Paris’i görme planlarım geciktiği gibi gördüklerimi yazmam da biraz zaman aldı. Özellikle bahar ve yaz aylarında tahammül edilmesi zor miktarda turist çeken şehirde “görülecekler” listesi oldukça uzun. Ben de Haziran’da bir hafta kaldığım dünyanın en merak edilen kentlerinden biri hakkında farklı şeyler söyleme iddiasında değilim, ama kısa bir gezi düşünenlerin optimizasyon yapabilmeleri için önerilerde bulunabilirim diye düşünüyorum.
Fakat bu önerilere başlamadan önce çektiğim yüzlerce fotoğrafı paylaşamama nedenimi hatırlatayım. cihansalim.net/galeri adresi altında yayına soktuğum fotoğraf arşivim için kullandığım altyapının bir açığı sonrası web siteme yapılan saldırı büyük hasar bıraktı. Bırakın fotoğraf, bir daha siteme yazı bile ekleme konusunda uzun süre isteksiz kaldım. Belki bir gün tekrar fotoğraf paylaşımına başlayabilirim…
Maviyle yeşilin yoğunluğundan haz alan biri olarak hem “bina yığını”, hem de deniz kıyısında olmayan şehirlerden pek etkilenmiyorum. Paris, tarihi kalbindeki eski, harika korunmuş bina ve anıtları, aralarından kıvrılarak akan kahverengi Seine nehri, hele sıklıkla tecrübe ettiğim yağmurlu günlerde değişen renkleriyle beni büyüleyemedi. Adeta bir ovaya kurulmuş gibi engebesiz görüntü, topografik yapı da buna eklenince açıkçası yükseklere çıkıp şehre tepeden bakmaya bence gerek yok.
Lafın kısası Eyfel Kulesi (Tour Eiffel), Montparnasse gökdeleni (Tour Montparnasse), Zafer Takı (Arc de Triomphe), Notre Dame Katedrali, hatta Sacré Coeur Katedrali’nin tepesine çıkıp panaromik bir görüntü peşinde olmanıza gerek yok. Benim naçizane önerim, yapamamış olsam da, bir gece manzarası için bu noktalardan birinin tepesine çıkmak, ışıklar içinde Paris’i seyretmek olurdu. Ve böyle yapacaksam da Eyfel’e çıkmaz, onu görmek için başka bir bina veya anıtın tepesine çıkardım.
Eyfel’e inip çıkmak, hele haftasonu, kule ayaklarında, 2. kattaki asansörlerde, zirveden inme asansörlerinde beklenen kuyruklarla 3 saati kolayca aşabilir. Montparnasse da kararlılıkla devam ettirilen tarihi merkezi koruma azmi nedeniyle şehirdeki tek gökdelen, ama Fransa’nın en yüksek binasının manzarası da zamanınızı başka bir yere ayırmanızı engelleyecek kadar güzel değil.
Champs-Elysée bulvarından Zafer Takı’nın (Arc de Triomphe) meydanına ulaştığınızda ve alt geçitle takın yanına çıktığınızda ülkelerin geçmişi, savaşı, savaşanları anma yöntemleri arasındaki farkları düşünmeye başlıyorsunuz. Zafer Takı’nın altındaki bakır plakada General De Gaulle’ün sözleri 2. Dünya Savaşı’nda Alman kuşatması altında kalan Fransa’nın umutsuzluğunu yansıtıyor. Kurtuluş Savaşı’mızı, destanlarımızı düşününce De Gaulle’ün laflarının oraya yazılması bizleri şaşırtıyor, çünkü meşhur komutan şöyle konuşuyor:
“Fransa yalnız değildir, o yalnız değildir, o yalnız değildir. Arkasında büyük bir imparatorluk vardır. Britanya ile bir blok kurabilir (…), Birleşik Devletler’in endüstriyel gücünden sınırsızca yararlanabilir” sözleriyle Fransızlara moral vermeye çalışırken bu konuşmaları Londra’dan yapıyor ve Londra’da bir süre daha kalacağını söylüyor. Bu sözler adeta destansı bir şekilde zafer anıtının altında yer alıyor… Fransa’nın 2. Savaş’ta düştüğü durumu bilen biri olsam da bu sözleri burada görmeyi beklemiyordum.
Tak’ın mimarisini, süslemelerini izledikten, sembolleri anlamaya çalıştıktan sonra, zamanı olanlar, Paris’in 1 numaralı metro hattına atlayarak iki durak ilerdeki La Défence’a gidebilir. Grande Arche, yani büyük tak, yaklaşık 110 m.lik bir küp. Bu modern yapı içinde ofisler olduğu gibi terasından Paris’in merkezi ve belki daha önemlisi dış bölgelere de bakabilirsiniz. Ama merkez manzarası çok açık olmayabilir, çünkü La Défence iş merkezi ve şehrin merkezinde izin verilmeyen yüksek binalar, gökdelenler burada toplanmış. Tabii buraya gelmenin amacı bir Zafer Takı’na uzaktan bakmak, bir arkanıza dönüp büyük küpe bakmak, şehircilik, mimari, planlama üzerine düşünmek olabilir, daha fazlası değil…
Katedrallere dönersek, romanıyla ünlenen Notre Dame’ı tabii ziyaret eder, içinde bir tur atar çıkarsınız, ama birkaç yüz basamakla tepesine çıkıp şeytanları korkutma amacıyla yapılan heykellerin yanından şehre bakmak için 45-50 dakika kuyruk beklemeye gerek olmadığını söyleyebilirim. Bu tarihi minik merkezde yani Ile de la Cité adacığında görülecek diğer yerler Adalet Sarayı (Palais de Justice) kompleksinin içindeki Conciergerie ve Sainte-Chapelle. Conciergerie şehrin en eski binalarından, önceleri bir saray, sonra askerlerin konaklama yeri derken hapishaneye dönüşen, bugün görülecek çok az şey olan yapı; zamanı dar olanlar için görülecekler listesinden çıkmalı. Fransız Devrimi sırasında Marie Antoinette ve ünlü ünsüz pek çok ismin tutulduğu hapishanede idamlar da gerçekleştirildi. Bu bölümlerin bazıları korunduğu gibi Antoinette ve onu göz altında tutanların mankenlerle canlandırılığı bir oda olduğunu söyleyeyim ki gitmeyenler merakta kalmasın.
Sainte-Chapelle ise bence mutlaka görülmeli. Gotik mimarinin sayılı örneklerinden olan şapelin üst katı tamamen resimli camlarla ilk anda insanı sersemleten renkli bir ortam sunuyor. Kendinize geldiğinizde bu renk terapisini yaşıyor, ancak bir süre sonra camlarda anlatılanlara konsantre olabiliyorsunuz.
İlk yazım burada kalsın. Sırada Sacré Coeur, Louvre ve Orsay müzeleri, Versailles Sarayı, St. Dennis, Opera ve daha fazlası var, onlar da sonraki yazıya…
İlgili Yazılar:





Paris bir tarafa konuyla alakasız bir yorum yapacağım.1996 dan beri blog yazmak, buna rağmen bu kadar mütevazi olmak… ilk sitenize baktım, profilinizi okudum ,ilk bilgisayarınız, eski hiyorogliflerden oluşmuş isminizin baş harfleri falan ,geçmişe gittim, saygı duydum emeklerinize, çabalarınıza ve geldiğiniz noktaya.Ben o yıllarda tetrise ancak ulaşmıştım :)
kanka bak simdi cok kızdım sana heee:@
yaa sitene saldırı yapılıyo biz burdan okuyarak öğreniyoz…!!!
kim nerde ne zaman yaptı imza bırakmıslardır…?
söle hemen dayak yiyip geleyim:P
saka bi yana yapanları söle hallederiz.ekip emrinde yane ayıpsın:)
ne war ne yoq bu arada?
parislere gidion hiç davet uok ii öle olsun:)
nese grsz kib öptüm yanaktan:))
Bende 27 eylül de Paris e gideceğim ama hindistan dışında hiç yurtdışı deneyimim yok İngilizcem ehh işte.. biraz korkutuyor beni açıkçası:) Nerde kalınır bu konuda elinizde adres var mı acaba? iyi günler dilerim