// ben...

ben...

Rızık Nedir Bilmeyen Topkapı, Cevizlibağ Minibüsçüleri ve Kalkınamayan Ülke

Türkiye’nin ekonomik kalkınmasının istenen ivmeyi yakalayamaması, güçlü bir eğilim yaratıp sürdürememesinin birçok nedeni var. Ama başlıca nedenlerden biri ekonomik birimlerin bazılarının serbest pazar ekonomisindeki geleneksel rollerinden çok uzak tutumlar ve yapılanmalar içinde olması. Bizzat belirtmek gerekirse, sorun bireyler olarak iktisadi aktivitilerimizi doğru şekilde yerine getirmemek, ürün veya hizmeti olması gerektiği şekilde sunmamak, kararlarımızı iktisadi akılcılıkla değil duygusallıkla verip, eş dost kayırıp toplamda refah kaybıyla sonuçlanan alışverişlerde bulunmak.

Her virgül arasındaki örnekler çoğaltılabilir, detaylandırılabilir ve tartışılabilir ama ülke olarak ahlak sorunumuz olduğunu kabul etmemiz, tartışmamamız gerekiyor. Kayıt dışı ekonominin büyüklüğü, hortumlamalar, dolandırıcılık oranlarının yüksekliği dışsal faktörlerle açıklanamaz.

Son günlerde bana bunları düşündürtenler ise İstanbul’un başka bir yerinde yaşandığını tahmin etmediğim Bakırköy-Cevizlibağ, Zeytinburnu-Topkapı minibüs hatlarının yolcuya saygısızlığı. Sahil yolunun Zeytinburnu kısmına çok yakın oturuyorum, ne hikmetse sahil yolunun toplu taşıma kavramıyla arası hiç iyi değil! Özel toplu taşıma araçları, iş servisleri de buna dahil. Bu nedenle sabahları Topkapı’ya minibüsle gidiyor, akşamları Cevizlibağ’dan minibüsle dönüyorum.

Hemen bu hatların kendine has özelliklerini anlatayım. Zeytinburnu-Topkapı araçları çok sık, sanırım üç dakikada bir kalkıyorlar. Şoförler yolda belli duraklarda arkadaki araç gelene kadar bazen bir, bazen beş dakika bekliyorlar. Arkadaki aracın geldiğini görünce harekete geçiyorlar, bu sefer arkadaki araç aynı yerde bir sonraki araç gelene kadar bekliyor. Bu beklemeler bir çok kez tekrar ediyor, bu nedenle kaç dakikada Topkapı’da olacağınız tam bir bilmece. Çünkü yolcu sayısından memnun olmayan şoförlerden bazıları arkadaki araç gelse de durduğu yerde beklemeye devam ediyor. Arkadaki de onun gitmesini aynı yerde durarak bekliyor.

Yol boyunca aynı yerde duran, aynı istikamete giden iki minibüs görüntüsü sıklıkla oluşuyor. Hatta dün bu sayı üç oldu, en öndekinin gitmemesine bozulan içinde bulunduğum üçüncü aracın şoförü, “Acelesi olan en öndeki araca geçsin” dedi. Bizi görünce şaşıran öndeki araç sürücüsü de inerek “Niye senin yolcunu taşıyayım” şeklinde uzun bir tartışmaya girdi.

Tabii bu garip durumun oluşmasında yolcuların sessiz, kabullenen, hatta yadsıyan tutumu da önemli rol oynadı. Çok az sayıdaki bazı bireyler de kendi yöntemlerini oluşturup minibüslerin beklediği yerlerin 20 adım ötesinde durup, arkadan gelen minibüs bekleyeni geçerse onu durdurup binmek için bekliyorlar. Ama arkadan gelen araç durakta beklemeyi, bekleyen de harekete geçmeyi tercih ederse, bir saattir orada bekleyen şoför o yolcu adaylarını cezalandırıp onları almıyor! Aklınca müşteriyi terbiye ediyor…

Gelelim Cevizlibağ-Bakırköy hattına, bu hattı daha kısa anlatmak mümkün çünkü geçen hafta en öne oturduğum minibüsün şoförü önünde bir kronometre gördüm. Ne olduğunu sorduğumda belli bir dakikada diğer durakta olması gerektiğini, bunun için kronometre tuttuklarını söyledi. Durumu düşünün artık, 30 km/saat hızı kabullenen minibüs durakları da en azından maksimum yol süresi koyalım demişler! Peki bu çözüm oluyor mu? Hayır, çünkü süre kısa değil ve duraktan kalkan şoför son derece akıllı(!) şekilde ilk 5 dakikayı çok ağır sürüşle geçiriyor, hatta bakkalda durup içecek bir şeyler alıyor. Böylece yol boyunca daha çok yolcu alabileceğini düşünüyor. Yolun ikinci yarısında ise normal hızla gidiyo. Tabii yolun ikinci yarısında bir sıkışıklık olursa, kronometre korkusuyla şoför hantal aracı ralli arabası gibi kullanmaya başlıyor!

Eskiden şoförlere önce güzellikle, olmazsa da sürekli konuşarak daha fazla bekletmemeye çalışan ben ise artık sabah işe giderken şoförü izleyip stres depolamakla yetiniyorum! Çünkü eskiden diğer yolcular bana destek veriyordu…

Bunların Türkiye’de yaşanması üzücü, derinden etkileyici. Badireler atlatmış, elele vererek kalkınmış, bencilliği değil toplumsallığı öne çıkararak savaşın yıkımını atlatmış Türk ulusu gittikçe geleneksel değerlerinden uzaklaşıyor. Diğerlerini “yabancı” görüp, umursamayan, takmayan, kişisel çıkar için herkesi satmaya hazır olanların sayısı artıyor. Çok anlamlı ve kıymetli bir kavramı işaret eden “rızık” kelimesini unutuyoruz. Hakkımızdan fazlası için ne gerekiyorsa yapmaya çalışıyoruz…

Bu tutum da toplum refahı ve iktisadi yapılanmasını olması gerektiği noktaya yaklaştırmıyor, aksine uzaklaştırıyor. Bu davranışları bir İslam toplumunda görmemiz üzerine yazacağım bir iki paragraf ve Max Weber’in “Protestan Ahlakı” çalışmasından notlar da bir başka sefere…


[tags] minibüs, minibüs şoförleri, Bakırköy-Cevizlibağ, Zeytinburnu-Topkapı, iktisat, ekonomi, ahlak, değerler[/tags]

TARTIŞALIM

“Rızık Nedir Bilmeyen Topkapı, Cevizlibağ Minibüsçüleri ve Kalkınamayan Ülke” henüz yorumlanmamış, ilk siz yorumlayın

Yorum yapın