntemle elde edilen kazancın “sanal” olduğu, ama ilerde güçlü Lira yüzünden yaşanabileceklerden sonra zararın sanal değil gerçek olacağını ima eden İSO Başkanı sanırım ülkemiz girişimcisinin günü kurtarmaya yönelik yaşadığını çok iyi bildiğinden böyle konuşuyor. Mesala Bursa’da helikopterlerle gelip stadyumda sünnet düğünü yaptıran iş adamının yıllık 10 bin YTL civarında kazandığını devlete beyan ettiğini, vergi vereceğine, işini büyüteceğine parayı böyle harcadığını bildiğindendir belki. Konuyu dağıtmayayım ama işte vergileri kaçıran zenginlerimiz azalmadıkça devletimiz harcama yapabilmek için daha çok vergi koymak, daha çok borçlanmak zorunda kalacak, bu da TL faizlerinin inmesini yavaşlatacak, yani TL’yi güçlü kılmaya devam edecektir. Bunları düşünüyor muyuz?
Neyse, dönelim ana konuya. Herhalde bu nedenle İSO Başkanı kazanç sanal diyordur… Yoksa kazanç nasıl sanal, geçici olabilir de zarar kalıcı olur? Eğer bir işletme 0, hatta eksi maliyetle borçlanıp sermaye eklemeden işlerini büyütüyor, makine, teçhizat, arsa, işçi ve her türlü üretim faktörlerini çoğaltarak üretimini arttırıyorsa bu sanal olamaz. İşte bu kazançlarla kalıcı üstünlükler kurmak, rekabette öne çıkmak gerekir. Bunun içinde uzun vadeli, stratejik düşünmeli, bugünün karını geleceğin sermayesi olarak görmelidir. Gerekirse yönetim danışmanlığı almalı, gerekirse yeni ürün geliştirme konusunda destek aramalı, aynı ürünle yeni müşterilere ulaşmak için kollarını uzatmasını sağlayacak yöntemler öğrenmelidir.

Yazının sonunda diyecektim ama dayanamadım; Türk insanı gerçekten de içinde bulunduğu ortamlarda fırsatın kokusunu alır, nasıl davranması gerektiğini bulur ve fayda/kazanç sağlar. Lira’nın değer kaybetmeye başlayacağını anladığında dövizle borçlanmasını bu hızla arttırmaz, merak etmeyin.
Fakat biliyoruz ki ülkemiz gelişmiş ekonomilerin ülkelerinin izlediği yolların bazıları yeni yeni arşınlıyor. Bu nedenle sanayi odaları, meclisleri, sivil toplum kuruluşları belli aşamaları yeni yeni yaşıyor. Hele ülkemiz gibi henüz olgunlaşmamış bir siyasi yapısı olan bir ortamda onlar da açıklamalarını yaparken farklı motivasyonlarla davranıyorlar.
Dış ticaret, dolayısıyla ihracattan sorumlu olan Devlet Bakanı Tüzmen ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Oğuz Satıcı’nın beraber Mısır’a gitmeleri, orada Türk organize sanayi bölgesi oluşturma çalışmalarını anlamak mümkün mü? İhracatçılar Meclisi Başkanı Türk sanayicisine “yurtdışında üretim yap” demekle kalmadığı gibi o da sürekli güçlü Türk Lirası’ndan şikayet ettiğinden biz vatandaşlar da Türkiye’nin sonunun bu güçlü Lira, güçsüz dolardan geleceğine inanmaya başladık, başlayacağız.
Ama Oğuz Satıcı icraatleri pek takdir görmemiş olsa gerek ki TİM Başkanlığı’na yeniden aday olmadı. Ağustos ayında TİM ekonomistlerinden birinin hazırladığı “Türkiye’nin Zenginleşme Projesi: Afrika” adlı kitabın TİM tarafından tanıtılması da ülkemizde yaşanabilecek garipliklerden biriydi.
TCMB Suçlu mu? TCMB O Kadar Güçlü Olsa Enflasyon Düşerdi…
Asıl düşündürücü olan ise gerek İSO, gerek TİM, gerekse de benzer kurum ve üyelerinin Lira’nın güçlü olmasının “suçlusu”(!) olarak hep Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nı görmeleri, Banka yönetimini açıkça hedef göstermekten çekinmemeleri. Daha önce de bu konuda yazdım, para politikası ve TCMB’nin elindeki enstrümanlar kurların yönünde sanıldığı kadar etkili değil. İşte yazının başında söz ettiğim gibi, yurtdışından döviz borçlanıp birkaç yıldır onlarca milyar doları ülkeye sokan reel sektör ülkede döviz bolluğu yaratıyor, farkında mısınız? Ya benim çevremde bile olan, Lira’ya güvenmeyip hep döviz tutan sayısız insan? Dinamikleri doğru okumak lazım.
TCMB’yi suçlamak aslında kaçak dövüş, çünkü TCMB’nin birincil ve tek hedefi fiyat istikrarı yani enflasyonu düşürmek ise, ona bu görevi veren kim bilmiyor muyuz? Ama hükümetin ekonomi yönetimini eleştirmeye çekinen meslek odaları, meclisler, sanayi odaları oldukça biz her hafta gazetelerde aynı haber ve demeçleri daha uzun yıllar okuruz, aman sıkılmayın…
Kur Riski Taşıyanlar Çok Şey Yapabilir ama En Basiti…
Peki biraz da ilaçlardan bahsedelim. Gerçekten de bugün ciddi cari açık taşıyan ülkemizde bankalar ama özellikle de sanayiciler ciddi büyük açık pozisyon taşıyorlar. İhracat yapan, yani döviz girdisi olanlar için dövizle borçlanmak normaldir diyebiliriz ama döviz geliri olmayanların çokluğu düşündürücü.
Makroekonomik politika değişikliği öneri ve hayalleri, hatta şirketlere yönetim, finansal oran, hedef rakamları bir yana, Türkiye’de riski azaltmak için artık sağır sultanın işittiği ama duymadığı bir yöntemi tekrar hatırlatmalı: İzmir’deki Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası, yani VOB! Hala açık kontratlar, işlem hacmi çok düşük olduğu için bu yazıyı bu kadar basit ama etkili bir öneriyle bitiriyorum.
İşte geçen hafta BDDK Başkanı’nın da paylaştığı, “TL birden tepetaklak giderse şirketlerimiz de mecburen el değiştirir, yabancı olur mu” korkusuna karşılık riski azaltma yöntemi. Buyrun iki ay, hatta yıl sonu için Avro veya ABD Doları kurunuzu sabitleyin, riskinizi azaltın. Bu kontratların fiyatının kurtulacağınız belirsizliğe karşı düşük kaldığını unutmayın.
İlgili Yazılar:



Yazıyı yazdıktan sonra Abdurrahman Yıldırım’ın bugünkü yazısı tam denk düştü. Rakamlar Yıldırım’ın yazısında mevcut, reel sektör 130 milyar doları aşan döviz borcu var, hem de 87 milyarı yurtdışı bankalardan alınan. Ülkeye döviz girişini bu kadar hızlandırdığımızda Lira’nın güçlenmesi doğaldır. Çünkü bollaşan bir ürün/mal, bu durumda döviz, kıymet yitirir.