// blog ve bloglar

blog ve bloglar

Daha Çok İçerik Sosyalleşme Sitelerine Kayarken Kan Kaybeden Blog ve Kişisel Siteler

Jeffrey Zeldman‘ın önceki hafta yazdığı yazısıyla web, medya ve kişisel yayıncılık üzerine bazılarımızın farkında olduğu bir trend geniş alanda tartışılır oldu. Web yayıncılığının tarihsel gelişiminde güncelerden (blog) önce önemli rol oynayan kişisel web sitelerinin çoğu önce ‘blog’a dönüşmeye başladı. Şimdi ise blog yazmanın gerektirdiği özen ve zaman bile zorlayıcı olduğundan Facebook, Twitter gibi sosyalleşme sitelerinde 2-3 cümle, hatta kelime ile kendimizi anlık şekilde ifade etmeyi tercih eder olduk. Tabii ki Flickr’da fotoğraflarımızı çoğaltıyor, YouTube ya da Türk video paylaşım sitelerinde video yüklemeye de devam ediyoruz.

Tüm bunlar, kişisel sitelerde daha az içerik yer alması, hem de bunların daha ender güncellenmesi nedeniyle kişisel siteleri zayıflatıyor. Örneğin benim özelimde, fark edebileceğiniz üzere, cihansalim.net alan adı ve “orada” yayınladığım web sitemin blog dışındaki bölümleri artık güncellenmiyor.

Bu gibi yüz binlerce kişisel web sitesi ve hatta özelleştirilebilen blog hizmetlerinde yaratılan geniş “kişisel alanlar”, Web 2.0 uygulamaları olarak da grupladığımız sosyalleşme sitelerinin yükselişiyle son bir yılda önem kaybetmeye başladı.

Örneğin Facebook’da kişisel not oluşturabiliyor, istediğiniz metni yazabiliyor, web sitesine link oluşturup yorum yapabiliyorsunuz. Ötesinde fotoğraf, video paylaşıyorsunuz. Twitter’da şu anda ne yaptığınızı bir cümleyle yazıyorsunuz ve yüzlerce insan bunu web’den, cepten takip edebiliyor, tabii aynı şeyi Türkler asıl Facebook’da yapıyor. Radyo/müzik sitelerinde profil yaratıyor, çalma listesi oluşturuyoruz, ama bununla yetinmeyip hangi müzik türü ve müzisyenleri sevdiğimizi, farklı çalma listelerimizi, fotoğrafımızla beraber diğer kullanıcılarla paylaşıyoruz.

Örneklerin sonu yok, Flickr ve diğer fotoğraf sitelerinde fotoğraf; del.icio.us, digg, oyyla, linkibol gibi sitelerde hoşumuza giden web adreslerini paylaşıyoruz. Alışılageldik kariyer.net, yenibiris.com tarzı kariyer sitelerinin ötesinde LinkedIn, cember.net gibi sitelerde özgeçmiş oluşturmanın ötesine geçip iş çevremizi eski, yeni arkadaşlarla geliştiriyoruz. Hatta Sabancı Holding bu yıl deneme amaçlı olarak bazı açık pozisyonlar için LinkedIn’den yararlanacak.

Kritik nokta, ürettiğimiz ya da üretmediğimiz bilgilerden bizimle ilgili olanlardan ne kadarını kendi web’imizde, ne kadarını Web 2.0 ve sosyalleşme sitelerinde tutmak istediğimiz konusunda kararı düşünerek vermemiz gerektiği. İnternet’teki varlığımız, izleyiciye sunmak istediğimiz “‘ben’ markamız” ne kadar bölünmüş olmalı?

Artan sayıda insan, kişisel web sitesini neredeyse web sayfasına indirgeyip oradan Twitter, Facebook’daki profillerine “ben ne yapıyorum” diyerek, Flickr’daki profillerine “albümüm”, LinkedIn’deki profillerine “özgeçmişim/portföyüm” şeklinde bağlantı vererek tamamıyla “outsource” edilmiş, dış kaynak kullanılmış kişisel sitelerle yetiniyorlar. Birkaç ay önce rastladığım iki Türkçe adresi hatırlamadığımdan katı şekilde bu yöntemi kullanan örnek olarak yabancı bir site vereceğim, tasarımı da dikkate değer olan Jod Ferry’nin sitesi.

Bu şekilde içeriğimizi söz konusu sitelerde tutarsak sitemizin ziyaretçileri doğal olarak azalıyor, ama bu her şartta “olumsuz” bir şey değil, çünkü bu popüler siteler sayesinde normalde bizi bulamayacak olan insanlar bize ulaşıyor. Ama ya sitemize ulaşanları bu sitelere yönlendirmek ne anlama geliyor? Konu çok geniş, çok detaylı, farklı boyutlara sahip…

Mesela harika Web 2.0 sitelerinin sunduğu kolaylık ve özellikleri sitemizde sunmamız zor ve “zaman” olarak maliyeti yüksek, ayrıca o siteleri kullanan toplulukla belli alanlarda benzerlik, belli alanlarda farklılık göstererek toplumdaki yerimizi de belli etmemizi ya da etmemezi sağlıyor, kişisel bir sitede ise bu lüksümüz yok. Ayrıca çektiğimiz fotoğrafları takip etmeye sevenlere zorla sitemizdeki yazıları okutmuş olmuyoruz, isteyen sadece ilgili sitedeki profilimizi, yaptıklarımızı takip ediyor.

Şu anda oldukça rağbet gören bu sosyalleşme, topluluk, paylaşım sitelerinin orta vadede neye dönüşecekleri trendin nereye kayacağını önemli oranda belirleyecek. Çok fazla site, çok fazla profil, çok rekabet olan bir ortam ile daha az profil ve daha az rakip olan bir ortam bizim kullanım tercihlerimizi de çok etkileyecek.

Ama bugün şu kesin ki, gerek kısa sürede, az çaba göstererek bir şeyler oluşturmanın verdiği keyif ve kolaylık hissi; hem de ev dışında aidiyet hisleri oluşturamadığı için sosyal bir topluluk ile aidiyet hissedenlerin sayısındaki düşündürücü artış kişisel web adreslerine ilgiyi ciddi şekilde düşürüyor.

Bunları Türk medyası, Türk Web 2.0 uygulamaları açısından da sizlerle önümüzdeki dönemde tartışalım. Ama tartışırken de yazı boyunca ele aldıklarımızın da aslında yeni web ve iş modellerinin temellerini attığını gözden kaçırmayın. Bir yandan da kişisel üretiminizi nasıl yönetmek istediğinizi düşünmek için fırsat yaratın…

Güncelleme, 19/5/2008 – Geçen hafta, yani yazımdan bir hafta sonra, Google Friend Connect platformunu duyurdu. MySpace’in Data Availability ve Facebook’un Connect girişimlerinden daha büyük etki yaratması beklenen Google Friend Connect, yazıda “sosyalleşme” imkanı sunamayan “yalnız kalmış” kişisel web siteleri ve bloglara sayfa içinde sosyalleşme araçları sunma imkanı sağlayacak. Web sitesi veya blog sahibi alacağı kod sayesinde programlama bilgisi olmadan ve uğraşmadan sitesini istediği miktarda sosyalleşme ortamına çevirebilecek.

Şu anda Facebook, Orkut, Hi5 gibi sosyal ağlardaki kimlik bilgilerinizle, Friend Connect’ten faydalanan web sitesi ve bloglarda oturum açabilecek, bu platformlardaki hangi arkadaşlarınızın bu blogu okuduğunu görebilecek, mesajlaşabilecek, duvar yazıları yazabileceksiniz. Google’ın tarafsız ve rakip sitelerden ne oranda destek alacağı Friend Connect’in bu yeni oyun alanını ne kadar domine edeceğini belirleyecek. Ama eğer bir ya da iki büyük “Friend Connect” çıkar ve çok sayıda blog ve web sitesi bu platforma katılırsa bu yazı boyunca ele aldığımız “kişisel web sitelerinin geleceği” çok farklı yönlere kayabilir.

Hatta kurumsal, pazarlama, kampanya, satış siteleri de farklı oranlarda bu imkanları sağlayarak farklı bir web tecrübesi yaşamamıza katkıda bulunabilir. Kayda değer gelişmeler oldukça yorumlamaya ve tartışmaya devam edeceğiz.



TARTIŞALIM

“Daha Çok İçerik Sosyalleşme Sitelerine Kayarken Kan Kaybeden Blog ve Kişisel Siteler” 3 kez yorumlanmış, siz de yorumlayın

  1. Yazımdan bir hafta sonra, Google Friend Connect platformunu duyurunca yazıyı güncelledim.

    Yorumlayan: H. Cihan Salim | 19.05.2008, 19:49
  2. Kişisel marka bölünmüşü olabilir. Fakat hem kendi markamızı, hem de diğer marka insanlarımız anlatabildiğimiz bir yer özel olarak yok aslında. O nedenle Türkiye’de böyle bir proj başlattık. http://www.markasizsiniz.com olarak. İleride de http://www.markainsanlar.com olarak web 2.0 güzellikleri ile yoluna devam edebilir.

    Saygılarımla.

    Yorumlayan: Murat Esenli | 20.06.2008, 15:40
  3. Yazıda Türk örnek vermemiştim, eksikliğini hissedip ekliyorum. Örneğin Selim Yörük’ün anafikir.com adresi altında kendine açtığı http://selim.anafikir.com/ adresi çok iyi bir örnek. Twitter güncellemelerinin altında “Bir Parçası” başlığı ile pek çok Web 2.0 sitesindeki profiline bağlantı sunarak kendini fazlasıyla anlatmış oluyor.

    Yorumlayan: H. Cihan Salim | 25.06.2008, 21:28

Yorum yapın