Kaçırılan sekiz askerimize kavuştuğumuz bugün bence yeni bir yaklaşım sergilemeye başlamamız için iyi bir fırsat. Son dönemde artan terör olayları toplumumuzda ciddi bir tepki yarattı. Ama bu tepki bence tam anlamıyla “ortak” bir tepki olamadı, sık sık infial ve de öfkenin doğru kontrol edilemeyen dışavurumlarını gördük.
Açıkçası terörün hedefine ulaşmasına yardımcı olduğumuzu itiraf etmeliyiz. Terör nispeten az sayıda insana doğrudan
zarar verirken tüm toplumu, ülke nüfusunun büyük kesimini öfkelendirmek, korkutmak, huzursuz kılmak, rahatsız etmek asıl hedefleridir. Bazı meydanlarda çok doğru ve düzeyli tepki konurken bazı meydanlarda toplum içinde ayrışmaya yol açacak sloganlar ve oluşumların tohumları atıldı. Bazı kesimler oturdukları yerden korkuyu veya öfkeyi yaydılar ama yanlış biçimde.
Hatta artık çılgınlık haline gelen Facebook ve nice diğer İnternet sosyalleşme ortamında insanlar tepki verelim derken soğuk bilgisayar ekranlarında adeta acıyı, kötü anıyı canlı tuttular. Maalesef terörle yaşamaya alışmış bir ülkeyiz, artık bu saldırganlığın, arsızlığın sona ermesi lazım. Ama bireyler ve toplum olarak bizlerin de sürece etkisi olmalı, her birimiz sakin bir şekilde oturup “ben ve arkadaşlarım neler yaparsak ülkemizin daha iyi olmasını sağlayacak farklar yaratabiliriz” diye düşünürsek kuşkusuz çok daha bilinçli eylemler almaya başlayabiliriz.
Benim bugünü fırsat bilip yazmamın asıl nedeni ise artık gerçekten “saçma” diyebileceğimiz haberler, duyurular. Suç sadece medyanın da değil, süreci yönetemeyen yetkililer de medyanın sağdan soldan haber edinmeye çalışmasına neden oluyor. Bir askeri yetkili belli aralıklarla, belki her gün, belki daha uzun aralı olarak, bir harita karşısında operasyonel bilgilerin halka açıklanabilir kadarını paylaşsa, hükümet tarafında ise bu konuda açıklama beklenecek insanın kim olduğunu biz ve medya öğrensek ne güzel olur. O kişi de yine halkın duyması gerektiği kadar bilgiyi düzenli aralıklarla paylaşırsa böyle saçmalıklar ve üzücü, korkutucu, gergin haberler duymayız:
“Türk askeri şu anda sınırın … km ötesinde … dağına konuşlandı”; “PKK Kuzay Irak’ta … bölgesine mayın döşeyip geri çekiliyor”; “Askerlerimiz … bölgesinde mayınları söküyor”; “Şu anda uçaklarımız … bölgesini vuruyor”…
İlk Körfez Savaşı, teknolojinin gelişmesiyle dünyada ve ülkemizde “Bush Saddam’a karşı canlı yayında” gibi bir programa dönüşmüş, vicdani rahatsızlığın sınırlarında merak ve şaşkınlıkla kitleler TV ekranından ayrılmaz olmuştu. Ama söz konusu olan bizim evlatlarımız olunca, bir maç yayını dinler gibi terörizme karşı mücadelemizi dinlemek zorunda kalmak toplumsal ruh sağlığımıza iyi gelmiyor, gelemez.


TARTIŞALIM
“Bu Körfez Savaşı Değil, Terörle Mücadelemizi Maç Gibi İzlemeyelim, İzlettirilmeyelim” henüz yorumlanmamış, ilk siz yorumlayın