Endüstriyelleşmiş başlıca ülkelerinin tümü 2. Dünya Savaşı’ndan beri ilk kez önümüzdeki yıl hep birden küçülecek. Böyle sıradışı bir dönemde yirmi önde gelen ülke lideri adeta 2. Savaş sonrasının Bretton Woods anlaşmasını hatırlatırcasına ABD’de bir araya geldi. Medyada fazlasıyla yer bulan, finansal kriz ve uzantılarıyla biz “gelişmekte olan” ülke vatandaşlarının bağlantısını ilk kez siyasi düzlemde öne çıkaran G20 toplantısı insanlarda beklentiler oluşturdu. Toplantının amacı neydi ve önemli bir sonuç çıktı mı soruları ise akılları meşgul etmeye devam edecek gibi.
Finans piyasaları ve dünya ekonomisi üzerine yapılan toplantı sonrası yayınlanan yaklaşık beş sayfalık deklarasyon dikkat çekici, yeni bir şey söylemiyor, hatta toplantıdan önce, daha liderler bir araya gelmeden kaleme alındığı hissi uyandırıyor. Liderlerin ağzından çıkan ve bize en güçlü ulaşan sözler ise finans piyasalarını sakinleştirmek ve duraklama arifesindeki dünya ekonomisini canlandırmak için “ne gerekiyorsa yapılacağı.”
Ne gerekiyorsa yapmak maalesef bir planın olmadığını, uzgörüyle neler olabileceğini tahmin edemediğimiz gibi proaktif değil reaktif davranacağımızı gösterir. Evet, zaten bu karanlıkta kimse önünü göremiyor ama liderler bir araya geldiğinde daha elle tutulur bir açıklama beklenebilirdi; ama itiraf etmek gerekirse bu beklenti bu sefer zaten oluşmadı.
Bir yanda Avrupalılar dahil toplantıya katılanlar Amerikalılar’ı krizi çıkarmakla suçlarken diğer yanda refah seviyesi yüksek ülkeler banka kurtarmaya uğraşmaktan sersemlediğinden tasarrufları güçlü gelişmekte olan ülkelerden fonlarını uluslararası kullanıma açmalarını istediler. Zaten bir ülke ya da birliğin toplantı sonrası liderlik rolü elde edinmesi beklenmiyordu. Nitekim zirveden en büyük kazancı Uluslararası Para Fonu (IMF) elde etti, küreselleşen kriz karşısında bazı alanlarda önemli roller edindi, hatta trajikomik şekilde “mevcut krizden ders çıkarıp öğretme” görevi bile aldı!
Yine de liderlerin bir araya gelip birbirlerinin ne kadar korkmuş, çaresiz olduklarını görmelerinin de faydası olmuştur şeklinde bir görüş de var. Belki bu görüş, “ne gerekiyorsa yapacağız” demecinin nedenidir.
Dünyanın ekonomik büyümesinin dengeli ve sürdürülebilir olması için çok kritik bir dönemeçteyiz
Zirveden çıkan kayda değer ve bence fazlasıyla önemli bir “karar” ise, dünyanın önde gelen onlarca bankasının kanun yapıcılar tarafından çok yakın denetlenmesi önerisinin üzerinde çalışılacağı idi. Finansal hizmet devleri olan bu şirketlerin günümüz dünyası üzerinde etkileri, siyasilerin, iktidar sahiplerinin alışık olduklarından farklı.
Silah ve petrol gibi endüstriyel kompleksin, dünyayı yönettiği iddia edilen başlıca sanayi ilişkilerinin temelinde üretim faktörleri yatıyor, hammadde, üretim imtiyazları, emeğe karşı “haklar” gibi. Dev finansal kurumlar ise hizmet sektörünün parçası olarak, paranın elektronikleşmesiyle de, yerel iktidarlarla endüstriyel kompleksin kurduğu ilişkileri kurmuyor, farklı yöntemler izliyor, imtiyazları müzakere etmiyor, bizzat elde etmiyor, aksine uluslararası ticari, ekonomik kurumların ülkelere koştuğu şartlar zaten onlara imtiyazlı olacakları piyasalar oluşturabiliyor. Bunun da ötesinde gelişmiş ülkelerde bile finans devlerinin davranışlarını kontrol etmek bir yana, tüm ticari hayatın merkezinde olan, paranın, büyümenin, refahın hız ve yönünü etkileyen bu kurumları siyasiler etkileyemiyor..
Bu devleri yönlendirmeye kalkarlarsa kendileri esnekleştirdikleri, çevikleştirdikleri bu finansal kurumlar operasyonlarının daha büyük bölümünü başka bir ortama, alana taşıyabiliyorlar. Hükümetler de başka ülkeler bankalara “daha yakın”, “çekici” davranırsa korkusuyla finans devlerini boyunduruk altına alma çabalarına girişmiyorlar. İşte bu toplantıda 20 ülke lideri birden, “biz finans devlerinin üstüne aynı anda gideceğiz, onları köşeye kıstıracağız” demiş oldular! Bu içinde bulunduğumuz dönem için tarihi bir iddiadır! Banka ve diğer finansal kurumlar ile alışılagelmiş “iktidar paylaşım modellerini” uygulayamayan geçici iktidarlar yeni bir model de kuramadıklarından bu krizi fırsat bilip finansçıları kontrol etmeye çalışmaya kalkıyor.
Evet, krizin çıkış noktası nedeniyle, önce “finans krizi”, sonra “küresel finansal kriz” adlandırılan bu yaşananlarda tabii finansçılar suçlu. Ama aslında bu bir finans krizi değil tüm boyutlarıyla ekonomik, insani bir kriz. Bankalar ise görünürde ilk suçlular ve kurbanlar. Bankalar bugün batmasaydı yarın batacaklardı, ama belki bu akşam onlardan önce çok daha büyük başka devler batacaktı, örneğin otomobil üreticileri.
Bu konuyu bugünlük burada bırakalım ve toplantının ikinci amacını hatırlayıp bitirelim. ABD Hazinesi Uluslararası İlişkiler Müşteşarı’nın dediği gibi, Bush’un bu toplantıyı yapma ve ev sahibi olma isteğinin ana nedeni, böylesi huzursuz ruh halinde acele ve geri dönüşü zor olacak kararlar alınmasını, yani bu kadar yol alınmış ’serbest pazar kapitalizminin’ terk edilmesi olasılığını yok etmekti.
Kapital yani sermaye birikimini önceki yüzyıllarda yapmış günümüzün zengin ülkeleri bu büyük kriz döneminde, bırakın diğer ülkeleri, kendi içlerinden bazılarının bile tekrar korumacı iktisat politikalarıyla ekonomik krizi atlatmaya çalışmaya kalkmasından korkuyor, birbirlerine güvenemez hale geliyor. Bu nedenle toplantıların bir diğer amacı da “birbirlerinin yüzüne baka baka yalan söyleme” olasılığını her bir toplantıda daha da azaltmak, ayrıca diğer gelişmekte olan ekonomilere de “alternatif düşünmeyin” mesajı vermekti. Ha siz krizi bitirmek için bir şeyler yaptılar mı, şimdi seneye ekonomimiz nasıl olur, işsizlik, döviz kurları, faizler… falan diyorsanız değişen bir şey yok; hatta hala bir ay önce yazdığım “Küresel Kriz Nereye Gidiyor, Türkiye’de Ne Olur, Birikimler Nasıl Değerlendirilebilir?” yazıma bakabilirsiniz.



TARTIŞALIM
“20 Ülke Liderinden Gösteriş için Kriz Toplantısı: Gizlice Bankalardan İktidarı Geri Alma Planı mı Uygulanıyor” henüz yorumlanmamış, ilk siz yorumlayın
—
—