Lost gibi diziler, sinema filmleri bizleri farklı zaman dilimleri, evrenler, boyutlar arasında dolaştırırken izlenme rekorları kırıyor. Bu ilginin güçlenmesi ise, son yıllardaki İnternet ve iletişim aracı kullanım şekillerimizin bizleri toplumdan izole etmektense farklı şeyleri bir arada yaşamaya itmesinden kaynaklanıyor olabilir.
Ne zaman YouTube yasağı sorulsa yetkililer "Google'ın da vergi borcu var", "YouTube Türkiye'de ofis açmalı" diyor. "İnternet'teki tüm siteler her ülkeye vergi ödemeli, vergi ödemeyenler sansürlenmeli" gibi bir kanun olsa bile(!), niye Google sansürlenmiyor o zaman? Ve küreselleşen dünyada reklam gelirlerini ayrıştırmak ne mümkün!
İsrail ile yaşanan gerginlik sonrası gösterime girmesi ertelenen Sex and the City 2, serinin önceki filmi ve de dizi yıllarıyla karşılaştırıldığında çok da başarılı değil. Ama yaz aylarına uygun, hafif, eğlencelik bir seyir. Ama böyle bir yapıma aşırı önem verip bazı değerleri aşağıladığını düşünmek için bence fazla alınganlık yapılıyor
İstanbul Tiyatro Festivali'nde Budist rahip dansçılardan harika bir performansı Sutra gösterisiyle izledik, ama festivalin geri kalanı bende 2008'deki heyecanı yaratmadı. Yine çok önemli bir performans ise ünlü usta Pina Bausch'un 2003 yılında İstanbul'dan esinlenerek hazırladığı Nefes'in tekrar sahnelenişi idi. Tabii tüm bunlar farklı düşünceleri de yanında getirdiler...