| www.cihan salim.net Günce... Blog... interNet Advising | | ||||
- Ana Sayfa Other Languages: - Site hoşunuza gittiyse "Ctrl" ve "D" tuşlarına basarak 'Sık Kullanılanlar' listenize eklemeyi unutmayın. - Weblog'larda içerik öne çıkarken sade sayfalar yayınlanıyor. Fakat sitemizde günce ana içerik kaynaklarından biri değil, bu nedenle sitenin geri kalanını bu sayfada hatırlatıyor, biraz kalabalık yapıyoruz. Yani bizim 'blog'umuz biraz farklı bir 'blog'. | cihansalim.net'de blogKişisel web güncemin eski sayfalarını ilk yazdığım biçimde arşiv amacıyla ilginize sunuyorum. Her zaman yorum ve önerilerinizi bekliyorum! En yeni yazılarımı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. RSS beslemeleri cihansalim.net/blog/feed adresinde!
27 Haziran '06İktisat Beklentiler Üzerine Kuruludur, Bunları ve Gelişmeleri Okuyamayanlar Merkez'in Biriktirdiği 60 Milyar Doları da Zamanında Kullanmadı. Rekor Rezervi Boşuna mı Biriktirdik?İktisat gerek mikro gerek makro anlamda beklentilerle şekillenir. Bir yıl sonra ilk çocuğunuza sahip olmayı veya iş değiştirmeyi hedefleyebileceğiniz gibi bir ay sonra kurban bayramı nedeniyle ülke ekonomisinde bazı değişiklikleri de bekliyor olabilirsiniz. İşte bunlar sizin nasıl davranacağınızı, ne tüketeceğinizi, hatta tüketip tüketmeyeceğinizi belirler.İktisat eğitimi alanların ve bu alanda çalışanların beklentilerin önemini bilmeleri gerektiği halde sorumsuz ya da bilgisiz davranmaları Türkiye'de çok olağan bir durum. Bazı yazarlar sürekli olumsuzluklardan, yeni krizin geldiğinden bahseder. Karar alma aşamasında bazıları, kendileri gibi olanların, müşterilerinin ve tüm toplumun beklentilerini okumak istemez ya da okuyamaz. Ama aslında beklentileri doğru okumanın ne kadar zor olduğunu da kabul etmeden geçmeyelim. Birkaç yıldır ülke ekonomisi bir raya girmişti. Enflasyon ve faizler düşüyor, buna rağmen büyüme sürüyordu. Bu sonuca ulaşmak için uygulanan yöntemi şu anda tartışmıyorum, ya da bir yöntem uygulanıp uygulanmadığını, belki de uluslararası fazla likidite temel nedendir. Ama "raya girdi" dememin temel nedeni az önce önemini vurguladığım beklentilerin düzelmesi, iyimserleşmesi, eskiye kıyasla daha uzun bir vadenin görülebilir olmasıdır. Böylece karar almak bazıları için kolaylaşmıştır. Bu olumlu havayı yakalarken beklentilerin iyileşmesinin temel birkaç nedeninden biri Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası politikaları ve de rezervi olmuştur. Siyasiler sık sık tarihi seviyelere yükselen döviz rezervinin bir teminat olduğunu, döviz krizi olmayacağını dile getirdi. İyimser iktisatçılar bu rezervin istediğimiz zaman bize yardımcı olacağını umarken bazı kötümserler rezervin aşırı biriktiğine bile değindi. Geldik Mayıs 2006'ya. Dalgalanma başladı, güçlendi ve durmadı. İlk faiz arttırımı da etkisiz oldu. Çünkü az önce söylediğim gibi gerçekleşmeleri ve beklentileri okuyamadık. Döviz talebi "YTL az kazandırıyor" düşüncesiyle güçlenmedi, gerek yerli gerek yabancı daha yüksek YTL faizi istemedi. Talep ettiklerinde döviz alabilecekleri, döviz likiditesi olan bir ortam istediler, ama Merkez Bankası ve pek çok kişi ve kurum bunu okuyamadı. Faiz arttırımıyla ümit tazelendi. Ve 60 milyara dayanan döviz rezervi kullanılmadı! Rakamları kontrol etmedim ama 60 milyar dolarlık rezervin 37 milyar doları yükümlülük diye hatırlıyorum. Ve geri kalan meblağ küçümsenir değil. İşte bu rezerv bugünler için biriktirilmedi mi? Karar alıcılar hemen üstte dediğim gibi beklenti ve talebi okumakta bu kadar mı yetersiz kaldı, yoksa dalgalanmayı yeni kriz gibi mi gördü, çok korkup "bu rezerv bile müdahele için yetmez" diye mi düşündü. Bunları Pazar günü şehir dışından dönünce yazmak istedim, ama bugüne kısmet oldu. İki günde gelişmeleri görme avantajım oldu diye düşünmek mümkün ama ben de bunları yazarken geleceği yanlış tahmin etme riskini üstüme almış oluyorum ve diyorum ki, işte son iki günde piyasadaki YTL miktarını kısmak, rezervden döviz satma ve döviz isteyene döviz vermek bir aydır yapılanların tümünden daha etkili oldu. "Dalgalanma zaten durulacaktı" diye düşünmek mümkün, ama ben duruldu demiyorum. Sadece isteyince dövizi frenlemek mümkün demek istiyorum. Fakat biz faizleri bir buçuk yıl öncesine fırlattık, yine döviz durmadı. Pazartesi'den beri ise YTL güçleniyor. Lafı uzatmayayım, yıllardır, hele bir önceki, dövizin de fırladığı krizi unutmadığımızdan, korkuyla biriktirdiğimiz döviz rezervini lazım olduğu anda kullanmadık, sınıfta kaldık. Kanaatimce, yarın ve ne zaman gerekirse bu rezerv kullanılmalı... 25 Haziran '06Üniversitede Koştur Hastanede Koştur; Bilgisayarla Bile Bürokrasi Yaratan Ülkem Nasıl Bilgi Toplumu OlacakBelki de bu yazdıklarımdan sonra bana "günaydın" diyecek olanlar olacak, zira eğitim konusunda oldukça şanslıydım ve gerek eğitimin içeriği gerekse de "hizmet" olarak üstün kalite sunan yerlerde oldum. Kolay değil, 17 yıllık eğitim hayatından sonra 2 yıl da yüksek lisans yaptım, öğrencilikten, en azından şimdilik, emekli oluyorum. Ama emeklilik işlemleri için böylesi bir bürokrasinin günümüzde, hem de ülkenin en popüler üniversitesinde yaşanıyor olduğunu tahmin etmiyordum.Diploma alabilmek için okulla ilişik kesilmesi gibi bir işlemler zincirini pek çok ayrı eğitim kurumunda tamamladığım 17 yıllık süre içinde tecrübe etmemiştim. Tecrübemin olmaması, diploma alabilmek için bir işlem yapmamın gerekmiyor oluşu idi. Ama Boğaziçi Üniversitesi'nde bitirdiğim yüksek lisans sonrası ilişik kesme formuna imza toplama oyunu gerçekten de uğraştırıcıydı. Form sonrası bankaya para yatırmak, ne yapıp formuma imza attıklarını bilmediğim bir sayman, bir öğrenci işleri ziyaretleri sadece başlangıçtı. Ama asıl macera üstümde kitap kalmadığını kontrol ettirmek için ortalama bir insanın 20 dakikada çıkıp 15 dakikada ineceği bir yokuş ile kütüphaneye ulaşmak ve geri dönmek ile başladı. Bilgisayara adım girildikten sonra imza almam 5 saniye sürdü. Gerek sayman, gerek kütüphane gerekse de diğer birimlerle ilgili bilgilerim merkezi bir sistem ile kontrol edilebilirdi. Bunlardan sonra da, zaten daha önce benden alınmış olan kişisel bilgiler, adres, telefon, vd. tekrar alınması ile gelecekte bana ulaşılabilmesi için mezunlar ofisine yollandım. İşte Türkiye'nin içinde olduğu durum bu. Plansızlık, bir araya gelememe, süreç yönetememe, insanları, ister genç ister yaşlı, ister öğrenci ister hasta değersiz görme ve nicesi. Her noktada bilgisayarlar, adımıza açılmış kayıtlar, ama bunların birbirine bağlı işlememesi. Ya bunun gerekliliğin fark edilmemesi ya da becerilememesi. Aslında çoğunuzun bildiği bu gerçekleri yazmak istemiyordum, ama bu bir haftada iki oldu. Gittiğim bir hastanede SSK veritabanına ulaşılamaması sonucu sabah kan tahlili vermek umuduyla 2,5 saat beklerken yazmayı düşünüp vazgeçmiştim... Ama bu şekilde bir bilgi toplumuna dönüşmemiz çok zor. Karar vericilerin aymazlığı, bizim tepkisizliğimiz bilişimin her alanda işleri inanılmaz kolaylaştırdığı bir çağda bizlerin bu hale düşmesine neden oluyor. Öyle bir hal ki, teknoloji işleri kolaylaştıracağına zorlaştırıyor! 17 Haziran '06Günceye (Blog) Ne Sıklıkla Yazmak GerekirŞubat ayından beri web sitemin geri kalan bölümlerine zaman ayıramıyorum, son bir iki ayda günceye de eskisi kadar sık yazamıyorum. Temel neden bunlara daha az zaman ayırabilmem. Sitenin diğer bölümlerini bir yana bırakıp sadece bu günce sayfalarını düşünecek olursam, aslında bu durum beni pek de kaygılanmıyordu. Zira eskiden beri kayda değer ve güncel şeyleri yazmaya dikkat ederim.Öte yandan siteyi güncel tutma hedefini de aşan bir yaklaşım güncelerle yükseldi, o da her gün, hatta aynı gün içinde birkaç kez yeni bir şeyler yazmaktı. Daha popüler bir günce sahibi olmak, daha çok okunmak, aramalarda daha yukarda çıkmak için bunun gerektiğine sıkı sıkıya inanıldı. Bu yaklaşıma ısınamadım, çok değil özlü konuşmamız bize öğütlenmemiş miydi? Kısaca sitenin geri kalanını güncelleyemem ve günceleri tıka basa doldurmak üzerine birkaç kelime yazarım diye ne zamandır düşünürken geçen hafta bu konuya değinen 10 maddeli bir liste okuyunca konu bugüne kısmet oldu. Ne kadar sıklıkla yazdığınız önemli değil, çünkü trafik yaratmak artık eskisi kadar önemli değil, çünkü sadık okur zaten RSS kaynağınıza abone, çünkü laf kalabalığı daha az araştırma, doğrulama, yani daha az güvenilir, kaliteli içerik demek. Technorati'ye göre günce yazarlarının sadece 11%'i haftada bir kez ya da daha sık yazıyor. Peki zaten çoğunluk az güncelliyorsa ben niye bu konuyu tartışıyorum. Çünkü ben herkese seslenen yayınlar yapmıyorum, yazmaya başladığım ilk günden beri. Başarı için hedef kitleye odaklanma gerekliliği gerçeği diğer alanlarda olduğu gibi günce yazmada da geçerli. Bu durumda arama motorlarında yüksek sıra elde etmek, günce sitelerinden daha çok kişi çekmek gibi, trafik arttırmak için günce tazelemek kesinlikle en iyi yol değil. Çünkü trafik değil müşteri, okur, katkıda bulunacak kişi, vb.lerine ulaşmak gerekli. Listelenen diğer nedenlere değinmek gerekirse, sıklıkla güncellenen günceler sadece çok boş zamanı olanların bu işle uğraştığı izlenimi yaratıyor. Böylece başarılı olma potansiyeli yüksek kişiler günce yazmaktan çekinir hale geliyor. Günce, her yazılan belli seviyeyi koruyamıyorsa, okurda hatta yazarda yorgunluk ve bıkkınlık yaratıyor. Sonunda sadece okur o günceyi takip etmekten vazgeçmiyor, çoğu günce yazarı da bir süre sonra yazmaktan vazgeçiyor; daha şimdiden dev bir terk edilmiş günce çöplüğü İnternet... 13 Haziran '06Web 2.0 Katılımcılığı Günce (Blog) Tutan Vatandaş Gazeteci Tarafından Manipüle Edilirse..."Web 2.0" etiketi altında başarı hikayelerini yazdığımız, topluluk oluşturan, topluluğun "kulaktan kulağa" gücüyle pazarlama harcaması yapmadan hızla büyüyen şirketler artıyor. Bir örnek de İspanyol kablosuz İnternet erişim sağlayıcı Fon. Fon kablosuz ağ cihazlarına sahip olanlar veya başka cihazlara Fon'un yazılımını yükleyenler basitçe Fon abonesi olmuş oluyorlar. Fon aboneliğinin özel yanıysa, kablosuz modemlerinin İnternet sinyalini başka bir kullanıcıyla ücretsiz paylaşanların Fon'un tüm halka açık erişim noktalarından bedava hizmet alabilmesi. Bu paylaşımı yapmayanlara bile farklı olanaklar sunuluyor, örneğin kablosuz modemlerini bir açık erişim noktası gibi ücretli kullandıranlar, Fon'un elde ettiği gelirin bir kısmını kazanabiliyor. Böylece bir telekomünikasyon operatörü olmak için gereken yatırımların parasal değerinin çok daha azı harcanarak, sisteme dahil olanların ekledikleri tuğlalar sayesinde ciddi büyüklüğe ulaşılıyor. Aynı diğer Web 2.0 başarı hikayelerindeki gibi.Hangi hikayenin tutacağını belirleyen başlıca faktörlerden biri ise, İnternet dünyasının ünlüleri, onların sözleri, yorumları ve yönlendirmeleri. Çok popüler günce (blog) yazarları bir hizmeti ya da ürünü anlatırken ne kadar nesnel olabiliyor, ilerde ne kadar olabilecekler? Vatandaş gazeteciliği ve İnternet'te içerik üretimi üzerine oldukça düşünen biri olarak bu gelişmelerin ne kadar büyük bir dalga olduğunu fark ettiğim gibi, mevcut gazetecilik ile ortak yönleri olacağını da tahmin ediyorum. Nitekim yukardaki Fon örneğini aldığım Wired makalesi de buna dikkat çekiyor: Günce yazarları okurlarına yön veriyor, öneri yapıyor ve abartılı bir pazarlama dalgası yazardan okura yöneliyor. Kendisi de yazan bu okur dalgayı güçlendiriyor ve ortaya siz nasıl çağırmak isterseniz isteyin bir hortum ya da kasırga çıkabiliyor. Alışılageldik medya dünyasına güven kaybımız genellikle çıkar ilişkilerini sorgulamamızdan kaynaklanıyor, şimdi İnternet medyası da aynı sorunları yaşayacak gibi, ister kurumsal olsun ister bireysel. Haber vermek ile çıkar ilişkisinin çarpışmasının yanında, insanlar Fon ve diğer örneklerde olduğu gibi bir araya gelerek, içinde bulundukları sisteme nasıl güç kattıklarını ve neyi inşa edebildiklerini gördüler, görüyorlar. Web 2.0 olarak etiketlendirmekle kısıtlayamayacağım gerçek, İnternet'in sunduklarının bizi daha katılımcı, daha paydaş süreçlerin yaşandığı bir dünyaya götürme olasılığının ümit verici olduğu. 10 Haziran '06Video Günceler (Vlog) Alternatif Medya Yaratma Konusunda Hızla İlerliyorGeçen yıl ilk kez düzenlenen video günce (videoblog veya vlog) konferansı Vloggercon'ın ikincisi bu yıl çok daha fazla kişinin katılımıyla San Francisco'da gerçekleştiriliyor. Metinlerden oluşan web güncelerinin ardından sesli kayıtlar, podcastler hızla çoğalmıştı. Son yıllarda video kaydedebilen taşınabilir cihaz sayısındaki artış ve geçtiğimiz yıl MP3 çalarların yeni modellerinin video oynatır hale gelmesiyle daha fazla kişi çekimlerini İnternet'te, YouTube.com, vb. sitelerde paylaşmaya başladı.Sayısı hızla artan video güncelerin bazıları oldukça popüler. Kişisel tecrübeler, yaşananlar yanında görüntülü haberler yayınlayan vloglar da mevcut. Bir süredir herkesin kendi içeriğini bu kadar kolayca İnternet'te başkalarına sunabilmesiyle içerik hazırlama ve dağıtımında tekellere rakip geldiğinden bahsediyoruz. Çok elden yayılan içerik insanlara alternatif medya tüketim olanakları sunuyor. Hele metin ve ses içeriğinden sonra video yayınlarının da sayısız noktadan kaynaklanması bu tezi güçlendirir şekilde insanların İnternet tabanlı teknolojilere gittikçe daha fazla itimat edeceğini gösterir gibi. Tabii İnternet tabanlı teknolojiyi elde etmenin ve dağıtmanın tekelinin de artık bilgisayarlarda olmadığını unutmamak gerekiyor. 7 Haziran '06İnternet'te Tanışan 5 Türk Günce Yazarından Ortak Kitap ProjesiEn değerli Türkçe içerik sunan web günceleri (blog) arasında yer alan Altı Üstü Tasarım'ın yazarı Mehmet Doğan'dan çıkan ilginç bir fikir sonucu daha önce yüzyüze gelmemiş beş kişi, beş günce yazarı, siber ortamda bir araya gelip yeni bir projeye başlama kararı aldık. Doğan'ın önce kendi sayfalarında duyurduğu, sonra Atölye'de açıkladığı proje bir kitap çalışması. Doğan ve benimle beraber bu işe girişen değerli kalemler Ana Fikir'den Selim Yörük, e-dünya'dan sizin bildiğiniz adıyla Kara ve kendi adını taşıyan güncesiyle Arda Kutsal.Henüz fikri olgunlaştırma çabasındayız, kayda değer ilerlemeler kat edildikçe diğer yazar arkadaşlarım sitelerinden duyurucaklar, ben de arada bir konuya değineceğim. Yıllardır farklı fikir, plan ve konularla başlamanın ucundan döndüğüm kitap yazımına böyle girmek benim için ilginç, bir o kadar da cesaret ve mutluluk verici. Zira yine yenilikçi, belki de örneği olmayan bir işin içinde olacağım, İnternet üzerinde birbirlerini okumanın ötesine geçmeyen birkaç günce yazarı bir araya gelip bir kitap yazmış olacak. Hele İnternet kültürünün yaygınlaşmadığı, yeteri kadar genişlemediği ülkemizde bu daha da ilginç bir gelişme olacak, bir yandan da Türk günce yazarlarının etkili ve üretken bir topluluğa dönüşme potansiyelini göstermiş olacak. 5 Haziran '06Google Türkiye İyi Başladı, En Geniş 6. Gmail Grubu Türk KullanıcılarCuma günü kısaca konuşabildiklerimden biri de Google Türkiye yöneticisi idi. Google'ın gittikçe daha fazla hizmetini yerelleştirdiklerini Google Maps üzerinde İstanbul aratıp haritada dolaşarak gösterdi. Bu hizmetlerin niye yeteri kadar duyurulmadığı konusunda ise henüz çalışmalarının devam ettiğini, 20 Haziran'da duyurular yapacaklarını, etkili bir iletişim çalışmasına başlayacaklarını öğrendik.Yaptırdıkları güncel bir araştırmayla Türkiye'de 16 milyon kişinin az ya da çok İnternet kullandığını, bu kişilerin çoğunluğunun en çok tükettiği 2. medya türünün de İnternet olduğunu belirtip, reklam açısından ise İnternet'in toplam reklam pastasının %2-3'ünü alabildiğine dikkat çekti. Bu oransızlık İnternet reklamcılığında büyüme potansiyelini gösterirken duyduklarımdan Google Türkiye'nin reklam gelirinin ise azımsanmayacak bir rakam olduğu izlenimine kapıldım. Gmail ücretsiz e-posta hizmetinin Türkiye'de çok popüler olduğunu da öğrendim, hatta Türk kullanıcıları dünyadaki en büyük 6. Gmail kullanıcı grubu imiş. Nisan ayında da Türk kullanıcıların en geniş 5. MSN kitlesi olduğu duyurusu MSN Türkiye'den gelmişti. Aslında bu rakamların son derece normal olduğunu düşünüyorum, öncelikle nüfusumuz, özellikle de genç nüfusumuz oldukça fazla. İkinci olarak, alternatifleri çok irdelemeyen, teknolojide hep sınırlı seçenek arasında gidip gelen bir ülkeyiz; buna ek olarak kurumsallaşma ve e-dönüşümün yavaş kalması nedeniyle şirket, okul e-posta adresleri yani kurumsal e-posta hizmetlerindense web tabanlı olanları kullanmaya meyilliyiz. Gmail'in daha çok kişi tarafından kullanılması Google Talk anında haberleşme yazılımına da ilgiyi arttırdı, ilerde Türkiye'de de MSN kullanımına ciddi alternatiflerden biri olarak algılanmaya başlayabilir. Lafın kısası Google Türkiye'nin, ya da Google'ın Türkiye operasyonunun ilk dönemi hiç de fena başlamadı. 3 Haziran '06TIM Avea'da Payını TT'ye Devredecek, ADSL Tarifelerinde İse Değişiklik YoldaDün MBA eğitimimizi noktalama amaçlı bir akademik seminerde yeni Türk Telekom'un yönetiminden ve danışmanlarından bazıları ile kısa da olsa konuşma fırsatım oldu. Ojer Telekom'un Türkiye'ye gelmeden önce de telekomünikasyon tecrübesi çok fazla değildi. Buna ek olarak gözlemlerim sonrası tahminim Ojer'in pazarda ciddi bir serbestleşme olacağı beklentisiyle buraya geldiği ve bu iki faktör nedeniyle British Telecom Consulting'den danışmanlık alındığı.Daha güncel gelişmeler ise Telecom Italia Mobile, İş Bankası ve TT ortaklığındaki Avea'da bu yapının değişmek üzere olduğu. Telecom Italia, Ojer'in TT konsorsiyumunda yer almıştı, şimdi de büyük olasılıkla ellerindeki %40 Avea hissesini doğrudan Ojer'e değil TT'ye devredecekler. Dün TT yöneticileri bu konuda bir toplantı yapmış. Buradan gelecek para ile de TT içinde Telecom Italia'nin payını arttırabilirler ama bu son olasılık hakkında bir bilgim yok. Öte yandan TT'nin yeni tarife çalışmaları da devam ediyor. Ses trafiği, yani telefon görüşme tarifelerinde olası bir indirim UMTH firmalarını daha da zorda bırakabilir, ama tarife değişikliğinin kesin olduğu alan ADSL. Hız mı artar, fiyat mı düşer bilemiyorum ama bir süredir kulaktan kulağa yayılan "yeni ADSL tarifesi gelecek" haberi doğru çıkacak fakat zamanı kesin değil... 2 Haziran '06Kamuda Açık Kaynak ve Özgür Yazılım Kullanımı Hakkında DPT ÇalışmalarıBugün akademik bir seminerde Google Türkiye, Türk Telekom gibi firmaların temsilcileriyle konuşma fırsatı buldum ve beklediğimiz bazı gelişmelerin yolda olduğunu doğrulatmış oldum. Bunları yarın yazmayı düşünüyorum. Sırayla gitmek istediğimden geçtiğimiz günlerde, üye olduğum bir e-posta grubuna Görkem Çetin'in attığı bir mesaj ile fark ettiğim gelişmelere bugün yer vermek istiyorum. DPT'nin e-dönüşüm eylem planı çalışmalarından açık kaynak kodlu ve özgür yazılımlarla ilgili iki raporu kurumun sitesinde yayınlandı."Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Açık Kaynak Kodlu Yazılımların Uygulanabilirliği" olarak adlandırılan eylem çalışmaları altında "Açık kaynak kodlu yazılımların idari, mali ve hukuki boyutları (PDF biçiminde)" raporu kamuda açık kaynak yazılım kullanılmasının artı ve eksilerini, önemli noktaları öne ele alıyor. "Göç Planı Hazırlanması ve Uygulanması (PDF biçiminde)" raporunda ise adından da anlaşıldığı gibi kamunun açık kaynağa geçme sürecinin nasıl yönetilmesi gerektiğine değiniyor. Ama bu rapor aynı zamanda küçük işletmelere de rehber olmayı amaçlıyor. Gerçekten de açık kaynak yazılım kullanımının artık ülkemizde daha iyi anlaşılması, daha fazla saygı görmesi gerekiyor. Açık kaynağın ciddi bir alternatif olarak ortaya çıkması ile daha verimli ve kazançlı tecrübeleri ülke olarak yaşayabiliriz. DPT'nin bu çalışmaları bu nedenle önemli. Ama eylem planları hayata geçmeyince bir anlamı da kalmıyor ilerleme çabamızın. | tıklayın, destekleyin: cihansalim.net 'ten seçmeler :
Cep Telefonu Bilgisayarınıza Modem Olsun
Yeni İnternet Alan Adları ve Yönetimi: Ne Nedir? F
Cep
Telefonunu
Mükemmel Yönetmek İçin: Bilgisayar İle Cepteli Buluşturmak
Doğadan Masaüstünüze: Yeni Duvar Kağıtları
Programlama Bölümü Yenilendi
Ekran Kartı Optimizasyonu İle Daha Yüksek Görüntü Performansı
USB Dosyası: USB 1.1 ve 2, Alternatifler, Ayarlar
C
Sanal Disk Sürücü ile CD/DVD Yazıcı Olmadan
Kopyalamak
Overclock ile Bedava Performans Artışı
Yeni Windows
2004 Bilişim Yıllığı İnternet Telefonu, VOIP | |||