TBMM Genel Kurulu’nda görüşmeleri süren, son günlerin önemli gündem maddesi ve önümüzdeki haftalarda yeni eylem, iş bırakmalara neden açacak olan Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı Türkiye’nin geleceği için sandığımızdan çok daha fazla önemli bir konu. Türkiye’nin iktisadi açıkları deyince cari açık, sağlık ve emeklilik sistemlerindeki açıklar akla geliyor. Cari açık için ne yapılması gerektiği sürekli gündemde, gazetelerde, iş dünyasında, piyasalarda tartışma konusu. Sağlık sisteminde de pek çok yenilik söz konusu. Ama kimse emeklilik sistemindeki açığın önemini itiraf edemiyor.
Ama hemen de eklemek gerekiyor, yılda 30 milyar dolarlık bir açık aklı başında insanların kabul edemeyeceği bir açıktır, çünkü Türkiye’de enflasyonun düşmesi, büyümenin güçlenmesinin önündeki başlıca engellerden biri bu büyük deliktir. Devletler iflas etmese de bir anlamda çöküntüye gitmemiz, gelecekte emekli maaşı bile ödeyememiz söz konusu olabilir.
Ciddi yıpranma yaratan meslekleri bir yana bırakalım. Diğer tüm iş kollarında emeklilik yaşının arttırılması, emekli olmak için ödenen prim günü sayısının 7 bin günden çok daha yukarıya çıkartılması gerekiyor. Ama biz çalışanlar bunu kabul edilemez buluyoruz, çünkü benciliz, çünkü bugünü düşünüyor, çocuğumuzu, kardeşimizi, torunumuzu umursamıyoruz!
45-50 yaşlar arasında emekli olanların onlarca yıl emekli maaşı alarak emekli yaşamı sürdüğü ve hatta ikinci bir işte, hem de yine SSK’ya bağlı olarak çalıştıkları ülkemizde bazı gerçekleri anlamamız gerekiyor. Örneğin bu emekli olanlar sadece 20-25 sene hizmet verdikten sonra bir o kadar süreyi hiçbir şey üretmeden maaş alarak geçiriyorsa ülkenin kaynaklarının buna yetmeyeceği açıktır.
İşte bu nedenle emekli maaşları bu kadar düşük! Genç denecek yaşta emekli olmuş milyonlarca insana maaş ödeyebilmek için çalışmakta olanların aylıklarından bu kadar yüksek prim kesiliyor. Primler bu kadar yüksek olduğundan “kayıtdışı istihdam” inanılmaz boyutlara ulaştı. Ve yine bu kadar yüksek primlerle işsizlik %10′un altına inemiyor, iş aramaktan vazgeçenleri dahil edince ise tam %20!
Bugün asgari ücret olarak ayda 435 YTL alan biri emekli olunca ayda 558 YTL alıyor. İki rakam da Türkiye şartlarında geçinmeye yetmeyecek rakamlar ama bunun nedeni ülkenin bütçesinin bir türlü dengelenemeyişi, dağıtılan kadar para toplanamaması. Emekliliği gelen bir asgari ücretli 560 YTL alarak geçinemeyeceği için tekrar bir işe giriyor ve ikinci bir maaş ediniyor. Halbuki emekliliğine daha geç ulaşsa, daha uzun süre çalışssa ve bu süre boyunca her ay 435 YTL’den daha yüksek bir maaş olsa! Ama bunu düşünemiyoruz.
Kısır döngüyü büyütüyor, az çalışarak erken emekli olmak istiyoruz. Gelişmiş, zenginleşmiş ülkeler bizim gibi erken emekli edip 20-30 yıl emekli hayatı yaşatarak mı kalkındı sanıyoruz…
Lafı uzatmaya gerek yok. Yarını görebilmemiz lazım. Annem 50 yaşından önce emekli oldu ve şimdi emekli maaşı alıyor, ömrü boyunca da alacak. Ama annem 50 yaşına gelmeden önce emekli olduğu için ona yapılan ödemelerin mümkün olmasını ben daha uzun süre çalışarak sağlayabileceğim. İşverenimle anlaştığım brüt maaşımdan daha fazla sigorta primi kesilecek. Ama bugün yapılan değişiklik mevcut sigortalıları, yani beni de fazla etkilemeyeceğinden, annem kadar olmasa da, ben de çok geç emekli olmayacağım. Benim emekli maaşımın verilebilmesi için de çocuğum daha ağır şartlarda çalışacak, daha az maaş alarak, daha uzun çalışarak.
Siz bu kadar bencil ve çocuğunuzu, gelecek nesillerinizi umursamaz biriyseniz ben bilemem… Ama Türkiye bu düzeni sürdürebilir mi sürdüremez mi onu biliyorum.
Yüksek prim ödeyeceğinden işçi almak istemeyen esnaf ve iş sahiplerinin arttığı, işsizler ordusunun büyüdüğü ülkede umutsuzluğa düşen daha çok gencin kapkaç ve gasp gibi suçlara yönelmesinin nedenlerinin sizce bunlarla alakası yok mu?
Technorati Tags: emeklilik, SSK, Bağkur, Emekli Sandığı, sosyal güvenlik, Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı, Meclis, grev, iş bırakma, prim günü, 7200 gün, 9000 gün, erken emeklilik, geç emeklilik, mezarda emeklilikı
Tartışma adabının dışına çıkmak istemem ancak ben böyle saf dilli bir yaklaşım görmedim. Bilmem farkettin mi ama biz sosyalist bir ülke değiliz, hatta son gelişmeler ile birlikte emperyalizmin, kapitalizmin kucağna oturtulmuş bulunuyoruz. Yabancı yatırımcının ele geçirdiği bir pazara sahibiz. Örnek gösterdiğin kalkınmış ülkeler bu şartlarda mı kalkındı sanıyorsun.
Bu ülkedeki en büyük emekli potansiyali işçilerdedir. Hani az önce okudum ya “genç yaşta emekli olacaklarına bencillik yapmasınlar çalışsınlar…” diyorduk. Bana bir fabrika, bir işletme bul ki çalışanların yaş ortalaması 35′i geçsin. Dev bir işsiz gençler yığını varken, 50’sinde işçiyi hangi patron çalıştırır. 40′ında bile çalıştırmaz. Veriminde azalma gördüğü anda verir eline tazminatını gönderir, yerine Samson gibi bir genç bulur. Bu bahsettiğimizi de en yufka yüreklisi yapar, yoksa öyle 40′ına kadar işçi çalıştırıp 20 senelik tazminatını biriktiren işletme de görmedim ben henüz. Pardon, tazminat mı dedim… o da kalkıyordu dimi unutmuşum. Eee şimdi bu 40′ında işsiz kalmış çoluk çocuk sahibi insanlar nasıl prim ödeyecek de emekli olacaklar 60 yaşında, herkes memur değil ki, onun için de bir formül bulunacak mı acaba. Aaaa aşevleri var, ramazanda da çadır kuruyor dini bütün belediyelerimiz, bak unutmuşum. Sadaka bu toprakların kültürüdür, nasıl da aklımdan çıkmış.
Bahsettiğin bir kalkınma değil köleleşme politikası, ucuz işçi çalıştıran dünya patronlarına hizmet politikası.
Bu yazmış olduklarını AKP savunması olarak mı yazdın, yoksa gerçekten bu tip bir mantığa inanıyor musun anlayabilmiş değilim. Ancak eğer inandırabildiğin birileri varsa, çok büyük kötülük yapıyorsun.
Sevgili Cevval Portakal yorumunuz için teşekkürler.
Tabii bir blog yazısında ve yorumlarında ülkenin en önemli konularından birini tartışmak kolay değil.
Ama benim karşı fikirleri, yaklaşımları anlamam ve benim fikirlerimin anlaşılması için de olayın tek boyutlu olmadığını görmemiz lazım.
Sondan başlayayım iktidar partilerini ve faaliyetlerini savunmak değil hata ve eksikleri eleştirmeyi, eğer varsa, elimizdeki medya gücünü böyle kullanmayı tercih ederim. Bu nedenle bu suçlamayı kabul edemem. Bu arada AKP’nin yapmaya çalıştığına “reform” bile denemez, çünkü yapılanlar yetersiz, hükümet geri adım bile atmıştır.
Benim kompradorluk, burjuvalık, sermayecilikle alakam olmayacağını söyledikten sonra farklı boyutlardan bakmak için iki şey söyleyeyim.
İşçinin yaşı her zaman tercih nedeni değildir. Türkiye’nin sayılı imalat sanayi şirketlerinden birinde çalışan biri olarak işçi tecrübesi, işin kalitesi ve şirket/üretim kültürünün öneminin çok daha önemli olduğunu söylemeliyim. Ayrıca sürekli bu konularda çalışan biri olarak ülkemizde işçi çalıştırmanın maliyetinin inanılmaz boyutlara ulaştığını, bu nedenle şirketlerimizin Bulgaristan, Mısır’a gittiğini, bunun sadece vahşi kapitalizm, insan sömürüsü olayı olmadığını söylemeliyim.
Ve yine farklı noktalardan bakabilmek için son 15 yıldaki devlet bütçeleri ve açıklanan yılsonu gerçekleşme rakamlarına bakmak bile yeterlidir. O zaman ülkedeki kara deliğin boyutunu anlamak ve yok etmek değil ama küçültmek için bir şeyler yapmak gerektiğini düşünmemek elde değil. Lütfen biraz rakamlara, gerçekleşmelere önem verelim.
Son olarak Türkiye’de emeklilerin işçilerle sınırlı olmadığını, bürolarda, dairelerde çalışan memurları, onlarca meslekten milyonlarca emekliyi nasıl görmezden gelebiliriz? Onların da mı genci makbul, onlar da işçi kadar fiziki yıpranmaya tabii…
Ben türkiye de yaşamaktan ve T.C vatandaşı olmaktan utanıyorum.
Beni Utandırma noktasına getirdiler, AKP den nefret ediyorum onlar ancak ve ancak komprador patronlara ve yandaşlarına hizmetle meşgul oladursunlar. 6 ay sürmez görelim ülkenin kaderini ekonomisini
:(