// ben...

ben...

Kültür Sanat Yaşamı Zenginleşiyor ama Kültür Başkenti Olmak İçin İzleyiciye Saygı Duymalı, “Kültür” Sahibi Olmalı

Cumartesi günü ne zamandır ziyaret etmek istediğim Pera Müzesi’nde, ardından Beyoğlu’ndaki Garaj İstanbul’da vakit geçirdim. 2010 yılında Almanya’nın Essen ve Macaristan’ın Pécs şehirleri ile birlikte “Avrupa Kültür Başkenti” ünvanını taşıyacak olan İstanbul’da alternatif, “özel”, bağımsız kültür sanat mekanlarının yeşermesi ümit verici.

Tepebaşı’nda 1893 yılında inşa edilen, yakın zamanlara kadar da “Bristol Oteli” adıyla tanınan tarihi yapı Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın girişimi, çabası ile Pera Müzesi‘ne dönüşeli çok oluyor. Müzenin sürekli koleksiyonlarından şu anda sergilenen “İmparatorluktan Portreler” koleksiyonu kaçırılmamalı. “Kolaj Dekolaj” sergisinin yanında şu anda şehrin en dikkat çekici sergilerinden birini oluşturmakta olan Joan Miro’nun baskılar, heykeller ve tabii resimleri de Pera Müzesi’nde sergilenmeye devam ediyor.

Müzeler haftasında olduğumuzdan pek çok şehirde müzelerin bir ya da birkaç gün ücretsiz gezilebildiği bu dönemi değerlendirmenizi de öneririm. Örneğin 21 Mayıs günü Sakıp Sabancı Müzesi yine görmeye değer sergilerini ücretsiz olarak ziyaretçilere açacak. İstanbul Modern, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi, Pera Müzesi İstanbul’a yeni bir heyecan kattılar, her ne kadar İstanbul’a çok daha fazla müze gerekse de… Ama bu özel girişimler diğer müzeleri unutturmasın, örneğin Sultanahmet’teki Türk ve İslam Eserleri Müzesi şu anda pek çok şehirdeki müzelerden parçaları barındıran harika bir sergiye ev sahipliği yapıyor.

Cumartesi günkü ikinci durağım olan Garaj İstanbul kendine has öyküsü ile aynı Pera Müzesi gibi 2005’den beri Beyoğlu, Galatasaray bölgesinde sanata yeni bir alan yaratmıştı. Benim ilk kez ziyaret ettiğim mekan Galatasaray otoparkının altında 600 metrekarelik bir alanda farklı türlerde sahne sanatı ve performans sergilenmesine fırsat sunuyor. Manifestosu, sponsorluğa yaklaşımı, önemli isim ve kurumlardan elde ettiği destek, koyduğu hedefleri ile farklılık yaratan Garaj İstanbul’da Cumartesi gecesi İtalyan folklorik araştırma grubu Canzoniere Grecanico Salentino müzik yapacaktı. Konser aynı gün Hürriyet Gazetesi’nin ilavesinde de duyuruldu, belki başka gazetelerde de… Başlangıç saatinde ise hala teknik ayarlamalar yapılıyor, hangi hoparlörün ne kadar ses vereceği ayarlanıyordu. Tam 35 dakika gecikme ile o güzel performansı izlemeye başladık.

Ama işte o 35 dakika yok mu… Tüketiciye, müşteriye saygısızlık ücret iadesi gerektirebilir belki ama konu sanat olunca, coşku ve performans iki yönlü paylaşılmak istenirken o ücreti bile istemeye tenezzül etmeden çekip gitmek fazlasıyla mümkün oluyor. Yine dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz. Sesini çıkarmayan, hakkını aramayan Türk insanı, Türk tüketicisi, Türk “izleyicisi” ve onun bu durumundan cesaret alarak fazlasıyla sorumsuz davranan diğer insanlarımız, esnafından politikacısına…

İşte bu zihniyet değişmediği sürece İstanbul’un kültür başkenti olması gösterişten öteye gidemez… “Kültür” son dönemde sanıldığı kadar basit bir kelime değildir. Kültür ilerici, idealist, pozitivist, sorumluluk sahibi, geçmişin kazançlarının üzerine inşa edilen ortak bir birikim yaratma ve paylaşılma idealinde olmalıdır.

[tags]İstanbul, 2010 Avrupa Kültür Başkenti, müzeler, müzeler haftası, Pera Müzesi, Sakıp Sabancı Müzesi, Türk ve İslam Eserleri Müzesi, garaj istanbul, kültür[/tags]

TARTIŞALIM

“Kültür Sanat Yaşamı Zenginleşiyor ama Kültür Başkenti Olmak İçin İzleyiciye Saygı Duymalı, “Kültür” Sahibi Olmalı” bir kez yorumlanmış, siz de yorumlayın

  1. hak olayı olunca insanımız çekimser kalıyor kendi hakkını aramaktan açiz değilde aceleci davranıyor kim uğraşacak diye kendilerini telkin ediyor bazen kendi haline bile seyirci kalıyor

    Yorumlayan: ressam sadık | 15.06.2008, 12:24

Yorum yapın